HBA1C testi nedir, ne işe yarar, nasıl yapılır?

Diyabeti (şeker hastalığı) kontrol altına almak ve diyabet tanısı koymak için yapılan HBA1C testi, hemoglobin adı verilen kan hücrelerinin kandaki şeker oranından nasıl etkilendiği uygulanan bir yöntemdir. Bir anın değil bir sürecin resmini verir. Diyabet tanısı koymada büyük öneme sahiptir.

Hareketsiz yaşayan, hipertansiyon ve aşırı kilo sorunu olan kişilerin diyabet riskine karşı her yıl en az bir kez Hga1c testi yaptırması önerilmektedir.

Nasıl yapılır?

Kişinin kanındaki şeker seviyesinin üç aylık ortalamasını veren bir testtir. Damardan bir tüp kan alınarak test yapılır ve sonuç paylaşılır. HBA1C testi için aç olmak ya da tok olmak gerekmez. Üç aylık kan şekeri ortalamasının 7,5 altında olması beklenir. Fakat HBA1C değeri aynı olan hastalar arasında günlük sürekli ölçüm sonuçları analiz edildiğinde bazı hastaların günlük şeker trendlerinin çok dalgalı olabildiği görülmüştür. Her ne kadar HBA1C değeri beklenen değer olsa da bu dalgalanmaların da önüne geçilmesi gereklidir.

Kırmızı kan hücreleri yani alyuvarların içinde oksijen taşıyan hemoglobinler bulunur. Ayrıca glikoz da aynı hücrede yer alır. Alyuvarın 3 aylık ömrü boyunca glikozlar oksijen taşıyan hemoglobinlere yapışarak onların değişimine ve HBA1C adlı yeni hallerine dönüşmelerine neden olurlar. Eğer kandaki şeker seviyesini ölçen ve üç aylık ortalamayı veren bu testin sonucunda glikozillenme oranı fazla ise kişinin diyabetinin kontrolünün yeterli olmadığı anlaşılır.

Neden yapılır?

Hekim, diyabet tanısı için HBA1C testi isteyebilir. Ancak genellikle zaten diyabet tanısı konulmuş olan kişilerde diyabetin kontrol altına alınıp alınamadığını izlemek üzere A1c testi yapılır. Bu test, bir başka deyişle diyabet tedavisinin başarısını ölçer. Fakat genel bir ortalama verdiği için diyabetli kişinin gün içerisindeki tüm glikoz seyir profiline hakim olabilmek elbette diyabet tedavisinde çok çok önemlidir.

HBA1C testi için aç olmak gerekir mi?

Hekim, HBA1C testi istediğinde Hemoglobin A1c nasıl yapılıyor ya da HBA1C testi için açlık gerekir mi sorusu akla geliyor. HBA1C testi için aç ya da tok olmanız fark etmez. Kan alınır ve bir laboratuvar ortamında kandaki glikozillenmiş hemoglobin seviyesi değerine bakılır.

Kimler yaptırmalı?

  • Diyabet riski ve belirtileri taşıyan kişile
  • Fazla kilolu olan kişiler
  • Yüksek tansiyon ve kalp sorunu olanlar
  • Diyabet hastası olan kişiler hastalığın seyrini saptamak için yaptırmalıdır

HBA1C testi nasıl çalışır?

Teste konu olan HBA1C ne demek sorusunun yanıtı, glikozillenmiş hemoglobinlerdir. Kana kırmızı rengini veren hücreler olan hemoglobinler, kan şekeri yüksek olan bireylerde glukoz ile birleşerek glikozillenmiş hemoglobinlere dönüşür. Bu birleşmenin nedeni vücudun kanda bulunan şekeri doğru şekilde kullanamaması ve dokulara taşıyamamasıdır. Protein yapılı hemoglobinlerle birleşen glukoz miktarı, kan şekerinin o andaki seviyesi ile doğru orantılıdır.

Vücutta üretilen hemoglobinler ortalama 2 ile 3 ay aralığında yaşam süresine sahiptirler. Bu nedenle kandaki HBA1C düzeyinin ölçülmesi ile 2-3 aylık sürece ilişkin kan şekeri düzeylerinin ortalama değeri elde edilebilir. Belirli bir sürece ilişkin ortalama kan şekeri düzeyini yansıtması nedeniyle HBA1C, diğer kan şekeri taramalarına oranla çok daha yüksek bir doğruluk oranına sahiptir.

Genellikle tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünün ne derecede sağlanabildiğinin araştırılmasına yönelik olarak başlangıçta 3 ayda bir, kan şekeri regülasyonu oturtulduktan sonra ise 6 ayda bir veya yılda bir tekrarlanır. Diyabet hastası olmayan sağlıklı bireylerde kanda bulunan hemoglobinlerin yaklaşık olarak %5’i glikozillenmiş halde bulunur. HBA1C testi sonucunda bu değerin hafif yüksek bulunması prediyabeti, daha da yükselmesi ile diyabet hastalığını işaret eder.

HBA1C normal değeri;

  • Normal: %5,7’nin altında
  • Prediyabet: % 5.7 ile 6.4 arası
  • Diyabet: %6.5 veya daha yüksek

HBA1C neden yükselir?

  • İnsülin üretilememesi veya kullanılamaması
  • Hipertansiyon
  • Aşırı kilolu olmak veya obezite
  • Hareketsiz bir yaşam tarzı

Bu faktörler aynı zamanda diyabet geliştirme riskinin de başlıca nedenleridir.

HBA1C yüksekliği ne tür sorunlara yol açar?

  • Kalp-damar hastalıkları
  • Kalp krizi
  • İnme veya felç
  • Böbrek hasarı
  • Sinir hasarı
  • Körlük, katarakt gibi göz rahatsızlıkları
  • Kol veya ayak kaybetme olasılığı (ampütasyon)
  • Enfeksiyon riskinde artış
  • Tüm hastalıklarda iyileşme süresinin uzaması

HBA1C nasıl düşürülür?

  • Kan şekerini yükselten karbonhidratlı ve şekerli gıdaları tüketmemek
  • Sigarayı ve alkolü tamamen bırakmak
  • Sağlıklı ve dengeli beslenmek (sebze ağırlıklı, lifli gıdalar yemek)
  • Bol su içmek
  • Fazla kiloları vermek için diyet yapmak
  • Yürüyüş, yüzme vb. aktiviteler yapmak
  • Stresle başa çıkma yöntemlerini (nefes teknikleri vb.) öğrenmek
  • Antibiyotik, ağrı kesici gibi böbrekleri yoran ilaçları zorunlu olmadıkça kullanmamak
  • HBA1C yüksek çıktığında doktorunuz yukarıdaki öneriler dışında gerek duyarsa sitagliptin (januiva) ve repaglinid (prandin) gibi ilaçlar reçete edilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Göğüs ağrısında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Göğüs ağrısında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hastanın yaşamsal bulguları kontrol edilir (ABC)
  • Hasta hemen dinlenmeye alınır, sakinleştirilir
  • Yarı oturur pozisyon verilir
  • Kullandığı ilaçları varsa almasına yardım edilir
  • Yardım istenerek (112) sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır
  • Yol boyunca yaşam bulguları izlenir

Olası nedenleri;

Göğüste kuvvetli ağrı nedenleri arasında en sık kalp spazmı (angina pektoris) ve kalp krizi (miyokart enfarktüsü) görülür. Her ikisi de kalp kasının belli bir yerine gönderilen kanın azalması sonucu oluşur.

Belirtileri;

Kalp Spazmı (Angina Pektoris) belirtileri:

  • Sıkıntı veya nefes darlığı olur
  • Ağrı hissi; genellikle göğüs ortasında başlar, kollara, boyuna, sırta ve çeneye doğru ilerler
  • Sıklıkla fiziksel hareket, fiziksel zorlanma, heyecan, üzüntü ya da fazla yemek yeme sonucu ortaya çıkar
  • Kısa sürelidir, ağrı yaklaşık 5–10 dakika kadar sürer
  • Ağrı, istirahat ile durur, istirahat halindeyken görülmesi ciddi bir durumu gösterir
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez

Kalp Krizi (Miyokart Enfarktüsü) belirtileri:

  • Hasta ciddi bir ölüm korkusu ve yoğun sıkıntı hisseder, terleme, mide bulantısı, kusma gibi bulgular görülür
  • Ağrı; göğüs ya da mide boşluğunun herhangi bir yerinde, sıklıkla kravat bölgesinde görülür, omuzlara, boyuna, çeneye ve sol kola yayılır
  • Süre ve yoğunluk olarak kalp spazmı (angina pektoris) ağrısına benzemekle birlikte daha şiddetli ve uzun sürelidir
  • En çok hazımsızlık, gaz sancısı veya kas ağrısı şeklinde belirti verir ve bu nedenle bu tür rahatsızlıklarla karıştırılır (Bu tür gaz ya da kas ağrıları, aksi ispat edilinceye kadar kalp krizi olarak düşünülmelidir)
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez
Paylaşın

Glukoz Tolerans Testi nedir? Detaylar

Açlık kan düzeyinin normalin üzerinde, ancak diyabet tanısı konulması için yeterli derecede yüksek olmadığı hastalara uygulanılması önerilen Glukoz Tolerans Testi, hastaya belli miktarda glukoz içeren bir çözelti içirildikten sonra belirli zaman dilimlerinde kan glukoz ölçümü yapılmakta ve glukozun dolaşımdan uzaklaştırılışı takip edilmektedir.

Doktor ya da beslenme uzmanı tarafından özel bir beslenme düzeni önerilmediyse, test yapılmadan önce üç gün normal şekilde yemek düzeni sürdürülmeli ve aşırı ya da her zamankinden farklı bir egzersiz yapılmamalıdır. Test uygulanmadan bir gece önce, saat 21:00’dan sonra su dışında herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir.

Hastalar düzenli kullandıkları ilaç varsa ilaçlarını almaları gereken saatlerde almalıdır, ancak kullandıkları ilaç yiyeceklerle birlikte alınıyor ise test bitimine kadar bu ilacın alınması ertelenebilir. Ayrıca bazı ilaçlar Glukoz Tolerans Testisırasında hatalı sonuçlara yol açabilirler.

Bu nedenle test öncesinde hastanın kullandığı ilaçlar hakkında doktoruna bilgi vermesi ve bu ilaçların kullanılabilirliği hakkında onay alması gerekmektedir (Glukoz Tolerans Testi testini etkileyen ilaçların sıklıkla bir hafta öncesinden kesilmesi önerilmektedir).  Şüphe duyulan herhangi bir durumda mutlaka testi isteyen doktora danışılmalıdır. Glukoz Tolerans Testi enfeksiyon varlığında, ayrıca ağır bir stres, travma ya da cerrahi girişim söz konusu ise uygulanmamalıdır.

Glukoz Tolerans Testi sıklıkla kimlere uygulanmaktadır?

  • Taramalar sırasında açlık kan glukozu 110-126 mg/dL arasında bulunan kişilere
  • Diyabet şüphesi bulunan gebelere
  • Şişmanlığa eşlik eden diyabet veya glukoz tolerans bozukluğunun gösterilmesi için
  • Genç yaşta açıklanamayan nöropati, retinopati, ateroskleroz, koroner damar hastalığı veya periferik damar hastalığı olanlarda
  • Travma, cerrahi girişim, miyokard infarktüsü gibi stresli durumlarda hiperglisemi veya glukozüri saptanan kişilerde akut durum geçtikten sonra glukoz metabolizmasını değerlendirmek için.

Glukoz Tolerans Testi nasıl uygulanmaktadır?

10-12 saatlik gece açlığını takiben, hastadan glukoz ölçümü için açlık kan örneği alınmakta ve belli miktarda glukoz içeren bir içecek içirilip (300 ml su içinde  75 g glukoz), 120.dakikada kan glukoz düzeyi ölçülmü için ikinci bir kan örneği alınmaktadır. Testin uygulandığı süre boyunca çay, kahve, sigara içilmemeli, herhangi bir yiyecek tüketilmemelidir. Çok az miktarda su içilmesinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Anormal test sonucu ne anlama gelmektedir?

Sağlıklı bir kişide 2. saatte alınan kan örneğinde kan glukoz düzeyinin 140 mg/dL’nin altında olması beklenmektedir. Glukoz değerinin 140 – 200 mg/dL arasında ölçülmesi bozulmuş glukoz toleransı olarak tanımlanmakta ve bu kişiler ileride diyabet gelişimi için takip edilmesi gereken kişiler olarak tanımlanmaktadır. Glukoz Tolerans Testi’nde 2. saat glukoz değerinin 200 mg/dL’nin üzerinde bulunduğu hallerde ise diyabet tanısı konulmaktadır.

Diyabet tedavisi, beslenmenin düzenlenmesine ek olarak, ağızdan alınan ilaçlar veya insülin ile yapılmaktadır. Doktorunuz sizin için hangi tedavinin uygun olacağına karar verecek ve düzenli aralıklarla tedaviye verilen yanıtı takip edecektir.

 

Paylaşın

Faset Eklem Enjeksiyonu nedir, nasıl yapılır?

Omurlar omurgayı oluştururken birbiri üzerine oturur ve yüz yüze gelir. Bu nedenle aralarında “faset” yani yüz yüze anlamına gelen eklemler oluşur. Bu eklemler birbirleriyle çeşitli bağlar ve kıkırdak dokusuyla birleşir. Faset eklemlerin amacı disklerle birlikte omurganın hareketini sağlamak ve gereksiz hareketlere karşı kısıtlamaktır.

Faset eklemler boyundan başlar belin sonuna kadar devam eder. Faset eklemlerin aynı diş sinirine benzer dahili sinirleri vardır. Yaşla meydana gelen artrozlarda, yani eklem kireçlenmelerinde, eklem iltihaplarında, travmalarda faset eklemler her seviyede, daha çok bel ve daha sonra boyun bölgesinde zedelenebilir. Bu durumda dahili sinirlerde sıkışma meydana gelir ve faset hastalığı dediğimiz durum ortaya çıkar.

Faset hastalığı bel ve boyunda ağrıya yol açmakla birlikte disk hernisinden, yani bel kaymasından farklıdır. Bel kaymasında hasta öne doğru eğildiğinde ağrıdan yakınırken, faset hastalığında hasta uzun süre oturduktan sonra ayağa kalkarken, aynı pozisyonda uzun süre kalırsa veya kendini arkaya doğru verirse daha çok ağrıdan yakınır.

Bu durumlarda hasta genellikle ödem çözücü ilaçlara ve fizik tedavi yöntemlerine yanıt vermezse, o zaman faset eklemlerin içine çeşitli ilaçlar verilebilir veya faset eklemlerin dahili sinirleri aynı diş tedavisinde uygulanan kanal tedavisi gibi yani sinirin tahribi yoluna gidilir.

Nasıl yapılır?

Faset eklem enjeksiyonları, lokal anestezi altında siz uyanıkken ve iletişim kurabilir durumdayken gerçekleştirilir. İşlem sırasında daha rahat olabilmeniz için bazen sağlık uzmanınız size ilaç verebilir. Enjeksiyon genellikle siz röntgen masasında midenizin üzerine yatar durumdayken gerçekleştirilir. Enjeksiyon işleminden önce, EKG, kan basıncı manşonları ve kan-oksijen takip cihazları takılabilir.

Doktorunuz veya bir asistan, etkilenmiş eklemin üzerine denk gelen alanı temizleyecek ve sterilize edecektir. İşlem süresince muhtemelen, doktorunuzun iğneyi doğru faset ekleme yerleştirmesine izin veren floroskopik x ışınlarına maruz kalacaksınız. Dikkatli bir yerleştirme işleminden sonra doktorunuz enjeksiyon bölgesi üzerini örten cildi uyuşturmak için lokal anestetik kullanacaktır. Sağlık uzmanınız asıl ilacı eklem kapsülünün içine enjekte etmeden önce bunun için uygun bölge olup olmadığından emin olmak amacıyla ekleme röntgen ışınlarında gözükecek kontrast madde (boya) enjekte edecektir.

Enjeksiyondan önce ne gibi hazırlıklar gerekir?

  • Faset eklem enjeksiyondan önce hekiminizden yöntemi size ayrıntılı olarak açıklamasını isteyin. Hekiminiz sizden yasalar gereği yazılı onam isteyecektir.
  • Hekiminizi diğer tüm rahatsızlıklarınız, kullandığınız ilaçlar, varsa allerjiye neden olan etkenleri ve ilaçlar  konusunda bilgilendirin. E vitamini, glukozamin, sarımsak, gingeng gibi bitkisel ilaçlar da kanamaya yol açabilir.
  • Aspirin dışındaki tüm kan sulandırıcı ilaçların kesilmesi gerektiğinden ilgili doktorunuza danışmanızda fayda vardır.
  • Müdahaleye giderken daha önce yapılmış tüm tetkiklerinizi, MR, bilgisayarlı tomografi, laboratuar bulgularını yanınızda götürün.
  • Rahat kıyafetler giyin ve saat, yüzük ve diğer mücevherlerinizi evinizde bırakın.
  • İşlemden önce en az 4 saat önceden su ve gıda alımı kesilmelidir. Ancak diğer sistemik hastalıklar nedeniyle alınması gerekli olan ilaçlar az bir miktar suyla alınabilir.
  • İşlem sırasında sedasyon adı verilen yüzeyel anestezi işlemi uygulanacağından yalnız eve dönüşe izin verilmez. Bir refakat ile birlikte gelinmelidir. Aynı zamanda uygulanan lokal enestezik bacaklarda geçici bir güçsüzlük ve hissizlik yapabildiğinden araba kullanamazsınız.

Neden Yapılır?

Faset eklem enjeksiyonunun iki nedeni vardır: teşhis (ağrının kaynağını belirlemek için) ve tedavi (tespit edilen anormalliği tedavi etmek için).

Bel ağrılarının çoğu, birkaç hafta içinde kendiliğinden veya dinlenme, antienflamatuar ilaçlar, fizik tedavi veya egzersiz gibi geleneksel tedavilerle iyileşecektir. Altı haftadan daha uzun bir süredir bel ağrısından muzdaripseniz ve geleneksel tedavi yöntemlerinin yardımı olmadıysa, doktorunuz omurganın yapılarını incelemek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) gibi teşhise yönelik testler isteyebilir. Faset eklemdeki bir sorun (enflamasyon, tahriş, şişme veya artritler) bel ağrısına yol açabilmektedir. Teşhis için yapılan testler faset eklemde bir anormalliği işaret edebilir, bu da ağrının kaynağının faset eklem olduğunu düşündürebilir. Ancak bazen ağrının kaynağı faset eklemken sonuçlar normal çıkabilir, öte yandan anormal sonuçlar da sorunun daima faset eklemden kaynaklandığını göstermez.

Bel ağrısının kaynağının gerçekten bir faset eklem olup olmadığını tespit etmek için bir enjeksiyon (bazen “blok” olarak da adlandırılır) verilebilir. Faset eklemin içine küçük bir miktar anestetik veya uyuşturucu ilaç enjeksiyonu ağrıyı azaltır veya ortadan kaldırırsa, bu durum ağrının kaynağının faset eklem olduğunu gösterebilir. Bu, faset eklem enjeksiyonunun teşhise yönelik kullanımıdır. Ağrının kaynağı olarak bir faset eklem belirlenirse, anestetik ajanlar ve antienflamatuar ilaçlar daha uzun süreler için ağrın kesilmesini sağlayabilir.

Riskleri ve yan etkileri nelerdir?

Faset eklem enjeksiyonları  ve faset eklem sinirinin bloğu 40 yılı aşkın bir süredir uygulanan güvenli yöntemlerdir. Yöntem görüntüleme altında ve iğneye benzer elektrodlarla uygunır. Bu elektrodların özelliği, elektrodun ucunun elektronik olarak uygulama bölgesinin direncini ohm cinsinden ölçebilmesidir. Bu nedenle istenmeyen bölgelere ulaşıldığında yöntem uygulanmaz.

Yan etkileri çok seyrektir. Sınırlı bir alana verilmesi ve sistemik yayılımının çok az olması nedeniyle steroide bağlı yan etkiler hemen hemen hiç görülmez. Enfeksiyon ise oldukça ender görülen ciddi bir yan etkidir. Önlemek için işlem tamamen steril koşullarda yapılmalıdır. İğnenin giriş yeri ve eklim radyolojik görüntüleme altında belirlendiğinden kanama, sinir hasarı gibi ciddi yan etkilere neredeyse hiç rastlanmamaktadır.

Enjeksiyondan sonra ne olur?

İşlemin hemen ardından, ağrınızın azaldığını veya tamamen dindiğini hissedebilirsiniz. Sağlık uzmanınız, ağrınızın rahatlama seviyesini değerlendirmek için normal olarak ağrıya neden olan bir hareket yapmanızı isteyebilir. Nadiren de olsa bazı hastalar enjeksiyondan birkaç saat sonra bacak güçsüzlüğü, uyuşukluk veya karıncalanma hissettikleri halde, prosedürden hemen sonra yürüyebileceksiniz. İlaçlar tepki sürenizi etkileyebileceği için, enjeksiyondan hemen sonra araba kullanmak genellikle önerilmez. Prosedürün ardından sizi eve götürebilecek birisi olması gerekebilir.

Evdeyken, enjeksiyon bölgenizde olabilecek herhangi bir ağrıyı buzla veya sağlık uzmanınızın yazdığı ilaçlarla tedavi edebilirsiniz. Genellikle bu durumu önemsememeniz ve ilk gün kendinizi zorlamamanız önerilir. Enjeksiyonun anestetik kısmı zamanla ortadan kalktıktan sonra, bel ağrınız geri gelebilir. Enjeksiyonun steroid kısmının ağrıyı kesmeye başlaması, yedi ilâ on gün sürebilir. Genellikle ilk günün ardından ağrınızın izin vereceği oranda günlük aktivitelerinize geri dönebilirsiniz; ancak, izin verilecek özel aktiviteler hakkında sağlık uzmanınızdan öneriler almak için onunla beraber durumunuzu gözden geçirmelisiniz. Çoğu durumda enjeksiyonu izleyen gün işe geri dönebilirsiniz.

Tedaviye yönelik yapılan ilk faset enjeksiyonu sonrası ağrınız dinmezse, aynı bölgede enjeksiyon tedavileri genellikle önerilmemektedir. Araştırma, prosedürün uygulandığı hastaların %18-63’ünde faset enjeksiyonlarının altı aydan daha uzun bir süre boyunca bel ağrısını dindirebildiğini bulmuştur. Faset enjeksiyonlarının tek başına bir ağrı tedavisi olmaktan ziyade, hastanın diğer geleneksel tedavi şekillerini (fizik egzersiz, yoga, germe ve eğilme) uygulayabilmesine izin veren bir yöntem olarak kullanılması önerilmektedir.

Kimlere yapılmamalıdır?

En az dört veya altı hafta süren bir ağrınız yoksa ve diğer geleneksel tedavi türlerini denemediyseniz, bel ağrınızın tedavisinde faset enjeksiyonlarını olmamalısınız. Aşırı kanama eğiliminiz varsa veya kanın pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan bir ilaç, örn. coumadin veya heparin alıyorsanız, bu prosedür tavsiye edilmez; bu ilaçları alıyorsanız sağlık uzmanınıza bunu söylemelisiniz. Bel ağrınızın nedeni bir enfeksiyon veya tümör olarak teşhis edilmişse, ağrıyı dindirmek için başka yolların kullanılması da önerilebilir.

Paylaşın

Epidural Lizis nedir, nasıl yapılır? Detayları

Epidural Lizis; Bel veya boyun fıtığı ameliyatları sonrası ameliyat bölgesindeki sinirlerin çevresinde oluşan yapışıklıklar şiddetli ağrıya neden olabilir. Bu yapışıklıların oluşması cerrahın hatasına bağlı olmayıp tamamen hastanın bünyesi ile ilgilidir. Bu durumda omurga kanalına gitar teli inceliğinde özel bir sonda yerleştirilerek 2-3 gün süreyle özel ilaçların verilerek oluşan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasına çalışılır.

Epidural (beyin ve omurilik zarının dışı) bölgede çeşitli nedenlerle oluşan lezyonlar ağrı nedeni olarak karşımıza çıkabilmektedir. Epidural bölgedeki lezyonların oluşma sebepleri arasında; cerrahi operasyon sonrası bu bölgeye kanama olması ve iyileşme sürecinde yara dokusu haline gelmesi, diskte ortaya çıkan yırtık sonrası disk içeriğinin bu bölgeye sızması, bel fıtığı ameliyatı sonrası disk yırtılması, omurga gövde kırığı sayılabilir.

Fakat en sık sebep cerrahi işlem sonrası yara dokusu oluşumudur. Oluşan yara dokusu sinir kökleri üzerinde bası yaparak veya uyarıya sebep olarak kalıcı ağrı oluşumuna sebep olur.

Epidural lezyonların MR (manyetik rezonanas) veya BT (bilgisayarlı tomografi) gibi klasik yöntemlerle tanınması oldukça güçtür. Epidurogram (epidural aralığa radyoopak madde vererek görüntüleme) ve epidurografi (epidural aralığın görüntülenmesi işlemi) epidural lezyonu en iyi şekilde ortaya koyabilir.

Epidural lezyona bağlı ağrıyı gidermek için bir iğne aracılığıyla epidural aralığa yapılan tek seferlik enjeksiyonlarda, enjekte edilen sıvının en az direnç ile karşılaştığı yolu izlediği ve lezyonun içine ulaşmadığı görülmüş ve lezyonun giderilebilmesi için bir kateter yardımıyla lezyonun içine girilmesi ve bu şekilde ilaç uygulanması tercih edilir olmuştur.

Epidural lizis (erime) nasıl yapılır?

Ağrıya sebep olan epidural lezyonun içine kateter yerleştirerek lezyonun tam içine hipertonik tuz çözeltisi verip lezyon ve yapışıklıkların ortadan kaldırılması işlemidir. Epidural lezyonun oluştuğu bölgeye göre kaudal (kuyruk sokumu), servikal (boyun) ve torakal (sırt) epidural lizis yöntemleri uygulanır.

Hasta yüzüstü pozisyonda yatırılır. Bel bölgesinin düzleştirilmesi amacıyla karın altına yastık destek konulur.İşlemin yapılacağı bölgenin temizliği sağlanır ve steril olarak silinip hazırlanır. Skopi (X ışınları kullanarak görüntüleme sağlayan cihaz) kontrolü ile girişimin yapılacağı bölge görüntülenir(Şekil-1). Epidural kateter takıldıktan sonra hasta 3 gün hastanede yatırılarak, her gün 30 dk.’lık seanslar halinde ilaç pompası yardımıyla hipertonik tuz çözeltisi lezyonun içine uygulanır(Şekil-2). Hastanede kalış süresi boyunca damar yolundan, taburcu edildikten sonra da ağız yoluyla 5 gün süre ile kullanılan antibiyotik tedavisi, oluşabilecek enfeksiyon riskini ortadan kaldırır.

Kimlere epidural lizis yapılabilir?

Özellikle bel ve sırt ağrıları nedeniyle başarısız cerrahi geçirmiş olan hastalarda, bunun dışında epidural alanda lezyon oluşumuna neden olabilen spinal kolon metastatik kanserleri, disk yırtıkları, omurga kırıkları, faset eklem sendromu gibi patolojilerde epidural lizis yöntemi ağrıyı gidermek ve yapışıklıkları açmak amaçlı kullanılabilir.

Epidural lizisten önce ne yapılmalı?

Epidural lizis işleminde kullanılan hipertonik tuz çözeltisinin yara dokusu bölgesinde ve sinir köklerinde güçlüödem çözücü etkisi vardır. Fakat hipertonik tuz çözeltilerinin epidural alana enjeksiyonu oldukça ağrılıdır ve bu ağrı nadiren 5 dakikadan uzun sürer. Bu nedenle tuz çözeltilerinin epidural alana enjeksiyonundan 30 dakika önce epidural alana 10ml % 0,25’lik bupivakain verilerek oluşabilecek ağrının önüne geçilir. Daha sonra da 10ml hipertonik tuz çözeltisi infüzyon pompası ile epidural alana uygulanır. 3. gün son enjeksiyon tamamlandıktan 10 dakika sonra da kateter çekilir.

Girişim gününde başlayan veya daha öncesinden başlamış olan grip, sinüzit veya benzeri bir enfeksiyonunuz varsa yahut sebebi saptanmamış da olsa yüksek ateşiniz varsa girişimden önce mutlaka doktorunuza bildiriniz.
Aspirin®, Coraspin ®gibi kan sulandırıcı ilaçlar ve gingko biloba içeren Tebokan®, Bilokan® türü ilaçlar 4 gün önceden kesilmeli.

Özel durumlarda kullanılan pıhtılaşma önleyici ilaçlar (Coumadin® , Plavix®) da size bu ilaçları kullanmanızıöneren hekimle görüşüp hekim onayını almanızın ardından en az 1 hafta önceden kesilmeli.

Girişimin 4 saat öncesinden itibaren tamamen aç ve susuz kalmanız; herhangi bir katı-sıvı gıda, su ve çay almamış olmanız gerekmektedir. Eğer devamlı olarak kullanmanız gereken kalp, şeker veya tansiyon ilacı varsa doktorunuzla görüşerek ilaçları nasıl almanız gerektiğini sorunuz. Girişim günü mevcut en son tarihli görüntüleme yöntemi ve filmleri ( MR-EMG-Tomografi) beraberinizde getiriniz.

Müdahalenin yapılacağı bölgede açık yara veya enfeksiyon düşündürecek cilt defektlerinin varlığında doktorunuza danışınız. Mutlaka size eşlik edebilecek bir refakatçi ile geliniz, yalnız gelmeyiniz.

Epidural lizis sonrası ne olur?

Epidural lizis uygulamasından sonra %80 oranında hastaların ağrılarında azalma/kaybolma ve motor işlevlerde belirgin düzelme görülür. Azalan ağrı ve azalmış olan kas gücünün yerine gelmesiyle hastalar fizik tedavi programına alınır. Fakat yaygın yara dokusu oluşumu nedeniyle lezyonların tamamını lizise uğratmak her zaman mümkün olmayabilir. Gerek duyulduğunda işlem tekrar uygulanabilir.

Kimlere epidural lizis yapılmaz?

  • Hastanın yöntemi reddetmesi
  • Pıhtılaşma bozuklukları
  • Vücut sıvı miktarındaki azalma (hipovolemi)
  • Girişim bölgesinde enfeksiyon
  • Sistemik enfeksiyon

Epidural lizis riskleri nelerdir?

Yan etkiler nadir olarak görülmektedir. Ortaya çıkabilme ihtimali olan yan etkiler şu şekilde sıralanabilir;

  • Beyin omurilik zarının altında kalan bölgeye yapılan enjeksiyona bağlı;
    1. Paralizi (kas gücü kaybı)
    2. Barsak-mesane fonksiyonlarında bozulma
  • Enfeksiyon (menenjit, abse..)
  • Kalp ritm bozukluğu
  • Kısmi felç, sfinkter kontrol kaybı
  • Hızlı enjeksiyona bağlı beyin kanaması, görme bozukluğu, baş ağrısı

(Kaynak: algo.com.tr)

Paylaşın

EEG (Elektroensefalografi) nedir, nasıl yapılır?

Beynin elektriksel aktivitesini ölçmek için EEG cihazı ile yapılan EEG (Elektroensefalografi), beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır.

Kalp elektrosuna (EKG) benzetilebilir. Bundan farklı olarak çok daha fazla noktadan ve daha uzun süreli çekim yapılır. EEG beynin yapısal işlevlerinden çok fonksiyonel durumu hakkında bilgi verir.

Yeni doğmuş bebeklerden en son yaşa kadar tüm yaştan hastalara EEG tetkikleri yapılabilinir. EEG tetkiklerinin hiçbir yan etkisi yoktur. EEG sırasında sadece beyin elektriksel aktivitesninin  dalgalar şeklinde kaydı yapılır. Vücuda elektrik verilmez.

EEG çekilmesindeki amaç;

EEG çekiminin temel amacı beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının değerlendirilmesidir. EEG ile hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor. EEG beyin lezyonlarının, tümörlerinin, infarktüslerinin, enfeksiyonlarının, ve epileptik aktivitenin, psikozların , beyin ölümünün ve Beynin elektriksel aktivitesini bozan her türlü hastalığın tanısında kullanılabilir. Epilepsi hastalığının teşhisinde ve tiplerinin belirlenmesinde tedaviye karar verilecek olan inceleme yöntemi EEG’dir.

EEG hangi nedenlerle yapılır?

  • Sara (Epilepsi) hastalığı
  • Bilinç ve algı bozuklukları
  • Unutkanlık, dikkat bozukluğu, bunama
  • Bazı psikiyatrik hastalıklar
  • Uyku bozuklukları
  • Koma, beyin ölümü
  • Santral sinir sistemi iltihabı

EEG nasıl çekilir?

  • Beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrotlar aracılığıyla EEG aletine iletilir ve veriler ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedilir
  • Çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi söz konusu değildir ve hasta herhangi bir ağrı duymaz
  • Parazitsiz, kaliteli bir kayıt alabilmek için hasta çekim sırasında aksi istenmedikçe gözlerini kapalı, çene ve boyun kaslarını gevşek tutmalı, olabildiğince hareketsiz durmalıdır
  • Çekimin 3 dakikasında hastadan derin nefes alıp vermesi, çekimin 10 dakikasında ise aralıklı olarak verilen ışık kaynağına bakması istenir

EEG süresi ne olmalı?

Beyin elektrik dalgaları uykuda, uyanıklıkta ve uyanıklıktan uykuya geçiş dönemlerinde farklılıklar gösterir. Belli dönemlerde hastalıklara ait bulgular daha bariz görülür veya hiç görülmez. Dolayısıyla ideal bir EEG incelemesinde bütün bu dönemlerin görülmesi hedeflenmelidir. İdeal olarak bir saatlik uyku ve uyanıklığın gözleneceği bir kayıt tercih edilir. Daha uzun,3 saatlik,  gece boyu veya 24 saatlik kayıtlar da kullanılabilir .

  • Normal EEG (Rutin EEG) : 20- 30 dakika arasında sürer
  • Uyku-Uyanıklık EEG: Ortalama 1 saat sürer (20 Dakika uyanık, 40-60 dakika uyku halinde)
  • Bazı durumlarda  3 saatlik, tüm gece veya 24 saatlik EEG çekilebilinir

Bebek ve çocuklarda EEG;

  • Küçük yaştaki çocuklarda (genel olarak 5 yaşından küçüklerde)  kayıt sırasında hareketlilik,  istenen talimatlara uyum gösterememeleri ve uyku ile beyindeki anormal elektriksel aktivitenin daha net ortaya çıkması nedeniyle uyku sırasında EEG kaydı tercih edilir
  • Kayıt süresi olabildiğince uzun tutulmaya çalışılır (mümkün ise en az 1 saat).Yeterli uyku kaydından sonra uyandırılır, uyanık dönemde de EEG kaydına devam edilmeye çalışılır
  • Çocuklarda ve çok küçük yaştaki bebeklerde uykuda EEG kayıtları çok daha değerlidir ve bu nedenle bir EEG incelemesi mümkün ise en az 1 saat uyku EEG kaydı içermelidir
  • Uyku sırasında beyinin biyoelektrik aktivitesi tamamen değişir. Uykunun farklı dönemleri vardır bu dönemlere özgü EEG değişiklikleri saptanır
  • Uyku  beyindeki anormal elektriksel aktivitenin ortaya çıkmasına yardımcı olur
  • Hastanın bu uyku EEG çekim öncesi  uykusuz kalması, çekim esnasında uyumasını kolaylaştıracağı ve anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır
Paylaşın

Elektrik yanıklarında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Elektrik akımı insan vücuduna ancak devreyi tamamlayabileceği bir çıkış bulduğunda girer ve buna elektrik çarpılması denir. Elektrik akımının havada ilerlemesi sonucu ise elektrik arkı oluşur. Elektriksel arkın vücuda temas etmesi sonucu yanık oluşur ve oluşan ışınlar geçici körlüğe neden olabilir. Geçici körlükte kazalı panik halindedir ve görme yetisini tamamen kaybettiğini sanır. Bu durumda kazalı sakinleştirilir, körlüğün geçici olduğu anlatılır ve gözleri uygun bir şekilde ışık geçirmeyen bir malzeme ile kapatılır. Elektrik arkı kazalarında çoğu kez vücuttan akım geçmez, yanık I. ve II. derece cilt yanığı olarak oluşur.

I.ve II. derece cilt yanıklarında ilk yardım

I. Derece Yanık; Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir.

II. Derece Yanık; Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir.

Elektrik arkı nedeniyle oluşan 1. ve 2. derece yanıklarda ilk yardım basamakları:

  • Yaralının bulunduğu ortamdaki elektrik arkı tehlikesi ortadan kaldırılır.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi). Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir.
  • Yanık bölge en az 20 dakika oda sıcaklığındaki su altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez). Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır.
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır. Takılan yerler varsa giysi kesilir. Temizliğe dikkat edilir. Su toplamış yerler patlatılmaz.Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmez. Yanık üzeri temiz ve nemli bir bezle örtülür veya streç film ile kaplanır. Yanık bölgeler (parmaklar vb.) birlikte bandaj yapılmaz.
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzak ise, yaralının kusması yoksa, bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat – 1 çay kaşığı tuz karışımı veya maden suyu) verilerek sıvı kaybı önlenir.
  • Tıbbi yardım istenir (112).

Elektrik vücuda girince toprağa doğru direnci en düşük yapıları tercih eder. Direnci en düşük yapı merkezi sinir sistemi ve uzantısıdır. (Beyin-Omurilik) Direnci en düşük ikinci yapı içinde kan ve idrar gibi sıvı bulunan dolaşım ve boşaltım sistemidir. Elektrik vücuda girer ve çıkarsa yani devre tamamlanırsa, etki iki şekilde olur.

  • Direkt elektriksel etki,
  • Elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi ile oluşan etki.

1 – Direkt elektriksel etki

Vücuda giren elektrik akımı, merkezi ve periferik sinir sistemi, kalp ve solunum kasları üzerinden kendini gösterir. Çok güçlü kasılmalar, solunumun durması veya bozulması ve ventrikül fibrilasyonu bu nedenledir. Solunum durması ve ventrikül fibrilasyonu yaşamla bağdaşmaz. Temel yaşam desteği (yapay solunum ve dış kalp masajı) yapılmazsa kazalı kaybedilir. Kalp üzerinden geçen elektrik, kalbin elektriksel aktivitesini bozar ve kalp kası normal kasılmasını yapamaz, titreşmeye başlar, kan pompalama işlevini yapamaz. Kan pompalanmaz ise başta beyin olmak üzere hayati organlara kan ve oksijen gidemez. Beyin hücrelerinden başlayarak 3-5 dk içinde ölüm başlar. Elektrik kazalarındaki ani ölümlerden genellikle ventrikül fibrilasyonu sorumludur.

Bu durumu tersine çevirmek için defibrilatör kullanmak gerekir ve bu işlem ne kadar çabuk gerçekleşirse o kadar etkili olur. Defibrilatör 112 ambulanslarında vardır. Onun için kazalının bilinci kapalı ise 112 derhal aranır. Bir an önce gelsin, bir an önce (10 dk içinde gelmesi arzu edilir) defibrile edilsin. Bir kural olarak bütün elektrik kazalarında 112 çağrılmalı ve 112 gelene kadar kazalının efor harcaması engellenmelidir. Kazalı hastaneye ulaştığında hemen monitöre bağlanır ve kalp atışları 48 saate kadar izlenir. Baş ucunda bir de defibratör kullanıma hazır bekler. Kaza anında oluşmayan fibrilasyonun sonradan oluşma olasılığı vardır. Onun için kazalıyı kıpırdatılmaz (kalbin yükünü arttırmamak için) ve diğer araçlar yerine mutlaka acil servis araçları ile taşınır.

Direkt elektriksel etki kazalarında ilk yardım basamakları:

  • Önce olay yerini değerlendirilir ve olay yeri güvenli hale getirilir. Kendimizi ve varsa etraftakileri ikincil kazalardan koruyacak önlemler alınır.
  • Kazalının bilinci kontrol edilir. Bilinç yoksa derhal 112 aranır. Bilinç varsa 4. adıma geçilir.
  • Bilinci kapalı kazalı sert zemine sırt üstü yatırılır. Solunum yolu açıklığı sağlanır. Soluk alıp almadığına bakılır. Soluk alıyorsa Koma Pozisyonuna getirilir. Soluk almıyorsa 112 gelene kadar veya yaşamsal bir bulgu oluşana kadar Temel Yaşam Desteği (yapay solunum ve dış kalp basısını bir arada uygulamak) yapılır.
  • Bilinci açık kazalıya kendinizi tanıttıktan sonra, adı sorulur. Bir şikayeti olup olmadığı öğrenilir ve kendisinden kıpırdamaması istenir. Kronik bir hastalığı, sürekli kullandığı bir ilaç olup olmadığını, alerjisi olup olmadığını vb. öğrenilir. Kazalı yalnız bırakılmaz, sürekli moral verilir, solunumunun ve dolaşımının normal olup olmadığını gözleyerek çağırdığınız 112’nin gelmesini beklenir ve kazalı gelen ekibe teslim edilir. Kazalıdan alınan bilgiler ekibe aktarılır.

Elektrik akımının vücuda girmesiyle, elektriksel etkinin ısı enerjisine dönüşmesi sonucu kişide yanıklar oluşabilir. Böyle bir durumda kişinin hava yolu açıklığı, solunum ve dolaşımı değerlendirilmelidir. Çoklu travması olan olguda “yanığı unutun” prensibi geçerlidir ve hayati tehlike arz eden yaralanma öncelikle yönetilmelidir. Tüm elektrik yanıkları hastaneden tedavi gerektiren ciddi yaralanmalardır.

Elektrik yanıklarında ilk yardım basamakları;

  • Yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilir. Akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilir.
  • Yaralının ABC’si değerlendirilir. (Hava yolu açıklığının değerlendirilmesi, solunumun değerlendirilmesi, dolaşımın değerlendirilmesi)
  • Yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmez.
  • Yaralı hareket ettirilmez
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülür.
  • Tıbbi yardım istenir.(112)

(Kaynak: isguvenligi.net)

Paylaşın

Epidural Steroid Enjeksiyonu nedir? Detaylar

Epidural Steroid Enjeksiyonu; boyun ve bel ağrılarında kullanılan cerrahi dışı tedavi yöntemlerinden biridir. Daha geniş bir tanımla; boyun, kol, bel ve bacak bölgelerinde sinirlerin sıkışmasına ve uyarılmasına bağlı olarak gelişen ağrıları geçirmek için kullanılan cerrahi-dışı bir girişimsel ağrı tedavisi uygulamasıdır.

Dünyada 40 yıldır omurga kaynaklı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılan, iyi sonuçlar alınmasını sağlamasının yanı sıra yan etkileri minimal olan bir işlemdir.

Epidural enjeksiyonun genel amacı fıtık başlangıcı ya da fıtık olan disk bölgesindeki ödemi ortadan kaldırmak, disk çevresindeki yangıyı ve olası bir sinir kökü basısını azaltmaktır. Düşük riski ve önemli bir yan etki potansiyeli olmaması nedeniyle yaygın bir yöntemdir.

Özellikle ilaç tedavisi, egzersiz ve fizik tedavi gibi konservatif yöntemlerle düzelme sağlanamayan disk kaynaklı bel, bacak, boyun ve kol ağrılarında tercih edilir.   İşlemin uygulandığı hastaların büyük bölümünde ağrı tamamen yok olur. Ağrı ile birlikte görülen hissizlik, uyuşukluk, kas güçsüzlüğü gibi belirtilerde de önemli iyileşme görülür.

Düzelme sağlanamayan az sayıdaki hastada ise işlem tekrarlanabilir. Genel kabul, işlemin bir kaç ay içinde 3 kez uygulanabileceğidir.  İşlem lokal anestezi altında ve ayrıca hastaya sedasyon sağlayıcı ilaçlar verilerek yapılır. Hasta işlem sırasında ağrı duymaz.

Yan etkileri çok seyrektir. Sınırlı bir alana verilmesi ve sistemik yayılımının çok az olması nedeniyle steroide bağlı yan etkiler hemen hemen hiç görülmez. İşlem sonrasında bazı hastalarda, yatak istirahatı ve ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilen, geçici baş ağrısı görülebilmektedir. Bu durumun görülme sıklığı yaklaşık binde birdir.

Görüldüğü gibi epidural enjeksiyonun en sık görülen komplikasyonu bile oldukça seyrek olarak karşımıza çıkmaktadır. Enfeksiyon ise oldukça ender görülen ciddi bir yan etkidir. Önlemek için işlem tamamen steril koşullarda yapılmalıdır. İğnenin giriş yeri ve epidural boşluk radyolojik görüntüleme altında belirlendiğinden kanama, sinir hasarı gibi ciddi yan etkilere neredeyse hiç rastlanmamaktadır.

Uygulama sonrası bel ağrısı şikayetinde düzelme, işlem sonrası bir kaç günle iki hafta arası bir zamanda gerçekleşir. Düzelmenin işlem yapılır yapılmaz hemen gerçekleşmesi beklenmemelidir. İşlemin yapıldığı günün ertesi günü yatak istirahatı önerilir.

Genellikle hastalar daha önce yapamadıkları bir çok zorlayıcı aktiviteyi yapabilir hale gelebilecek kadar düzelme gösterirler. Ancak kendilerini zorlamamaları konusunda uyarılmalıdırlar. İşlemden sonra doktor kontrolü altında ve fizyoterapist gözetiminde kontrollü olarak artan aktivitelerde bulunulmalıdır.

(Kaynak: centralhospital.com)

Paylaşın

Ekokardiyografi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Kalbin teşhisinde kullanılan bir yöntem olan Ekokardiyografi, kalbin ses dalgaları yolu ile (ultrason) iç yapısının ve işlevlerinin incelenmesidir. Ses dalgalarının iletilmesini sağlayan bir alet (transdüser) vasıtası ile yapılır.

Yaygın olarak kullanılan eko kardiyografi, doktorun, kalbin atmasını ve kan pompalama işlemini rahatlıkla görmesini sağlar. Kalpte oluşabilecek hastalıklar eko kardiyografi ile görülebilir.

Dört çeşit Ekokardiyografi yöntemi vardır. Bunlar;

  • Transtorasik (Yüzeysel) Ekokardiyografi; Bu yöntemde, sonografi cihazına (dönüştürücü) jel sürülür. Sonografi cihazı, hastanın kalbinin değişik bölgelerine bastırılarak gezdirilir. Bu uygulamada röntgensel ışıklar kullanılmaz. Dönüştürücü cihaz kalpteki sesleri kaydederek görüntüleri ekrana yansıtır.
  • Transözofajiyal Ekokardiyografi; Doktor, daha fazla ayrıntı ve net bir görüntü isteyebilir. Bu durumda transözofajiyal eko kardiyografi önerilir. Hastanın boğaz yoluna anestezik ilaçlar verilerek uyuşması ve rahatlaması sağlanır. Esnek bir tüp, boğaz yoluna yerleştirilerek yemek borusuna ulaşması sağlanır. Dönüştürücü, kalpteki ses dalgalarını kaydederek, ayrıntılı olarak görüntüyü ekrana verir.
  • Doppler Ekokardiyografi; Doppler ultrason yöntemi olarak da bilinen bu yöntem, kalbin kasılma ve çeşitli gevşeme hareketlerini en doğru ve sağlıklı olarak ölçmek için kullanılır. En hassas ve yeni teknolojik yöntemdir. Bu yöntemde elde edilen görüntüler renkli ve ayrıntılıdır.
  • Stres Ekokardiyografi; Bazı kalp problemleri, özellikle de koroner arterlere kan sağlayan kaslar, sadece fiziksel aktivite zamanında ortaya çıkar. Stress eko kardiyografi de, koroner arter problemleri için kullanılır. Hastaya, egzersiz yöntemi veya kalp atımını hızlandıracak ilaçlar verilir. Hastanın kalbinin her hareketi bu yöntemle kayıt altına alınır.

Neden yapılır?

  • Steteskop vasıtasıyla işitilen kalp seslerinin (üfürümler vb.), kalp büyümesinin, açıklanamayan göğüs ağrıları, nefes darlığı veya düzensiz kalp atımlarının sebebini araştırmak amacıyla
  • Kalp boşluklarının şeklini ve boyutlarını ölçmek için
  • Kalp duvarlarının kalınlıklarını ve hareketlerini kontrol etmek için
  • Kalp kapak yapılarının ve hareketlerinin net olarak değerlendirilmesi için
  • Yapay kapağın fonksiyonlarının değerlendirilmesi için
  • Kalp fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla
  • Kalp kasını etkileyen hastalıkları (örneğin kardiyomiyopatiler) tespit etmek için
  • Kalbin içindeki pıhtı ve tümörlerin değerlendirilmesi amacıyla
  • Konjenital kalp hastalıkları ya da bu nedenle yapılan cerrahi girişimleri kontrol etmek amacıyla
  • Kalp krizi sonrası kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi için
  • Kalbin etrafında sıvı toplanması durumunda sıvı miktarının, cinsinin değerlendirilmesi ve kalbi saran perikard zarının yapısını ve kalınlığının değerlendirilmesi amacıyla
  • Kalpten çıkan ana atar damarların (aort damarı, pulmoner arter) yapı ve çaplarının değerlendirilmesi amacıyla yapılır

Faydaları nelerdir?

  • Kalp boyutundaki değişikler bu yöntemle belirlenir. Zayıflamış veya hasara uğramış kalp kapakçıkları, yüksek tansiyon veya kalp odacıklarında genişlemeler, rahatlıkla görülüp tedavi edilebilir.
  • Eko kardiyografiden elde edilen ölçümler, her kalp atışı ile dolu ventrikülden dışarı pompalanan kan yüzdesini net bir şekilde göstererek erkenden kalp yetmezliği hastalığını tanımlar.
  • Kalp krizi riski bu yöntemle belirleneceğinden, riskin azalmasına yardımcı olur.
  • Kalp kapakçıklarının yeterli kan akışı sağlayıp sağlamadığı görüntülerle elde edilir. Kalpteki anormal bölgeler rahatlıkla görüleceğinden tedavi edilme oranı yükselecektir.

Ekokardiyografiden sonra neler yapılmalıdır?

Hastaların çoğu eko kardiyografiden hemen sonra sosyal yaşantısına geri dönebilir. Test sonuçları normal değerlerde ise herhangi bir tedaviye gerek duyulmaz.

Paylaşın

Dermabrazyon nedir, ne işe yarar, nasıl yapılır?

Plastik rekonstrüktif cerrahide çok uzun yıllardan beri uygulanan Dermabrazyon, yani zımpara yöntemi, derideki düzensizliklerin, dikiş izlerinin ve kırışıklıkların azaltılması amacıyla özel bir motora bağlı olarak çalışan zımpara uçlar ile derinin mekanik olarak soyulması işlemidir.

Dermabrazyonda yapılan soyma işlemi derin bir soymadır ve derinin üst tabakasının (epidermis)  tamamı,  alt tabakasının (dermis) ise bir kısmı mekanik olarak soyulmaktadır. Alt tabakanın kalan kısmındaki hücreler vasıtasıyla deride yenilenme gerçekleşir.  Böylece yeni oluşan deri daha pürüzsüz ve homojen renge sahip olur.

Dermabrazyon uygulamaları;

Mikrodermabrazyon Uygulaması; Mikrodermabrazyon, alüminyum oksit mikrokristalleri püskürten yüksek basınçlı cihazlarla cildin üst tabakasının soyulması işlemidir. Bu süreçte derinin altındaki sağlıklı doku aşama aşama ortaya çıkarılır. Böylece çok daha sağlıklı ve canlı bir cilt elde edilir. Birer hafta ara ile yapılması gereken seansların sayısı derinin durumuna göre değişiklik gösterir.

Salabrazyon Uygulaması; Salabrazyon, vücuttaki bir dövmenin çıkarılması amacıyla dövme üzerinde Dermabrazyon uygulanarak bu bölgenin üzerine sofra tuzu bırakılması ve boyanın çıkarılması işlemidir. Bu süreçte tuz bu bölge üzerinde ne kadar uzun süre kalırsa işlem o kadar başarılı olur. Ancak yara izi kalma riski arttığı için işlemin muhakkak bir uzman tarafından yapılması gerekir.

Dermabrazyon öncesi öneriler nelerdir?

  • İşlemden en az 7-10 gün önce sigara kesilmelidir
  • İşlemden 7-10 gün önce aspirin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar kesilmelidir. Sürekli ilaç kullananlar kardiyoloji hekimlerine danışmalıdır
  • İsoTretinoin ( A vit) kullanan kişiler, en az 6 ay öncesinde ilaç tedavisini kesmiş olmalıdır
  • İşlem lokal veya bazen genel anestezi altında yapılacağından doktorunuzdan ameliyat öncesi hazırlıkları sorunuz
  • Yüzünde uçuk (herpes simplex enfeksiyonu) öyküsü bulunanlar, günde üçe bölünmüş halde 2400 mg toplam doz asiklovir tedavisine başlamalıdırlar

Dermabrazyon kimlere yapılmamalıdır?

  • Dermabrazyon her yaş gurubunda uygulanabilir
  • Yaşlılarda iyileşme daha zor ve geç olur
  • Koyun tenli kişilerde iz kalma riski daha yüksek olur. Dikkatli olunmalıdır
  • Yüzünde veya işlem uygulanacak bir başka bölgede cilt enfeksiyonu, şüpheli cilt lezyonu, cilt kanseri,uçuk gibi patolojiler olan kişilerde uygulanılmamalıdır
  • Aktif sivilceleri olan kişilerde uygulanmamalıdır
  • İsotretinoin kullananlarda kullanılmamalıdır
  • Güneşe ya da çeşitli maddelere alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır
  • Yaz aylarında uygulanması genelde tercih edilmemelidir. İstenmeyen izler bırakabili.

Dermabrazyon işlemi nasıl yapılır?

Dermabrazyon, uygulanacak alanın genişliğine bağlı olarak lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Genellikle sadece problemli bölge değil, problemli bölgeyi içeren yüz bölümünün tümüne dermabrazyon uygulanır. Örneğin, alında küçük bir iz için tüm alına dermabrazyon uygulanması gerekir. Bundaki amaç ton farkı oluşmasının önlenmesi ve homojen bir görünüm sağlanmasıdır.  İşlem yaklaşık 1-1.5 saate kadar sürer. Birden fazla seans uygulama gerekebilir.

Uygulama, ucunda elmas veya tel zımpara bulunan taşı hızla çeviren bir motor yardımıyla yapılır. Uygulamadan sonra deride şişlik oluşabilir. Hasta özellikle sert gıdaları çiğnerken ağrı duyabilir. Şişlikler birkaç günle bir hafta arasında geriler. Uygulama alanında kabuklanma olabilir. Erkeklerde, birkaç gün tıraş olunmaz. Yara iyileştikten sonra da ilk günlerde makine ile tıraş tavsiye edilir.

Dermabrazyon sonrası iyileşme nasıl olur?

İşlem sonrasında, işlem uygulanan alanda özel pomadlar içeren nemli bezler bulunur. Oluşan şişlik ve ağrı için çeşitli ilaç ve pomadlar kullanılır. Cilt yenilemesi gerçekleşince, 7-14 gün içinde bu bez kaldırılır ya da kendi düşer. Açığa çıkan tam iyileşmemiş olan cilt daha hassas ve kızarık renkli bir cilttir. Bu kızarıklık 4-6 hafta, bazen daha uzun sürebilir. Yeni cildin oluşması 3 ayı bulabilir. Bu süre içinde ve sonrasında 1 yıla yakın süre güneşten korunmak çok önemlidir. Birkaç seans halinde tedavi tekrarı gerekebilir.

Dermabrazyon sonrası öneriler nelerdir?

  • İşlem sonrası çeşitli ağrı kesici, kaşıntı giderici, nemlendirici ilaç ve pomadlar verilir
  • 2-3 hafta boyunca içki ve sigara kullanılmamalıdır (yara iyileşmesi bozulmaması ve kızarıklığın artmaması için)
  • Yüz bölgesi uygulamalarında erkekler birkaç gün tıraş olmamalı ve takibinde makine kullanmalıdır
  • Güneşten korunma ve güneşten koruyucu krem kullanımı en az 1 yıl boyunca önemlidir.
Paylaşın