İklim Değişikliği Bulaşıcı Hastalıkları Körüklüyor

Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkıp yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de insan kaynaklı iklim değişikliği. Bu sonuç, “Nature” adlı bilim dergisinde yayınlanan Hawaii Üniversitesi’nin bir çalışmasında tespit edildi.

Hawaii Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Profesörü ve araştırmanın baş yazarı Camillo Mora, araştırmanın sonucunu “Sera gazı emisyonlarının sağlık için bu kadar büyük bir tehdit olduğunu görmek gerçekten ürkütücü” şeklinde özetledi.

Araştırmacılar 800’ün üzerinde bilimsel araştırmayı inceleyerek bulaşıcı hastalıkların yüzde 58’inin iklim değişikliği nedeniyle daha da vahim hale geldiğini tespit etti. Üç binden fazla bireysel vakada bu yönde bir bağlantı kanıtlandı. Araştırmaya göre, incelenen 375 hastalıktan 160’ı sıcaklık, 121’i sel, 71’i fırtına, 81’i kuraklık ve 43’ü de ısınan denizler nedeniyle daha olumsuz bir seyretti.

Kuraklık ve fırtınalar nedeniyle su kirliliği

İklim değişikliği ve hastalıklar arasındaki bağlantılar oldukça farklı etkenler içeriyor. Örneğin kuraklıkların tetiklediği su ve gıda kıtlığı, vahşi hayvanların yerleşim alanlarına yaklaşmasına neden olabiliyor. Bu durum, insanların, hayvanlar veya parazitler tarafından bulaştırılan bir hastalığa yakalanma riskini artırıyor.

Kuraklık aynı zamanda insanların kirli su içmek zorunda kalabileceği anlamına da geliyor. Bu durum ishalli hastalıklara veya koleraya yol açabiliyor.

Fırtınalar, şiddetli yağmurlar ve seller yollara, elektrik hatlarına veya kanalizasyon sistemlerine zarar vermenin yanı sıra temiz içme suyu tedarikini de aksatabiliyor. Bu tür durumların hepatit A ve E, rotavirüs ve tifo salgınlarına neden olduğu biliniyor.

Bir başka nokta da bağışıklık sisteminin, örneğin kuraklık veya sıcak hava dalgalarının yol açtığı yetersiz beslenme nedeniyle zayıflaması ve hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelmesi. Aynı şekilde yine aşırı hava koşullarının neden olduğu stres de hayvanların yanı sıra insanların bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor.

Bilim insanları, toplamda iklim değişikliğinin hastalıkların ortaya çıkmasını teşvik edebileceği 1000’den fazla farklı yol tespit etti.

Egzotik hastalık taşıyıcıları Avrupa’da

Yüksek sıcaklıklar sadece patojenlerin yayılmasını veya enfeksiyon riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda “vektörler” olarak adlandırılan taşıyıcıların yayılmasını da kolaylaştırıyor. Bunlar, örneğin sıcak bölgelerde kolay üreyen sivrisinekler veya keneler olabiliyor. Küresel ısınma nedeniyle artık daha önce görülmedikleri bölgelerde de yaşayabiliyorlar.

Çalışmada, iklim değişikliği nedeniyle artış gösteren 100’den fazla vektör kaynaklı hastalık tespit edildi.

Hamburg’daki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü’nden (BNITM) Dr. Renke Lühken DW’ye yaptığı açıklamada, “Almanya’da ve Avrupa’da iklim değişikliğiyle bağlantılı hastalık vakalarının patojenler üzerindeki etkisini daha şimdiden gözlemliyoruz” diyor.

Lühken, uzmanların özellikle Asya kaplan sivrisineğinin yayılmasından endişe duyduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu virüs şu anda Avrupa’nın büyük bir bölümünde görülüyor ve özellikle Akdeniz bölgesindeki chikungunya virüsü ve dang humması salgınlarını tetikliyor.”

Zika virüsü ve dang humması yüksek ateş, deri döküntüsü, şiddetli baş ağrısı, kemik ve uzuv ağrılarına neden oluyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi’nden araştırmacılar 2020 yılında yaptıkları bir bilimsel çalışmada, 2050 yılına kadar 1,3 milyardan fazla insanın, zika virüsünün yayılabileceği bölgelerde yaşayacağı uyarısında bulunmuştu. Ayrıca 700 milyondan fazla kişi, çeşitli bulaşıcı hastalıkların daha kolay yayılmasını mümkün kılan aşırı sıcak bölgelerde yaşayacak.

BNITM’den Dr. Lühken, “Bu endişe verici bir durum. Zira söz konusu patojenlerden sadece birkaçı için onaylanmış aşılar mevcut” diyor.

Sera gazı emisyonları azaltılmalı

Tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’si vektörler tarafından bulaştırılıyor. Her yıl yaklaşık 700 milyon insan sivrisinek kaynaklı bir hastalığa yakalanıyor ve bir milyondan fazlası hayatını kaybediyor.

Nature dergisinde yayınlanan bilimsel çalışmanın araştırmacılarına göre, iklim değişikliği nedeniyle artan hastalık yayılımını önlemek ya da buna uyum sağlamak zor, hatta neredeyse imkânsız. Zira patojenler ve bulaşma yolları oldukça fazla. Bu nedenle sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha “agresif eylemler” gerekiyor.

(Kaynak: Deutsche Welle)

Paylaşın

Yüksek Sıcaklıklar Kertenkelelerin ‘Yaşlı’ Doğmasına Yol Açıyor

Yüksek sıcaklıklar bazı hayvan popülasyonlarında kaosa neden oluyor… İklim krizi nedeniyle bazı kertenkelelerin halihazırda yaşlı doğduğu, bir araştırmada ortaya kondu.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları, Fransa’nın hızla ısınan güneyindeki sürüngenlerin halihazırda zarar görmüş ve yaşlanmış DNA’larla doğduklarını, bu durumun hayatta kalma şanslarını etkileyebileceğini söylüyor.

Yüksek sıcaklıklar yangınların ormanlık alanları tahrip etmesine ve kıyı şeritlerinin aşırı ısınmasına neden olarak farklı hayvanlar için yerinden olma ve hatta ölüm gibi tahrip edici zincirleme etkilere yol açıyor.

Fakat doğuran, diğer adıyla bayağı kertenkele, tür sayısını ciddi şekilde azaltabilecek farklı bir sorunla karşı karşıya.

Fransa’daki araştırma enstitüsü Ifremer’den biyolog Andreaz Dupoue, ekibiyle birlikte ülkenin Massif Central dağlarında çalışarak kertenkelelerin genetik materyalini 10 yıl boyunca listeledi.

Kertenkelelerin kromozomlarının uçlarında bulunan ve DNA’nın geri kalanının yıpranmasını önleyen telomer adlı kapakları ölçtüler. Bu kapaklar kertenkele yaşlandıkça bozulmaya başlar ve nihayetinde uygun koruma sağlayamayacak hale gelir.

Artan sıcaklıklar telomerlerin erken zayıflamasına neden olabilir, dolayısıyla artık DNA’yı koruyamazlar.

İncelenen 10 kertenkele popülasyonundan biri, çalışma sürerken yok oldu.

Washington Post’a konuşan Dupoue, “Aslında epey üzücüydü” dedi ve ekledi:

“Bu gerçekten de çok hızlı gelişen bir şey.

Bir kez bu olaylar döngüsüne girdiğinizde, geri dönmek hayli zordur. Bu bir kısır döngü haline gelebilir.”

Fransa yılın üçüncü sıcak hava dalgasıyla boğuşurken ülkede sıcaklıklar 40 santigrat dereceye dayandı.

Çarşamba günü Toulouse kenti yakınlarında termometrelerin 40 santigrat dereceyi göstermesi beklenirken, Fransa’nın orta ve güney kesimlerinde 38 santigrat derecelik yüksek sıcaklıkların görüleceği tahmin ediliyordu. Toplamda yaklaşık 27 bölge için sıcaklar nedeniyle “turuncu” hava durumu uyarısı yapıldı.

Paris’teki yetkililer bölge sakinlerini “son derece dikkatli” olmaları ve mümkün olduğunca güneşte kalmamaları konusunda uyardı.

Paylaşın

Somali’yi Kuraklık Vurdu: Bir Milyon Kişi Evini Terk Etti

Doğu Afrika ülkesi Somali, son on yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM) ve Norveç Mülteci Konseyi (NRC), Somali’de kuraklık yüzünden 2021 yılı ocak ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişinin evini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi.

Somali’de sadece, bu yıl içinde ülke içinde evini terk etmek zorunda kalanların sayısı ise 750 bine ulaştı. Gelecek aylarda bu ülkede açlık tehlikesi yaşayanların sayısının ise 7 milyona ulaşması bekleniyor.

NRC Somali Temsilcisi Muhammed Abdi, evini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir milyona ulaşmasını “alarm verici işaret” olarak yorumlayarak, “Şu anda bütün ülkede kıtlık çekiliyor. Gittikçe daha fazla ailenin köylerinde su ve yiyecek olmadığı için her şeyden vazgeçmek zorunda kaldığını görüyoruz. Çok geç olmadan bu ülkeye mali yardımı artırmak için acil bir plana ihtiyaç var” dedi.

2021 ve 2022’de son 40 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali’de küresel ısınma ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte artan gıda fiyatları, açlık sorununu daha fazla körüklüyor.

Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) geçen hafta yaptığı açıklamada, ülkedeki 8 bölgede eylül ayından bu yana kıtlık yaşandığı uyarasında bulundu.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Somali Temsilcisi Magatte Guisse, haziran ayında yaptığı açıklamada Somali, Kenya ve Etiyopya’da kuraklık yüzünden evlerini terk ekmek zorunda kalan 1.5 milyon kişi için acilen 42,6 milyon dolara ihtiyaç olduğunu bildirmişti.

Somali’de ülkenin neredeyse yüzde 90’ını kapsayan kuraklığın 4.5 milyon kişinin hayatını etkilediği düşünülüyor. En büyük nehir olan Juba Nehri’nin ise neredeyse tamamen kurumuş durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Kırsal bölgelerde köyler ve kasabalar terk ediliyor. Köylüler, hızla artan su ve gıda fiyatları yüzünden kentlere göç etmeye başlıyor.

Çok sayıda insan normal şartlarda gelir kaynakları olan hayvanlarıyla birlikte yola çıkıyor ama hayvanların birçoğu yolda ölüyor. Köylerde ise hareket edecek durumda olmayan yaşlılar yağmuru bekliyor veya gençlerin su getirmesini umuyor.

Kuraklık sadece Somali’yi değil, Afrika Boynuzu’nun tamamını ve kıtanın geri kalanının birçok bölgesini etkiliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Afrika’da insanların yaklaşık yüzde 25’inin gıda güvenliği krizi yaşadığını bildiriyor.

Uzmanlar ise krizin Rusya-Ukrayna savaşı yüzünden gölgelendiğini, tüm desteğin Ukrayna’ya yöneldiği ve Afrikalıların unutulduğunu söylüyor.

Afrika’da çalışan insani yardım kuruluşları, bölgedeki destek faaliyetlerinin çok ciddi bir finansman krizinden etkilendiğini ve gerekli bütçenin yalnızca yüzde 3’üne ulaşabildiklerini ifade ediyor.

Kuraklık, çok sayıda ailenin bölünmesine neden oluyor. Erkekler kentsel alanlarda iş ararken kadınlar ve çocuklar yardım bulunan bölgelere yöneliyor.

İnsani yardım kuruluşları bu bölgelere yardım göndermek için çalışmalarına devam ediyor, ancak yeterli maddi desteğe ulaşamadıkları durumda önümüzdeki haftalarda devam edemeyeceklerini söylüyor.

Paylaşın

ESA: İklim Değişikliğinin Ekonomik Hasarı Enerji Krizinden Kat Kat Fazla Olacak

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Başkanı Josef Aschbacher iklim değişikliğinin ekonomik hasarının, Avrupa’nın şu anda yaşadığı enerji krizinden kat kat fazla olacağını söyledi. Aschbacher, acilen iklim kriziyle mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, ESA Başkanı, uzaydan alınan görüntülere göre orman yangınlarının, sıcak hava dalgalarının, nehirlerin kurumasının ve yerkürenin ısınmasının iklim kriziyle ilişkili olduğuna dair bir şüphe kalmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan Aschbacher, “Bugünlerde enerji krizinden endişeleniyoruz, endişelenmekte de haklıyız. Ama iklim krizinin yanında bu çok ufak bir sorun. İklim kriziyle bir an önce mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.

Fransa’da bu yıl 57 bin 200 hektardan fazla bir alan orman yangınları sırasında yok oldu.

İspanya’da Temmuz ayı, 1961’den bu yana ülkede yaşanan en sıcak ay olarak kayıtlara geçti.

ABD’nin Utah eyaletindeki Büyük Tuz Gölü ve İtalya’daki Po Nehri’nde su seviyeleri rekor seviyede düştü.

İngiltere’de ise önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının 37 santigrat dereceye yükselmesi bekleniyor. Ülkede sıcak havayla ilişkili bir ay içinde ikinci defa sağlık uyarısı verildi.

Aschbacher, “Durum iyi değil. Daha önce hiç tanık olmadığımız hava olayları görüyoruz” diyor.

Havanın yanı sıra yeryüzü de ısınıyor

Tek sorun hava sıcaklıklarının yükselmesi de değil. Yeryüzü de giderek ısınıyor.

Aschbacher, ESA uydularının geçtiğimiz haftalarda İngiltere’de 45 derece, Fransa’da 50 derece ve İspanya’da 60 derecelik yeryüzü sıcaklığı ölçtüğünü aktarıyor.

ESA Başkanı, “Tüm ekosistemimiz bilim insanlarının beklediğinden çok daha hızlı bir şekilde değişiyor. Kuraklıklara ve şiddetli fırtınalara tanık oluyoruz. Bunların tümü iklim krizinin etkileri” diyor ve ekliyor:

“Kasırgalar da rüzgar hızı açısından eskisine göre çok daha güçlü, bu yüzden de daha çok hasara yol açıyorlar.”

Reuters’a konuşan Aschbacher, hava paternlerinde her zaman dalgalanmalar yaşandığını, ancak böylesine hızlı değişimlerin normal olmadığını anlatıyor.

Aschbacher, bu yıl karşı karşıya olduğumuz hava uyarılarını dikkate almamanın dünyaya bedelinin milyarlarca dolar olacağını söylüyor:

“İnsanlar bir yandan bu krizle baş edebileceğimizi düşünüyor, diğer taraftan da krizle mücadele etmenin maliyetinin çok yüksek olacağına inanıyor. Yaşadığımız hava olaylarının iklim krizi kaynaklı olduğuna dair hiçbir kuşkum yok.”

Paylaşın

Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Geçtiğimiz Ay “En Sıcak Üçüncü Temmuz Ayı” Olarak Kayıtlara Geçti

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarının etkili olduğu Temmuz 2022’de dünyanın pek çok bölgesinin şimdiye kadar kayıtlara geçmiş en sıcak üç Temmuz ayından birini yaşadığını açıkladı.

WMO, dün (9 Ağustos) yaptığı açıklamada, Temmuz ayında Avrupa kıtasındaki sıcaklıkların 1991-2020 yılları arasındaki sıcaklık ortalamasından yaklaşık 0,4 santigrat derece daha yüksek olduğunu kaydetti.

Temmuz ayında şiddetli bir sıcak hava dalgası ve orman yangınları ile karşı karşıya kalan güneybatı ve batı Avrupa’da ise Temmuz ayında hava sıcaklığının ortalamanın en fazla üstüne çıktığı yerler oldu.

“Tüm bunlar, soğutucu bir etkisi olması gereken La Niña olayına rağmen gerçekleşti” diyen WMO Sözcüsü Clare Nullis, “Bunu bazı yerlerde görsek de dünyanın her yerinde durum bu değildi” dedi.

Nullis’in açıklamasına göre, Temmuz 2022, Temmuz 2019 ve ondan daha sıcak olan Temmuz 2016’dan sadece biraz daha serindi.

Avrupa’da en sıcak 6. Temmuz

WMO’nun da hatırlattığı üzere, Portekiz, Fransa’nın batısı ve İrlanda’da hava sıcaklıkları Temmuz ayında rekor seviyelere ulaşmış, İngiltere’de hava sıcaklığı ise ilk defa 40 derecenin üzerini görmüştü. Galler ve İskoçya’da da günlük hava sıcaklığı rekorları kırılmıştı.

Temmuz ayında ortalama hava sıcaklığının 25,6 derece olduğu İspanya’da bu yıl en sıcak Temmuz ayını yaşadı. 8-26 Temmuz 2022 arasında etkili olan sıcak hava dalgası ise ülkenin şimdiye kadar yaşadığı en şiddetli ve uzun süreli sıcak hava dalgası olarak kayıtlara geçti.

Avrupa Komisyonu’nun Copernicus İklim Değişikliği Hizmetleri’nin verilerini kullanan WMO, Avrupa’nın en sıcak 6. Temmuz’unu yaşadığını doğruladı.

WMO’nun açıklamasına göre, önce güneyde etkili olan sıcak hava, ardından kıtanın kuzeyine doğru ilerleyerek Almanya ve İskandinavya’nın bazı bölgelerinde de sıcaklıkları yükseltmiş, İsveç’te pek çok bölgede şimdiye kadar görülen en yüksek sıcaklıklar kayıtlara geçmişti.

Buzullar eriyor

Somali Yarımadası’ndan güney Hindistan’a, Orta Asya ve Avustralya’nın pek çok bölgesinde ise sıcaklıklar Temmuz ayında ortalamanın altında seyretti. Gürcistan ve Türkiye de WMO’ya göre genelde daha düşük Temmuz sıcaklıklarının etkili olduğu ülkeler arasındaydı.

WMO’ya göre, Temmuz 2022, Antarktika Deniz buzulunun şimdiye kadar en düşük seviyede olduğu Temmuz ayı oldu. Ortalama seviyeler ile karşılaştırıldığında, buz kütlesi yüzde 7 daha düşüktü.

Kutup Denizi buzulu seviyesi de ortalamaya göre yüzde 4 daha düşüktü. Uydu görüntülerine göre, Temmuz 2022’de kaydedilen buzul seviyesi şimdiye kadar görülen en düşük 12’nci Temmuz buzul seviyesiydi.

Nullis, buzulların “öldürücü bir yaz” yaşadığını söyledi. Alperler’deki buzulların da düşük seviyelerde olduğunu kaydeden Nullis, art arda gelen sıcak hava dalgalarının Avrupa’daki buzullar için kötü haber olduğunu kaydetti.

Paylaşın

İkim Krizi, Virüslerde “Pandora’nın Kutusunun Açılmasına” Neden Olabilir

İklim krizinin oluşturduğu tehlikeler ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen yeni bir araştırmaya göre iklim krizi, dünyada patojenik hastalıkların yarısından fazlasını şiddetlendiriyor.

Toplam 10 iklimsel tehlikeyi konu alan araştırmada bu tehlikelerin incelenen 375 hastalıktan 218’ini, yani yüzde 58’ini şiddetlendirdiği tespit edildi.

Araştırmacılar, incelenen hastalıkların yüzde 16’sında ise bazı iklimsel durumların hafiflemeye yol açabileceğini düşünüyor.

Örneğin Covid-19 yayılımının havanın ısınmasıyla azaldığı söylense de yağış ve sel gibi iklim değişikliğinden kaynaklanabilen diğer tehlikelerle tekrar yoğunlaşabileceği ifade ediliyor.

Uzmanlar, iklimsel tehlikelerin patojenik hastalıkları binden fazla farklı yolla etkilediğini söylüyor.

Nature Climate Change adlı bilim dergisinde yayımlanan araştırmanın raporunda iklim krizinden etkilenen patojenik hastalıklar arasında zika, sıtma, dang humması, kolera ve Covid-19 gibi hastalıklar bulunuyor.

ABD’ye bağlı Hawaii adalarının başkenti Honolulu’da bulunan Hawaii Üniversitesi ve Wisconsin eyaletindeki Wisconsin Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan çalışmada iklim krizinin oluşturduğu sıcak hava dalgaları, orman yangınları, aşırı yağışlar ve sellerin hastalıkların bulaşıcılığını artırdığı öne sürülüyor.

Raporda küresel ısınma ve yağış modellerindeki değişimlerin hastalık taşıyan sivri sinek, kene ve pire gibi canlıların sayısında artışa yol açtığı belirtiliyor.

Fırtına ve sellerden dolayı ise çok sayıda insanın yaşadığı yerlerden ayrılmak zorunda kaldığı ve bu insanların mecburen patojenlerin yoğun olduğu bölgelere yerleştiği söyleniyor.

Uzmanlar diğer taraftan da iklim krizinin insanların hastalıklarla mücadelesini zorlaştırdığını ifade ediyor. Örneğin kuraklığın hijyen standartlarında düşüşe neden olduğu ve bu yüzden dizanteri, tifo ve ishal gibi çeşitli hastalıkların meydana geldiği belirtiliyor.

Hawaii Üniversitesi’nde coğrafya alanında araştırmacı olan Camilo Mora, insanlığın “hastalıklarda Pandora’nın kutusunu” açtığını ve henüz gün yüzüne çıkmamış hastalıkların iklim krizinin etkileriyle her an harekete geçebileceğini söylüyor.

Mora, birkaç yıl önce Kolombiya’da mevsim normallerinin dışında yağış yaşanmasının ardından kendisinin de chikungunya virüsüne yakalandığını ve kronik ağrı yaşadığını paylaşıyor.

Araştırmacılar, dün yayımlanan araştırmayı bundan 700 yıldan öncesine dayanan delillerin yer aldığı 70 binden fazla akademik çalışmayı tarayarak gerçekleştirdi.

Dünya Sağlık Örgütü de uyarıyor

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2021 yılında yaptığı bir çalışmada iklim krizinin sağlık alanında ve yoksulluğun azaltılması için son 50 yıldır yapılan tüm çalışmaların hiçe sayılmasına neden olacağı konusunda uyardı.

WHO, 2030’dan 2050 yılına kadar sıtma ve ishalin yanı sıra yetersiz beslenme ve ısı stresi gibi hastalıklar nedeniyle normalin 250 bin üstünde kişinin her yıl hayatını kaybedeceğini öngördü.

İklim krizinin dünyada sağlık altyapılarının daha zayıf olduğu bölgeleri yoğun bir şekilde etkilemesi bekleniyor.

Gıda, ulaşım ve enerji alanlarında yapılacak çalışmaların önemini vurgulayan WHO, sera gazı salımlarının bir an önce azaltılması gerektiğini söylüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

“İklim Krizi İnsan Neslinin Tükenmesine Neden Olabilir”

Uluslararası araştırmacılardan oluşan bir ekip, hükümetleri iklim krizi nedeniyle yaşanabilecek “en kötü senaryoya” karşı dikkatli olmaya çağırdı. Araştırmacılara göre, bu senaryo insan neslinin tükenmesi, kitlesel iklim göçü ve toplumsal çöküş gibi felaketleri içeriyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan makalede uzmanlar, “En kötü senaryoları görmezden gelerek iklim değişikliğini hızlandıran bir gelecekle yüzleşmek en iyi ihtimalle safça bir risk yönetimi, en kötü ihtimalle ise ölümcül bir aptallık olur” ifadelerini kullandı.

Dünya iklim felaketine doğru mu gidiyor?

Paris İklim Anlaşması’na göre, küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması gerekiyor.

Dünyanın 1,5 derece ısınması halinde nüfusun yüzde 14’ü her 5 yılda bir aşırı sıcak hava dalgalarına maruz kalacak. 2 derecelik bir ısınmadan bahsedildiği takdirde bu oran yüzde 37’lere çıkıyor.

Cambridge Üniversitesi’nin Varoluşsal Risk Araştırmaları Merkezi’nden Luke Kemp’e göre, ısınmanın 2 dereceyi de aştığı durumda neler olabileceğine dair yeterince araştırma yok.

Bugüne kadar verilen sera gazı azaltma taahhütleri yerine getirilirse küresel ısınma 2100’de 1,9 ila 3 derece arasında gerçekleşecek. Eğer bugünün sera gazı eğilimleri devam ederse küresel ısınma 3,9 dereceye kadar çıkabilir.

‘İklim değişikliği 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı’

Makalenin yazarlarından biri olan Kemp, “En önemli senaryolara ilişkin bilgimiz en az seviyede” şeklinde konuşuyor.

İnsan neslinin inanılmaz derecede dayanıklı olduğunu belirten Kemp, gelecek yüzyılda yok olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söylüyor ancak ekliyor: “Ancak küresel bir felaket yaşama, gelecek yüzyılda yok olma riskimiz yüzde 1 bile olsa bu çok yüksek bir oran”.

Uzmanlar ayrıca henüz öngöremediğimiz ancak geri dönüşü olmayan kritik eşiklerin de olabileceğini söylüyor ve bunları “bilinmeyenlerin bilinmeyen riski” olarak adlandırıyor. Stratokümülüs bulutlarının kaybolma ihtimali üzerinden örnek veren araştırmacılar, eğer yüksek karbondioksit yoğunlaşmaları bu bulutların kaybına yol açarsa dünyanın birden 8 derece ısınabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, “Tarihe dönüp bakılması gerekiyor. İklim değişikliği daha önce çok sayıda toplumun çöküşünde ya da dönüşümünde, dünya tarihindeki 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı” hatırlatmasını yapıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünyanın Önde Gelen Bankaları İklim Hedeflerinin Çok Uzağında Kaldı

Dünyanın en etkin bankalarının Paris İklim Anlaşması’nda küresel ısınmaya karşı belirlenen hedeflere ulaşma konusunda attığı adımlar yetersiz kaldı. Verilerin finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, İklim Değişimi Kurumsal Yatırımcılar Grubu (IDKYG) tarafından hazırlanan bir rapora göre Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya merkezli 27 dev banka küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için belirlenen önlem alanların her birinde hedeflerin çok uzağında kaldı.

AP’nin ulaştığı raporda hiç bir önde gelen bankanın yeni petrol ve doğal gaz arama projelerine finansman sağlamama sözü vermediği sadece bir bankanın Uluslararası Enerji Ajansı yönergelerine göre kömür finansmanını kesme sözü verdiği vurgulandı.

Barclay’s’in İngiltere Emeklilik Fonu, BlackRock ve Goldman Sachs Varlık Yönetimi gibi birimlerin üyesi olduğu IDKYG’nin internet sitesine göre 350’den fazla üyesi toplamda 51 trilyon euroluk yatırımı yönetiyor ya da danışmanlık veriyor.

Raporun finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor. Kurumların karbon emisyon salımlarını takip eden araştırma kuruluşu Geçiş Yolu Girişimi de rapora katkıda bulundu.

Wharton İşletme Okulu Dekan Yardımcısı Witold Henisz çalışmanın bankaların henüz net sıfır hedeflerine hatta kendi verdikleri sözlere ulaşmak için yeterli ilerleme kaydetmediklerini ortaya koyduğunu belirtti. Henisz çalışmanın metodolojisine getirilecek eleştirilerin ortaya çıkan açık sonucu etkileyemeyeceğine de vurgu yaptı.

Çalışmada bankalar iklim hedeflerine ulaşma konusunda 6 başlık altında değerlendirildi. Bunlar net sıfır hedeflerine bağlılık; kısa ve orta vadeli emisyon hedefleri; kirlilik yaratan sektörlerden çıkma anlamına gelen karbonsuzlaştırma stratejisi; iklim düzenlemeleri konusunda lobi çalışmaları, iklim duyarlılığının liderlik yapısını etkilemesi.

Paylaşın

Balinalar Dünya’yı Nasıl Soğutuyor?

Dünyanın en büyük hayvanları karbondioksitin atmosferden emilmesi konusunda son derece yetenekliler. Balinalar, özellikle de çubuklu balinalar ya da ispermeçet balinaları, dünyadaki en büyük yaratıklar arasında.

Bedenleri muazzam birer karbon deposu gibi, bu nedenle de okyanuslardaki varlıkları ekosistemi büyük oranda etkiliyor. Bu balinalar sadece okyanusun derinliklerini değil gezegenin ısısını da belirliyor.

2010’da yayımlanan bir bilimsel makaleye göre “İnsanlar ormanları keserek, ağaçları keresteye döndürerek ya da otlakları yok ederek karasal ekosistemdeki karbon düzeyini doğrudan etkiliyorlar. Açık okyanuslarda ise karbon döngüsü insan etkisinden tamamen bağımsız şekilleniyor”.

Ancak burada balina avcılığının ekosistemlere etkisi gözardı edilmiş.

İnsanlar yüz yıllardır balina avlıyor, balinaları yağından kemiğine ve etine dek tüketiyor.

Tarihte ilk ticari balina avcılığının MÖ 1000 yılında yapıldığı sanılıyor.

O tarihten bu yana da on milyonlarca balina avlandı ve uzmanlar balina nüfusunun yüzde 66 ila yüzde 90 oranında azalmış olabileceğini söylüyor.

Balinalar öldüklerinde okyanus zeminine çöküyor ve vücutlarında depolanan muazzam miktardaki karbon da yüzey sularından derin denizlere karışarak yüz yıllar boyunca burada varlığını sürdürüyor.

Balina dışkısı okyanustaki fotoplanktonlar için güçlü bir gübre

2010’da yapılan araştırma, endüstriyel balina avcılığı öncesinde yılda 190 bin ila 1,9 milyon ton karbonun balinalar aracılığıyla okyanus zeminine çöktüğünü ortaya koyuyor.

Bu her yıl 40 bin ila 410 bin otomobilin trafikten men edilmesiyle ulaşılabilecek bir oran.

Ancak balina avcılığı nedeniyle bu mümkün olamıyor ve balinalar öldürüldüğünde salınan karbon atmosfere karışıyor.

Araştırmayı yürüten isimlerden Maine Üniversitesi’nden deniz bilimci Andrew Pershing, 20’inci yüzyıl boyunca yapılan balina avcılığı sonucunda 70 milyon ton karbondioksitin atmosfere salındığını söylüyor.

“Bu büyük bir oran, ama bir yılda 15 milyon otomobil bu kadar karbon salıyor. Sadece ABD’de 236 milyon otomobil var,” diyor.

Ancak balinalar sadece öldüklerinde ekosisteme faydalı olmuyorlar. Dışkıları da iklim değişikliği açısından önemli bir rol oynuyor.

Balinalar okyanusun derinliklerinde besleniyor, dışkılarını çıkarmak için de su yüzeyine dönüyor.

Demir açısından son derece zengin olan balina dışkısı, fotoplanktonların gelişimi açısından mükemmel bir ortam sunuyor.

Fotoplanktonlar mikroskobik büyüklükte olabilirler, ancak hepsi bir bütün olarak ele alındığında gezegenin atmosferine müthiş bir etkileri söz konusu.

Dünya’da üretilen karbondioksitin yüzde 40’ını emebildikleri düşünülüyor.

Bu Amazon ormanlarının emdiği oranın dört katından fazla.

Karbon salan firmalar balinaları koruyabilir mi?

2019’da Uluslararası Para Fonu IMF’nin yayımladığı bir rapor, okyanuslarda balina nüfusunu arttırmanın faydalarını ele aldı.

Buna göre, bir balinanın yaşamı boyunca emdiği karbonun değeri ekoturizm ve daha iyi balıkçılığın getirdiği katmadeğerle de birleşince, ortalama bir büyük balina 2 milyon doların üzerinde bir değer ifade ediyor.

Bu çalışmanın ardındaki ekonomistler konuyu teoriden pratiğe taşıyarak dünya genelinde karbon salımına neden olan başlıca firmaların gelirlerinin bir bölümünü balina nüfusunun korunmasına harcamasını öneriyor.

Bu karmaşık bir plan, ancak imkansız değil. Zira aynı ekip Afrika ormanlarında fillerin avlanmasına karşı da karbon piyasası temelli benzer bir proje üzerinde çalışıyor.

Şili’de balinaların bulundukları noktaları akustik olarak tespit eden ve erken uyarı sistemiyle gemiler için alternatif rotalar oluşturan bir sistem de geliştiriliyor.

IMF araştırması balinaları korumanın iklim değişikliğiyle mücadele açısından başlıca önceliklerden biri haline gelmesi gerektiğini savunuyor.

Araştırmanın yazarları “Balinalar iklim değişikliğiyle mücadelede eşsiz bir konumda bulundukları için 2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nı imzalamış olan 190 ülkede koruma kapsamına alınmaları gerekiyor,” yorumunda bulunuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın