CHP’li Bülent Kuşoğlu: ‘Kemal Bey Gitsin’in Bir Anlamı Yok

Parti içi “değişim” tartışmalarına değinen CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, “Kemal Bey bu değişimin, yenilenmenin öncüsü olmuştur. 48’e kadar bunu çıkarmıştır. 48’e 51 yapacak olan kişi ya da kişiler önce adayım desin. Gelsin, nasıl yapacağını göstersin, o koltuğa otursun. Ben de arkasında olurum” dedi ve ekledi:

“Kemal Bey hiçbir zaman ‘Ben bu koltukta devamlı oturacağım. Bundan sonraki dönemde de adayım’ demiyor. Değişim, yenilenme tamam ama ne yönde, nasıl, kimlerle? Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden. Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten.”

Kuşoğlu, CHP’de Olağan Kurultay’ın Kasım ayında gerçekleşeceğini söyledi. Kuşoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına dair ise “Kılıçdaroğlu aday olur, yerel seçim sonrasında yeni bir değerlendirme yapar” dedi.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’e konuşan Bülent Kuşoğlu, CHP’de devam eden değişim tartışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden” ifadesini kullandı. Kuşoğlu,  “Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten” dedi.

Kuşoğlu, “Kılıçdoğlu değişmeli mi?” sorusuna verdiği yanıtta şunları söyledi: “Kemal Bey bu değişimin, yenilenmenin öncüsü olmuştur. 48’e kadar bunu çıkarmıştır. 48’e 51 yapacak olan kişi ya da kişiler önce adayım desin. Gelsin, nasıl yapacağını göstersin, o koltuğa otursun.

Ben de arkasında olurum. Kemal Bey hiçbir zaman ‘Ben bu koltukta devamlı oturacağım. Bundan sonraki dönemde de adayım’ demiyor. Değişim, yenilenme tamam ama ne yönde, nasıl, kimlerle? Sadece, yarım ağızla ‘Kemal Bey gitsin’i anladık şimdiye kadar değişim taleplerinden. Sadece ‘Kemal Bey gitsin’in bir anlamı yok. Partili de bu bakışı benimsemedi zaten.”

Kurultay kasım ayında

CHP’de il kongreleri sürecinin Ekim ayının sonunda biteceğini, Kasım ayının sonunda ise kurultayın gerçekleşeceğini kaydeden Kuşoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin ise “Kemal Bey aday olur ama yerel seçim sonrasında yeni bir değerlendirme yapar” ifadesini kullandı.

Kuşoğlu şunları söyledi: “Kemal Bey 28 Mayıs akşamı ‘Ben bırakıyorum. Ne yaparsanız yapın deseydi bugün parti çok büyük bir kaos yaşardı. Bu büyük bir haksızlık olurdu partiye karşı.

48’e kadar çıkarılmış olan muhalefet hareketine de saygısızlık olurdu. Herkes çok büyük bir yanlış yaptığını, Türkiye’yi tam 48’e getirmişken yani sonuç almaya çok yaklaşmışken bıraktığını söylerlerdi. Ama o şimdi ‘Yakında bir seçim var. Türk siyasetini sağlam bir yere kadar götüreceğim. Karmaşa ve kaos olmadan’ diyor.”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “Yenilenme” Mesajı

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, ‘yenilenme’ mesajı verirken, İmamoğlu’nun ‘değişim’ bildirisine karşı kamuoyuna açıklama yapacağının sinyalini verdi.

Independent Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, kurultaya giderken partide oluşan İmamoğlu-Kılıçdaroğlu bölünmesini şu sözlerle değerlendirdi:

”Yıllardır söylüyorum. Ki bunu kamuoyu önünde de söyledim. Kişi endeksli bir politika asla doğru değildir. 100 yıllık bir parti bir kişiye asla teslim edilemez. Hiç kimse ‘Kemalci’ olmasın. CHP’de kişi endeksli bir politika olmaz…”

Tüzüğün yanı sıra programda da revizyona gidileceği mesajını veren Kılıçdaroğlu, ”Program değişikliğine de ihtiyacımız var. Bu konuda da yapılan güzel çalışmalar var. Yetiştirebilirsek bu çalışmayı da kamuoyunun tartışmasına açmayı düşünüyoruz” dedi.

“Değişim’e karşı ‘yenilenme'”

Değişim tartışmalarına ilişkin hazırlıklarını kamuoyu ile paylaşacağını belirten Kılıçdaroğlu, ”Gerçek yenilenmeyi göreceksiniz… Bu konuda gerekli açıklamaları, çalışmalar olgunlaştıktan sonra kamuoyu ile paylaşacağım” dedi.

Seçim sonuçlarını ve ittifak modelini değerlendiren Kılıçdaroğlu, ‘Altılı Masa ile devam edecek misiniz’ sorusuna kesin yanıt vermekten kaçınarak ”6’lı Masa ile yürüttüğümüz politikayı doğru buldum. Partiler birlikte hareket edebilecekleri gibi ayrı ayrı da seçimlere girebilirler. Bunu zaman gösterecek” dedi.

Akşener’in İYİP kurultayındaki “En büyük pişmanlığım CHP’den 15 milletvekili istememdi” sözlerine değinen Kılıçdaroğlu, ”Akşener partisinin nabzını tutmak zorundadır” dedi.

Yerel seçimlerde HDP ve İYİP’in destek vermedikleri senaryoya karşı hazırlıklı oldukları sinyalini veren Kılıçdaroğlu, ”Biz politikalarımızı sanki hiç ittifak olmayacakmış gibi belirlemek zorundayız. İttifakların olması elbette olumlu sonuçlar verecektir. Tek seçenekli politika zaten olmaz…  Tek kanatlı kuşun uçmayacağı gibi…” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Götüremez Bunlar, Gidecekler

Son zamlara ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek” dedi ve ekledi:

“Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerde üst üste yapılan zamlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözcü yazarı Saygı Öztürk‘e konuşan Kılıçdaroğlu, uygulanan ekonomi politikasının tam bir ekonomi soykırım olduğunu ifade etti.

“Nedeni de şu! 85 milyon insan bir avuç insana çalışır hale getirildi” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Yapılan zamlardan büyük bir kesim, 80 milyon, 85 milyon etkileniyor ama bu yapılan zamlardan nemalanan bir avuç insan var. O nedenle bir ekonomik soykırımdır diyorum. Çiftçisi, işçisi, emeklisi, memuru… Herkes bundan zarar görüyor. Ekonomik soykırımdan bedel ödüyor bunların tamamı. Bunlara ‘efendim maaşınıza zam yaptım’ deniyor ama öbür taraftan ekmeğinden tutun suyuna kadar her şeyine zam yapılarak bir elden verdiğini öbür elden yani kaşıkla verdiğini kepçeyle alıyor.”

“Niye ‘ekonomik soykırım’ diyorum?” diyerek devam eden Kılıçdaroğlu, “Çünkü dolar bazında ihale alanlar, dolar bazında devlete borç verenler, dolarla bankalarda mevduat hesabı tutanlar, kur korumalı mevduat hesabı dolar bazında garanti edenler buradan olağanüstü gelir elde ediyorlar, olağanüstü… Bunların hiçbir şekilde ekonomik gidişten zararlı değil” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri, şunları ifade etti: “Tam tersine izlenen ekonomik politikadan nemalananlar. Milyonlarca kişiyi perişan ediyorsunuz, bir avuç insana kaynak aktarmak için. Yani 5’li çeteler buradan en büyük yararı sağlayanlar. Kamu-özel işbirliğiyle büyük avantaj sağlayanlar bunlar. Çünkü bunlar devlete bütün işlerini dolar endeksli yaptılar, döviz endeksli yaptılar. Bunların zararı asla söz konusu değil. Bunlar 85 milyon kanını emen insanlar ve bu kanlarını emen insanlara yol açan da alınan ekonomik kararlar. Onun için bunlara ekonomik soykırım diyorum.”

“Batı’ya gidemiyorlar, Körfez ülkelerine yalvarıyorlar”

“Şimdi bunlar içerden dışarıdan para bulamadıkları için içeriden bu zamları yaparak, içeriden bu insanların haklarını emeklerini alın terlerini sömürüyorlar” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Şimdi dışarıya gidiyorlar, yalvarıyorlar ‘bize para verin’ diye. Batı’ya gidemiyorlar dikkatinizi çekeyim… Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika’ya vs gidemiyorlar. Gidiyorlar Körfez ülkelere, yalvarıyorlar yakarıyorlar. Bakanları gönderiyorlar. Kendileri de en sonda gidecekler. Şimdi Mısır’la görüşmeye çalışıyorlar bir şekilde. ‘Acaba oradan da bir şeyler alabilir miyiz’ diye. İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin itibarı bu kadar ayaklar alına alınmıştır. Hiçbir hükümet yalvar yakar, batının egemen güçleri önüne gidip diz çöküp para dilenmemiştir.”

“Ekonomik soykırımın ikinci boyutu da budur, dışarısıdır” diyen Kılıçdaroğlu, “Şimdi onlar ‘Evet, size vereceğiz ama en karlı işletmelerinizi bize verirseniz size veririz’ diyorlar. ‘Onları bize satacaksınız. Ama sizin istediğiniz koşullarda değil bizim istediğimiz koşullarda bize verirseniz size para veririz’ diye. Geldiğimiz nokta budur bir ekonomik soykırımla Türkiye karşı karşıyadır” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı, şöyle devam etti: “Gidecekler bunlar… Götüremez bunlar, gidecekler. Bunu söyledik ama inandırıcı olmadı. Belki inandıramadık halkı ama halk yaşayarak bunu görecek. Bakın ‘5’li çetelerden vergi alacağım’ diyor. Kimlerden vergi alacak? KDV’yi arttırdı, ÖTV’yi arttırdı, motorlu taşıt vergisini arttırdı. 5’li çetelerin yurtdışındaki paralarını niye getirmiyorlar? 5’li çeteler Türkiye’yi bu kadar seviyorlarsa… Erdoğan kendi ailesinin mal varlığını Türkiye’ye niye getirmiyor? Getirsinler Türkiye’ye!.. Ülke zor durumda.”

“Türkiye çok zor durumda”

“Sen vatandaşın alın terini sömürüyorsun” vurgusunu yapan Kılıçdaroğlu, ‘Ben götürdüm ama şimdi tamamını getiriyorum. Türkiye zor durumda’ desinler. Niye getirmiyorlar? Niye ‘Dolar bazında ihaleleri ya artık Türk lirasına çevirelim. Türkiye çok zor durumda… İşçinin üstüne fazla gitmeyin. Emeklinin üstüne fazla gitmeyin. Üreticinin üstüne fazla gitmeyin’ demiyorlar. Üreticiler, sanayiciler, gerçek anlamda sanayiciler, gerçek anlamda üreticiler de perişan vaziyette. Sistemden yararlananlar, dolarla devlete borç verenler, dolarla mevduat hesabı açanlar, dolarla kamudan ihale yapılanlar, bütün bunların keyfi yerinde. Bunlardan ‘5 kuruş para getir devlete öde’ diyen de yok. Çünkü bunlar bu ekonomik soykırım çerçevesinde halkın kanını emenler bunlar.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Mücadelemizi Sürdürmek Zorundayız

14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan parti üyelerine bir mektup gönderen Kılıçdaroğlu, “Adil ve özgür bir Türkiye için hak, hukuk ve adalet için mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu nedenle partimizin hedefine daha büyük kararlılıkla ulaşmasını sağlayacak adımları hep birlikte atacağız. Atatürk’ün ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ sözü partimize gönül vermiş olanların hiç unutmaması gereken temel bir ilkedir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüm parti üyelerine bir mektup gönderdi. Kılıçdaroğlu’nun “Değerli yol arkadaşım” diye başlayan mektubunda şu ifadeler yer aldı:

“Cumhuriyet tarihimizin en kritik seçimlerinden birini geride bıraktık. Karanlığın baskının iftiraların yanında yalanların, hilelerin ve hukuksuz bir biçimde devlet olanaklarının kullanıldığı adaletsiz bir seçimden çıktık. Süreç çalıştığımız beklediğimiz ve dilediğimiz gibi sonuçlanmadı.

“Mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız”

Demokrasi mücadelemizde birlikte yol almak için gösterdiğiniz büyük çaba ve kararlılığın çok değerli olduğunu bilmenizi isterim. Elini taşın altına koyma cesareti gösteren sizler sayesinde partimiz daha da güçlendirmektedir.

Adil ve özgür bir Türkiye için hak, hukuk ve adalet için mücadelemizi eskisinden daha güçlü sürdürmek zorundayız. Bu tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu nedenle partimizin hedefine daha büyük kararlılıkla ulaşmasını sağlayacak adımları hep birlikte atacağız.

Atatürk’ün ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim’ sözü partimize gönül vermiş olanların hiç unutmaması gereken temel bir ilkedir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Çağrılarına Yanıt: CHP Kadro Partisidir

Partisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, “CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Atatürk’ten, günümüze CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Bir tek adam partisi hiç olmamıştır. Tarihinde doğruları yanlışları olmuştur. Ama bu hareket her zaman haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP’nin tüm kadroları dünden bugüne siyasi yaşamlarının hiçbir döneminde kişisel ikballerinin peşinde koşmamışlardır” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama tek başıma kattım ne de CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama, dilsiz şeytan olmama inancımızın koalisyonunda olmak istediler. Onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen hala hapiste tutulan Can Atalay’a ilişkinde değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri, “Can Atalay… 50 günü geçti. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı daha güzel bir örnek göstermez herhalde. YSK, vekil adayı olabilirsin diyor. Vekil seçiliyor. Tutuklusunuz, mahkum değilsiniz ve dışarı çıkarılmıyorsunuz. Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, yasalara aykırı şekilde hapiste tutuluyorsa ve kendisi girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Kurtulmuş’a çağrı yapıyorum. Cindoruk’un yazılarını çıkarabilir, nasıl mücadele ettiğini görebilir. Artık TBMM Başkanı karar alırken, saraydan irade almamalı.” dedi.

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklanmasına ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, “Merdan Yanardağ… Bir gazeteci, bir yazar, televizyoncu. Niçin içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk partide, ziyaret edildi. Bir gazeteciyi tutuklamak, hangi aklın işidir? Troller devreye giriyor, her suçlama yapılıyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklama kararı veriliyor. Akıl alır gibi değil.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Acısıyla, tatlısıyla bir bayramı daha geçirdik. Acısız bir bayramı geçirmek acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne nasip olacak mı diye kafamda hep bir soru işareti var. Deprem hadi diyelim oldu, büyük acılar yaşandı. Ama bazen kendi irademizle haksızlıklara kapı aralıyoruz. Cezaevlerinde düşüncesinden ötürü, ifade ettiği için hapis yatan çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, avukatlar, siyasetçiler var.

Hiç kimse 21. yüzyılın Türkiye’sinde düşüncelerinden ötürü hapse atılmamalı. Düşünce, özellikle aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Düşünceden, aklımızı kullanmaktan hiç kimse ötekileştirilmemeli, yargılanmamalı. Biz eğer aklımızı kullanabilirsek Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağız. Birileri benim gibi düşünmediğin için ben seni hapse atarım derse o ülkede demokrasi olmaz.

Acılar var evet, bayramda da yaşandı bu acılar. Sivas Katliamı’nın 30. yılı. Aydınların, gazetecilerin, şairlerin yakıldığı bir Türkiye asla kabul edilemez. Bir aydının, düşünürün, ozanın, ressamın yakılarak öldürülmesi kadar vahşi bir şey yoktur. Bu bir insanlık suçudur. O ateş hala yüreklerimizde yanıyor. Adaletin sağlanmadığı bir yerde bu ateşler hep yanar. Adaletin sağlanması lazım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bunun zaman aşımının olmaması lazım.

Can Atalay hapiste. 50 günü geçti. Gidiyorsunuz, başvuruyorsunuz, YSK “Aday olabilirsin” diyor. Halkın oylarıyla vekil seçiliyorsunuz, oluyorsunuz. Demokrasinin kuralı işliyor. Tutuklusunuz, hükümlü değil. Dışarıya çıkarmıyorlar sizi. Ben Numan Kurtulmuş’a seslenmek isterim. Bir TBMM Başkanı, haksız yere yasalara, anayasaya aykırı olarak tutuluyor ve kendisi hiçbir girişimde bulunmuyorsa TBMM’nin itibarını ayaklarının altına alıyor demektir. Sayın Kurtulmuş’a tekrar çağrı yapıyorum. Artık TBMM Başkanı karar alırken Saraydan irade almamalı. Saray ne diyecek diye sormamalı. Çünkü o sarayın hakkını, hukukunu değil Türkiye Cumhuriyeti’nin hakkını, hukukunu savunmak zorundadır.

Gezi Davası tutukluları da başlı başına bir dramdır. Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater tam 435 gündür hapiste. Dava açıldığında birisi yurt dışından geldi. Kaçma niyetleri yok zaten, suç işlemediler ki kaçsınlar. Ama tutuklandılar. Şimdi Yargıtay’ın kararını bekliyorlar. Bu kararın bir an önce açıklanması lazım. Onlar da büyük olasılıkla saraydan bekliyor görüş.

“Adalette çifte standart olmaz”

Bir hakimin, savcının iradesi saraya ipotek edilemez. Osman Kavala tam 2 bin 72 gündür özgürlüğünden mahkum edildi. AİHM kararı var suçsuzdur diye. Türkiye’den iki ayrı mahkeme tahliyesi için karar verdi. İki ayrı mahkeme beraat için karar verdi ama kararları takan kim? Neden içeride? 75 yaşında, 80, 85 yaşında insanlar, eski komutanlar içerideler. İnsanda biraz vicdan, adalet olur. Eğer biz bunları dillendirmezsek siyaseten görevimizi yapmıyoruz demektir. Biz hakkı, hukuku, adaleti savunuyoruz. Adalette çifte standart olmaz.

Merdan Yanardağ, bir televizyoncu, gazeteci, yazar. Niçin içeride? Hangi gerekçe ile içeride? O da 7 gündür tutuklu. Bir komisyon oluşturduk CHP Grubu olarak. Bir gazeteciyi, televizyoncuyu tutuklamak hangi aklın işidir? Önce bekliyorlar hiçbir şey yok, troller devreye giriyor. Suçlamalardan sonra savcılar harekete geçiyor. Tutuklanmaması gereken bir konuda tutuklanma kararı veriliyor. Akıl alacak şey değil. Bunun adı kısacası hainliktir.

Var olan kabineyi Düyûn-ı Umûmiye Kabinesi olarak ilan etmiştim. Bu ülkeyi borç batağına sürükleyenler bir süre sonra batının tefecileri tarafından teslim alındı. Artık onlar ülkeye Hazine ve Maliye Bakanı, Merkez Bankası Başkanı tayin eder hale geldiler. Uluslararası tefeciler artık bakan, başkan atıyorsa çok ciddi bir beka sorunumuz var demektir. Erdoğan kontrol eden değil, artık kontrol edilen kişidir. Uluslararası tefecilerin kontrol ettiği ve yönlendirdiği kişidir. Düne kadar faizi arttırmam diyen kişiye tükürdüğünü yalatmak bu uluslararası tefecilerin görevleri arasında olmuştur. CHP olarak bunları içimize sindiremiyoruz.

Döviz kurundaki bir liralık artışın maliyeti devletin borçlanması açısında 145.5 milyar lira. Bu yükü, 85 milyon insan ödüyor. Doları olanlar, beşli çeteler kazanıyorlar. Onlara şimdilik hiç kimse dokunmuyor.

“CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır”

Hepinizin bildiği gibi CHP, bir tek adam partisi değildir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten bugüne CHP her zaman bir kadro partisi olmuştur. Doğrular, yanlışları olmuştur ama bu hareket her zaman ve her zaman ezilenlerin, sesi duyulmayanların, haksızlığa uğrayanların, adalete susamışların yanında olmuştur. CHP, zulme karşı milyonları kapsayan, kucaklayan çoğulcu bir duvardır.

Mustafa Kemal Atatürk gibi saray ve işgal kuvvetlerinin kendisine sunduğu ihtişamlı hayatı elinin tersiyle iterek, idam edilme pahasına uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, genç bir Cumhuriyet’i kurmayı başarmıştır. Örneğin Ecevit, uluslararası tüm tehditlere ve siyasi yaşamını zora sokma pahasına Kıbrıs’a barış harekatı düzenlemiş, Beşparmak Dağları’na Türk bayrağı dikmeyi başarmıştır. Örneğin Deniz Baykal, 1 Mart tezkeresindeki kararlı duruşuyla Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta Doğu kaosunun dışında tutmayı başarmıştır.

Bugün, özellikle de son 10 yılda Türkiye giderek büyüyen bir ekonomik krizle karşı karşıyadır. Özellikle aile yapısını temelden sarsmaya başlamıştır. Boşanma davalarının çığ gibi artması bunun en önemli göstergesidir. Yaşadığımız onca sıkıntı yetmiyormuş gibi uygulanan göçmen politikası ülkemizin demografisini değiştirmiş, Türkiye’yi Avrupa’nın sığınmacı deposu haline getirmiştir. İktidar ailesi üyelerinin dış ülkedeki mal varlıklarının ülkenin dış politikasında pazarlık unsuru haline gelmiş olmasıdır. Türkiye bu ve benzeri sorunların kaynağı olan otoriter bir iktidar tarafından teslim alınmıştır.

Bunların karşısında CHP olarak sessiz durmamız, klasik politika araçlarıyla klasik muhalefet yapmamız beklenemezdi. Konumum gereği yapılması gerekenleri yapmalıydım. Ne mi yaptım? Asla görüşülemez denilenler ile görüştüm, bir araya gelinmez denilenlerle bir araya geldim. Daha önce görmezden gelinen tüm toplumsal kesimleri helalleşmeye çağırdım. Hiç kimseyi ötekileştirmedim, kin tutmadım. Ülkemizin farklı toplumsal, siyasal, kültürel kesimleriyle bir fincan da olsa kahve içtim.

Tüm bunları herkes için hak, hukuk, adalet hedefiyle yaptım. Biz ülkemizin tüm sorunlarının çözümü için sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik tüm sorunlarına karşı akılcı çözüm öneriyle vatandaşlarımızın karşısına çıktık. Tüm sorunların çözüm adresi olarak TBMM’yi gösterdik. Eğer bizim hayat görüşümüz haksızlığa karşı mücadeleyse doğru yolda olmanın verdiği haz her şeyden üstündür. Asıl mücadele devrimi, değişimi gerçekleştirdiğimize de haklının yanında kalabilmektir. Ne seçimi aldığımızda haksızlığa karşı mücadeleyi bırakacaktık, ne de seçimi alamadık diye mücadeleyi bırakacağız.

“Biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz”

Türkiye’yi bu kabustan çıkarmak için yolun sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne ben tek başıma 25 milyon kişiyi bu namuslu davama kattım, ne de tek başına CHP kattı. Ne mutlu bize ki bu 25 milyon kişinin tamamı haksızlık karşısında susmama koalisyonunda olmak istediler. Çünkü onlar mücadelemizin parasız, pulsuz, çıkarsız, namuslu yolun bu olduğunu gördüler. O halde biz doğru yoldayız ve doğru yolda kalmaya ne pahasına olsun devam edeceğiz.

Bizler 25 milyon gibi birçok ülkenin toplam nüfusuna sahip insanla birlikte çıkarsız, parasız sadece ama sadece hakkın yanında olmak için bir araya gelen bir koalisyon kurduysak, başörtülüsü, seküleri, milliyetçisi, Atatürkçüsü bir araya gelebildiysek büyük bir değişimi zaten başlatmışız demektir. Biz, toplum olarak neyin değiştiğine değil, neyin değişmediğine bakarsak hata yapmış oluruz.

Değişen şeyler yüzde 20’lerden yüzde 48’lere uzanan kitlelerdir. Değişen şeyler asla görüşülemez denilen cenahlarla görüşmek, ittifak yapmaktır. Bugün bu değişimleri yaparak 25 milyonu davamıza kattık. Yarın 35 milyonu davamıza katacağız. Anlatmaya çalıştığım şu, 25 milyonu bir araya getirmenin başarısının sadece bana yani sadece lidere ait olmadığıdır.

Bizler, yani hakkın yanında olanlar, insanların kimliğini, inancını, yaşam tarzını siyaset malzemesi yapmayan 25 milyon kişiyiz biz. Eğer tüm kara propagandaya, yapılan sahtekarlıklara, sermaye gücüne rağmen haksızlığı görüp hakkın yanında yer alabilmişsek bu başarı 25 milyon olarak hepimizindir. Başarıyı tek başına üstlenmem ama bu birlikteliği başarısızlık olarak tanımlarsanız o zaman tek başıma karşınızda dururum. 25 milyona dokundurtmam.”

Paylaşın

“CHP’nin Hedefi Batı Tipi Sosyal Demokrat Çizgi” İddiası

Sözcü yazarı Aytunç Erkin, “CHP Genel Merkezi, Alman Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını inceliyor ve Batı tipi “sosyal demokrat” çizgiyi yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istiyor” iddiasında bulundu.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları sürüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tartışmanın ‘kişiler üzerinden yürümemesi gerektiğini’ dile getirirken, partinin yeni dönemde izleyeceği ideoloji, ilke ve söylem de masaya yatırıldı.

Kılıçdaroğlu’nun ‘değişim’ yorumunu köşesine taşıyan Sözcü yazarı Aytunç Erkin, CHP’nin Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını incelediğini ve ”Batı tipi ‘sosyal demokrat’ çizgiyi” yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istediğini aktardı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın Temmuz 2022’de, CHP’deki tarihsel kopuşu değerlendirdiği açıklamalarını hatırlatan Erkin, yazısında şu ifadelere yer verdi:

”Şimdi gelelim Kılıçdaroğlu’nun röportajında kurduğu “Çünkü kimi değişimler vardır ki kurumları daha iyiye götürmeyebilir; kimi değişimler kurumları eskisinden daha geriye düşürebilir” cümlenin şifrelerine. Haftalardır CHP Genel Merkezi’ni de “değişim” isteyen kadroları da dinliyorum, konuşuyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Öğrendiklerimi de sizlerle paylaşıyorum. CHP liderinin “eskisinden daha geriye düşmek” tespitinin arkasında yatan şu (Bu da yorum değil, bilgi): “Şimdi İmamoğlu lider olursa nasıl bir Kürt politikası izleyecek? Bugüne kadar kurduğumuz ilişkiler ne olacak? Ya da diğer kesimlerle olan ilişkileri nereye götürecekler?”

Kılıçdaroğlu’nun Serbestiyet röportajını bu bilgiler ışığında okudum: “CHP, farklı sosyal, siyasal, kültürel vb. kesimlerle önyargısız bir araya gelebilmenin hem adresi hem de öncüsü olmuştur. Bu bir değişim sürecinin sonucudur ve sadece CHP değil, CHP’nin uzattığı eli havada bırakmayan herkes, tüm kesimler, kurumlar değişmiştir. Güzel olan budur. Üstelik bu karşılıklı değişim süreci sadece siyaset alanında da yaşanmadı. Özetle, CHP önümüzdeki dönemin değişimini, bu temel felsefenin üzerinden sürdürecektir.”

Uzatmaya gerek yok! Bir bilgi daha verelim: CHP Genel Merkezi, Alman Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını inceliyor ve Batı tipi “sosyal demokrat” çizgiyi yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istiyor.

Bu durumu da en önce gören isimlerden biri TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan oldu: “Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel referansları bugün tamamen ortadan kalkmış durumda. Ülkenin en eski siyasi oluşumlarından birinden söz ediyoruz. Bu oluşum, temsil ettiği sınıfın çıkarları ve tarihsel evrimi doğrultusunda, kuruluşuna yol açan 1919-1923 uğrağıyla bağını büyük ölçüde kesti.

İlginç olan CHP’nin aynı sınıfın çıkarlarını daha muhafazakar bir çizgide temsil eden siyasi hareketlerin baskısıyla kendi geçmişinin daha yakın kesitlerinden de kopması. Örnek olsun, bugün AKP, Menderes ve Özal geleneğini hiç sıkılmaksızın sahiplenirken, CHP sonu gelmeyen bir helalleşme süreci yaşamakta, İsmet İnönü ve 27 Mayıs gibi kendi tarihinin demirbaşlarını gözden çıkarmaktadır. CHP’nin dünü kalmamıştır. Bugünüyse Millet İttifakı’dır!

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: CHP, Genel Başkanını Kurultaylarında Seçer

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kılıçdaroğlu, “CHP, hiç kimseye altın tabak içinde Genel Başkanlığı sunmaz. Bu davranış CHP’nin geleneğinde yoktur. CHP kurultaylarında genel başkanların yaşından ziyade birikimine, çalışkanlığına, halkla ilişkilerine vs. bakılır. Ekrem Bey de dahil olmak üzere elbette her CHP’li, CHP’ye Genel Başkan adayı olabilir” dedi.

2024 yılında yapılacak olan belediye seçimlerine ilişkin ise CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “2024 yerel seçimlerinde iddialıyız ve yeni büyükşehir belediyelerini alacağız. Belediyecilik konusunda başkanlarımızın çok başarılı sınavlar verdiğini kamuoyu da biliyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Serbestiyet yazarlarının sorularını yanıtladı.

Hilal Köylü’nün, “CHP’nin ne zaman genç bir genel başkanı olabileceği konusunda bir tahmin yapabilir misiniz? Ekrem İmamoğlu’nu CHP genel başkanlığı için yeterli görmüyor musunuz? Emekliliğinize dair ne tür planlar yapıyorsunuz?” sorusunu yanıtlayan Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

CHP, genel başkanını kurultaylarında seçer… Adaylar çıkar ve yarışırlar… CHP, hiç kimseye altın tabak içinde Genel Başkanlığı sunmaz. Bu davranış CHP’nin geleneğinde yoktur. CHP Kurultaylarında Genel Başkanların yaşından ziyade birikimine, çalışkanlığına, halkla ilişkilerine vs. bakılır. Ekrem Bey de dahil olmak üzere elbette her CHP’li, CHP’ye Genel Başkan adayı olabilir.  Bunda hiçbir tereddüdüm yok…

Yerel seçimler

Güzin Sarıoğlu ise, “2024 yerel seçimleri için CHP’nin özellikle büyükşehirler için en iyi ve en kötü senaryoları nasıl acaba?” diye sordu. CHP lideri bu soruya şu yanıtı verdi:

2024 yerel seçimlerinde iddialıyız ve yeni büyükşehir belediyelerini alacağız. Belediyecilik konusunda başkanlarımızın çok başarılı sınavlar verdiğini kamuoyu da biliyor.

HDP

Kılıçdaroğlu, Alper Görmüş’ün “Başta İstanbul olmak üzere muhalefetin birçok büyükşehri kazanmasının ancak Kürt oylarıyla mümkün olduğunu biliyoruz. Böyle bir gerçek ortadayken ve HDP’nin bu defa kendi adaylarıyla yarışacağı aşağı yukarı belli olmuşken Mart ayındaki yerel seçimlerde HDP’ye karşı politikanız ne olacak?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

Yerel seçimlerin milletvekili seçimlerinden ayrı dinamikleri var.  Bu seçimlerde aday çok önemli. Halkın beğendiği, güven verdiği adaya farklı partilerden yurttaşlar da oy vermektedir. Yeşil Sol Parti demokrasiye inanmış, saygı duyduğumuz bir parti. Biz, çıkaracağımız ve yeniden aday göstereceğimiz adaylarla, toplumun tüm kesimlerinin, geçmişte hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun herkesin oyuna talip olacağız.

31 Mart 2019 seçimlerinde izlediğimiz politika buydu. Geldiğimiz nokta itibariyle, kazandığı tarih itibariyle seçmen memnuniyetini kaybeden neredeyse tek bir belediye başkanımız yok. Tüm belediye başkanlarımız kazandıklarından çok daha yüksek bir oranla seçmenin desteğini almış durumda.

Değişim tartışmaları

Kılıçdaroğlu, Etyen Mahçupyan’ın “CHP’nin değişmesi gerektiği hem parti içi ve çevrelerinde, hem kamuoyunda tartışılıyor. CHP’nin değişimi sonucunda ortaya çıkacak olan “Yeni CHP’nin”nin sizce eskisine kıyasla ideolojik yaklaşım, ilkeler ve söylem açısından farklılığı ne olacak? Ya da ne olmalı?” sorusunu da şöyle yanıtlandırdı:

Değişmeyen tek şey, değişimin kendisi; her şey her zaman değişiyor. Haliyle değişime dair bu temel gerçeklik herkes, her şey, her kurum için geçerli. Bu bağlamda CHP’nin yaklaşık 100 yıllık tarihi de büyük değişimlerin tarihidir. Son dönemde ortaya çıkan değişim tartışmalarına da bu çerçevede bakıyorum. Ancak bu değişim tartışmalarını kişiler üzerinden sürdürmek de doğru değil.

Bu düşüncem kişilerin önemsiz olduğu anlamına gelmemeli. Kişiler elbette değişimin öncülüğünü yapar. Ancak kişilerden daha önemli olan, değişimin felsefesi ve amacıdır. “Değişim” tartışmalarını bu çerçevede ele almalı ve sürdürmeliyiz. Değişim tartışmasının öncüleri olan bizler, değişimin felsefesini ve amacını ortaya koymalıyız. Çünkü kimi değişimler vardır ki kurumları daha iyiye götürmeyebilir; kimi değişimler kurumları eskisinden daha geriye düşürebilir. Değişim tartışmalarına ve bu tartışmaların olası sonuçlarına bu çerçevede bakıyorum.

CHP, farklı sosyal, siyasal, kültürel vb. kesimlerle önyargısız bir araya gelebilmenin hem adresi hem de öncüsü olmuştur. Bu bir değişim sürecinin sonucudur ve sadece CHP değil, CHP’nin uzattığı eli havada bırakmayan herkes, tüm kesimler, kurumlar değişmiştir. Güzel olan budur. Üstelik bu karşılıklı değişim süreci sadece siyaset alanında da yaşanmadı.

Yaşamın her alanında kimseyi ötekileştirmeden; herkesin derdini çözmeyi ve herkesin mutluluğunu paylaşmayı amaçlayan, samimi ve içten bir yaklaşımın ortaya konulmuş olması çok değerli, kıymetlidir. Yaşamın her alanında ve herkes için hakkın, hukukun ve adaletin hâkim kılınması için çaba harcanması kıymetlidir. Özetle, CHP önümüzdeki dönemin değişimini, bu temel felsefenin üzerinden sürdürecektir.

Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtların tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Kurban Bayram” Mesajı: Sevginin, Hoşgörünün…

Kurban Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kurban Bayramı, birlikteliğin olduğu kadar sevginin, hoşgörünün, gülümsemenin, selamlaşmanın, önyargılarımızdan arınmanın da günüdür. Bunları gerçekleştirdiğimizde adaleti de inşa etmiş olacağız. Bu nedenledir ki devleti yönetenler, liyakat sahibi ve adaletli davranmak zorundadırlar. Aslında demokrasinin varlık nedeni de bu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Unutulmaması gereken gerçek, insanlık tarihinin bir anlamda adaleti arama ve adaletsizliklerle mücadele tarihi olduğudur. Açıkça ifade etmek gerekirse adalet arayışı, aynı zamanda umudun tüketilmemesi ve umut arayışımızın da hep diri tutulması demektir.”

Kılıçdaroğlu, mesajının devamında, “Dolayısıyla bizler; ahlaki, vicdani ve insani değerleri bayramlarda hatırlayan değil, doğanın doğallığını korumak dahil, yaşamın her alanına yayan bir ülkede yaşamak isteriz. Öte yandan, yaşatılan ekonomik buhran nedeniyle alım gücü ve refah düzeyi düşen ve neşesi elinden alınan sevgili halkımızın mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmesini dilerim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kurban Bayramı vesilesiyle bir mesajı yayınladı. Kılıçdaroğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Kurban Bayramı, birlikteliğin olduğu kadar sevginin, hoşgörünün, gülümsemenin, selamlaşmanın, önyargılarımızdan arınmanın da günüdür. Bunları gerçekleştirdiğimizde adaleti de inşa etmiş olacağız. Bu nedenledir ki devleti yönetenler, liyakat sahibi ve adaletli davranmak zorundadırlar. Aslında demokrasinin varlık nedeni de bu.

Unutulmaması gereken gerçek, insanlık tarihinin bir anlamda adaleti arama ve adaletsizliklerle mücadele tarihi olduğudur. Açıkça ifade etmek gerekirse adalet arayışı, aynı zamanda umudun tüketilmemesi ve umut arayışımızın da hep diri tutulması demektir.

Dolayısıyla bizler; ahlaki, vicdani ve insani değerleri bayramlarda hatırlayan değil, doğanın doğallığını korumak dahil, yaşamın her alanına yayan bir ülkede yaşamak isteriz. Öte yandan, yaşatılan ekonomik buhran nedeniyle alım gücü ve refah düzeyi düşen ve neşesi elinden alınan sevgili halkımızın mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmesini dilerim.

Bu duygularla, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve terör örgütlerine karşı mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ayrıca bedenlerini bizler ve vatanımız için siper etmiş gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum. Kurban Bayramı’nız kutlu olsun.”

Paylaşın

CHP’de “Bölünme” Endişesi: Kılıçdaroğlucu, İmamoğlucu

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde istenilen başarıya ulaşılamayan CHP’de “Kılıçdaroğlu’na yakınlar” veya “İmamoğlu’na yakınlar” ayrışmasının arttığı değerlendiriliyor. Bu söylemin kurultaya ve yerel seçimlere giderken partiye zarar verdiği yorumları her iki isme mesafeli duran kişilerce yapılırken, “bu bölünmeye yol açar” endişesi dile getiriliyor.

İmamoğlu’nun “değişimin öncüsü olacağım”, “değişimi yönetmek istiyorum” çıkışlarına karşın parti yönetiminden gelen “Değişimi Kılıçdaroğlu yönetmeli” açıklamalarının da bu ayrışmanın bir yansıması olduğu belirtiliyor. Parti içerisinde bu tartışmaların dozunun ne kadar artacağına dair ise şu aşamada bir öngörü yok.

Kimi kurmaylara göre karşılıklı açıklamaların dozu artacak kimi kurmaylara göre ise bazı aracılar vasıtasıyla süreç soğutulacak. Ancak bu noktada net bir öngörü bulunmuyor. CHP’de “partinin abisi” konumundaki isimler, tartışmaların sürmesinin yerel seçimlere odaklanmayı da mümkün kılmadığı ve bu süreçlerin ittifak başta olmak üzere tüm süreci etkileyeceğini belirtiyor.

CHP’de 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından başlayan “değişim” mesajlarının ardından sancılı bir süreç yaşanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik gelen eleştiriler, İmamoğlu’ndan da direkt bu isimleri hedef alan açıklamalar sürerken 9 saatlik il başkanları toplantısında da bu tartışmalar ile seçim sürecindeki eksiklikler, hatalar değerlendirildi.

Seçimlerden istediği sonucu alamayan CHP’de parti içerisindeki tartışmalar her geçen gün dozunu artırarak sürüyor. 81 il başkanı ile bir araya gelen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, hem eleştirileri dinledi hem de kendi eleştirilerini il başkanlarına iletti.

9 saatlik toplantıda ne konuşuldu?

Toplantıda büyükşehirlerin tamamına yakını söz alırken özellikle Kılıçdaroğlu’na gelen eleştirilerin çerçevesini Zafer Partisi ile yapılan mutabakat ile Altılı Masa sürecinin doğru olarak yönetilememesi oluşturdu. Toplantıya katılanlar, “Çok verimli oldu” yorumu yaptı.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre; bazı il başkanları Gelecek, DEVA ve Saadet Partileri’nin seçimlere ayrı girmesinin daha doğru olduğu, bu partilerin CHP içerisinde aday gösterilmelerinin yanlış olduğu savunulurken söz konusu bu partilere 40’a yakın kontenjan verilmesinin doğru olmadığı kaydedildi.

İl başkanları, özellikle ön seçim yapılmaması ve aday belirleme süreçlerine örgütlerin dahil edilmemesine yönelik itirazlarını da toplantıda dile getirdi. Bir il başkanı, “Milletvekili listesini bize danışmadınız sonra da o milletvekili listesi ile uyumlu seçim çalışması yapmamızı istediniz. Bu doğru bir yaklaşım değildi” dedi.

Toplantıda eleştirileri tek tek dinleyen Kılıçdaroğlu’nun da eleştirileri anlamlı bulduğunu söylediği ve özellikle ön seçimle ilgili taleplerin de oluşturulacak Tüzük Komisyonu’nda ele alınacağını kaydetti. Kılıçdaroğlu’nun da il başkanlarını ağırlıklı olarak, “söylemlerimizi iyi anlatamadık”, “halkın her kesimine ulaşamadık” şeklinde eleştirdiği öğrenildi.

“Değişim” toplantının da gündemi

Toplantıda Ekrem İmamoğlu’nun çağrısı ile başlayan ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Engin Altay gibi isimlerin de yaptığı açıklamalar ile devam eden “değişim” beklentisi ve çağrısı da ele alındı. Edinilen bilgiye göre birçok il başkanı “değişim” çağrılarını desteklerken Kılıçdaroğlu’nun “isimleri değil sistemi konuşmamız” lazım çıkışı yaptığı bildirildi.

CHP’de parti yönetiminde yer alan kurmaylar, “evet değişim olmalı ama nasıl bir değişim kimse bunu konuşmuyor” eleştirisi gündeme getirirken sadece Kılıçdaroğlu’nun tartışılmasının yanlış olduğunu, değişim çerçevesinin birçok alanı ve kişiyi kapsaması gerekliliği ifade edildi. Bu noktada İmamoğlu’nun yaptığı “değişim” mesajları ile Kılıçdaroğlu’nun verdiği “değişim” mesajlarının farklı olduğu yorumları da yapılırken ortak noktada buluşulmasının “zor olduğu” değerlendiriliyor.

“Kılıçdaroğlucu” – “İmamoğlucu”

CHP içerisinde özellikle son dönemde yapılan açıklamalara göre “Kılıçdaroğlu’na yakınlar” veya “İmamoğlu’na yakınlar” ayrışmasının arttığı değerlendiriliyor. Bu söylemin kurultaya ve yerel seçimlere giderken partiye zarar verdiği yorumları her iki isme mesafeli duran kişilerce yapılırken, “bu bölünmeye yol açar” endişesi dile getirildi.

İmamoğlu’nun “değişimin öncüsü olacağım”, “değişimi yönetmek istiyorum” çıkışlarına karşın parti yönetiminden gelen “Değişimi Kılıçdaroğlu yönetmeli” açıklamalarının da bu ayrışmanın bir yansıması olduğu belirtiliyor. Son olarak CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, “Bir değişim olacaksa genel başkanımız önderliğinde olacaktır” açıklaması yaptı.

Parti içerisinde bu tartışmaların dozunun ne kadar artacağına dair ise şu aşamada bir öngörü yok. Kimi kurmaylara göre karşılıklı açıklamaların dozu artacak kimi kurmaylara göre ise bazı aracılar vasıtasıyla süreç soğutulacak. Ancak bu noktada net bir öngörü bulunmuyor.

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ile 3 kere yüz yüze görüşmüş ve bu görüşmelerde de süreçler ele alınsa da tam bir uzlaşma sağlanamamıştı.

CHP’de “partinin abisi” konumundaki isimler, tartışmaların sürmesinin yerel seçimlere odaklanmayı da mümkün kılmadığı ve bu süreçlerin ittifak başta olmak üzere tüm süreci etkileyeceğini belirtti. Kurmaylar, karşılıklı açıklama yapan her iki kanatla da görüşmeye hazırlandığını ifade etti.

CHP’deki il başkanları toplantısında da MYK toplantısında da İmamoğlu’nun son dönem çıkışları ele alındı. Ancak İl başkanlarının ortak açıklama yaptığı saatlerde İmamoğlu da İstanbul’da bir basın toplantısı düzenliyordu. Bu toplantıda açıklamanın hatırlatılması üzerine İmamoğlu, “4 il başkanı kaleme aldı” derken CHP MYK’da da bu konu konuşuldu. İmamoğlu’na yanlış bilgi verildiğinin düşünüldüğü MYK’da ifade edilirken, “Metni 4 il başkanı yazdı ancak 81 il başkanı imzaladı, onayladı. 81 kişinin ortak metin yazması zaten mümkün değil” yorumu yapıldı.

CHP’de kurmaylar, “İmamoğlu, il başkanlarını karşısına alarak nasıl etkin olmaya çalışacak” yorumları da yapıyor. İl başkanları toplantısında birçok il başkanı İmamoğlu’nun çıkışlarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Ancak İmamoğlu’na sahip çıkan isimler olduğu da belirtiliyor.

“Vasat” rahatsızlığı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun İmamoğlu’na yönelik, “Aday olmasını çok arzu ederiz, genel başkan olmasını arzu ederiz. Ama mahkeme kararını ihmal etmeden bu realiteyi gerçekleştirmemiz lazım” çıkışı da CHP’de tartışılıyor. İmamoğlu bu sözlere “‘Onun siyasi yasağı var’ klişesiyle gündeme gelmesi çok acı, ne yazık ki çok vasat açıklama. Bu vasat açıklamanın sahibinin muhatabı ben değilim, genel başkan. Genel başkanımızın bu konuda gereğini yapacağına inanıyorum. Bu vasat açıklamaları birkaç kez anlamsız ve gereksiz zamanlarda dile getirmiştir” şeklinde yanıt verdi.

İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na en yakın kurmayların başında gelen Kuşoğlu’na yönelik kullandığı bu sert ifadeler de CHP MYK’da gündeme geldi. Kılıçdaroğlu, yanıt verilmemesini isterken bazı kurmayların “ayrışmanın derinleşmemesi gerektiği” yönünde yorum yaptıkları belirtildi. Ancak İmamoğlu’nun Kuşoğlu’na yönelik bu sözleri CHP’de “Kılıçdaroğlu’na mı mesaj veriyor” şeklinde de yorumlandı.

İl Başkanlarının da talepleri doğrultusunda CHP’de oluşturulan Tüzük Komisyonu ilk toplantısını da yaptı. Genel Başkan Yardımcısı Zeynel emre başkanlığında toplanan 9 kişilik komisyon beklenti ve talepleri görüştü. Toplantıda “ön seçim”, “Aktif üye-pasif üye” gibi başlıklar ile örgütün talepleri değerlendirmeye başlandı. Komisyon bir sonraki toplantısını 12 Temmuz’da yapacak.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Yorumu: Bir Kişinin İradesiyle Olmaz

14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası ‘değişim’ çıkışlarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Değişime en açık olan parti CHP’dir. Şimdi için değil tarihsel süreci böyledir. Çağı izleyemese zaten 100 yaşayamazdı CHP. Bütün değişimin önünü açan, değişimin bayraktarlığını yapan bir partiye nasıl diyebilirsiniz değişimin önünü açın diye. Evet değişimin de dönüşümün de önünü açacağız. CHP’nin kuruluş felsefesi budur” dedi ve ekledi:

“Bir kişinin iradesiyle değişim olmaz. Değişim topyekün o partinin kendi özgür iradesiyle o değişimi içselleştirmesi ve ileriye taşıması lazım. Değişim hukuki zeminde olur. Kurultay olur, adaylar çıkar.  İnsanlar gelsin aday olsunlar. Bizim dışımızda mahalle kongresi yapan mı var. Kim eleştiriyorsa kimsenin sözünü kesmem çünkü eleştirinin bu parti için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Ama bunun parti disiplini çerçevesinde olması lazım. Her eleştiriden ders çıkarmak parti yöneticilerinin görevidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tele 1 kanalında gazeteciler Merdan Yanardağ, Evren Özalkuş ve Zeynel Lüle’nin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Değişime en açık olan parti CHP’dir. Şimdi için değil tarihsel süreci böyledir. Çağı izleyemese zaten 100 yaşayamazdı CHP. Bütün değişimin önünü açan, değişimin bayraktarlığını yapan bir partiye nasıl diyebilirsiniz değişimin önünü açın diye. Evet değişimin de dönüşümün de önünü açacağız. CHP’nin kuruluş felsefesi budur.

Bir kişinin iradesiyle değişim olmaz. Değişim topyekün o partinin kendi özgür iradesiyle o değişimi içselleştirmesi ve ileriye taşıması lazım. Değişim hukuki zeminde olur. Kurultay olur, adaylar çıkar.  İnsanlar gelsin aday olsunlar. Bizim dışımızda mahalle kongresi yapan mı var. Kim eleştiriyorsa kimsenin sözünü kesmem çünkü eleştirinin bu parti için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Ama bunun parti disiplini çerçevesinde olması lazım. Her eleştiriden ders çıkarmak parti yöneticilerinin görevidir.

Parti sağa mı kayıyor, sola mı kayıyor… Biz sosyal demokrat bir partisiyiz. Yani yoksulun, kimsesizlerin haksızlığa uğrayanların partisiyiz. Biz ötekileştirilenin partisiyiz, işçinin, çiftçinin memurun partisiyiz. Biz halkta hiçbir ayrım yapmadan bütün sosyal sınıfları kucaklayan bir partiyiz. Biz vatansever bir partiyiz. Parti nereye kaydı? Ben işçilerin hakkını, emeklinin hakkını savunmadım mı? 1 milyonu aşkın taşeron işçi varken onların hakkını savunan partiyiz.

Çöplerden kağıt toplayanların partisiyiz. Onların hakkını başka kim savundu? Şuraya kaydı, buraya kaydı… Biz bir yere kaymadık. Herkesin hakkını savunan bir partisiz. Can Atalay’ın da, Sinan Ateş’in de, eşi ve çocukları öldürülen Emine Şenyaşar’ı da savunan bir partiyiz. Herkes kendi penceresinden ‘yok sağa kaydı’, ‘yok şuraya kaydı…’ Bunlar günlük kaygılarla ifade edilen düşünceler.

“Ekrem İmamoğlu önümüzdeki seçimi de kazanacaktır”

(İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açıklamaları, genel başkan adaylığı iddialarıyla ilgili soru üzerine) “Bizim partimizde herkes cumhurbaşkanı adayı olabilir. Ekrem Bey de aday olabilir. Şirketler ayrıdır, partiler ayrıdır. Ekrem Bey neden aday olmasın, başarılı bir belediye başkanımızdır. Son seçimler biz 22 ilçeyi alabilecek potansiyele eriştik. 22 ilçe alınır ve İBB Meclisi alınır, ondan sonra sorun kalmaz. Ben asla ve asla halkın oylarıyla alınmış bir belediyeyi AK Parti’ye teslim edemem. Yani Ekrem İmamoğlu görevine devam edecektir… Düşüncemi açıkladım. Tartışma bitmiştir. Ekrem İmamoğlu önümüzdeki seçimi de kazanacaktır.

Yerel seçimlerde başarılı olacağız. AK Parti sürekli oy kaybeden bir partidir. Büyük bir başarısızlık asla yok. Uzun süredir milletvekili çıkarmadığımız yerlerden vekil çıkardık. Parti çalıştı, belli bir çizgiyi yakaladı. Başka belediyeleri de kazanacağız. Kimsenin gereksiz tartışmalarla partinin enerjisini tüketmesini istemiyorum. Tartışmaları kışkırtanlar var, o tuzağa kimsenin düşmemesini istiyorum. Partinin kurulları var. Parti Meclisi’nde MYK’da rahatlıkla tartışabiliriz. Biz tek adam partisi değiliz.

Neden Erdoğan milletvekili transferi yapabilir miyim diye çalışmaya başladı? Neden bunun altyapısını oluşturmaya başladı, neden keseyi açmaya başladı? Satılık milletvekili istemiyorum. Bir daha söylüyorum, parlamentoda onurunu haysiyetini satan milletvekili istemiyorum. Halkın oyuna sadık kalan milletvekili istiyorum. Paraya tamah edip safını değiştiren milletvekili istemiyorum. Eğer bir milletvekili safını değiştirip iktidar partisine gidiyorsa ucunda para vardır. Parayla satılan milletvekili istemiyorum.

(Yerel seçimlerde ittifak yapılacak mı?) “İttifaklar seçim dönemlerinde yapılır. Şu anda ittifak yapacak bir şey yok. Her parti ayrı. Ama genel başkanlar olarak ülke gündemiyle ilgili görüşüyoruz. O günün koşullarına göre bakacağız. Bütün belediye başkanlarımız ittifak yokmuş gibi çalışacaklar. Daha geniş kitleleri kucaklayacaklar. Hiçbirinin hakkını yemeyelim, bütün belediye başkanlarımız gerçekten bütün engellemelere rağmen başarılılar, tarih yazıyorlar. Yerel seçimlerde başarı elde edeceğiz.”

Paylaşın