HDP’den ‘İttifak’ Mesajı: Türkiye İki Seçeneğe Mahkum Değil

HDP Parti Meclisi sonuç bildirgesinde, “Türkiye halkları, iktidarı elde etmeye odaklanmış, milliyetçilik ve hamasette benzeşen iki seçeneğe mahkum değildir. Bugün, Türkiye halklarının tarihsel sorunları olan Kürt sorunu, demokratikleşme ve ekonomik adalet sorunlarına karşı farklı reçeteleri olmayan iki seçenekle karşı karşıyayız. HDP, bu iki seçeneğe karşı mücadele birliğini büyüterek üçüncü yolu güçlendirmeye ve Türkiye halklarına gerçek bir seçenek sunmaya yönelik çalışmalarını büyüterek sürdürmektedir.” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin bildirgenin devamında “Mücadele birliğini sağlayarak üçüncü yolun genişletilmesinde ittifak çalışmaları tarihi önemdedir. Ezilenlerin bir araya gelmesi, genişlemesi ve güçlenmesi, Türkiye halkları ve gelecek kuşaklar için en önemli hamle olacaktır.” ifadeleri kullanıldı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) dün (29 Ocak) gerçekleşen Parti Meclisi (PM) toplantısı sonuç bildirgesini açıkladı. Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında yapılan toplantının sonuç bildirgesinde ekonomik krizden Kürt sorunun çözümüne, HDP kapatma davasından cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine kadar birçok başlık ele alındı. Bildirgeden öne çıkan kısımlar şöyle:

Ekonomik krizin bedeli

AKP-MHP ittifakı demokrasi, adalet ve barış karşıtlığı üzerinden kurduğu siyasi denklemlerini sürdüremeyecek hale gelmiştir. Bir yandan toplumdan rıza üretememekte, diğer yandan ekonomik yaşamın devamını sağlayamamaktadır.

Türkiye tarihinde daha önce görülmediği kadar yoksullaşma yaşanmaktadır. Saray ahalisi ve yandaşları hariç bu ülkedeki her bir yurttaş yoksulluk ve açlık riski ile karşı karşıyadır. İşsizlik ve enflasyon çift hanelerde kronik hale gelmiştir. Faiz-döviz kıskacına sıkıştırılan Türkiye halkları her gün biraz daha borçlandırılmakta, mülksüzleştirilmekte ve yoksullaştırılmaktadır. Ekonomik kriz sokağa faturalardaki korkunç artışlar, icralar, iflaslar, borç krizleri ve intiharlar şeklinde yansımaktadır.

İktidar bloku, ekonomik ve toplumsal krizlere çözüm bulmak yerine imtiyaz ve suç ekonomisi yaratmaktadır. Devlet ve bürokrasi bizatihi çete ve mafya düzeni haline getirilmekte, her türlü hukuksuzluk desteklenmekte ve teşvik edilmektedir. Siyasal, toplumsal ve ekonomik krizlere eklenen, çete ve mafya düzeni Türkiye tarihinde görülmemiş bir rejim krizini ortaya çıkarmıştır.

İç ve dış politikada değer üretmekten uzak, siyasi pragmatizm ve çıkarı esas alan; halkları ve barışı tercih etmek yerine çatışmayı ve ihtilafı tercih eden bir iktidar bloku gerçekliği ile karşı karşıyayız.  Bu sebeple, içerideki çoklu krizler ile küresel siyasetteki fay hatları AKP-MHP ittifakının rejim krizini derinleştirmektedir.

Kürt sorununda inkarcılık

İktidar bloku, krizler silsilesi içerisinde koltuklarını korumak için halktan uzaklaşıp, devletli reflekslere daha fazla sarılmaktadır. Kürt Sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve özgürlükle ilgili yapısal sorunlarına karşı devletli dile, karanlık senaryolara, komplo teorilerine, geçmişte kalmış siyasi aktörlere sarılmaktan geri durmamaktadır.

Kürt Sorununda ağırlaştırılmış tecrit ile barışın sözü kesilmek, savaş ve çatışma politikaları ile bir arada yaşama umudu söndürülmek istenmektedir. İnkârı, siyasetsizliği ve baskıyı esas alan 90 yıllık Cumhuriyet politikaları, farklı isimler altında sürdürülmektedir.

Kürt Sorununda çözümsüzlük politikalarına tüm muhalif kesimlerin baskı altına alınması eşlik etmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye halkları ve demokrat-devrimci güçler tarafından iyi bilinen çözümsüzlük politikalarından başka bir şey değildir. Çözümsüzlük politikaları, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da bu ülkenin halklarına tek bir fayda sağlamayacaktır.

Bu tarihsel hakikate rağmen AKP-MHP ittifakı siyasal sorunları derinleştiren ölüm politikalarında ısrar etmektedir. Hemen her ay bir genç zırhlı araçlarla katledilmektedir. Bu katliamlar asla teknik, tesadüfi, kazara meydana gelmemekte, her biri politik bağlamlara sahip katliamlardır. Nitekim zırhlı araçlarla yapılan katliamların cezasızlık politikaları ile karşılanması söz konusu katliamların politik olduğunu açıkça göstermektedir.

Hasta tutsaklara ölüm dayatılıyor

AKP- MHP ittifakının ölüm ve cezasızlık politikalarının benzeri, hasta tutsaklar ve cezaevlerine yönelik yaklaşımda açıkça görülmektedir. Türkiye ve dünya kamuoyunun tüm çabalarına ve çağrılarına rağmen hasta tutsaklara zindanda ölümü dayatan AKP-MHP ittifakı, ölüm politikalarında gelebileceği sınırı göstermektedir. Zindanlara ölüm dağıtan iktidar, politik tercihini yaşatma değil, öldürme üzerinden belirlemiştir.

Herkes bilmelidir ki, cezaevlerindeki hukuksuzluklar ve hasta tutsaklara yönelik ölüm politikalarının dayatılması, insanlığa karşı işlenen suçtur ve tüm iktidar mensupları ve bürokrasisi bu suçun ortağıdır. Kuşkusuz ki bize düşen tarih ve bağımsız yargı önünde bu suçun hesabını sormaktır.

HDP haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevlerinde tutulan hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması konusunda taleplerini güçlü bir şekilde sürdürmektedir.

Kadınların kazanımlarına saldırı

AKP-MHP ittifakı ideolojik ve politik nedenlerle kadın kazanımlarına yönelik tarihin en kapsamlı saldırılarını gerçekleştirmektedir. Kadın hareketinin kazanımlarına göz diken iktidar İstanbul Sözleşmesi’nden sonra, nafaka hakkına saldırmaya hazırlanıyor. Kadınları, kamusal alandan uzaklaştırıp eve hapsetmeyi ve erkek tahakkümünü derinleştirmeyi esas alan bu ittifak büyük kadın direnişiyle karşılaşmaya devam edecektir. Kazanılmış haklarımızı koruma ve yeni kazanımlarla taçlandırma çizgisinde ısrarla mücadelemizi sürdüreceğiz.

AKP-MHP ittifakı, 2022 yılı ile birlikte siyasi kadınları hedef gösterme, tutuklama ve komploların merkezine koyarak baskısını arttıracağının işaretini vermiştir. Bizler de kadınlar olarak erkek egemen otoriter rejime karşı sokağı esas alan direnişimizi büyütecek ve 8 Mart’a bu ruhla hazırlanacak, mücadelemizi tüm yıla yayacağız. Kadınlarla dayanışma ve istişareyle dönemin ruhuna uygun olarak ittifak politikalarının daha çok güçlenmesi için maksimum düzeyde çaba harcayacağız.

İttifak çalışmaları

Halkların Demokratik Partisi olarak kurulduğumuz günden beri Türkiye siyasetinde halklar lehine oyun bozan ve oyun kuran gücümüzle belirleyici konumumuzu sürdürüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’nun her köşesinde, dünyanın her yerinde HDP’li olmanın farkını görüyor ve yaşıyoruz.

Bu itibarla, seçim sandıkları dahil siyasetin tüm alanlarında belirleyici olmaya, HDP’siz yapılan hesapları bozmaya devam ediyoruz. İlkeler ve değerler partisi olarak, iktidar hesabı yapan tüm kesimlere demokratik, adil, özgürlükçü siyaseti her daim hatırlatıyor; iktidarcı anlayışların başarısız olacağını sokaktan sandığa kadar gösteriyoruz

Türkiye halkları, iktidarı elde etmeye odaklanmış; milliyetçilik ve hamasette benzeşen iki seçeneğe mahkûm değildir. Bugün, Türkiye halklarının tarihsel sorunları olan Kürt Sorunu, demokratikleşme ve ekonomik adalet sorunlarına karşı farklı reçeteleri olmayan iki seçenekle karşı karşıyayız.

Kürt sorununu konuşmak

Kürt Sorunu ve İmralı’daki mutlak tecride karşı ciddiyetsiz tavırlara, politikasızlığa ve Kürt Sorunu gibi tarihsel bir sorunu oya ve sandığa endeksleyen pragmatist çıkışların ve milliyetçi hamasetle Kürt Sorununa yaklaşım siyasetsizlik örneğidir.

Kürt Sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin tarihsel sorunlarına dair konuşmak siyasi çıkarı aşan ciddiyet gerektirir. Bu ciddiyeti taşımayan her söz ve hamle, başarısızlığa mahkumdur. Nitekim Sayın Öcalan ve Kürt Sorunu üzerinden yapılan tartışmalar, her iki blokun da demokratik çözümden uzaklıkta birbiriyle yarıştıklarını göstermektedir.

Bizler, geldiğimiz noktada Kürt Sorununun gerektirdiği ciddiyetin farkında olan tek siyasi seçeneğiz. Bu kapsamda, Kürt Sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin derhal kaldırılması gerekmektedir.

Sayın Öcalan tecrit altında tutuluyorken AKP Genel Başkanı’nın siyasi çıkar, oya ve sandığa endeksli ucuz hesaplar ile meseleye yaklaşması kabul edilemez. Sayın Öcalan yerine konuşmak kimseye fayda sağlamayacaktır. Tecrit kaldırılmalı ve Öcalan’ın kendisi konuşmalıdır. Vakit kaybetmeksizin İmralı’daki mutlak tecridin kaldırılması ve Kürt Sorununun çözümü için Sayın Öcalan’ın kendi fikirlerini kamuoyu ile paylaşmasının önünün açılması gerekmektedir.

Kürt Sorunu ve Türkiye’nin demokratikleşmesi hususlarında Sayın Öcalan gerçekliğinin iyi anlaşılması gerekiyor. Basit siyasi hesaplara veya milliyetçi hamasetlere başvurmanın sorunu derinleştirmekten başka bir şeye yaramayacağını bir kez daha belirtiyoruz.

Toplum pahalılığa mahkûm edildi

Ekonomik kriz, Saray etrafında toplanmış imtiyazlı azınlık hariç tüm toplumsal kesimleri vuruyor. Fahiş zamlar ve vergi artışları, yoksulların, işçilerin, gençlerin, kadınların sırtına yükleniyor. Yandaşlara uygulanan vergi istisnaları ve zamlardan koruyan destekler, Türkiye halkının yüzde 99’una uygulanmamaktadır. Her birimiz için markete ve pazara çıkmak hayal haline geliyor, faturaları ödemek imkansızlaşıyor.

HDP Sağlıklı bir toplum için özellikle yoksul halkımızın gıdaya ucuz erişimi için ülke tarım ve hayvancılık politikalarında ithalata dayalı sisteme karşıdır, çiftçilerin ve üreticilerin yanındadır. Ülkeyi yangın yerine çeviren AKP-MHP ittifakı, iktidarını sürdürebilmenin planlarını demokratik siyaseti boğmak üzerine yapıyor. Bu koşullarda bir tek kurtuluş yolu var. O da her alandan yükselen itirazların demokratik bir zeminde ortaklaşması. Toplum bu kadar haksızlığa, hukuksuzluğa, yoksulluğa mahkûm değil. Dönem dayanışma içinde mücadele etme dönemidir.

Kapatma davası

Ekonomik yaşamı krizlere sürükleyen AKP-MHP ittifakı, iktidarını sürdürebilmenin planlarını demokratik siyaseti boğmak üzerine yapmaktadır. Kapatma ve kumpaslarla demokratik siyaseti ve muhalif düşünceyi yasaklamayı hedeflemektedir. Oysa bizler, gençler, kadınlar, işçiler ve tüm ezilenler, kapatma ve kumpaslara karşı demokrasi ve barış talep edenler olarak her geçen gün sesimizi daha fazla yükseltiyoruz.

Umudumuz ve sesimizle, kapatma ve kumpas davalarına karşı Türkiye halkları ile beraber savunma hattını öreceğiz. Demokratik siyaseti ve halk iradesini hep birlikte savunacağız. Bilinmelidir ki, 2022 yılında AKP-MHP ittifakı son gücüyle kurumlarımıza, değerlerimize, aşımıza, işimize saldırmaya devam edecektir. Fakat tarihte olduğu gibi bir kez daha topluma savaş açan bir iktidarın kaybettiğine tanık olacağız. Krize, kapatmaya, kumpasa karşı hep birlikte mücadele ederek AKP-MHP ittifakından kurtulacağız.

8 Mart ve Newroz

Önümüz 8 Mart Kadınlar Günü, önümüz 21 Mart Newroz Bayramı. 2022 yılını 8 Mart ve 21 Mart’ın gücüyle bir zafer yılı haline getirmek için şimdiden çalışmalara başlayacağız. Kimsenin şüphesi olmasın ki, 8 Mart ve 21 Mart, zulmünün sınırlarına gelen AKP-MHP ittifakına karşı kadınlar öncülüğünde direnişin görkemini gösteren halkların cevabı olacaktır.

8 Mart’ta kadınların direnci, 21 Mart’ta halkların umut dolu ruhu ile 2022 yılında başaracak ve Demokratik Cumhuriyeti hep birlikte inşa etmenin mücadelesini vereceğiz. Bu topraklara huzur, halklara barış ve adalet gelene kadar mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz, asla vazgeçmeyeceğiz. Bu düzeni değiştirecek, demokratik bir cumhuriyeti inşa edeceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Seçimlerde Dengeleri Değiştireceğiz

HDP PM toplantısında konuşan Pervin Buldan, “Bir seçim sürecine girdik sayılır. Zamanında dahi yapılsa bir yıla yakın bir süre var önümüzde. Seçime HDP olarak çok güçlü hazırlanıyoruz, dengeleri değiştirme gücümüzü bir kez daha göstereceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM) yaygınlaşan pandemi ve olumsuz hava koşulları nedeniyle online olarak Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında toplandı. Buldan ve Sancar, gündemin öne çıkan başlıkları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“2022 yılının ilk Parti Meclisi toplantısını gerçekleştiriyoruz. 2021 yıkımlarla dolu bir yıl oldu. 2022 dönüşüm ve umut yılı olmalı, bunu gerçekleştirecek olan da mücadelemizdir. Demokrasi ittifakını yarattığımızda ve mücadeleyi yükselttiğimizde bu mümkün olacak” ifadeleriyle konuşmasına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, açıklamalarının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Kış şartları dolayısıyla büyük sıkıntılar yaşandı, yaşanıyor. Her olayda ve sorunda olduğu gibi felaketler karşısında da iktidar, sorumluluğundan kurtulmak için çeşitli yalanlara sığınıyor. 2021 yılında aynı zamanda büyük orman yangınları ve sel felaketleri yaşamıştık. Doğanın tahribatı ve talanı bu iktidarın temel politikalarından biridir. Rant uğruna bir avuç sermayeye kaynak sağlamak amacıyla yürüttüğü politikalar sadece insanların hayatını değil doğayı da çok büyük yıkımlara yol açarak tahrip ediyor. Bütün bunlar bu iktidarın temel anlayışlarının sonucudur.

“Bu düzen büyük yıkımlara yol açıyor”

Bu iktidar 3 temel sütun üstüne oturmuştur. Bunlar savaş politikaları, rant politikaları, yandaşlara ve Saray’a kaynak yaratma politikalarıdır. Bütçe görüşmelerinde de söylediğimiz gibi bu ekonomik düzen savaşa, Saray’a, yandaşa ve israfa dayanmaktadır. İnsan hayatını hiçe sayan, yoksulların daha da ezilmesine yol açan, bir avuç zenginin daha fazla semirmesini sağlayan bu düzen büyük yıkımlara yol açıyor.

Bu düzeni değiştirmek için gerçek alternatiflere ihtiyacımız var. Bunun ne olduğunu bizler her toplantı ve açıklamamızda dile getiriyoruz. Görüş ve önerilerimizi Türkiye kamuoyuyla bütünüyle paylaştığımız deklarasyonumuzu 27 Eylül’de açıklamıştık. Bu deklarasyon barış ve demokrasiye giden yolun bir çerçevesi olarak anlaşılmalıdır. Bizler bu amaçla müzakere ve diyalog zemininin başlamasını hedeflemiştik. Yani deklarasyonumuz barışa, demokrasiye ve adalete giden yolda hangi çerçeveyi esas almamız gerektiğini belirten güçlü bir öneridir. Bunun sahiplenildiğini ve ciddiyetle ele anıldığını görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.

“Üçüncü Yolu pratikleştirmek ve halka mal etmek için çalışıyoruz”

Ama bunun hayata geçmesi için HDP’nin çalışmalar yürütmesi yetmiyor tek başına, daha fazlasına ihtiyaç var. 2022 yılı bu daha fazlayı gerçekleştireceğimiz bir yıldır. Daha fazla derken kastettiğimiz şudur; toplumun tümüne, bütün ezilenlere gerçekten umut veren bir siyasal çizgiye ihtiyaç var. Bu siyasal çizgiyi yaratmak için Üçüncü Yolun daha da pekiştirilmesi gerekiyor. Bunun içini doldurmak ve halka mal etmek gerekiyor. Bu yolun temel hedefi güçlü demokrasi, kalıcı barış, eşit ortak yaşam ve herkes için adalettir. Bunu sağlamak için de en geniş çerçevede demokrasi ittifakı kurmamız gerektiğini söylüyoruz.

Demokrasi ittifakının ne anlama geldiğini her fırsatta açıklıyoruz. Bazı yanlış yorumlar ve eksik değerlendirmeler yapılıyor ama bunlar asıl vurgumuzun gölgelenmesine neden olmamalıdır. Biz demokrasi ittifakını ortak mücadele temelinde oluşturmak istiyoruz. Yani Türkiye’de bütün ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, baskı altında tutulanların, sömürülenlerin, adaletsizlik yaşayanların buluşacağı geniş bir mücadele hattını oluşturmak istiyoruz.

“Seçimlerin önemini göz ardı etmiyoruz: Halkların ortak iradesini Meclis’e taşımak istiyoruz”

Bu ittifak arayışımız seçimlerden ibaret, sadece seçimlere odaklanmış bir hedef değildir. Demokrasi ittifakı bunun ötesine işaret ediyor. Şüphesiz seçimler, zamanında olsun ya da erken olsun, Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden biri olacaktır. HDP olarak bizlerin, seçimlerin önemini göz ardı etmemiz zaten söz konusu olamaz. Ancak demokrasi ittifakını sadece seçimlere oturtmak da sorunlara çözüm bulmak ya da çözüm yollarını açmak için yeterli değildir. Hatta çoğu zaman seçimlerle sınırlanmış, seçimlere dönük çalışmalara hapsolmuş programların sorunlara çözüm olmak yerine bizi yanlışlara sürükleyebileceğini hatırlatmalıyız.

Demokrasi ittifakı ve en geniş birlikteliği sağlamak temel amacımızdır. Bunun seçimlere dönük bir çalışmayı da içerdiğini tekrar hatırlatayım. Ama demokrasi ittifakının seçimlerle bağlantısını esas olarak Meclis seçimlerine göre değerlendirmekte fayda var. Biz bütün ezilenleri, dışlananları Meclis’te temsil ettirecek bir çalışmayı da demokrasi ittifakının bir parçası olarak görüyoruz. Halkların ortak iradesini Meclis’e taşımak, demokrasi ittifakının bir parçasıdır ama demokrasi ittifakı bundan ibaret değildir.

Demokrasi ittifakını, hayata geçirmek için çalışmalar yapıyoruz. Sol sosyalist yapılarla toplantı gerçekleştirdik, samimi ve verimli bir toplantıydı. Birkaç noktada mutabakat sağlanmasını olumlu karşılıyoruz. Bunların başında birlikte yürüme konusundaki görüşmeleri sürdürme kararı geliyor. Bunun yanında genişleme perspektifi geliyor. Bütün sol ve sosyalist çerçeveleri kapsayacak genişliğe ulaşması da mutabakata varılan konulardan biriydi.

“İttifak arayışımız bütün dışlananları ve ezilenleri kapsıyor”

Bu konudaki çalışmaları dostluk ve yoldaşlık hukuku çerçevesinde sürdürme kararımız var. Bütün paydaşların da bu konuda ortaklaşması umut vericidir. Demokrasi ittifakını, sadece sol ve sosyalist kesimlerle sınırlı tutmadığımızı belirtmemiz gerekiyor. Bütün ezilen kesimleri kapsamak temel amacımızdır. Burada da olumlu mesajlar ve işaretler gelmesi umudumuzu büyütüyor. Bizim gerçek bir alternatife ihtiyacımız var. Bu iktidar savaş politikalarını, sömürüyü, rantı ve talanı temel bir özellik olarak hayatın her alanında yansıtıyor. Buna karşı gerçek alternatif, ancak yeni başlangıç ile olabilir. Bu da geçmişten kopuş iradesini içermek zorundadır. Eski dönemin zihniyetinden kopma iradesini içermek zorundadır. Eğer eskiyi tekrar eden bir anlayış karşımıza çıkarsa bilin ki bunun Türkiye halklarının beklentilerine cevap oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle HDP olarak bizler halklara güçlü bir gelecek umudu yaratmak için çalışmalarımızı aksatmadan bütün baskılara rağmen sürdürmeye kararlıyız.

“Kapatma davasında intikam saiki vardır”

2021 yılında çeşitli alanlarda baskılarla karşılaştığımızı anlatmama gerek yok. Kapatma davası 2021 yılında açıldı, 2021 yılının 17 Mart’ında iddianame AYM’ye gönderildi. 18 Mart’ta ise MHP kongresi toplandı. O zaman da söylemiştik. Kapatma davası siyasi amaçlı bir davadır. Siyasi tasfiyeye yöneliktir, intikam amaçlıdır. Bu kampanyanın öncülüğünü yapan iktidarın küçük ortağının kongresinden bir gün önce açılmış olması güçlü bir mesajdır. Anayasa Mahkemesi iddianameyi geri çevirdi, savcılık iddianameyi yeniden hazırladı. Ne tesadüftür ki 7 Haziran’da bu iddianameyi yeniden sundu. Bu da intikam saikiyle sunulduğunu gösteriyor. Aynı şey Kobanî Kumpas Davasında da geçerlidir. Bu davanın da dayanağı yoktur. Kapatma davası gibi baştan aşağı çöp iddialara dayanmaktadır.

“Mücadeleyi büyütmekte bir an tereddüt yaşamadık”

Bunun yanında HDP’ye yönelik operasyonlar ve baskılar hız kesmeden devam etti. Ama HDP olarak mücadelemizi her alanda geliştirmek konusunda bir an tereddüt yaşamadık, halklarla birlikteydik. Türkiye’nin her yerindeydik; halklarla, emekçilerle, ezilenlerle buluşma çalışmalarımızı yürüttük. Kadın Meclisimizin bu konuda özellikle çok kapsamlı çalışmalar yaptığını belirtmem gerekiyor. Emek Komisyonumuz, İş ve Aş Buluşmaları çerçevesinde sömürüye ve talana karşı mücadeleyi sahada sürdürdü. Ekoloji Komisyonumuz bütün ekoloji çevreleriyle bir araya gelme hedefini her zaman canlı tutarak çalışmalarını yürüttü, doğanın talanına ve çevrenin ranta kurban edilmesine karşı etkili mücadele yürüttü.

En önemli mücadele alanımız savaşa karşı çıkmak ve savaş politikalarını bitirmektir. Bunun için önümüze büyük barış hedefini koyuyoruz. Türkiye’nin büyük barış ihtiyacı olduğunu söylüyoruz. Büyük barış, hiç kuşkusuz öncelikle Kürt sorununda demokratik çözümden geçiyor. Demokratik çözüm olmadan Türkiye’de büyük barışı sağlamak mümkün değil. Ama biz büyük barışı sadece Kürt sorununda savaşı sona erdirmekten ibaret görmüyoruz. Türkiye halklarına dayatılan çeşitli kutuplaştırma ve düşmanlaştırma anlayışını ortadan kaldıracak bir eşit yaşam hedefi olarak bakıyoruz. Büyük barış, eşit ortak yaşam demektir. Eşit ortak yaşam da ancak demokrasi ve adalet üzerinden kurulur. Bu nedenle iktidarın her alandaki kutuplaştırma, düşmanlaştırma politikalarına karşı mücadelemizi en geniş çevrelerle sürdürme kararlılığından vazgeçmeden yolumuza devam ettik.

“Adaletsizliğe karşı sessiz kalmak adaletsizliği büyütüyor”

“Büyük demokrasi ittifakı çağrıları yapıyorsunuz ama kimsenin buna kulak astığı yok” gibi eleştiriler alıyorduk. Oysa son aylarda yaşadığımız bazı olaylar ne kadar öngörülü olduğumuzu gösteriyor. Türkiye’de çıkış, gerçek bir demokratik ortak mücadeleden geçmektedir. Adaletsizliğe karşı sessiz kalmak, adaletsizlik bir kesime karşı yapıldığında görmezden gelmek adaletsizliği engellemiyor; aksine bütün ülkeye egemen olmasını sağlıyor. Son dönemde adaletsizliğe uğrayan kesimlerin daha fazla ses çıkarması da ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.

“Zulme maruz kalanlarla birlikte yürüme kararlığımız var”

Adalet ya herkes için vardır ya hiç kimse için yoktur. Gerçek adalet herkes için istendiğinde sağlanabilir. Gerçek adalet herkes için savunulduğunda işlevli olabilir. Sadece bizlere yönelik haksızlıklara karşı değil zulme maruz kalan herkesle birlikte yürüme kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Deniz Poyraz Davasında söylediğimiz gibi adaleti sağlamak için en geniş dayanışmaya ihtiyaç vardır. Adalet mahkeme salonlarında sağlanamayacaktır. Adalet, yargının iktidarın aracı haline geldiği bir ülkede ancak halkla birlikte meydanlarda ve mümkün olan her yerde dayanışmayla sağlanabilir; ayrımsız birlikte yürümekle sağlanabilir. Deniz Poyraz katliamının son davasında bu dayanışmaya tanıklık etmek memnuniyet vericidir. Çeşitli kesimlerin mücadeleyi ortaklaştırması konusundaki çabalarımızın sonuç verdiğini göstermesi bakımından umut vericidir.

“Örgütlü kötülüğe karşı örgütlü iyilik mücadelesi mutlaka yaratılmalıdır”

Karşımızda adaletsizliği kalıcı bir sistem haline getirmek için her yolu denemeye hazır kötücül bir yönetim var, örgütlü bir kötülük iktidarı var. Buna karşı örgütlü iyilik yaratılmalıdır. Sistematik kötülüğe karşı sistematik iyilik mücadelesini gerçekleştirmeliyiz. Bu ülke, bu kötülük sistemine mahkum değildir. Bunu değiştirecek olan şey de HDP’de cisimleşen ortak mücadele azmi ve halkların ortak iradesidir. Kürt halkının bugüne kadar ortaya koyduğu pratik bütün ezilenlere ilham olacak kadar güçlüdür. Hiçbir tutum Kürt halkına onurlu adalet mücadelesinde geri adım attıramadı. Bu konuda en ufak bir etki yaratmadı. Bu iradeyi, kararlılığı bütün ezilenlerle buluşturmak HDP’nin varlık gerekçesidir. HDP bunu gerçekleştirmek için her alanda mücadelesini sürdürüyor. Gerçek alternatifi yaratmak için önemli mesafeler kat ettik. Biz yasakları farklı yollarla devam ettirme anlayışını, bu iktidara alternatif olarak görmüyoruz.

“Söz konusu Kürtler ve HDP olduğunda iktidarın zihniyetini paylaşanlar ülkeye demokrasi vaat edemez”

Bu iktidarın zihniyetini ve politikalarını Kürtler ve HDP söz konusu olduğunda paylaşan anlayışlar, ülkeye demokrasi ve barış vaat edemez. Bizim esas almamız gereken şey halkların ortak gücüdür. Gerçek alternatifi ancak bunlar üzerine kurabiliriz. Bu nedenle deklarasyonlarımızda çeşitli önerilerde bulunduk. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin önerilerimizi de içeriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin de yeni sistemde özgün bir yeri vardır, özgün bir seçim metodu vardır. O nedenle çağrılarımızı sürdürüyoruz.

“HDP’yi yok sayarak sonuç alınamaz”

Eğer muhalefet gerçekten bir dönüşüm istiyorsa, bu iktidarın yerine başka bir anlayışı getirmek istiyorsa bunun yolu HDP’yle ve HDP’nin kuracağı demokrasi ittifakıyla açık şeffaf müzakere ve diyalogdan geçiyor. Eğer HDP’yi yok sayar, bu kadar büyük bir gücü ve bu gücün Türkiye’de belirleyici olduğunu görmezden gelirlerse korkarız ki Türkiye’de yaşanacaklar hepimiz için hiç de olumlu olmayacaktır. Eğer bütün muhalefet partileri bu konudaki çağrılarımızı görmezden gelirse, HDP’de temsil edilen büyük demokratik dönüşüme sahip sosyolojik potansiyeli göz ardı ederse, HDP’de temsil edilen ortak mücadele iradesini yok sayarsa yeni bir başlangıcın mümkün olmayacağını, eski sistemin bazı makyajlarla devamından başka bir sonuç olmayacağını görmek gerekiyor.

“Biz bu tuzakları görüyoruz”

Türkiye halkları buna mahkum değildir. Türkiye ezilenleri ve mağdurları gerçek adaleti ve güçlü barışı arzuluyor. Bunu sağlamak için HDP ve dayandığı güçlü halk tabanı mutlaka kurucu rol oynamalıdır. Bunu yapmak için üzerimize düşen her görevi yapmaya hazırız. Burada ortaya çıkacak çeşitli tuzakları ve engelleri görüyoruz. İktidar HDP içine de oynayacaktır. HDP’de kafa bulanıklığı yaratmak için hamleler de yapacaktır. HDP’yle demokrasi güçleri arasına ayrılıklar sokmak için çeşitli tezgahlar da kurgulayacaktır. Ama bunların hiçbirinin başarılı olma şansı yoktur. HDP’nin içinde kafa karışıklığı, tabanında fikir bulanıklığı yaratma kurnazlığına yönelik son hamle İmralı ile Edirne’yi aynı cümle içine alarak Cumhurbaşkanının yaptığı değerlendirmelerdir.

“Yapılması gereken İmralı’nın kapılarını açmaktır”

Cumhurbaşkanının bu konudaki açıklamasının anlamının farkındayız. Yapılan çeşitli yorumların hepsinin de gerçeklik payı vardır. Kafa karışıklığı yaratma hedefi vardır. HDP’yi demokrasi güçlerinden ayrıştırma gibi bir niyeti vardır, HDP içinde çelişkiler yaratma gibi bir saik vardır. Bu planının tutmayacağını defalarca söyledik. Yapılması gereken basittir; İmralı’nın kapılarını açmaktır. İmralı’nın kapıları açılırsa avukatlar veya heyetlerle görüşmesi sağlanırsa, görüşlerini kendisinden duymak bütün Türkiye halklarının hakkı olarak yerine gelecektir. Bu kamuoyunun hakkıdır. Mutlak tecrit hukuksuzdur, siyaseten kabul edilemezdir, üstelik etik de değildir.

“Açın İmralı’nın kapılarını Öcalan fikirlerini kendisi söylesin”

Cumhurbaşkanı, Öcalan’a atfettiği sözler üzerinden manevralar yapmaktadır. Sesini çıkarma şansı olmayan bir siyasi aktörün sözlerini propaganda aracı haline getirmek hukuki değildir, kabul edilemezdir. Daha önce de söyledik; açın İmralı’nın kapılarını Öcalan’ın fikirleri neyse kamuoyu doğrudan duysun. Bunun dışında yapılan her türlü spekülasyon boştur, anlamsızdır. Bunun üzerinden HDP içinde karışıklık yaratma çabaları temelsizdir ve amacına da ulaşamayacaktır.

Bizler gerçek barışı istiyoruz. Savaşın yarattığı yaraların sarılmasını istiyoruz. Geçmişe bakarak geleceğe bir yol kuruyoruz. Geçmişten ders çıkararak geleceğin, adalet ve barış üzerinden yaratılmasını istiyoruz. Bu konuda herkesin üzerine düşen rolü oynamasını sağlayacak şartların yaratılmasını talep ediyoruz.

“Kürt sorunu ve barış meselesi seçim hesaplarına alet edilemez”

Kürt sorununda demokratik çözüm ve barışı seçim için malzeme olarak kullanmak, bu derin soruna ve bu sorunla beraber yaşanan acılara saygısızlıktır. Kürt sorunu ve barış meselesi hiçbir şekilde seçim malzemesi yapılamaz. Seçim malzemesi yapılmasına bizler izin vermeyeceğiz. Kürt sorununda demokratik çözüm için bütün toplum kesimleriyle müzakeremizi sürdüreceğiz. En geniş katılımla, şeffaf ve güvenceli bir sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. İster seçim öncesi ister seçim sonrası olsun Kürt sorununda barış ve çözüm yolunun başka bir yerde aranmaması gerektiğini ısrarla söylüyoruz. Meclis’i temel adres olarak göstermeye devam ediyoruz.

“Zırhlı araçlarla işlenen cinayetler Kürde dayatılan zulmün örnekleridir”

Savaş politikalarının yarattığı yıkımlar devam ediyor. Bunların son örneği, zırhlı araçların şehir içinde dolaşmasının yol açtığı cinayetlerdir. Bunlara kaza diyemeyiz. Son 14 yılda 41 insan zırhlı araçların çarpması sonucu hayatını kaybetti. Son 4 yılda en az 14 kişi sadece zırhlı araçlar dolayısıyla hayatını kaybetti. Bu belki de savaş politikalarının üzerinde durulmayan ama en çarpıcı sembollerinden birisidir. Kürt şehirlerinde zırhlı araçlar caddelerde, sokaklarda kontrolsüz şekilde dolaşmaktadır. Güç gösterisi olarak bu faaliyetlerini yürütmektedir. En son Abdulgafar Dayan isimli genç hayatını kaybetmiştir. Bunlar savaş politikalarıdır. Bu Kürtlere dayatılan zulmün örnekleridir. Biz bu politikaları toptan reddediyoruz. Kürt sorununda demokratik çözümün her yönüyle sağlanmasını talep ediyoruz.

“Sezen Aksu şahsında barış umudu ve demokrasi hedef alındı”

İktidarın çeşitli fay hatlarını kaşıma amacıyla yaptığı hamlelere yenileri eklendi. Sezen Aksu üzerinden bunu yapmayı denediler. Bu hamlede hedef alınan Sezan Aksu şahsında dik duruş, barış umudu ve demokrasi inancıdır. Sezen Aksu yıllardır bunları tavizsiz bir şekilde savunmaktadır. Bu saldırıyı püskürtmekte en önemli araç da dayanışmanın en geniş şekilde sağlanması oldu. Gördük ki çok geniş dayanışmayla, bu tür manevraları iktidarın sürdürme politikaları boşa çıkarıyor. Bunlar bize ilham kaynağıdır. Tuttuğumuz yolun doğru olduğu inancını pekiştirmektedir.

“Kendi eksiklerimizi de toplumun her kesimiyle tartışmaya açığız”

Kendimiz de yaptıklarımızla elbette yüzleşeceğiz. Eksiklerimiz varsa bunları düzelteceğiz. Eleştirilere açığız, özeleştiri vereceğiz. Bütün kesimlerle diyaloga açığız. “Yaptığımız her şey doğrudur” gibi bir yaklaşımın demokrasi anlayışımızla bağdaşmadığını biliyoruz. HDP kendi eksiklerini ve hatalarını da toplumun en geniş kesimleriyle tartışmaya açıktır. Diyalog birbirimizin eksiklerini göstermenin en etkili yoludur. Sadece bizler için değil toplumun tamamı için bu geçerlidir. Gerçek yüzleşme samimi bir diyalogdan ve sürekli bir müzakereden geçer. Demokrasi güçlerine çağrımızı yineliyoruz. Sol sosyalist örgütlerden yöre derneklerine, kadın hareketinden gençlik hareketine mücadele ortaklığını eşdeğerlik ve diyalog içinde yürüme temelinde birliktelik diyoruz. 2022 yılı bizlerin sorumluluğunun daha da büyüdüğü bir yıl olacaktır. Bizler de bu görevleri yerine getirmeye hazırız, kararlıyız. Değerli bir düşünürün de dediği “Ezilenler ancak ezildiklerinin ve kendi güçlerinin farkına vardıklarında özgürleşme sürecine girer ve kendilerine inanmaya başlar” sözüne inanıyoruz.

İçeride rehin tutulan bütün arkadaşlarımızı, sürgüne mahkum edilen bütün yoldaşlarımızı özgür günlerde bir araya getirecek bir mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Halkların yürüttüğü mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Türkiye halklarına ve bölgeye barış, adalet ve mücadele getirecek bir yıl diliyoruz.”

Buldan: Kadınlara, HDP’ye ve demokrasi güçlerine saldırıyor, saldırmaya devam edecektir

“Parti Meclisimizin 2022 yılı ilk toplantısını gerçekleştiriyoruz. Biz Kadın Meclisi toplantısını dün yaptık, onun da sonuçları önemli. Tabii 2021 yılı oldukça zahmetli ve zor geçti her anlamıyla. Savaş konseptinin ve düşmanlık hukukunun devrede olması açısından. Sadece Kürtlere değil Türkiye toplumunun tamamına yapılan saldırılar 2022’de de devam ediyor.” cümleleriyle açıklamalarına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı;

“AKP hükümetinin savaşla ayakta kaldığını, kendisini güçlü hissettiği tek dayanağın savaş politikaları olduğunu biliyoruz. Rojava’ya ve Kürtlerin olduğu her alana saldırılarını sürdürüyor. Dışarıda istediğini elde edemediği için içeride saldırmaya devam ediyor. Kadınlara, HDP’ye ve demokrasi güçlerine saldırıyor, saldırmaya devam edecektir. Muhalefete dönük saldırılar olacağı kanaatini taşıyorum.

İktidarın 2021 yılında en fazla üzerinde durduğu ve Kürtlere ve HDP’ye saldırdığı birkaç nokta var. Kapatma Davası, Kobanî Kumpas Davası ve Deniz Poyraz arkadaşımızın katledilmesi davası. Her üçü de Kürtlere ve kadınlara, AKP ve MHP’nin hem düşman hukuku hem de kadın düşmanlığı üzerinden çok acımasızca saldırdığı alanlar.

“İktidar talimatlarla yargı sürecini hızlandırabilir”

Önümüzdeki günlerde kapatma davasının seyrinin ne olacağını söylemek için erken. Dava kendi rutinde devam ediyor gibi görünüyor ama bu AKP’nin bir talimatla süreci hızlandırmayacağı anlamına gelmiyor. Her an her şeye hazırlıklı olmak gerekir. Bu duyarlılıkla kapatma ve Kobanî davalarında yaşananları izlemekte fayda var. Hukuk Komisyonumuz ve hukukçuların katkısıyla savunmalar yapılıyor ama önümüzdeki dönemde bunlara hazırlıklı olmakta fayda var. Deniz Poyraz’ın katledilmesinin sadece Deniz Poyraz değil aynı zamanda kadınlara, HDP’ye ve Kürtlere de bir mesaj olduğunu biliyoruz. Deniz Poyraz’ın duruşmasına bir gün kala, Roboski Katliamının yıl dönümünde Bahçelievler İlçemize yapılan saldırıyla ve diğer düşmanca saldırılarla bu mesaj iletilmeye devam ediyor.

Cezaevlerindeki sorunlar ağırlaşıyor, cezaevleri artık düşman hukukunun çıplak bir şekilde görüldüğü merkezler haline geldi. 7 insanımızın hayatını kaybetmesi cezaevlerindeki sağlıksız, hukuksuz koşulların nasıl devam ettiğini bizlere gösteriyor. Hasta tutsakların tahliye edilmiyor olması, Kürtlere ve HDP’ye dönük düşmanlığın göstergesidir. Garibe Gezer’in ölümüyle cezaevlerindeki durum gündem oldu ama hasta tutsakların durumu aciliyetini koruyor. Yine Aysel Tuğluk ve hasta tutsakların yaşadıkları bu durumun aciliyetini gösteriyor. Kadınların Aysel ile ilgili başlatmış olduğu kampanya oldukça önemlidir, değerlidir. Sonuç almaya odaklı bu tür girişimlerin devam etmesini önemsiyoruz.

“İmralı’ya ilişkin açıklamalar konusunda herkes hassas davranmalıdır”

Erdoğan’ın İmralı-Edirne açıklamaları konusunda, herkesi hassas davranmaya çağırıyoruz. Sayın Öcalan’ın görüşlerini merak ediyorsanız açın İmralı’nın kapılarını kendi fikrini kendisi söylesin. Bu konuda Mithat Hoca geniş bir değerlendirme yaptı ama bu hassasiyeti vurgulamak isterim.

İttifaklar meselesi bu dönemde önemli. Muhalefet partileriyle ve farklı kesimlerle önemli görüşmeler ve ziyaretler gerçekleştirdik. CHP, Saadet Partisi, Deva ve Gelecek Partilerini ziyaret ettik. Bu ziyaretlerin ve görüşmelerin devamını önemsiyoruz, bu konuda girişimlerimiz sürüyor. Sol, sosyalist partilerle yapılan görüşmeler de önemliydi. Elbette bütün bunlar seçimleri aşan, mücadele ortaklığını hedefleyen arayışlardır. Bütün bu görüşmelere kadın cephesindeki güçlü buluşmaları da ekleyeceğiz.

“HDP olarak seçimlerde dengeleri değiştireceğiz”

Biz halk hareketiyiz; halkın içindeyiz, halkla birlikteyiz. Çalışmalarımızı hiç kimse ve hiçbir güç sekteye uğratamayacak, halkla bağımızı koparamayacaktır. Son dönem kongrelerimizin çok coşkulu ve güçlü geçmesi Türkiye toplumunun partimize gösterdiği teveccühtür, ilgidir. İstanbul kongremiz büyük moralle gerçekleşmişti. Diğer kongrelerimiz de aynı moralle ve güçle geçti. Önümüzdeki günlerde Dersim, Adıyaman ve diğer illerde de kongrelerimizi gerçekleştireceğiz. Mart ayı geliyor. 8 Mart ve Newroz’u çok güçlü gerçekleştirmek için şimdiden çalışmalarımıza başladık. 8 Mart’ta kadınların birlikte hareket etmesini, Newroz’da da Türkiye halklarının bu saldırılara karşı birlikte duruşunu sağlamak herkese moral verecektir. Bir seçim sürecine girdik sayılır. Zamanında dahi yapılsa bir yıla yakın bir süre var önümüzde. Seçime HDP olarak çok güçlü hazırlanıyoruz, dengeleri değiştirme gücümüzü bir kez daha göstereceğiz.”

Paylaşın

HDP’den İktidara Öcalan Çağrısı: Açın Kapıları Görüşelim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın görüşleri olduğunu söylediği sözleri aktarmasına HDP’den yanıt geldi. Parti yönetimi, bu görüş ve eleştirileri birinci ağızdan duymak istediklerini söyleyerek “O halde açın kapıları; Öcalan’la görüşelim, varsa eleştirilerini bize kendisi söylesin” dedi.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; Erdoğan, son bir ay içinde yaptığı açıklamalarda “Öcalan’ın Edirne cezaevindeki HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan rahatsız olduğu ve aralarında ayrılık olduğu” yönünde değerlendirmelerde bulunmuştu.

Demirtaş, bunun üzerine Yeni Yaşam Gazetesi’ne verdiği demeçte “Erdoğan’ın sözleriyle ilgili asıl soru şudur: Yıllardır tecritte tuttuğunuz Sayın Öcalan’ın ne dediğini nereden biliyorsunuz? O halde tecridi kaldırın, Öcalan avukatları ve ailesiyle düzenli olarak görüşsün, ne söyleyeceğini hep birlikte öğrenelim” demişti.

Oluç: Açın kapıları, görüşmek istiyoruz

Şimdiye kadar genel olarak suskun kalan HDP yönetimi de tavrını açıkladı. HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, dün küçük bir grup gazeteciyle görüşmesinde, Öcalan’dan bir süredir haber alınamadığını, ailesi ve avukatlarının da görüşemediğini belirterek, iktidara şöyle seslendi:

“Çok ağır bir tecrit sürmekte. Yanında kalan diğer hükümlülerle de bir görüşme yok. Yani bizim elimizde bir bilgi yok aslında. Erdoğan Öcalan’ı kastederek, ‘kendisine sormalı’ dedi. Biz de tam bunu söylüyoruz; yani tecridi kaldırın, açın kapıları ya bir avukat ya da bizim de içinde olacağımız siyasi bir heyet görüşebilsin. Görüşü, eleştirisi her ne ise biz bunları birinci ağızdan duyalım.”

Oluç, Öcalan’ın görüş ve varsa eleştirilerini halkın da duymak isteyeceğini belirterek “Aksi takdirde İmralı’daki durum, seçim için araçsallaştırılmış oluyor, kendisinden duymadığımız sürece güvenmediğimiz bir durum. Buna halk da güvenmez. Kürt sorununu ve Öcalan’ın durumunu seçim malzemesi haline getirmek kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

“HDP, kendi kararını kendisi verir”

İktidarın İmralı’ya gitmelerine izin vermesi ve Öcalan’ın da HDP’ye şimdiki siyasi duruşundan farklı bir politika izlemelerini telkin etmesi durumunda ne yapacaklarının sorulması üzerine ise Oluç, şu yanıtı verdi:

“HDP, kendi kararlarını kendisi veren bir partidir. 31 Mart ve 23 Haziran’da da bunu göstermiştir. Dolayısıyla elbette ki HDP bütün öneri ve eleştirileri duyar, tartışır ve değerlendirir ve sonuçta kendisine göre bir karara varır. O yüzden kendimize güvendiğimiz için diyoruz: ‘açın kapıları’ diye.”

Oluç, parti olarak kendilerine güvenmeseler bu rahatlıkla konuşamayacaklarını ifade ederek görüş ve önerileri her zaman için “birinci ağızdan” duymanın en sağlıklı yöntem olduğunu belirtti.

“HDP’yi bölmek, hayali ihracat planıdır”

Saruhan Oluç, iktidarın “kapatarak HDP seçmenini çaresiz bırakmak ve Öcalan çıkışları ile partiyi Kürt, sol ve muhafazakar olarak üçe parçalamak” türü stratejiler yürüttüğüne yönelik yorumları da değerlendirdi.

İmralı-Edirne tartışmasının da bu stratejinin bir parçası olduğunu söyleyen Oluç, “Fakat HDP yönetimi de, seçmeni de bu gibi konularda oldukça duyarlı ve bilinçlidir. Bu tür planların, hedeflerin farkındadır ve öyle ikiye, üçe, dörde bölünme meselesi gülüp geçeceğimiz bir meseledir” yorumu yaptı.

Oluç, HDP içinde çeşitli eleştirilerin olmasının doğal olduğunu ve demokratik bir ortamda bunların tartışılabileceğini belirterek “Hele hele HDP’yi demokratik siyasetten tasfiye etmek için AYM eliyle kapatmak, ondan sonra seçmenlerini üçe, dörde bölmek; bu gerçekten hayali ihracat gibi bir plandır” diye konuştu.

HDP seçmeninin bu tür bir durumda çok daha büyük bir kenetlenme, daha kararlı bir duruş içinde olacağını ifade eden Oluç,” iktidarın eğer böyle planları varsa bunları tekrar gözden geçirmesinde fayda olduğu” değerlendirmesini yaptı.

“Seçmenimizi seçeneksiz bırakmayız”

Oluç, HDP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması durumunda parti olarak nasıl bir B planı izleyecekleri sorusunu da yanıtladı. “B, C ve D planlarımızı yaptık. HDP kapatılırsa seçmenimizi asla seçeneksiz bırakmayacağız” diyen Oluç, bu planların ne olacağının günü geldiğinde konuşulacağını kaydetti.

Oluç, iktidarın 452 partiliyi siyasi yasaklı hale getirmeyi isteyerek HDP’yi demokratik siyasetten tasfiye etmek istediğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer iktidar bunların hepsini yapıp, bize büyük kaybettirmek istiyorsa, ki şu anda görünen o, o zaman biz de iktidara büyük kaybettireceğiz. Seçmenlerimiz, sadece Kürt halkı değil demokrasi güçleri de siyasi iktidardan bu ağır tasfiye operasyonun siyasi hesabını mutlaka soracaktır. Hangi kayıp daha büyük olur, onu hep beraber görürüz.”

Paylaşın

HDP’li Feleknas Uca: Türkiye, AİHM Kararlarını Hiçe Sayıyor

HDP’li Feleknas Uca, “Türkiye’deki hiçbir hükümet döneminde, bu kayıplarla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği için devletin doğrudan sorumlu olduğu bu davalar, Türkiye mahkemelerinde zaman aşımına uğramaktadır. Türkiye, kayıp dosyalarından onlarca kez AİHM’de mahkûm olmasına rağmen, AİHM kararları da hiçe sayılmaktadır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmesinden Korunması Uluslararası Sözleşme raporuna ilişkin, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) bugünkü oturumunda konuştu. Uca’nın konuşmasının tamamı şöyle:

“Sayın başkan, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum; Mr. Andrê Gattolin’e bu raporu hazırladığı için teşekkür ederim,

Bilindiği gibi; zorla kaybedilen kişiler sorunu sadece onlarca yıl öncenin değil günümüzün de en önemli sorunlarından ve insan hakları ihlallerindendir. Savaşlar nedeniyle göç yollarına düşen insanlar, özellikle kadınlar ve çocuklar, Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere birçok ülkede insan ticareti ağlarında kaybolmaktadırlar.

Zorla kaybedilmelere, sadece savaş esnasında değil devletlerin sorumluluğu altında, yani gözaltı durumlarında da rastlanmaktadır. İç savaşlar da zorla kaybedilmeler için önemli etkenlerdir.

Örneğin İspanya iç savaşından doksanlı yıllara kadar yüzlerce çocuk kaçırılmış ve bu kayıplara yönelik herhangi bir yasa olmadığından, etkili bir soruşturma ve dava süreci yürütülmemektedir. Bu suçların soruşturulmaması İspanya hükümetini doğrudan bundan sorumlu tutar.

Ne yazık ki; Avrupa Konseyi üyesi birçok ülkede zorla kaybedilme soruşturmaları etkin yürütülmemekte ve kayıp yakınları devlet baskısıyla karşılaşmaktadır. Devletler, inkâr ve yok saymayı çözüm olarak görmektedir. Çözüm bu olarak görüldüğü taktirde, yeni hak ihlallerinin kapıları açılmaktadır.

Diğer bir konu ise gözaltında kaybedilen insanlar, Türkiye’de doksanlı yıllarda binlerce insan devlet sorumluluğunda, gözaltında kaybedilmiştir.

Ancak, Türkiye’deki hiçbir hükümet döneminde, bu kayıplarla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği için devletin doğrudan sorumlu olduğu bu davalar, Türkiye mahkemelerinde zaman aşımına uğramaktadır. Türkiye, kayıp dosyalarından onlarca kez AİHM’de mahkûm olmasına rağmen, AİHM kararları da hiçe sayılmaktadır.

“Kayıplar devletin sorumluluğunda”

Öyle ki; kayıp yakınlarının oluşturduğu “Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri” gibi örgütlenmeler devletin baskısına maruz kalmaktadır.

Ne yazık ki gözaltında kayıp vakaları 90’lı yıllarla sınırlı kalmamıştır. Halen kendini sivil polis olarak tanıtan kişiler, insanları yasadışı bir şekilde alıkoyup, ıssız yerlere, kayıtsız gözaltı noktalarına götürüp tehdit etmektedirler. Türkiye, uluslararası sözleşmelere uymak yerine, bu hak ihlaline sebebiyet veren uygulamada ısrar etmektedir. Bu da yaşanan tüm kayıp vakalarında devletin doğrudan sorumlu olduğunu göstermektedir.

Buradan sözleşmeyi imzalamayan tüm üyeleri, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesini (CED) imzalamaya ve bunu etkin bir şekilde uygulamaya davet ediyorum.

Ayrıca Konsey’in bu tür suçlara yönelik etkili bir yaptırımlar uygulamasını tavsiye ederim. Kadınların ve çocukların acılarına son vermek, haklarını korumak hepimizin ortak sorumluluğu ve görevidir.”

Paylaşın

HDP’li 11 Milletvekiline Ait 13 Fezleke Meclis’te

Halkın Demokratik Partili (HDP) 11 milletvekiline ait 13 dokunulmazlık dosyası Meclis’e ulaştı. Dosyalar Karma Komisyon’a sevk edildi. Yeni gelen fezlekeler arasında dokunulmazlığının kaldırılması için hakkında komisyon kurulan Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel de yer aldı.

Meclis’e yeni gelen dokunulmazlık dosyaları Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz (2), Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun (2), Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Iğdır Milletvekili Habip Eksik, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, Şırnak Milletvekili Nuran İmir, Mardin Milletvekili Ebru Günay ve Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz oldu.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Siyasette ‘Diyarbakır’ Tartışması: İYİ Parti’den Sert Eleştiri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer” sözü siyasette yeni bir tartışma başlattı. Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) “Olumlu, ancak yetersiz” ifadeleriyle değerlendirdiği açıklamaya İYİ Parti’den sert eleştiri geldi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı ziyaretinde dile getirdiği “Bu ülkeye demokrasi gelecekse, bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” ifadeleri siyasetin yeni tartışma konusu oldu. HDP’li Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumlu bulduğunu ancak yetersiz karşıladığını ifade etti. İYİ Parti’li Yavuz Ağıralioğlu ise Kılıçdaroğlu’nu “Bin 212 evladımızı şehit verdik” sözleriyle eleştirdi.

Ağıralioğlu: Her problemin çözüm mercii Ankara’dır

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yavuz Ağıralioğlu, “Diyarbakır fantezilerinden başlayan ifadelerden bin 212 evladımızı şehit verdik. Demokrasinin yolu TBMM’den geçer” dedi. Kılıçdaroğlu’nun ifadelerini “Erdoğan’dan aşina olduğumuz ifadeler” sözleriyle değerlendiren Ağıralioğlu, “Buna mukabil başlayan çözüm süreci, müteakip ödediğimiz büyük bedeller bizim için ders olmalı.  Her problemin çözüm mercii Ankara’dır” diye konuştu.

“Memlekete demokrasi gelecekse, 81 vilayetimize hukuk gelecekse, kalkınmış müreffeh bir ülke olacaksak, bunun yolu sadece ve sadece TBMM’den geçer” ifadesini kullanan Ağıralioğlu, şöyle devam etti: “Memleketin çözüm mercii Meclis’tir. İradesi, kanunu, kuralı kayıt altında, demokrasisi taçlanmış, güçlü bir müreffeh bir ülke istiyorsak, bunu 84 milyonu bir araya getirecek bir hukukla yapacağız. Bunu merkezi mercii Ankara’dır, başkenttir, TBMM’dir. Bunun dışında her yelteniş daha önce defalarca denenmiş bedeli çok ağır ödenmiş işlerdir.”

Beştaş: Kürt halkı sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, açıklamayı olumsuz değerlendirmediğini ancak yetersiz bulduğunu söyledi. Beştaş, şunları söyledi:

“Mesut Yılmaz’ın da AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer diye bir sözü vardı. Çiller döneminden beri Kürt meselesinin çözümüne dair farklı metaforlarla bu tip açıklamaları çok duyduk. Artık bu sözlerin uygulanması zamanı. Kürt halkı bu şekilde mesajlarla bu sorunun çözülemeyeceğini çözülemediğini on yıllardır deneyimliyor.”

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’dan kastının Kürt meselesinin çözümünün olduğuna dikkat çeken Beştaş, “Yani Kürt halkı, Kılıçdaroğlu’ndan bu sözünün gereğini yerine getirilmesini bekler. Bu sözde kalan iyi niyet beyanı olmamalı” dedi.

Açıklamayı yadsımadığını ancak yetersiz bulduğunu ifade eden Beştaş, “Evet doğrudur demokrasinin yolu Diyarbakır’dan Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesinin yolu Kürt meselesinin çözümünden geçiyor. Bunu Kılıçdaroğlu’na atfen söylemiyorum ama Kürtler, sadece seçim zamanlarında oy olarak görülmekten, ‘bizim kardeşimiz’ söylemlerinden illallah etmiş durumdalar. Bu konuda eşit, özgür ve yurttaş olarak herkes gibi bu ülkenin yurttaşı olarak ortak vatanda yaşamak istiyorlar. Biz tam da bunun mücadelesini veriyoruz” ifadesini kullandı.

Beştaş, “Kılıçdaroğlu’ndan, sözünün gereğini yerine getirmesi için beklentiniz tam olarak nedir?” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: “Önümüzde Semra Güzel fezlekesi var. CHP, fezlekeye ‘evet diyeceğiz’ diyor. Bu, Diyarbakır’da çok büyük kırılma yapıyor. İktidar olmadan da atılacak adımlar vardır. Daha dün Millet İttifakı’nın ortağının genel sekreteri ‘HDP kapatılmalıdır’ dedi. İYİ Parti, MHP’den koptu doğru. Ama MHP’nin başka şekliyle karşı karşıyayız. CHP’nin bu konuda kendi ortağına söz söylemesi gerekir.”

Üstün: Demokrasi eksikliği bir çok alanda

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise, Türkiye’de bir demokrasi eksikliği yaşandığını belirterek, “Ama bu demokrasi eksikliği bir çok alanda kendini gösteriyor. Seküler kesim de, muhafazakar kesim de, Alevi kesim de sorun yaşıyor. Yıllardan beri can yakıcı bir sorun olan Kürt meselesi de bir demokrasi eksikliğinin tezahürü olarak ortaya çıkıyor” dedi. Üstün, “Elbette ki bu söylem, bir açıdan bakıldığında doğru ama sadece demokrasi eksikliğinin tamamını tarif etmiyor. Zaten muhtemelen kastı, tamamını tarif etmek olmamış olabilir” ifadesini kullandı.

Hedeflerinin tüm kesimlerin maruz kaldığı demokratik hak taleplerinin yerine getirilmesi olması gerektiğini dile getiren Üstün, şöyle devam etti: “Amacımız, bu demokrasi açığını kapatmak olmalıdır. Meseleye biraz bu açıdan bakıyorum. Son zamanlarda zaten Sayın Kılıçdaroğlu, helalleşmek gibi sözlerle de aslında herkesin herkesle helalleşeceği bir ortamdan durumdan bahsediyor. Tek bir yere atıfta bulunduğunu tahmin etmiyorum. Demokrasinin demokratik hakların Kürt meselesi üzerinden açığını dile getirmek istemiş olabilir. Demokrasi açığı sadece bir yerde yok. Maalesef her alanda bu açık son yıllarda derinleşerek artmıştır.”

Kaya: Kürtleri memnun edecek, Türkleri rahatsız etmeyecek çözüm

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da, bölge halkının yaşadığı sorunlara temel hak ve hürriyetler çerçevesinde bakılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: “Özellikle toplumsal birlik ve kardeşlikle alakalı, terörün sona erdirilmesiyle alakalı, Kürt meselesine demokratik çözümle alakalı değişik dönemlerde bazı çalışmalar yapıldı. Belli konularda sonuç alındı, belli konularda sonuç alınamayıp tekrar eski politikalara dönüldü. Her iktidara talip her siyasi parti ve lider mutlaka bu konunun demokrasi çerçevesinde çözülmesinin önemli olduğuna inanır.”

“Geçmişte de zaman zaman bazı siyasilerin Kürt meselesi ile ilgili samimi mesajları olduğunu” ifade eden Kaya, “Dilerim ve umut ederim ki bu kez, bu manada bir fırsat oluşacaksa Türkiye’de bu meselenin artık Kürtleri memnun edecek, Türkleri de rahatsız etmeyecek ortak bir uzlaşıyla ortadan kalkacağı bir sürece hep beraber girmiş oluruz” dedi.

Yeneroğlu: Kılıçdaroğlu’nun cümlesi çok önemli

“Kürt meselesi, Türkiye’nin neredeyse kuruluşundan beri en can yakıcı sorunlarından birisidir” diyen DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu da, “Demokrasimizi geliştirecek pek çok düzenleme de maalesef Kürt meselesi nedeniyle çözümsüzlüğe hapsedilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün sarf ettiği cümle de bu açıdan çok önemlidir diye düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Yeneroğlu, “Diyarbakır sadece Diyarbakır değil; Kürt meselesi de sadece Kürtlerin meselesi değildir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin, hepimizin sorunudur” dedi. Demokratik devletin tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu devlet olduğunun altını çizen Yeneroğlu, şunları söyledi: “Dolayısıyla gerçek anlamda demokratikleşme ancak eşit vatandaşlık ilkesinin uygulanmasıyla sağlanacaktır. Etnik ayrımcılığın olmadığı, her fikrin hukuk devleti güvencesinde ifade edilebildiği bir ülkede demokratikleşmemizi ilerletmemiz mümkün olacak. Buna yürekten inanıyorum.”

Paylaşın

HDP’li Güzel Hakkında Hazırlanan Yeni Fezleke TBMM’ye Gönderildi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Semra Güzel hakkında ‘terör örgütü üyeliği’ ve ‘terörün finansmanı’ suçundan hazırlanan fezleke TBMM’ye gönderildi. Güzel, medyada yayınlanan fotoğraflarla kendisine karşı yargısız infaz yapıldığını belirten bir açıklama yapmıştı.

Haber Merkezi / 2017’de Adıyaman’da öldürülen bir PKK’lı ile fotoğrafı çıkan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında, “teröre finansman” sağladığı gerekçesiyle yeni bir fezleke TBMM’ye ulaştı. Güzel hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan önceki fezlekede de “terör örgütü üyeliği” suçlaması yöneltilmişti.

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle geçtiğimiz hafta hazırlık komisyonu kurulmasına karar verilmişti. Geçen hafta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fezleke hazırlanan ve dokunulmazlıklarının kaldırılması için TBMM’ye gönderdiği 28 milletvekili arasında Semra Güzel de yer alıyordu.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Sancar: Bu Sistemden Kurtulmanın Tek Yolu Birlikte Mücadele Etmektir

‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.” diyen Mithat Sancar’ın ‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi yaptığı açıklamalar şöyle;

“Bugün burada Deniz Poyraz arkadaşımızın katledilmesiyle ilgili davanın 2. duruşması için bulunuyoruz. Deniz Poyraz arkadaşımız 17 Haziran’da katledildi. O kurşunlar elbette onun o güzel, o mücadeledeci bedenine yöneldi, önce onun kanı akıtıldı ama saldırının tek hedefi Deniz Poyraz değildi. Saldırı aynı zamanda HDP’yeydi. Saldırı aynı zamanda demokratik siyaseteydi, Türkiye’deki kadın ve demokrasi mücadelesine, barış mücadelesine yönelikti. O kuruşunlar barışı, demokrasiyi, kadın mücadelesini, emek mücadelesini hedef almıştı. Arkasında güçlü bir örgütlü plan vardı, sistemli bir cinayet hazırlanmıştı ve belki de onlarca kişinin katledilmesi hesaplanmıştı.

“Korkutmak istediler ama başaramadılar, bundan sonra da başaramayacaklar”

O gün orada Deniz Poyraz arkadaşımız bulunuyordu ona kıydılar, onu aramızdan aldılar ama onlar da biliyor ki sadece bir arkadaşımızın katledilmesiyle veya başka arkadaşlarımızın katledilmesiyle bu mücadele durmaz. Kimse korkmaz, kimse yılmaz. Gözdağı vermek, sindirmek istediler. Ama hiçbiri bu tür saldırılarla başaramadılar, başaramayacaklar. Adalet, hakikat ve barış için buradayız. Biliyoruz ki karşımızda sistemli ve örgütlü bir kötülük düzeni, adaletsiz bir sitem var. Bu uygulamalara, bu sisteme, bu zihniyete ve iktidara karşı tek etkili yol da sistemli ve örgütlü mücadeledir. Kötülüğe karşı iyiliği örgütlemek, adaletsizliğe karşı adalet mücadelesini büyütmek tek çıkar yoldur.

“Bu sistemden kurtulmanın tek yolu birlikte mücadele etmektir”

Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir. Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz. Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.

“Başkasına yapılan haksızlığa susanlar son zamanlarda yaşananlardan ders çıkarmalıdır”

Bekleyerek, başkalarına yapılan adaletsizliklere sessiz kalarak, onları görmezden gelerek devam edeceğini düşünen herkes son zamanlarda yaşadığımız örneklere bakarak mutlaka uyanmak zorundadır. Başkasına yapıldığında başını kenara çevirenler de bu sistemden, adaletsizlikten, zulümden, baskıdan gün gelir nasibini alır. Yıllardır bağırıyoruz; adalet ancak herkes için varsa, herkes için talep ediliyorsa gerçekleşebilir.

“Kim saldırıya uğruyorsa hep birlikte onun yanında yer almalıyız”

Yoksa adaletsiz düzenin içinde bütün ötekiler, muhalifler, ezilenler mutlaka payını alacaktır. Çağrımız bütün adalet isteyenleredir, bütün eşitlik isteyenleredir, bütün ezilenleredir. Bütün ötekileştirilenleredir. Kimliğine bakmadan adaletsizliğe kim maruz kalıyorsa onun yanında yer almalıyız. Kim bu adaletsiz sistemin saldırılarına maruz kalıyorsa dayanışmayı orada hızla bir şekilde örmek zorundayız.

“Saldırı bu ülkenin barış umudunu kırmaya, bu mücadeleden vazgeçirmeye yönelikti”

Sadece kendimiz için adalet istiyorsak, bu düzenin devamına katkı sağlarız. Kendisi için adalet isteyenler, adaletsizliğin devamına ortak olmaktan başka bir şey yapmaz. İşte son örnekler ortada. Bu sistemi değiştirmek, bu zalim baskıcı iktidarı göndermek için ortak mücadeleden ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütmekten başka yol yok. Adaleti de ancak bu şekilde sağlayabiliriz. Deniz Poyraz’a, HDP’ye yönelik saldırı bu ülkede barış umudunadır. Barış mücadelesinden vazgeçirme çabalarının sistemli uygulamalarıdır. Oysa biz barışı getirmekte kararlıyız. Barışı da ancak adalet ve hakikat üzerine kurabiliriz. Adalet ve hakikatin olmadığı yerde barış da olmaz. Barışın olmadığı yerde demokrasi de olmaz. Demokrasinin olmadığı yerde eşitlik de olmaz huzur da olmaz. Bunu hepimizin görmesi lazım.

“Yargı cinayeti münferit göstermek için elinden geleni yapıyor”

Deniz Poyraz’a yönelik cinayet, sistemli bir cinayettir. Soruşturmanın başından beri hem emniyet hem savcılık bu cinayeti münferit, bireysel göstermek için ellerinden geleni yaptı. Tıpkı bundan önceki saldırılarda olduğu gibi. Hakikati, örgütlü kötülüğü örtmek için ellerindeki imkanları kullandılar. Biz de irademizi, örgütlü gücümüzü bu karanlığın arkasındaki gücü ortaya çıkarmak için kullanmaya devam edeceğiz. Bu sistemi değiştirene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. Karanlığın üstüne halkların iradesini ve ışıklarını mutlaka yönelteceğiz. Bizlere yönelik saldırılarda bütün güçleriyle hakikati örtmek ve suçluları aklamak için uğraşan bu sistem, bize yönelik yargılamalarda ise her türlü kumpası, hileyi, oyunu oynamakta bir beis görmüyor. Sıra bizlere, demokrasi güçlerine, sıra emekçiye, ezilene gelince hiçbir delile gerek kalmadan en ağır baskıları uygulayan sistem, apaçık işlenen cinayetleri, soygunu ve talanı gizlemek için seferber olmaktadır.

“Bu gidişatı değiştirmenin yolu, adalet mücadelesini büyütmekten ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor”

İşte bu gidişatı, bu döngüyü değiştirmenin yolu adalet mücadelesini büyütmekten, demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor. Ya en geniş demokratik mücadele ortaklığını kuracağız ya da bu kötülük düzeni devam edecek. Bu ülkede barışın ve demokrasinin, adaletin gerçekleşmesini önlemek için yoluna devam edecektir. Biz burada bu gidişe dur demek için varız. Adaletsizliğin olduğu her yerde, kime yönelirse yönelsin adaletsizliğe karşı birlikte mücadele etmek için varız, var olacağız. En büyük gücü kadın mücadelesinden aldığımızı hatırlatalım, Deniz Poyraz cinayeti kadın mücadelesine saldırının da sembolüdür. O nedenle en büyük direnci kadınlar göstermektedir. En etkili mücadeleyi kadın hareketi yürütmektedir. Hep birlikte barışa, demokrasiye, adalete yürüyüşümüz devam edecek. Hakikati ortaya çıkaracağız, adaleti gerçekleştireceğiz, hakikatle adaletin üstüne barışı inşa edeceğiz. Bu ülkeye demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Bütün dostları; dayanışma için, mücadele için her an her şekilde yoluna devam eden tüm güçleri selamlıyorum. Adalet, hakikat, barış ve demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşacağına inanıyorum. “

Paylaşın

HDP’li Oluç: Diz Çöktüremeyeceksiniz

HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, partisinin Adana İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “HDP’ye diz çöktüremeyeceğinizi göreceksiniz. Kürt halkı asla zulme karşı, haksızlığa karşı asla boyun eğmedi, diz çökmedi” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana İl Örgütü’nün 4’üncü Olağan Kongresi’nde konuştu.

Fatma Kurtulan ve Kemal Peköz’ün de katıldığı kongrede Saruhan Oluç, HDP’ye yönelik saldırılara, hedef gösterilmelere ve davalara değindi.

“Sizin siyasetini çökerken, HDP yükselen bir güç olmaya devam ediyor” diyen Saruhan Oluç, şöyle konuştu:

“İşte HDP budur, işte mücadele budur Kobani kumpas davası açtınız da ne oldu? Davada hiçbir şey yok. Ama tam aksine onurlu bir direniş var. Kobani’de İŞİD barbarlarına karşı onurlu bir direniş var. Arkadaşlarımız İŞİD barbarlarına teslim olmadı diye arkadaşlarımızı yargılıyorsunuz. Onun için partimizi siyasetten tasfiye etmek istiyorlar.

“Diz çöktüremeyeceksiniz”

Ama bu salonda bakın, HDP’ye diz çöktüremeyeceğinizi göreceksiniz. Kürt halkı asla zulme karşı, haksızlığa karşı asla boyun eğmedi, diz çökmedi. Bundan sonra da diz çökmez. Türkiye’de artık HDP’siz bir denklemin kurulamaz. Anahtar HDP’de, anahtar sizlerde artık. Onun için iktidar tahammül edemiyor. Bir kez daha söylüyoruz, HDP sadece bir parti değil, ülkenin geleceğinin şekillenmesinden temel bir güçtür.”

Faaliyet ve Mali raporların okunmasının ardından gidilen seçimde, HDP Adana İl Eşbaşkanlığı’na Helin Kaya ve Mehmet Karakış seçildi.

Paylaşın

HDP Kapatma Davası: Çözüm Süreci Kriminalize Ediliyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, partinin kapatılması istemiyle açılan davada verilen esas hakkındaki görüş ve hukuki süreçle ilgili, birçok eylem ve fiilin, HDP kurulmadan önce olduğunu, çözüm sürecinde gösterilen çabaların da kriminalize edilmeye çalışıldığını ileri sürdü. Dede, “Bu sürecin yargılama konusu yapılması Türkiye ve demokrasi açısından olduğu kadar AKP açısından da tehdit barındırıyor.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Anayasa Mahkemesinin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki görüşünü HDP’ye gönderdiğini söyledi. Dede, esas hakkındaki görüşün HDP’nin kapatma gerekçelerini taşıyıp taşımadığının anlatılması yerine algı yaratılmaya çalışıldığını iddia etti. Dede açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın mütalaasının Anayasa Mahkemesi tarafından dün bize tebliğ edilmesi sebebiyle basın açıklaması yapma ihtiyacı duyduk. AYM’nin bir kısım kararları da var bize ulaşan. Bunları da değerlendirmek istedik. Savcının mütalaası 41 sayfadan oluşuyor. 800 sayfalık bir iddianameden sonra 41 sayfaya sıkışan bir mütalaa dikkat çekici. Tabii biz mütalaayı inceledik, çok daha derinlikli incelememiz devam edecek. Buna karşı savunmamızı da AYM’nin bize verdiği süre içinde tamamlayacağız.

Bir basın toplantısında mütalaada belirtilen hususlara cevap vermemiz mümkün olmayacağına göre bazı kısımlarını değerlendireceğiz. Toplantıdan sonra hem mütalaayı hem de partimizin ön savunmasını size göndereceğiz. 41 sayfalık mütalaayı incelediğimizde, ilk 16 sayfasında benzer tüm mütalaalarda olduğu gibi uzun uzun savcı PKK’yi anlatmış. Bu mütalaayı okuyan herhangi biri, davadan haberi olmayan biri davayı PKK’nin kapatma davası gibi düşünebilir. Amaç algı yaratmaktır.

HDP’nin kapatma gerekçelerini taşıyıp taşımadığını anlatmak yerine algı yaratmaya çalışıyor. Mütalaayı okumaya başlar başlamaz bunu çok net bir biçimde görüyoruz. Savcılığa sunulan ön savunmamıza cevap verilmiş. Bu husus önemli. Hatırlarsanız Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce eline geçen bütün bilgileri, birçok yığını iddianame içine boca etmişti ki AYM ilk iddianameyi iade etmişti. Ön savunmamızda vurguladığımız tezlerimize cevap vermeye başlamış ve savcılık savunmaya geçmiş durumda. Savcı ön savunmamıza cevap verme telaşına girmiş. Ve bunu başaramamış olması bu davanın siyasi olduğu gerçeğini gösteriyor.

“Tarihler siyasi bir dava olduğunu gösteriyor”

Biz davanın siyasi bir dava olduğunu iddia ederken seçilen tarihlerin de buna göre seçildiğini belirtmiştik. Savcı bu konuda suçüstü yakalandı. Bunu yakalayan sadece biz değildik. Bu tarihlere yetiştirmek için o kadar çok acele etmişti ki dosyayı birçok eksiklikle sunmuştu ve bu yüzden AYM ilk iddianameyi eksik bulduğu için iade etti. Bu eksikliğe rağmen savcı bu iddianameyi 18 Mart’taki MHP kongresine yetiştirmek için acele etmişti. Çünkü bu talimatı veren Bahçeli’dir. Özellikle 7 Haziran tarihine denk getirildiğini iddia ediyoruz ama savcı bu tarihlerin tesadüf olduğunu söylüyor. Oysa bu tarihe yetiştirmek için savcı eksik sundu iddianameyi, daha sonra eksikleri tamamladı. 7 Haziran’da iddianameyi sunmuş olması da davanın siyasi bir dava olduğunu göstermektedir.

“Savcının can simidi itirafçı beyanlarıdır, bu metin hukuki bir metin değildir”

Mütalaa incelendiğinde fark edilecektir ki savcının can simidi itirafçı beyanlarıdır. Bu beyanların tamamı hukuka aykırı bir şekilde elde edilmiştir. Bir siyasi partinin kapatılma davasının bunun üzerine oturtulması savcının nasıl da aciz kaldığını göstermektedir. Hem iddianame hem de mütalaa bu hukuka aykırı ifadeler üzerine oturtulmuştur. Arkadaşlarımızın konuşmalarına hem mütalaada hem de iddianamede yer verilmiş ama savcı yandaş basın gibi önünü arkasını keserek AYM üzerinde bir algı oluşturmak üzere bunları almış.

Hiçbir arkadaşımızın konuşmasının tamamı verilmemiş. Bu haliyle bile herhangi bir hukukçunun ilk değerlendirmesiyle bütün bu konuşmaların ifade özgürlüğü çerçevesinde olduğu ve dönemin koşulları içinde değerlendirildiğinde barışın önünü açan Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin sorunlarını çözmek adına söylenmiş konuşmalar olduğu görülecektir. Bunu tespit etmek çok kolay.

Örneğin mütalaanın 10’uncu sayfasında HDP’nin neden olduğunu sözüm ona açıklamış. Savcı bunu ifade ederken neden HDP’nin kapatılmaması gerektiğini kendisi de açık bir şekilde ifade etmiş. Bir diğer husus da şudur; birçok eylem ve fiil, HDP kurulmadan önce yapılmıştır. Bunlar sanki HDP’liler tarafından gerçekleştirilmiş gibi konulmuş ki bunu savcı bilmeyecek değil. Bunların dosyaya konulmuş olması da algı operasyonunun sonucudur. Bu metin bir hukuk metin niteliği taşımıyor, algı yaratmaya yönelik siyasi bir metin niteliğindedir.

“Çözüm Sürecini kriminalize etme çabası var”

Savcının, Çözüm Sürecinde gösterilen çabaları kriminalize etme çabası var. Biz o dönemde çıkarılan yasa kapsamında yürütülen faaliyetlerin yargılama konusu yapılmayacağını ön savunmamızda söylemiştik. Bundan da öte uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan barış hakkı faaliyetleri yargılama konusu yapılamaz. Tam tersine barış için mücadele etmenin güvence altına alınmış temel bir hak olduğunu ifade etmiştik. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, neden o dönemin yargılama konusu yapılması gerektiğini söylemiyor.

Buradan HDP’ye kapatma kararı çıkmaz. Ancak buradan AKP’ye seslenmek istiyorum hem Kobanî Kumpas Davasında hem de kapatma davasında AKP’nin de altına dinamit döşeniyor. O dönem yürütülen faaliyetlerin hiçbiri sadece HDP tarafından yürütülen faaliyetler değildi. Bizzat Erdoğan’ın koordinasyonunda Kamu Güvenliği Müsteşarlığının, MİT’in asker ve sivil bürokrasinin katılımıyla yürütülen bir süreçti. Bu sürecin yargılama konusu yapılması Türkiye ve demokrasi açısından olduğu kadar AKP açısından da tehdit barındırıyor.

Burada hedeflenen HDP ve HDP’li siyasetçiler değildir. Barış ve müzakere döneminde yapılan faaliyetler; bundan sonra hiç kimse böyle bir süreci yürütmesin, bu çatışma devam etsin, şiddeti reddeden yöntemlerle Türkiye halklarının sorunlarını çözmeye kimse cesaret edemesin diye yargılama konusu yapılıyor.

“Savcı düşmanca hareket ediyor “

Ön savunmamızda altını çizdiğimiz hususlar vardı. Avrupa hukuk sistemine tabiyiz. Daha önce verilen kapatma davalarına ve kararlarına ilişkin AİHM’in verdiği sayısız kararlar var. Bu kararlarda sadece Refah Partisi kararı aleyhe bir karar, diğerlerinde ise kapatma kararının hukuka uygun olmadığı söylendi. Bunlardan en önemlisi de DTP konusunda verilen karardı. Oysa savcı da siyasetçiler de ısrarla Herri Batasuna kararını örnek gösteriyorlar. Herri Batasuna’nın ETA’yı eleştirmediği ve kınamadığı için o kararın verildiğini savunuyor ki gerçek bu değil.

Bir taraftan savcı AİHM’in bir kararına uzun uzun atıf yaparken öte yandan diğer AİHM kararlarını tümden görmezden geliyor. Bir taraftan İspanya’da verilen bir karar HDP kapatma davasına gerekçe gösteriliyor öte yandan AİHM kararlarından hiçbirinden bahsedilmiyor. CMK’ya göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bir iddianame hazırlarken ya da mütalaa sunarken sanığın lehine de olan delilleri sunması gerekiyor. Ancak savcı HDP lehine olan hususları mahkemenin gözünden kaçırıyor, kötü niyetle hareket ediyor, düşmanca hareket ediyor. Bu da savcının tarafsız ve bağımsız bir şekilde hareket etmediğini, aksine HDP’yi düşman olarak gördüğünü gösteriyor.

“Davanın hukuki temeli yok” 

Sadece HDP kapatma davasında değil genel olarak bir suçlama yönelttiğinizde bunun 3 kriteri içermesi gerekiyor. Biri kanuniliktir, bir diğeri demokratik toplum gerekliliğidir. Demokratik toplumda HDP kapatılmalı mıdır, kapatılmamalı mıdır? Son olarak meşru amaç çok önemlidir. Bir kişi fiiliyle bir tehdit oluşturuyorsa, bu kişinin eylemini engellemek meşru bir temele dayanıyorsa bir anlam ifade edebilir. Hukuki bir temeli olmayan bu davanın meşru bir temeli olduğu ileri sürülebilir mi?

Dün AYM’nin bize tebliğ ettiği 3 karar var. Bunlarla ilgili sizleri haberdar etmek isterim. Bu kararlardan biri şu AYM siyasi yasak istenen 451 kişiye iddianameyi tebliğ etmeyi ve yazılı savunmalarını almalarını kabul etmişti. Biz bu kişilerin savunmaları alındıktan sonra mütalaanın verilmesinin doğru olacağını söylemiştik. Eğer bu yapılmış olsaydı savcı mütalaasında birçok hatasını da düzeltecekti. AYM bu talebimizi reddetmiş.

Biz AYM’nin bu kararının hukuka uygun olmadığını düşünüyoruz. Eğer savcının kişilerin savunmasını okumasına gerek yoksa savunma yapmasına da gerek yoktur. “Savcının okunmasına gerek yok, biz okuyacağız diyor” mahkeme. O zaman savcıya ne gerek var? Yargının 3 temel ayağı var. Bu ayaklardan herhanginin birinin eksik olması o yargılamayı adil yargılama olmaktan çıkarır. AYM kararının hem savunma hakkını kısıtlamaya yönelik bir eksik yaratacağını hem de savcının mütalaasının da eksikliğe yol açacağını ifade etmek isteriz.

“İrfan Fidan itirazımız reddedildi”

800 küsur sayfalık iddianamenin 4/3’ü kişilerin eylem ve söylemlerine yönelik, yani onlar hakkında yürütülen soruşturmalara yönelik. Savcı en çok bunlara güveniyor. Biliyorsunuz İrfan Fidan daha önce savcılık yapmış ve ardından AYM Üyesi olarak belirlenmiştir. İrfan Fidan bu iddianamede yer alan 40’ı aşkın dosyanın da savcısıdır. Eğer bir hakim soruşturma aşamasında savcı ya da bilirkişi olarak dahil olmuşsa, o hakim o davaya bakamaz.

Bu emredici bir hükümdür. İrfan Fidan savcı olarak bu dosyaya müdahil olmuş, önüne gelen dosyalara ilişkin karar vermiş ve iddianame hazırlamış. İhsası rey niteliğindedir. “Ben tarafsız olarak bu olayı inceleyeceğim” dese bile biz bunu kabul etmeyiz. Ayrıca öncesinde de fikir belirtmiş. HDP’ye kapatma davasına hakim olarak katılması AYM’nin güvenirliliğini de zedeleyecektir. Biz İrfan Fidan’ın bu davaya katılmamasını istemiştik, AYM bu talebi de reddetmiş.

Bu dosyada siyaset yasağı olan bazı arkadaşlarımızın avukatları AYM’ye başvurarak müvekkilleriyle ilgili iddialara ulaşamadıklarını söylemişti. Çünkü bunların bir kısmı fezleke. TBMM fezlekeleri kişilere, avukatlarına göndermiyor. Diğer taraftan gizlilik kararı olduğu için ulaşamadıkları dosyalar olduğunu belirtiyorlar. O yüzden müvekkilleriyle ilgili dosyalara ulaşmak için fezlekelerin kendilerine ulaştırılmasını istiyorlar. Biz de bunların bize tebliğ edilmesini istemiştik savunmayı etkin olarak kurmak için. AYM bu talebi de reddetmiştir.

Bakın, verilen her karar gerekçeli olmak zorundadır. Mahkemeler karar verirken dosya içerisinde bulunan tarafların ulaşabildiği delilleri sadece esas alabilir. AYM bizim talebimizi reddederken diyor ki bunlar zaten dosyada da yok. Dolayısıyla dosyada olmayan bir şeyi size gönderemeyiz. Bu şu demek savcı iddianamede yer verdiği iddiaların kanıtını dosyaya sunmamıştır. AYM dosyayla sunulmamış delilleri esas alamayacaktır. Aksine bizim ulaşmamıza, dokunmamıza izin vermediği delilleri esas alarak bir hüküm kurarsa o hüküm geçersiz olacaktır. AYM’nin bu belgelere dayanarak hüküm kuramayacağına dair bir kanaat bizde oluştu.

Sizlerin de dikkatinizi çekmiştir. Uzun süredir bir sessizlik varken bir anda bu mütalaa bize tebliğ edildi. Biz AYM’nin yazılı savunmaları bekleyeceğini düşünüyorduk. Aynı noktaya geliyoruz; bu dava hukuki bir dava değil, iddianamelerin AYM’ye verildiği tarih de rastgele seçilmiş bir tarih değildir. Dün itibariyle mütalaanın bize tebliğ edilmesi de rastgele yapılan bir durum değil. Bir süredir Semra Güzel vekilimiz üzerinden çok haksız ve ahlaksız bir kampanya yürütülüyor. Bu yalan üzerinden toplumda algı operasyonu yapılıyordu. Bu algı operasyonunun bir parçası olarak HDP’nin kapatma davasına ilişkin mütalaa bu ortam içerisinde bize tebliğ ediliyor.

İkisi arasında bir bağ kurarak bu yargılama süreci yürütülüyor. Biz kapatma davasını öğrendiğimiz ilk andan itibaren ısrarla şunu belirttik. HDP’ye yönelik açılan bu kapatma davası sadece AYM koridorlarında hazırlanan bir dava değil, iktidarın en güçlü şekilde muhalefet yürüten HDP’yi etkisiz hale getirme çabasıdır. Güçlü bir avukat ekibimiz var ve güçlü bir savunma hazırlığımız var. Bu konuda kendimize güvenimiz tam. Fakat bu davanın savunmasını bütün toplumla, halklarımızla birlikte yapacağız. Demokratik çevrelerle, hukukun üstünlüğüne inan çevrelerle birlikte yürüteceğiz. Sadece bizim büromuz ya da AYM koridorları bu davanın görüleceği yer değil. Şimdiye kadar yanımızda olan bütün çerçeveleri HDP’yi savunmaya davet ediyoruz.

Soru: İrfan Fidan ile ilgili değerlendirmede bulundunuz bir de yeni seçilen AYM Üyesi Kenan Yaşar da AKP üyeliği yapmış. Bu konuda reddi hakim talebinde bulunacak mısınız? Yazılı savunmalar tamamlanmadan iddianame bize tebliğ edildi diyorsunuz bu hızlandırma mı? Sizin karara ilişkin bir öngörünüz var mı?

İrfan Fidan ile ilgili durum yasada belirlenen somut bir durum. Son seçilen AYM üyesinin durumu pek çok üye için geçerlidir. Bu üyelerin neredeyse tamamının bir siyasi partinin genel başkanı tarafından atanmış olması nedeniyle tarafsız ve bağımsız olacaklarına dair bir kaygı var. Hakimin reddini talep etmek için somut iddialara ihtiyaç var. Son üyeye ilişkin iddialar var. Eğer çok somut bir veriye ulaşmamız söz konusu olursa bunu değerlendirmeyi düşünebiliriz.

İkinci soruya ilişkin olarak bir yönüyle rutin bir süreçtir. Mütalaa da bir buçuk ay önce savcılık tarafından sunulmuştur. AYM’nin yazılı savunmaları bekleyerek bunu tebliğ etmesi bekleniyordu. Bir hızlandırma var mı? Yazılı savunmaların beklenmemiş olması böyle bir intiba oluşturuyor. Tarihler, siyasi ortam ve bunun bu davayla ilişkilendirilmesi, dikkat çekilmesi gereken budur. Böyle bir linç ortamında AYM kararları 20 gün önce verilmiş. Kararların alınmasından 20 gün sonra linç ortamında tebliğ edildi. Kapatma davası da Kobanî Kumpas Davası da bir kampanya biçiminde yürütülüyor. Bu hukuk açısından bir utanç. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu kadar bu işi siyasallaştırılması Türkiye hukuk sistemi açısından kaygı verici. HDP ile ilgili bu linç durumunun devam etmesi Türkiye’de demokrasisi açısından nasıl bir tehdit olduğuna dair önemli veriler sunuyor.

Soru: Siyaset yasağı istenen isimler için AYM  tarafından belirlenen bir savunma süresi var mı? 

AYM aldığı kararda tebliğ edildikten sonra kişilerin 30 gün içinde savunmalarını sunmasını istiyor ama henüz iddianamenin tebliğ edilmediği kişiler de var. Ancak AYM, kişilerin savunmalarının gerekmediği yönünde bizim de hayret ettiğimiz bir karar verdi.

Paylaşın