HDP’li 10 Milletvekiline Ait Dokunulmazlık Dosyaları TBMM’de

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri; Dilşat Canbaz Kaya, Ayşe Sürücü, Feleknas Uca, Ayşe Acar Başaran, Şevin Coşkun, Mensur Işık, Nuran İmir, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Remziye Tosun hakkında birer dokunulmazlık dosyası hazırlandı.

Haber Merkezi / Milletvekiline ait 11 dokunulmazlık dosyası TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonuna havale edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

7’li Masadan 7 Adımda ‘Göç Politikası’ Önerisi

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ son dönemde yükselen göçmen düşmanlığına ve ‘geri gönderme’ tartışmalarına karşı ortak açıklama yaptı.

Son dönemde göçmen düşmanlığının düzen partileri eliyle kışkırtıldığına dikkat çeken 7’li masa, “Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve halklarımızı bu ırkçı kışkırtmalara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz” dedi.

Ülkede yaşanan yoksulluğa ‘göçmen veya mültecilerin’ sebep olmadığını belirten sol, sosyalist yapıların, “Yaşadığımız bu kâbus günlerin, açlık ve yokluk döneminin asıl sebebi ülkeyi soyup soğana çeviren yağmacı ve talancı sermaye iktidarıdır; yandaşı, 5’li Çetesi ve tüm sermaye örgütleriyle birlikte AKP hükümetidir” ifadeleriyle süren açıklaması şu şekilde devam etti:

“Göç bir sonuçtur, kapitalist dünya ve emperyalist savaşlar ise göçlerin ana nedenidir. 90’lı yıllardaki karanlık siyasi atmosferde Kürt halkına yönelik baskı, siyasi cinayetler, köy yakma operasyonları iç göçü körüklemiş, ırkçılık bu politikalarla beslenmeye devam etmişti. AKP’nin Neo-Osmanlıcı hayalleri ve “Bir koyup beş alacağız” hesabıyla Türkiye’nin de dâhil olduğu Suriye savaşının geldiği bu aşamada ise Türkiye en büyük göç nüfusunu barındıran ülkelerden biri haline geldi. Savaş tezkeresi için kalkan eller felaketi büyüttü. Ve bugün gerçeklikten uzak ve AKP iktidarının suiistimaline çok açık bir “geri gönderme” tartışması gündemde. Geçmişte Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere ve diğer ezilen kesimlere karşı yürütülen şoven kampanyalar bu kez mülteciler üzerinde deneniyor. Mülteci düşmanlığı yaparak AKP hükümetiyle sağcılık yarışına girişen düzen muhalefeti ise esasında iktidarın elini güçlendiriyor. “Geri gönderme” propagandası ise Suriye’de yeni cephelerin açılmasına, AKP’nin elinin kuvvetlenmesine ve göçmenlerin çatışma alanlarına doğru sürülmesine hizmet ediyor.”

7’li masadan göç meselesine 7 acil talep

7’li masa yaptığı ortak açıklamada, “Göçmenler Saray’ın kozu, paryası ve sistem muhalefetinin hedef tahtası değildir” diyerek göç meselesinde acil atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:

1- Göç meselesi güvenlikçi bir anlayışla ele alınamaz, İçişleri Bakanlığının keyfine bırakılamaz. Göç sorunu göç ve iltica hakları temelinde yeniden düzenlenmelidir. 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre Mülteci Sözleşmesi dâhil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan haklar sığınmacılara tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezlerinin yerini Göç ve İltica Ofisleri almalı; keyfi ve hukuk dışı uygulamalar sona ermelidir. Göçmenlerin statüsüz kalmasına sebep olan mevcut uluslararası göç yönetimi anlayışı değişmeli; kayıtsız-belgesiz nüfus ivedilikle kayıt altına alınmalı ve uluslararası koruma sağlanmalıdır.

2- Türkiye önceki yıllarda göçmenler için bir transit ülke iken, AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında bir zorunlu ikamet adresi haline geldi. Sonuçta sığınmacıların üçüncü ülkeye geçiş hakkı, hukuk çiğnenerek tırpanlanmış oldu. Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmeli, mültecilere AB ve Batı ülkelerine gitme hakkı tanınmalı; bu ülkeler, Türkiye ile eşit sorumluluk almalıdır.

3- İç savaşların gösterdiği tarihsel gerçek, geri dönüşlerin en az 15-20 yıl sonra başladığı yönündedir. Savaşın devam ettiği alanlara göçmenlerin zorla gönderilmesi suçtur. Dolayısıyla “Bir yılda göndeririz, davul zurna ile göndeririz” gibi propagandif vaatlerin karşılığı yoktur. Geri dönüşler Suriye’de savaşın derhal sonlandırılması, kalıcı barış ve demokratik ortamın sağlanması ve mülteciler için garantör yapıların oluşmasına bağlıdır. Ayrıca dönmek isteyenler için ekonomik, politik, sosyolojik ve psikolojik alt yapının sağlanması gerekir.

4- Türkiye’de göçmen ve mülteciler de dahil olmak üzere herkes için kayıt dışı sigortasız ve güvencesiz çalışma son bulmalıdır. Türkiye’de çoğu çocuk 2 milyon mülteci ve göçmen işçi çok ağır koşullarda sömürülmektedir. Buna karşılık çalışma izni olan Suriyeli işçilerin sayısı 38 bin civarındadır. Göçmen ve mülteci işçilerin yerli işçiler ile aynı sendikada örgütlenmesinin, toplu sözleşme ve grev yapabilmelerinin önü açılmalıdır. Çünkü onlar Türkiye işçi sınıfının bir parçasıdır. Sermaye rekabeti kışkırtırken, işçiler birliği ve ortak mücadeleyi esas almalıdır.

5- Mülteci kadınlar ve çocuklar en ilkel biçimleriyle cinsel istismara maruz kalmaktadır. Mülteci kadınların yaygın şekilde tacize ve cinsel saldırıya uğradığı Türkiye’nin batısından doğusuna bir gerçekliktir. Mülteci kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklar İstanbul Sözleşmesi referans alınarak erkek şiddetine karşı korunmalıdır. Önleme ve koruma politikaları geliştirilmeli, şiddet önleme merkezlerinde çok dilli danışmanlık sunulmalıdır.

6- Yerel yönetimler vatandaşlık esasına göre bütçe aldığından mülteci nüfusun yoğunlaştığı belediyeler mali açıdan zorlanmaktadır. Burada çözüm mültecileri dışlamak olamaz. Bizler “hemşerilik” hukukuna göre Belediyeler Yasasının yeniden düzenlemesini talep ediyoruz. Merkez bütçe vatandaş sayısına göre değil o il ya da ilçede yaşayan tüm insanlara göre yeniden belirlenmelidir.

7- AKP-MHP, cihatçı çeteler için Türkiye’yi cephe arkası olarak kullandırma faaliyetinden vazgeçmelidir. Savaş suçları başta olmak üzere insanlık suçlarına bulaşmış kişileri uluslararası yargıya teslim edecek bir mekanizma oluşturulmalıdır. Göçmen kaçakçıları ve devlet içindeki uzantıları için ağır cezai düzenlemeler yapılmalıdır. Sınır ötesi operasyon vb. gerekçelerle cihatçı çete mensuplarına vatandaşlık ve çeşitli imtiyazlar verilme uygulaması sonlandırılmalı, cihatçı çeteler derhal dağıtılmalıdır.

Paylaşın

CHP’den Altılı Masa Açıklaması: Kritik Konularda Anlaştık

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Kurumsal Reformlar Komisyonu, hafta başında iktidar olmaları halinde ekonomide izleyecekleri politikaları açıklayan dört maddelik bir programı paylaştı.

Komisyonda yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, çalışmalarını Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a anlattı. Öztrak, komisyonun bundan sonraki süreçte yeni çalışmalar yapabileceğini söyledi.

Öztrak, 6’lı masa olarak hafta başında ekonomi alanında açıkladıkları dört başlıklı programa ilişkin, “Ekonomiyi bir gömleğe benzetirsek, bütün bu tedbirler 6’lı masanın gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemekteki kararlılığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda ‘Bir türlü anlaşamazlar’ demelerine rağmen en kritik konularda bile anlaştığımızı göstermiştir” dedi. Bu önlemlerin uygulanabilmesi için bir an önce seçim yapılması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Milletin önüne sandık getirilmeli” dedi.

Açıklanan başlıklar arasında yer alan Hasar Tespit Komitesi’ne (HTK) ilişkin bilgi veren Öztrak, “Duyurduğumuz tedbirlere baktığınız zaman bu ülkenin başına bela olan tek kişilik karar alma süreçlerini katılımcılığa çeviren, Merkez Bankası’na müdahaleyi ortadan kaldıran ve enflasyonla mücadelede etkinliğini artıran bir yaklaşım görüyoruz. Bunların arasında en önemlilerinden bir tanesi de HTK. Şu anda bu hükümet yönetiminde birçok şey halının altına süpürülmüş vaziyette. Bu kapsamda verilerin gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve kamu maliyesine güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bunu da HTK sağlayacak. Orada 128 milyar dolar ne oldu? 20 Aralık 2021 gecesi ne oldu? Bunların hepsine de bakılacak” diye konuştu.

“Kadroyu gösterdik”

Pazartesi yaptıkları açıklamayla 6’lı masanın kadrolarını da tanıtmış olduklarını söyleyen Öztrak, “O masada iki eski bakan, iki eski Hazine müsteşarı, bir dış ticaret müsteşarı ve bir eski Merkez Bankası başkanı oturuyordu. Orada oturan kadroyu en başta Nebati olmak üzere iktidarın kadrosuyla karşılaştırmak lazım” dedi.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Geleceği Birlikte İnşa Edebiliriz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partinin Eş Genel Başkan Yardımcıları Tülay Hatimoğulları, Şaziye Köse ve Tuncer Bakırhan ile PM üyesi Emrali Türkmen, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve bağlı sendikaların yöneticileri ile bir araya geldi.

Sancar, “Yıkımı durdurmak yetmiyor, bu talanı durdurmak da yetmiyor, yeni bir başlangıç için de güçlü bir irade ortaya çıkarmak gerekiyor” dedi.

Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapılan görüşmede, HDP’nin 3 Temmuz’da gerçekleştireceği 5’inci Büyük Olağan Kongresi’ne dair görüş alışverişinde bulundu. KESK Eşbaşkanı Mehmet Bozgeyik, Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, SES Eş Genel Başkanları Selma Atebey ile Hüsnü Yıldırım ve sendika yöneticileri HDP heyetini karşıladı.

Toplantının basına açık kısmında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yapacakları kongreye işaret ederek, “Bu kongre olağan kongre ama Türkiye’nin çok olağanüstü koşullarında gerçekleştireceğimiz bir kongre. Türkiye’nin özel bir virajdan geçtiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu yılın önemli bir hesaplaşma yılı olacağı, hatta final evresine doğru ilerlediğimizi söylüyoruz. İktidarın Türkiye’yi getirdiği durum ortada; tam bir talan politikası izleniyor. Sadece yağmadan ibaret değil, demokrasi, özgürlük, emek ve ekmek talan ediliyor. Bu talanın ortasında büyük bir yıkımın eşiğinde bizler de büyük saldırılara rağmen yolumuza devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, tarihi bir dönemde bir araya geldiklerinin altını çizen Sancar, şunları söyledi:

“15-16 Haziran’ın yıl dönümündeyiz. 15-16 Haziran Türkiye emekçi mücadele tarihinde özel bir yere sahip. Ben o dönemle ilgili yazıları okurken en çok ‘Gücümüzü birliğimizden alıyoruz’ pankartına takılıyorum. Gerçekten büyük bir birlik vardı, o birlik büyük bir mücadele yarattı ve Türkiye emekçilerinin mücadelesinde büyük bir miras yarattı. Büyük bir birikim yarattı.

Bizler bu tür durumlarda böyle ağır şartlarda demokrasinin, özgürlüklerin, emeğin, ekmeğin talan edildiği, sömürüldüğü, sömürünün derinleştirildiği dönemlerde ne yapmak gerektiğini belki de en 15-16 Haziran’daki o slogana bakarak anlayabiliriz. Yani birlik olarak gücümüzü artırabiliriz. Bugün gidişatı en geniş birliktelik ve en güçlü ortak mücadeleyle aşabiliriz. Bu yıkımı durdurabiliriz. Geleceği birlikte inşa edebiliriz. Yıkımı durdurmak yetmiyor, bu talanı durdurmak da yetmiyor, yeni bir başlangıç için de güçlü bir irade ortaya çıkarmak gerekiyor.

‘Birlik, ancak konuşarak ve istişare ederek sağlanabilir’

Bu yeni başlangıç da mutlaka Türkiye’nin bütün emekçilerini, mazlumlarını, ötekileştirilenlerini, yok sayılanlarını bir araya getirecek bir ortak mücadele hedefiyle sağlanması ile mümkün. Bizler olağan kongreye giderken, bu olağanüstü şartların farkındayız.

Aynı şekilde bu olağanüstü şartlarda ne yapılması gerektiğine tek başına bizim kurulların karar veremeyeceğini, vermemesi gerektiğinin bilincindeyiz. Mücadele hattını, kongremizin gelişimini ve sonraki politikalarımızı emek ve meslek örgütleriyle, halk gruplarıyla, inanç gruplarıyla, kadın ve gençlik hareketlerine danışarak, halkımızla istişare ederek oluşturmak istiyoruz. Birlik, ancak konuşarak ve istişare ederek sağlanabilir.”

Paylaşın

Muhalefet ‘Voltran’ı Nasıl Oluşturacak? Demirtaş Yanıtladı

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığı yazısında muhalefete seslenerek “Siz kararsız seçmenden daha kararsızmışsınız. Lütfen kendinize gelin. Sorumluluk da vebal de hepinizde” demişti.

Türkiye’de yüzde 70’lik kesimin değişimden yana olduğu belirten Demirtaş, muhalefet liderlerinin ortak bir söylem üretemeyip ‘voltran’ı oluşturamadıklarını, sonuç olarak hiçbir şey söylemediklerini ifade etmişti.

Halk TV yazarı İpek Özbey, söz konusu görüşleriyle ilgili Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Demirtaş’la konuştu ; “Voltran nasıl oluşturulur?” diye sordu.

Voltran’ın 1980’lerde televizyon için yapılmış dev bir robot olduğunu belirten Özbey, ”Bu dev robot, beş farklı aslanın birleşiminden oluşmaktadır. Böylece çok daha güçlü hale gelmektedir ve kötülüklere karşı savaşmaktadır” dedi.

Demirtaş, Özbey’e yanıtında Türkiye’de toplumsal birliğin önündeki en büyük engellerden birinin, kaygılar ve korkular olduğunu söyledi. Bunların tarihsel temelleri olduğunun altını çizdi:

“Bununla birlikte, zaman içerisinde iktidarların veya partilerin (kaygı ve korkuları) siyasi programlarının merkezine koymaları nedeniyle bunların bir kısmı da ‘inşa edilmiş korku’ya dönüşmüştür. Ama sonuç olarak bu korkular var ve maalesef toplumu teslim almış durumda. Durum böyle olunca da toplumda ve siyasette sağlıklı düşünme zemini ortadan kalkıyor.

Bu korku iklimini en çok istismar eden, AKP-MHP iktidarıdır. Ülkeyi felakete sürüklemiş, iflas noktasına getirmiş bir zulüm iktidarına karşı bile tüm muhalefetin eksiksiz bir araya gelememesinin veya kısmen geliyor olsalar bile yeterince heyecan yaratamamalarının nedeni de bu korkuların yol açtığı kutuplaşmadır.”

‘Korkular yersiz ve temelsiz değil’

Peki tek neden bu mu? Demirtaş’ın cevabı şöyle:

“Elbette budur demiyorum ama en önemli nedendir diyebiliriz… Hiçbir siyasetçi açıkça ifade etmese de örneğin halen Atatürkçüler İslamcılardan, İslamcılar Atatürkçülerden, Aleviler Sünnilerden, Kürtler hepsinden, hepsi de Kürtlerden korkuyor. Solcular sağcılardan, sağcılar solculardan korkuyor. Bu korkular yersiz ve temelsiz değil, ancak aşılmaz da değil. Bu kesimlerden biri veya birkaçının iktidara gelince geri kalanlara haksızlık ve zulüm yapacağı korkusu ne yazık ki halen var ve bu durum görmezden gelinerek siyasi çözümler üretilemez.

Hakkını yememek gerek, bu konuda muhalefetin önemli çabaları, değerli girişimleri var. Ancak Cumhuriyet’i, ikinci yüz yılında gerçek bir demokrasiyle taçlandırmak istiyorsak daha fazlasına ihtiyaç var. Tüm partilerin ve toplumsal kesimlerin birbirleriyle konuşabileceği, müzakere yürütebileceği bir zemin yaratılması gerekiyor.”

Demirtaş, korkuları yenmenin sorunların çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini ama sorunları çözme olanağını, atmosferini sağlayacağını belirtti:

“Bu korkuları yaratanlar, muhalefet partilerinin mevcut yönetimleri ve liderleri olmasalar bile korkuların giderilmesi için sorumluluk almaları, cesur davranmaları gerekir. Bunun için herkes, tabiri caizse önce kendi kapısının önünü süpürmeli, sonra el ele vererek beraberce tüm mahalleyi temizlemelidir.

Her birimiz, bizden korkanların kaygılarını gidermekle sorumluyuz. Bunu yapmadan sağlıklı bir tartışma zemini bulamayacağız. Yani benim çağrım tek bir siyasi ittifak veya ille de tek bir cumhurbaşkanı adayı etrafında buluşmak değildir. Elbette bunlar da olabilir ancak bundan önce, topluma beraberce güven ve güvence verebilmek için samimi bir yüzleşme, özeleştiri ve cesur siyasi çıkışlara ihtiyaç var. Sonrasında tabii ki tüm partiler birbirleriyle oturup konuşmalı, müzakere etmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Madde madde Voltran

Parti ve lider ismi vermeden muhalefet hangi korkuları gidermekle sorumludur diye ana hatlarıyla belirtmek istersek kanımca şöyle bir tablo çıkar:

  • Tek parti dönemi uygulamalarına geri dönülmeyeceğinin, dindar insanların baskı görmeyeceğinin, Kürt kimliğinin yeniden inkar edilmeyeceğinin, vesayet rejimine prim verilmeyeceğinin, laikçilik yerine özgürlükçü laikliğin esas alınacağının, güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Toplumdaki bölünme, silah, şiddet, terör korkularını giderecek şekilde barış ve birlikte yaşam politikaları öne çıkarılmalıdır. Kürt sorununun TBMM’de çözümü ile ayrışmanın değil, daha güçlü birlikteliğin gelişeceğine toplumu ikna etmelidir.
  • Silahların tümden devre dışı kalacağı kalıcı barış için daha fazla inisiyatifin alınabileceğini göstermelidir. Kürtlerden korkmamak gerektiğini, eylem ve söylemleriyle daha güçlü şekilde ortaya koyarak topluma güven ve güvence vermelidir.
  • Milliyetçilik çizgisinin ırkçılığa, faşizme varmayacağının, Türkçülüğün resmi ideoloji olarak topluma ve devlete dayatılmayacağının, farklı kimlikleri Türkçülük içinde eritme, asimile etme politikalarına meyledilmeyeceğinin, etnik kimliğe dayalı bir millet oluşturma gayretinden vazgeçileceğinin güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Siyasal İslam’ın devlete ve topluma bir ideoloji olarak dayatılmayacağının, cemaat ve tarikatların devleti ve kamusal alanı ele geçirmelerine fırsat tanınmayacağının, tüm yaşam tarzlarına, bütün farklı inançlara, özgürlükçü laiklik çerçevesinde saygı duyulacağının, radikal dini yorum ve uygulamalardan uzak durulacağının, İslam’ın bir barış ve hoşgörü dini olarak yaşanılacağı güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Bu ve benzeri korkular giderilebilirse toplumu da muhalefeti de bir araya getirmek çok kolay olur. Sonrasında beraberce, evrensel demokrasi ve insan hakları ilkeleri doğrultusunda demokratik Cumhuriyet’i ikinci yüz yılda beraberce inşa edebiliriz. Ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluk da ancak bu şekilde çözüme kavuşturulabilir.
  • AKP-MHP iktidarı tam da bu korkuları kaşıyor ve kanatıyorken muhalefete düşen şey, korkulara teslim olmak yerine cesur davranarak toplumu içinde bulunduğu felaketten kurtaracak birlikteliği ve çözüm programını ortaya koymaktır.

‘Voltran’ı oluşturmak’ dediğim budur.”

Paylaşın

DBP’li Aydeniz İle HDP’li Öncü Hakkındaki Fezlekeler Cumhurbaşkanlığı’na Gönderildi

DBP Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz ile Tunceli’de polis aracına taş attığı öne sürülen HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü hakkındaki fezlekeler, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından imzalandı.

Haber Merkezi / Fezlekeler, TBMM’ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığınca Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Bundan sonra Cumhurbaşkanlığı fezlekeleri TBMM Başkanlığına gönderecek.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan ‘Ortak Aday’ Açıklaması

HDP’li Beştaş, katıldığı bir programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığına karşı tutumlarının kişisel değil, ilkesel olduğunu söyledi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, ARTI TV’de yayınlanan Günün İçinden programında Fuat Ateş’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Beştaş, partisinin seçim süreci ve ortak aday konusundaki tutumuna ilişkin açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda HDP’nin esas aldığı 11 temel ilkeyi hatırlatan Beştaş, “Biz ilkelerimize bağlı bir aday ölçüsünü kullanıyoruz. Bunu aslında 27 Eylül’de bütün kamuoyuna ifade ettik. Demokrasi, adalet, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Kürt meselesinin demokratik çözümü, kadına yaklaşım, ekoloji meselesine olan tutumu gibi 11 madde açıkladık. Bizim için önemli olan çıkacak adayların ilkelerimizle örtüşmesidir, bu konudaki şeffaf tutum ve açıklamalarıdır. Tabii ki bizimle kurulacak diyalog açık diyalog ve tartışmadır. Bu nedenle biz isimleri tartışmayı doğru bulmuyoruz. Çünkü özellikle Cumhur İttifakı bunu yaptırmaya çalışıyor ama biz böyle hassas dönemlerde hakikaten bu meselelerde ilkesel temelde yaklaşımı esas alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Beştaş, “Mansur Yavaş ve Meral Akşener’in ortak adaylığı konusunda HDP’nin tavrı ne olur” sorusuna “İsimleri tartışmadığımızdan emin olun. Bu yetkide ne MYK’mızda ne PM’mizde isimler tartışılmadı. Ama diyelim ki Mahsur Yavaş gibi bir şahsiyetin tamamen rehin tutulan Selahattin Demirtaş’a ilişkin bir ‘inşallah’ kavramını bile reddeden resmi açıklama yapıyorsa bu bizim parti tabanımızda hem de kurullarımızda görülemeyecek bir mesele değildir. Bu bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. Bunu da yine ilkesel söylüyoruz. Neticede yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adalet ilkemizin bu konuda kesinlikle örtüşmediğini söylüyoruz. Yoksa isimle ilgili ya da kişisel bir değerlendirme olarak söylemiyoruz. Çünkü bizim için isimlerden çok çok daha önemlisi ilkelerdir” yanıtını verdi.

“Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız”

Beştaş, partisinin ittifak konusundaki çizgisi ve yol haritası ile ilgili de şunları söyledi:

“Gelecek seçimlere ilişkin parlamentoda en yüksek sandalyeyi vekil sayısını çıkarmak için şimdiden çalışıyoruz. HDP olarak şuana kadar mevcut anketlerde görünen ya da tartışılan kulislerde oy oranının çok üstünde oy alacağımıza hiçbir kuşkumuz yok. Yani bütün veriler tabanda yaptığımız çalışmalar ve bizim dışımızdaki anket şirketlerinin yaptığı araştırmalarda aslında HDP’nin anahtar konumunda olduğunu tekrar tekrar teyit ediyor. Evet biz gelecek dönem Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız. Türkiye’de hak ve özgürlüklerin önünün açılmasındaki temel anahtar rolünü tabii ki üsleneceğiz. Ve bununla ilgili tabii ki ilkesel anlamda HDP önü kapatan kilitleyen değil, anahtar olma özelliğini büyüterek yoluna devam edecek. 3 Temmuz’da on binlerce HDP’liyle demokrasi gönüllüsüyle Türkiye’nin demokratikleşmesine bir adım daha yaklaşacağımıza inanıyorum.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın Adaylık Açıklamasına Dikkat Çeken Yorum

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylık ilanını yorumladı.

T24 için kaleme aldığı yazısında “Cumhur İttifakı beklenen adayını açıkladı ama ilginç bir yöntemle, daha doğrusu yöntemsizlikle. Bu nokta dikkatlerden kaçtı fakat bence üzerinde durulması gereken tuhaf bir durum var ortada” diyen Demirtaş, şöyle devam etti:

“Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimine gidiyoruz ve Cumhur İttifakı’nın adayı, AKP İzmir İl Danışma Kurulu toplantısında son derece sönük, sıradan, iddiasız bir şekilde ve bizzat adayın kendisi tarafından açıklandı. Hem de araya sıkıştırılmış iki üç cümleyle. Adaylık ilanı oldu bittiye getirilip geçiştirilmiş oldu.

‘Bir tuhaflık yok mu?’

Oysa musluk açılışını bile şatafatlı, gösterişli törenlerle gerçekleştirip her fırsatı bir güç gösterisine dönüştüren birinden söz ediyoruz.

Normalde 20-30 bin kişilik bir salonda, Dombra eşliğinde sahneye davet edilerek, tüm kurmaylarının yanında olduğu ve belki de AKP-MHP ortak organizasyonuyla göklere çıkarılarak, gösterişli ve tantanalı şekilde ilan edilmesi beklenirdi bu zatın adaylığının.

O sırada tüm havuz medyasının canlı yayında olması, yalakaların ekranlarda onu övmesi, Binali’nin duygulanıp bir iki damla gözyaşı dökmesi, bu anlara tanık olan herkesin duygu seline gark olması gerekirdi.
Ama öyle olmadı.

Adam sıradan bir parti toplantısında, tek başına kürsüdeyken pattadanak, kendi adaylığını ilan ediverdi. Hem de seçime daha bir yıl varken yaptı bunu. Sizce de bir tuhaflık yok mu?

Peki neden böyle yapmış olabilir?

Emin olun, o zat dışında bu sorunun yanıtını bilen yoktur. Biz yine de aklımıza gelebilecek bütün olasılıkları alt alta yazalım. Birisi kesin tutar, nasılsa.

  • Programda öyle bir şey yoktu, ağzından kaçırdı.
  • Kafasında baskın seçim var, adaylık işini hızla aradan çıkardı.
  • Üçüncü kez aday olamayacağı tartışmalarını şimdiden başlatıp mağduriyet devşirmeyi hesapladı.
  • Muhalefeti de kendi adayını açıklamaya zorlamak istedi.
  • Dağılmakta olan tabanını tutmaya çalışmak istedi.
  • İsrafı sevmediği, gösterişten hoşlanmadığı için adaylık açıklamasının sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde olmasını istedi. (Yok, bu şıkkı hemen eleyebiliriz.)
  • Kasada para bitti, dolayısıyla şatafatlı bir tören yapamadı. Sağdan soldan borç bulamadı, eşinin altınlarını bozmak istemedi. Ele güne karşı ayıp olmasın diye de sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde açıkladı adaylığını.
  • “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan’dır” dediği sırada Tayyip Erdoğan’ın kendisi olduğunun farkında değildi.
  • İmkanlarını kendi şahsi çıkarları için kullanmayı istemedi. (Pardon. Bu, Che Guavera’nın yaşam öyküsünden bir alıntıydı, yanlışlıkla araya karışmış.)
  • Tek adam rejiminde olduğumuzdan, memlekette kendisinin adaylığını açıklayabilecek ikinci bir kişi kalmadığını düşünerek kendi adaylığını kendisi ilan etti. Sonra da kendi kendisini tebrik etti.

Bir ihtimal daha mı var?

Evet var ve o olursa gerçekten ilginç olur. Şöyle:

Aslında Erdoğan aday olmayacak. Kaybedeceği kesin olan bir seçime girmez. Ama ‘Korktu da adaylıktan çekildi’ dedirtmemek için de seçime bir yıl kala adaylığını açıklayarak geri çekilmek için geniş bir zaman kazandı. Adaylığını, seçime üç ay kala açıklasaydı geri çekilemezdi. Oysa şimdi, sağlık gerekçeleri veya benzeri bir bahaneyle çekilip yerine başka birini aday gösterme olanağını yakalamış oldu.

‘Aslında sağlık sorunu olmasa bakın, kendisi zaten adaylığını ilan etmişti. Korkmadı, çekinmedi’ dedirtmek istiyor ki böylece yeni adayın arkasında durabilsin ve seçmenlerini o adaya yönlendirebilsin. Yoksa emin olun, kendisi böylesine sönük bir adaylık ilanına razı olmazdı. ‘Adayım’ demiş oldu ama seçmenlerine aşırı bir heyecan vermemeye de özen gösterdi.

Bu şekilde yaparak seçmenlerini Cumhur İttifakı’nın asıl adayına motive etmekte zorlanmayacağını düşündü. Bence Erdoğan, kendi devrinin kapandığını, bu iddiasız adaylık ilanıyla kabul etmiş oldu.

O halde yeni aday kim olacak?

Bunu da merak etmeyelim bi’ zahmet. Bize ne, kim olursa olsun. Nasılsa tarihi bir yenilgi yaşayacak garibim. Yenilgi deyince aklıma yine Binali geldi. Tüm yenilgileri ona yaşatıyor. Adam yenilgiden sorumlu devlet bakanı gibi. Korkarım, yine ona yüklesin bu onurlu görevi.

Neyse, biz işimize bakalım. Kaldırılacak devasa bir enkaz, yeniden kurulması gereken harap halde bir memleket var.

Ve başaracağımıza olan kararlılığımız, cesaretimiz, umudumuz var yüreğimizde.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Seçimlere En Geniş Demokrasi İttifakıyla Gireceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında cumhurbaşkanlığı seçimine de değinerek, “Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin tarihi OHAL ve sıkıyönetimler tarihidir. AKP geldiğinde bu ülkede OHAL vardı, şimdi olağan hale gelmiş bir OHAL var. 20 Temmuz 2016’da üç aylık ilan edilen OHAL resmi olarak 2 yıl sürmüş; şimdi de devam ediyor. Demokrasi ve hukukla bu ülkeyi yönetmelerinin kendi zihniyetleri açısından yönetmenin mümkün olmadığını biliyorlar. Türkiye fiilen kalıcı bir OHAL rejiminde yaşamaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla kamudan 152 bin kişi ihraç edildi. Şimdi de 35. madde kapsamında keyfi, hukuk dışı uygulamalarla kamu çalışanlarını mobbing altında tutmaya çalışıyorlar. Binlerce kamu çalışanı adalet aramaktadır.

Bizler, elbette kaybedilen yılların, çekilen acıların tümüyle telafisinin mümkün olmadığını biliyoruz ama haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda kararlılığımız, duruşumuz tamdır, nettir. Kimsenin şüphesi olmasın. Bu ülkede geniş bir mağdur kesim vardır, bu adaletsizliğe karşı mücadelemiz sürüyor. Sözümüz sözdür.

Sevgili arkadaşlar, Türk toplumu ve ülkeyi, siyaseti ve geleceği yakından ilgilendiren önemli bir hususu bir kez daha değerlendirmek istiyorum. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlük, savaş politikaları ve tecrit meselesidir. Ortada bir gerçeklik var, gerçekliği gören siyasettir; gerçekliği yok sayan değil. Gerçekliğe gözünü kapatan siyaset çözüm üretemez. Tam tersine ülkeyi çürütür, çökertir, insanlarını mutsuzluğa boğar. Gerçeklik nedir?

‘Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir?’

Birincisi, yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçeği var. ‘Yok diyenler de biliyorlar ki var. Yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği, gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değildir. Eğer bunu görmezden gelirsek bu kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir? Bu ülkede çözümsüzlük politikalarının en hakim anlayış olduğu bir gerçeklik mi? Bazı istisnai gelişmeler hariç, evet. Bunu yok sayabilir miyiz? İsterseniz yok sayın, ama gerçeklik yok sayılınca ortadan kalkmıyor.

Savaş politikaları bu ülkede bir gerçeklik mi? Bunlarla birlikte tecrit bir gerçeklik mi? Evet gerçeklik. İmralı’da 23 yılı bulan bir hukuksuz düzen uygulanıyor. Ne uluslararası ne iç hukuka uyan bir yanı var bunun. Peki bu gerçekliği dile getirmek siyasi sorumluluğun bir gereği mi? Evet. Gerçekliği dile getirdiğimiz için, gerçeklerle yüzleşmeyi talep ettiğimiz için sürekli hedefiz. Diğer siyasi aktörler bu siyasi gerçekliğin üstünü paltoyla örtmeye çalışıyorlar. Bunun üstünü örterek sorunu kapatabiliyor musunuz? Hayır.

‘Biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz’

Yapmamız gereken ne? Yüzleşmedir. Gerçek bir yüzleşme. Gerçeklikle yüzleşmedir. Bu saydığım tüm gerçeklikler gizlenemeyecek kadar yakıcı gerçeklerdir. Bunlarla yüzleşme olmadan bu ülkenin düzlüğe çıkma ihtimali yoktur. HDP de bunu esas almaktadır. Biz yeni bir başlangıç ve Türkiye’de eşit, demokratik bir yaşam istiyoruz. Gerçeklikleri söylemek evet, sarsar. Birçok kesime gerçekliği gösterdiğinizde sarsılabilir. Tekrar söylüyorum, çözüm yüzleşmeyle başlar. Yüzleşme sarsar, hatta acıtabilir. Ama gerçekliği yok saymak daha vahim sonuçlar yaratır. O nedenle biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerle yüzleşilecek ve yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek.

Partimiz yaşamı ihlal eden her uygulamanın karşısındadır ve bununla mücadele eder. Kürt sorunuyla demokratik çözüm ancak müzakere, diyalog ve demokratik siyasetle mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz, gereğini de her vesileyle yerine getirmeye çalışıyoruz. Tecrit çözümsüzlüğün bir parçasıdır. Basit örneklerle anlatalım 2013-15 yıllarını hatırlayalım; bu ülkede çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmişti. Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu, analar ağlamıyordu.

Peki 2.5 yıllık süreç ne zaman sona erdi? Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. 5 Nisan 2015, İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmelerin kesildiği tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının yeniden en ileriye taşındığı, yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bu yana yaşadığımız yıkım herkesin gözü önündedir. Çözümsüzlüğe karşı her türlü uygulamayı reddediyoruz.

‘Barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor’

Bir başka örnek vereyim; İmralı’da Öcalan’la en son Ağustos 2019’da avukat görüşmesi yapılmıştır. “Bir haftada çatışma durumu ihtimalini ortadan kaldırırım” demişti. Burada da başta devlet aklı olmak üzere bütün kesimlere bir mesaj iletmiştir. Neden bu şans değerlendirilmiyor? İşte bizim burada Kürt sorununda demokratik çözüm barış, bunun yönetimi olarak siyalog derken kastettiğimiz her alanda bunun imkanlarını yaratmak, ortadan kaldırılan şartların yeniden sağlanmasını istemektir. Gemlik yürüyüşü de bizim demokratik çözüm, barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır. Evet, çeşitli kuruluşlar kamuoyunun dikkatini yaygınlaşan savaş politikalarına karşı çözüm, demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmektedir. Bu bir demokratik haktır. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidarın emrinde ağır şiddet uyguladılar. Görüntüler ortada. Şimdi, burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor.

Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz. Barış ve çözüm için kapalı kapıları açacak anahtar tam da budur işte. Tam da bu nedenle HDP’ye yeniden saldırılar başlıyor. Kürt sorunund açözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor. İşte biz geleceği bu zihniyet üzerine değil, eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik yollarla çözüldüğü bir yaklaşımı savunuyoruz. Bunu söylemek iktidarı rahatsız eder anlıyoruz. Çünkü varlığını inkara, savaş politikalarına, kutuplaşmaya bağlamış. Peki muhalefete ne oluyor? Sizlerin bu gerçeklikler karşısında sözünüz nedir? Önerileriniz nedir? Bu iktidarın izlediği yolu aynen devam ettireceğiz diyorsanız bu iktidardan temelde farkınızın ne olduğunu ortaya koyun. Bizler, bu iktidarın zihniyetini ve politikalarını başka türlü ambalajlarla topluma seçenek olarak sunma arayışlarına da karşı çıkıyoruz.

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, savaştan medet umanlar, bu ülkede ezilenleri ezilen olarak tutmayı hedefleyen kim varsa bilsin ki karşılarında HDP var, demokrasi güçleri var, halkın birlikte, eşit, özgür yaşama isteği var. Biz bu iradeyi ortaya çıkarmaya kararlıyız. İktidarın başı AKP Genel Başkanı dün Gemlik yürüyüşüyle ilgili ‘cenazeleri de andı.’ İşte biz bunun için mücadele ediyoruz. Bir daha bu ülkeye cenazeler gelmesin diye mücadele ediyoruz. Biz giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız.

Gerçekliği yok sayan ve kendinizi kandıran yoldan ayrılın. Seçimler yaklaşıyor, bu seçimler herhangi bir seçim olmayacak bunu da biliyoruz. HDP olarak tutumumuzu aylar önceden ortaya koyduk. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Biz gerçek alternatiflerin peşindeyiz.

Kısacası değerli arkadaşlar, İmralı’daki tecrit de bunun bir parçası. Ona karşı itirazı da tecrit etmek istiyorlar. Barış için verilen her mücadeleyi, eşit yaşam için verilen mücadeleyi tecrit etmek istiyorlar. Tecrit politikası her tarafa yaygınlaştırmak isteniyor. Her alandaki tecrite karşı mücadele olacaktır. Mücadele varsa umut vardır, umut varsa başarı kaçınılmazdır.

Parlamento seçimleri

Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz.

Bize karşı önyargılar varsa toplumun her kesimiyle konuşmaya hazırız. Bizim duruşumuzdan kaygı duyan kim varsa açıkça diyaloğa gelsin. Eğer halkın içinde bizimle bu diyaloğu kuramayacak kadar mesafe varsa, o mesafeyi kapatmak da bizim görevimizdir. Önümüze konan eleştirileri samimiyetle değerlendirmeye, kendimizi bu çerçevede düzeltmeye, gerekirse değiştirmeye hazırız.

Cumhurbaşkanlığı seçimi

Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

Kimse imalar beklemesin. Bu saydığımız yöntemler karşılık bulmazsa şüphesiz kendi adayımızı çıkarmayı da en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Bu kadar. Kulis bilgileriymiş de, şuymuş da, buymuş da. Buradayız, herkesle konuşmaya hazırız. “

Paylaşın

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

Paylaşın