HDP Öncülüğünde Kurulan ‘Yedili İttifak’ İsmini Belirleyecek

HDP, TİP, EMEP, TÖP, EHP, HE ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun yer aldığı ‘yedili ittifak’ masasının isminin yarın yapılacak toplantıda netleşmesi bekleniyor. Masa genişleme çalışmalarına da devam edecek.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) “en geniş demokrasi ittifakı” arayışı ile başlattığı toplantılarda sona gelindi.

Yarın toplanacak HDP ve bileşenleri ile Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu toplantıda yol haritası ile ittifakın adını karara bağlayacak.

Halkevleri’nin yarın toplantıya katılıp katılmayacağı ise henüz netleşmedi.

T24’ün aktardığına göre; ittifakı geniş bir toplantıyla kamuoyuna eylül ayında duyuracaklarını açıklayan Tuncer Bakırhan, “Yarınki toplantıda Türkiye’nin temel meselelerini, ittifakın adını, nasıl genişleyeceğimizi karara bağlamaya çalışacağız. Eylül ayında da bir aksilik olmazsa İstanbul’da deklere edeceğiz” dedi.

7’li masa yeni ismiyle kendisini deklere ettikten sonra genişleme çalışmalarına devam edecek. Sadece siyasi partileri, siyasi kurumları değil, kadınları, çevrecileri, inanç gruplarını da temsil eden bir genişleme çalışmalarına eylül ayından sonra devam edecek.

7’li masanın geçen günlerde kendisini deklere eden, seçim ve seçim sonrası için işbirliğini hedefleyen Sosyalist Güç Birliği (TKP, TKH, Sol Parti ve Devrim Hareketi) ile ortak zeminde buluşma arayışları da olacak.

Paylaşın

HDP’li Gülüm’den Bakan Özer’e: Bilim Emekçisi Kadınların Kıyafetlerine Karışmayın

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Milli Eğitim Bakan Mahmut Özer’e, “Bilimin ışığında bir demokratik bir üniversite inşa etmek, yemek zamları ve barınma sorunu gibi temel sorunları çözmek yerine neden kadınların kılık kıyafeti gündem yapıldı?” diye sordu.

HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, Anadolu Üniversitesi’ndeki Kadın Çalışanlara Yönelik Kıyafet Dayatmasına ilişkin soru önergesi verdi. Bakan Özer’in yanıtlamasını istediği önergede Gülüm, şunları belirtti:

– Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından üniversite çalışanlarına gönderilen bir yazıda “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik” hükümlerine uyulması gerektiği belirtilmiştir.

– Kadın çalışanlardan “Kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, bluz veya elbise ile strech, kot ve benzeri pantolonlar, terlik tipi (sandalet) ayakkabı giymemeleri, etek boyunun dizden yukarı ve eteğin yırtmaçlı olmaması” istenmiştir. Erkek personelin kılık kıyafeti için de “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur”

– Bu yazı bilim emekçileri tarafından, özellikle de kadın bilim emekçileri tarafından tepki ile karşılanmıştır. Üniversite yönetimince erkek egemen baskı ve denetimin bir tezahürü olan Yönetmeliğin ‘hatırlatılması’ kadınların karşı karşıya kaldığı toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı baskıyı daha da arttıracağı, cinsiyetçi uygulamaları daha da derinleştireceği kaygısını doğurmaktadır.

– Zira kişilik haklarını ihlal eden bu tarz yaklaşım ve uygulamaların, kadınların, kıyafetleri nedeniyle parklarda, otobüslerde veya sokaklarda sıkça karşılaştıkları erkek şiddetini ve eğitim kurumlarındaki cinsiyetçiliği de derinleştireceği açıktır.

– Sermayeden, siyasi ve cinsiyetçi baskılardan bağımsız öğrencilerin ve akademisyenlerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir üniversite geleneği inşa etmek, yemek zamları ve barınma sorunu gibi temel sorunları çözmek yerine kıyafet konusunun gündeme getirilmesi eleştirilmektedir.

Gülüm’ün yanıtlanmasını istediği sorular şöyle:

– Anadolu Üniversitesi tarafından personele gönderilen kılık kıyafete ilişkin yazı bilginiz dahilinde mi?

– Bilimin ışığında bir demokratik bir üniversite inşa etmek, yemek zamları ve barınma sorunu gibi temel sorunları çözmek yerine neden kadınların kılık kıyafeti gündem yapıldı?

– Personelin çalışma alanında karşılaştığı sorunlara çözüm üretmek yerine kadınlar bedenlerine müdahale etmek erkek egemen aklın göstergesi değil mi?

– Sermayenin ve siyasi iktidarın denetimi altına alınmaya çalışan, kadınların ne giyip ne giymeyeceklerine müdahale ederek kişilik haklarının ihlal edildiği üniversitelerin özerk, bağımsız ve bilimsel olma hüviyetinden söz edilebilir mi?

Paylaşın

Demirtaş Yazdı: Türkiye Partisinden Ne Anlamak Gerek?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Türkiye partisi’ başlıklı yazısında Türkiye partisinden ne anlamak gerektiğini yazdı.

Yazısında “Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir” diye seslenen Demirtaş, “Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım” diyor.

Demirtaş’ın Diken’de yayınlanan yazısı şöyle:

“Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir.

Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım.

Eğer ki bir siyasi parti, bu topraklarda Kürtlere, Alevilere, Ermenilere yapılan zulümleri, haksızlıkları, hukuksuzlukları dile getirip ayırım yapmaksızın herkesin hakkını savunuyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Bir parti, devletin vatandaşına çektirdiği acıları, köy yakmaları, faili meçhulleri, işkenceleri dile getirip “Bunlarla yüzleşilmeli, hesaplaşılmalı” diyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Dış politikadaki yanlışlarda, hükümetin yanında yer almıyorsa bir parti, o partiye “Türkiye partisi değildir” deniyor.

“Son terörist öldürülünceye kadar” değil de “Sorunları kimse kimseyi öldürmeden, konuşarak çözelim” diyorsa yine Türkiye partisi olamıyor, o parti.

Tek dil, tek millet anlayışına karşı çıkıp “Hayır, bu topraklarda farklı diller, kültürler, halklar var, birlikte barış içinde yaşayabilmek için bunların tanınması gerekir” dediğinde bir parti, “Sen Türkiye partisi değilsin” deniyor.

Amma velakin;

Belediyelerden Saray’a, kamu şirketlerinden bakanlıklara kadar her yerde halkın parasını milyon dolarlarla cebe indirerek devleti soyup soğana çevirenlere rahat rahat “Türkiye partisi” deniyor.

“Bu memlekette Türk’ten başka millet, Türkçeden başka dil yoktur” diyenler hayli hayli Türkiye partisi olabiliyor.

“Kürt’ün, Alevi’nin yemeğini yemeyin” diyenler, “Onlardan alışveriş etmeyin” diye bildiri dağıtıp pankart asanlar fazlasıyla Türkiye partisi olabiliyor.

Türkiye’nin bütün kaynaklarını, taşını toprağını bazen Batılı şirketlere, yeri geldiğinde Arap sermayesine peşkeş çekenlere “Türkiye partisi” denebiliyor. Hem de ‘en Türkiye partisi.’

Devleti mafyaya, çetelere teslim edip uyuşturucudan silaha kadar her türlü ahlaksızlığı devlet eliyle örgütleyip trilyonları götürenlere “Türkiye partisi” denmesinde bir sakınca görülmüyor.

Tarımı, hayvancılığı bile bile bitirip ülkeyi dışa bağımlı hale getirenlere, maden için ormanları talan edenlere, altın uğruna derelere siyanür akıtanlara, kadın katliamlarına içten içe oh çekenlere, Soma’da madenci yakınlarını, Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’ni tekmeleyenlere “Türkiye partisi” deniyor.

Simdi soruyu doğrudan soralım; Türkiye’yi yağmalayanlar, talan edenler, Cumhuriyet tarihi boyunca devlet adına işlenen bütün suçlara ortak olanlar, sessiz kalanlar Türkiye partisiyse hangi Türkiye’nin partisidirler?

Evet, tam da bu Türkiye’nin partisidirler.

Bu Türkiye’yi yönetmek için kendi arasında kayıkçı kavgası yapan iki çizgi var. Sırayla iktidarı devralıp Türkiye’yi sömürüp tüketip duruyorlar.

İşte biz bu Türkiye’nin partisi değiliz, olmayacağız. Bu nedenle üçüncü yol diyoruz kendimize.

Bizim hedefimizdeki Türkiye’de tüm ezilenler, halklar, inançlar, kimlikler, emekçiler, kadınlar devletin gerçek sahibidirler. Devlet halkın efendisi, gardiyanı, işkencecisi, hırsızı değil, hizmetkarıdır. Tek dilin, tek kimliğin değil, her eşit yurttaşın devletidir.

Bir değil iki Türkiye var.

İlki ırkçıların, soyguncuların, talancıların Türkiye’si.

İkincisiyse halkların, emekçilerin, kadınların Türkiye’si.

Eğer siz birinci Türkiye’nin resmi ideolojisine uymayı, günahlarına ortak olmayı kabul etmiyorsanız Türkiye’nin her yerinde de olsanız, Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm de üretseniz, birileri size asla “Türkiye partisi” demeyecektir.

İkinci yüz yılında Cumhuriyet’i demokratikleştirme iddiasında olan herkesin radikal demokrat çizgiyi içselleştirmesi, Türkiye’nin gerçek ve biricik kurtuluşunun buradan geçtiğini görüp buna göre cesur bir değişime yönelmesi şarttır. Devletin çatlaklarını sıvayla kapatıp üstüne pembe boya çekince onu depreme dayanıklı hale getirmiş olmuyorsunuz.

Biz ikinci Türkiye’yi, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında inşa etmeye çalışan ve bu Türkiye’nin partisi olmaya gayret eden bir siyasi hareketiz. Bizi başka Türkiye partileriyle karıştırmayın sakın.

Biz kim miyiz? Tabii ki Halkların Demokratik Partisi, HDP’den söz ediyorum. Her türlü baskıya rağmen halkın desteğiyle dimdik ayakta olan, iğneyi kendisine batırma olgunluğuna sahip HDP’den.

HDP iğneyi kendisine batırıyor, batırmaya devam da edecek. Ama çuvaldızı da hak edenlerden esirgemeyecek elbette.

Herkes HDP’ye iğneyi görüyor da kocaman çuvaldızı kimse görmüyor nedense. Şimdi biraz da çuvaldız zamanı.”

Paylaşın

Pervin Buldan: Gücünüz HDP’yi Bitirmeye Yetmez

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde vatandaşlara seslenen HDP Eş Genel Başkanı Buldan, konuşmasında, “Ülke krizlerle, beşli çetelere verilen ihaleler ile yönetiliyor. Yoksulun, işçinin cebinden alıp zengine dağıtan, beşli çeteye, yandaşlarına dağıtan, kendi koltuğu dışında bir şey düşünmeyen bu iktidarın gitme zamanı gelmiştir. Onlar da bu durumu görüyor ve biliyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Bunun için de halkın yüzüne bakacak yüzleri yok. Onlar bizim gibi sokak sokak, meydan meydan dolaşmıyorlar. Onlar bizimle kumpas davaları, ellerinde tuttukları medya ve yargı sopası ile kirlimize etmeye çalışıyorlar. Size buradan sesleniyoruz; sizin gücünüz HDP’yi bitirmeye yetmez, işte HDP burada. HDP gittiği her yerde aynı sempati ve ilgiyle karşılanıyor. Çünkü HDP’nin Türkiye toplumunun yanında ayrı bir yeri var” ifadelerini kullandı.

Pervin Buldan, konuşmasını, “Şuan siyaset yaptığımız her alana saldırı yapılıyor. Mecliste dokunulmazlık fezlekeleri hazırlanıyor. Daha geçen gün Çakıcı’nın avukatı mecliste milletvekilimiz Garo Paylan’a yönelik bir kaos planına devreye sokacağını anlattı. Hatta Meclis içerisinde yapacağını anlattı. Bunu söylemesine rağmen Meclis başkanından, Adalet Bakanı’ndan ses yok. Çünkü bu ülkeyi karanlık odaklara, çetelere teslim ettiler. Halkımız bu suikastlar asla izin vermeyecektir” cümleleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde  esnafla buluştu. Ziyaretin ardından Buldan, Özgürlük Meydanı’nda vatandaşlara seslendi.  Yolsuzluk, kriz ve sefaletle ilgili değerlendirmeler yapan Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün HDP’yi HDP yapan siz değerli halkımızsınız. İyi ki varsınız. Bugün Hakkari’de olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum. Çünkü ben Hakkari’nin topraklarında doğdum ve büyüdüm. Ben sizin evladınızım. Ben Hakkariliyim ve Hakkarili olmaktan gurur duyuyorum.

Türkiye’nin her bir tarafını halkımızla buluşmak üzere karış karış geziyoruz. Kongremizden sonra teşekkür ziyaretleri için her yeri dolaşıyoruz. Dün Ege Manisa’daydık, bugün Hakkari Serhat’tayız. Yarın Kars’ta olacağız, öbür gün Şırnak’ta. Ve daha sonra Türkiye’nin her tarafını gezmeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkenin umudu HDP’dir. Sizler Ankara’ya gelerek ve kongremize katılarak bizlere büyük güç ve moral verdiniz. Şimdi de biz sizlere teşekkür etmek için yanınızdayız.

Sandıklarda öyle bir fark atacağız ki!

Bugün bu ülkenin sorunlarının, krizlerinin nedeni bu ülkeyi yöneten AKP-MHP ittifakıdır. Seçimlere az kaldı. Biz onları sandıkta göndereceğiz. Biz alnımızın akı, halkımızın gücü ve kararlılığıyla sandıklarda öyle bir fark atacağız ki onlar bile gördüklerine şaşıracaklar. Kazanacağız, çünkü bu ülkeyi artık bu şekilde yönetmelerine izin vermeyeceğiz. Her gün bu ülkeyi yoksulluk, açlık ve krizlerle terbiye etmeye çalışan iktidara ders verme zamanı gelmiştir. Bu ülkedeki bütün sorunların kaynağında AKP’nin yönetim anlayışı var. AKP’nin bu ülkeyi yönetemediğini herkes biliyor.

İktidarın gitme zamanı gelmiştir 

Bu ülke 5’li çetelere verilen ihaleler ile yönetiliyor. İşçinin, yoksulun, esnafın cebinden alıp zengine ve yandaşına dağıtan, kendi iktidarı dışında ülkeyi ve halkları düşünmeyen, bu açlığı ve sefaleti görmeyen iktidarın gitme zamanı gelmiştir. Onlar da bunun farkındalar. Artık gitmelerinin zamanının geldiğini görüyorlar. Halkın yüzüne bakacak yüzleri yok. Meydanlara çıkamıyor, il il dolaşamıyorlar. Halk buluşmaları gerçekleştiremiyorlar. Onlar sadece ellerinde tuttukları medyayla, yargıyla, bunun gücüyle bizi yıpratmaya çalışıyorlar. Her gün yargı sopasını bizim üzerimizde tutarak HDP’yi siyaset arenasının dışına itmeye çalışıyorlar. Kolay mı, var mı gücünüz? İşte, gelin görün. HDP gittiği her yerde aynı teveccühle, ilgiyle, sempatiyle karşılanıyor.

Suikast planı ortaya çıktı, yargıdan ses yok

HDP’nin artık Türkiye halklarının gözünde ayrı bir yeri var. Herkes HDP’yi bitmeye ve yok etmeye çalıştıklarını görüyor. Cezaevleri HDP’lilerle dolu. Cezaevleri hasta tutuklularla dolu. Bugün partimizin siyaset yaptığı her yere bir saldırı düzenleniyor. Meclis’te milletvekillerimiz hakkında fezleke hazırlanıyor. Meclis’te Çakıcı’nın avukatı bir kaos planını devreye soktuklarını ilan etti. Bizim milletvekilimize, Garo Paylan’a bir suikast planladığını ve son anda gerçekleşmediğini, Meclis içinde bunu yapacaklarını itiraf etti. Ama yargıdan, AKP’den ses yok. Meclis Başkanından ses yok. Bu ülkeyi karanlık odaklara teslim ettiler, bu ülkeyi çetelere teslim ettiler. Artık yönetemediklerini hepimiz biliyoruz. Bu krizlerin, kaosların, suikastların gerçekleşmesine halkımız izin vermeyecektir.

Sandıklar NATO koridorlarına kurulmayacak

AKP seçimi kazanabilmek için NATO koridorlarında, Şam’da, Tahran’da kendine yandaş arıyor. Sanıyor ki sandıklar NATO koridorunda, Şam’da, Tahran’da kurulacak. Hayır, sandıklar Türkiye’de kurulacak.

Bu Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı, HDP düşmanlığı size mutlaka kaybettirecektir. Kürtler başta olmak üzere Türkiye halklarının gelecekte söz sahibi olmasının önüne hiçbir güç geçemeyecektir. Artık HDP söz sahibi olacak, yönetimde mutlaka yer alacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP sorunların anahtarıdır. Bu anahtar halkımızın elindedir.

HDP olmadan hiçbir sorun çözülemez

HDP olmadan bu ülkede kimse bir denklem kuramayacaktır. Hiçbir sorun çözülemeyecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın; bu ülkeye adaleti, barışı, demokrasiyi ve insan haklarını mutlaka getireceğiz. AKP bu ülkede barışın da demokrasinin de adaletin de hukukun da kırıntısını bile bırakmadı. Ancak halkımız en büyük dersi seçimlerde verecektir.”

Paylaşın

Yedili Masa, Eylül Ayında Deklarasyon Yayınlayacak

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine bir yıldan daha az bir süre kala HDP’nin de içinde yer aldığı 7’li yapı son şeklini almaya başladı. 7’li masanın, ittifakı da içerecek olan deklarasyon çalışmalarında sona gelinirken, liderlerin 25 Ağustos’taki açıklamasının ardından eylülde deklarasyon ilan etmesi bekleniyor.

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen, süreç içerisinde “mücadele ortaklığı” söylemiyle sahada birlikte çalışan Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) oluşturduğu ‘7’li masa’ seçimleri de içine alacak ittifaka dönüşmek üzere.

Aylardır 7’li koordinasyon tarafından sürdürülen çalışmalarda son aşamaya gelinmiş durumda. 25 Ağustos’ta İstanbul’da bir araya gelmesi beklenen 7 siyasi yapının eş genel başkanları ve başkanları bu zamana dek yapılan çalışmaların anlatılacağı bir açıklama yapacak ve ortak fotoğrafı kamuoyuna sunacak.

Deklarasyon eylül ayında ilan edilecek

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, 7’li masa ortaklığını daha somut bir hale dönüştürecek olan “deklarasyon” çalışmasında da son aşamaya gelinmiş durumda. “Temel, toplumun yakıcı meselelerine çözüm iradesi içeren bir çerçeve metin” ve “Sorunları sıralayan değil bu sorunları yaratan rejimden çıkış perspektifi içeren metin” ifadeleriyle nitelenen deklarasyonun ilan edilme tarihi ise eylül ayı olarak belirlendi ve yine adres İstanbul oldu.

7’li masanın üzerinde uzlaştığı deklarasyon metninde hem “ortak mücadele” hem de “seçimlere ilişkin ittifak” perspektifi yer alacak. Deklarasyonu eline alıp okuyacakların hem “mücadele birliği” hem de “seçim ittifakına” dönük vurguları da görebileceği öğrenildi.

İttifakın ismi ne olacak?

7’li masanın uzun bir süredir sahada sürdürdüğü mücadele ortaklığının somut ittifak formuna bürünmesiyle adının ne olacağı da merak konusu. Kulislerde “Demokratik Halk İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi” , “Emek ve Demokrasi İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi” ve “Umut Hareketi” isimleri öne çıksa da hala bir isim üzerinde uzlaşı sağlanmadı. Önerilerin ve isim konusundaki görüş alışverişlerinin devam edeceği ve eylül ayında yapılacak deklarasyon açıklamasında yeni ittifakın adının da kamuoyuyla paylaşılacağı öğrenildi.

7’li masa genişleyecek mi?

Edinilen bilgiye göre 7’li masanın deklarasyonu ilan edeceği eylül ayındaki tarihe kadar ittifaka yeni katılımlar olabilir, masanın genişlemesi deklarasyonun ilanının ardından da sürebilir. Öte yandan deklarasyon ilan edilmeden önce diğer siyasi partilere de götürülecek.

7’li masanın hazırladığı deklarasyonun, “Sosyalist Güç Birliği” çağrısı yapan Devrim Hareketi, Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Hareketi’nin de içinde bulunduğu diğer sol sosyalist yapılara, sendikalara ve meslek örgütlerine de götürülerek görüş alışverişinde bulunulacağı ve eylül ayında yapılacak deklarasyon ilanına davet edilecekleri edinilen bilgiler arasında.

Paylaşın

HDP’li Paylan: Yeni Provokasyolarla Karşı Karşıya Kalabiliriz

Ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin hakkında Necip Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili gözaltı kararı çıkarılan eski Özel Kuvvetler subayı emekli Albay Levent Göktaş ile ilgili iddiaları sırasında HDP Milletvekili Garo Paylan’a 2016’da suikast düzenlenmesinin planlandığını da ileri sürmesi gözleri yeniden mafya-devlet ilişkilerine çevirdi.

İnce sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, Göktaş’ı suçlayarak “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” iddiasında bulunmuştu. Bu gelişme üzerine Garo Paylan suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun ardından paylaşımlarına devam eden İnce, Paylan’ı “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te” ifadeleriyle tehdit etti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker bir süreden beri tehdit alan Paylan ile devlet ile ilişki içinde olduğu ileri sürülen mafya yapılaşmalarını, suç duyurusunun ardından adım atılıp atılmadığını ve seçime giderken siyasi atmosferin bu gelişmelerden nasıl etkilenebileceğini konuştu.

2016 yılına dair size yönelik bir suikast iddiası var. Bize bu gelişmelere ilişkin süreci anlatabilir misiniz ve neden 2016 yılı?

Garo Paylan: Bildiğiniz gibi 2016 yılı darbe girişiminin olduğu yıl ve darbeden önceki süreçte ben ve arkadaşlarım bir darbe dinamiğinden bahsettik. Çünkü 2015’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çözüm sürecini bitirmişti, ülkede büyük bir gerilim vardı ve 2015 Haziran ayında Erdoğan iktidarını kaybetmişti. Daha sonra çatışmalı bir süreç başladı, provokasyonlar, patlamalar oldu ve biz bunun bir darbe dinamiği olduğunu söyledik. Darbe dinamiği olduğu dönemlerde aynı zamanda suikast planları da söz konusu olur ve devlet içindeki çeşitli odaklar, çeteler suikast planları yaparlar. Belli ki benimle ilgili de bu darbe dinamiği sürecinde bir suikast planı yapılmış.

Şimdi 6 yıl sora siyasi gerilimin arttığı ve seçimin konuşulduğu, yeniden provokasyonların olacağı ve seçim sürecinde kan döküleceğinin konuşulduğu bir süreçte bu iddialar ortaya dökülmeye başlandı. Devlet içinde bir kavganın olduğunu görüyoruz. Belli odaklar birbirlerine karşı ellerindeki kartları ortaya döküyorlar ve biz bu mafyavari hesaplaşma süreci içinde ortaya dökülen bu ifşaatlardan ipuçlarını bulmaya çalışıyoruz.

Ama görüyorum ki benimle ilgili suikast iddiasını ortaya atan kişi ve hakkında iddiada bulunduğu Hablemitoğlu azmettiricisi olduğu iddia edilen Levent Göktaş ortadan kayboluyor, kaybediliyorlar. Ve bu kaybedilişte İçişleri Bakanı dahil pek çok kişinin rol aldığına yönelik iddialar var. İddiaların üstünden 15 gün geçmesine ve benim suç duyurusunda bulunmama rağmen ne bir savcılık soruşturma açıyor, ne iktidar harekete geçiyor ne de Meclis Başkanı bir ifadede bulunup ‘araştırılması gerek’ diyebiliyor.

Peki sizce neden siz hedef alınıyorsunuz?

Tıpkı 2007’de Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi; devlet içindeki pek çok kanat Dink’in öldürülmesinde mutabıktı, bunu engellemedi ve yol verdi. Ama hepsinin kendi ajandası vardı. Bu kanatlar, hem bir Ermeni’nin susturulması gerektiğine inanıyorlardı hem de bu cinayet üstünden devlet içinde konumlanmaya ve birbirlerine karşı hesap görmeye çalışıyordu. Şimdi de benzer bir kapışmanın söz konusu olduğunu düşünüyorum.

Peki niye bir Ermeni’ye yönelik olduğunu düşünürsek; bu kapışmaların olduğu dönemlerde bir Ermeni, bir Alevi’ye karşı saldırılması toplumdaki kutuplaşmayı kamplaşmayı artıracak, gerilimi artıracak. Batı dünyası ile diğer ülkelerde ‘Türkiye’de bir Ermeni daha öldürüldü’ gibi bir sansasyon yaratma potansiyeli olduğu için benim ismimin seçilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Suç duyurunuzun ardından henüz bir adım atılmadı. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Geçmişte olan iddiaların üstüne gidilmemesi yani suçluların korunması bana suçluları koruyanların suça ortak olduğu düşüncesini bir kez daha düşündürtüyor. Mafya filmlerini izlemişsinizdir; bu filmlerde çeşitli mafya yapılanmaları birbirleri ile işbirliği yapar, karanlık ilişkiler kurar, para ilişkileri olur ama mafya içinde bir kavga çıkınca birbirlerine düşer ve birbirlerinin açıklarını ifşa ederler. Ben maalesef 20 yıllık AKP iktidarı döneminde kimsenin masum kalmadığını düşünüyorum. Bu kadar ifşaatlar var ortada. Yani düşünün Sedat Peker ifşaatları, başkaları ve devlet içinde kimsenin harekete geçmemesi kimsenin masum olmadığını gösteriyor. Abdestinden şüphesi olmayanın böyle bir durumda harekete geçmesi lazım. ‘Ucu nereye varıyorsa varsın’ diye slogan atıyorlardı biliyorsunuz, şimdi öyle slogan atan kimseyi görmüyorum, demek ki bu yapıların hepsinin kuyruğu birbirine değiyor ve hiçbiri kendine güvenemiyor.

Madem savcılar ya da siyasi iktidar harekete geçmiyor biz Türkiye toplumu olarak harekete geçmeliyiz ve nasıl ki İtalya’da benzer ifşaatlar olunca bir Temiz Eller operasyonu yapılmıştı, ama bu operasyonu kamuoyu baskısı üstüne yapılmıştı. Bu konuda ben muhalefetin de ciddi bir eksikliği olduğunu görüyorum.

Devletin arınma davasına dönüşebilir bu tip davalar. Devleti bu karanlık yapılardan arındıramazsak suçlar devam eder. Cezasız kalan her suç tekrarlanır. Ben bugünlerde de geçmişteki cezalandıramadığımız suçluların, aktörlerin hâlâ devlet içinde kol gezdiğini düşünüyorum. Bu suçlar cezasız kaldıkça ve üstüne gidilmedikçe bu seçim dönemi de kaotik hale sokulabilir ve yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Seçim dönemine ilişkin endişeleriniz mi var?

Şu anda inanılmaz bir kutuplaşma var ve siyaset çözüm değil zulüm üretiyor. Maalesef şu anda iktidarı elinde tutan taraf da iktidarı ele geçirmeye çalışan diğer taraf da ülkeye demokrasi vadetmiyor. Herkes gücü eline geçirmek istiyor.

Bu kadar kutuplaşmış bir siyaset ve toplum gerçekliğinde de devlet içindeki belli odakların gerek iktidarın gücünü devam ettirmesi için gerekse hala devlet içinde çöreklenmiş bazı yapıların iktidarın gücü kaybetmesi için provokasyonlara yol açabileceğini düşünüyorum. Hep böyle olmuştur, siyasi değişim iddialarının olduğu dönemlerde yeni darbe dinamikleri devreye girer. Kimileri darbe hazırlığı yapmaya çalışır, kimileri iktidarın iktidarını koruması için provokasyonlara yol verir, kimileri de iktidarın gücünü kaybetmesi yani kaos planı üzerinden ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesi ve iktidarın gücünü kaybetmesi için bunlara yol verir. Bu üç akıl da şu anda devrededir.

Buradan çıkışın tek yolu var; arınma ve demokrasi talebi. Maalesef biz siyasi iktidarda bu talebi görmüyoruz, bunun nedeni de bu suçlularla sonuna kadar içli dışlı olmaları ve bunlara yol vermeleri olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da unutmasınlar bu ateş herkesi yakar. İktidara çağrım evet iktidardan düşüyorsunuz ama giderken bari en azından bu ülkenin geleceğini düşünerek bu tür karanlık odakların önüne geçecek adımları atın, aksi takdirde bu adımlar atılmazsa yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

İddiaların ardından korunma durumunuz nasıl? Yeteri kadar korunduğunuzu düşünüyor musunuz?

Açıkça söyleyeyim bana 10 tane de, 100 tane de koruma verseler, zırhlı araçla da gezdirseler şunu çok iyi biliyorum ki devlet içinde belli odaklar varsa ve devlet tarafından güdümleniyorsa, planlar yapılmışsa; o korumalar beni koruyamazlar, korutmazlar zaten. Beni koruyabilecek tek bir şey var, demokratik Türkiye gerçekliği.

Sonuç olarak ‘tavşana kaç, tazıya tut’ diyen bir devlet anlayışının benim güvenliğimi sağlayabileceğini düşünmüyorum. Bu açıdan mesele bana koruma verilmesi değil. Beni koruyabilecek iki şey var; biri devlet içinde arınma adımlarının atılması ve bu çetelerden hesap sorulması. İkincisi de büyük toplumun sahiplenmesidir. Ülkelerde azınlıkların güvende olmasını sağlayan şey büyük toplumun sahiplenmesidir.

Paylaşın

AK Parti’nin Oy Oranı Yüzde 30’un Altına Düştü

Yöneylem ve ORC’nin son kamuoyu yoklamasında AKP’nin oy oranı yüzde 30’un altında görünüyor. Yöneylem’in yöneticisi Derya Kömürcü, !Cumhur İttifakı’nın oy kaybı çok ciddi boyutlarda, bu hiç üstü örtülebilecek bir şey değil, çok net görünüyor” dedi.

Kamuoyu araştırma şirketlerinden ORC’nin sahibi Mehmet Pöstaki ile Yöneylem Araştırma’nın sahibi Derya Kömürcü, Sözcü’den Ruhat Mengi’ye son araştırma sonuçlarıyla ilgili değerlendirmede bulundu.

Yöneylem

Yöneylem Araştırma’nın 28 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında 27 ilde 2 bin 400 kişiyle gerçekleştirdiği son anketinde partilerin oy dağılımı şöyle:

  • AKP: Yüzde 23,6
  • CHP: Yüzde 23,5
  • İYİ Parti: Yüzde 11,9
  • HDP: Yüzde 7,2
  • MHP: Yüzde 4,8
  • Zafer Partisi: Yüzde 2
  • DEVA: Yüzde 1,8
  • Yeniden Refah Partisi: Yüzde 1,8
  • Türkiye İşçi Partisi: Yüzde 0,8
  • Gelecek Partisi: Yüzde 0,5

Kömürcü, “Cumhurbaşkanı Erdoğan aday olursa oy verir misiniz” diye soruyoruz. “Kesinlikle oy veririm” diyenler yüzde 30.7. “Erdoğan’a asla oy vermem” diyenler yüzde 60″ dedi.

Partilerin oy oranları ile ilgili de bilgi veren Kömürcü şunları söyledi:

“Bizim anketimizde kararsızlar ve oy kullanmayacaklar dağıtıldıktan sonra CHP’nin rakamı 29.4, AKP 29.6, yani ikisinin arasında binde 2’lik yani araştırmanın hata payının çok altında binde 2’lik bir fark var, İYİ Parti ise 14.9.

AKP 24 Haziran 2018 son seçimdeki oy oranının 12 puan altında ölçülüyor bugün, bu çok ciddi bir oy kaybı demektir. MHP’nin de seçimdeki oyunun 5 puan altında olduğunu görüyoruz, yani Cumhur İttifakı’nın oy kaybı çok ciddi boyutlarda, bu hiç üstü örtülebilecek bir şey değil, çok net görünüyor.

Son seçimde AKP’ye oy verdim” diyen 100 seçmenden 6-7’si bugün “CHP’ye oy vereceğim” diyor, 5’i “İyi Parti’ye oy vereceğim” diyor, dolayısıyla muhalefete geçiyor bu insanlar.”

ORC

ORC Araştırma Şirketi’nin Genel Müdürü Pösteki ise “Toplumda 6’lı Masa’ya güven Mayıs’ta 45.7, Haziran’da 50.6 Temmuz’da 54.9, bugün ise yüzde 57 oranına ulaştı.” ifadeleriyle yeni bir veriyi ilk kez paylaştı.

ORC Araştırma Şirketi’nin Temmuz 2022 anketinde partilerin oy dağılımı şöyle:

  • AKP: Yüzde 27,1
  • CHP: Yüzde 24
  • İYİ Parti: Yüzde 22,1
  • HDP: Yüzde 7,6
  • MHP: Yüzde 7
  • DEVA: Yüzde 2,2
  • Gelecek Partisi: Yüzde 2

Pösteki’nin değerlendirmeleri de şöyle: “İktidar partisinin 2018 genel seçimlerinde almış olduğu 42.6’lık bir oy var, bugün baktığımızda bu oy sadece bizim araştırmalarımızda değil birçok araştırma kuruluşunda yüzde 27-28 bandına gerilemiş durumda, kayıp yaklaşık 15 puan.

Yine iktidar ortağı MHP’ye baktığımızda 2018 seçimlerinde yüzde 11.1 oy almışlar, bugün yüzde 7’lik baraj sınırı etrafında olduklarını görmekteyiz, ciddi bir sorun yaşamaktalar. Cumhur İttifakı olarak değerlendirdiğimizde ise 2018’de oy oranı 53.7 olan Cumhur İttifakı’nın şu an 33.9’a gerilediğini görüyoruz, bunun da yaklaşık 20 puan olduğunu tespit ettik. Millet İttifakı’ndaki 2 parti 2018’de yüzde 33.9 almış, bugün baktığımızda 46.5 seviyesine çıkmış.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan AK Partili Turan’a ‘Diktatörlük’ Yanıtı: Saçmalamayın Lütfen

Selahattin Demirtaş, AK Partili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili, Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili paylaşım yaptı.

Selahattin Demirtaş Bülent Turan’a, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Ne olmuştu?

Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Planlama Ajansı’nda CHP’nin 81 il gençlik kolları başkanına yaptığı konuşmasında “Hep ne diyoruz? Gençlik gelecek. Bazen bunu cümlenin gidişine göre kullanıyoruz ama sizlerden bir ablanız olarak tek bir isteğim var ki, siz zaten hissediyorsunuz. Hissetmeseniz bu cesarette olamazdınız zaten. Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” ifadelerini kullanmıştı. İstanbul Başsavcılığı Kaftancıoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

AK Partili Bülent Turan ise Kaftancıoğlu’nun sözlerine karşılık şunları söylemişti: “Mahkeme kararıyla küfürbazlığı tescil olan bir eski il başkanı bugün Sayın Erdoğan’a utanmadan sıkılmadan ‘diktatörü göndereceğiz’ demiş. Bir defa diktatör olsa seçim mi olur? Diktatör olsa sen bu küfürleri edebilir misin?”

Paylaşın

HDP’li Paylan, Suikast Planıyla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, avukat Mehmet Sinan İnce’nin Instagram hesabından yaptığı paylaşımlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) silah sokularak öldürüleceği iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulundu.

Garo Paylan, İnce’nin iddialarıyla ilgili savcılığın harekete geçmediğini belirterek şunları söyledi:

“Avukat Mehmet Sinan İnce, Instagram üzerinden yaptığı paylaşımlarda, devlet içindeki bazı karanlık odakların, 2016 yılında bana yönelik bir suikast planladıklarını ve bu planın başka odaklarca bozulduğunu ifşa etti.

Bu ifşaatın üzerinden iki hafta geçmesine rağmen, resen soruşturma başlatması gereken Cumhuriyet Başsavcılıkları harekete geçmediler. Bu nedenle, hakkımdaki suikast planının aydınlatılması için Levent Göktaş, Mehmet Sinan İnce ve resen tespit edilecek diğer kişiler ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum.”

Paylan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise “Şunu not düşeyim: Suçluları koruyanlar suçun ortağıdır,” dedi.

Ne olmuştu?

Avukat Mehmet Sinan İnce, kişisel Instagram hesabından Garo Paylan’a 2016 yılında suikast düzenleneceğini söyleyerek şunları yazmıştı:

“#MustafaLeventGöktaş: Sene 2016, TBMM’ye silah sokturup Garo Paylan’ı vurdurup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırdın, iş milletvekili danışmanından döndü. Ağzından köpükler çıktı sinirden. Sonra kimleri kullandın? Kılıçdaroğlu kimden, neden yumruk yedi? Anlat.”

Mehmet Sinan İnce kimdir?

Organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş ve 15 Nisan 2020’de “infaz yasası” ile tahliye edilen Alaattin Çakıcı’nın eski avukatı. Çakıcı davasında sanık olarak da yer almıştı.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Aleviler Lütuf Değil Eşit Yurttaşlık İstiyor

Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’ne katılan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor.” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasına, “Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz” ifadeleriyle devam etti.

Sancar, konuşmasının devamında, “Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş sözcüsü Turgut Öker, HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyeleri Sultan Özcan, Tuncer Bakırhan, Doğan Erbaş ile milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Alican Önlü, Kemal Bülbül ve Zeynel Özen oluşan heyet, 59’uncu ulusal, 33’üncü uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katıldı. Burada bir konuşma yapan Sancar şunları söyledi:

“Buraya gelen bütün canların niyazlarının Hak katında kabul olmasını temenni ederiz. Hacı Bektaş etkinlikleri kapsamında buradayız. Dergaha geçtik. Bu, dergahtan öte bir mekan, bir üniversite, bir felsefe yuvası. Hünkar’dan insanlığın öğrendiği pek çok şey var. Biz de öğrendiklerimizin tamam olup olmadığını bir kez daha görmek için buraya geldik. Eksikliğimiz varsa bu aynada görme ve tamamlama iradesini tazelemeye geldik.

“Ülkenin en temel sorunu eşit yurttaşlık”

Hepiniz biliyorsunuz Hünkar Hacı Bektaş anlatıya göre Anadolu’ya güvercin donunda gelmiştir. Daha bu bile felsefesinin, inancının temelini göstermeye yetiyor. Barış için gelmiştir ama barışın da temelini öyle güzel anlatmıştır ve demiştir ki “72 millete aynı nazarla bakmayan 40 yıl müderris olsa hakikate asidir”. Yani barış için 72 millete, bütün insanlara, bütün halklara aynı nazarla bakmak lazım. İşte biz bu felsefeden ilham alarak ülkenin en temel sorununun eşit yurttaşlık olduğunu belirtiyoruz. Buradan, bu felsefeden aldığımız ilhamı bütün ülkeye bir kez daha seslendirmek istiyoruz. Bu mevsim Hacı Bektaş şehri pek çok misafiri ağırlıyor. Evet, siyasetçiler de geliyor bizim gibi ama sizleri temin ederim ki biz buraya nefes için, rızalık için geldik. Buradan alacağımız nefesi bütün ülkeye yaymak için sizlere söz vermeye geldik.

“İnançlar arasına ayrımcılık sokan iktidarı hep birlikte değiştireceğiz”

Hünkar’a ve buradaki bütün diğer müritlerine onların huzurunda, sizlerin karşısında söz veriyoruz. Bu ülkede insanları nefessiz bırakan bu düzeni değiştireceğiz. Bu ülkede inançlar arasına ayrımcılık sokan, eşitsizliği her alana yaygınlaştıran, ırkçılığın zeminini sonuna kadar besleyen iktidarı hep birlikte değiştireceğiz. Değiştirelim ki bu ülke nefes alsın. Her inançtan insan inancını özgürce yaşasın, bütün inançlar eşit olsun. Hünkar’ın tabirini kullanıyorum; “Her milletten insan kendi gibi yaşasın, özgür olsun”. Yine Hünkar’ın bu sözü bize ilham veriyor. “Her ne arar isen kendinde ara”. Biz onun bu sözünü şöyle anlıyoruz: Özgür olman için kendin olman lazım ama kendin olabilmen için de özgür olman lazım.

“Eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek provokasyonları boşa çıkaracağız”

İşte hem her birimiz birey olarak hem de bu ülkedeki bütün inançlar ve halklar olarak kendimiz olarak yaşamayı talep ediyoruz. Herkes kendi gibi olacak ve bunun temeli de özgürlük ve eşitliktir. Alevilerin karşılaştığı sorunların elbette farkındayız. Bunları bizzat bütün ülkedeki Alevi canları ziyaret ederek ve kurumlarıyla istişarelerde bulunarak öğreniyoruz. Mayıs ayının başında bir kampanya başlatmıştık, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası. Neden Alevilere özel bir kampanya yürüttük, çünkü Aleviler üzerinden yürütülmek istenen hem tezgahları hem provokasyonları ancak bütün canlar bir araya gelerek ve eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek boşa çıkaracağımıza inanıyoruz. O nedenle çözüm cemevlerine gösterişli ziyaretler yaparak kamuoyunun gözünü boyamaktan geçmez. Çözüm Hacı Bektaş’a gelip boy gösterip buradan gittikten sonra aynı ayrımcı ve baskıcı anlayışı sürdürmekle gelmez. Çözüm hepimizin hep birlikte eşit yurttaşlık için mücadele etmesi ile gelir.

“Aleviler haklarının her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor”

Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor. Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz. Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım.

“İktidar Alevileri makbul olan ve olmayan diye ayırmak istiyor”

Alevi canlar çok iyi bilirler, 1500’lerde dergahlarına kayyımlar atanıyordu. Gizli veya dolaylı amaç asimile etmek, kontrol altında tutmaktı. O zamanki egemenler makbul ve yandaş Alevi yaratma derdindeydi. Bu anlayış değişmedi. Bugünkü iktidar da başka oyunlarla Alevi toplumunu makbul olan ve olmayan olarak ayırmak ve yandaş bir Alevi topluluğu yaratarak bu ülkede adaletsizlik yapmadığını göstermek gayreti içinde. Ama Alevi canların da bütün adalete inanan yurttaşlarımızın da buna kanmayacağını çok iyi biliyoruz.

“1826’da buraya II. Mahmut’un kayyım atamasıyla bugünkü kayyımlar arasında bir fark yok”

Bizler bu dergahın kaç kere kapatıldığını da biliyoruz. En son II. Mahmut döneminde 1826’da kapatıldı. Gene kayyımlar atandı. Dert hep aynı; asimile etmek. İnsanların kendileri gibi yaşaması isteğini engellemek. “Sen kendin gibi yaşayamazsın, ben sana neyi dayatırsam onu giyeceksin”. Anlayış bu. Bugünkü kayyım zihniyeti ile 1826’da II. Mahmut’un buraya kayyım tayin etmesi arasında bir fark yok. Biz 200 yıl geriye giden bu anlayışı değiştirmeli ve ülkeye eşit yurttaşlık temelinde bir demokratik barışı getirmeliyiz. Her türlü nefrete, savaş oyununa yine birlikte karşı çıkmalıyız. Kini söküp buradan atmalıyız. Bunu yapacak kaynaklarımız var. İşte Hünkar’ın felsefesi, işte bu topraklar ve Anadolu’nun dört bir yanı. Bunları görebilirsek, bunları iyi değerlendirebilirsek biz bu düzeni değiştiririz sevgili canlar. Bu dergah 1925’te nihai olarak kapatıldı. Bunun açılmasını ve sahiplerine iade edilmesini istiyoruz. Bu Alevi canların talebidir, biz de onların bu taleplerinin destekçisiyiz. Bu zalim iktidarı, bu adaletsiz düzeni değiştirmemiz lazım. Bunun için de çağrımız açıktır: Gelin canlar bir olalım.”

Paylaşın