Muhalefet ‘Voltran’ı Nasıl Oluşturacak? Demirtaş Yanıtladı

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığı yazısında muhalefete seslenerek “Siz kararsız seçmenden daha kararsızmışsınız. Lütfen kendinize gelin. Sorumluluk da vebal de hepinizde” demişti.

Türkiye’de yüzde 70’lik kesimin değişimden yana olduğu belirten Demirtaş, muhalefet liderlerinin ortak bir söylem üretemeyip ‘voltran’ı oluşturamadıklarını, sonuç olarak hiçbir şey söylemediklerini ifade etmişti.

Halk TV yazarı İpek Özbey, söz konusu görüşleriyle ilgili Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Demirtaş’la konuştu ; “Voltran nasıl oluşturulur?” diye sordu.

Voltran’ın 1980’lerde televizyon için yapılmış dev bir robot olduğunu belirten Özbey, ”Bu dev robot, beş farklı aslanın birleşiminden oluşmaktadır. Böylece çok daha güçlü hale gelmektedir ve kötülüklere karşı savaşmaktadır” dedi.

Demirtaş, Özbey’e yanıtında Türkiye’de toplumsal birliğin önündeki en büyük engellerden birinin, kaygılar ve korkular olduğunu söyledi. Bunların tarihsel temelleri olduğunun altını çizdi:

“Bununla birlikte, zaman içerisinde iktidarların veya partilerin (kaygı ve korkuları) siyasi programlarının merkezine koymaları nedeniyle bunların bir kısmı da ‘inşa edilmiş korku’ya dönüşmüştür. Ama sonuç olarak bu korkular var ve maalesef toplumu teslim almış durumda. Durum böyle olunca da toplumda ve siyasette sağlıklı düşünme zemini ortadan kalkıyor.

Bu korku iklimini en çok istismar eden, AKP-MHP iktidarıdır. Ülkeyi felakete sürüklemiş, iflas noktasına getirmiş bir zulüm iktidarına karşı bile tüm muhalefetin eksiksiz bir araya gelememesinin veya kısmen geliyor olsalar bile yeterince heyecan yaratamamalarının nedeni de bu korkuların yol açtığı kutuplaşmadır.”

‘Korkular yersiz ve temelsiz değil’

Peki tek neden bu mu? Demirtaş’ın cevabı şöyle:

“Elbette budur demiyorum ama en önemli nedendir diyebiliriz… Hiçbir siyasetçi açıkça ifade etmese de örneğin halen Atatürkçüler İslamcılardan, İslamcılar Atatürkçülerden, Aleviler Sünnilerden, Kürtler hepsinden, hepsi de Kürtlerden korkuyor. Solcular sağcılardan, sağcılar solculardan korkuyor. Bu korkular yersiz ve temelsiz değil, ancak aşılmaz da değil. Bu kesimlerden biri veya birkaçının iktidara gelince geri kalanlara haksızlık ve zulüm yapacağı korkusu ne yazık ki halen var ve bu durum görmezden gelinerek siyasi çözümler üretilemez.

Hakkını yememek gerek, bu konuda muhalefetin önemli çabaları, değerli girişimleri var. Ancak Cumhuriyet’i, ikinci yüz yılında gerçek bir demokrasiyle taçlandırmak istiyorsak daha fazlasına ihtiyaç var. Tüm partilerin ve toplumsal kesimlerin birbirleriyle konuşabileceği, müzakere yürütebileceği bir zemin yaratılması gerekiyor.”

Demirtaş, korkuları yenmenin sorunların çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini ama sorunları çözme olanağını, atmosferini sağlayacağını belirtti:

“Bu korkuları yaratanlar, muhalefet partilerinin mevcut yönetimleri ve liderleri olmasalar bile korkuların giderilmesi için sorumluluk almaları, cesur davranmaları gerekir. Bunun için herkes, tabiri caizse önce kendi kapısının önünü süpürmeli, sonra el ele vererek beraberce tüm mahalleyi temizlemelidir.

Her birimiz, bizden korkanların kaygılarını gidermekle sorumluyuz. Bunu yapmadan sağlıklı bir tartışma zemini bulamayacağız. Yani benim çağrım tek bir siyasi ittifak veya ille de tek bir cumhurbaşkanı adayı etrafında buluşmak değildir. Elbette bunlar da olabilir ancak bundan önce, topluma beraberce güven ve güvence verebilmek için samimi bir yüzleşme, özeleştiri ve cesur siyasi çıkışlara ihtiyaç var. Sonrasında tabii ki tüm partiler birbirleriyle oturup konuşmalı, müzakere etmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Madde madde Voltran

Parti ve lider ismi vermeden muhalefet hangi korkuları gidermekle sorumludur diye ana hatlarıyla belirtmek istersek kanımca şöyle bir tablo çıkar:

  • Tek parti dönemi uygulamalarına geri dönülmeyeceğinin, dindar insanların baskı görmeyeceğinin, Kürt kimliğinin yeniden inkar edilmeyeceğinin, vesayet rejimine prim verilmeyeceğinin, laikçilik yerine özgürlükçü laikliğin esas alınacağının, güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Toplumdaki bölünme, silah, şiddet, terör korkularını giderecek şekilde barış ve birlikte yaşam politikaları öne çıkarılmalıdır. Kürt sorununun TBMM’de çözümü ile ayrışmanın değil, daha güçlü birlikteliğin gelişeceğine toplumu ikna etmelidir.
  • Silahların tümden devre dışı kalacağı kalıcı barış için daha fazla inisiyatifin alınabileceğini göstermelidir. Kürtlerden korkmamak gerektiğini, eylem ve söylemleriyle daha güçlü şekilde ortaya koyarak topluma güven ve güvence vermelidir.
  • Milliyetçilik çizgisinin ırkçılığa, faşizme varmayacağının, Türkçülüğün resmi ideoloji olarak topluma ve devlete dayatılmayacağının, farklı kimlikleri Türkçülük içinde eritme, asimile etme politikalarına meyledilmeyeceğinin, etnik kimliğe dayalı bir millet oluşturma gayretinden vazgeçileceğinin güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Siyasal İslam’ın devlete ve topluma bir ideoloji olarak dayatılmayacağının, cemaat ve tarikatların devleti ve kamusal alanı ele geçirmelerine fırsat tanınmayacağının, tüm yaşam tarzlarına, bütün farklı inançlara, özgürlükçü laiklik çerçevesinde saygı duyulacağının, radikal dini yorum ve uygulamalardan uzak durulacağının, İslam’ın bir barış ve hoşgörü dini olarak yaşanılacağı güvenini ve güvencesini topluma vermelidir.
  • Bu ve benzeri korkular giderilebilirse toplumu da muhalefeti de bir araya getirmek çok kolay olur. Sonrasında beraberce, evrensel demokrasi ve insan hakları ilkeleri doğrultusunda demokratik Cumhuriyet’i ikinci yüz yılda beraberce inşa edebiliriz. Ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluk da ancak bu şekilde çözüme kavuşturulabilir.
  • AKP-MHP iktidarı tam da bu korkuları kaşıyor ve kanatıyorken muhalefete düşen şey, korkulara teslim olmak yerine cesur davranarak toplumu içinde bulunduğu felaketten kurtaracak birlikteliği ve çözüm programını ortaya koymaktır.

‘Voltran’ı oluşturmak’ dediğim budur.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan ‘Ortak Aday’ Açıklaması

HDP’li Beştaş, katıldığı bir programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığına karşı tutumlarının kişisel değil, ilkesel olduğunu söyledi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, ARTI TV’de yayınlanan Günün İçinden programında Fuat Ateş’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Beştaş, partisinin seçim süreci ve ortak aday konusundaki tutumuna ilişkin açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda HDP’nin esas aldığı 11 temel ilkeyi hatırlatan Beştaş, “Biz ilkelerimize bağlı bir aday ölçüsünü kullanıyoruz. Bunu aslında 27 Eylül’de bütün kamuoyuna ifade ettik. Demokrasi, adalet, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Kürt meselesinin demokratik çözümü, kadına yaklaşım, ekoloji meselesine olan tutumu gibi 11 madde açıkladık. Bizim için önemli olan çıkacak adayların ilkelerimizle örtüşmesidir, bu konudaki şeffaf tutum ve açıklamalarıdır. Tabii ki bizimle kurulacak diyalog açık diyalog ve tartışmadır. Bu nedenle biz isimleri tartışmayı doğru bulmuyoruz. Çünkü özellikle Cumhur İttifakı bunu yaptırmaya çalışıyor ama biz böyle hassas dönemlerde hakikaten bu meselelerde ilkesel temelde yaklaşımı esas alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Beştaş, “Mansur Yavaş ve Meral Akşener’in ortak adaylığı konusunda HDP’nin tavrı ne olur” sorusuna “İsimleri tartışmadığımızdan emin olun. Bu yetkide ne MYK’mızda ne PM’mizde isimler tartışılmadı. Ama diyelim ki Mahsur Yavaş gibi bir şahsiyetin tamamen rehin tutulan Selahattin Demirtaş’a ilişkin bir ‘inşallah’ kavramını bile reddeden resmi açıklama yapıyorsa bu bizim parti tabanımızda hem de kurullarımızda görülemeyecek bir mesele değildir. Bu bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. Bunu da yine ilkesel söylüyoruz. Neticede yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adalet ilkemizin bu konuda kesinlikle örtüşmediğini söylüyoruz. Yoksa isimle ilgili ya da kişisel bir değerlendirme olarak söylemiyoruz. Çünkü bizim için isimlerden çok çok daha önemlisi ilkelerdir” yanıtını verdi.

“Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız”

Beştaş, partisinin ittifak konusundaki çizgisi ve yol haritası ile ilgili de şunları söyledi:

“Gelecek seçimlere ilişkin parlamentoda en yüksek sandalyeyi vekil sayısını çıkarmak için şimdiden çalışıyoruz. HDP olarak şuana kadar mevcut anketlerde görünen ya da tartışılan kulislerde oy oranının çok üstünde oy alacağımıza hiçbir kuşkumuz yok. Yani bütün veriler tabanda yaptığımız çalışmalar ve bizim dışımızdaki anket şirketlerinin yaptığı araştırmalarda aslında HDP’nin anahtar konumunda olduğunu tekrar tekrar teyit ediyor. Evet biz gelecek dönem Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız. Türkiye’de hak ve özgürlüklerin önünün açılmasındaki temel anahtar rolünü tabii ki üsleneceğiz. Ve bununla ilgili tabii ki ilkesel anlamda HDP önü kapatan kilitleyen değil, anahtar olma özelliğini büyüterek yoluna devam edecek. 3 Temmuz’da on binlerce HDP’liyle demokrasi gönüllüsüyle Türkiye’nin demokratikleşmesine bir adım daha yaklaşacağımıza inanıyorum.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın Adaylık Açıklamasına Dikkat Çeken Yorum

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylık ilanını yorumladı.

T24 için kaleme aldığı yazısında “Cumhur İttifakı beklenen adayını açıkladı ama ilginç bir yöntemle, daha doğrusu yöntemsizlikle. Bu nokta dikkatlerden kaçtı fakat bence üzerinde durulması gereken tuhaf bir durum var ortada” diyen Demirtaş, şöyle devam etti:

“Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimine gidiyoruz ve Cumhur İttifakı’nın adayı, AKP İzmir İl Danışma Kurulu toplantısında son derece sönük, sıradan, iddiasız bir şekilde ve bizzat adayın kendisi tarafından açıklandı. Hem de araya sıkıştırılmış iki üç cümleyle. Adaylık ilanı oldu bittiye getirilip geçiştirilmiş oldu.

‘Bir tuhaflık yok mu?’

Oysa musluk açılışını bile şatafatlı, gösterişli törenlerle gerçekleştirip her fırsatı bir güç gösterisine dönüştüren birinden söz ediyoruz.

Normalde 20-30 bin kişilik bir salonda, Dombra eşliğinde sahneye davet edilerek, tüm kurmaylarının yanında olduğu ve belki de AKP-MHP ortak organizasyonuyla göklere çıkarılarak, gösterişli ve tantanalı şekilde ilan edilmesi beklenirdi bu zatın adaylığının.

O sırada tüm havuz medyasının canlı yayında olması, yalakaların ekranlarda onu övmesi, Binali’nin duygulanıp bir iki damla gözyaşı dökmesi, bu anlara tanık olan herkesin duygu seline gark olması gerekirdi.
Ama öyle olmadı.

Adam sıradan bir parti toplantısında, tek başına kürsüdeyken pattadanak, kendi adaylığını ilan ediverdi. Hem de seçime daha bir yıl varken yaptı bunu. Sizce de bir tuhaflık yok mu?

Peki neden böyle yapmış olabilir?

Emin olun, o zat dışında bu sorunun yanıtını bilen yoktur. Biz yine de aklımıza gelebilecek bütün olasılıkları alt alta yazalım. Birisi kesin tutar, nasılsa.

  • Programda öyle bir şey yoktu, ağzından kaçırdı.
  • Kafasında baskın seçim var, adaylık işini hızla aradan çıkardı.
  • Üçüncü kez aday olamayacağı tartışmalarını şimdiden başlatıp mağduriyet devşirmeyi hesapladı.
  • Muhalefeti de kendi adayını açıklamaya zorlamak istedi.
  • Dağılmakta olan tabanını tutmaya çalışmak istedi.
  • İsrafı sevmediği, gösterişten hoşlanmadığı için adaylık açıklamasının sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde olmasını istedi. (Yok, bu şıkkı hemen eleyebiliriz.)
  • Kasada para bitti, dolayısıyla şatafatlı bir tören yapamadı. Sağdan soldan borç bulamadı, eşinin altınlarını bozmak istemedi. Ele güne karşı ayıp olmasın diye de sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde açıkladı adaylığını.
  • “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan’dır” dediği sırada Tayyip Erdoğan’ın kendisi olduğunun farkında değildi.
  • İmkanlarını kendi şahsi çıkarları için kullanmayı istemedi. (Pardon. Bu, Che Guavera’nın yaşam öyküsünden bir alıntıydı, yanlışlıkla araya karışmış.)
  • Tek adam rejiminde olduğumuzdan, memlekette kendisinin adaylığını açıklayabilecek ikinci bir kişi kalmadığını düşünerek kendi adaylığını kendisi ilan etti. Sonra da kendi kendisini tebrik etti.

Bir ihtimal daha mı var?

Evet var ve o olursa gerçekten ilginç olur. Şöyle:

Aslında Erdoğan aday olmayacak. Kaybedeceği kesin olan bir seçime girmez. Ama ‘Korktu da adaylıktan çekildi’ dedirtmemek için de seçime bir yıl kala adaylığını açıklayarak geri çekilmek için geniş bir zaman kazandı. Adaylığını, seçime üç ay kala açıklasaydı geri çekilemezdi. Oysa şimdi, sağlık gerekçeleri veya benzeri bir bahaneyle çekilip yerine başka birini aday gösterme olanağını yakalamış oldu.

‘Aslında sağlık sorunu olmasa bakın, kendisi zaten adaylığını ilan etmişti. Korkmadı, çekinmedi’ dedirtmek istiyor ki böylece yeni adayın arkasında durabilsin ve seçmenlerini o adaya yönlendirebilsin. Yoksa emin olun, kendisi böylesine sönük bir adaylık ilanına razı olmazdı. ‘Adayım’ demiş oldu ama seçmenlerine aşırı bir heyecan vermemeye de özen gösterdi.

Bu şekilde yaparak seçmenlerini Cumhur İttifakı’nın asıl adayına motive etmekte zorlanmayacağını düşündü. Bence Erdoğan, kendi devrinin kapandığını, bu iddiasız adaylık ilanıyla kabul etmiş oldu.

O halde yeni aday kim olacak?

Bunu da merak etmeyelim bi’ zahmet. Bize ne, kim olursa olsun. Nasılsa tarihi bir yenilgi yaşayacak garibim. Yenilgi deyince aklıma yine Binali geldi. Tüm yenilgileri ona yaşatıyor. Adam yenilgiden sorumlu devlet bakanı gibi. Korkarım, yine ona yüklesin bu onurlu görevi.

Neyse, biz işimize bakalım. Kaldırılacak devasa bir enkaz, yeniden kurulması gereken harap halde bir memleket var.

Ve başaracağımıza olan kararlılığımız, cesaretimiz, umudumuz var yüreğimizde.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Seçimlere En Geniş Demokrasi İttifakıyla Gireceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında cumhurbaşkanlığı seçimine de değinerek, “Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin tarihi OHAL ve sıkıyönetimler tarihidir. AKP geldiğinde bu ülkede OHAL vardı, şimdi olağan hale gelmiş bir OHAL var. 20 Temmuz 2016’da üç aylık ilan edilen OHAL resmi olarak 2 yıl sürmüş; şimdi de devam ediyor. Demokrasi ve hukukla bu ülkeyi yönetmelerinin kendi zihniyetleri açısından yönetmenin mümkün olmadığını biliyorlar. Türkiye fiilen kalıcı bir OHAL rejiminde yaşamaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla kamudan 152 bin kişi ihraç edildi. Şimdi de 35. madde kapsamında keyfi, hukuk dışı uygulamalarla kamu çalışanlarını mobbing altında tutmaya çalışıyorlar. Binlerce kamu çalışanı adalet aramaktadır.

Bizler, elbette kaybedilen yılların, çekilen acıların tümüyle telafisinin mümkün olmadığını biliyoruz ama haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda kararlılığımız, duruşumuz tamdır, nettir. Kimsenin şüphesi olmasın. Bu ülkede geniş bir mağdur kesim vardır, bu adaletsizliğe karşı mücadelemiz sürüyor. Sözümüz sözdür.

Sevgili arkadaşlar, Türk toplumu ve ülkeyi, siyaseti ve geleceği yakından ilgilendiren önemli bir hususu bir kez daha değerlendirmek istiyorum. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlük, savaş politikaları ve tecrit meselesidir. Ortada bir gerçeklik var, gerçekliği gören siyasettir; gerçekliği yok sayan değil. Gerçekliğe gözünü kapatan siyaset çözüm üretemez. Tam tersine ülkeyi çürütür, çökertir, insanlarını mutsuzluğa boğar. Gerçeklik nedir?

‘Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir?’

Birincisi, yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçeği var. ‘Yok diyenler de biliyorlar ki var. Yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği, gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değildir. Eğer bunu görmezden gelirsek bu kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir? Bu ülkede çözümsüzlük politikalarının en hakim anlayış olduğu bir gerçeklik mi? Bazı istisnai gelişmeler hariç, evet. Bunu yok sayabilir miyiz? İsterseniz yok sayın, ama gerçeklik yok sayılınca ortadan kalkmıyor.

Savaş politikaları bu ülkede bir gerçeklik mi? Bunlarla birlikte tecrit bir gerçeklik mi? Evet gerçeklik. İmralı’da 23 yılı bulan bir hukuksuz düzen uygulanıyor. Ne uluslararası ne iç hukuka uyan bir yanı var bunun. Peki bu gerçekliği dile getirmek siyasi sorumluluğun bir gereği mi? Evet. Gerçekliği dile getirdiğimiz için, gerçeklerle yüzleşmeyi talep ettiğimiz için sürekli hedefiz. Diğer siyasi aktörler bu siyasi gerçekliğin üstünü paltoyla örtmeye çalışıyorlar. Bunun üstünü örterek sorunu kapatabiliyor musunuz? Hayır.

‘Biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz’

Yapmamız gereken ne? Yüzleşmedir. Gerçek bir yüzleşme. Gerçeklikle yüzleşmedir. Bu saydığım tüm gerçeklikler gizlenemeyecek kadar yakıcı gerçeklerdir. Bunlarla yüzleşme olmadan bu ülkenin düzlüğe çıkma ihtimali yoktur. HDP de bunu esas almaktadır. Biz yeni bir başlangıç ve Türkiye’de eşit, demokratik bir yaşam istiyoruz. Gerçeklikleri söylemek evet, sarsar. Birçok kesime gerçekliği gösterdiğinizde sarsılabilir. Tekrar söylüyorum, çözüm yüzleşmeyle başlar. Yüzleşme sarsar, hatta acıtabilir. Ama gerçekliği yok saymak daha vahim sonuçlar yaratır. O nedenle biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerle yüzleşilecek ve yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek.

Partimiz yaşamı ihlal eden her uygulamanın karşısındadır ve bununla mücadele eder. Kürt sorunuyla demokratik çözüm ancak müzakere, diyalog ve demokratik siyasetle mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz, gereğini de her vesileyle yerine getirmeye çalışıyoruz. Tecrit çözümsüzlüğün bir parçasıdır. Basit örneklerle anlatalım 2013-15 yıllarını hatırlayalım; bu ülkede çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmişti. Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu, analar ağlamıyordu.

Peki 2.5 yıllık süreç ne zaman sona erdi? Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. 5 Nisan 2015, İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmelerin kesildiği tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının yeniden en ileriye taşındığı, yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bu yana yaşadığımız yıkım herkesin gözü önündedir. Çözümsüzlüğe karşı her türlü uygulamayı reddediyoruz.

‘Barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor’

Bir başka örnek vereyim; İmralı’da Öcalan’la en son Ağustos 2019’da avukat görüşmesi yapılmıştır. “Bir haftada çatışma durumu ihtimalini ortadan kaldırırım” demişti. Burada da başta devlet aklı olmak üzere bütün kesimlere bir mesaj iletmiştir. Neden bu şans değerlendirilmiyor? İşte bizim burada Kürt sorununda demokratik çözüm barış, bunun yönetimi olarak siyalog derken kastettiğimiz her alanda bunun imkanlarını yaratmak, ortadan kaldırılan şartların yeniden sağlanmasını istemektir. Gemlik yürüyüşü de bizim demokratik çözüm, barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır. Evet, çeşitli kuruluşlar kamuoyunun dikkatini yaygınlaşan savaş politikalarına karşı çözüm, demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmektedir. Bu bir demokratik haktır. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidarın emrinde ağır şiddet uyguladılar. Görüntüler ortada. Şimdi, burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor.

Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz. Barış ve çözüm için kapalı kapıları açacak anahtar tam da budur işte. Tam da bu nedenle HDP’ye yeniden saldırılar başlıyor. Kürt sorunund açözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor. İşte biz geleceği bu zihniyet üzerine değil, eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik yollarla çözüldüğü bir yaklaşımı savunuyoruz. Bunu söylemek iktidarı rahatsız eder anlıyoruz. Çünkü varlığını inkara, savaş politikalarına, kutuplaşmaya bağlamış. Peki muhalefete ne oluyor? Sizlerin bu gerçeklikler karşısında sözünüz nedir? Önerileriniz nedir? Bu iktidarın izlediği yolu aynen devam ettireceğiz diyorsanız bu iktidardan temelde farkınızın ne olduğunu ortaya koyun. Bizler, bu iktidarın zihniyetini ve politikalarını başka türlü ambalajlarla topluma seçenek olarak sunma arayışlarına da karşı çıkıyoruz.

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, savaştan medet umanlar, bu ülkede ezilenleri ezilen olarak tutmayı hedefleyen kim varsa bilsin ki karşılarında HDP var, demokrasi güçleri var, halkın birlikte, eşit, özgür yaşama isteği var. Biz bu iradeyi ortaya çıkarmaya kararlıyız. İktidarın başı AKP Genel Başkanı dün Gemlik yürüyüşüyle ilgili ‘cenazeleri de andı.’ İşte biz bunun için mücadele ediyoruz. Bir daha bu ülkeye cenazeler gelmesin diye mücadele ediyoruz. Biz giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız.

Gerçekliği yok sayan ve kendinizi kandıran yoldan ayrılın. Seçimler yaklaşıyor, bu seçimler herhangi bir seçim olmayacak bunu da biliyoruz. HDP olarak tutumumuzu aylar önceden ortaya koyduk. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Biz gerçek alternatiflerin peşindeyiz.

Kısacası değerli arkadaşlar, İmralı’daki tecrit de bunun bir parçası. Ona karşı itirazı da tecrit etmek istiyorlar. Barış için verilen her mücadeleyi, eşit yaşam için verilen mücadeleyi tecrit etmek istiyorlar. Tecrit politikası her tarafa yaygınlaştırmak isteniyor. Her alandaki tecrite karşı mücadele olacaktır. Mücadele varsa umut vardır, umut varsa başarı kaçınılmazdır.

Parlamento seçimleri

Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz.

Bize karşı önyargılar varsa toplumun her kesimiyle konuşmaya hazırız. Bizim duruşumuzdan kaygı duyan kim varsa açıkça diyaloğa gelsin. Eğer halkın içinde bizimle bu diyaloğu kuramayacak kadar mesafe varsa, o mesafeyi kapatmak da bizim görevimizdir. Önümüze konan eleştirileri samimiyetle değerlendirmeye, kendimizi bu çerçevede düzeltmeye, gerekirse değiştirmeye hazırız.

Cumhurbaşkanlığı seçimi

Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

Kimse imalar beklemesin. Bu saydığımız yöntemler karşılık bulmazsa şüphesiz kendi adayımızı çıkarmayı da en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Bu kadar. Kulis bilgileriymiş de, şuymuş da, buymuş da. Buradayız, herkesle konuşmaya hazırız. “

Paylaşın

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

Paylaşın

HDP’li Sancar: Ne Zorba İktidarı Ne De Köhnemiş Eski Sistemi İstiyoruz

Katıldığı bir etkinlikte güdeme ilişkin değerlendirme yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bizlerin uzun süredir burada çeşitli kuruluş ve partileriyle halkın çeşitli kesimleriyle oluşturmaya çalıştığımız mücadele ortaklığı tam da bu hedefe yöneliktir. Biz bu mücadele ortaklığını sadece günün sorunlarının çözümü için değil, sadece seçimlere dönük bir hesap ya da taktik politika olarak değil stratejik bir birliktelik olarak görüyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Ortak mücadele bu iktidarı durdurmak ve değiştirmek için şarttır. Ama aynı zamanda bu iktidarın yerine eski köhnemiş zihniyetlere karşı gerçek alternatifi de üretmektir. Bizler ne bu zorba iktidarı ne de köhnemiş eski sistemi istiyoruz. Bizler yeni bir başlangıç istiyoruz, bizler halkların birlikteliği ile eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yeni yaşam inşa etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halkevleri’nin 27’nci Genel Kurulu’na katıldı. Sancar, burada yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar şunları söyledi:

“Bizlerin gücü de büyüktür o yüzden krizden, krizin yarattığı çöküntüden yılgınlığa kapılacak kesimlere şunu hep hatırlatmak lazım; dönüşüm yakındır, kurtuluş elimizdedir. İşte bu genel kurulda, Halkevleri’nin güçlü onurlu mücadele birikiminin bu ülkede devrim, sosyalizm, demokrasi, laiklik, eşitlik, özgürlük mücadelesinin bu onurlu kitlesinin burada oynayacağı rolün ne kadar önemli olduğunun farkında olarak genel kurula bir kez daha başarılar diliyorum.

Çözüm demokratların, devrimcilerin, ilericilerin ortak mücadelesidir 

Sevgili dostlar, sevgili yoldaşlar iktidar çözülüyor ama çözüldükçe toplumu çökertmek ülkeyi çürütmek istiyor. Her tarafı talan, kan ve yalan siyasetiyle iyice çürütecek, çözecek politikalar yürütüyor. Yoksulluk aldı başını gidiyor. Belki de tarihin en acı dönemlerini yaşıyoruz yoksulluk ve açılk bakımından, toplumun 4’te 3’ününü açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığı artık saklanamaz bir hale gelmiştir. İktidarın kurumları da saklayamıyor bunları. Bu açlık, yoksulluk ve sefaletin sebebi iktidarın rant, talan, sömürü ve savaş politikalarıdır. Rant ve savaş politikaları, sömürü ve talan politikaları bu ülkede ve iktidarda çözülmeyi ve çöküşü büyüttükçe aynı yöntemleri çözüm olarak sunmaya kalkıyor bu iktidar.

Savaş politikalarına sarılıyor, halkın sorunlarına çözüm bulma imkanı bulmayınca halkı ayrıştırmak, düşmanlaştırmak ve savaş tehditleriyle yıldırmak için uğraşıyor. İşte bunlara karşı asıl ve gerçek çözüm bütün demokratların, devrimcilerin, ilericilerin ortak mücadelesidir. Bizler gücümüzü birleştirirsek bütün bu politikaları boşa çıkarırız, bu zorba iktidarı mutlaka durdurur ve değiştiririz. Bundan şüpheniz olmasın. Ama asla ihmal etmememiz ve unutmamamız gereken görev ortak mücadeledir. Güçlerimizi birleştirmektir, halk ile birlikte halk için bir yeni başlangıç yaratma yolunda en güçlü yürüyüşü örgütlemektir.

Birleşeceğiz, en geniş mücadele ortaklığını kuracağız ve bu iktidarı göndereceğiz 

İşte bizlerin uzun süredir burada çeşitli kuruluş ve partileriyle halkın çeşitli kesimleriyle oluşturmaya çalıştığımız mücadele ortaklığı tam da bu hedefe yöneliktir. Biz bu mücadele ortaklığını sadece günün sorunlarının çözümü için değil, sadece seçimlere dönük bir hesap ya da taktik politika olarak değil stratejik bir birliktelik olarak görüyoruz. Ortak mücadele bu iktidarı durdurmak ve değiştirmek için şarttır. Ama aynı zamanda bu iktidarın yerine eski köhnemiş zihniyetlere karşı gerçek alternatifi de üretmektir. Bizler ne bu zorba iktidarı ne de köhnemiş eski sistemi istiyoruz. Bizler yeni bir başlangıç istiyoruz, bizler halkların birlikteliği ile eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yeni yaşam inşa etmek istiyoruz.

Savaşa, Kürt sorununda çözümsüzlüğe, tecrit politikalarına karşı hep birlikte mücadele etmek istiyoruz patronların, yandaşların insafsız pervasız sömürüsüne ve ülke kaynaklarının talanına karşı bütün emekçilerle ortak mücadele etmek istiyoruz. Kadını yok sayan, kadına şiddeti meşru gören bütün zihniyetlere karşı özellikle bu iktidarın uygulamalarına karşı kadın hareketiyle birlikte büyüyerek bir mücadele örmek istiyoruz. Bu ülkede inançlarından dolayı ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalan başta Aleviler olmak üzere bütün inanç gruplarının eşit yurttaşlık hakkı için birlikte yürümek istiyoruz. Biz yeni bir başlangıç istiyoruz, bu yeni başlangıcı ancak birleşerek gerçekleştirebiliriz. Eğer bunu başaramazsak, ki başaramama gibi bir şansımız lüksümüz yok.

Halka karşı tarihe karşı sorumluluğumuz gereği ortak mücadeleyi en geniş şekilde örme sorumluluğumuz var. Bu sadece bir sorumluluk değil aynı zamanda bir zorunluluktur. Çünkü Türkiye halkları gerçek bir çözüm istiyor, gerçek alternatif istiyor. Halkçı bir yönetim istiyor halk ile beraber yönetim istiyor. O nedenle birleşerek eşit özgür ve demokratik bir geleceği birliktte inşa etme zorunluluğumuz, sorumluluğumuz var, halka karşı yükümlülüğümüz var, halka da sözümüz var. Birleşeceğiz, en geniş mücadele ortaklığını kuracağız ve bu iktidarı göndereceğiz, eski köhnemiş sistemin getirilmesi çabalarına karşı da halkın seçeneğini oluşturacağız.

İktidar, Kürt sorununda savaş politikalarını hakim kılmaya çalışıyor 

Kürt sorununda güvenlikçi anlayışı, savaş politikalarını hakim kılmaya çalışan bu iktidar Güney Kürdistan’a operasyon yapıyor, Rojava’ya işgal tehditleri savuruyor. Buradan sonuç alamayınca savaşı başka yerlerde alevlendirmeye çalışıyor. Savaş tehdidini bu sefer Yunanistan ile örmeye çalışıyor. Bizler bu ülkede Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de bulunduğumuz bütün bölgede ve bütün dünyada gerçek bir barışı, halkların barışını savunuyoruz. Halkların bir arada barış içinde, eşitçe bir bölge düzeni, bir dünya düzeni istiyoruz. Buna ülkede barışı, eşitliği, özgürlüğü kurarak başlayacağız.

Kürt halkının mücadele geleneğini, Mahirlerin, Denizlerin, İboların mücadelesiyle birleştirirsek kazanacağız 

Konuşmayı çok uzatmak istemem. Hepinizin çok iyi bildiği bir şiiri bu konuşmanın akışı içinde paylaşmak istiyorum. Yılgınlık yok, asla yok çünkü biz çoğunluğuz. Biz çokuz, bu ülkenin gerçek sahipleri kaynaklarını üretenler, bu ülkede değerleri yaratanlar bu ülkenin en büyük çoğunluğunu oluşturuyoruz. Eğer bu büyük çoğunluk birlikte mücadele etmeyi başarırsa geçmişin direniş mücadele ve bütün o güzel umutlar birikimini devralırsa Kürt halkının o güçlü mücadele geleneğini, Mahirlerin, Denizlerin, İboların o güzel mücadelesiyle birleştirirse elbette kazanacak. Bu ülke kazanacak, halklar kazanacak, şüphemiz olmasın, buna gücümüz var. İrademizi de en güçlü şekilde ortaya koymalıyız.

Adnan Yücel’in şiiriyle bitireceğim, hepinizin iyi bildiği şiir, birçoğumuz ezbere okur.

Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün, zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler…

Yolumuz açık olsun yoldaşlar değerli kardeşlerim.”

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel İçin Süreç Başladı

“Terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan ve yargılanması için dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in devamsızlık gerekçesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi gündeme geldi. Güzel’in TBMM Genel Kurul’da son beş birleşime katılmadığı tespit edildi ve milletvekilliğinin düşürülmesi için yasal süreç böylece başladı.

TBMM Genel Kurulu, 27. Dönem başından bu yana müşahade usulüyle açılıyordu. Yani Meclis Başkan Vekili, gözlem usulüyle “Toplantı yeter sayısı vardır” diyerek Genel Kurul toplantısını başlatıyordu.

Ancak HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından Cumhur İttifakı, 31 Mayıs’ta aldığı bir kararla Meclis Genel Kurulu’nun 7 Temmuz’a kadar yoklama ile açılmasını kararlaştırdı. İlk yoklama kararı da aynı gün uygulandı.

Uygulanması kararlaştırılan TBMM İçtüzüğü’ne göre, bir milletvekili son bir ay içerisinde beş birleşime mazeretsiz katılmazsa devamsızlığı tespit ediliyor. Bu kararın da Semra Güzel’in milletvekilliğinin düşürülmesi için alındığı yorumları yapılmıştı.

Bugün itibarıyla Semra Güzel’in son beş birleşime katılmadığı Başkanlık Divanınca tespit edildi. Güzel’in dosyası şimdi Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderilecek. Karma Komisyon dosyayı inceleyecek ve hazırlayacağı raporu Genel Kurul’a sunacak. Genel Kurul da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Semra Güzel’in milletvekilliğini düşürebilecek.

Son dönemde büyük oranda boş sıralarla açılan Meclis Genel Kurulu, son beş birleşimdir neredeyse tüm vekillerin katılımıyla açılıyordu. Vekillerin büyük çoğunluğu yoklamaya katılıp Genel Kurul’dan ayrılıyordu.

Beştaş: 2015’ten beri yoklama istisnaydı

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün  süreçle ilgili sorularını yanıtlayan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, 2015’ten bu yana Meclis’te olduğunu ve bugüne kadar yoklamanın çok istisnaî durumlarda yapıldığına dikkat çekti. En fazla devamsızlığın iktidar grubu milletvekilleri tarafından yapıldığını kaydeden Beştaş, “Cumhur İttifakı sıraları yüzde 90 oranında boştur. İktidar grubu kanunlar üzerindeki tartışılan maddeleri dahi bilmez” eleştirisini yöneltti.

Yoklama kararının aniden getirildiğini ifade eden Beştaş, “Bizimle hiçbir istişare yapılmadı. Diğer gruplara bilgi verilmedi. Kamuoyuna çeşitli bilgiler yansıdı. Bu kararın Semra vekilimizle ilgili olduğu söylendi” ifadesini kullandı.

“Eğer bu karar Semra Güzel için alındıysa ki böyle olduğu ifade ediliyor. Bu kesinlikle kötü niyetlidir. Halk iradesini gasp etmenin başka bir yoludur” diyen Beştaş, bunların tamamının seçim çalışması olduğunu dile getirdi. Beştaş, iktidarın çeşitli hukuksuzluklarla ve vekillik düşürme yoluyla halkı kendilerine karşı örgütlemeye çalıştığını da iddia etti.

Semra Güzel’in nerede olduğu bilinmiyor

Adıyaman’da 2017 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği hava destekli operasyonda öldürülen PKK militanı Volkan Bora’nın cep telefonu incelemesinde HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile çekilmiş fotoğrafları Ocak ayında kamuoyuna yansımıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da geçen Ocak ayında dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlamasından iki ayrı dosya kapsamında yakalama kararı çıkarttı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da Güzel’e bilinen adreslerinde ulaşılamadığını ve resmi kanallar açısından yurt dışına çıkışının gözükmediğini söylemişti.

Paylaşın

HDP 4. Büyük Konferansı Sonuç Bildirgesi: Demokratik Cumhuriyet

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5. Olağan Kongresi öncesinde, “Büyük Direniş, Büyük Yürüyüş” şiarıyla 6-7 Haziran’da 600 delegenin katılımıyla Ankara’da 4. Büyük Konferansını gerçekleştirdi. 

HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, iki gün süren 4. Büyük Konferansın Sonuç Bildirgesini açıkladı.

Konuşmasına, bu sabah gazetecilere yönelik operasyonu kınayarak başlayan Günay “Türkiye halklarının demokratik geleceği için tek çözüm, sistemin radikal demokratik değişimidir. Çözüm 3. Yol’dur; Demokratik Cumhuriyet’in inşa edilmesidir. 4. Konferansımızda, farklı alanlarda mücadeleyi büyütme irademizi bir kez daha güçlü bir şekilde vurguladık” dedi.

Eşit, özgür ve demokratik bir ortak gelecek

Günay’ın açıkladığı “HDP 4. Büyük Konferansı Sonuç Bildirgesi” özetle şöyle:

  • Konferansımız, önümüzdeki dönemde demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet zemininde bir araya gelme iradesini gösterenler olarak; Demokratik Cumhuriyeti inşa hedefine ulaşmak için ortak mücadeleyi ve dayanışmayı güçlendirmeye karar vermiştir.
  • Konferansımız, bu kapsamda eşit, özgür ve demokratik bir ortak geleceği inşa etmek için herkese birleşik mücadele çağrısı yapmaktadır.
  • AKP-MHP iktidarının Türkiye’de yarattığı büyük yıkımdan kurtulmanın, yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretmenin yolu, toplumun en geniş kesimleriyle buluşmayı hedefleyen Demokrasi İttifakı’yla mümkündür.
  • Konferansımız, Türkiye’de yaşanan çoklu krizin bir sebebi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştirmeyi; bunun yerine demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir düzenin kurulması ile güçlü demokrasinin inşasını temel hedef olarak belirlemiştir.
  • Türkiye halkları ne demokrasiyi ortadan kaldıran Cumhur İttifakı’na ne de vesayetçi geçmişi özleyen eskinin tekrarı muhalefete mecburdur. Bu sebeple, 3. Yol siyasetimizle Demokrasi İttifakı’nı büyütmek ve sokak sokak, mahalle mahalle toplumsallaştırmak temel hedef olarak belirlenmiştir.
  • Türkiye halkları, tarihinin en yüksek işsizlik ve yoksulluk, borçlanma ve mülksüzleşme sürecini yaşıyor. Ekonomik krizin temel sebebi, iktidarın sermayeyi önceleyen politikaları, emek ve emekçi düşmanlığı ile savaş ve silahlanma harcamalarıdır. Bizler, bu ülkede emeğin sömürülmesine ve yoksulluğa son vermeye, adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya, emeğin ve halkların birlikte özgürleşmesine dair kararlılığımızı bir kez daha ortaya koyuyoruz.

  • AKP-MHP iktidarı, NATO ve uluslararası güçlerin onayı ve KDP desteği ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne sınır ötesi harekatlar düzenlemekte; enerji koridorları oluşturmak ve bölgenin demografik yapısını değiştirmek amacıyla, Türkiye’ye en ufak bir tehdit oluşturmayan Kuzey-Doğu Suriye topraklarını işgal edeceğinin sinyallerini vermektedir. Bu kirli politikayı reddediyor ve lanetliyoruz. Savaşa, işgale karşı barışı savunmakta ve barış ittifakını büyütmekte kararlıyız.
  • Kürt sorunu, diyalog ve müzakere temelinde Meclis zemini dahil olmak üzere sorunun tüm muhatapları ile demokratik bir şekilde çözülmelidir. Aksi durumda Türkiye’nin ne demokratikleşmesi ne de toplumsal huzura kavuşması mümkün olacaktır. HDP, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü için üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye devam edecek ve bu konudaki tutumunda ısrarcı olacaktır.
  • Öcalan’ın 23 yıldır mutlak tecrit koşullarında tutsak edilmesi Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm önündeki en büyük engeldir. Tecrit ile birlikte aynı zamanda Türkiye halklarının da barış hakkı ve umudu gasp edilmektedir. İmralı’dan her daim yükselen barış çağrısına kulak verilmelidir. Diyalog ve müzakere odaklı bir çözüm ve bu toprakların on yıllardır ihtiyaç duyduğu barış için İmralı’nın kapıları açılmalı, kendisinin özgür yaşam koşulları sağlanmalıdır.
  • Kadın katliamlarına, tacize, tecavüze, çocuk istismarına, ev içinde ve dışında emek sömürüsüne karşı kadın dayanışmasını ve mücadeleyi büyütmekte ısrarcıyız. Kadınların tarihsel kazanımları olan eşbaşkanlık ve eşit temsiliyetten de, İstanbul Sözleşmesi’nden de vazgeçmiyoruz.
  • Şimdinin ve özgür yarınların kurucu gücü olan gençlerin, eşitler arası bir siyasal ilişki içerisinde inisiyatif aldığı ve özerkliğini koruduğu HDP yürüyüşünü birlikte güçlendirmeye devam ediyoruz.
  • HDP olarak, parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dar ve kısa vadeli çıkar hesaplarıyla değil; Türkiye halklarının çıkarları temelinde yaklaşıyoruz. Parlamentoyu çoğulcu bir yapıya kavuşturma mücadelemize devam edeceğiz.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bizler için esas olan adayın kim olacağı değil, yeni dönem politikalarının ve ilkelerinin ne olacağıdır. Partimiz, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yeni dönemin politikalarını müzakereye açıktır. Bu sürece demokratik dönüşümü hedefleyen ilkeler mutabakatı üzerinden yaklaşıyoruz.
Paylaşın

HDP’den ‘Büyük Direniş Büyük Yürüyüş’ Konferansı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5’inci Büyük Kongresi öncesi 4’üncü Büyük Konferansı’nı Ankara’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Konferans salonuna, 7 dil de “Hoş Geldiniz” ile “Demokratik Gençlikle Özgür Geleceğe” ve “Eş başkanlık Mor Çizgimizdir” pankartları asıldı.

“Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” şiarıyla gerçekleştirilen konferansın ilk gününde siyasal gelişmeler, örgütsel durum değerlendirmesi yapılacak, ikinci günde ise, partinin önümüzdeki dönem mücadele hattını belirleyecek olan karar önergeleri tartışılacak. Kararlar 3 Temmuz’da kongreye sunularak kongre ve konferans metinleri olarak karar altına alınacak.

“Yürümeye devam edeceğiz”

Konferansta konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürtçe ve Türkçe konferansa katılanları selamladı. Buldan, özetle şunları söyledi:

“Bu rejim kadınlara her türlü hakareti ederek, kadın katliamlarını, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini gündemde tutarak kendisini var etmeye çalışan bir iktidardır. Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmezden gelerek ayakta durmaya çalışmaktadır.

Bu ittifak, varlığını Kürt Sorununu inkâr etmeyle eşdeğer gören bir iktidardır. Tüm dünyanın kabul ettiği Kürt sorunu inkâr edilecek, kabul görmeyecek bir sorun değildir. Demokrasiden, hukuktan ve adaletten uzaklaşmış bir iktidarın başta Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin yakıcı sorunlarını inkârla ayakta durduğunu ve zihniyetin, politikasını bunun üzerine oluşturduğunu çok iyi biliyoruz.

Oysa hakikatin bir huyu vardır. Hakikat en zalim iktidarlara karşı bile yürümeye devam eder. Biz yürüyoruz yürümeye devam edeceğiz.

Türkiye’de bir arada yaşama hakikatinin Kürt sorunun demokratik çözümünden geçtiğini ifade eden Buldan, konuşmasında şu konulara değindi: “Diyalog ve müzakere seçeneklerinin gündeme alınması ve onurlu bir barış siyaseti için adım atılmasıdır. Barış için İmralı’nın Sayın Öcalan’ın diyalog ve müzakerede rolü önemsenmelidir.

Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış için, mutlak tecridin kaldırılmasında rolünü oynamasıdır. Bu ülke 2011-2015 yıllarında barış sürecine tanıklık etti. O süreçte insanların geleceğe umutla baktığı, insanların yaşamını yitirmediği, annelerimizin gözyaşı dökmediği, insanların geleceğe umutla baktığı bir süreç yaştı bu ülke ve bu topraklar. Ne zaman ki tecrit başladı, İmralı’nın kapıları kapandı; o zaman bu ülkede ölümler, çatışmalar oldu ve gencecik insanlarımız yaşamını yitirmeye başladı.

Herkes bilmelidir ki, Kürt Sorunu çözülmeden, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük gelmez. Türkiye’de Kürt Sorununu demokratik ve onurlu şekilde çözme iradesi gösteremeyen hiçbir iktidar, aktör başarılı olamaz. Ne iktidar ittifakları, ne inkarcı politikaları yol alabilir, ne de muhalefet fikir ve irade geliştirmeden bu ülkede kazanabilir.

Biz bu sorunun hem iktidarın hem de mevcut muhalefetin mutlaka ama mutlaka gündeminde olması gerektiğini düşünüyoruz. Kürt sorunu bu ülkenin tamamını ilgilendiren bir sorundur. Bu sorun çözülmeden barış ve demokrasinin gelmeyeceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de değişim isteyen herkesi vakit kaybetmeksizin Kürt sorununda çözüm önerilerini sunmaya, demokratik anayasa ve inanç temelli hakları tanımaya bir kez daha davet ediyorum.”

“Krizin temelinde Kürt sorununa yaklaşım var”

Daha sonra konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kürt sorunu, İmralı’da uygulanan tecrit ve savaş politikalarına dikkat çekti. Sancar, şöyle dedi:

“HDP olarak çıktığımız bu onurlu yürüyüşte önümüze pek çok engel çıkarıldı, önümüze pek çok bariyer örüldü. Hiç birine takılmadık, hepsini yıktık ve bugünlere geldik. Bu konferansı bu coşku ve inançla topluyoruz. Bu iradeyi gösteren sizlere, geçmişten bugüne bu iradeyi yaratan bütün emekçilerimize, yolumuzu aydınlatan büyük yürüyüşümüzü aydınlatan bütün insanlara buradan saygılarımızı, sevgilerimizi minnetlerimizi iletiyoruz.

Krizin kökenleri son 3 yılda 5 yılda yatmamaktadır. Bu krizin kökleri yüzyıllık tarihte yatmaktadır. Bu iktidar bu yüzyıllık tarihin o kötü mirasını devralarak bugünlere taşıdığı için krizi daha da derinleştirmiş, çöküşü hızlandırmıştır. Krizin temelinde Kürt sorununda yaklaşım vardır. Cumhuriyetin demokratik bir şekilde kurulmamış olması vardır.

Kürt sorununu inkarla, imha ile; bastırma politikalarıyla, savaş siyasetiyle, millitarist anlayışla ele alan yaklaşımlar sürekli bir kriz döngüsü yaratmış ve Türkiye’yi bugün bu noktaya taşımıştır. Bu iktidar özellikle 2015 yılından sonra militarist politikaları, güvenlikçi anlayışı, inkâr ve imha uygulamalarını daha da ileri taşımıştır, daha da büyütmüştür. Sadece bu ülke ile sınırlı tutmamıştır, bölgeye yaymıştır.

Kürtlerin yaşadığı her alana taşımıştır. O nedenle kriz daha da derinleşmiştir. Kürt sorununda çözümsüzlük, militarist anlayış, inkârcı ve imhacı yaklaşım büyüdükçe kriz derinleşiyor. Şimdi de aynı yöntemleri, başka zamanlarda uygulanmış olan metodları bu iktidar sanki yeniymiş gibi devreye sokuyor.

O nedenle ekonomide büyük çöküş yaşanıyor, siyasi alanda büyük bir dağılma yaşanıyor, toplumsal çözülme yaşanıyor. Bu ülkeyi kutuplaştıran, toplumu bölerek yönetebileceğini düşünen anlayış nefret ve düşmanlık politikalarına yaslanıyor. Yapmamız gereken, bu krizi tümden çözecek güçlü yaklaşımı ve büyük yürüyüşü örgütlemektir.

Sadece iktidarı değiştirmek yetmeyecek. Bu iktidarı değiştirmek, bu politikaların kriz kaynağını en üst düzeye taşıyan bu kadroların gitmesi gerekiyor. Onları göndereceğiz, ama bu yetmez. Sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Sistemin bu sorunlarını üreten kaynaklarını değiştirmemiz gerekiyor yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor. Krizin en dip noktası imkânların da en üst noktası olabilir, yeter ki biz bunları değerlendirebilirim.

‘İki kutba mahkum değiliz’

Bugün Türkiye siyaset sahnesinde iki kutbun arasına sıkıştırılmaya çalışılan bir denklem kurulmakta bir formül tek çare olarak sunulmaktadır. Bu doğru değil Türkiye iki kutba mahkûm değil, eskiyi devam ettirecek hiçbir zihniyet Türkiye’de halkların istediği çözümleri, geleceği kuramaz. Bu iktidar zaten iyice çökertmiştir bu ülkeyi, felaketin eşiğine getirmiştir. Ama çıkış eski zihniyeti farklı yöntemlerle devam ettirecek yönetimlerde değildir. Çözüm 3’üncü yoldadır. Çözüm HDP’nin siyasal programındadır çözüm inancını yitirmeyen halkların kararlı yürüyüşündedir. Çözüm bizdedir.

Bizler bu yolu demokrasi ittifakı ile yürüme kararı verdik. Bundan önceki büyük konferansımızın ve kongremizin de belirlediği bir yoldu bu. Bu yolu örmeye devam ediyoruz. Seçimler yaklaştıkça bu meseleyi sadece seçim ittifakı içinde değerlendirmeye çalışanlara da buradan sesleniyorum. Doğrudur, seçimler tarihi önemdedir.

Bu seçimler Türkiye’de sadece iktidarın ve parlamentonun belirlenmesiyle sınırlı bir sonuç doğurmayacaktır. Bu seçimler aynı zamanda yeni bir başlangıcın mümkün olup olmadığını da gösterecektir. Bu sistemi; sömürü, savaş, rant ve talan sistemini, bu çete ve suç düzenini değiştirip değiştiremeyeceğimizi de belirleyecektir.

Biz diyoruz ki bu sistemi de bu düzeni de değiştirecek güç vardır; bu iktidarı gönderecek güçlü bir halk iradesi mevcuttur. O iradeye doğru yol güçlü yürüyüş ve kararlı hedefler gösterildiği anda hem iktidar gidecek hem de düzen değişecek. İşte demokrasi ittifakının ana hedefi budur.”

Paylaşın

HDP’de Bağımsız Adaylık Gündemde Yok

Kapatma ve siyasi yasak davası ile karşı karşıya kalan HDP’de olası sonuçlara karşı çalışmalar sürüyor. 6-7 Haziran’da bileşenleri ile Ankara’da “Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” adı altında konferans düzenleyecek parti, temmuz ayında da Olağan Kongresi’ni gerçekleştirerek kapatma davasının sonucunu bekleyecek.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; HDP hakkında açılan kapatma davasında, partinin faaliyetlerine son verilmesinin yanı sıra yüzlerce kadrosu için de siyasi yasak talep ediliyor. Bu davaya karşı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen parti yönetimi, olası sonuçlara karşı atacağı adımlar konusunda da önemli bir aşama kaydetti. Edinilen bilgiye göre, kapanmaya karşı ilk olarak Demokratik Bölgeler Partisi’ni “yedek parti” yapmak isteyen partililer, daha sonra gerçekleştirilen görüşmelerde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni de seçenekler arasına aldı.

HDP yönetimi diğer yandan da siyasi yasak kararlarına karşı yeni isimlerin belirlenmesi çalışmalarını yürütüyor. Bölge illeri başta olmak üzere çok sayıda merkezde gerçekleştirilen çalışmalarda, yasak talep edilen 400’e yakın isme karşılık bine yakın kişinin yer aldığı alternatif liste oluşturuldu. Listede, HDP kapatma iddianamesinde adı geçmeyen DBP yöneticilerinin ağırlıkta olduğu ifade edildi.

Seçimlere yönelik düzenlemenin ardından barajın yüzde 7’ye düşürülmüş olması, erken seçim ihtimalinde bile partinin yüzde 10’luk barajı geride bırakacağına yönelik tespitler nedeniyle HDP’nin kapatılması durumunda bağımsız olarak seçimlere girilmesi olasılığının gündemde olmadığı bildirildi.

Kapatma davası, Kobane yargılaması ve siyasi baskılar gerekçesiyle daha önce Olağan Kongresi’ni erteleme kararı alan HDP yönetimi, kapatma davası sonuçlanmadan güçlü bir mesaj verebilme hedefiyle kongresini temmuz ayında toplama kararı aldı. Daha fazla beklemek istemeyen ve konferansların ardından kongre sürecini de noktalamak isteyen HDP, bu kapsamda 3 Temmuz Pazar günü Ankara’da kongresini toplayacak. Kongre hazırlıklarını yürütüecek mutabakat komisyonunun önümüzdeki günlerde Eş Genel Başkanlar Mithat Sancar ile Pervin Buldan’ın yeniden aday olup olmayacağını değerlendirmek üzere toplanması bekleniyor.

HDP ve HDK’ye operasyon düzenlendi

Bu arada, Tekirdağ merkezli 11 ilde gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda, 41 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bu kişiler arasında HDP’nin Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Bingöl il eşbaşkanlarının da yer aldığı kaydedildi. İstanbul’da bulunan Halkların Demokratik Kongresi genel merkezi de operasyon kapsamında arandı. Gözaltına alınan isimler arasında, HDP Genel Merkez yöneticisi ve Parti Meclisi üyesi de yer aldı.

HDP Merkez Yürütme Kurulu da operasyonlara karşı bir açıklama yayımladı. İktidarın operasyonlarının hukuk dışı olduğu kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“HDP’yi önündeki en büyük tehlike ve engel olarak gören ve yıllardır bitmeyen bir kin ve öfkeyle partimizi tasfiye etmeye çalışan bu anlayış, şimdi de Türkiye toplumunun bütün renklerini barındıran ve bu ülkenin en demokratik, en çoğulcu, en renkli öz örgütlenmesi olan HDK’yi hedef almıştır. AKP bu ülkede demokratik ve çoğulcu olan, farklılıkları ve renkliliği barındıran her şeye düşmandır. İşçileri, emekçileri, göçmenleri, kadınları, köylüleri, gençleri, emeklileri, engellileri, dışlanan ve yok sayılan bütün halkları, tüm inanç gruplarını, yaşam alanları tahrip edilenleri bünyesinde barındıran HDK’ye yönelik bu saldırı iktidarın topluma dayattığı tekçiliğin ve karanlık zihniyetin bir tezahürüdür. HDK ve HDP bu ülkenin geleceğini çoğulcu yapısıyla, çok renkliliğiyle ve demokratik zihniyetiyle yeniden inşa etmeyi başaracaktır.”

Paylaşın