HDP’li Paylan: Yeni Provokasyolarla Karşı Karşıya Kalabiliriz

Ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin hakkında Necip Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili gözaltı kararı çıkarılan eski Özel Kuvvetler subayı emekli Albay Levent Göktaş ile ilgili iddiaları sırasında HDP Milletvekili Garo Paylan’a 2016’da suikast düzenlenmesinin planlandığını da ileri sürmesi gözleri yeniden mafya-devlet ilişkilerine çevirdi.

İnce sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, Göktaş’ı suçlayarak “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” iddiasında bulunmuştu. Bu gelişme üzerine Garo Paylan suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun ardından paylaşımlarına devam eden İnce, Paylan’ı “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te” ifadeleriyle tehdit etti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker bir süreden beri tehdit alan Paylan ile devlet ile ilişki içinde olduğu ileri sürülen mafya yapılaşmalarını, suç duyurusunun ardından adım atılıp atılmadığını ve seçime giderken siyasi atmosferin bu gelişmelerden nasıl etkilenebileceğini konuştu.

2016 yılına dair size yönelik bir suikast iddiası var. Bize bu gelişmelere ilişkin süreci anlatabilir misiniz ve neden 2016 yılı?

Garo Paylan: Bildiğiniz gibi 2016 yılı darbe girişiminin olduğu yıl ve darbeden önceki süreçte ben ve arkadaşlarım bir darbe dinamiğinden bahsettik. Çünkü 2015’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çözüm sürecini bitirmişti, ülkede büyük bir gerilim vardı ve 2015 Haziran ayında Erdoğan iktidarını kaybetmişti. Daha sonra çatışmalı bir süreç başladı, provokasyonlar, patlamalar oldu ve biz bunun bir darbe dinamiği olduğunu söyledik. Darbe dinamiği olduğu dönemlerde aynı zamanda suikast planları da söz konusu olur ve devlet içindeki çeşitli odaklar, çeteler suikast planları yaparlar. Belli ki benimle ilgili de bu darbe dinamiği sürecinde bir suikast planı yapılmış.

Şimdi 6 yıl sora siyasi gerilimin arttığı ve seçimin konuşulduğu, yeniden provokasyonların olacağı ve seçim sürecinde kan döküleceğinin konuşulduğu bir süreçte bu iddialar ortaya dökülmeye başlandı. Devlet içinde bir kavganın olduğunu görüyoruz. Belli odaklar birbirlerine karşı ellerindeki kartları ortaya döküyorlar ve biz bu mafyavari hesaplaşma süreci içinde ortaya dökülen bu ifşaatlardan ipuçlarını bulmaya çalışıyoruz.

Ama görüyorum ki benimle ilgili suikast iddiasını ortaya atan kişi ve hakkında iddiada bulunduğu Hablemitoğlu azmettiricisi olduğu iddia edilen Levent Göktaş ortadan kayboluyor, kaybediliyorlar. Ve bu kaybedilişte İçişleri Bakanı dahil pek çok kişinin rol aldığına yönelik iddialar var. İddiaların üstünden 15 gün geçmesine ve benim suç duyurusunda bulunmama rağmen ne bir savcılık soruşturma açıyor, ne iktidar harekete geçiyor ne de Meclis Başkanı bir ifadede bulunup ‘araştırılması gerek’ diyebiliyor.

Peki sizce neden siz hedef alınıyorsunuz?

Tıpkı 2007’de Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi; devlet içindeki pek çok kanat Dink’in öldürülmesinde mutabıktı, bunu engellemedi ve yol verdi. Ama hepsinin kendi ajandası vardı. Bu kanatlar, hem bir Ermeni’nin susturulması gerektiğine inanıyorlardı hem de bu cinayet üstünden devlet içinde konumlanmaya ve birbirlerine karşı hesap görmeye çalışıyordu. Şimdi de benzer bir kapışmanın söz konusu olduğunu düşünüyorum.

Peki niye bir Ermeni’ye yönelik olduğunu düşünürsek; bu kapışmaların olduğu dönemlerde bir Ermeni, bir Alevi’ye karşı saldırılması toplumdaki kutuplaşmayı kamplaşmayı artıracak, gerilimi artıracak. Batı dünyası ile diğer ülkelerde ‘Türkiye’de bir Ermeni daha öldürüldü’ gibi bir sansasyon yaratma potansiyeli olduğu için benim ismimin seçilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Suç duyurunuzun ardından henüz bir adım atılmadı. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Geçmişte olan iddiaların üstüne gidilmemesi yani suçluların korunması bana suçluları koruyanların suça ortak olduğu düşüncesini bir kez daha düşündürtüyor. Mafya filmlerini izlemişsinizdir; bu filmlerde çeşitli mafya yapılanmaları birbirleri ile işbirliği yapar, karanlık ilişkiler kurar, para ilişkileri olur ama mafya içinde bir kavga çıkınca birbirlerine düşer ve birbirlerinin açıklarını ifşa ederler. Ben maalesef 20 yıllık AKP iktidarı döneminde kimsenin masum kalmadığını düşünüyorum. Bu kadar ifşaatlar var ortada. Yani düşünün Sedat Peker ifşaatları, başkaları ve devlet içinde kimsenin harekete geçmemesi kimsenin masum olmadığını gösteriyor. Abdestinden şüphesi olmayanın böyle bir durumda harekete geçmesi lazım. ‘Ucu nereye varıyorsa varsın’ diye slogan atıyorlardı biliyorsunuz, şimdi öyle slogan atan kimseyi görmüyorum, demek ki bu yapıların hepsinin kuyruğu birbirine değiyor ve hiçbiri kendine güvenemiyor.

Madem savcılar ya da siyasi iktidar harekete geçmiyor biz Türkiye toplumu olarak harekete geçmeliyiz ve nasıl ki İtalya’da benzer ifşaatlar olunca bir Temiz Eller operasyonu yapılmıştı, ama bu operasyonu kamuoyu baskısı üstüne yapılmıştı. Bu konuda ben muhalefetin de ciddi bir eksikliği olduğunu görüyorum.

Devletin arınma davasına dönüşebilir bu tip davalar. Devleti bu karanlık yapılardan arındıramazsak suçlar devam eder. Cezasız kalan her suç tekrarlanır. Ben bugünlerde de geçmişteki cezalandıramadığımız suçluların, aktörlerin hâlâ devlet içinde kol gezdiğini düşünüyorum. Bu suçlar cezasız kaldıkça ve üstüne gidilmedikçe bu seçim dönemi de kaotik hale sokulabilir ve yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Seçim dönemine ilişkin endişeleriniz mi var?

Şu anda inanılmaz bir kutuplaşma var ve siyaset çözüm değil zulüm üretiyor. Maalesef şu anda iktidarı elinde tutan taraf da iktidarı ele geçirmeye çalışan diğer taraf da ülkeye demokrasi vadetmiyor. Herkes gücü eline geçirmek istiyor.

Bu kadar kutuplaşmış bir siyaset ve toplum gerçekliğinde de devlet içindeki belli odakların gerek iktidarın gücünü devam ettirmesi için gerekse hala devlet içinde çöreklenmiş bazı yapıların iktidarın gücü kaybetmesi için provokasyonlara yol açabileceğini düşünüyorum. Hep böyle olmuştur, siyasi değişim iddialarının olduğu dönemlerde yeni darbe dinamikleri devreye girer. Kimileri darbe hazırlığı yapmaya çalışır, kimileri iktidarın iktidarını koruması için provokasyonlara yol verir, kimileri de iktidarın gücünü kaybetmesi yani kaos planı üzerinden ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesi ve iktidarın gücünü kaybetmesi için bunlara yol verir. Bu üç akıl da şu anda devrededir.

Buradan çıkışın tek yolu var; arınma ve demokrasi talebi. Maalesef biz siyasi iktidarda bu talebi görmüyoruz, bunun nedeni de bu suçlularla sonuna kadar içli dışlı olmaları ve bunlara yol vermeleri olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da unutmasınlar bu ateş herkesi yakar. İktidara çağrım evet iktidardan düşüyorsunuz ama giderken bari en azından bu ülkenin geleceğini düşünerek bu tür karanlık odakların önüne geçecek adımları atın, aksi takdirde bu adımlar atılmazsa yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

İddiaların ardından korunma durumunuz nasıl? Yeteri kadar korunduğunuzu düşünüyor musunuz?

Açıkça söyleyeyim bana 10 tane de, 100 tane de koruma verseler, zırhlı araçla da gezdirseler şunu çok iyi biliyorum ki devlet içinde belli odaklar varsa ve devlet tarafından güdümleniyorsa, planlar yapılmışsa; o korumalar beni koruyamazlar, korutmazlar zaten. Beni koruyabilecek tek bir şey var, demokratik Türkiye gerçekliği.

Sonuç olarak ‘tavşana kaç, tazıya tut’ diyen bir devlet anlayışının benim güvenliğimi sağlayabileceğini düşünmüyorum. Bu açıdan mesele bana koruma verilmesi değil. Beni koruyabilecek iki şey var; biri devlet içinde arınma adımlarının atılması ve bu çetelerden hesap sorulması. İkincisi de büyük toplumun sahiplenmesidir. Ülkelerde azınlıkların güvende olmasını sağlayan şey büyük toplumun sahiplenmesidir.

Paylaşın

Demirtaş’tan AK Partili Turan’a ‘Diktatörlük’ Yanıtı: Saçmalamayın Lütfen

Selahattin Demirtaş, AK Partili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili, Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın “diktatörlük olsa seçim mi olur?” sözleri ile ilgili paylaşım yaptı.

Selahattin Demirtaş Bülent Turan’a, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan soruşturma haberini paylaşarak, “Eğer bu ülkede diktatörlük olsaydı diktatör dediğiniz için hakkınızda hemen soruşturma açılırdı. Var mı öyle bir şey? Saçmalamayın lütfen!” notuyla cevap verdi.

Ne olmuştu?

Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Planlama Ajansı’nda CHP’nin 81 il gençlik kolları başkanına yaptığı konuşmasında “Hep ne diyoruz? Gençlik gelecek. Bazen bunu cümlenin gidişine göre kullanıyoruz ama sizlerden bir ablanız olarak tek bir isteğim var ki, siz zaten hissediyorsunuz. Hissetmeseniz bu cesarette olamazdınız zaten. Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” ifadelerini kullanmıştı. İstanbul Başsavcılığı Kaftancıoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

AK Partili Bülent Turan ise Kaftancıoğlu’nun sözlerine karşılık şunları söylemişti: “Mahkeme kararıyla küfürbazlığı tescil olan bir eski il başkanı bugün Sayın Erdoğan’a utanmadan sıkılmadan ‘diktatörü göndereceğiz’ demiş. Bir defa diktatör olsa seçim mi olur? Diktatör olsa sen bu küfürleri edebilir misin?”

Paylaşın

HDP’li Paylan, Suikast Planıyla İlgili Suç Duyurusunda Bulundu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, avukat Mehmet Sinan İnce’nin Instagram hesabından yaptığı paylaşımlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) silah sokularak öldürüleceği iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulundu.

Garo Paylan, İnce’nin iddialarıyla ilgili savcılığın harekete geçmediğini belirterek şunları söyledi:

“Avukat Mehmet Sinan İnce, Instagram üzerinden yaptığı paylaşımlarda, devlet içindeki bazı karanlık odakların, 2016 yılında bana yönelik bir suikast planladıklarını ve bu planın başka odaklarca bozulduğunu ifşa etti.

Bu ifşaatın üzerinden iki hafta geçmesine rağmen, resen soruşturma başlatması gereken Cumhuriyet Başsavcılıkları harekete geçmediler. Bu nedenle, hakkımdaki suikast planının aydınlatılması için Levent Göktaş, Mehmet Sinan İnce ve resen tespit edilecek diğer kişiler ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum.”

Paylan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise “Şunu not düşeyim: Suçluları koruyanlar suçun ortağıdır,” dedi.

Ne olmuştu?

Avukat Mehmet Sinan İnce, kişisel Instagram hesabından Garo Paylan’a 2016 yılında suikast düzenleneceğini söyleyerek şunları yazmıştı:

“#MustafaLeventGöktaş: Sene 2016, TBMM’ye silah sokturup Garo Paylan’ı vurdurup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırdın, iş milletvekili danışmanından döndü. Ağzından köpükler çıktı sinirden. Sonra kimleri kullandın? Kılıçdaroğlu kimden, neden yumruk yedi? Anlat.”

Mehmet Sinan İnce kimdir?

Organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş ve 15 Nisan 2020’de “infaz yasası” ile tahliye edilen Alaattin Çakıcı’nın eski avukatı. Çakıcı davasında sanık olarak da yer almıştı.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Aleviler Lütuf Değil Eşit Yurttaşlık İstiyor

Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’ne katılan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor.” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasına, “Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz” ifadeleriyle devam etti.

Sancar, konuşmasının devamında, “Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş sözcüsü Turgut Öker, HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyeleri Sultan Özcan, Tuncer Bakırhan, Doğan Erbaş ile milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Alican Önlü, Kemal Bülbül ve Zeynel Özen oluşan heyet, 59’uncu ulusal, 33’üncü uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katıldı. Burada bir konuşma yapan Sancar şunları söyledi:

“Buraya gelen bütün canların niyazlarının Hak katında kabul olmasını temenni ederiz. Hacı Bektaş etkinlikleri kapsamında buradayız. Dergaha geçtik. Bu, dergahtan öte bir mekan, bir üniversite, bir felsefe yuvası. Hünkar’dan insanlığın öğrendiği pek çok şey var. Biz de öğrendiklerimizin tamam olup olmadığını bir kez daha görmek için buraya geldik. Eksikliğimiz varsa bu aynada görme ve tamamlama iradesini tazelemeye geldik.

“Ülkenin en temel sorunu eşit yurttaşlık”

Hepiniz biliyorsunuz Hünkar Hacı Bektaş anlatıya göre Anadolu’ya güvercin donunda gelmiştir. Daha bu bile felsefesinin, inancının temelini göstermeye yetiyor. Barış için gelmiştir ama barışın da temelini öyle güzel anlatmıştır ve demiştir ki “72 millete aynı nazarla bakmayan 40 yıl müderris olsa hakikate asidir”. Yani barış için 72 millete, bütün insanlara, bütün halklara aynı nazarla bakmak lazım. İşte biz bu felsefeden ilham alarak ülkenin en temel sorununun eşit yurttaşlık olduğunu belirtiyoruz. Buradan, bu felsefeden aldığımız ilhamı bütün ülkeye bir kez daha seslendirmek istiyoruz. Bu mevsim Hacı Bektaş şehri pek çok misafiri ağırlıyor. Evet, siyasetçiler de geliyor bizim gibi ama sizleri temin ederim ki biz buraya nefes için, rızalık için geldik. Buradan alacağımız nefesi bütün ülkeye yaymak için sizlere söz vermeye geldik.

“İnançlar arasına ayrımcılık sokan iktidarı hep birlikte değiştireceğiz”

Hünkar’a ve buradaki bütün diğer müritlerine onların huzurunda, sizlerin karşısında söz veriyoruz. Bu ülkede insanları nefessiz bırakan bu düzeni değiştireceğiz. Bu ülkede inançlar arasına ayrımcılık sokan, eşitsizliği her alana yaygınlaştıran, ırkçılığın zeminini sonuna kadar besleyen iktidarı hep birlikte değiştireceğiz. Değiştirelim ki bu ülke nefes alsın. Her inançtan insan inancını özgürce yaşasın, bütün inançlar eşit olsun. Hünkar’ın tabirini kullanıyorum; “Her milletten insan kendi gibi yaşasın, özgür olsun”. Yine Hünkar’ın bu sözü bize ilham veriyor. “Her ne arar isen kendinde ara”. Biz onun bu sözünü şöyle anlıyoruz: Özgür olman için kendin olman lazım ama kendin olabilmen için de özgür olman lazım.

“Eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek provokasyonları boşa çıkaracağız”

İşte hem her birimiz birey olarak hem de bu ülkedeki bütün inançlar ve halklar olarak kendimiz olarak yaşamayı talep ediyoruz. Herkes kendi gibi olacak ve bunun temeli de özgürlük ve eşitliktir. Alevilerin karşılaştığı sorunların elbette farkındayız. Bunları bizzat bütün ülkedeki Alevi canları ziyaret ederek ve kurumlarıyla istişarelerde bulunarak öğreniyoruz. Mayıs ayının başında bir kampanya başlatmıştık, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası. Neden Alevilere özel bir kampanya yürüttük, çünkü Aleviler üzerinden yürütülmek istenen hem tezgahları hem provokasyonları ancak bütün canlar bir araya gelerek ve eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek boşa çıkaracağımıza inanıyoruz. O nedenle çözüm cemevlerine gösterişli ziyaretler yaparak kamuoyunun gözünü boyamaktan geçmez. Çözüm Hacı Bektaş’a gelip boy gösterip buradan gittikten sonra aynı ayrımcı ve baskıcı anlayışı sürdürmekle gelmez. Çözüm hepimizin hep birlikte eşit yurttaşlık için mücadele etmesi ile gelir.

“Aleviler haklarının her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor”

Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor. Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz. Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım.

“İktidar Alevileri makbul olan ve olmayan diye ayırmak istiyor”

Alevi canlar çok iyi bilirler, 1500’lerde dergahlarına kayyımlar atanıyordu. Gizli veya dolaylı amaç asimile etmek, kontrol altında tutmaktı. O zamanki egemenler makbul ve yandaş Alevi yaratma derdindeydi. Bu anlayış değişmedi. Bugünkü iktidar da başka oyunlarla Alevi toplumunu makbul olan ve olmayan olarak ayırmak ve yandaş bir Alevi topluluğu yaratarak bu ülkede adaletsizlik yapmadığını göstermek gayreti içinde. Ama Alevi canların da bütün adalete inanan yurttaşlarımızın da buna kanmayacağını çok iyi biliyoruz.

“1826’da buraya II. Mahmut’un kayyım atamasıyla bugünkü kayyımlar arasında bir fark yok”

Bizler bu dergahın kaç kere kapatıldığını da biliyoruz. En son II. Mahmut döneminde 1826’da kapatıldı. Gene kayyımlar atandı. Dert hep aynı; asimile etmek. İnsanların kendileri gibi yaşaması isteğini engellemek. “Sen kendin gibi yaşayamazsın, ben sana neyi dayatırsam onu giyeceksin”. Anlayış bu. Bugünkü kayyım zihniyeti ile 1826’da II. Mahmut’un buraya kayyım tayin etmesi arasında bir fark yok. Biz 200 yıl geriye giden bu anlayışı değiştirmeli ve ülkeye eşit yurttaşlık temelinde bir demokratik barışı getirmeliyiz. Her türlü nefrete, savaş oyununa yine birlikte karşı çıkmalıyız. Kini söküp buradan atmalıyız. Bunu yapacak kaynaklarımız var. İşte Hünkar’ın felsefesi, işte bu topraklar ve Anadolu’nun dört bir yanı. Bunları görebilirsek, bunları iyi değerlendirebilirsek biz bu düzeni değiştiririz sevgili canlar. Bu dergah 1925’te nihai olarak kapatıldı. Bunun açılmasını ve sahiplerine iade edilmesini istiyoruz. Bu Alevi canların talebidir, biz de onların bu taleplerinin destekçisiyiz. Bu zalim iktidarı, bu adaletsiz düzeni değiştirmemiz lazım. Bunun için de çağrımız açıktır: Gelin canlar bir olalım.”

Paylaşın

HDP’li Gündüz: Muhalefet, Kürtleri ‘Çantada Keklik’ Olarak Görüyor

HDP’li Özlem Gündüz, yeni dönem stratejileri, mitinglerde verdikleri mesajlar ve ‘üçüncü yol’ kapsamında yürüttükleri çalışmaları değerlendirdi. Halkın Türkiye’de yaşanan sorunların çözümü için umudu HDP’de gördüğünü dile getiren Gündüz, “Üçüncü Yol ile toplumun bütün kesimlerini ortak mücadele zemininde buluşturacağız” dedi.

HDP’nin sürekli halkla iç içe siyaset yürüttüğünü dile getiren Gündüz, “Kongre öncesi konferanslarımızı gerçekleştirdik. İlçelerden, illere, hem kadın hem genel konferansımızı yaptık. Yürüttüğümüz bütün tartışmalarda iktidarın saldırılarını, hem HDP’ye hem muhalif olan tüm kesimlere dönük saldırı politikalarına karşı sokakta olmak, mücadeleyi büyütme kararlılığını ortaya çıktı. Temmuz ayında on binlerin katılımıyla kongremizi gerçekleştirdik. Kongre, partimizin sahiplenmesi kongresiydi. Kongre sonrası Amed ve İstanbul’da iki miting gerçekleştirdik. Bu bizim açımızdan sahada olma açısından bir başlangıç. Amed ve İstanbul mitingleri yaz sıcağına rağmen on binlerin katılımıyla güçlü geçti” dedi.

Mezopotamya Ajansı’ndan Müjdat Can ve Eylem Akdağ’a konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz, şu ifadeleri kullandı:

“Biz HDP’yi kapattırmayacağız. Hukuken parti kapatma gibi bir durum söz konusu değil. Ortaya konulan gerekçelere baktığımızda, parti kapatma gibi bir durum yok. Ama Türkiye koşullarında yaşıyoruz, bu tabii ki siyaseten mümkün. Ama bizim de siyaseten en başından beri şu kararlılığımız var: Biz HDP’yi kapattırmayacağız. HDP’yi halkla birlikte sokaklarda savunacağız. Bir noktada aslında bütün yaptığımız eylem ve etkinlikler HDP’yi savunmaktır. Bu anlamda, halkın sahiplenmesini gördük. Teknik olarak kapanırsa, alternatifimiz var. Bütün hazırlıklarımız tamam. Her an bir seçim olabilir. Olağan koşullarda seçim haziran ayında yapılacak ama erken seçim de baskın seçim de olabilir. Bu noktada alternatifsiz değiliz. Yarın olası bir seçimde aslında teknik olarak hazırlığımız var. Bunun dışında da HDP’nin oyları ya da HDP’yi irade olarak gören seçmen, her koşulda HDP’yi savunacaktır, sahiplenecektir. Bunu iktidar, kendince partiyi kapatarak, tasfiye etmeye çalışarak, zayıflamış bir HDP ile seçime gitme ve seçmenin ne kadarını kendi yanımda tutabilirim stratejisi uyguluyor. Çok yüzeysel, düz yaklaşarak HDP seçmeni ortada kalacak, biz nasıl HDP seçmenini kendi yanımızda tutabiliriz stratejisiyle yaklaşıyor.”

Kürtlere ‘çantada keklik’ yaklaşımı

İktidar ve muhalefetin her seçim öncesi benzer planlara başvurduğunu söyleyen Gündüz, “Her seçim sürecinde hem iktidarın hem muhalefetin Kürt seçmenine dönük ya da Kürt sorununa dönük ilgiliymiş gibi yaklaşımı var. Sonuç itibariyle Türkiye olağanüstü de olsa bir seçim sürecine girmiş durumda. Siyasette Kürtler üzerine oynama durumu söz konusu. Bu haliyle iktidar zaten bir taraf ama muhalefet de çantada keklik olarak görüyor Kürt oylarını. Tabii ki Türkiye siyasetinde belirleyici bir noktada olan Kürt seçmeni, o anlamda da bırakın oy vermeyi Kürtler bu yaklaşıma selam dahi vermez. Bunu çok net şekilde ortaya koymak gerekir” diye konuştu.

Diyarbakır ve İstanbul’da gerçekleştirdikleri mitinglere halkın katılımına dikkat çeken Gündüz, “Halkın tepkisi çok çok olumluydu. Halkın bir kere HDP’yi bu karanlığı aydınlatacak umut olarak, gerçek anlamda siyaset yapan parti olarak HDP’yi gördüğünü çok net bir şekilde gördük. Türkiye’nin esaslı sorunları var. Birincisi Kürt sorunun demokratik çözümü, bir diğeri tecrit, Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uzun süredir devam eden tecrit. Yine Türkiye’de iktidarın savaş politikaları. İşte dört bir yana sınırlarını koruma mantığıyla savaş açmış durumda. Kürtlerin var olan bütün kazanımlarına dönük saldırı hali. Yine bu savaş politikalarının yarattığı ekonomik kriz, yoksulluk gerçekten insanlar artık evlerine ekmek götüremeyecek noktadalar. Derinleşen ekonomik krizin haddi hesabı yok ve bu halkı çok ciddi şekilde etkiliyor. Bütün bunlardan rahatsız insanlar. Yine gençliğin gelecek kaygısı var. Bir umutsuzluk hali var. Toplumun bir çaresizlik hali var. Ama bütün bunlarla birlikte bu sorunları gündemine alıp çözecek olan parti olarak, halkın bizi görmesi, bütün eksikliklerini gidererek, bu mücadeleyi büyütme noktasında halkın HDP’ye önerileri ve eleştirileri oldu” ifadelerini kullandı.

İktidarın Kürt sorununda çözümsüzlük politikaları ve Öcalan’a yönelik ağırlaştırılan tecride değinen Gündüz, şöyle devam etti:

“Tecrit, Kürt sorununun gerçek anlamda çözümünü istemeyen iktidarın yaklaşımıdır. Çünkü Kürt sorununda Sayın Abdullah Öcalan esas muhataptır ama son 7 yıldır özellikle İmralı Ada Hapishanesi’nde yoğun bir tecrit altındadır. Sayın Öcalan bu tecrit politikalarını duruşuyla boşa çıkarmıştır. İktidar bu tecridi, İmralı’dan başlatarak özellikle diğer bütün cezaevlerine, toplumun tamamına yayan bir politika sürdürüyor. İşte bugün bütün cezaevlerine baktığımız zaman uygulanan baskı, haksızlık, hukuksuzluk aynı şekilde. Yine topluma baktığımız zaman toplum bir bütünen cendereye alınmış, nefes alamaz durumda. Bu anlamda da oradan başlatarak aynı zihniyetin bütün topluma yaydığı bir tecrit politikası var. Bir insanın en temel hakkıdır aile görüşü, avukat görüşü, ama burada yapılmak istenen özellikle bir tecrit uygulayarak, izole ederek sesini kısmak, muhataplığını bir şekilde kendilerince bertaraf etmek, olası görüşlerin, düşüncülerin dışarıya yayılmasını engellemektir. Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt halkı üzerindeki etkisinden, Türkiye’deki yaşanan sorunlara dair görüş önerilerinden korkan bir iktidarın yaklaşımıdır. İktidar, bu gibi sorunları derinleştirerek, kendince iktidarını uzatma, koruma çabası içindedir.”

‘Rojava’ya olası bir işgal durumunun faturası, her anlamda çok ağır olacaktır’

Gündüz, şunları söyledi: “Bizim Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırdığımız süreçte, bütün dünyada dengeler değişti. Yeniden bir dizayn söz konusu ama Türkiye’ye, iktidara baktığımız zaman aynı zihniyet var. 40 yıl önce Kürtlere nasıl yaklaşıldıysa, şu anda aynı şekilde yaklaşıyorlar. İktidar, dünya yeniden dizayn edilirken, ‘Kürtleri nasıl geriletebilirim, Kürt kazanımlarını nasıl yok edebilirim’ mantığıyla yaklaşıyor. Bunun için bütün koşullarını seferber etmiş durumda. Bütün ülke ziyaretlerine baktığımızda tek bir şeyle gidiyor. ‘Tavizleri veririm, yeter ki benim Kürtlere saldırılarıma, Rojava’ya dönük yürüttüğüm savaşı destekleyin’ diyerek, bütün imkanlarını seferber etmiş durumda. Bu anlamda da bu zihniyetinden de vazgeçmiyor. Vazgeçmediği sürece de devam eden bir savaş durumu var. Türkiye’nin sınırlarını koruma adı altında yapıldığını dile getiriyorlar. Bu bir kılıftır onlar açısından. Çünkü başka bir ülkeyi işgal söz konusu. Başka bir ülkede yaşayan insanların her türlü varlığını yok etme söz konusu. Bu savaş politikasını da devam ettiriyor. Bunun içinde elinden gelen her şeyi yapıyor iktidar. Kendi iktidarını korumak istiyor. Bunu Kürtlere, Kürtlerin yaşadığı ülkelere saldırarak, Kürtleri içerde ve dışarıda yok etmeye dönük savaş politikasını devam ettirerek yapıyor. Bunu seçime dönük, bir zafer algısı yaratma amacıyla yaparak, milliyetçi kitleyi kendi etrafında tutmaya çalışıyor. Bu, hiç kimsenin desteklemediği bir durum. Olası bir Rojava’yı işgal durumunun faturası, Türkiye’ye hem ekonomik hem siyaseten hem toplumsal olarak çok çok ağır olacaktır. Rojava’ya olası bir işgal durumunun faturası, her anlamda çok ağır olacaktır. Bu iktidarı çok daha hızlı bir çöküşe götürecektir. Amaç içeride bir milliyetçilik hortlatarak, seçimlere güçlü gitme olabilir ama bunun faturası iktidara ve topluma çok ağır olacaktır.”

‘Krizin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu artık herkes biliyor’

İktidarın savaş politikaları sonucu ülkede ekonomik krizin derinleştiğine dikkat çeken Gündüz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Savaş politikasının, bütün imkanları seferber etme, bütün ülkelerin kapısına gidip tavizler vererek savaş politikalarına destek istemenin faturası ağır olacak. Bu doğallığında ciddi bir ekonomik krizi beraberinde getirdi. İktidarın bu politikaları devam ettikçe, bu kriz de derinleşiyor. Halk bu durumdan çok rahatsız. Krizin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu artık herkes biliyor. Toplumun bütün kesimine mikrofon uzattığınız zaman Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber ederek her şeyini savaşa yatırdığını, oradan bir kazanç elde edeceğini düşünerek, her şeyi savaşa yatırdığını çok rahat görebilirsiniz. Bu da ciddi anlamda yoksulluk, işsizliği beraberinde getiriyor. Bunlar hepsi savaş politikalarının sonucudur. Burada muhalefetin de rolü var. Muhalefet ekonomik krizi şöyle değerlendiriyor: İktidar ekonomiyi iyi yönetemiyor. Muhalefet krizin sebebinin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu net bir şekilde ortaya koyamıyor. Bu da muhalefetin Kürt sorununa, savaş politikalarına yaklaşımıdır. Bu savaş politikalarının sonucu olduğu çok nettir. İktidar bunu böyle devam ettirecektir. Toplum bunu görüyor ama muhalefetin bunu net bir şekilde görüp, ‘ekonomiyi yönetemiyorlar, ekonomiyi bilmiyor’ şeklinde değil, net bir şekilde iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu ortaya koyması gerekir.”

HDP’nin Türkiye’de yaşanan bütün sorunları merkezine aldığını vurgulayan Gündüz, “İktidarın her geçen gün kadın kazanımlarına dönük saldırıları, kadın katliamları çok korkunç bir hal almış durumda. Bu artık her gün artarak devam eden kadın katliamlarına, kadın cinayetlerine sebep oluyor. Yine gençliğe dönük ciddi saldırılar var. Yozlaştırılan gençlik var. Geleceğe dair umudu kalmayan bir gençlik var. Yakın zamanda bir sınav (KPSS) gerçekleştirildi. 1 buçuk milyon insan bu sınava girdi. Eğitim sistemi bir taraftan sınav sonrası insanların atanabilme kaygısı bir tarafa dururken, en meşru olan bir seçme sınavını dahi beceremeyen bir iktidar 1 buçuk milyon gencin bütün dünyasını, yaşamını altüst ediyor. Gençliğin geleceğe dair bu ülkede hiçbir umudu yok. Yine göçmenlerin, mültecilerin yaşadığı sorunlar var. Tecrit ve hasta tutsaklar var. Birçok sorun var. Bunların hepsine dair çözüm önerilerimiz var. Biz bunu birincisi kendi örgütlülüğümüzü büyüterek, kendi parti yapımızla tartışmalar yürüterek, yine bütün sol-sosyalist kesimlerle hem kadın boyutuyla hem genel olarak görüşüyoruz. İstanbul Sözleşmesi öncesi ve sonrası bütün kadın örgütleriyle ortak tartışmalar yaparak, ortak bir zemin yakaladık. İktidarın kadına dönük, kadın kazanımlarına dönük ortak zeminde mücadele etme kararlılığı ortaya çıktı” dedi.

Üçüncü yol vurgusu

Toplumun iktidara da muhalefete de mecbur olmadığını söyleyen Gündüz, “Üçüncü Yol ile toplumun bütün kesimlerini, demokrasi mücadelesine inanan bütün kesimlerle ortak mücadele zemininde buluşturacağız. Ortak tartışmalar yürüterek hem var olan sorunların tespitini yapmak hem var olan sorunlara dönük çözüm önerileri geliştirme noktasında bir politikamız var bizim. Önümüzdeki dönemde buna daha çok ihtiyacımız var. Biz bu çalışmayı yürütüyoruz. 7 parti ile bir araya geldik. 7 parti 25 Ağustos’ta bir araya gelecek. Bu konulara ilişkin tartışmaları yürütüyorlar. Bir deklarasyon yayınlanacak. Nasıl birlikte bir yol yürüyebiliriz ve Türkiye’yi bu karanlıktan nasıl çıkarabiliriz. Bu, Demokrasi İttifakı’nın bir parçası sadece. Yine Kürdi partilerle ittifak geliştirme de bunun diğer bir parçası. Bütün kesimlerle, en geniş kesimlerle bir araya gelme, Türkiye’nin sorunlarına çözüm geliştirme gibi bir sorumluluğumuz var. Çünkü gerçekten halklar, demokrasiye inananlar iktidarın bu faşizminden rahatsız olan toplumun bütün kesimleri yönünü HDP’ye çevirmiş durumda. Beklentisi çok fazla. Bu da bize ciddi anlamda bir sorumluluk yüklüyor. Biz bu dönem bu sorumluluğun devamını yerine getirme noktasında da kararlıyız. Bu yönlü çalışmalarımız var. Seçim sürecine de girdiğimizden, bu dönem daha yoğun daha toplumun bütün kesimlerine hitap edecek şekilde, bütün eksikliklerimizi giderecek şekilde planlamalarımızı çıkarıp yolumuza devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Paylaşın

HDP Yönetici Ve Üyelerine Beş Kentte Gözaltı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üye ve yöneticilerine yönelik gözaltı kararları birçok kentte protesto edildi. HDP’liler iki gün içerisinde Mersin, Hatay, Adana, İzmir ve Manisa’da gözaltına alındı.

Van İl Örgütü’nde ise önceki gün Nurullah Pekbay, Şiyar Akti, Ferhat Azan ve Şerif Sarıbulak isimli dört HDP Gençlik Meclisi Üyesi’nin gözaltına alınmasına dair bugün bir basın açıklaması düzenledi.

İpekyolu ilçe binası önünde yapılan açıklamaya, HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç’la birlikte başta HDP ve BDP olmak üzere çok sayıda parti ve kurum katıldı. Açıklamada, “Genç başladık genç başaracağız” yazılı pankart açıldı.

“Gençliğin adresi HDP”

Açıklamada söz alan HDP Gençlik Meclisi Üyesi Şervan Beyazit, hukuksuz bir şekilde parti üyelerine yönelik saldırıların devam ettiğini söyledi. Bu saldırılarla demokratik siyasetin kriminalize edilmeye çalışıldığını vurgulayan Beyazit, “Başka birçok ilde de gençlik meclisi üyelerimizin ve HDP’lilerin gözaltına alındığı bilgisi kamuoyuna yansımıştır. İktidarın tüm saldırılarına rağmen gençliğin adresi HDP’dir. HDP Gençlik Meclisi yozlaşmaya, yolsuzluğa ve asimilasyoncu politikalara karşı dimdik ayaktadır. Partimize yönelik bu saldırılara karşı sessiz kalmayın. Saldırıya uğrayan Kürt diye susmayın. Bu hukuksuzluk sizi de vurur,” dedi.

Mersin

Mersin’in Tarsus ve Silifke ilçesinde bu sabah saatlerinde 10 eve polis baskın düzenledi. Adreslerinde bulunmayan iki kişi hariç, toplamda sekiz HDP’li Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Hatay

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 2015 İskenderun Newrozu’nda atılan sloganları gerekçe göstererek, “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamında polis bu sabah Erzin ve İskenderun’da çok sayıda eve baskın düzenledi. Baskınlarda HDP Parti Meclis (PM) üyesi Zeki Koç, HDP Erzin İlçe Eşbaşkanı Diyadin Sırça, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi Erzin İlçe Eşbaşkanı İsmet Katran ve üye Ali Taylan ile HDP’li Behçet Aslan ve Fırat Töre gözaltına alınırken, Mehmet Oturmak evinde bulunmadığı için gözaltına alınamadı. Gözaltına alınanlar emniyetteki işlemlerinden sonra serbest bırakıldı.

Adana

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 13 Ağustos’ta kent merkezi ve Ceyhan ilçesinde yapılan ev baskınlarında aralarından çocukların da bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 14 kişinin emniyetteki işlemlerinin tamamlanması ile serbest bırakıldığı, altı kişinin ise hâlâ gözaltında tutulduğu öğrenildi.

İzmir ve Manisa

Manisa ve İzmir’de sabahın erken saatlerinde evlere baskın düzenlendi. Yapılan baskınlarda İzmir’de dokuz, Manisa’da altı kişi gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi bilinmezken, gözaltına alınanların il emniyet müdürlüklerinde tutuldukları öğrenildi.

İzmir’de Sibel Aktulum, Leyla Demirkaya, Cengiz Küçükgöl Köy, Emre Yalçın; Manisa’da ise Doğan Alpar, Havva Sevilen, Ali Aslan, Memduh Ektiren, Ekrem Taş ve Muhammed Ezver Toplu gözaltına alındı.

Paylaşın

HDP’ye Kapatma Davası: Bilgisayarda Basılmayan Son Tuş

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması talebiyle açılan davada hukuki süreç işliyor. Esas hakkında yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderen HDP ayrıca sözlü savunma yapacağını da bildirdi. Hukukçular davanın sonbaharda sonuçlanabileceğini söylüyor.

Tabii seçime giderken verilecek böyle bir kararın hukuki boyutundan daha çok siyasi sonuçları konuşuluyor. Muhalefet partilerine göre oy düşüşü yaşayan iktidar çaresizliğin getirdiği bir savrulma içinde. 3600 ek gösterge, KYK faizlerinin silinmesi, EYT, Suriye’de yeni operasyon, doğalgaz araması gibi birçok farklı konuda adımlar atan iktidarın tutumunu, “Aynı anda bilgisayarın tüm tuşlarına basmak” olarak yorumlayan muhalefet, seçime giderken HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davada karar verilmesi olasılığını ise “Bilgisayarın son tuşuna basmak” olarak nitelendiriyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ana muhalefet partisinden bir yetkili bu yönde alınacak bir karar için, “HDP kapatılırsa daha önce kapatma davası ile karşılaşmış bir parti olan AK Parti kendi hikayesinin üzerinde tepinmiş olur, kendilerini inkar etmiş olurlar. Bundan umut ettikleri sonucu alamayacakları gibi Türkiye demokrasisine de çok ağır bir hasar verirler. Her şeye rağmen bunları göze alıp HDP’yi kapatacaklarsa bilgisayarın son tuşuna da basmışlar demektir. Bu da kapatma düğmesi olur” dedi.

Kapatma davası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından açılan davada, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisinin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesi talep edildi.

Dava süreci

Davada Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, 19 Mart’ta iddianame üzerinde ilk inceleme raporunun düzenlenmesi için bir raportör görevlendirdi. Anayasa Mahkemesi, davanın ilk incelemesini 31 Mart’ta yaptı.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu iddianamede usul eksiklikleri tespit ettiklerini belirterek başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verdi. Eksikliklerin tamamlanması ardından ilk inceleme tekrar yapılacak. 15 Nisan’da AYM, gerekçeli kararı Yargıtay’a gönderdi.

İncelemesini tamamlayan Bekir Şahin, iddianameyi tekrar AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

İddianamenin kabul edilmesi ve HDP’ye tebliğ edilmesiyle iki aylık ön savunma süreci başladı. HDP Hukuk Komisyonu, AYM’ye başvurarak dört ay ek süre talebinde bulundu. AYM, bu talebi 2 Eylül’de karara bağladı ve hakkında siyasi yasak istenenlerin ön savunmasını hazırlaması için otuz günlük ek süre verdi.

5 Kasım 2021’de HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatılması istemiyle açılan davada yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesine sundu.

29 Kasım’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesine sundu. Şahin; HDP’nin ön savunmasındaki taleplerin reddedilmesi, temelli kapatılması ve kapatmaya sebep olanlara beş yıl siyaset yasağı getirilmesini istedi.

20 Ocak 2022’de AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasını HDP’ye gönderdi ve savunmasını hazırlaması için otuz gün süre verdi. Mahkeme, partililerin savunmasının Başsavcılığa gönderilmesi isteğini kabul etmedi ve AYM Üyesi İrfan Fidan’ın önceki görevleri nedeniyle yapılan redd-i hâkim talebini de geri çevirdi.

19 Nisan 2022’de HDP Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sundu.

12 Mayıs 2022’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ek deliller içeren dosyayı Anayasa Mahkemesine sundu. Delilleri inceleyen AYM Başkanlığı, HDP’ye savunma için 30 gün süre verdi.

HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Paylaşın

Sancar: İktidar Kaynakları Yandaşlara Aktarıyor, Biz Halka Vereceğiz

Hatay’ı ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasının devamında, “Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay ve ilçelerinde esnaf ziyaretleri, halk buluşmalarına katıldı. Hatay girişinde kalabalık bir konvoy tarafından karşılanan Sancar, Erzin ilçe binası önünde halk buluşmasında kalabalığa seslendi. Mithat Sancar şunları söyledi:

“Sevgili Erzin halkı, hepinizi yürekten selamlıyorum, bu coşkunuza teşekkürle cevap vermek yetmez. Bunun için çalışmak, sizin bu desteğinize layık olmak lazım. Daha çok çalışmak daha uzun yolları birlikte yürümek lazım. Hepinize teşekkür ediyorum.

Gelê me yê bi rûmet hevalên bi rûmet ez we hemûyan bi dilgermî silav dikim. Ser seran ser çavan re hatin.

Bu coşkulu karşılamaya bir şiirle başlayarak karşılık vermek iyi olur. Ahmet Arif Çukurova’yı tarif ederken “sıcağında sabır taşı çatlar, çatlamaz ırgatın yüreği” diyordu. Bu sıcakta sabır taşı da çatlar ama mücadele eden, hakkı için, onuru için, özgürlüğü için mücadele eden halkın yüreği çatlamaz işte. Burada da hep birlikte her yerde herkese bunu gösteriyorsunuz. Yine Ahmet Arif’in şiirini biraz değiştirerek aktarayım. “Yol uzun, şartlar ağır ama bir sevdadır böyle yaşamak, bütün korkulara rağmen, bütün korkulardan uzak, halk için halkla birlikte yürümek. Bir sevdadır bu.” İşte HDP bu sevdanın adıdır, siz bu sevdanın yaratıcıları, emekçilerisiniz.

“Soygun düzenine karşı başarı ortak mücadeleden geçer, sorunları biz çözeceğiz”

Her türlü yolu deniyorlar bizi engellemek için; kumpas davaları açıyorlar, her gün yeni operasyonlarla yöneticilerimizi gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Kapatma davalarından medet umuyorlar ama karşılarında inatla, ısrarla, inançla mücadele eden bir halk var. Bunu unutuyorlar. Ama her seferinde bu halk onlara bunu hatırlatıyor, hatırlatmaya devam edecek. İşte mücadeleyle direnişle öyle bir ufka vardık artık asla yalnız değiliz, asla yalnız olmayacağız. Daha da büyüyeceğiz daha da büyük yollar yürüyeceğiz. Bu ülkenin her sorununa çözümü bizler getireceğiz. Bizler derken elbette partimizi, HDP’yi kastediyoruz en başta ama bizler bu zorba iktidara, bu soygun düzenine karşı başarının ortak mücadeleden geçtiğini biliyoruz. Halkların birlikte yürümesi ve bu yürüyüşün giderek büyümesi değiştirecektir bu düzeni. Bu iktidara dur diyecek şey halkların bu inançlı, kararlı buluşması olacaktır.

Bizler bu ülkede her yerde olacağız. Daha önceki sloganımız buydu. HDP’yiz her yerdeyiz. Bu ayın başında bir eş genel başkan Amed’de bir eş genel başkan İstanbul’daydık. Daha sonra Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerine gittik. Manisa’daydık. Yarın Nevşehir’de olacağız, öbür gün Kars’a gideceğiz, Hakkari’ye kadar uzanacağız. Türkiye’nin dört bir yanına ulaşacağız. Kararlıyız, halklarla buluşmamızı hiçbir güç engelleyemeyecek. Halklar arasına nefreti, düşmanlığı, kini sokmak isteyenler asla başaramayacaklar, HDP var çünkü. HDP var oldukça nefret yok olacak, HDP büyüdükçe düşmanlık yok olacak, bu ülke karanlıktan aydınlığa yürüyecek. İşte bunun sözünü veriyoruz. Kongremizde bunun sözünü vermiştik. Çözüm biziz, sözümüz var dedik. Bu soygun düzenine karşı çözüm biziz.

“Emekçilerin hakkını ve onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz”

Bakın sizler Erzin’de pek çok sorun yaşıyorsunuz. Erzin’de tarım işçilerinin yaşadığı zorlukların farkındayız. Hepsini biliyoruz. Hepsi ile ilgili çözümümüz de var. Emeğin hakkı onurluca teslim edilecek. Bütün tarım işçileri bu ülkede en zor şartlarda çalışan emekçilerdir. Bunu mevsimlik tarım işçilerinin çadırını gezerken de gördük. Bütün bunları emekçilerin birleşik gücü ve ortak mücadelesiyle mutlaka çözeceğiz. Emekçinin hakkını, onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz. Bunu da ancak bizler yapabiliriz, hep birlikte yapabiliriz.

Bu iktidar yasaklardan medet umuyor dilleri, konserleri yasaklıyor, gençlerin eğlencesine bile zulüm uyguluyor. Yasaklarla, baskılarla gençleri durduramazsınız. Zulümle, asimilasyon çabalarıyla kimlikleri ve inançları engelleyemezsiniz. Çünkü her halkın özgür ve eşit yaşayacağı, bütün inançların eşit ve özgür olacağı ülkeyi yaratacak milyonlar var ve bu milyonlara her gün yüzbinler, milyonlar ekleniyor ve eklenecek. İşte o nedenle başaramayacaklar.

“Kirli sanayi ile narenciyenin yurdu olan Erzin’deki yaşamı, havayı, doğayı kirletiyorlar”

Bakın ülkenin her yanı talan meydanına dönüştü. Enflasyon yüzde 80 diyorlar ama gerçeği yüzde 150-160 biliyorsunuz. Yoksulluk aldı başını gidiyor. Doğayı talan ediyorlar. Ne için? Bir avuç sermayeye daha fazla kaynak aktarmak için. Erzin narenciyenin yurdudur, Türkiye’deki narenciyenin yüzde 20’si burada üretiliyor. Peki ne yapıyor bu iktidar? Geliyor burada bir petrokimya tesisi kurmaya çalışıyor. Burnaz sahilinde. Plastik hammaddesi için üretim yapacak bir tesis. Bunun sonucu narenciye üretiminin giderek baltalanması olacak. Burnaz sahili gibi nadide bir turizm köşesi yok edilecek. Yer altı suları zehirlenecek kim ve ne için? Kirli sanayi buradaki temiz yaşamı yok edecek, sırf bir avuç sermayedara rant sağlamak için. Ama Erzin halkı da Antakya’nın bütün halkları bu kirli sanayi projesine karşı ortak mücadeleyi büyütüyorlar. Daha önce benzer projeleri devreye sokmaya çalıştılar. 4 tane kömürlü termik santral için çalışmalar yürüttüler. Ama hepsini durdurdunuz, ortak mücadele ile. Toprağına, suyuna, havasına, emeğine ve onuruna sahip çıkan bir halkı hiç kimse yenemez.

“Mücadeleyi birleştirmek bu talancı düzeni durdurmanın tek yoludur”

Evet HDP halktır, halkların iradesidir, ortak mücadele evidir, inançların ortak direniş mekanı, özgürlük mücadelesinin yurdudur. HDP sizsiniz, HDP halklardır, HDP her tür inançtan insanın kendi geleceği için mücadele yürüttüğü büyük bir yoldur. HDP halktır sözü bu anlama geliyor. Mücadeleyi birleştirmek her yerde bir araya gelmek bu soyguncu talancı ve savaşçı iktidarı ve düzeni değiştirmenin tek yoludur. Burada doğa için yürütülen mücadele aynı zamanda Muğla’da Akbelen ormanları için yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Akbelen’de ormanları korumak için yürütülen mücadele Şırnak’taki orman kıyımına karşı yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Buluşmalıdır. Artvin’in derelerini savunanlar ile Van’da dereleri savunanlar mutlaka bir araya gelmelidir, gelecektir. İşte bu büyük bulaşma, talanı da yalanı da soygunu da bitirecektir. Bizler söz veriyoruz halkımıza. Sözümüz var çözüm üretiyoruz. Çözüm biziz diyoruz. Bu çözümü sizlerin gücüyle hayata geçireceğiz.

“Bu ülkenin toprağında emeğinde çok büyük zenginlik var ve bunu  peşkeş çekiyorlar”

Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi.

Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var.

“Sömürüyü açlığı ve yoksulluğu durdurmak istiyorsak savaş politikalarına karşı çıkmalıyız”

En büyük kaynak kaybı nerede biliyor musunuz; savaş politikalarında. Bu iktidar bu ülkede savaş, bölgede savaş diyerek ülkenin kaynaklarını silaha ve ölüme yatırıyor. Oysa savaş politikalarından vazgeçtiğiniz zaman, savaşa ayrılan kaynakları bu halka, bu halkın emekçilerine, yoksullarına dağıttığınız zaman bu ülkede refah yükselir. O nedenle savaş politikaları sömürünün en büyük kaynağıdır. Eğer sömürüyü durdurmak istiyorsak, soygunu ve talanı durdurmak istiyorsak savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkacağız. Savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkmadıkça bu iktidarın soygun ve yalan düzenini durduramayız. Herkese çağrımızdır.

Şu an Suriye ile güya diyalog başlatacağız diyorlar. Ama amaç Kuzey ve Doğu Suriye’ye askeri operasyonu mümkün kılmak. Yani savaşı Kürtlere karşı sürdürmek için herkesle görüşmeye gidiyorlar. Bir Tahran’da bir Soçi’de şimdi de yalandan nasıl bir propaganda ile servis ettiklerini görüyorsunuz. Suriye’deki iktidarla da anlaşırız diyorlar. Barış için değil yaparlarsa burada savaş politikalarını yürütmek için yapacaklar. Ama halklar buna kanmaz, bu ülkede, bu bölgede yaşayan Kürtler de Araplar da Süryaniler de Çerkezler de diğer bütün halklar da AKP’nin savaş oyunlarının farkındadır ve hep birlikte bu savaş planlarını bozacak iradeye sahiptir. Bizler de burada bu toplumda en geniş savaş karşıtı mücadeleyi yaratmak zorundayız. Biz istiyoruz ki ülkeye gerçek ve onurlu barış gelsin. Bizim gelecekte halka en büyük armağanımız gerçek ve onurlu bir barış olacaktır. Bütün bölge için halkların eşitliğine dayalı, halkların iradesine saygılı demokratik bir gelecek üzerine kuracağız bölge barışını da. Burada da halka sözümüz var, burada da çözüm biziz.

“Mutlaka kazanacağız”

Sıcakta beklediniz bu saate kadar hepiniz sağ olun var olun. Bu sıcağın akıttığı her damla ter yüreğimizde toplanıyor. Bu yürek öyle bir coşacak ki bu ülkedeki bütün pislikleri temizleyecek. Her türlü kirli tezgahı, soygun, sömürü ve savaş planını da boşa çıkaracak. Hepinize bu teriniz için bu iradeniz için teşekkür ediyorum. Her zaman dediğimiz gibi inanın kardeşlerim mutlaka kazanacağız. Haklıyız, kararlıyız, inançlıyız ve birlikte yürüdükçe kazanacağız. Serkeftin gelê me.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu Zulüm Bitecek, Bu İktidar Gidecek

Manisa’da konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “İktidardakiler bize sokağa çıkamayacağımızı söylediler. Ama gördüler Türkiye’nin her yerinde halkımızla dayanışmaya devam ediyoruz. Ta ki onları gönderene kadar” dedi.

Haber Merkezi / Hiç kimsenin karamsarlığa kapılmaması gerektiğin söyleyen Buldan, AKP ve MHP’yi gönderecek olan gücün HDP olduğunu ve iktidarın bunu bildiği için saldırıları artırdığını aktardı. Buldan, “Bu yüzden HDP’lilere saldırıyorlar, hasta tutukluları, serbest bırakmıyorlar. Bu politikalarla Türkiye toplumunu da rehin alıyorlar. Bu ülkede demokratik siyaseti savunanlar ilkelerinden taviz vermeyecek. Biz bu iktidarı gönderene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Önümüzde kumpas davaları çıkardılar. Kobanê ve HDP’yi kapatma davası AKP-MHP iktidarının kumpas davasıdır. Onlar sandılar bu kumpas davalarıyla HDP’yi kapatır önüne geçeriz. Ama yanıldılar işte halkımız işte HDP” diye konuştu.

AKP-MHP iktidarının halkları değil kendi iktidarlarını düşündüğünü dile getiren Buldan, her gün zam üstüne zam yapanların geleceği olmayan bir ülke yarattıklarını söyledi. Buldan, “El ele, omuz omuza vererek. Bütün  Türkiye toplumu kadını, genci, Türkü, Sünnisi, Kürdü ile farklı inanç ve kimliğiyle el ele vererek bu iktidarı, iktidardan götürmenin hesaplarını yapmak zorundayız. Başka alternatifimiz yok kazanmak zorundayız. tek alternatifimiz onları iktidardan göndermek olacak. Öyle bir farkla göndereceğiz ki onlar bile inanamayacak” diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Manisa’nın Fevzi Çakmak Mahallesi Ahmet Kaya Parkı’nda halk buluştu. Buldan’a milletvekilleri, Filiz Kerestecioğlu, Ali Kenanoğlu ile Parti Meclis üyeleri de eşlik etti.

Burada bir konuşma yapan Pervin Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Bu bir miting değil, bu bir halk buluşması ama burayı mitinge çevirdiniz. Bu ülkeyi yönetenler HDP’nin her sokağa çıkışını, her meydana inişini, her halkla buluşmasını görmezden gelebilir ama biz her türlü engellemeye rağmen, her türlü yasaklamaya rağmen halkımızla buluşmaya, sizlerle bir araya gelmeye her koşulda ve şartta devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. HDP bugün Manisa’da ise yarın Amed’de, Hakkari’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Karadeniz’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Botan’da, Serhat’ta, Amed’de olacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP sizlerle var, sizlerle daha da büyüyecek, daha da genişleyecek ve HDP artık bu ülkenin umudu, yarınları, bu ülkenin geleceği ve bu ülkede yeni bir yaşamı, adaleti, barışı, demokrasiyi tesis edene kadar yola devam edecek.

“Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir, HDP halkların umudu ve cesaretidir”

Bizler bu ülkede Kürtlere, Alevilere, kadınlara, gençlere zulmeden, Kürtleri yok sayan Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, talebini görmeyen, kadınların eşitlik talebini görmeyen ve duymayan iktidara karşı biz varız, buradayız ve çözüm biziz diyerek yollara çıktık. 3 Temmuz’da Ankara’da  büyük bir kongre gerçekleştirdik. Biz kongremizi yapmadan önce bu ülkenin Cumhurbaşkanı HDP için “artık mecalleri kalmadı, artık sokağa çıkamıyorlar, meydanlara inemiyorlar’ demişti. Ama kongremizde de gördükleri gibi sadece yurt içinden değil yurtdışından gelen konuklarla birlikte halkımızın desteği ile büyük bir kongre gerçekleştirdik ve taleplerimizi ifade ettik. HDP bu ülkeye barışı, demokrasiyi, adaleti getirecek, insan haklarını getirecek, dedik. Bunun için de şöyle bir söz kurduk; çözüm biziz dedik. Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir. Çünkü HDP bu ülkenin umudu ve cesaretidir.

“Bizimle siyaseten baş edemeyenler kumpas davalarını önümüze çıkarıyorlar”

Biz bunu yaptığımız için, halkımızla her yerde buluştuğumuz, bu ülkenin halklarına, Türkiye toplumuna adalet sözü verdiğimiz için, barış, demokrasi sözü verdiğimiz için her gün iktidarın hedefindeyiz. Bizimle sandıklarda baş edemeyenler, siyaseten baş edemeyenler, önümüze kumpas davalarıyla çıkıyorlar, saldırılarla, hakaretlerle çıkıyorlar. Her gün siyasi soykırım operasyonları ile il ve ilçe örgütlerimize yapılan saldırılarla, inkarla Kürt sorununu çözmeye çalışanlar bilsinler ki, Kürtler bu ülkede yüzyıllardır var olan ve bundan sonra var olacak olan bir halktır. Demokratik siyaseti savunan, bu ülkede yaşayan tüm kesimlerin, inançların, farklı mezheplerin, farklı dinlerin ve dillerin sorunlarını kendi sorunu gibi gündemine alan HDP’ye her gün kumpas davaları açıyorlar.

“Geçmişte bütün kumpas davalarıyla baş ettik, bu kumpaslara karşı zafer kazandık”

Şimdi karşımızda HDP kapatma davası var, aynı zamanda Kobanî Kumpas Davası var. Yine siyasi soykırım davaları var. Bu davalarla zannediyorlar ki biz HDP’yi bitiririz. Ama şunu bilsinler ki, HDP geçmişte de şimdi de gelecekte de bu tür davalarla baş etmesini bilmiş, siyasi soykırım davasını püskürtmüş, bu davalar karşısında zafer elde etmiş ve hiçbir zaman kimsenin önünde diz çökmemiş, boyun eğmemiş ve biat etmemiştir. Bundan sonra da diz çökmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz.

“Herkese zulmeden bu iktidarı göndermek için buluşuyoruz, çoğalıyoruz”

Bu ülkenin sorunları var tabi ki. Bu ülkenin sorunlarını çözmek istemeyen bir iktidar var. Bu iktidar sadece ve sadece kendi geleceğini, koltuğunu, iktidarını devam ettirmek için bu ülkede açlığı, sefaleti, yoksulluğu, haksızlığı, zulmü önüne bir siyaset ve konsept olarak koydu. Bu ülkede artık AKP ve MHP iktidarının zulmünü yaşamayan, haksızlığına maruz kalmayan tek bir insan bile kalmadı. Bu ülkede derelerimizi, ormanlarımızı, bütün alanları talan eden, imara açan, kendi 5’li çetesine peşkeş bir iktidar var. Aramızda çevreciler var, kadınlar var, gençler var, aramızda Kürtler var, muhafazakar kesimler var.

Herkesin bu ülkede bu iktidardan mutlaka ama mutlaka çektiği bir şey var. Bu iktidar bu ülkede her bir ferde, her bir vatandaşa ayrı ayrı zulüm ederken onların derdini kendine dert etmezken her gün bu zulümlerin üzerine yeni yeni zulümler eklerken, bu ülkenin halkları bu iktidarı göndermenin hesaplarını yapıyor. İşte biz bugün bunun için buradayız. Bu iktidarı hep birlikte göndermek için Türk’üyle, Kürd’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, kadınıyla, genciyle hep beraber 7’den 70’e seçim sabahına kadar durmadan çalışacağımızı, bu iktidarı bu seçimlerde mutlaka göndereceğimizi herkes bilsin.

“Bütün halkımıza sözümüzdür bu zulüm bitecek, bu iktidar gidecek”

Size söz veriyoruz sevgili halkımız; göndereceğiz, göndereceğiz, göndereceğiz. Bu zulüm bitecek. Bu ülke rahat bir nefes alacak, bu ülke baskılardan kurtulacak. Kadınlar eşit bir yaşamın inşasını gerçekleştirecek. Eşit vatandaş olarak bu ülkede yaşamayı bizimle birlikte mutlaka başaracak. Bu ülkede Aleviler eşit yurttaşlık hakkını mutlaka elde edecek. Bu ülkede Kürtler kendi anadilinde eğitim hakkı başta olmak üzere kimliğini, dilini, kültürünü özgürce kullanacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Kürt sorununu inkarla, tecritle çözemezsiniz, çözüm müzakere ve diyalogdadır”

Bu ülkenin büyük bir sorunu var. Bu sorun elbette Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmek için Kürtleri inkar etmek, dillerini yasaklamak, demokratik siyasetin dışına atmak için bu iktidar her türlü oyunu oynuyor. Kürt sorunu Kürtleri inkar ederek çözülmez, Kürtlere düşmanlık ederek çözülmez. Kürt sorunu bugün ülkenin en büyük sorunu ise mutlaka ama mutlaka diyalog ve müzakere süreciyle, konuşarak, müzakere edilerek çözülmek zorundadır. Siz bu sorunu görmezden gelirseniz bu sorun yok olmuyor.

Bu sorunu çözmek istemezseniz bu sorun yok olmuyor. Bu sorun var ve devasa bir sorun haline geldi. Bu sorunu çözmek yerine siz eğer İmralı cezaevinde sayın Öcalan’a tecrit uygularsanız bu sorunun çözümü mümkün olmaz. Biz geçmişte devam eden bir barış ve müzakere sürecinde 3 yıl içinde barışın ne kadar kıymetli olduğunu, demokrasinin, diyalog ve müzakerenin ne kadar anlamlı ve başarılı olduğunu gördük. O 3 yıllık süreç içinde hiçbir annenin gözyaşı dökmediğine, hiçbir gencimizin yaşamını yitirmediğine hep birlikte tanıklık ettik. İşte böylesi onurlu ve önemli bir süreçten sonra siz bu sorunu inkarla, tecritten görmezden gelemezsiniz.

“HDP meydanlardır, Karadeniz’dedir, Ege’dedir, Amed’de ve Serhat’tadır”

O yüzden diyoruz ki HDP Kürt sorunun çözümünde de Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık talebinde de kadınların eşit yaşam talebinde de gençlerin geleceğinde de bütün kimliklerin inançların, dillerin yaşam bulması için HDP önemli bir aktördür. Bu aktörü kapatma davasıyla korkutmaya çalışanlar şunu bilsinler ki siz HDP’yi sadece bir binadan ibaret görebilirsiniz.

Ama HDP buradadır, alanlardır, meydanlardadır, bu ülkenin her yerindedir. HDP Karadeniz’de deresi ve suyu talan edilen insanların yanındadır, HDP Ege’de ormanları yanan vatandaşların yanındadır. HDP Amed’de Botan’da Serhat’ta dili yok sayılan, inkar edilen Kürtlerin yanındadır. HDP her gün Cemevlerine saldırı yapılan Alevi yurttaşların yanındadır. Her gün sokaklarda katledilen, tecavüze uğrayan, tacize maruz kalan kadınların yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.

“Festivallerin yasaklanmasına karşı her yerde türkü söyleyin halay çekin”

Sevgili gençler size de bir sözüm var. Bu iktidar sizi bir oy deposu olarak görüyor. Z kuşağını önemsediğini ifade ediyor. Ama bunları söylerken sizin geleceğinizi çalıyorlar. KPSS sorularını çaldıkları gibi sizin geleceğinizle oynuyorlar. Buna asla müsaade etmeyeceğiz, izin vermeyeceğiz. Gençlerin geleceği bizim en önemli işlerimizdendir. Sizin yapmak istediğiniz festivallerinizi yasaklıyorlar. Bu yasaklara karşı sevgili gençler her yerde şarkılar söyleyin, türküler söyleyin her yerde halaylar çekin. Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olan gençler ve kadınlardır.

“Hasta tutsakların tahliye edilmemesi insanlık ayıbıdır: Ant olsun ki sizi göndereceğiz”

Bu ülkede adaletsizlikler var. Cezaevlerinde insanlar ölümle pençeleşiyor. Hasta tutuklular her gün ölümle yüz yüze kalırken tek bir hasta tutuklunun bile tahliye edilmemesi, başta Aysel Tuğluk olmak üzere hasta tutsakların cezaevinde tutulması insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır. Geçen gün bir tahliye gerçekleşti. Aysel Tuğluk’un hastalığını yaşayan biri. Çünkü bu Çevik Bir. Peki Çevik Bir’in hastalığı ile Aysel Tuğluk’un hastalığı arasında herhangi bir fark var mı? Hayır yok. İkisinin hastalığı aynı ancak ikisi arasında tek fark Aysel’in kadın ve Kürt olmasıdır.

İşte sizin Kürtlere de kadınlara da düşmanlığınız budur. Bunu her yerde ifşa edeceğiz. Her yerde sizin yüzünüze vuracağız. Bugün cezaevleri siyasi tutuklularla doludur. Siyaset yapan milletvekilleriyle belediye eşbaşkanlarıyla doludur. Bugün cezaevlerinde iki sefer cumhurbaşkanı adayı olan siyasetçiler vardır. Bunlarla birlikte günü dolmasına rağmen tahliye edilmeyen insanlarla doludur. Bu hukuksuzluğun, bu vicdansızlığın asla kabul edilir bir yanı yoktur. Biz biliyoruz ki bütün bunları HDP’ye ,Kürtlere, kadınlara olan düşmanlıklarından yapıyorlar. Ama ant olsun ki sizi bu iktidardan biz göndereceğiz.

“Seçime kadar durmadan ev ev, sokak sokak çalışacağız”

İşçiye de esnafa da tarlada çalışana da fabrikada çalışana da, geçim sıkıntısı, açlık yoksulluk çeken her bir insanımıza söz veriyoruz. Bugün AKP’ye oy veren insanlar da artık AKP’nin gitmesini istiyor. Çünkü onlar da biliyorlar ki AKP, bu ülkede artık umut olmaktan çıktı. Sadece ve sadece kendisini düşünen, bu ülkeyi bu kadar yoksullaştıran, insanları birbirine düşmanlaştıran tek parti AKP’dir. AKP bu yüzden artık siyasi miadını doldurdu. Bütün ittifaklarımızla beraber daha da büyüyecek ve genişleyecek olan ve seçim tarihinde Türkiye halklarının tamamını temsil edecek parti HDP’dir. Hepinize sözümüzdür değerli halkımız.

Bu ülkeye barışı getireceğiz, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını getireceğiz. Geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz. Ama şimdi çalışma zamanı. Her gün her bir insanımız tek bir kişiyi bile ikna etse seçimlere kadar milyonlar olur. AKP’yi iktidardan indirecek kadar gücümüz olur, sözümüz olur, başarımız olur, zaferimiz olur. Hepinize bir kez daha geldiğiniz için, katıldığınız için, bu güzel geceyi bizlere yaşattığınız, bu kararlı iradeyi gösterdiğiniz, bizlere moral verdiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle kadın arkadaşlarıma, barış annelerine gençlere ayrı ayrı sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Önünüzde sevgiyle, saygıyla eğiliyorum.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Dikkat Çeken Yazı

Halen Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bugünlerde çokça tartışılan, ‘siyaset esnafı’ olarak da nitelenen ‘Profesyonel siyasetçi’leri yazdı.

+Gerçek için kaleme aldığı ‘Siyaset politikacılara teslim edilemez’ başlıklı yazısında Demirtaş, bazı politikacıların sıkça kullandığı “siyaset üstü yaklaşalım” ifadeleri üzerinde durdu.

Siyasetçiliği ‘meslek olarak’ görenler için “Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır” diyen Selahattin Demirtaş’ın yazısı şöyle:

‘Bu konuyu siyaset üstü, siyaset dışı şekilde ele almalıyız.’

Sanırım siz de çokça duymuşsunuzdur bu sözü. Bugünlerde daha sık kulağıma çalınmaya başlayan bu söz, bu absürt yaklaşım aslında çok şey anlatıyor. Genel başkanların, milletvekillerinin bile hoyratça kullandıkları bu sözle belki de “partiler üstü” demeye getiriyorlardır, bilemiyorum. Ancak günümüz toplumlarında herhangi bir olaya ya da olguya siyaset dışı, siyaset üstü demek ya kurnazca bir aldatmacadır ya da siyasetin ne olduğundan habersiz olmaktır.

Bir konuya “siyaset üstü yaklaşalım” demekle ne demiş oluyorlar? Yani “birbirimize ayak oyunu yapmayalım, sırf partilerimizin çıkarı için gerçekleri çarpıtmayalım, belden aşağı vurmayalım, halkı kandırıp aldatmayalım, en azından bu olayda halkın yararını esas alalım” mı diyorlar?

Evet, aynen bunu diyorlar aslında. Çünkü bu siyasetçiler için siyaset tamı tamına budur. Dürüstçe yapılan işe, toplumun sorunlarını çözmek için verilen samimi uğraşa siyaset denmiyor bunlara göre. Ve yine bu profesyonel siyasetçilere göre siyaset sadece partiler aracılığıyla yürütülen bir uzmanlık faaliyetidir. Sosyal alanda, ekonomik alanda, sivil toplumda, yargıda, üniversitede, sendikada, tarlada, fabrikada, metrobüste, camide, kışlada siyaset yokmuş gibi yanlış bir düşünceye herkes inansın istiyorlar.

Her şey siyasetin konusudur

Oysa aile ilişkileri de politiktir, kadın ile erkek ilişkileri de. İşveren ile işçi ilişkileri de politiktir, yöneten ile yönetilen, ezen ile ezilen ilişkileri de. Kasabın, manavın, fırıncının müşterisiyle alışverişi de politiktir, kiracının ev sahibiyle ilişkisi de.

Orman yangınları da politiktir, kadın cinayetleri de. Doğayla ilişkilerimiz de politiktir. Savaş da politiktir, barış da. Evlenmek de politiktir, boşanmak da. Tatil yapmak ya da yapmamak bile politikayla ilgilidir.

Yaşamda, toplumsallığın içinde olup biten her şey siyasetin konusudur. Kalabalık toplumlar halinde yaşayıp da kendi aramızdaki, egemen ile aramızdaki, diğer toplumlar ile aramızdaki sorunlara çözüm bulabilmek için binlerce yılda adım adım geliştirip bugün bir bilim dalına dönüştürdüğümüz siyaset ne yazık ki en çok kirlenen, yıpranan ve içi boşaltılan kavramlardan birine dönüştü. Öyle ki “bana siyaset yapma” şeklinde bir deyim bile olumsuz anlam yüklenerek günlük konuşma diline girmiş durumda.

Şimdi ben bu yazıyı yazdım diye tüm siyasi çarpıklıklar bir anda düzelecek değil elbette. Ne böylesi safiyane bir amacım ne de niyetim var. Çünkü siyasi partilerde siyaset o kadar profesyonelleşmiş ki, o kadar uzmanlık payesi biçilmiş ki siyasetçilere, bu yazıyı hiçbiri üstlerine alınmazlar. Alınsalar da umurlarında olmaz. Çünkü bu tür siyasetçiler için siyaset bir iştir, bir meslektir.

Duruşlarına şöyle bir baksanız acayip politiktirler. Politikanın her türlü kurnazlığını, girdisini çıktısını, getirisini götürüsünü iyi bilirler; politikanın kurdudurlar. Maşallah hepsi çok iyi politikacıdırlar; bilmedikleri, ahkâm kesmedikleri hiçbir konu yoktur. Her konunun baş uzmanıdırlar, koltuğa oturdukları gün aniden bir aydınlanma yaşarlar ki o güne kadar doğru düzgün kitap bile okumamışlardır. Ama keramet koltuktadır; oturdukları anda ekonomiden sağlığa, dış politikadan tarıma, ulaşımdan hayvancılığa, eğitime yargıya, tarihten antropolojiye, kuantum fiziğinden nükleer tıbba kadar her bilgi bir anda koltuktan vücutlarına zerk edilir.

Kerameti kendinden menkul bu siyasi tipler kendilerini hemen o anda toplumun üstünde, dev aynasında görmeye başlarlar. Ne hadlerini bilirler ne de kendilerini. Siyasetin öznesinin birey ve toplum olduğunu unutuverirler.

Kimse üstüne alınmaz

Neden böyleler, biliyor musunuz? Çünkü politiktirler ama ahlaksızdırlar. Erdemden yoksundurlar. Erdemin ne olduğuna dair en küçük bir düşünceleri bile yoktur.

Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır. Ama dediğim gibi, kimse kendi üstüne alınmaz, kesin öbür arkadaş için geçerlidir bunlar!

Pek çok şeyi seçerken çok titiz davranıyoruz. Bütün geleceğinizi teslim edeceğimiz kişileri seçerken de aynısını yapalım lütfen. En azından bir bakalım, o koltuğa layık mı değil mi.

Bundan da önemlisi, daha iyisine layık olduğunuza inanıyorsanız kendinizi siyasetin öznesi haline getirin. Her yerde örgütlenin, siyaseti asla siyasetçilere bırakmayın. Seçmeniz gerektiği yerde de çok titiz davranın ve liyakatin yanında mutlaka ahlakı da arayın.

Sorunları çözebilmenin ilk adımı budur. Yani herkes siyaset yapmalı ve siyasetin öznesi olmalıdır.

Paylaşın