Adıyaman: Cendere Köprüsü

Cendere Köprüsü; Adıyaman’ın Kahta İlçesi, Burmapınar Köyü sınırları içerisinde Cendere Çayı üzerinde yer almaktadır.

Cendere Köprüsü, Roma Köprüsü veya Septimius Severus Köprüsü olarak da bilinir. Cendere Köprüsü, Antik Roma mimarisinin muhteşem bir anıtsal örneğidir. Biri ana kemer ve biri tahliye kemeri olmak üzere iki kemerden oluşan köprü her biri tonlarca ağırlıkta olan düzgün kesme taşlardan yapılmıştır.

7 metre genişliğinde, 30 metre yüksekliğinde ve 120 metre uzunluğunda olan köprünün en ilginç mimari özelliği harç kullanılmadan yapılmış olmasıdır. Köprü, her iki tarafından rampa biçiminde yükselerek orta kısımda birleşmektedir. Bu özellik köprünün hem statik olarak dayanıklılığını artırmakta hem de köprüye anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır.

Köprünün güneydeki girişin her iki tarafında birer adet korint düzeninde sütun bulunmaktadır. Üzerinde yer alan yazıtlardan birinin köprüyü yaptıran İmparator Septimius Severus, diğerinin ise onun karısı Julia Domna adına dikildiği anlaşılmaktadır. Kuzeydeki girişin bir tarafında bulunan sütun üzerindeki yazıt ise bu sütunun oğulları Caracalla adına dikildiğini göstermektedir.

Bu sütunun karşısında köprünün yapıldığı dönemde oğulları Geta adına dikilmiş bir sütun daha olduğu bilinmektedir. Ancak Septimius Severus’tan sonra tahta geçen İmparator Caracalla (MS 211-217), kardeşi Geta’yı öldürterek Roma topraklarında Geta adına dikilen ne varsa yıktırmış, bu yıkımdan Cendere Köprüsü de nasibini almış ve kardeşi Geta adına dikilen sütun kaldırılmıştır.

Cendere Köprüsü’nün, yapımından sonra Roma Dönemi’nde değişik zamanlarda onarım gördüğü, köprünün korkuluk kısmında yer alan yazıtlardan anlaşılmaktadır.

Paylaşın

Adana: Küp Şelaleleri

Küp Şelaleleri; Adana’nın Aladağ İlçesi, Küp Köyü sınırları içerisinde, Zamantı Irmağı üzerinde yer almaktadırlar. İlçe merkezine 37 kilometre uzaktaki şelaleler, huzur veren doğasıyla ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Etrafındaki yürüyüş alanlarında spor yapma, şelalenin oluşturduğu küçük göletlerde ise yüzme imkanları yakalayan turistler, büyük şehirlerin gürültülü ortamından uzaklaşmanın keyfini yaşayabiliyor.

Doğayla iç içe bir tatil geçirmek isteyenlerin yakınlarında kamp yapabileceği şelaleler, yazın çok sıcak geçtiği Çukurova’da yaşayanların serin havasıyla tercih ettiği yerler arasında geliyor.

Paylaşın

Adana: Sarı Çiçek Kilisesi

Sarı Çiçek Kilisesi; Adana’nın Aladağ İlçesi, Ceritler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. İlçe merkezinden ulaşım sağlanmaktadır. Görülmesi gereken ve unutulmuş bir tarihi kalıntıdır.

Dağ ve orman silsilelerinin arasında kalmış bu dar vadinin hemen kuzeyinde dağ yamacına kurulmuş, halen duvarları ve altta kalan odalarının sağlam olduğu üç katlı bir kilise mevcuttur.

1517 ve 1525 yılında hazırlanan Osmanlı Tahriri Defterinde buranın adı Sarı Buğet olarak geçmektedir. Kilise 12. veya 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Çünkü duvarları ve birkaç odası halen daha yıkılmamıştır.

Bizansın son dönemlerine ait olabilecek bu eser, insanların ancak yaya olarak ulaşabileceği bir alanda olup, görülmesi gereken ve unutulmuş bir tarihi kalıntıdır.

Paylaşın

Adana: Mazılık Harabesi

Mazılık Harabesi; Adana’nın Aladağ İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Birinci derece sit alanıdır. İlçe merkezinden ulaşım sağlanmaktadır.

Mazılık’ta 6. yüzyıla ait büyük bir Kilise bulunmaktadır. Üç tane aynı büyüklükte penceresi vardır. Dışardan bakıldığında beşgen görünen kubbeler biçiminde çerçevelenmiş, onun içinden fırlayacakmış gibi üçgen biçimi ile şekillendirilmiştir.

Kapılar, kuzey ve güney olmak üzere iki tanedir. Kapıların üzerinde yuvarlak biçimde pencereler bırakılmıştır. Kilisenin altında kubbeli bir giriş yeri vardır. Bu kapının giriş yüksekliği engin bir şekilde örülmüş, bu giriş kendiliğinden oluşmuş olan mağaralara açılmaktadır.

Kilisenin güney tarafında kiliseye paralel, hemen hemen aynı zamanlara ait daha büyük bir yapı bulunmaktadır. Bu yapıtların şekli ve konumu göz önüne alındığında mağara ve kilisenin niçin bu alanda inşa edildiğini anlamak mümkün olmaktadır. Buranın eskiden o çağın toplumu tarafından çok saygı duyulan bir yer olduğu fikri çıkarılabilir.

Meydan Kalesi: Kale, Kızıldağ Yaylası’na 5 km, Kalkat Yaylası’na 8 km. uzaklıkta (Üçürge suyu) kaynak bölgesindedir. Batısında tarihi Kızıldağ yaylası bulunmakta ve Aladağ Vadisindeki diğer kalelere komşudur. Büyük dağ silsileleri tarafından yüzük şeklinde kuşatılmıştır.

Kale burçlarının bir tanesi yarımay şeklinde öne çıkmaktadır. Surların bazı bölümleri yıkık durumdadır. Güneybatısında iki tane gizli odacık bulunmaktadır. Kalenin en dıştaki kısmı dörtgen taşlardan örülmüştür. Kıyı kısımlarının bir bölümü yıkılmıştır. Yapılışı yaklaşık 12-13.yy dönemlerinin sonlarında gerçekleşmiştir.

 

Paylaşın

Adana: Akören Antik Kenti

Akören Antik Kenti; Adana’nın Aladağ İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Birinci derece sit alanıdır. İlçe merkezinden ulaşım sağlanmaktadır.

Akören 1 (Göveren) ve Akören 2 olarak adlandırılan iki yerleşim yeri vardır. Gövören olarak adlandırılan birinci kısım köyün üst rafında güney batı yamacındadır. Bulgulara göre burada yaklaşık 30’dan fazla hane bulunuyor.

Bizans Döneminde inşa edildiği tahmin edilen bu kalıntılar, bugün dahi önemini koruyacak durumdadır. Köy merkezinde dar sokak aralarında birbirine bitişik evlerin arasında üç kubbeli bir kilise mevcuttur. Kilisenin güney kapısının üstündeki kalker taşından yapılmış konsolun üzerinde 572 tarihi yazılmıştır. Bizanslılar tarafından bu kilisenin birkaç kez restore edildiği tespit edilmiştir. Burada günlük yaşama dair çeşitli taşlar bulunduğu gibi yağ yapımında kullanılan taşlar da mevcuttur.

Akören 2 olarak adlandırılan diğer yerleşim yerinin girişi Kayabaşı olarak adlandırılmıştır. Yerleşim alanının doğusunda ve batısında yan yana sıralanmış, sık biçimde duran elli kadar ev olduğu görülmektedir. Güney batısında kiliseye ait olan bir haç işareti bulunmaktadır.

Burada ayrıca birçok yazıtta vardır. Bunların bir kaşında M.S. 525 tarihi yazmaktadır. Kuzey kısmında ise ikinci bir kiliseye ait kalıntılar vardır. Bunun yanı sıra Bizans döneminden kalma büyük ve ihtişamlı mezarlıklar bulunmaktadır. Yazıtlarda M.S. 170 tarihinin kazıldığı görülmüştür. Mezar odaları da mevcuttur.

Paylaşın

Adana: Acıman (Acı Su Yaylası)

Acıman (Acı Su Yaylası); Adana’nın Aladağ İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. İlçes merkezinden ulaşım sağlanmaktadır.

Yaz döneminde yaklaşık 10 bin kişinin konakladığı ve 20 bin kişinin ziyaret ettiği Acıman bölgesi, şifalı suyu doğa güzellikleri, yaylası, türlü yiyecek ve içecekleri, şifalı bitkileri ve maden çeşitleriyle Adana ve çevresinden gelen insanlarla dolup taşıyor.

Paylaşın

Adana: Kapuzbaşı Şelaleleri

Kapuzbaşı Şelaleleri; Adana’nın Aladağ İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. İlçe merkezine 45 km. uzaklıkta olup ulaşım sağlanmaktadır.

Kapuzbaşı Şelalesi dünyada dağ ortasından patlayan en yüksek ve debisi fazla olan bu şelaleler arasındadır. Kapuz arasında sıralı halde 12 tane olup sadece 5-6 tanesi kendini gösteren bu şelalelerin diğerleri kayalardan dökülen molozlar arasında sıkıştığından yüzeysel olarak patlar.

Akdeniz Bölgesinde yaşayan insanlarımızın bu doğa harikalarını görmesi için önce Aladağ ilçesine, sonra Kapuzbaşı şelalelerine gitmeleri için ise en kısa yol olarak bu güzergâhı takip etmelerinde yarar vardır. Ayrıca Adana’nın en yüksek rakımına sahip olan (2000 m.) Acıman Yaylası ve yeşilin her tonunun bulunduğu Pos Ormanlarını gezmek, görmek, bitkiler üzerinde araştırma yapmak, şifalı sulardan yararlanmak mümkündür.

Tarih severler için Acıman’da bulunan Roma Mezarları ve kalıntıları görmeye değer tarihi yapılardır. Dağ ve doğa yürüyüşü yapmak için en doğal ortamlar mevcuttur. Rafting severler için Zamantı Suyu biçilmiş bir kaftandır.

Paylaşın

Adana: Yedigöller

Yedigöller; Adana’nın Aladağ İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Yedigöller, 3500 metre yüksekliktedir. İrili ufaklı yedi adet buzul göl vardır. 

Yedigöller’e ulaşım sağlanabilmektedir. İlçe merkezinden 46 km uzaklıktaki Kapuzbaşı Şelaleleri’nden sonra Hacer Ormanlarına kadar araçla ulaşım imkanı vardır. Buradan sonra Yedigöller’e yaya olarak 3 – 4 saatte ulaşılabilir.

Göller; IV. jeolojik zamanda meydana gelen buzul aşındırması sonucu oluşmuştur. Buraya IV. jeolojik zamanda buzullar yerleşmiş ve yerleştikleri alanı oymuşlardır.

İklimdeki ısınmaya bağlı olarak buzullar ortadan kalktıktan sonra ise çevresi sarp ve yüksek doruklarla çevrili genişçe bir oyuk ortaya çıkmıştır. Yedigöller mevkiinde önce buzullaşmanın daha sonra ise karstlaşma olayının (Kireçtaşlarının erimesi) etkisiyle küçük çukurlar (sirk çukurluğu) meydana gelmiştir.

İlkbahar sonu ve yaz başlarında gerek kar sularının erimesi gerekse yağmur sularının bu çukurlara dolması ile çok sayıda göl oluşmaktadır. Temmuz başlarında göl sayısı 20  yi geçmektedir. Ancak kurak yaz mevsiminde buharlaşmanın etkisiyle bunların birçoğu kurumakta sadece yer altı suyu ile beslenenler kalmaktadır.

Yedigöller’in olduğu alan yazın rengarenk alpin çiçekler ile kaplanır.Burayı kamp yeri olarak seçen dağcılar,çevrede 3500 m nin üzerinde yer alan zirvelere tırmanmaktadır.

Yedigöller’e yazın Adana’dan yaylacılık amacıyla Yörükler de gelir. Yabancı turistler de bu mevsimde Demirkazık mevkiinden Aladağlar Milli Parkı’na giriş yaparak sırasıyla Yedigöller, Hacer Ormanı ve Kapuzbaşı Şelaleleri’ne kadar olan mesafede tracking (doğa yürüyüşü) yapmaktadır.

Paylaşın

Bahar yorgunluğu nedir, nasıl geçer?

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesidir. Bahar yorgunluğu ise, mevsim geçişlerinden kaynaklanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun adapte olmaya çalışması sürecidir.

Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanıyor ve önlem alınması gerekiyor.

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesi halidir. Bilimsel incelendiğinde 3 tipe ayrılır:

  • Kronik yorgunluk sendromu: Bu tip yorgunluklar 6 aydan fazla sürer ve tedavisi güçtür. Endokrin, nörolojik ve psikolojik sebepleri vardır.
  • Psikolojik yorgunluk: Bu tip yorgunluklar genelde kişilerin çevresel olaylara paralel olarak ortaya çıkar ve psikatrik destek ile çözülebilir.
  • Bahar yorgunluğu: Bu tip yorgunluk mevsimsel olarak oluşan baharın başlaması ile oluşan tiptir.

Bahar yorgunluğundan korunmak için ne yapmalı?

Bahar yorgunluğuyla başa çıkmak için yapılması gereken birinci değişiklik beslenmemizde olmalıdır. Özellikle B ve C vitaminleri içeren besinleri bolca tüketmeli, bol sıvı almalıyız.

Bu anlamda meyve ve sebze tüketimimizi artırmalı, fazla karbonhidrat ve özellikle fastfood tüketiminden kaçınmalı enerji verirken vücudumuzun vitamin ve mineral ihtiyacını da karşılayabilecek besinler tüketmeliyiz.

Kış aylarında gelişen D vitamini yetersizliği nedeniyle bahar aylarında artan güneş ışığından faydalanmaya çalışmalı, süt, yoğurt, peynir ve bağışıklık sistemimizi de destekleyen kefir tüketimine önem vermeliyiz.

İkinci önemli konu ise egzersiz.Günlük 15 dk bile olsa yapılan tempolu bir yürüyüş hem vücudumuzdaki kan dolaşımını, aldığımız oksijen miktarını artırarak daha zinde hissetmemizi, hem de egzersiz sırasında salınan hormonlarla ( başta endorfin olmak üzere ) kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır.

Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin. Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir. Kola ve kafeinden de uzak durun.

Paylaşın

Bağışıklık nedir ve nasıl güçlendirilir?

Bağışıklık (İmmünite); Belirli bir mikroorganizmaya (Virüs, Bakteri…) karşı bedenin doğal ya da sonradan kazanılan koruma mekanizmasıdır.
Bağışıklık sisteminin yapısı ve işleyişi oldukça karmaşıktır ve temel rolü, vücudun iç ortamına ait dengeyi korumak ve mikroorganizmalara (Virüs, Bakteri…) karşı savunmasını sağlamaktır.

Aktif ve pasif olmak üzere iki tip Bağışıklık (İmmünite) vardır. Aktif İmmünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif İmmünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

Bağışıklık sistemimiz iki savunma hattından oluşur: doğal bağışıklık ve kazanılmış (edinsel) bağışıklık.

Doğal bağışıklık, vücudun ilk savunma hattıdır. Genetik olarak belirlenir ve bu nedenle doğuştan gelir ve spesifik değildir. Doğal bağışıklık, doğum anından itibaren çevreden gelen zararlı maddelere ve farklı patojen mikroplara karşı bizi korur. Doğal bağışıklık ayrıca, yabancı mikroorganizmaların vücuda girmesi halinde etki gösterebilen belli kan hücreleriyle desteklenir. Deri ve muköz membranlar, vücudu bu patojenlere karşı koruyan esas bariyerlerdir.

Kazanılmış (edinsel) bağışıklık ise spesifiktir ve vücudun ikinci savunma hattıdır. Bu bağışıklık tipi, doğal bağışıklık sistemi yoluyla imha edilmeyen bakteri gibi yabancı partiküllerle temasa bağlı olarak, kişinin yaşamı boyunca gelişir. Kazanılmış bağışıklığın fonksiyonu, hücrelerden oluşan karmaşık bir sistem ve antikorlar olarak bilinen proteinler yoluyla sağlanır.

Kazanılmış (edinsel) bağışıklık ve gelişimi, belli antijenler ile bağışıklık sistemi arasındaki temastan hemen sonra değil, biraz zaman geçmesi ardından aktif hale gelir. Patojenle temas oluşması ile bağışıklığın gelişmesi arasındaki dönem, ilgili hücrelerin bölünmesi ve farklılaşmasının yanı sıra antikorların üretilmesi açısından önemlidir.

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları:

Dengeli ve doğru beslenme alışkanlıkları kazanıldığı ölçüde enfeksiyonlara ve birçok hastalığa karşı savunma gücü oluşturan bu sistem güçlenecektir ya da zayıflamayarak gücünü koruyacaktır. Doğru ve yeterli beslenme alışkanlıklarıyla vücudun ihtiyaç duyduğu karbonhidrat, vitamin, mineral, protein, sağlıklı yağlar gibi birçok besin öğesi bağışıklık sistemini güçlendirecektir.

Tabi bunların vücuda alınması yeterli bir önlem olmayacaktır. Bu besin öğelerinin dengeli ve doğru miktarlarda alınması da oldukça önemlidir. Vitamin sağlığa yararlıdır düşüncesiyle doğal olmayan vitamin desteklerine yönelmek ya da gereğinden fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek elbette yanlış olacaktır.

Yeterli miktarlarda denilince besin öğelerinin miktarlarını matematiksel verilerle ölçmek ve buna göre beslenmek mümkün değildir, zaten doğalı da bu değildir; ancak bu konuda uzmanların görüşlerine dikkat etmek gereklidir. Doğru beslenme çeşitlilikten geçer. Tek tip beslenme bağışıklık sistemini güçlendirici etki yaratmayacaktır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve sağlığı korumak için farklı besinlerden dengeli olarak her gün tüketilmesi öneriliyor. Et, süt, süt ürünleri, yumurta, balık, sebze, meyve, bakliyat ve tahıllar gibi birçok besin grubundan yararlanılmalıdır. Vücudun ihtiyaç duyduğu besinler bu yolla karşılanabilir ve hastalıklara karşı daha dirençli hale gelebilir.

Paylaşın