Mustafa Nurettin Peker

1892 yılında İstanbul Beşiktaş’ta doğdu. Babası Devrekâni Balabanlar köyünden Müderris, imam, Hattat Sadık Efendi, annesi ise İnebolulu Hanife Nazmiye Hanımdır.

İlkokul ortaokul ve liseyi İstanbul Beşiktaş’ta bitirdi. 1909-1912 yılları arasında İstanbul Kıdemli Küçük Zabit Mektebinden ikincilikle mezun oldu. İşkodra’nın Karadağ sınırında 1′ inci Tümen 1′ inci Alaya muallim gönderildi. Dönüşte Çatalca’da Bulgarlarla savaştı. 1913 yılında Edirne’yi Kurtarış Harekâtına katıldı.

Basılmış kitapları şunlardır: istiklal Savaşı (1955), ÖI Esir Olma (1966), Tarih Konuşuyor (Cemal Kutay’la, 1964,8 cilt), Balkan Harbinde Kırklareli (1969), Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonu (1977-1978).

Paylaşın

İlyas İlbey

İlyas İlbey, Kastamonu’da doğdu. Babası İzmit’te pastacılığa başlayınca bu şehirde büyüdü.

İlkokul ve ortaokulu, 1979 yılına kadar İzmit’te okudu. ilkokul sıralarında tiyatroyla tanıştı. Babası pastacı olmasını istiyordu. Duygularının istikametinde yürüdü.

Honda iki Çocuk oyununda hancı rolüyle ilk tiyatro deneyimini yaşadı. Öğretmen lisesinde iken birçok oyunda rol aldı.

İstanbul Belediye Konservatuvarı tiyatro bölümünde sanat öğrenimini sürdürdü. Yıldız Kenter, Müşfik Kenter’in öğrencisi oldu. Konservatuvarda okurken Enis Fosforoğlu ve Kenter Tiyatrosunda sahneye çıktı.

Yıldız-Müşfik Kenter arasındaki sürtüşme üzerine üçüncü sınıfta iken konservatuvardan ayrıldı. Daha sonra sınavla Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarına kabul edilerek, öğrenimini tamamladı.

Sonradan eşi olan Yasemin Yalçın’la birlikte Bakırköy Belediye Tiyatrosunun kurucuları arasında yer aldı. Bu tiyatro ödenekli tiyatro haline getirilirken konservatuvar mezunlarının dışarıda bırakılması üzerine ayrılıp 1991 yılında Yasemin Yalçın Tiyatrosunu kurdular.

1991-1995 yılları arasında önemli oyunlarla perdelerini açtılar. Komedi dalında başarılı oldular. Yılmaz Erdoğan’la aralarındaki anlaşmazlık üzerine tiyatrolarını kapatıp TV dizilerine yöneldiler. Senarist Gani Müjde ile başladıkları” ince ince Yasemince” programı çok beğenildi.

Eşi Yasemin Yalçın’ı Kastamonu’ya götürüp Haydar’ın Şerifecik lakaplı köylü kadınıyla tanıştırdı. Yasemin Yalçın, onun konuşmalarını, kişiliğini inceledi. Kakılmış tipi böylece doğdu. Kendisi de itilmiş tipini topluma sevdirmesini bildi. Yasemin Yalçın’la evliliğinden yedi yaşında Eda adında bir kızı bulunmaktadır.

 

Paylaşın

Halime (Kocabıyık) Çavuş

Kastamonu ve Türk kadınının Milli Mücadele’de anıtsallaşmasının, cephe gerisinde ve cephede omuz omuza hizmet verişinin en önemli örneklerinden biri de Halime Çavuş’tur.

Savaş dönemimde ailesinin tüm ısrarlarına karşı cepheye giden Halime Çavuş, o dönemde yadırganmamak için saçlarını kazıtmış erkek gibi tıraş olmuş ve erkek gibi giyinmiştir. İnebolu’dan aldığı birçok cephaneyi cephelere ulaştıran Halime Çavuş, düşman kurşunuyla yaralanmış, buna karşın cephe ve cephe ardı görevlerini sürdürmüştür.

Milli Mücadele sonrasında Anadolu’nun diğer kahraman kadınları gibi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çankaya’da ağırlanan Halime Çavuş burada gazi unvanı ve maaşı ile taltif edilmiştir. Atatürk’ün “Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol” önerisine “Annem babam beni bekler” şeklinde cevap veren Halime Çavuş, “Ben anaya babaya itaatli evlada saygı duyarım” diyen Mustafa Kemal Atatürk tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollamıştır.

Halime Çavuş, Milli Mücadele sonrasında da hiç evlenmemiş, her gün tıraş olmuştur. Saçlarını kazıtmış, bir erkek gibi davranmaya devam etmiştir. Halime Çavuş 1975 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Paylaşın

Hadi Çaman

13 Ocak 1943 tarihinde Kastamonu şehir merkezinde doğdu. Babası Devrekânili Niyazi Bey, annesi ise Zatiye Hanımdır. Bir ağabeyi (Abdülkadir) ve bir kız kardeşi (Nilgün) vardır.

Abdülhakhamit ilkokulunu bitirip ortaokul ve lise öğrenimini Abdurrahmanpaşa Lisesinde yaptı. Öğrenciliği sırasında güzel şiir okuma ve oyunlardaki tiyatro yeteneğiyle tanındı.

Liseyi bitirince (1960), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin sınavlarını kazandı. Ailesi de İstanbul’a taşındı. Aradığı tiyatro ortamını İstanbul’da buldu. 1962 yılında Dormen Tiyatrosuyla Kent Oyuncularının oyuncu yetiştirmek amacıyla açtıkları kursun sınavlarını kazandı. Açılan kursta; Haldun Dormen, Yıldız Kenter ve Erol Keskin gibi ustalardan ders aldı. Bir yıl sonra Dormen Tiyatrosunda oynanan Altın Yumruk oyunundaki Sam rolüyle profesyonel oyunculuğa ilk adımını attı (1963). Aynı yıl, Hukuk Fakültesindeki öğrenimini noktalayarak İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro bölümüne girerek Yıldız Kenter’in öğrencisi oldu.

Dormen Tiyatrosunda 1963-1971 yılları arasında yirmiyi aşkın oyunda rol aldı. Bu tiyatro kapanınca Gülriz Sururi-Engin Cezzar daha sonra da Nisa Serezli-Tolga Aşkıner ve Miyatro Tiyatrolarında çalıştı. 70’li yıllarda tiyatrolar krize girince filmlerde oynadı, gazinolarda komedyenlik yaptı.

1982 yılında Yeditepe Oyuncuları adıyla kendi özel tiyatrosunu kurdu. Seviyeli oyunları ve seçkin oyuncu kadrosuyla özel tiyatrolar içinde saygın bir yer edindi. Birçok ödül kazandı. 1991-1992 yılında Nişantaşı’ndaki Rüştü Uzel Kız Meslek lisesinin konferans salonunu görkemli bir tiyatro salonuna dönüştürdü. TV dizilerinde rol aldı.

1970 yılında evlendiği tiyatro oyuncusu Bengü Çaman’dan ertesi sene dünyaya gelen oğlu Efe, Almanya’nın Ausburg Üniversitesinde Siyaset Bilimi öğrenimi gördü. Doktorasını aynı üniversitede yaptı.

Paylaşın

Erol Sayan

1936 yılında Kastamonu’nun Araç kazasında dünyaya gözlerini açan Erol Sayan, henüz dört yaşındayken akordeon yedi yaşındayken ağız mızıkası çalmayı öğrendi…

İlkokulu bitirinceye kadar ağız mızıkası ile okul marşları çalan Erol Sayan’ın hayatı evlerine radyo alınınca bir anda değişti. Annesinin kendisine hediye ettiği teneke kavalla; radyodan dinlediği klasik ve senfonik türdeki şarkıları çalmaya başlayan Erol Sayan on üç yaşına geldiğinde bini aşkın şarkı sözünün bulunduğu bir deftere sahipti..

1955 yılında Ankara Musiki Sevenler Cemiyeti’ne üye olan Erol Sayan, cemiyete ilk girdiği gün sultanıyegah fasılda kaval ile ara taksimleri yaptı ve 1956 yılında ailesinden pek çok kişinin karşı çıkmasına rağmen 125 liraya ilk tanburunu satın aldı…

İlk bestesini bu 125 liralık tanburu eşliğinde yapan Erol Sayan; Endüstri Meslek Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1961 yılında Ankara Radyosu’nun açtığı sınavı kazanarak repertuar şefliğine atandı. 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerine teorik musiki dersleri verdi ve temel bilgiler yanında koro çalışmalarını da devam ettirdi.

Türkiye’nin ikinci üniversite korosunu ODTÜ ’de 1967 yılında kurdu. Bu yıllarda, Milli musikimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanlarla, makam ve formların anlatımı, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi ve usul şifresi çalışmalarına ağırlık verdi.

“Aylardır Gül Yüzünü Göremez Oldum Senin, Unutulmaz, Hatıra, Güle Sorma O Bilmez, Bana Bir Aşk Masalından, Yoksun Diye Bahçemde, Bir Dünya Yarattım, Dertli” gibi milyonların diline marş olmuş; pek çok insanın anılarında yer etmiş 156’sı TRT repertuvarında olmak üzere, değişik form ve makamlarda 310 civarında eserin sahibi olan Erol Sayan, yakın müzik tarihine damga vuran pek çok soliste de hocalık yaptı.

1985 yılında TRT’nin düzenlemiş olduğu beste yarışmasında “Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin” adlı eseri ile birincilik kazanan büyük bestekâr İTÜ Türk Musikısi Devlet Konservatuarı’nda repertuar, bu göreve paralel olarak da ODTÜ’de Türk musıkisi dersleri verdi.

Paylaşın

Dr. Tayyar Altıkulaç

Türkiye Cumhuriyetinin 13. Diyanet İşleri Başkanı olan Dr. Tayyar Altıkulaç, 1938’de Kastamonu’nun Devrekani ilçesinde doğdu. 9 yaşında hafız oldu.

İlk öğrenimini Devrekâni’de, orta ve yüksek öğrenimini İstanbul’da yaptı. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü 1963 yılında bitiren Altıkulaç, Temmuz 1963 ile Şubat 1965 tarihleri arasında İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nde öğretmenlik ve idarecilik yaptı.

15 Şubat 1965-15 Temmuz 1971 tarihleri arasında İstanbul ve Kayseri Yüksek islam Enstitülerinde öğretim üyeliği görevlerinde bulundu. Bu arada 1967-1968 öğretim yılında Bağdat Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı üzerinde çalıştı. Doktorasını tefsir dalında veren Altıkulaç’ın daha sonra sürdürdüğü görevler sırasıyla şunlardır:

  • Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı (15 Temmuz 1971 – 07 Eylül 1976)
  • M.E.B. Din Eğitimi Genel Müdürlüğü (07 Eylül 1976 – 02 Kasım 1977)
  • M.E.B. Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği (02 Kasım 1977 – 09 Şubat 1978)
  • Diyanet İşleri Başkanlığı (09 Şubat 1978 – 10 Kasım 1986)

Altıkulaç, Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden 10 Kasım 1986 tarihinde kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Ebû Şâme el-Makdisî ve el-Murşidu’l-Veciz’i, Yüce Kitabımız Hz. Kur’an, Tecvidü’l-Kur’an, Zehebî ve Ma’rifetü’l-Kurra’sı, (4 cilt) isimli basılmış eserleri bulunan Dr .Altıkulaç birçok uluslararası toplantılara katılarak şu tebliğlerini sunmuştur. Kur’an Kırâatı, Hz. Peygamber’in Örnek Ahlâkı, Hz. Peygamber Zamanında Kaza Müessesesi, Türkiye’de Din Hizmetleri, İslâm’ın Barış Anlayışı ve Bulgar Zulmü.

Azerbaycan Milli Akademisi tarafından Profesörlük unvanı verilen ve bu Akademinin daimi üyesi olan Altıkulaç, Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden emekli olduktan sonra, Marmara Üniversitesi ve Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültelerinde öğretim görevlisi olarak hizmet vermiş, ayrıca TDV İslâm Araştırmaları Merkezi Başkanlığı görevini yürütmüştür. Altıkulaç, 24 Aralık 1995’de yapılan genel seçimlerde İstanbul Milletvekili olarak Parlamentoya girmiştir.

Paylaşın

Davulcu Karayılan (Mahir Dağlıoğlu)

Türkiye’de “davul oyunları” denildiğinde ilk akla gelen Davulcu Kastamonulu Karayılan’dır.

Davulcu Mahir Dağlıoğlu (Dağlı olarak da yazanlar vardır. Ancak nüfus kayıtlarındaki soyadı budur.), Kastamonu merkez ilçe Kuzkaya bucağı Aşağıyuva köyünde 10 Mart 1909 tarihinde dünyaya geldi. Çiftçi Mehmet Efendi ile Hatice Hanım’ın oğludur.

Babası Mehmet Efendi iyi kaval çalardı. Oğlunun davulcu olarak yetişmesinde önemli rol oynadı. Çocukluğunda babası kaval çalarken o oynadı veya ritm tuttu. Küçük Mahir, evlerinin bahçesinde gaz tenekelerine çubuklarla vurarak davul çalmaya özendi. Düğünlerde gördüğü davulcuları dikkatle inceledi.

Halk Bilimci Halil Oğultürk’e anlattığına göre; günün birinde, 15 yaşında iken, Kastamonu’da panayırda gezerken, davul-zurna sesi duydu. Davul-zurna sesine doğru yürüdüğünde dönemin ünlü davulcusu Duzsuz’u gördü. 60 yaşlarındaki Duzsuz hem çalmakta hem de oynamaktaydı. Mahir, Duzsuz oyununu bitirince utana sıkıla yanına yaklaştı. Çalmak için davulunu istedi. Duzsuz, 15 yaşındaki, henüz çocukluktan kurtulmamış bu gence davulunu vermek istemedi. Mahir’in üzüldüğünü gören zurnacısı Saraycık köyünden Mehmet Ağa, Duzsuz’la konuşup rızasını olarak davulu Mahir’e verdi. Mahir, zurnacı Mehmet Ağa’nın çaldığı oyun havasıyla başladı davulu çalıp oynamaya. Boşta Duzsuz olmak üzere seyredenler hayran kaldılar. Oyununu bitiren Mahir, Duzsuz’un elini öperek davulunu teslim etti. Duzsuz:

– “Senin üstüne bu memlekette davul çalan yoktur!” dedi ve Mahir’i alnından öptü.

İşte Mahir, o tarihten (1924 olmalı) itibaren, 15 yaşında davulculuğa başladı. Kıvrak hareketleri, bir yılana benzetildi. Esmer oluşu da dikkate alınarak halk tarafında kendisine “Karayılan” lakabı verildi. Atatürk’ün 1925 yılında Kastamonu’ya geldiğinde karşılayıcı davulcular arasına o da alınmıştı.

Karayılan, davulunu kendisi yapar ve taşırken çok dikkat ederdi. Davulunu kolay kolay yere bırakmaz, ayakaltına koymazdı. Mutlaka yüksek bir yere asar, kılıfla taşırdı. Gece yatmadan önce parmaklarıyla davulunun derisine dokunur; “Güzel, çok güzel Haydi uyu aslanım?” deyip sonra yatardı.

İlk zurnacısı Mümtaz Ardıç’tı. Onunla on yıl kadar çalıp oynadıktan sonra Zurnacı Hasan Öztürk’ü yanına aldı. Öldüğü 03 Ekim 1964 tarihine kadar onunla çalıp oynadı. Sepetçioğlu’nu diğer Kastamonu halk oyunlarını herkese sevdirdi.

Kastamonulu davulcular, Karayılan’ın çok beğenilmesi üzerine, giyim kuşamından, oyun figürlerine kadar onu taklit ettiler. Oğlu Yılmaz Dağlıoğlu başta olmak üzere dört davulcu yetiştirdiği söylenir. Düğünlerde, bayramlarda çift davul olarak, çıraklarıyla sanatını icra ettiğine şahit olduk. 500’den fazla düğünde baş davulcu olarak çıkıp oynadığı yazılmıştır.

Karayılan, halk oyunları ekipleriyle sık sık yurt dışı festivallere gönderildi. Ünü, böylece sınırlarımızı aştı. İlk kez, Muzaffer Sarısözen’in başkanlığında. 1949-1950 yıllarında İtalya ve İspanya’da düzenlenen halk oyunları yarışmalarına katıldı. 1949 yılında Venedik’te yapılan Halk Oyunları Festivali’nde Erzurum Bar Ekibi ve Karayılan, 43 ekip arasında birinci oldu. Halk oyunları uzmanı Halil Oğultürk, Turizm ve Tanıtım Bakanlığında görevli iken onu sık sık yurt dışına gönderenlerden, götürenlerden biriydi. İngiltere, Almanya, ABD, Fransa, Hollanda, italya, Ispanya, Kıbrıs, Tunus ve Yunanistan seyahatlerinde ülkemizi başarıyla temsil ettiğini söylemiş, yazmıştır.

Karayılan’ın ünü dolayısıyla Türkiye’de bazı davulcular da bu lakabı kullanmaya kalktılarsa da itibar görmediler.

Ekim 1964 başında kalp krizi geçirip Kastamonu Develet Hastanesine kaldırıldığında Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Mahir Tellioğlu’na Erkek Sanat Okulunda okuyan oğlu Yılmaz’ın öğretimini tamamlamasına yardım edilmesini ve davulcu olarak baba mesleğini sürdürmesini vasiyet etti. Cenazesi, 3 Ekim 1964 günü davul zurna ile çok kalabalık bir cemaatle kaldırıldı.

Paylaşın

Cihan Ünal

Cihan Ünal; 22 Ocak 1946’da Kastamonu’da doğdu. Sanatçı, sinema ve dizi filmlerde de rol alıyor.

Ankara Devlet Konservatuarı mezunu olan sanatçı, ortaöğrenim yıllarında TRT Ankara Radyosu ve Halkevleri Tiyatro bölümünde amatör çalışmalarda bulundu.

1968’de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda göreve başlayan Ünal, 1982 yılında özel gerekçelerle İstanbul Şehir Tiyatroları kadrosunda yer almaya başladı. 1995 yılında da Tiyatro İstanbul ekibi içinde yer aldı.

Ankara Devlet Konservatuarı ve İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde öğretmenlik yaptı.

Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Hepşen Akar’ın kardeşi olan Cihan Ünal, bir dönem Türkan Şoray ile evli kaldı.

Paylaşın

Behçet Necatigil

Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da doğdu. Kastamonu’lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul’da, Beyoğlu ilçesinde müftülük yaptıktan sonra Sarıyer müftülüğünden emekli oldu.

Annesi Fatma Bedriye Hanım, Geyve’li müderris hafız İbrahim Hakkı Efendi’nin kızıydı. Sanatkâr ruhlu, duyarlı bir hanım olan annesi Fatma Bedriye Hanım (1896-1918), “mide humması” olarak tanımlanan hastalığının nekahat dönemindeyken, yaşadıkları konak, büyük Fatih yangınında yandı ve Bedriye Hanım yangından son anda kurtarılabildi. Geçirdiği hastalık nedeniyle çok zayıf düşen bünyesi, bu yangının şokunu atlatamadı ve Necatigil, iki yaşındayken annesini kaybetti. Bir süre Karagümrük’te oturan anneannesi ile birlikte yaşadı. Bir yıl sonra babası, Beşiktaş’ta bir saray memurunun kızı olan Saime Hanım’la evlenince, Necatigil için anneannesinin evi ile babasının evi arasında geçecek bir dönem başladı.

Babası Necati Efendi’nin ikinci evliliğinden iki kızı oldu (Sabahat, 1921 ve Fahamet, 1923). Behçet Necatigil ilkokula başlayacağı yıl, anneannesinin de hastalanması üzerine, Karagümrük’ten Beşiktaş’a, babasının yanına geri döndü ve 1923’de Beşiktaş Cevri Usta Okulu’na başladı.

Babasının Singer Dikiş Makineleri firmasında müfettiş olarak işe başlaması ve ailesiyle birlikte Kastamonu’ya taşınmasıyla, Necatigil ilkokul son sınıfı Kastamonu Muallim Tatbikat Mektebi’nde okudu ve 1927’de mezun olarak Kastamonu Lisesi’nde ortaöğrenimine başladı.

Ancak, yıllar önce yetersiz beslenme ve bakımsızlık nedeniyle başlamış olan hastalığı “adenit tüberküloz” yüzünden öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Aile yeniden İstanbul’a taşındı. İstanbul’da ameliyatlar ve elektrik tedavileriyle geçen uzunca bir süreden sonra öğrenimine 1931 yılında Kabataş Lisesi’nde, orta ikinci sınıftan yeniden başladı ve 1936’da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.

Edebiyata ilgisi, Kastamonu’da, ortaokul yıllarında başladı. İyi bir raslantı sonucu edebiyat öğretmeni olan şair Zeki Ömer Defne, onu hep destekledi ve yazması için teşvik etti. O yıllardan kalan bir kompozisyon defterinde Zeki Ömer Bey’in 23.1.1930 tarihli şu cümleleri var: “Yarının iyi bir kalemine sahipsin. Boş durma, oku!”

Necatigil ortaokul yıllarında bir de dergi çıkarmaya başladı. Kendi ifadesiyle “17 ekim 1927’den itibaren eskilerin eser-î cedid dedikleri kağıtları “El-Marifet” matbaası adını verdiği hususi matbaasında(yani kendi el yazısıyla) doldurarak hazırladığı Küçük Muharrir adındaki bu dergi, 14. sayısı ile birlikte birinci cildini kapamış ve iki yıllık bir tatilden sonra 20 haziran 1932’den itibaren ikinci cildine başlayarak 12 sayı daha çıkmış”. Bugüne kadar saklanmış olan bu dergilerin okuyucuları arkadaşları ve akrabalarıydı.

Aynı yıllarda, Akşam gazetesinin haftalık Çocuk Dünyası sayfasına Küçük Muharrir imzasıyla şiirler,fıkralar, hikâyecikler yazmaya başladı. 1931-1933 yılları arasında sürdürdüğü bu çalışmalarının karşılığında, yıllar sonra yaptığı bir röportajda dediğine göre, dergi yönetiminden telif ücreti de aldı ya çikolata, ya da bonbon olarak!

Necatigil Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenimine Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde devam etti. Bu arada Alman Filolojisi’ndeki bazı derslere konuk öğrenci olarak katıldı ve ilk ders yılı sonunda “Deutscher Akademischer Austauschdienst” kuruluşunun davetlisi olarak bursla Berlin’e gönderildi; dört ay Almanya’da kalarak Berlin Üniversitesi’nin dil kurslarına devam etti.

1979 yılının Kasım ayında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yatırıldı. Kısa bir tedavi döneminin ardından, 13 Aralık 1979 tarihinde aramızdan ayrıldı. İstanbul’da Zincirlikuyu mezarlığında yatıyor.

Ölümünden sonra ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü, 1980’den beri verilmektedir.

Paylaşın

Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş

Kastamonu Merkez Hisarardı Hacı Hamza Mahallesi’nde doğdu. Babası Kasap Hüseyin Ağa, annesi ise Aşık Zikri’nin kızı Cemile Hanımdır. Ailesinin tek oğludur. Doğum tarihi nüfus cüzdanında 1314 (1898-99), gerçekte ise 1311 (1895-1896)’dır. Nüfus kayıtlarında soyadı da Halil Bayraktaroğlu olarak yazılıdır.

“Yorgansız” lakabı için çeşitli rivayetler vardır. Oğlu Lütfi Bayraktar’a göre; Hakkı Çavuş’un babası Hüseyin Ağa ve onun eniştesi “Yorgansız” lakabını taşıdığından bu lakabı sürdürmüştür.

Hakkı, oldukça iyi bir öğrenim gördü. Kuran-ı Kerim öğrenmesi için Ayşe Hocaya gönderildi. Babası İstanbul’a bir gidişinde 7-8 yaşındaki Hakkı’yı orada bıraktı. Beyazıt’ta ilköğrenimine başladı. Fevziye-Rüşdiyeyi İstanbul’da bitirdi. Kastamonu’ya dönüşünde Sultani’ye (Liseye) devam ettiyse de bitirmeden ayrıldı. Kastamonu Valiliğinde kâtiplik yaptı. Mustafa Nami Efendi tarafından iyi bir hattat olarak yetiştirildi. 1915 yılında 17-18 yaşlarında askere alındı ve İstanbul’a gitti.

I. Dünya Savaşı’nda birkaç cephede savaştı. Yemen Cephesi’nde İngilizlere esir düştü. Savaş sona erince serbest bırakıldı. İstanbul yoluyla Kastamonu’ya döndü. istiklal Savaşı başlayınca “Çavuş” rütbesiyle cepheye koştu. Savaşlara katıldı. 1923 yılında “Gazilik”, beratı ve Başçavuş” rütbesiyle memleketine döndü.

Askerden sonra bir süre memurluk yapan Hakkı Çavuş, görevinden ayrılıp sazını omzuna asıp gurbete gitti. 27-28 yaşlarında Ilgazlı Aşık Naili ile tanıştı. Sekiz yıl yanında çıraklık etti. Aşık Razi, Aşık Mecburi, Aşık Muharrem ve Aşık Pekmezci gibi aşıklarla karşılaşma yaparak saz çalma ve şiir söyleme yeteneğini geliştirdi. İrticalı çok kuvvetlendi.

Sekiz yıl gurbette gezdikten sonra Kastamonu’ya döndü. Tiftikçilikle geçimini sağladı. İyi bir güreşçi olduğu da belirtilmektedir. Bektaşi ruhlu bir halk şairiydi. Şiirlerinde çoğunlukla Hakkı mahlasını tapşırmışsa da Yorgansız, Bayraktar, Yorgansız Hakkı, Bayraktaroğlu gibi mahlaslar da kullanmıştır. Halk arasında özel kıyafetiyle dolaşmış, sigara ve içkiye düşkünlüğüyle tanınmıştır.

Hakkı Çavuş, Araçlı Naime Hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten doğan oğlu Lütfi Bayraktar Kastamonu’da terzilik yapmaktadır.

Sanatında Aşık Dertli. Erzurumlu Emrah. Tokatlı Nuri ve Aşık Meydani’nin etkileri görülmektedir. Aşık Dertli koluna bağlıdır. Bu yüzden, bir şehir aşığı olarak hem aruz hem de hece ölçüsüyle şiirler söylemiştir. Karşılaşmalarında da çok başarılı olmuştur. Kastamonu Merkezine yerleştikten sonra seyahati bırakması çırak yetiştirmemesi ününün yayılmasını engellemiştir.

Aldığı öğrenim sonucu dili sade değildir. Müzik yönü kuvvetli bir şairdir. Müziğe yatkınlığı ailesinden, annesi Cemile Hanımdan gelmektedir. Saz çalmaya askere gitmeden önce merak sarmış, mahalli saz ustalarından Bergiya Gırnaoğlu, Hüpyallah ve Karakadıoğlu Rıfat efendiden yararlanmıştır.

17 Şubat 1964’te vefat eden Hakkı Çavuş’un mezarı, Hiserardı Hacı Hamza Mahallesi Ersil Tepesi altı, Aktaşlık bölgesindedir.

Hakkında en geniş araştırmayı Kastamonulu Süleyman Şenel yaparak 1997 yılında “Kastamonulu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş” adıyla yayımlamıştır. Bu kitapta; hayatı, edebi kişiliği, hakkında yazılanların kaynakçası, şiirleri kendisinden derlenen ezgilerin notaları, fotoğrafları ve el yazısı örnekleri bulunmaktadır.

Paylaşın