Kütahya: Lala Hüseyin Paşa Camii

Lala Hüseyin Paşa Cami; Kütahya’nın Merkez İlçesi, Lala Hüseyin Paşa Mahallesi, Camii Sokak üzerinde yer almaktadır. 

Lala Hüseyin Paşa Vakfı Adına kayıtlıdır. Lala Hüseyin Paşa, II.Selim’in Lalası olup, onun Padişahlığı ile 1566 da Kütahya Valisi, daha sonra aynı yerde 1566-1568 arasında Anadolu Beylerbeyi olmuştur.

Karşısında hamamı ile, geniş bir avlu içinde, ağaçlar arasındadır. Tek kubbeli, beş bölümlü son cemaat yerine sahip, avlusunda iki şadırvanı, haziresi, tuğla minaresi vardır. Malzeme Kesme taştır.

Minarenin gövde ve pabucunda tuğla kullanılmıştır. Pabuç sıvalıdır. Gövdede rozet, çarkıfelek detayları, kaydırmalı kuşakları, şerefe altının balık sırtı ve mukarnasları dikkati çeken minber de taştır.

Yivi sütunlara oturtulmuş, süpürgelik kemeri ve ajurlu kaidesi ile klasik ölçüleri aksettirir.

Pandantiflerde kubbe eteğinde, göbekte ve kuzey duvarının iç tarafında madalyon istifli yazı kompozisyonları ve Sureler yer almaktadır.

Minberin yanında ki pencere üstünde ”Eshabı kehf” gemisi istifi ile saraçlı – keçeli kapı örtüsü dikkat çekicidir. Mimar Sinan’a maledilen yapı XVI. yy. Osmanlı Mimarisinin klasik özelliklerini taşımaktadır.

Bahçede Talip Paşa’nın mezarının bulunduğu yerde, sonradan yıkılan sübyan mektebinin bulunduğu bilinmektedir. 2005 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce restore edilmiştir.

 

Paylaşın

Kütahya: Karagöz Ahmet Paşa Camii

Karagöz Ahmet Paşa Cami; Kütahya’nın Merkez İlçesi, Alipaşa Mahallesi, Karagöz Paşa Sokak üzerinde yer almaktadır.

Cami Medrese, Sıbyan mektebi ve İmaretten ibaret bulunan bu külliye 1505’ten 1511 senesine kadar Anadolu Eyaiet valisi olarak Kütahyada bulunan Karagöz Ahmet Paşa tarafından 1509’da yaptırılmasına başlanmış ve paşanın Şahkulu tarafından Kütahya ovasındaki savaşta yakalanarak 1511’de şehid edilmesi üzerine ve vasiyeti mucibince yapılmakta olan Cami, Medrese ve sıbyan mektebi, hanımı İstanbullu (Şahıdevran bintü Abdullah) tarafından tamamlanmış ise de imaret yaptırılamamıştır.

Kitabelerde gördüğümüz (915-1509) tarihi caminin bitimini değil başlamasını anlatmaktadır. Nitekim ilerde göreceğimiz vakfiyenin hazırlanması da külliyenin inşa tarihihine rastlamakta, tahriri ve meriyete girmesi ise 1511 dedir. Şu halde külliyenin ikmal tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Kârgir ve taştan yapılmış olan bu cami, Mimar Sinan’dan önceki Osmanlı mimari tarzının tipik örneklerinden biri ve en güzelidir. Oniki köşeli üç kasnak üzerine oturtulmuş şahane ve Kütahya camileri kubbelerinin en büyüğü olan bir kubbesi vardır. Kiremitle örtülüdür.

Paylaşın

Kayseri: Melik Mehmed Gazi Türbesi

Melik Mehmed Gazi Türbesi; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Camikebir Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Danişmentli hükümdarı Melik Mehmed Gazi’nin 6 Ocak 1143 tarihinde öldüğü ve kendi yaptırdığı külliyesindeki türbesine gömüldüğü bilinmektedir.

12. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlenen türbenin ortasında bulunan sivri kemerli giriş kapısı cepheye girintili bir şekilde yerleştirilmiştir.

Yapı, yine Melik Mehmet Gazi’nin inşa ettirdiği Ulu Cami’nin güney cephe ortasına bitişik olarak yapılmıştır.

Kot seviyesinin altında kalan türbenin avlusuna merdivenlerle inilmektedir. Melik Mehmed Gazi Türbesi, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir.

Paylaşın

Kütahya: Kaditler Camii

Kaditler Camii; Kütahya’nın Merkez İlçesi, Cemalettin Mahallesi, Tahil Pazarı Sokak üzerinde yer almaktadır.

1835/36 yılında yapımına tek katlı olarak başlanan eserin üst katı 1847/48 yılında tamamlanmıştır. İnşa sırasında bulunan üç kafatasından dolayı “Kaditler” olarak anılmaktadır.

Kargir ve ahşap tavanlı olan yapının caddeye açılan batı cephesinin üst katı kesme taşdan, diğer cepheler tuğla hatıllı iri moloz taşdan yapılmıştır.

Çift meyilli çatının yan cephelerinde üç sıra tuğla kirpi saçak batı cephesinde ise taş saçak hattı vardır. Ezan balkonu, yarım daire planlı ve demir şebekeli taş bir konsol biçiminde çıkıntı yapar.

Taş minare 1953’lerde eklenmiştir. İkimermer sütuna oturtulmuş üçgen alınlıklı kapısı, içerdeki çini süslemeleriyle dikkati çeker. 2008 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilmiştir.

 

 

 

Paylaşın

Kayseri: Seyyid Burhaneddin Türbesi

Seyyid Burhaneddin Türbesi; Kayseri’nin Melikgazi İlçesi, Gültepe Parkı Karşısı, Seyit Burhanettin Mezarlığı içinde yer alır.

Ömrünün son yıllarını Kayseri’de geçiren Mevlana Celaleddin Rumi’nin hocası Seyyid Burhaneddin hazretlerinin türbesi bugün Kayseri’de en çok ziyaret edilen türbelerin başında gelmektedir. Seyyid Burhaneddin Türbesi; Ahmet Eflaki’nin “Ariflerin Menkıbeleri” isimli eserinde asıl isminin Hüseyin olup, 1165 yılında Özbekistan’ın Tirmiz kentinde doğduğu ifade edilmektedir. Mevlana Celalleddin Rumi’nin hocasıdır.

9 yıl boyunca Konya’da Mevlana’nın hocalığını yapmış ve Konya’ya geçmeden önce 2 ay Kayseri’de kalmıştır. Seyyid Burhaneddin Mevlana’nın eğitiminden sonra Kayseri’ye dönmüş ve ölümüne kadar 9 yıl burada yaşamıştır. Ölümüne yakın Kayseri Moğollar tarafından işgal edilip, yağmalanmıştır. Kayseri’nin Moğol ordusu tarafından işgal ve talanı esnasında Mevlana’nın hocası Seyyid Burhaneddin tüm olayların tanığı olmuştur.

Seyyid Burhaneddin 1244 yılında vefat etmiştir. Ahmet Eflaki’ye göre ölüm hadisesi şöyle gerçekleşmiştir: “Seyyid hazretlerinin ömrü sona erip de öteki dünyaya hareketi yaklaşınca hizmetçisine bir testi sıcak su hazırlamasını emretti. Hizmetçi biraz sonra gelip, ‘Suyu ısıttım’ deyince Seyyid, ‘O halde git kapıyı sıkıca kapat ve dışarıda, Garip Seyyid dünyadan göçtü diye sala ver dedi.

Hizmetçi, ‘Ben de ne yapacak, diye başımı ibadethanenin kapısına koyup, gözetledim. Seyyid kalktı, abdest aldı, gusletti, elbisesini giydi, ecel kadehini içerek evin bir köşesine kıvrıldı ve ‘Gökler temizdir, feleklerde olanların hepsi temizdirler. Temiz ruhlar hazırlamışlar, Ey bana bir emanet veren hazır ve nazır Allah lütfedip gel. Bu emaneti benden al. İnşallah beni sabredicilerden bulursun’ diye bağırdı ve ruhunu Allah’a teslim etti.”

Seyyid’in ölüm haberi üzerine matem törenleri tertip edilir. Ölüm kırkı geçtikten sonra bu hususta Kayseri Valisi Sahib Şemseddin, Mevlâna’ya mektup gönderir, Mevlâna saygı göstererek ulu arkadaşlarıyla birlikte Kayseri’ye gelir, Seyyid’in kabrini ziyaretten sonra yeniden matem töreni tertip ederler. Sahib Şemseddin, Seyyid’in bütün kitaplarını ve cüzlerini onlara arzeder, onlar kitapların içinden kendi istediklerini alır, yadigâr olmak üzere birkaç risaleyi de Sahib Şemseddin’e bağışlayıp tekrar Konya’ya hareket ederler.

Seyyid Burhaneddin’in türbesi Talas Caddesi üzerinde kendi adıyla anılan büyük mezarlığın içinde bulunmaktadır. Seyyid Burhaneddin’in türbesi, Ankara Valisi Abidin Paşa’nın yardımı ile Kayseri Mutasarrıfı Mehmet Nazım Paşa tarafından 1892 yılında yaptırılmıştır.

Türbe kare planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbe giriş kapısı dışındaki bölümler tonozlarla kubbeyi desteklemiştir. Türbenin güneyinde ve bitişiğinde de Emir Erdoğmuş’un türbesi bulunmaktadır. Seyyid Burhaneddin türbesi 19. yüzyılın sonunda yapılmış olmasına karşılık Selçuklu üslubundadır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Fard-ı âdab ile zair muhlis ki budur
Merkad-ı muhterem-i Hazret-i Burhaneddin
Çeşm-i irfanına kuhi istersen olmalısın
Cephe say-ı kadem-i Hazreti-i Burhaneddin.”

Günümüz Türkçesi ile:

“Ey ihlas sahibi ziyaretçi! Burası,
Hazretı Burhâneddin’in hürmete layık türbesidir.
Eğer irfanının gözüne sürme çekmek istiyorsan,
Burhâneddin Hazretleri’nın ayağına, alnını sürmelisin.”

Seyyid Burhaneddin türbesi içerisinde, kubbe altında yarım silindir şeklinde Seyyid Burhaneddin’in sandukası bulunmaktadır. Sandukanın başında Mevlevi şeyhlerinden Kayserili Ahmed Remzi Dede’nin Seyyid hakkında yazmış olduğu (Ayine-i Seyyid-i Sırdan) başlıklı manzum eseri bulunmaktadır. Türbenin içerisinde Hz.Peygamber’in torunlarından 1414 yılında Kayseri’de ölen Seyyid Zeynelabidin’in mezarı da bulunmaktadır.

Türbe girişinin solunda Mevlevi mezar taşları bulunmaktadır. Bunların arasında Kayseri Mevlevi Şeyhi Süleyman Turâbi (1835), şeyhin oğlu Hacı Remzi Efendi (1865), Ahmet Remzi Efendi’nin oğlu Süleyman Ataullah’ın (1904) ve Ahmet Remzi Dede’nin (1944) mezarı bulunmaktadır. Türbenin etrafında sonraki dönemlerde yapılan türbedar odaları vardır. Türbenin yönetimi 1981 yılından itibaren Kayseri Müze Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Paylaşın

Kütahya: Hükümet Konağı

Hükümet Konağı; Kütahya’nın Merkez İlçesi, Servi Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. 1907 tarihinde Kütahya Mutasarrıfı olan Giritli Ahmed Fuad Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Restore edilerek Adalet Sarayı olarak kullanılmaktadır. Konak daha önce bu alanda bulunan Germiyanoğulları Beyliği Sarayı’nın yerine yapılmıştır. Hükümet Konağı uzun bir müddet boş kaldıktan sonra 26.04.1986 tarihinde Adliye Sarayı olarak tahsis edilmiştir.

Avlunun binaya giriş kısmının ortasında Atatürk heykeli ve doğudaki çıkış merdiveni yanında da Giritli Ahmed Fuad Paşa’nın büstü yer almaktadır. Binanın birinci katı dışardan turkuvaz mavi ile boyalı olup ikinci katı çini ile kaplıdır. Çiniler ilk yapılış tarihinden kalmadır. İkinci katın kubbesinde ortada aydınlatma feneri denilen eski adı Cihannüma olan özel bir yapı vardır.

Hükümet Konağı’nın talik hatla yazılmış yedi beyitlik kitabesinde, “Bani- i bünyan şevket hami-i din-i mübin Hazret-i Abdülhamid Han Emir-el mü minin Kainat oldukça arayiş nümün-i intizam Taht-ı ali baht-ı Osmanide olsun Kambin Sayesinde sü besü fushat seray-ı mülkünün Her yeri olmaktadır. Mağbut-ı Firdevs berin İnitaf-ı nür-ı feyzinden o şah-ı akdesin Bu bina-yı nev dahi kesb etti bir şekl-i behin Kulları Ahmed Fuad Paşa bu tarz-ı dil, keşin Hüsn-i tanziminde gösterdi nice sa’y-i güzin Celb-i da’vat-ı Şehinşah-ı Cihandır. Maksadı Mazhar-ı tevfik eder elbette Rabb-ül alemin Hame-i zerrin ile nazım eyledim tarihini Barek – Allah dilferib oldu bu dar-ı dil, nişin 1323 H. 1907 M.” yazmaktadır.

Paylaşın

Kütahya: Hıdırlık Mescidi

Hıdırlık Mescidi; Kütahya’nın Merkez İlçesi, Hamidiye Mahallesi, Üçler Sokak üzerinde yer almaktadır.

Hıdırlık Tepesi ‘nde, kaya üzerine oturtulmuş küçük bir mescittir. Hıdırlık’tan, Kütahya’nın her yeri görülebilmektedir.

Kare planlı, tek kubbeli olup, önünde geniş bir kemer biçiminde dar bir eyvanı vardır. Selçuklulardan kalma bir yapıdır.

Kitabesinden Anadolu Selçuklu emirlerinden İmadüttin Hezar Dinari tarafından 1243-1244 yıllarında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Mescid 1980 yılında ressam ve neyzen Ahmet Yakupoğlu, 2004 yılında Vakıflar tarafından restore edilmiştir.

Kapı üzerindeki kitabesi şudur;

Fi eyyamı Devlet-es sultan – El azam zıllullah-u fil’alem

Gıyas-üd dünya veddin ebül’feth Keyhüsrev bin Keykubad aizzallah ensare

Emri bi imaret-il mescid-ül mübarek el-abdüzzayıf el-muhtaç ila rahmetillah-i Taalâ

Imadüttin Hezar-ı Dinari betarih sene ahada ve erbain vasittetni’e

 

Paylaşın

Yaşayan tarih ‘Kayseri Evleri’

Bölgenin belki en güzel mimari özelliklerini oluşturan Kayseri Evleri, günümüzden en çok 150 yıl öncesine kadar uzanmaktadır.

Kayseri’nin dörtbin yıllık geçmişinden günümüze kadar ve yaşayan tarih mirası Selçuklu hakimiyeti ve sonrasına aittir. Daha önceki dönemlerden, birincisi şehrin mekan değiştirmesi, ikincisinde savaş ve depremlerde büyük tahribatlar olması nedeniyle, dikkate değer yapı kalmamıştır.

Geleneksel Kayseri Evleri, girintili-çıkıntılı, dar ve çıkmaz sokaklar üzerinde sıralanmıştır. Evler tek katlı, iki veya üç katlı, bahçeli veya çıkmalıdır.

Kayseri Evleri basit bir plan şemasına sahiptir. Sofa adı verilen büyük oda, kapalı mekanların çekirdeğidir. Sofanın bir yanında harem (yatak odası), diğer yanında mutfak (tokana) bulunur.

Avlu evin önemli bir bölümüdür. Mutfak, kiler, tuvalet, ahır, samanlık gibi mekanların tümü avlu çevresindedir. Gündelik hayatın büyük bir bölümü burada geçtiği için Kayseri’de avluya “hayat” adı verilir.

Genellikle Kayseri Evlerinin iç bölümleri farklı özelliklere sahiptir. Odalar tamamen farklı hacimlerdedir. Her bir odanın iki,bazen üç yanında sedirler bulunur. Odaların duvarlarının ve tavanının tamamı veya bir kısmı işlemeli ağaçlarla kaplıdır. Evin en etkileyici odası “sofa” dır.

Bağ Evleri: Bağ evleri tek göz odadan ibaret olabileceği gibi, büyük konaklar ya da modern villalar şeklinde de olabilmektedir. Aynı zamanda büyük ölçüde yöre mimarisinin özelliklerini de taşımaktadır.

Geleneksel tarzda yapılan bağ evleri, sahiplerinin maddi durumlarına göre farlılıklar göstermekle birlikte, hemen tümünde ortak yanlar bulunmaktadır. Kayseri şehrinde yaşayan insanlar için bağ evi yaşantısı büyük önem taşımaktadır.

Paylaşın

Kütahya: Germiyan Sokağı

19 yy. sivil mimarlık örneklerinden olan ve konut mimarisi bakımından Anadolu’nun ahşap mimari özelliklerini taşıyan Kütahya evleri, aslına uygun olarak hala yaşamaktadır.

Kendine özgü iki ve üç katlı mimarileri, ahşap payandalı çıkmaları,pencere düzeni vegeniş saçakları ile eski konak kültürünün en güzel örneklerini bugüne taşımaktadır.

Giriş katları mutfak, kiler, depo ve tarım araçları için taşlık olarak düzenlenmiş, oturma, yatma, yeme, içme ve yıkanma odaları üst katlara yapılmıştır.

Giriş kapılarıatların geçmesine imkan verecek ölçüde büyük tutulmuştur.Pencereler az sayıda ve küçük ebatlıdır. Kütahya evlerinde çıkma, mimari üslubun en önemli öğesidir.

Sokaklar çok dar olsa bile saçaklar birbirine değercesine çıkmalar yapılmıştır. Karakteristik Kütahya evi genellikle büyüktür.

Dış renklerde yüzey beyaz, kirli sarı, çivit mavisi veya aşı boyası renginde boyanmış, geren(toprak) sıvalıdır. Germiyan ve Ahierbasan Sokaklarında sokak boyunca sıralanan bu evleri görmek mümkündür.

 

Paylaşın

Kütahya: Frig Vadisi

Hititlerden sonra Demir Çağı’nda Anadolu’daki egemen güçlerden biri olan Friglerin 11. yüzyılın ortalarında Boğazlar üzerinden Anadolu’ya geldikleri sanılmaktadır.

M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında merkezi Ankara yakınlarındaki Gordion (Yassıhöyük-Polatlı) olan bir krallık kurmuşlardır. Burada yapılan kazılarda Frig uygarlığına ait pekçok bilgi ve bulgu elde edilmiştir. Seramikte kendilerine özgü bir üslup geliştirmişlerdir. Geometrik desen ve stilize hayvan motifleri ile süslü bu eserler daha sonraki bir çok kültüre de örnek olmuştur.

Özellikle tahta ve maden işçiliğinde ustalaşmışlardır. Tapınak yapılarının da dış cephelerinin, renkli kabartmalarla süslü seramik levhalarla kaplandığı anlaşılmıştır. Frig tapınak mimarisini yansıtan Kaya Anıtları onlardan günümüze ulaşan en önemli eserlerdir. Bu eserleri toplu halde Afyon ve Eskişehir arasındaki platoda görmek mümkündür. Frigler flüt, simbal gibi müzik aletlerinin de bulucusudurlar.

Günümüzde batı müziğinin pek çok eseri “Frig Gamı” ile yapılmaktadır. Ayrıca çocukların ilgiyle izledikleri hayvan hikayelerinin bir kısmı da onlardan kalmıştır. Kökeni ve nasıl geliştiği bilinmeyen ve halen tam olarak anlaşılamamış kendilerine özgü bir yazı sistemleri vardır.

M.Ö. 7. yüzyılın başlarında Kafkaslar’dan gelen Kimmerler’in saldırıları sırasında Gordion’un yıkıldığı ve yağmalandığı bu acıya dayanamayan Kral Midas’ın öküz kanı içerek yaşamına son verdiği antik Yunan kaynaklarında bahsedilmektedir. Frigler Batı kaynaklarında daha çok efsanevi kralları Midas ile ilgili öykülerle tanınır.

Frig Vadisinin Kütahya’da kalan bölümü İl sınırları içerisinde, merkeze 3 km.uzaklıktaki Yeni Bosna köyünden başlayıp, Kütahya’ ya 55 km. uzaklıktaki Ovacık köyüne kadar, ilin doğusu boyunca uzanan alanı; Sabuncupınar, Söğüt, İnli, Sökmen, Fındık ve İncik mağaralarının bulunduğu kuzey bölüm ile daha güneydeki Ovacık köyü, İnlice Mahallesi ve çevresini kapsar.

 

Paylaşın