DBP’li Salihe Aydeniz’in Dokunulmazlığı Kaldırıldı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa Adalet Karma Komisyonu bünyesinde kurulan Hazırlık Komisyonu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi.

Aydeniz’in dün savunmasını dinleyen Hazırlık Komisyonu, bugün de karar toplantısını yaptı. Komisyon, İstanbul Kadıköy’deki eylem sırasında bir polise tokat attığı gerekçesiyle hakkında 4 ayrı suçlamayla fezleke düzenlenen Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar aldı.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

AİHM: Türkiye, Osmanlı’dan Günümüze Gelen Vakıfta Ayırımcılık Yaptı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1536 yılında Diyarbakır’da kurulan ve bugüne kadar faaliyetlerine devam eden Örfioğlu Vakfı’nın gelirlerinden “kadın olduğu için faydalanamayan” bir vatandaşın mirasçılarının açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Necmiye Dimici’nin mirasçıları olan eşi ile üç çocuğunun 2016 yılında yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ayırımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. maddesini ve bununla birlikte mal ve mülkiyet hakkının korunmasıyla ilgili 1. protokolün, 1. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Türkiye aleyhine maddi tazminat cezasına gerek görmeyen AİHM, başvuru sahiplerinin haklarına kavuşabilmeleri için verilen bu hüküm çerçevesinde Türkiye’de yeni dava açılmasının daha doğru olacağı görüşüne vardı.

AİHM, vakıf yıllık gelirleri dağıtılırken sadece “kadın” olduğu için bu haktan yararlanamayan Necmiye Dimici’nin mirasçısı 2018 yılında ölen kocası Ahmet Dimici ile çocukları Necla, Emine ve Şaban Yıldırım Dimici’nin annelerinden dolayı vakfın gelirlerinden pay alma hakları olduğunu tespit etti.

Necmiye Dimici’nin erkek olması halinde vakıf yıllık gelirlerinden pay sahibi olma hakkı olduğunu hatırlatan AİHM, bunun cinsiyet ayrımcılığı temelinde hak ihlali teşkil ettiğini bildirdi.

AİHM’in gerekçeli kararında, Türkiye’deki mahkemelerin, vakıf kurucusunun isteklerini, vakfın kurucu belgesinde ifade edildiği gibi, kamu politikası kuralları ışığında incelemeye çalışmadan tespit ettiğini ve ardından bunu uyguladığı bildirildi.

AİHM kararında, yerel mahkemelerin başvuru sahiplerinin taleplerinin AİHS’ne uygun olup olmadığını inceleme girişiminde bulunmamaları da eleştirildi.

Vakıf gelirlerinden pay alması istenilen Necmiye Dimici’nin babasının 1982 yılında ölene kadar vakfın idarecisi olduğu bildirildi.

Türkiye’de “mülhak vakıf” statüsüne sahip bu kuruluşun yöneticisi, kurucunun mirasçılarından biri olmak zorunda. Hayır işleri yapan bu vakfın, elde ettiği yıllık gelir daha sonra kurucunun mirasçılarına dağıtılıyor.

Örfioğlu Vakfı’nın varlıklarının 2015 verilerine göre 207 milyon euro ve yıllık geliri ise 3,7 milyon euro olduğu bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

DBP’li Saliha Aydeniz Hakkında Yeni Gelişme

TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verdi.

İstanbul Kadıköy’de Abdullah Öcalan’a uygulanan görüş yasağını protesto etmek için düzenlenen eylemde, gruba müdahale sırasında bir polise tokat attığı gerekçesiyle, Aydeniz hakkında hızla dokunulmazlık fezlekesi düzenlenmiş ve Meclis’e sevkedilmişti. Aydeniz’e, ‘polise mukavemet’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘yaralama’, ‘izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma’ suçlamaları yöneltilmişti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu, Salihe Aydeniz hakkındaki 5 ayrı suçlama ile ilgili dokunulmazlık fezlekesini görüşmek üzere toplandı.

Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt, Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün ilgili maddeleri dikkate alındığında, yasama dokunulmazlığının amacının milletvekillerini keyfi ve asılsız ceza, soruşturma ve kovuşturmalar ile tutuklamalardan korumak olduğunu belirtti.

Toplantıda söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, eylem sırasında polisin, milletvekillerine müdahalesine ilişkin görselleri göstererek, “Musa Piroğlu’na kolluk müdahale ediyor. Engelli vekilimiz yere atılıyor. Bir engelli vekilin bu şekilde yere atılması kabul edilebilir mi? Hepsi kolluğun vekillerimizi nasıl sıkıştırdığına dair fotoğraflar. Kolluk vekillerimize kalkanlar altından tekme atıyor. Vekillerimizin hepsi eylem sonrasında bacakları morarmış şekilde önümüze geliyor” dedi.

Görüşmelerin ardından Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verildi.

Hazırlık Komisyonu’nun, Aydeniz dosyasını karara bağlamak için 4 haftası bulunuyor. Dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar vermesi halinde dosya, karma komisyonun ardından TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek ve nihai karar verilecek. Hakkında fezleke düzenlenen milletvekilinin, komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da savunma yapma hakkı bulunuyor. Genel Kurul’da, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar alınırsa Aydeniz için yargı yolu açılacak.

Paylaşın

Çiftçinin Kullandığı Mazota Bir Yılda Yüzde 330 Zam Geldi

İklim krizi, yanlış tarım politikaları ve tarım faaliyetlerindeki üretimler için koşulların elverişli olmaması çiftçiyi olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Kuraklığın tarım faaliyetlerine etkisi gün geçtikçe kendini daha yakıcı bir şekilde hissettirirken, her geçen gün artan üretim kalemleri de çiftçiyi ayrıca zora sokuyor.

Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, Türkiye genelinde 52 kentte yaşanan kuraklık sorununu ve çiftçi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

“Zamlar üreticiyi de tüketiciyi etkiliyor”

Kuraklığın bu yıl, geçen yıla göre daha az ama bölgesel olarak aynı yakıcılıkta devam ettiğini söyleyen İskenderoğlu, mazot zamlarına da dikkat çekerek “Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir kısmında kuraklık etkisini sürdürüyor. Bu yıl kuru tarlalarda 350-400 kilo civarında buğday, 100-150 kilo civarında mercimek hasılatı bekliyoruz. Sulu tarlalarda ise 550-650 kilo buğday hasılatı bekliyoruz,” dedi.

İskenderoğlu, geçen yıl ve bu yılın mazot, elektrik, amonyum nitrat ve ilaç fiyatlarını karşılaştırarak şunları söyledi:

“Geçen yıl çiftçinin kullandığı mazot 8 liraydı, şu an ise 29 lira oldu. Bu, yaklaşık olarak yüzde 330 artış demek. Geçen yıl elektriğin kilowattı 0.90 kuruştu; şu an 2,17 kuruş. Yüzde 250 civarında zamlandı elektrik.

“Yüzde 26 azotlu amonyum nitratın bir tonu geçen yıl 1860 liraydı, şu an 7750 lira. Azotlu üre gübresi (mısır için kullanılan) geçen yıl 3,3 liraydı, bugün ise 14 lira. Tarımda en büyük harcama kalemi olan gübreye de fahiş fiyatlarda zam geldi. Yine aynı şekilde tarım ilaçlarına yüzde 150 zam geldi.”

Tarımda tehlike çanları

Çözüm için önerilerde bulunan ve üreticileri uyaran Süleyman İskenderoğlu “Üretici enflasyonu yaklaşık olarak yüzde 400 civarında. Tüketiciler ekmeği yılın sekizinci ayında yaklaşık 7, on ikinci ayında ise 8 liraya alacak. Tarım için ciddi anlamda tehlike çanları çalıyor,” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı fiyatlarla, piyasadaki fiyatlar arasında ciddi farklar var. TMO bu yıl serbest piyasadan buğday ve arpa alamayacak. Ben buradan çiftçilere bir uyarıda bulunmak istiyorum. Malınızı satmayın, dayanabildiğiniz kadar dayanın, buğday fiyatları yükselecek.”

Adım adım gıda krizi

Piyasada buğday stoğu olmadığının ve adım adım gıda krizine doğru sürüklenildiğinin altını çizen İskenderoğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bir gıda krizine doğru hızla yaklaştığımızı söylemek gerekiyor ve bunu saklamanın bir anlamı yok. Ülke olarak tedbir almak için çok geç kaldık. Çözüm olarak yarıda kalmış ve tamamlanmasına az kalmış yavru su kanallarının bitirilmesi gerekiyor. Çevreye zarar vermeyen su kanallarının bir an evvel faaliyete geçirilmesi gerekiyor.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Diyarbakır’da MHP’ye Operasyon: Başkan Gözaltında

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın, partisinin Diyarbakır il teşkilatını kapattıklarını duyurmasının ardından bugün birçok yöneticisi de gözaltına alındı.

Diyarbakır’da yayın yapan Tigris Haberden Murat Özbilek’in haberine göre, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı doğrultusunda gece yarısı yapılan operasyonda görevden alınan MHP İl Başkanı Cihan Kayaalp ve bazı yönetim kurulu üyeleri gözaltına alındı.

Emniyete götürülen Kayaalp ve yönetim kurulu üyelerinin ifade işlemleri devam ederken gözaltı gerekçelerinin ‘usulsüzlük, ihaleye fesat karıştırma’ gibi iddialardan olduğu belirtiliyor.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, dün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada,  “MHP Diyarbakır il teşkilatımız görülen lüzum üzerine parti tüzüğümüzün ilgili maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden feshedilmiş, il başkanlığımız kapatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” ifadelerini kullanmıştı.

“Diyarbakır MHP’yi benimsedi”

Gözaltına alınan Milliyetçi Hareket Partisi’nin Diyarbakır İl Teşkilatı Başkanı olarak Cihan Kayaalp, geçtiğimiz Nisan ayında Diyarbakır’da partilerine yönelik ilgiden memnun olduklarını ifade etmişti.

Kayaalp, “Diyarbakırlı hemşerilerimiz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Diyarbakır’daki varlığını artık tamamen benimsedi. En küçük etkinliğimiz bile vatandaşlardan ilgi görüyor. En küçük etkinliğimiz miting havasında geçiyor. Binlerce insan bir araya geliyor” demişti.

Paylaşın

DBP’li Aydeniz İle HDP’li Öncü Hakkındaki Fezlekeler Cumhurbaşkanlığı’na Gönderildi

DBP Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz ile Tunceli’de polis aracına taş attığı öne sürülen HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü hakkındaki fezlekeler, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından imzalandı.

Haber Merkezi / Fezlekeler, TBMM’ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığınca Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Bundan sonra Cumhurbaşkanlığı fezlekeleri TBMM Başkanlığına gönderecek.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

MHP, Diyarbakır Teşkilatını Feshetti Ve İl Başkanlığını Kapattı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın partisinin, “görülen lüzum üzerine” Diyarbakır il teşkilatını feshedildiğini ve il başkanlığının kapatıldığını duyurdu.

Haber Merkezi / Semih Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada,  “MHP Diyarbakır il teşkilatımız görülen lüzum üzerine parti tüzüğümüzün ilgili maddelerinin tanıdığı yetkiye istinaden feshedilmiş, il başkanlığımız kapatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” ifadelerini kullandı.

MHP, merkez yönetiminin Diyarbakır’la ilgili nasıl bir yol haritası izleyeceği önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.

“Diyarbakır MHP’yi benimsedi”

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Diyarbakır İl Teşkilatı Başkanı olarak Cihan Kayaalp görev yapıyordu. Kayaalp’in alt birimi olarak ise 17 ilçe teşkilatı bulunuyordu.

Kayaalp, geçtiğimiz Nisan ayında Diyarbakır’da partilerine yönelik ilgiden memnun olduklarını ifade ederek, “Diyarbakırlı hemşerilerimiz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Diyarbakır’daki varlığını artık tamamen benimsedi. En küçük etkinliğimiz bile vatandaşlardan ilgi görüyor. En küçük etkinliğimiz miting havasında geçiyor. Binlerce insan bir araya geliyor” demişti.

Paylaşın

AİHM, Cezaevinde Cuma Namazı İsteyen Hizbullah Üyesini Haklı Buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) cezaevinde cuma namazı kılmasına izin verilmeyen bir Hizbullah hükümlüsünün yaptığı başvuruyu haklı buldu. Diyarbakır Mahkemesi, başvuru sahibinin şikayetini geri çevirmişti.

Diyarbakır’da yaşayan 1973 doğumlu Abdullah Yalçın’ın 2010’da yaptığı Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesi olan inanç özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti.

Türk hükümetinin savunmasında temel olarak kullandığı, “Bazı din uzmanlarına göre cuma namazı özgür kişiler için zorunludur, tutuklular için değildir” argümanı ise kabul görmedi.

Türkiye’nin “Çok sayıda mahpusun hücrelerinden bırakılarak bir araya gelmesi güvenlik riski oluşturur” savunması da etkili olamadı.

Türk hükümetinin “Koğuşundaki diğer üç mahpusla birlikte namaz kılabilir” açıklaması ise “Koğuşundaki diğer hükümlülerin cuma namazına katılmak isteyip istemediğini bilemeyiz” diyerek reddedildi.

Yalçın 2010 yılında cezaevi yönetiminden cuma namazları için bir oda ayrılmasını talep etmiş, bunun reddedilmesi üzerine Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvuru da kabul görmemişti.

AİHM Türkiye’nin “Cuma namazı tutuklulara zorunlu değil” argümanına rağmen başvurucunun Müslüman olduğunu ve bu yüzden cuma namazına katılma isteğinin içten olduğuna ve bu yüzden de AİHS’in 9. maddesiyle korunması gerektiğine karar verdi.

Türkiye’nin bu talebi reddederken Yalçın’ın bir güvenlik riski oluşturup oluşturmadığına dair özel bir değerlendirme yapmadığını belirten AİHM, yetkililerin cezaevinde Cuma namazını mümkün kılmak için de hiçbir girişimde bulunmadığını vurguladı ve Türkiye’yi haksız buldu.

Yalçın bir tazminat başvurusu yapmadığı için herhangi bir tazminata karar verilmedi.

Paylaşın

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Kürt Meselesi’ Raporu

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Meselesi Çalıştayı”ndan sonra 10 maddelik “model” metni yayımlandı. “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” adıyla yayımlanan metinde “anadili öğrenmenin, sosyal ve kamusal alanda kullanmanın en temel ve doğal insan hakkı olduğu” vurgulandı.

Metinde, “Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır” görüşü dile getirildi.

“Kayyum uygulamasına karşıyız”

Metnin yerel yönetimlere ilişkin bölümünde, “Seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanı’nın inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir” dendi.

Türkiye dışında yaşayan Kürtlere ilişkin olarak da, metinde, “Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir” görüşü paylaşıldı.

10 maddelik model

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’daki çalıştaydan sonra açıkladığı “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” başlıklı raporun tam metni şöyle:

“1.Yeni Bir Zihniyet: Kürt Meselesini ortaya çıkaran anti-demokratik zihniyet ve politikalar, birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların mayasına da asırlarca bir arada yaşamış milletimizin tarihsel hafızasına da yabancıdır. Yaşanan ağır travmaların etkisiyle geçen yüzyılın başında hayata geçirilen tektipleştirici, ayrımcı ve güvenlikçi otoriter paradigma, yüzyıl sonra bugün bile yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğumuz pek çok maliyet üretmiştir. Cumhuriyetimiz 100. yılına girerken bir asır öncesine giden sorun başlıkları daha fazla varlığını sürdüremez. Kürt Meselesi başta olmak üzere tüm meselelerimizin çözümü için küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan köklü dönüşümü hesaba katan yeni bir zihniyet inşasına ihtiyaç bulunmaktadır. Geçmişteki hatalarla yüzleşerek, tecrübelerden dersler çıkararak yeni bir sayfa açmak, yeni bir süreç başlatmak zorundayız. Bu süreç, bütün vatandaşlarımızın her anlamda eşitliğini tesis ederek toplumsal barışımızı ve ortak aidiyetimizi güçlendirecek tam demokratik bir Türkiye inşa etmeyi öngörmektedir.

2. Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım: Sorunlarımızın çözümü için ülkemizin bütün farklılıklarından süzülen ortak ve yerli bir dile ihtiyacımız bulunmaktadır. Çözümü başka başkentlerde, başka modellerde aramak yerine insanlığın tecrübesinden yararlanan ama kendi dinamiklerimizi esas alan bize özgü bir çözüm geliştirmek zorundayız. Bu çerçevede, yeni bir sürecin en asli niteliği bir bütün olarak bu ülkenin birikimlerine dayanması ve yerli dinamiklerin ürünü olmasıdır.

3. Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa: Tam demokratik bir Türkiye inşa etmenin ana omurgası insan hak ve özgürlüklerine dayanan özgürlükçü yeni bir anayasadır. Devleti öncelikli görüp insanı ikinci plana iten, farklılıklarımızı tehdit görüp tektipleştirici bir model dayatan 12 Eylül Anayasası vakit kaybedilmeden tedavülden kaldırılmalı, sivil, özgürlükçü, kapsayıcı yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Bu anayasanın yaslanacağı siyasal düzen insan hak ve özgürlüklerine dayalı kapsayıcı demokrasidir. Türkiye yeni yüzyıla muhtevası itibarıyla tüm toplumu kapsayan, oluşum süreci itibarıyla bütün toplum kesimlerinin katılımı ile oluşan yeni bir anayasal zemin üzerinde girmelidir.

4. Düşünce ve İfade Özgürlüğü: Türkiye’yi tam demokrasi hedefine ulaştıracak, halkımızın huzur ve refahını artıracak yeni toplumsal sözleşmenin ruhunu eksiksiz bir düşünce ve ifade özgürlüğü oluşturmalıdır. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ortamda insanların sorunları tespit edebilmesi, sorunların tarafları arasında diyalog kurabilmesi ve empati yapması beklenemez. Hukuk sistemi düşünce ve ifade özgürlüğünü korumayı ve sürdürmeyi esas alarak yeniden düzenlenmeli, sivil toplum ve akademinin hukuksal açıdan özerklik ve özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

5. İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık: Etnik kökenimiz, dini, mezhebi ve siyasi inancımız ne olursa olsun hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu eşit vatandaşlarıyız. Benimsediğimiz ilke eşit vatandaşlık ilkesidir. Kimse özel bir imtiyaz ve ayrıcalığa sahip olmadığı gibi hiç kimse ayrımcılığa da tabi tutulamaz. Çoğulculuk katlanılması gereken bir külfet değil, aksine savunulması gereken temel bir yapı taşıdır. Siyasi temsilde temel ilke toplumsal çeşitliliğin temsili, bürokratik atamada temel kriter, ehliyet ve liyakat olmalıdır.

6. Kapsayıcı Muhataplık: Kürt Meselesinin muhatabı bütün vatandaşlarımız, siyasi partilerimiz ve bütün unsurlarıyla sivil toplumdur. Kürt meselesi tüm tarafların karşılıklı güvensizliği değil, güveni üzerine oturtulmak zorundadır. Türkiye’de Kürt meselesi tek bir siyasi partinin değil her siyasi partinin öncelikli gündemlerinden birisi olmalıdır. Kürt vatandaşlarımızın görünen ve görünmeyen, ifade edilen veya edilmeyen siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuki hiçbir engelle muhatap olmadığı tam demokratik Türkiye inşa etmekten başka bir çözüm yoktur.

7. Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı: Anadilin öğretilmesi, eğitimde ve sosyal hayatta kullanılması en temel ve doğal insan hakkıdır. Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.

Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır. Kamusal alanda, devletin ve yerel yönetimlerin sunduğu tüm hizmetlerde Kürtçenin de kullanılmasının önündeki ideolojik ve yasal engellerin kaldırılması şarttır.

8. Demokratik Yerel Yönetimler: İşlevsel ve demokratik bir yerel yönetimler sistemi için başta Anayasanın 127. maddesi olmak üzere merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı uygulamalarına izin veren tüm yasal düzenlemeler ilga edilmelidir. Yerel yönetimler demokratik bir hukuk sistemi ve vatandaşlar karşısında sorumlu kılınmalıdır. Bu bağlamda seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanının inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararına istinaden görevden alınan seçilmiş belediye başkanının yerine yine seçimle oluşturulmuş belediye meclis üyelerinden birinin seçilmesi teminat altına alınmalıdır.

9. Sınır Ötesindeki Kürtler: Türkiye, sınırları dışındaki tüm tarihdaş ve soydaşlarla farkındalık ve sorumluluk ilkeleri ışığında ilişki içinde olmayı ve bölgeye onlarla birlikte oluşturulan bir vizyon çerçevesinden bakmayı temel bir ilke olarak ilan etmelidir. Biz, doğal tarihdaş ve soydaş olarak gördüğümüz komşu ülkelerdeki Kürtlere bu genel ilke çerçevesinde bakıyoruz. Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir.

10. Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi: Son dönemde derinleşen ekonomik kriz özellikle genç kitlelerin bölgeden koparak sadece büyük şehirlere değil fırsat buldukları anda yurtdışına göç etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Bereketli Fırat ve Dicle havzalarında tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesi, niteliksiz akademik kadrolarla kurulan üniversitelerden mezun olan gençlerin hayat standardı beklentileri ile işsizlik arasındaki derin uçurumun yol açtığı umutsuzluk, seksenli ve doksanlar yıllarda terör ve güvenlik sorunlarının neden olduğu göçlere benzer bir iç ve dış göç dalgası yaratmaktadır.

Bu kaygı verici gelişmeye karşı özellikle genç ve kadın istihdamını önceleyen kapsamlı bir sosyo-ekonomik kalkınma programı uygulamaya konmalıdır. Tarım ve hayvancılık alanında genç çiftçi destekleri, üniversitelerin nitelikli bilimsel yatırımlarla ciddi bir bölgesel teknoloji merkezi haline getirilmesi, bölgenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörlerde üretim üsleri kurulması, bölgenin çevre ülkelerle ihracat kapasitesinin artırılması gibi önceliklere dayanan yeni ve kapsamlı bir dönüşüm stratejisi hayata geçirilmelidir.”

(Kaynak: T24)

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel İçin Süreç Başladı

“Terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan ve yargılanması için dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in devamsızlık gerekçesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi gündeme geldi. Güzel’in TBMM Genel Kurul’da son beş birleşime katılmadığı tespit edildi ve milletvekilliğinin düşürülmesi için yasal süreç böylece başladı.

TBMM Genel Kurulu, 27. Dönem başından bu yana müşahade usulüyle açılıyordu. Yani Meclis Başkan Vekili, gözlem usulüyle “Toplantı yeter sayısı vardır” diyerek Genel Kurul toplantısını başlatıyordu.

Ancak HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından Cumhur İttifakı, 31 Mayıs’ta aldığı bir kararla Meclis Genel Kurulu’nun 7 Temmuz’a kadar yoklama ile açılmasını kararlaştırdı. İlk yoklama kararı da aynı gün uygulandı.

Uygulanması kararlaştırılan TBMM İçtüzüğü’ne göre, bir milletvekili son bir ay içerisinde beş birleşime mazeretsiz katılmazsa devamsızlığı tespit ediliyor. Bu kararın da Semra Güzel’in milletvekilliğinin düşürülmesi için alındığı yorumları yapılmıştı.

Bugün itibarıyla Semra Güzel’in son beş birleşime katılmadığı Başkanlık Divanınca tespit edildi. Güzel’in dosyası şimdi Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderilecek. Karma Komisyon dosyayı inceleyecek ve hazırlayacağı raporu Genel Kurul’a sunacak. Genel Kurul da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Semra Güzel’in milletvekilliğini düşürebilecek.

Son dönemde büyük oranda boş sıralarla açılan Meclis Genel Kurulu, son beş birleşimdir neredeyse tüm vekillerin katılımıyla açılıyordu. Vekillerin büyük çoğunluğu yoklamaya katılıp Genel Kurul’dan ayrılıyordu.

Beştaş: 2015’ten beri yoklama istisnaydı

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün  süreçle ilgili sorularını yanıtlayan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, 2015’ten bu yana Meclis’te olduğunu ve bugüne kadar yoklamanın çok istisnaî durumlarda yapıldığına dikkat çekti. En fazla devamsızlığın iktidar grubu milletvekilleri tarafından yapıldığını kaydeden Beştaş, “Cumhur İttifakı sıraları yüzde 90 oranında boştur. İktidar grubu kanunlar üzerindeki tartışılan maddeleri dahi bilmez” eleştirisini yöneltti.

Yoklama kararının aniden getirildiğini ifade eden Beştaş, “Bizimle hiçbir istişare yapılmadı. Diğer gruplara bilgi verilmedi. Kamuoyuna çeşitli bilgiler yansıdı. Bu kararın Semra vekilimizle ilgili olduğu söylendi” ifadesini kullandı.

“Eğer bu karar Semra Güzel için alındıysa ki böyle olduğu ifade ediliyor. Bu kesinlikle kötü niyetlidir. Halk iradesini gasp etmenin başka bir yoludur” diyen Beştaş, bunların tamamının seçim çalışması olduğunu dile getirdi. Beştaş, iktidarın çeşitli hukuksuzluklarla ve vekillik düşürme yoluyla halkı kendilerine karşı örgütlemeye çalıştığını da iddia etti.

Semra Güzel’in nerede olduğu bilinmiyor

Adıyaman’da 2017 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği hava destekli operasyonda öldürülen PKK militanı Volkan Bora’nın cep telefonu incelemesinde HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile çekilmiş fotoğrafları Ocak ayında kamuoyuna yansımıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da geçen Ocak ayında dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlamasından iki ayrı dosya kapsamında yakalama kararı çıkarttı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da Güzel’e bilinen adreslerinde ulaşılamadığını ve resmi kanallar açısından yurt dışına çıkışının gözükmediğini söylemişti.

Paylaşın