Cem Uzungüneş Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1962 yılında Bulgaristan’ın Razgrad şehrinde dünyaya gelen Cem Uzungüneş’in asıl adı Şinasi Ahmedov Akaliyev’dir. Çocukluğu Deliorman’da, Razgrad’ın Ezerçe köyünde ve 1970 yılında Tükiye’ye göç ettikten sonra Aydın’da geçti.

Haber Merkezi / İlk ve orta öğrenimini Aydın’da tamamladı. Lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümüne başladı. 1986 yılında buradan mezun olduktan sonra İstanbul’da İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Şiirle uğraşarak yaşamına devam etmektedir.

1988’den itibaren kaleme aldığı şiir ve yazılarının yanı sıra kendisiyle yapılan söyleşileri; Ada, Argos, Mavi Derinlik, Milliyet Sanat, Sombahar, Ludingirra, Varlık, Kaşgar, Defter, E Dergisi, Evrensel Kültür, Üç Nokta, Virgül, Mahfil, Adam Sanat, Yaskmeyve, Duvar, Heves ve kitap-lık gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlamıştır.

Sanatçının Soluğan adını verdiği ilk şiir kitabı 1998’de yayımlanmıştır. Uzungüneş, bu eseri ile aynı yıl Kültür Bakanlığı 75. Yıl Şiir Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür. Soluğan adlı şiir kitabını; Arzu Evi (2005), Korkuluk (2012) ve Sessizlik Korkusu (2019) adlı şiir kitapları takip etmiştir. Uzungüneş’in eserlerinden şiirde üretken olduğu görülmektedir. Uzungüneş aynı zamanda Rimbaud: Bir Asinin Çifte Yaşamı (2017) adlı biyografiyi dilimize kazandırmıştır.

“Aldanış”

Kuvars bakışları uğuldayarak
“davul tozu , minare gölgesi” istiyor
dokunulmaz güzelliğiyle — o uğultuyla
hıçkırıklarını boğarak (…..) !

Aktar dede gülümsüyor. Dokunsa
saçlarından altın tozları yağarak
bütün çarşı tarihe gömülecek! (….) “Gel, diyor
sakın ustana söyleme sırrımızı.”

İçerde, düş odasında, çarşının zavallı yalanına
hassas bir aldanış iksiri hazırlıyorlar.
Tozu, gölgeyi ve elbet sır kalacak
baharlı bir duyguyu karıştırarak;
gözyaşlarında kuvars kristalleri! (…)
bilgelikle: saflıkla bakışarak.

Dükkâna döndüğünde
kalfaların kahkahası kaskatı kesiliyor
hınzır bir sezgiyi özenle gizleyen
soylu aldanışının (…..) tılsımıyla.

“Arzu evi”

Feneryolu’nda gölgelerle şakalaşıp yürürken
ölüm (bu kez) uysal bir köpek gibi
beni izliyordu. Ihlamur mahrem
kokuyordu. Bedenin uzağında çın çın eden
bir tramvay. Köpeğe dönüp bakmak
isteğiyle mi, hava’nın kendi merakından mı,
gözüm Arzu Apartmanına kaydı.
Camlardan birinde bir kadın çırılçıplak
gülümsüyordu. Utandım. Ama sanki
onun utanmasız çıplaklığından değil de
az önceki şakalaşmalarımla yakalandım diye.
Acı, ölüme mi yoksa çıplak ölümü
işaret ede ede akan şakacı
zamana mı yakındı? Kadınla
göz göze gelsek… bana, yüzünde bu müstehcen
ıhlamur gölgeleriyle gezen adama,
işaret parmağı ile, “gelsen e!” dese… Beni, arzu evine
çağırsa!.. Ama o; arzunun camlarından
bakan çıplak kadın, bana değil
peşimdeki köpeğe kur yapıyordu.
Gülümseyen yüzünde bir intihar
dinginliği
okudum.

“Ay-kadın dikiş dikiyor”

-Annem için-
çift kişilikli gece: baykuş ve tavşan
korku camdan bakıyor. ama ay var
gecenin fırsatı o
iç odada bir kurtadam ağlıyor
kaçarsa bu ay fırsatı
gece yüzükoyun üstümüze çökecek
susarsa dikiş makinasının sesi. ayın sesi

susmasın. tavşan gece istemiyor bunu zaten
korkusunu ayla gizliyor
susmasın. aksın kumaş. uykumuz. kalp atışımız

biliyor o: gülümsüyor. acıyı avutmayan
öylece saran ay şefkatiyle.
az sonra kurtadam ağlayan elleriyle
yüzüne dokunacak! yüzünde ne çok yüz var!
hangisi annemiz? hangi duygumuzun annesi o?

aksın kumaş.ki baykuş gece kayırsın bizi
kursağında kavisli ötüşler! beklesin bizi

beklesin. biliyor o:
ellerinde yanan fosfor sönüyor
hain belleğimizde.her şey ağlıyor
dikiş makinasının sesiyle. kumaşın. kurtadamın

ağlamak istiyor o da. ama ay var!
gecenin tansığı o!
onu iki ruhuyla
karşılıksız seven gecenin

Paylaşın