Şok nedir, kaç çeşit şok vardır? İlkyardım

“Şok” terimi, psikolojik veya fizyolojik tipte bir durumu ifade edebilir. Psikolojik şok, travmatik bir olaydan kaynaklanır ve aynı zamanda akut stres bozukluğu olarak da bilinir . Bu tür bir şok, güçlü bir duygusal tepkiye neden olur ve fiziksel tepkilerinde kaynağını oluşturabilir.

Fizyolojik şok ise, organların ve dokuların düzgün çalışmasını sağlayacak kanın vücut sisteminizde yeterince dolaşmadığında ortaya çıkan durumdur. Vücudunuzdaki kan akışını etkileyen herhangi bir yaralanma veya durumdan kaynaklanabilir. Şok, birden fazla organ yetmezliğine ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.

Şokun evreleri;

  • Evre 1, Kompanse; Kompansatuar mekanizmalar devreye girer. Kalp daha hızlı çalışır, vazokonstrüksiyon olur, böbrekler su tutar ve idrar çıkışı azalır. Bu dönem çok az bulgu verir. Tansiyon, nörolojik ve genel durum iyidir. Tedavi ile hızlıca düzelir
  • Evre 2, Dekompanse; Kompansasyon mekanizmaları yetersiz kalır. Hastada bazı belirti ve bulgular ortaya çıkar. Hipotansiyon, anksiyete, konfüzyon, taşipne belirgindir. Tedavi ile geri döndürülebilir
  • Evre 3, İrrversibl; Hipoperfüzyon kalıcı organ hasarına neden olmuştur. Böbrekler tamamen kapanır, hasta hiç idrar çıkarmaz. Kalp fonksiyonları sürekli bozulur, ilaçla bile tansiyon yükseltilemez. Bu evre mortalite ile sonlanır

Kaç çeşit şok vardır?

Nedenlerine göre 4 çeşit şok vardır:

  • Kardiyojenik şok (Kalp kökenli); Adından da anlaşılacağı üzere kalp temeli üzerinde kan basıncının yeterli gelmemesi durumu ile yaşanılan bir şok türüdür
  • Hipovolemik şok (Sıvı eksikliği); Sıvı eksikliğinden kaynaklı olarak kişiler şok yaşayabilmektedirler. Bu şok türüne hipovolemik şok adı verilir. Hasta vücudunun uzun süre yeterli sıvı alınmamasından kaynaklı ortaya çıkmaktadır
  • Toksik şok (Zehirlenme ile ilgili); Zehirlenmenin etkisi ile toksik maddeler kişi vücudunda şok yaşamasına neden olabilmektedir
  • Anaflaktik şok (Alerjik); Özellikle insanların, bazı maddelere karşı farklı duyarlılığı bulunabilmektedir. Buna allerji denilir. Allerjen bir madde ile temas edilmesi, bu maddenin gıda yolu ile insan vücuduna girmesi vb. etkenler ile birleştiğinde insan vücudu üzerinde alerjik nedene bağlı bulunarak anaflaktik şok ile karşılaşılması mümkün olmaktadır

Şok belirtileri nelerdir?

  • Kan basıncında düşme
  • Hızlı ve zayıf nabız
  • Hızlı ve yüzeysel solunum
  • Ciltte soğukluk, solukluk ve nemlilik
  • Endişe, huzursuzluk
  • Baş dönmesi,
  • Dudak çevresinde solukluk ya da morarma
  • Susuzluk hissi
  • Bilinç seviyesinde azalma

Şokta ilk yardım uygulamaları nelerdir?

  • Kendinin ve çevrenin güvenliği sağlanır
  • Hasta/yaralı sırt üstü yatırılır
  • Hava yolunun açıklığı sağlanır
  • Hasta/yaralının mümkün olduğunca temiz hava soluması sağlanır
  • Varsa kanama hemen durdurulur
  • Şok pozisyonu verilir
  • Hasta/yaralı sıcak tutulur
  • Hareket ettirilmez
  • Hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna sevki sağlanır (112)
  • Hasta/yaralının endişe ve korkuları giderilerek psikolojik destek sağlanır

Şok pozisyonu nasıl verilir?

  • Hasta/yaralı düz olarak sırt üstü yatırılır
  • Hasta/yaralının bacakları 30cm kadar yukarı kaldırılarak, bacakların altına destek konulur (Çarşaf, battaniye yastık, kıvrılmış giysi vb.)
  • Üzeri örtülerek ısıtılır
  • Yardım gelinceye kadar hasta / yaralının yanında kalınır
  • Belli aralıklarla (2–3 dakikada bir) yaşam bulguları değerlendirilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuş Gribi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kuş Gribi (Avian İnfluenza, Tavuk Vebası, Pestis Avium, Bird Flu), sadece kanatlıları değil, insanları ve diğer hayvanları da enfekte eden viral bir enfeksiyondur. Virüsün çoğu formu kuşlarla sınırlıdır. H5N1, kuş gribinin en yaygın şeklidir. Kuşlar için ölümcüldür ve bir taşıyıcıyla temas eden insanları ve diğer hayvanları kolayca etkileyebilir.

Hasta tavuklarda yüksek bulaşıcılığı olan bu hastalık ilk kez 1878 yılında İtalya’da tespit edilmiş ve “tavuk vebası” olarak adlandırılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, H5N1 ise ilk olarak 1997’de insanlarda keşfedildi ve enfekte olanların yaklaşık yüzde 60’ını öldürdü. Şu anda, virüs insandan insana temas yoluyla yayılmamaktadır. Yine de bazı uzmanlar H5N1’in insanlara pandemik bir tehdit oluşturma riski taşıyacağından endişe ediyorlar.

Nasıl bulaşır?

Hasta hayvanların akıntıları ve özellikle dışkı ile direkt temas; bulaşık yem, su, malzeme ve kıyafetlerle temas; klinik olarak hastalık belirtilerini göstermeyen su ve deniz kuşlarıyla temas bulaşa neden olabilir. Özellikle ölü veya canlı hastalıklı kuşlar ve kuşların atıklarına maruz kalan kişilere solunum ve temas yoluyla bulaşır.

Avian influenza virüsleri genellikle insanları doğrudan enfekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda avian influenza virüsleriyle oluştuğu bildirilmiş doğal enfeksiyon sayısı çok azdır. İnsanlardaki olguların enfekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından insandan insana geçiş olmadığı belirtilmekle birlikte literatürde sağlık çalışanları, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olguları bildirilmiştir. Avian İnfluenza A nın bazı suşları (H5N1, H7N7 ve H9N2 vb.) sağlık çalışanları, aile bireyleri, tavukçuluk yapanlar ve tavuk imha ekiplerinde çalışanlarda insandan insana çok sınırlı bir biçimde de olsa bulaşabildiği anlaşılmaktadır.

Hastalık ülke içinde çiftlikler arasında hızlıca yayılım gösterebilir. Enfekte olmuş araçlar, elbiseler, ayakkabılar aracılığı ile bir yerden diğerine taşınırlar. Doğrudan ya da dolaylı yollarla vahşi göçmen kuşların evcil kuşlara enfeksiyonu bulaştırması en önemli salgın nedenidir. Ayrıca, canlı kuş pazarları salgının yayılmasında önemlidir. Bir ülkeden diğerine ise uluslararası canlı kümes hayvanları ticareti ve göçmen kuşlar aracılığı ile taşınabilmektedir.

Enfeksiyonun görüldüğü dönemlerde sulak alanlara girip çıkan araç ve insanlar ile yerleşim yerlerine taşınma riski vardır. Riskli dönemlerde avcılık faaliyetleri ile de hastalığın yerleşim yerlerine taşınma olasılığı bulunmaktadır. Risk yaratan diğer bir durum da, hastalık çıkmış olan yerleşim yerlerinden kontrolsüz araç ve insan hareketleri ile yayılımıdır.

Aşağıdaki gibi tipik grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız bir H5N1 enfeksiyonu olabilir:

  • Öksürük
  • İshal
  • Solunum güçlüğü
  • Yüksek ateş (38 ° C üzeri)
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Keyifsizlik
  • Burun akması
  • Boğaz ağrısı

Risk faktörleri;

H5N1 uzun süreler boyunca hayatta kalma yeteneğine sahiptir. H5N1 ile enfekte olan kuşlarda virüs 10 gün boyunca dışkıda ve tükürükte bulaşmaya devam eder. Kontamine yüzeylere dokunmak enfeksiyonu yayabilir.

H5N1’in bulaşma riski yüksek olan kişiler aşağıdakiler gibidir:

  • Kümes hayvanı yetiştiren çiftçiler
  • Kuş gribinden etkilenen bölgeleri ziyaret edenler
  • Enfekte kuşlar ile temas
  • Az pişmiş kümes hayvanları veya yumurta yiyen biri
  • Enfekte hastalar için bakım yapan bir sağlık çalışanı
  • Virüslü bir kişinin hanesinde bulunan diğer kişiler

Tanısı;

Laboratuvar tanısında altın standart, virüs izolasyonudur. Şüpheli insan vakalarının hızlı laboratuvar doğrulaması genellikle influenza virüs antijenlerinin immünokromatografik veya immünfloresan tespiti ya da solunum örneklerinde H5 spesifik RNA’sının real-time-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile tespit edilmesi ile yapılmaktadır. Ek olarak nükleoprotein gibi viral antijenlere karşı oluşan antikorları tespit eden ticari ELISA kitleri mevcuttur.

Tedavisi;

Farklı kuş gribi tipleri farklı semptomlara neden olabilir. Sonuç olarak, tedaviler de değişebilir. Çoğu durumda, antiviral ilaçlarla tedavi, hastalığın şiddetini azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, belirtiler ilk ortaya çıktıktan 48 saat içinde ilaçlar alınmalıdır.

Grip insan formuna neden olan virüs, en yaygın iki antiviral ilaç, amantadin ve rimantadin formlarına direnç geliştirebilir. Bu ilaçlar hastalığı tedavi etmek için kullanılmamalıdır.

Aileniz veya sizinle yakın temas halinde olan diğer kişilere de, hasta olmadıkları halde önleyici tedbir olarak antiviral ilaç olarak da verilebilir. Virüsün başkalarına yayılmasını önlemek için karantina uygulanır.Şiddetli bir enfeksiyon durumunda solunum cihazına bağlanabilirsiniz.

Hastalıktan korunmak için yapılması gerekenler nelerdir?

Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Crohn nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Genellikle ince ve kalın bağırsaklarda görülmekle birlikte, sindirim sisteminde ağızdan makata kadar olan bölgede etkili olan Crohn, tutulum yaptığı sindirim sistemi bölümlerinde kalınlaşma, ülser adı verilen yara oluşumları ve iltihaba neden olur. Ciddi sorunlara yol açan ve yaşam kalitesini en olumsuz şekilde etkileyen hastalıklardan bir tanesi Crohn, insanlar arasında yaklaşık olarak binde iki oranında görülmektedir.

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler ve çevresel etmenlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olduğu bilim dünyası tarafından öne sürülmektedir. Oldukça ciddi etkilere sebep olan Crohn hastalığı, yaşam boyu tam olarak iyileşme göstermez ve çoğu zaman cerrahi müdahaleler gerektirir. Aynı zamanda hastalığın yol açtığı etkiler, birçok başka hastalığın oluşumuna da zemin hazırlayabilir.

Nedenleri;

Crohn hastalığının nedeni ile ilgili halen bir belirsizlik söz konusudur. Hastalıkla ilişkili bazı genetik ve çevresel faktörler bulunmaktadır; fakat bu faktörleri rolü belirli değildir. Bununla birlikte, hastalığın vücudun immün sisteminin bağırsaklarda bulunan bakterilere karşı bir yanıtı olduğu düşünülmektedir. Birçok bilim adamı dış kaynaklı bir ajanın (bakteri veya virüs) immün sistemle etkileşiminin bağırsak duvarında bir atağı tetikleyerek kronik enflamasyona ve nihayetinde ülserasyona ve bağırsak hasarına neden olduğuna inanmaktadır.

Belirtileri;

  • Kalıcı ishal (bazen kanlı olabilir)
  • Karın bölgesinde kramp ve ağrı
  • Kilo kaybı
  • Halsizlik veya yorgunluk
  • Şişkinlik hissi
  • Rektal (makat) kanama
  • Göz kızarıklığı veya ağrı
  • Ateş
  • Eklem ağrıları
  • Mide bulantısı veya iştah kaybı
  • Genellikle bacaklarda kırmızı, ağrılı şişmiş cilt lekeleri
  • Ağız ülseri

Teşhisi;

  • Kan testi
  • Dışkı testi
  • Kolonoskopi ve endoskopi
  • Bilgisayarlı tomografi ve MR
  • Biyopsi

Bazen teşhis için aynı tetkikler birden fazla yapılmak zorunda kalınabilir. Crohn hastalığının kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Uygulanan tedavi seçenekleri hastalığın şiddetini ve sıklığını azaltmaktadır.

Hastalığın belirtileri göz önüne alındığında ülseratif kolit ile karıştırılabilmektedir. Ancak ülseratif kolit sadece kalın bağırsağı etkilerken Crohn hastalığı sindirim sisteminin her hangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Bunun yanında ülseratif kolit kolon mukozasının en dıştaki doku tabakasını etkilerken, Crohn hastalığı kalın bağırsak dokusunun tüm katmanlarını etkileyebilmektedir.

Tedavisi;

Chron hastalığı, hiçbir zaman tam olarak iyileştirilemeyen kalıcı bir hastalıktır. Hasta bireyler, Chron hastalığının alevlendiği ve durgunlaştığı çeşitli periyotlar geçirir. Alevlenme dönemlerinde daha yoğun olmak üzere çeşitli ilaç tedavileri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanan hastalarda hastalık önlenemese de yol açtığı semptomların minimuma indirilmesi mümkündür. Bunun dışında Chron hastalığının yaklaşık olarak %50 – %70’lik kısmı yaşamları boyunca en az bir kez cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyar. Özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi müdahale tercih edilmektedir.

Chron hastası bireyler, yaşamları boyunca özel bir beslenme planı çerçevesinde hareket etmelidir. Özellikle yüksek posa oranına sahip besinler hastalığı tetiklediğinden mümkün olduğunca az tüketilmeli, özellikle aktif (alevlenme) dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır. Bireylerin ishal veya kabızlık sorunu yaşadığı dönemlerde de Chron hastalığı diyeti buna göre düzenlenmelidir.

Bunun dışında hastalığın aktif dönemlerinde bireyler ağır sporlar ve fiziksel güç gerektiren hareketler yapmaktan kaçınmalı, mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Sonuç olarak Chron hastalığına sahip olan bireylerde doktor ve diyetisyen eşliğinde yapılan tedavilere gereken özen gösterilerek hastalığın yol açtığı sorunlar en aza indirilebilir, bu sayede yaşam kalitesi büyük ölçüde artırılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Arter Hastalığı nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm dünyada en yaygın görülen kalp hastalıklarının başında gelen Koroner Arter Hastalığı, kalp kasını besleyen atardamarların daralması veya tıkanması ile kalbe giden kan akışının azalması ya da kesilmesine bağlı oluşan kalp rahatsızlıklarından biridir. Zamanında fark edilmez ve önlem alınmazsa, kalp krizine gidecek bir süreç yaşanabiliyor. Erken tanıyla değiştirilen yaşam biçimi, hastalığın oluşma riskini düşürüyor.

Koroner damarlar, kalp kasını besleyen damarlardır. Bu damarlar kalp kasını çepeçevre sarar ve bu damarlarda meydana gelen daralma, tıkanıklık ya da diğer hastalıklar kalp kasının canlılığını yitirmesine ve ölmesine sebep olmaktadır. Bu durumda kanın kalpten sağlıklı bir şekilde vücuda pompalanmasında yetersizlik oluşur. Sonuç olarak çabuk yorulma ve vücudun yeterli oksijeni alamamasına bağlı şikâyetler ortaya çıkar. Tedavi edilmediği takdirde, koroner arter hastalığı iyice ilerleyerek, kalp kaslarının kalıcı hasar görmesine ve ciddi kalp hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Nedenleri;

Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen damarlar olan koroner arterlerin duvarında kolesterol içerikli yağlı plakların birikerek yıllar içinde damarı tıkaması sonucu oluşmaktadır. Damar duvarındaki yağ birikim sürecine “ateroskleroz”  denir. Ateroskleroz ile kalp damarının giderek tıkanması kalp kasının oksijensiz kalmasına ve uzun vadede kalp yetersizliğine yol açmaktadır.

Belirtileri;

Koroner arter hastalığının şiddeti ve bulguları kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu yüzden bazı vakalarda hastalık hiçbir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe semptomlar daha belirgin hâle gelir. Kalbin yeterince beslenememesine bağlı olarak kişide göğüs ağrısı şikayeti ortaya çıkar. Bazı vakalarda kolda uyuşma gibi belirtiler görülebilir. Fiziksel aktivite sırasında zorlanma, sıkıştırıcı nitelikte ağrı gibi yakınmalar, istirahatle birlikte geçer. Ayrıca koroner arter hastalığına bağlı olarak solunum güçlüğü, göğüste baskı hissi, yanma ve yorgunluk gibi belirtiler de görülebilir.

Koroner arter hastalığı kimlerde görülür?

Koroner arter hastalıkları genelde 40 yaş ve üzeri kişilerde ortaya çıkar. Erkeklerde görülme olasılığı, kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Özellikle ailesinde koroner arter hastalık geçmişi olan kişiler, riskli grupta kabul edilir. Östrojen hormonunun, koroner hastalıklardan koruma görevi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle koroner arter hastalık, kadınlarda menopoz döneminden sonra, daha sık görülmektedir.

Koroner arter hastalığına neden olan risk faktörleri nelerdir?

Yaş, cinsiyet ve genetik faktörler dışında koroner arter hastalığının oluşmasındaki en büyük etken; yanlış beslenme biçimi ve zararlı alışkanlıklardır. Sigara, koroner arter hastalığının ortaya çıkmasında çok büyük bir tetikleyicidir. Aşırı yağlı beslenmek ve az hareketlilik de kolesterolün yükselmesine neden olur. Kolesterol yükseldikçe, koroner damarların içerisinde “atherosklerotik plak” dediğimiz yağ tabakası oluşma riski artar ve koroner damarlar zamanla tıkanabilir.

Tedavisi;

Kalp damar hastalığı teşhisi konan hastalara 3 farklı tedavi yöntemi uygulanıyor. Bunlar ilaç tedavisi, perkütan koroner girişimler ve açık kalp ameliyatı. Bunların içerisinden en uygun tedavi şekline hasta ve doktor birlikte karar veriyor.

İlaç tedavisi; Kalp damar hastalığı teşhis edilmemiş (birincil koruma) ve edilmiş (ikincil koruma) hastalarda ilaç tedavisi farklılık gösteriyor. Her kalp damar hastasının her gün 100-300 mg aspirin kullanması gerekiyor. Ancak her sağlıklı bireye aspirin kullanması önerilmiyor. Yalnızca sağlıklı birey olmasına rağmen 10 yıllık kalp krizi geçirme olasılığı yüzde 6’nın üzerinde çıkan kişilerin de aspirin kullanması öneriliyor.

Yine birincil korumada hastaların diyabet ve tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmaları önemli. Birincil ve ikincil korumada kolesterol ilaçlarının başlama kriterleri de farklı. Diğer kullanılan ilaç grupları hemen hemen aynı.

Koroner anjiyoplasti ve stent uygulamaları; Kalp damarlarındaki yerel daralmaların cerrahi olmayan bir yol ile açılması işlemine koroner anjiyoplasti (balonla damar açılması) adı veriliyor.

Kasık atardamarlarından girilerek, kalbin damarlarına doğru itilip buraya yerleştirilen ‘kılavuz tel’ aracılığıyla sönük durumdaki balon, bu kılavuz tel üzerinden kaydırılarak darlığın olduğu bölgeye yerleştiriliyor ve dışarıdan verilen basınçla şişirilip (yaklaşık 3 cm. boyunda ve 3-4mm. eninde) kalp damarı tıkanıklığı açılmış oluyor.

Bypass; Koroner arter bypass cerrahisi, tıkalı veya daralmış olan arter kısmın ötesinde başka bir yol oluşturarak, kalbin yeniden beslenmesine olanak tanıyor. Birden fazla tıkalı damar durumunda birden fazla bypass işlemi gerçekleştiriliyor.

Bypass yapmak üzere kullanılacak damar ya da diğer adıyla greftler göğüs, kalp ya da bacaktan alınarak tıkalı koroner artere bağlanıyor. Sıklıkla kullanılan greftler göğüs duvarından alınan meme atardamarı, koldan alınan aort damarı ve bacaktan alınan toplardamarı oluyor.

Minimal invaziv yöntemler; Minimal invaziv bir teknik olan endoskopik cerrahide, özel endoskopik cihazlar ile göğüs bölgesine açılan küçük kesilerin içerisinden açık kalp operasyonları gerçekleştirilebiliyor. Ameliyat sırasında cerrahi enstrümanlar, tamamen cerrahın kendi kontrolünde oluyor.

Endoskopik yöntem ile koroner bypass işlemi, kapak tamirleri, kapak değişim işlemleri, kalp deliklerinin kapatılması ve ritim tedavisi için ablasyon işlemleri uygulanabiliyor.

Robotik cerrahi; Ameliyat amaçlı geliştirilmiş bir robot, cerrahların yönlendirmesi sonucunda operasyonu gerçekleştiriyor. Robotik cerrahinin endoskopik cerrahiden temel farkı, cerrahın bir monitörden izleyerek robotun kollarını uzaktan kumanda ederek çalıştırmasıdır.

Ameliyat sırasında cerrah, hastanın yattığı masanın biraz ilerisinde bulunan, ameliyatı kumanda edebileceği bir konsola oturuyor. Bu konsoldan görüntü alıyor ve robotun kollarını hareket ettirebiliyor. Cerrah da, bu görüntüler eşliğinde, bir cerrah eli gibi hareket edebilen robotun diğer kollarını harekete geçirerek zor ve hassas bir ameliyatı gerçekleştiriyor.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Konversiyon Bozukluğu (Histeri) nedir? Detaylar

Psikolojik etkenlerin neden olduğu ve fiziksel bir bozukluğu düşündürecek biçimde bedensel işlevsellikte değişme ya da kayıplarla giden bir bozukluk olarak tanımlanan konversiyon bozukluğu (KB) Batı ülkelerinde giderek azalma gösterdiğinin bildirilmesine rağmen ülkemizde hala sık karşılaşılan bir bozukluktur.

Konversiyonun kelime anlamı döndürmedir. Konversiyon bozukluğu çeşitli ruhsal sıkıntıların (üzüntü, korku, utanç, öfke) bedensel sorunlara (konuşamama, bayılma, felç, güçsüzlük, duyu kaybı vb) dönüşmesi anlamına gelir. Bu  hastalarda yapılan bütün tetkik ve incelemelere rağmen bu belirtilere neden olabilecek bir bedensel hastalık bulunamaz. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat fazla görülmektedir. Her yaşta görülebilir, çocuklarda da nadiren görülebilir, sıklıkla ergenlik ve gençlik döneminde ortaya çıkmaktadır. 10 yaşın altında ve 35 yaşın üstünde seyrek görülmektedir.

Nedenleri;

Konversiyon bozukluğu çeşitli ruhsal zorlanmalar karşısında bazı bireylerin tepki verme biçimidir, yani kişinin başa çıkamadığı sorunlar, çevresel olaylar (aile içi tartışma, ailevi sorunlar, şiddete maruz kalma, kendisine yakıştıramadığı bir olaydan dolayı kendisini suçlama veya başkaları tarafından suçlanma, aşırı korku, endişe, pişmanlık) olduğunda bu duruma verdiği tepkisi biçimidir.

Disosiyatif bayılma veya kendinden geçmeyi kişinin olumsuz yoğun duygulardan geçici olarak uzaklaşmasını sağlayan bir korunma düzeneğidir. Bu tür bayılmalar elektrikli cihazları yüksek voltajdan koruma işlevi gören sigortanın yüksek voltaj geldiğinde atarak elektriği kesip sistemi kapatmasına benzer. Birey bilinçli bir haldeyken kaldıramayacağı yoğun olumsuz duygulara (öfke, üzüntü, utanç, korku vb) maruz kaldığında “sigorta atarak” kişi bilincini kaybetmekte ve bu yoğun ruhsal acıdan geçici olarak kurtulmaktadır.

Disosiyatif bozukluk sakin, kibar, insanları üzmek istemeyen ve onlara hayır diyemeyen insanlarda sık görülür. Buna dayalı olarak ta konversiyon bozukluğu olan ve çevresi ile sözel iletişim kuramayan ve sıkıntılarını paylaşamayan insanların bu sıkıntılarının bedene yansıyarak bir anlamda bedenleriyle sıkıntılarını dile getirdikleri düşünülmektedir. Belirtiler her tür ruhsal baskı yaratan olaya bağlı çıkabilir (yas, ölüm, tartışma, ekonomik güçlük, ailevi sorunlar)

Konversiyon belirtileri ruhsal olarak iki yarar sağlar: İlk olarak kişi kendisinde sorun yaratan ruhsal sıkıntıdan kurtulur, ayrıca dolaylı olarak rahatsızlığı nedeniyle çevresinin tutumu daha destekleyici hale gelip kendisine anlayış gösterilebilir.

Bazı durumlarda ortaya çıkan belirtilerin kişinin yaşadıklarıyla bağlantısı olabilir örneğin görmemesi gereken bir olaya tanık olan bir kişide körlük veya işitmemesi gereken şeleri işiten bir kişide konuşamama ortaya çıkabilir. Konversiyon bozukluğu olan kişilerin belirtileri bazen aile veya yakın akraba ve komşularda görülen hastalık belirtilerini taklit edebilir. Örneğin yakın çevresinde gerçek bir sara hastası veya bayılma tipi konversiyon bozukluğu olan bir kişide konversiyon bozukluğu oluşursa buna benzer bayılmalar görülebilir.

Belirtileri;

Konversiyon bozukluğu, yaşanan psikolojik sıkıntılar sonucunda bazı bireylerin bedensel olarak vermiş olduğu tepkilerdir. Yani ana neden yaşanan psikolojik sorunla başa çıkamamadır. Bayılma, felç geçirme, güçsüzlük veya duyu kayıplarıyla kişi içinde bulunduğu olumsuz psikolojik durumlardan kaçmaya çalışmaktadır. Yani kişiler aslında sağlıklı bir halde iken yaşadıkları olumsuzlukları kaldıramayan bünyeleri böyle tepkiler vermektedir.

Konversiyon bozukluğu daha çok kadınlarda görülmekle birlikte genele göre daha sakin, kibar, karşısındaki insanları kırmak istemeyen veya hayır demekte zorlanan insanlarda daha fazla görülmektedir. Her yaşta görülebilen bu rahatsızlık çocuklarda çok nadir görülmekle birlikte daha çok ergenlik ve gençlik dönemlerinde kendini göstermektedir.

Tanısı:

Kişiye konversiyon bozukluğu tanısı konulabilmesi için, bedensel yakınmasına eşlik eden fiziksel bir sorunu bulunmamalıdır. Yani bayılma, kol veya bacaklarda uyuşma veya hissizlik-güçsüzlük, ses kısılması, görememe gibi bedensel şikayetlerin, fiziksel bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkmış olması gerekir. Bu nedenle, öncelikle fiziksel nedenlerin kapsamlı bir şekilde araştırılması gerekir. Konversiyon bozukluğu olan kişiler, öykü aktarırken genellikle ortaya çıkan bedensel sorunları önemsizmiş gibi anlatırlar. Bu duruma güzel aldırmazlık (la belle indifférence) denir.

Tedavisi;

Konversiyon bozukluğu yaşadığı şüphelenilen hastaların öncelikle bedensel olarak incelenmeleri gerekmektedir. Yaşanan rahatsızlıkların fiziksel sebeplerden değil de psikolojik sebepler yüzünden ortaya çıktığı anlaşıldıktan sonra ise konversiyon bozukluğu tanısı konulup tedavi süreci başlatılabilir.

Konversiyon bozukluğu çeken hastalarda en önemli nokta hastanın konuşabilir düzeye geldiği zaman yani kendisini ifade edebilmeye başladığı zaman psikiyatri hekimine görünmesidir. Psikolojik terapiler ve ailenin desteği ile tedavi sürecinde olumlu anlamda ilerlemeler sağlanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolesterol nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bir tür lipit olan Kolesterol, karaciğerin doğal olarak ürettiği, mumsu, yağ benzeri bir maddedir. Hücre zarlarının, belirli hormonların ve D vitamini oluşumu için hayati öneme sahiptir. Kolesterol suda çözünmez, bu nedenle kanda kendi başına dolaşamaz. Kolesterolün taşınmasına yardımcı olmak için karaciğerin lipoprotein üretmesi gerekir.

Kolesterol, hayvan hücrelerinin zarlarında bulunan ve aynı zamanda kan plazmasında taşınan, vücutta özellikle endokrin sistem ve sindirim sisteminde birtakım görevlere sahip olan yağ benzeri bir maddedir. Hayvansal kaynaklı besinlerde bulunan ve bu besinlerin tüketilmesi ile vücuda alınan kolesterol, aynı zamanda vücutta da karaciğer başta olmak üzere ince bağırsak, böbrek üstü bezleri, üreme organları gibi pek çok dokuda sentezlenir. Tüm vücut hücrelerinde bulunan ve hücre zarının temel bileşenleri arasında yer alan kolesterolün vücutta pek çok işlevi vardır.

Buna karşılık kandaki kolesterol seviyesinin normalin üzerine çıkması, kalp ve damar hastalıkları ve safra kesesi hastalıkları gibi pek çok hastalığa zemin hazırlar. Kanda biriken kötü kolesterol, damar duvarlarına yerleşerek damar tıkanıklarının oluşmasına neden olur. Ayrıca yine normalden yüksek seviyede olan kolesterol, safra kesesinde bulunan bazı maddeler ile birleşerek safra taşlarının oluşumuna yol açabilir.

Kolesterol çeşitleri;

Kolesterol, vücut için gerekli maddelerden biridir. Hücre duvar yapısına katkıda bulunmasının yanı sıra sindirim sistemi organlarından biri olan bağırsaklarda, safra asitlerinin oluşumunda da rol oynar. Vücudun D vitaminini işlemesinde, üreme ve kortizol hormonlarının üretilmesinde önemli bir role sahiptir. Kolesterolün dolaşım sistemi aracılığıyla taşınabilmesi için suda çözünebilir nitelikte olması gerekir.

Suda çözünme özelliği bulunmayan kolesterolün kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde lipoproteinlerle paket edilir. Farklı bir deyişle karaciğerde protein ile birleştirilir. İki farklı lipoprotein türü bulunur. Lipoproteinlerin türleri aynı zamanda kolesterol çeşitlerini de belirler:

  • HDL (İyi kolesterol): Yalnızca vücut tarafından sentezlenebilen HDL, besinler yoluyla alınamaz. Halk arasında iyi huylu kolesterol olarak da bilinen HDL, tıpta yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak tanımlanır. Doku ve damarlarda bulunan kolesterolün karaciğere taşınmasını sağlayarak kan düzeyindeki kolesterol seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur. Vücudun ihtiyaç duyduğu kolesterol miktarının üzerindeki kolesterolün vücutta birikmesini engelleyerek damar sertliği gibi sağlık problemlerinin önlenmesine etki eder. İyi kolesterolün kan düzeyindeki her 1 mg/dL’lik artışı kalp damar hastalıklarının gelişme riskini %2 oranında artırır. Herhangi bir sağlık problemi olmasa bile 20 yaşından sonra her bireyin en az 5 yılda bir kez HDL kolesterol düzeyini ölçtürmesi gerekir. HDL değerinin doğru şekilde yorumlanabilmesi için diğer kan parametrelerinin de bilinmesi gerekir.
  • LDL (Kötü kolesterol): Kolesterolün dokulara taşınmasını sağlayan LDL, halk arasında kötü kolesterol olarak bilinir. Kolesterolün dokulara fazla miktarda taşınmasına bağlı olarak kişinin kan damarı duvarlarında ateroskleroz olarak tanımlanan damar sertliği oluşur. Dolaşım sistemindeki kolesterol yüksekliğine bağlı olarak aterosklerotik plakların zaman içinde birikmesiyle ortaya çıkan damar sertliği, yaşamsal fonksiyonları bulunan doku ve organlara kan akımının bozulmasına neden olur. Kalp krizi, böbrek yetmezliği ve inme gibi çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Farklı bir deyişle kan düzeyindeki LDL değerinin 10 mg/dL artması, kişinin kalp krizi geçirme riskini %20 oranında artırır. LDL sonucunun doğru yorumlanabilmesi için HDL gibi diğer kan değerlerinin de ölçülmesi gerekir. 20 yaşından sonra herkesin en az 5 yılda bir kez kolesterol düzeylerini ölçtürmesi gerekir.

Kolesterol belirtileri nelerdir?

Kolesterol, hücre yapısının inşa edilmesinde kullanılan, hormon ve enerji üretimine katkıda bulunan, balmumuna benzer bir yağdır. Vücudumuz, ihtiyaç duyduğu miktarda kolesterol üretebilmektedir, aynı zamanda tükettiğimiz gıdalardan da kolesterol alırız

Kolesterol fazlası (yüksek kolesterol), kolesterolün yapısı nedeniyle bir süre sonra damarlarda birikmeye ve plakalar oluşturmaya başlar.

Yüksek kolesterol tek başına bir hastalık değildir ancak, damarları etkilemesi nedeniyle başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere hayati tehlike taşıyan diğer hastalıklara yol açabilir.

Yüksek kolesterol belirtileri;

Basitçe özetlemek gerekirse, iyi (HDL) ve kötü (LDL) olarak 2 ana kolesterol tipi bulunmaktadır.

İyi kolesterol, kötü kolesterol seviyesinin düşürülmesine ve damarlardaki plak tabakalarının temizlenmesine yardımcı olurken, kötü kolesterol damar tıkanıklığına, kalp hastalıklarına ve kan dolaşımı sorunlarına yol açar.

Yüksek kolesterolü, sağlık açısından bu kadar tehlikeli yapan şey genellikle kötü kolesterolü yüksek olan kişilerde herhangi bir belirti görülmemesidir.

Yani, uzun yıllar yüksek kolesterol seviyeleriyle yaşasanız dahi damar veya kalple ilgili bir sorun yaşanmadıkça kolesterol seviyenizin normalden yüksek olduğunu fark etmeyebilirsiniz. Eğer bu dönemde kolesterol ölçümü yaptırmadıysanız kolesterol damarlarda birikmeye başlamış olabilir.

Yüksek kolesterol sizi hasta yapmaz, günlük yaşantınızı etkilemez, belirtisi yok denebilecek kadar azdır ve genellikle rutin kontroller sırasında yapılan testlerle belirlenebilmektedir.

Nadir olmakla birlikte yüksek kolesterolü bulunan bazı kişilerde, cilt tabakasında biriken kolesterol göz çevresiyle el ve ayaklarda kabarıklıklara yol açabilir. Bu kabarıklıklar yağ bezesine benzer şekillerde görülebilir.

Yüksek kolesterolün riskleri;

Kolesterolün yüksek olup olmadığını bilmemek maalesef yol açabileceği hastalıkları önlemez. Uzun süre yüksek kolesterolü bulunan kişilerin karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biri damar tıkanıklığıdır.

Kolesterolün damar duvarına yapışmasıyla başlayan süreç, zaman içinde damarın elastikiyetini kaybederek sertleşmesi ve kan akışı için kullanılan yolun daralmasıyla devam eder.

Bu plaklar damarları çatlatabilir ve çatlaklarda kan pıhtılaşması oluşabilir. Pıhtılaşma, zaten kolesterol birikimi nedeniyle daralan damarı iyice daraltabilir ve kan akışını durma noktasına getirebilir. Tüm bunların sonucunda da inme ve kalp krizi gibi hayati tehlike yaratan sağlık sorunları görülebilir.

Kolesterol neden yükselir?

Kolesterol vücudumuz tarafından (karaciğer) üretilebildiği için gıdalardan aldığımız kolesterol genel olarak kolesterol fazlası olarak kabul edilebilir.

Omega 3 ve omega 6 gibi esansiyel yağ asitleri içeren gıdalar (badem, keten tohumu, balık, fındık…) sağlıklı yağ ve iyi kolesterol kaynakları arasında gösterilirken, doymuş yağ oranı yüksek gıdalar (margarin, tereyağ, yağlı peynir, tam yağlı süt…), trans yağ içeren gıdalar (kızarmış patates, krakerler, kızartma yemekler, hazır kurabiye, fast-food…) yüksek kolesterol tetikleyicileri arasındadır.

Fiziksel olarak aktif olmamak, spordan uzak durmak ve aşırı kilolu olmak yüksek kolesterolün diğer nedenleri arasında sayılmaktadır. Tabii her fazla kilosu bulunan insanın kolesterol seviyesi yüksek olacak diye bir genelleme yapmak doğru olmaz ancak, fazla kilosu bulunanların çoğunda yüksek kolesterol görülmektedir.

Yaş aldıkça kolesterol seviyesi de artmaya başlar. Bu nedenle uzmanlar, 20 yaşından sonra her 5 senede bir, 40 yaşından sonra her 1-2 senede bir kolesterol ölçümü yaptırılmasını öneriyor.

Eğer yüksek kolesterolünüz varsa ve bunu beslenme ile kontrol altında tutmaya çalışıyorsanız, hangi yaşta olduğunuza bağlı olmadan, her yıl kolesterol ölçümü yaptırmanız gerekiyor. Kolesterol ilacı kullanıyorsanız doktorunuz büyük ihtimalle her 6 ayda bir kolesterol ölçümü isteyecektir.

Düzenli olarak egzersiz yapmanıza ve ideal kilonuzda olmanıza rağmen kolesterolünüz yüksek çıktıysa bunun nedeni aile bireylerinizden birinin kolesterolünün yüksek olması olabilir. Yüksek kolesterol genetikle yakından ilgilidir ve kalıtımsal olarak diğer aile bireylerine miras kalabilir. Son olarak, hipotiroid, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer hastalıkları gibi bazı hastalıkların kolesterolü yükselttiği bilinmektedir.

Yüksek kolesterol tanısı nasıl koyulur?

Kolesterol seviyesinin ölçümü için laboratuvar testi yapılması gerekir. Kan tahlili öncesinde test sonuçlarının etkilenmemesi için 12 saatlik açlık gerekir. Alınan kan numunesinde kan düzeyindeki LDL, HDL ve trigliserid düzeyleri ölçülür ve oranları belirlenir.

Trigliserid, kanda bulunan bir diğer lipit türüdür ve vücudun ihtiyaç duymadığı yağlar trigliserid formunda depolanır. Sağlıklı bireylerde LDL düzeyi 130 mg/dL, total kolesterol 200 ml/dL ve trigliserid 150 mg/dL düzeyinin altındadır. HDL ise kadınlarda 40 mg/dL, erkeklerde ise 50 mg/dL değerinin üzerinde olmalıdır. Elde edilen veriler ışığında kolesterol tanısı koyulur.

Yüksek kolesterol nasıl tedavi edilebilir?

Kolesterol tedavisi, ilaçlı olarak yapılsa da tedavi mutlaka yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmelidir. Farklı bir deyişle tek başına ilaç tedavisi kolesterolün dengelenmesini sağlayamaz. Lipit değerlerinin düşürülmesi için en iyi yol, yaşam tarzının değiştirilmesidir. Yağlı besinlerin tüketiminin sınırlandırılması, sıvı yağ tüketiminin tercih edilmesi, besleyici değeri düşük yüksek kalorili besinlerden kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, fazla kiloların verilmesi, iyi kolesterol düzeyinin artmasını ve trigliserid değerinin düşmesini sağlar. Ayrıca düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme, LDL düzeyinin de %10 ila %15 oranında düşmesini sağlayabilir. Yaşam tarzında yapılan değişikliklerle kolesterol düzeyi çoğunlukla istenilen düzeye geriler. Bu durumda tedavi için ilaç kullanılmasına gerek kalmaz. Ancak tüm çabalara rağmen kolesterol seviyesinin dengelenmemesi durumunda tedavi ilaçla desteklenir.

Kolesterol diyeti;

Hekimin önerileri de göz önünde bulundurularak diyetisyen tarafından hazırlanacak olan bir beslenme planı uygulanarak beslenme yolu ile vücuda alınan kolesterol miktarının azaltılması, bu sayede kandaki yüksek kolesterol düzeyinin normale indirilmesi amaçlanır. Kolesterolün tamamı hayvansal kaynaklı besinler ve hayvansal yağlar ile vücuda alınmakta olduğu için bu besinlerin beslenme planı içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması ile kolesterol diyeti hazırlanır. Bu diyet ile vücuda günlük olarak alınan kolesterol miktarı 300 mg’ın altında tutulabilir.

Süt ve süt ürünlerinin yarım yağlı veya yağsız olanlarının tercih edilmesi, kolesterol seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olan Omega 3 ve Omega 9 yağ asitlerini içeren besinlerin tüketilmesi, kırmızı et tüketiminin haftada 1-2 günü geçmemesi, tavuk etinin yağlardan zengin olan derisiz kısımlarının tercih edilmesi diyetin temel ilkeleri arasında yer alır. Kolesterol diyeti uygulayan kişilerde kolesterol seviyesini yükselten ve vücuda daha pek çok farklı zarara yol açan trans yağ asitlerini içeren fast food ürünlerinin de tüketilmemesi gerekir. Tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar diyetten çıkarılırken taze sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilir.

Kolesterol diyetlerinde oldukça fazla tartışılan bir besin olan yumurta hakkında bilim dünyasında pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Fakat son yapılan çalışmalarda yumurtanın kolesterol içeriğinin yüksek görünmesine karşın yağ asidi örüntüsünün oldukça dengeli olması nedeniyle kan kolesterolünü yükseltici etki sağlamadığı üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle protein kalitesi oldukça yüksek ve besleyici olan yumurtanın kolesterol diyetlerinde haftada 2-3 kez tüketiminde herhangi bir sakınca olmadığı belirtilmektedir. Eğer siz de yüksek kolesterol tanısı almış bir birey iseniz bir sağlık kuruluşuna başvurarak rutin kan testlerinizi düzenli olarak yaptırmalı hekiminizin vereceği öneriler doğrultusunda tedavi planınızı uygulamaya özen göstermelisiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolesistit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kolesistit, karnın sağ tarafında yer alan armut şeklindeki sindirim organı olan Safra Kesesinin akut veya kronik iltihaplanması durumudur. Safra kesesi iltihap sırasında şişer ve kırmızılaşır. Organda sıvı birikimi, ikincil bir enfeksiyon geliştirebilir.

Karın ağrısı, kusma ve ateşe neden olabilen Safra Kesesi iltihaplanmasının iki çeşidi vardır. Akut veya kronik iltihaplanmadır.

  • Kronik safra kesesi iltihabı’nda safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür
  • Akut safra kesesi iltihabı bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür

Nedenleri;

Safra kesesi iltihabı vakalarının çoğunda safra kesesi taşları görülür. Bunlar safra pigmentleri, kolesterol ve kalsiyum tuzlarından oluşan küçük kristal benzeri kitlelerdir. Safra taşları genellikle kendi başlarına semptomlara neden olmaz. Safra kesesi iltihabı riski yaşla birlikte artmaktadır. Diğer risk faktörleri şunlardır:

  • Safra kanalını tıkayacak ve sıkıştıracak şekilde oluşan ve büyüyen tümörler
  • Her hangi yaralanma, darbe ve travma
  • Safra kanalı tıkanıklığı
  • Enfeksiyon
  • Kan damarı sorunları
  • Gebelik
  • Şişmanlık
  • Diyabet
  • Safra taşı geçmişi
  • Hızlı kilo kaybı
  • Kadınlarda aybaşı halleri
  • Soğuk algınlığı
  • Mide rahatsızlıkları
  • Bağırsak hastalıkları
  • Karaciğer hastalıkları
  • Böbrek veya kalp hastalıkları
  • İsteri
  • Yorgunluk
  • Stres
  • İştahsızlık

Belirtileri;

  • Mide ağrıs
  • Bulantı veya kusma
  • Baş ağrısı
  • İştahsızlık
  • Aniden çıkan ateş
  • Baş dönmesi
  • Dilde beyaz pas
  • Yorgunluk görülür
  • Midenin üzerine bastırılınca da ağrı hissedilir

Bu belirtiler özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında artar.

Tedavisi;

Safra kesesi iltihabının uzun vadede tek çözümü, safra kesesinin alınmasıdır. Bu işlem esnasında şu anda kullanılan teknikler sayesinde, safra kesesi vücutta açılan 1 cm çapında bir delikten dışarı alınabilmektedir. Sürekli tekrarlayan vakalarda zaman kaybetmeden safra kesesi alınmalıdır.

İlaç tedavisi; İlaç tedavisi sadece safra kesesi iltihabının belirtilerini dindirir. Hastaya sıvı, antibiyotik ve ağrı kesici verilir. Ne yazık ki safra kesesi iltihabını tekrarlamayacak şekilde tedavi edecek bir ilaç tedavisi henüz geliştirilmemiştir.

Taş aldırma; Cerrahi operasyonla safra kanalında oluşan taşlar alınabilir. Ancak tecrübeler göstermiştir ki operasyondan kısa bir süre sonra tekrar taş oluşumu başlar.

Paylaşın

KOAH nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılan KOAH, akciğerlerdeki hava keseciklerinin iltihapla tıkanması sonucunda, şiddetli öksürük gibi şikâyetlere yol açan kronik bir hastalıktır. KOAH’ ın akciğerde yarattığı değişiklikler diğer hastalıklara da sebep olabilmektedir. Bu yüzden KOAH hastası olan kişilerde bu hastalığa amfizem ve kronik bronşit gibi tanılar da eşlik edebilir.

Nefes alma ile birlikte akciğerlere dolan temiz hava bronşlar tarafından emilir ve temiz hava içerisinde yer alan oksijen, kan ile dokulara ulaştırılır. Koah hastalığının oluştuğunda bronşlar tıkanarak akciğer kapasitesinin büyük oranda azalmasına neden olur. Bu durumda alınan temiz hava akciğerlerden yeteri kadar emilemez, dolayısıyla kan ile dokulara yeterli oksijen iletimi sağlanamaz.

Nedenleri;

  • Sigara, pipo, nargile gibi tütünlerin tüketimi en büyük nedenler arasındadır.
  • Hava kirliliğinden kaynaklı çeşitli gazlar, nefes alışverişlerde zorluklar yaratır.
  • Kimyasallar
  • Yakıtlar
  • Genetik faktörler

Belirtileri; Öksürük, balgam, nefes darlığıdır. Diğer şikayetler ise:

  • Bol terleme
  • Dilde, dudaklarda, parmak uçlarında morarma
  • Şiddetli baş ağrısı
  • Çarpıntı
  • Gündüzleri uyuklama, geceleri uykusuzluk
  • Zihinsel faaliyetlerde azalma, unutkanlık, dikkatsizlik
  • Aşırı sinirlilik
  • Şiddetli halsizlik, yorgunluk
  • Zayıflama
  • Cinsel güçte azalma
  • Mide rahatsızlıkları, karında şişkinlik ve hazımsızlık
  • Kabızlık
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi
  • Ellerde titreme

Hastalığın ilk yıllarında sabahları öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri varken sigara içmeye devam edilirse hastalık ilerler, öksürük şiddetlenir, balgam miktarı artar. Daha sonra nefes darlığı şikayeti ortaya çıkar. Hastalığın erken dönemlerinde hızlı yürüme, merdiven çıkma, koşma gibi eforlarda nefes darlığı hissedilirken hastalık ilerledikçe istirahatte dahi nefes darlığı oluşur.

Hastaların şikayetleri kirli ve soğuk havalarda, kış aylarında ve nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ile artış gösterir. Ağır KOAH hastalarında sadece akciğerlere yönelik şikayetler ortaya çıkmaz, kalp ve dolaşım bozukluklarına bağlı şikayetler de görülmeye başlar. Hastalığın ilerlemesi ile oksijen destek tedavisi ve solunum cihazına bağlanma ihtiyacı gelişebilir.

Tanısı;

KOAH tanısı kişinin muayenesi sonrası şikayetleri de göz önünde bulundurularak konulmaktadır. KOAH tanısı için hekiminiz tarafından birden fazla test önerilebilir. Bu testlerden bazıları; Akciğer röntgeni, kan sayımı, biyokimya, arteryal kan gazı tayini, solunum testi ve hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tomografi çekimidir.

Solunum fonksiyon testi (spirometri) KOAH tanısının kesinleştirilmesinde kullanılan bir tetkiktir. Uzun dönemli nefes darlığı, öksürük ve balgam şikayeti olan, sigara kullanma öyküsü bulunan hastaların solunum hacimleri ve havanın solunma hızı tespit edilerek KOAH tanısının konmasında ve diğer akciğer hastalıklarından ayrıştırılmasında büyük önem taşımaktadır.

Akciğer röntgeni ile kan tetkikleri, özellikle bir akciğer enfeksiyonu şüphesinde kullanılmaktadır. Arteryal kan gazı ise solunum yetmezliği durumunda, yetmezliğin seviyesini ve türünü saptamak için kullanılmaktadır.

Tedavisi;

Koah tedavisi genellikle hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik değil, belirti ve rahatsızlıkların şiddetinin azaltılmasına yönelik girişimler içerir. Bu noktada tedavi için uygulanacak ilk adım, eğer kullanılıyorsa sigaranın bırakılması ve hava kirliliği bulunan ortamlardan uzaklaşılması olmalıdır. Sigaranın bırakılması ile birlikte bronşlardaki tıkanıklık şiddeti bir nebze hafifler ve kişinin nefes darlığı şikayeti büyük oranda azalır.

Tedavide önemli noktalar;

  • Sigara mutlaka bırakılmalıdır
  • Tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunulmamalıdır
  • İnhaler tedavisi dediğimiz nefes yoluyla alınan spreylerin doktorun önerdiği doz ve şekilde kullanılması önemlidir
  • İlerlemiş hastalıkta oksijen tedavisi gerekebilir, önerilen sürede kullanılmalıdır
  • Koruyucu aşıların, grip ve zatürre aşısı gibi yaptırılması önemlidir
  • Düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli, kilo almamaya özen gösterilmelidir
  • Düzenli doktor kontrollerine gitmek hastalığın kontrol altına alınması, alevlenmelerin yaşanmaması, daha kaliteli bir yaşam için önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kleptomani nedir? Nedenleri, Tedavisi

Kleptomani (çalma hastalığı), maddi veya mali bir şey elde etme veya kar etme arzusu yerine psikolojik bir zorunluluk durumudur. Kleptomani, hırsızlık dürtüsüne direnmede tekrarlayan bir başarısızlıktır. Çoğu kleptomani vakasında, kişi ihtiyaç duymadığı şeyleri çalar. 

Çalınan eşyalar genellikle çok az değerlidir veya hiç değeri yoktur ve ödemeye karar vermiş olsalardı, çoğu zaman eşyayı kolayca karşılayabilirlerdi. Kleptomanili insanlar hırsızlığa yol açan anksiyete, gerginlik ve uyarılma ile hırsızlık sırasında zevk ve rahatlama hissi ile güçlü hırsızlık dürtüsü hissederler. 

Birçok kleptomanik, hırsızlık eylemi bittikten sonra da suçlu veya pişmanlık hisseder, ancak daha sonra bu dürtüye karşı koyamaz. Kriminal hırsızlığın aksine, kleptomani hastaları, çaldıkları eşyalar nadiren kullanırlar. Muhtemelen onları saklar, atar veya arkadaşlarına ve ailelerine hediye verirler.

Nedenleri;

Kleptomaninin nedenleri konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ünlü psikiyatr Sigmund Freud’a gore kleptomaninin kaynağı, bireyin içindeki bastırılmış cinsel çatışmalardır. Çalınan nesneler kişiye bir tür cinsel doyum sağlamaktadır. Her ne kadar biraz zorlamayla her tür nesneye cinsel bir anlam yüklenebilirse de bu kuramın kanıtlanması oldukça güçtür.

Bir başka görüşe göre ise kleptomani, toplumdan öç alma yoludur, yani simgesel düzeyde kişinin, kendi gücünü kanıtlama ya da çocuklukta yaşanan somut ve soyut yoksunlukları giderme yoludur. Ancak, bu kuramları destekleyecek kanıtlar elde edilse bile, tedavide fazla bir yardımı olmayabilmektedir.

Belirtileri;

Gerçek kleptomani, sürekli yinelenen ama her seferinde farklı, değersiz nesnelerin çalınması biçiminde kendini gösterir. Bu nedenle yalnız bir kez çalma girişiminde bulunan çocuk, ergen ya da yetişkin, ruhsal bakımdan uygun bile olsa kleptoman sayılmaz. Aynı biçimde, sürekli olarak aynı tip nesneler, sözgelimi kadın iç çamaşırı çalan birine de kleptoman denilemez; çalınan malın cinsi değişmemektedir.

Genellikle bir kleptomanın hırsızlık anında ne yaptığının farkında olmadığı sanılır ama bu görüş doğru değildir. Bazıları da yaptıklarına gerekçeler yaratırlar, sözgelimi çaldıkları malın aslında kendilerine verildiğini öne sürer ya da daha önceki gelişlerinde malın parasını ödemiş olduklarını söylerler. Ancak kleptomanın bunları kendini zor durumdan kurtarmak için uydurması söz konusu değildir, inanarak söyler. Başka bazı durumlarda da kleptoman, ne yaptığının farkındadır ama gerçekleştirdiği edimin ne tür sonuçlara yol açacağını bilmez.

Teşhisi;

Kişi olası kleptomani semptomları için tedavi görmeye karar verdiğinde, hem fiziksel hem de psikolojik bir değerlendirmeye tabi tutulur. Fiziksel değerlendirme, semptomları tetikleyen altta yatan herhangi bir tıbbi neden olup olmadığını belirlemek için gereklidir. Kleptomani belirti ve semptomlara dayanarak teşhis edilir. Hastalığın teşhisi Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı’ndaki (DSM-5) kriterler kullanılarak konulur.

Bir tür dürtü kontrol bozukluğu olduğu için teşhisi kesin olarak belirlemek için hekim aşağıdaki yöntemlere başvurabilir:

  • Dürtüler hakkında ve bu dürtülerin hastayı nasıl hissettirdiğine dair sorular sormak
  • Kleptomani dürtülerini tetikleyip tetiklemediğini belirlemek için, belirli durumların listesini gözden geçirmek
  • Hastaya psikolojik anketler uygulamak veya öz değerlendirme formları doldurtmak

Tedavisi;

Kleptomani seyrek olarak görülen bir rahatsızlıktır. Bu yüzden genel bir tedavi yöntemi de yoktur. Hatta bazı hastalar, nedeni bilinemeyen bir şekilde tedavi olma konusunda oldukça isteksiz davranırlar. Tedavi yöntemleri içerisinde en çok kullanılanı “örtük duyarlılaştırma”dır. Bu yöntem kısa sürmesi nedeniyle çok fazla tercih edilir. Hastadan, hırsızlık anını baştan sona gözünün önüne getirmesi istenir. Daha sonra terapist yardımıyla olumsuz sonuçları hayal edilir (Örneğin, yakalanmak, mahkemeye çıkarılmak, gazetelere manşet olmak gibi).

Terapist, hastanın bu hırsızlık sonucunda aile ve arkadaşlarından alacağı tepkileri olabildiğince karamsar ve olumsuz bir tabloyla anlatır. Çalma eylemi sonucundaki sıkıntı ve stres ile hastanın koşullanması sağlanır. Bunun sonucunda hastada nefret uyanır ve bir daha hırsızlık yapmak istemez. Bu yöntem işe yaramazsa psikiyatri uzmanlarının önereceği başka yollar denenmelidir.

Risk faktörleri;

Kleptomani genellikle gençlik yıllarında veya genç erişkinlik döneminde başlar, ancak yetişkinlikte veya daha sonraki dönemde de başlayabilir. Teşhis konulmuş olan hastaların yaklaşık üçte ikisi kadındır.

  • Aile öyküsü: Kleptomanisi ya da obsesif kompulsif bozukluğu olan veya alkol ya da başka bir madde kullanım bozukluğu olan bir ebeveyn veya kardeş gibi birinci dereceden bir akrabaya sahip olmak, kleptomani riskini artırabilir
  • Başka bir psikolojik rahatsızlık varlığı: Kleptomanisi olan kişilerde genellikle bipolar bozukluk, anksiyete bozukluğu, yeme bozukluğu, madde kullanım bozukluğu veya kişilik bozukluğu gibi başka bir psikolojik bozukluk vardır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Klamidya nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Chlamydia Trachomatis adlı bakterinin neden olduğu Klamidya, cinsel yolla bulaşan ve sık görülen bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır. Kalıtsal bir hastalık olmayan Klamidya, gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar arasında en sık görülenidir.

Klamidya, uzman bir doktor tarafından tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği zaman özellikle kadınlarda kısırlık gibi geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Klamidya; vajinal, oral ve anal seks ile bulaşır.

Bu hastalık hem erkekleri hem de kadınları etkilemekle birlikte çoğunlukla (%50 ila %70 oranında) asemptomatik seyreder. Diğer bir deyişle, kişi kendisinde klamidya enfeksiyonu olsa bile hiçbir şikâyet hissetmeyebilir ve bu enfeksiyonu istemeden partnerine bulaştırabilir. Klamidya, kadınlarda servisit, üretrit ve PIH (Pelvik İnflamatuvar Hastalık) gibi enfeksiyonlara neden olurken, erkeklerde üretrit, epididimit ve prostatit oluşturabilir.

Belirtileri;

Klamidya sessiz bir enfeksiyon olarak bilinir çünkü enfekte insanların bir çoğunda semptom görülmez veya herhangi bir muayene bulgusu yoktur. Klamidya enfeksiyonuna sahip bir insanla cinsel beraberlik sonrası enfeksiyonun ne kadar zamanda ortaya çıkacağı tam olarak bilinmese de, şikayetlerin ortaya çıkması haftalar sürebilir. Klamidya varlığı kültür ile kanıtlanan erkeklerin sadece %10’unda, kadınların ise %30’unda şikayet vardır.

Kadınlarda, bakteri öncelikle rahim ağzını enfekte eder (servisit) ve buna bağlı şikayetler ortaya çıkar (örn; mukopurulan akıntı, vajinal kanama). Bazen işeme kanalı enfekte olur (üretrit) ve bu durum idrar yaparken yanma, sık sık tuvalete gitme veya yapılan idrar tetkikinde lökosit görülmesine sebep olabilir.

Rahim ağzından başlayan enfeksiyon, bazen rahime ve üreme kanalı tüplerine yayılabilir; bunun sonucunda pelvik inflamatuar hastalık denilen ve kadınların infertil olmasına neden olabilecek bir durum ortaya çıkabilir. Pelvik inflamatuar hastalık şikayete neden olmayabileceği gibi şiddetli pelvik ağrı, genital muayenede hassasiyet gibi şikayetlere de neden olabilir.

Şikayetleri olan erkeklerde tipik olarak üretrit bulguları (penisten mukuslu veya sıvı kıvamında akıntı, idrar yaparken yanma) görülür. Enfekte olan erkeklerin az bir kısmında epididimit gelişebilir ve bu hastalarda tek taraflı yumurtalık ağrısı, yumurtalıkta hassasiyet ve şişlik görülür.

Klamidya bakterisi hem kadınlarda, hem de erkeklerde makat enfeksiyonuna da yol açabilir. Çoğu zaman makattaki Klamidya herhangi bir şikayete neden olmazken, nadiren proktatit şikayetlerine (makatta ağrı, makattan akıntı, makatta  kanama) neden olabilir. Klamdiya enfeksiyonlu kişilerin genital salgıları eğer göze bulaşırsa; göz enfeksiyonu (konjuktivit) gelişebilir. Klamidya enfeksiyonu enfekte bir kişiyle yapılan oral seks sonrası boğaza yerleşebilir, fakat genellikle herhangi bir şikayet oluşturmaz.

Tanısı;

Klamidya testi bir kişinin enfekte olup olmadığını kesin olarak öğrenmek için tek yoldur. Kadın hastada idrar örneği veya vajinal muayene ve  vajinal akıntı örneği ile testine göre tanı konur. Erkekler içinde, ya bir idrar örneği veya penisin ucunda ya da üretra ağzından alınmış sürüntü ile tanısal test yapılabilir. Birçok laboratuvar artık sadece bir idrar örneği almak yoluyla güvenli sonuca ulaşabilmektedir.

Klamidya testi nedir?

Klamidyaya sebep olan bakterinin araştırılmasına klamidya testi denir. Klamidya testi en sık sitolojik inceleme ve bakteriyel kültür ile yapılır. Klamidya teşhisi için yapılabilen diğer diğer testler antijen tayini, direkt floresan antikor (DFA), enzim immunoassay (EIA) ve nükleik antijen amplifikasyon testleri (NAAT) olabilir.

Tedavisi;

Enfeksiyon tanısı konduktan sonra klamidya tedavisi basit ve etkilidir. Tedavide kullanılan antibiyotik tabletler hasta tarafından düzgün ve doğru alınırsa %95 etkili olabilir kısa bir sürede şifa sağlanabilir. Eğer hasta bebek istiyorsa yani korunmuyorsa hamile olma olasılığına karşı doktorun haberdar olması önemlidir. Bunlara ek olarak hastanın son 6 ay içindeki cinsel partnerleri de sorgulanıp test edilmeli ve ihtiyaç durumunda tedaviye alınmalıdır.

Korunmak için ne yapabilirim?

  • Cinsel ilişkiden kaçının
  • İlişkilerde prezervatif kullanın
  • Partnerinize durumu bildirin, onun da tedavisi gerekebilir
  • Düzenli kontrollerinizde klamidya testi yaptırabilirsiniz
  • Gebeyseniz doktorunuza danışın

Komplikasyonları nelerdir?

Kadınlarda tedavi edilmeyen klamidya enfeksiyonu rahim ve fallop tüplerine yayılarak pelvik enflamatuar hastalığa (PID) neden olabilir. Üreme sistemine kalıcı hasar verebilen PID; pelvik ağrıya, kısırlığa ve ektopik (dış) gebeliğe yol açabilir. Birden fazla kez klamidya enfeksiyonu geçirmiş kadınlar, üreme komplikasyonları açısından daha yüksek risk altındadır.

Erkekler ise genellikle klamidyadan dolayı ciddi bir sağlık problemi yaşamazlar. Ender olarak klamidya erkeklerde epididimisi (sperm taşıyan tüp) enfekte edebilir. Bu durum ağrıya, ateşe ve nadiren kısırlığa neden olabilir. Hem erkekler hem de kadınlar klamidya enfeksiyonu nedeniyle reaktif artrit geliştirebilir. Reaktif artrit, vücuttaki bir enfeksiyona reaksiyon olarak ortaya çıkan bir artrit türüdür. Tedavi edilmeyen klamidya, HIV / AIDS’e yakalanma olasılığını da artırabilir.

Klamidya taşıyan annelerden doğan bebekler, göz enfeksiyonları ve zatürre geçirebilir. Çalışmalar gebelerde belirti gösteren ya da göstermeyen Klamidyal enfeksiyonların görülme sıklığının %2 ila %24 arasında olduğunu göstermektedir. Enfekte anneden doğan bebeklerde ise %22 ila %44 arasında ilk bir-iki hafta içerisinde konjonktivit, %11-20’sinde de zatürre gelişmektedir. Klamidya aynı zamanda, bebeğin erken doğmasına neden olabilir. Bu nedenle özellikle hamile anne adaylarının ilk doktor ziyaretleri sırasında, klamidya açısından test edilmeleri önemlidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın