Siyasette Mal Varlığı Tartışmaları: Şeffaflık Mı, Siyasi Hesaplaşma Mı?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki mal varlığı tartışması, şeffaflık talebi ile hukuki sınırlar arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı; siyaset ile hesap verebilirlik ilişkisi bir kez daha sorgulanıyor.

Haber Merkezi / Türkiye’de siyaset bazen tek bir başlık etrafında hızla ısınır. Son günlerde bu başlık: mal varlığı açıklamaları.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yargı dünyasının dikkat çeken isimlerinden Akın Gürlek arasında yükselen tartışma, yalnızca iki isim arasındaki bir polemik değil; sistemin nereye evrileceğine dair daha derin bir soruyu da beraberinde getiriyor.

Özgür Özel’in çıkışı, siyasetin en güçlü meşruiyet zeminlerinden birine yaslanıyor: kamu adına yetki kullananların şeffaf olması gerektiği fikri. Bu yaklaşım, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok demokrasisinde kabul gören bir standart. Ancak mesele teoride bu kadar netken, pratikte aynı açıklıkla ilerlemiyor.

Akın Gürlek cephesinden gelen yaklaşım ise daha temkinli. Hukukun çizdiği sınırlar, kişisel verilerin korunması ve prosedürlerin dışına çıkılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu da tartışmayı farklı bir zemine taşıyor: Şeffaflık ne kadar, hangi sınırlar içinde?

Tam da bu noktada tartışma teknik bir konudan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüşüyor.

Çünkü Türkiye’de mal varlığı meselesi çoğu zaman bir sistem önerisinden çok, bir siyasi hamle olarak gündeme geliyor. Taraflar değişiyor ama yöntem değişmiyor: biri açıklama çağrısı yapıyor, diğeri buna karşılık veriyor ve tartışma kısa sürede kişisel bir gerilime evriliyor.

Oysa gerçek ihtiyaç, kişilerden bağımsız bir düzen.

Eğer mal varlığı beyanı, tüm kamu görevlileri için standart hale getirilir, bağımsız kurumlar tarafından denetlenir ve düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılırsa, bu tartışmaların tonu da doğal olarak değişir. Şeffaflık, bir “silah” olmaktan çıkar, kurumsal bir güven mekanizmasına dönüşür.

Bugün yaşanan tartışma ise bu noktadan hâlâ uzak. Daha çok bir siyasi refleks, bir karşı hamle görüntüsü veriyor. Bu da toplumda şu algıyı güçlendiriyor: Şeffaflık talebi, ilkesel olduğu kadar araçsal da kullanılıyor.

Belki de asıl mesele burada düğümleniyor.

Türkiye, mal varlığı tartışmasını bir polemik konusu olmaktan çıkarıp bir hukuk standardına dönüştürebilecek mi?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasında yaşanan gerilim, bu sorunun güncel bir yansıması. Eğer bu tartışma kalıcı bir düzenleme ihtiyacını tetiklerse, anlamlı bir kırılma noktası olabilir.

Ama eğer yine kişisel atışmaların arasında kaybolursa, siyaset bir kez daha aynı döngüyü üretmiş olacak.

Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalacağız: Şeffaflık gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece gerektiğinde başvurulan bir argüman mı?

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Bilirkişi” Davası 30 Mart’a Ertelendi

Hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep edilen İmamoğlu’nun “bilirkişi” davası 30 Mart Pazartesi gününe erteledi. Davanın 2. duruşması 26 Eylül’de yapılmıştı.

Haber Merkezi / Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, “yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla açılan davanın üçüncü duruşması yapıldı.

Salona duruşmayı izleyenlerin alkışları eşliğinde getirilen İmamoğlu, TSİ 10:09’da kürsüye gelerek savunmasına başladı. Yaklaşık 1 saat 25 dakika konuşan İmamoğlu’nun savunması sırasında izleyiciler, CHP’nin cumhurbaşkanı adayını alkışladı.

İmamoğlu savunmasında, “Bu işi organize edenlere sesleniyorum. En büyük duruşma salonu yapılıyor. Görüyorum ki inşaatı başlamış. Boynunuza asacağınız o kara leke madalyonu, hayırlı uğurlu olsun. Ey iktidar, 64 yıl sonra aynı ayıbı, aynı utancı tekrar ediyorsunuz. Bu zihniyet, bu ülkeye Silivri’de Yassıada’yı kuruyor, hayırlı uğurlu olsun. Tarihe kara bir leke olarak geçtiniz” diye konuştu.

Savunmasında davanın siyasiliğini eleştiren İmamoğlu, “Hakikati söyleme cesaretini yargılıyorsunuz. Bir cümlem, bir teşebbüsüm değil; çürümüş düzeni söylememdir. Bu kötülükleri söylemek ne zamandır ihanet sayılıyor. Asıl teşebbüs, milleti etkisiz bırakmayı teşebbüstür. Siyaseti kelepçelemeye teşebbüstür. Bana diyorsunuz ki ‘Yanlış yapanı anlatamazsın’. Bunu bana kim söyleyebilir? Hiçbir yurttaşa kimsenin söyleme hakkı yok” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

“Benim sustuğum gün bu ülke konuşamaz hâle gelir. O yüzden susmuyorum. Doğruları söylemeye, hak, hukuk mücadelesini büyütmeye devam edeceğim. Hiçbir fert de durmasın.”

Davanın arka planı

Davanın merkezinde, İmamoğlu’nun 27 Ocak’ta Saraçhane’de yaptığı “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısında kullandığı ifadeler yer alıyor. Söz konusu toplantıda, bazı belediyelerle ilgili soruşturmalarda bilirkişi olarak görev alan bir kişinin, daha önce sahte bilirkişi raporu düzenlemekten yargılandığını öne süren İmamoğlu, “Savcılar herhalde biliyordur bunu” demişti.

Bu açıklamanın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hızla harekete geçerek İmamoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı. Aynı hafta, söz konusu bilirkişiyle yapılan bir telefon görüşmesini ekrana taşıyan Halk TV yöneticisi Suat Toktaş da tutuklanmış, hakkında “Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması” ve “Bilirkişiyi Etkilemeye Teşebbüs” suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştı.

İmamoğlu hakkında hangi dava ve soruşturmalar var?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı iken Ekrem İmamoğlu 19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “yolsuzluk” ve “terör” suçlarından başlattığı iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alındı. 23 Mart’ta “yolsuzluk” soruşturmasından tutuklandı ve görevden uzaklaştırıldı.

Ekrem İmamoğlu hakkında, “terör” soruşturması kapsamında verdiği ifadesinde iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle yeni bir soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nun “terör” soruşturması için 23 Mart’ta verdiği ifadesinde Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli olan iki Cumhuriyet Savcısı hakkındaki sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan 13 Mayıs’ta soruşturma başlatıldığını açıkladı.

“Terör soruşturması”, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerde gündeme gelen “kent uzlaşısına” dayanıyor. İmamoğlu’nun siyasi kariyeri açısından en kritik süreçlerden bir diğeri de kamuoyunda “ahmak davası” olarak bilinen dava.

Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerde İBB Başkanı seçildi. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İBB Başkanlığı seçimini iptal etmesinin ardından 23 Haziran 2019’da yinelenen seçimi İmamoğlu bu kez 806 bin oy farkla kazandı.

İmamoğlu, aynı yıl Ekim ayında Fransa’nın Strasbourg kentinde seçimlerin iptal edilmesini eleştiren sözleri sonrası dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile polemiğe girdi. İmamoğlu hakkında “YSK üyelerine hakaret ettiği” iddiasıyla iki yıl sonra 28 Mayıs 2021’de dava açıldı.

İmamoğlu, İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 14 Aralık 2022’de 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ve kendisine Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 53’üncü maddesi uyarınca hakkında “siyasi yasak” hükmü uygulandı. Karar istinafa taşındı; dosyada henüz bir karar verilmedi.

Belediyelere yönelik soruşturmaların hızlandığı tarihlerde İmamoğlu’nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek hakkında söylediği sözler de dava konusu oldu.

İmamoğlu, geçmişte Adalet Bakanı Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Gürlek’in bu sebeple tarafsız olamayacağını söyleyerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalarının siyasi nitelikte olduğunu iddia etmişti.

İmamoğlu’nun bu yorumları nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma 20 Ocak 2025’te kabul edildi.

“Tehdit ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef göstermek” suçlamalarıyla yargılanacak olan İmamoğlu’nun 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması, kamu görevinden menedilmesi, seçme ve seçilme ehliyetinden yoksun bırakılması talep ediliyor. Dava 11 Nisan’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

İmamoğlu’nun diplomasının iptaline giden süreçte açılan soruşturma 1990 yılında Kuzey Kıbrıs’taki Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne yaptığı yatay geçişin usulsüz olduğu ve üniversite diplomasının geçersiz olduğu iddialarıyla 22 Şubat’ta açıldı.

İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında “resmi belgede sahtecilikle” suçlandı.

İBB Başkanı İmamoğlu CHP’nin cumhurbaşkanı adayını belirlemek amacıyla 23 Mart’ta yapılan ön seçimlere katılmak için 21 Şubat’ta adaylık başvurusunda bulunmuştu. İstanbul Üniversitesi 18 Mart’ta İmamoğlu’nun diplomasını iptal etti.

2023 yılında İmamoğlu hakkında Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı 2015 yılında düzenlenen bir ihale ile ilgili de dava açıldı. İmamoğlu hakkında bir diğer dava 25 Ekim 2022 tarihinde yaptığı konuşmada Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı hakkındaki sözleri nedeniyle açıldı.

İmamoğlu ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen etkinliklerde yapılan harcamalar sebebiyle “görevi kötüye kullanma” suçlaması ile de bir soruşturma açıldı. Soruşturma henüz davaya dönüşmedi.

Paylaşın