Avrupa Konseyi ‘Osman Kavala’ İçin Düğmeye Bastı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) iş insanı Osman Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdi. 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde bu sürecin başlatılması için gerekli 32’den fazla üye Ankara aleyhine el kaldırdı.

Resmi kararın yarın açıklanması bekleniyor. Bakanlar Komitesi, Türkiye’de bir sonraki Kavala duruşmasının 17 Ocak olması nedeniyle bu süreyi bir hafta erteledi ve 19 Ocak olarak belirledi. Avrupa Konseyi ve diplomatik kaynaklar bu durumu “Ankara’ya son bir şans daha tanındı” şeklinde değerlendiriyor.

Bakanlar Komitesi Kavala konusunu 2 Şubat’taki toplantıda yeniden ele alacak. Bu toplantıya kadar Kavala’nın AİHM kararı uyarınca tahliye edilmesi halinde ihlal prosedüründen vazgeçilmesi gündemde.

Böyle bir durumda Kavala dosyası Bakanlar Komitesi önünde işlem görmeye devam edecek. Aksi halde Bakanlar Komitesi aynı gün ikinci bir karar daha alarak ihlal prosedürü için AİHM’ye resmen başvurulacağını ilan edecek. Türkiye 47 devletten oluşan Avrupa Konseyi’nin bir üyesi ve kendi ulusal anayasasına göre AİHM kararlarına uymakla yükümlü.

Dosya AİHM’ye giderse?

Dosya AİHM’ye gönderilirse Büyük Daire adı verilen 17 yargıçlı kurul tarafından ele alınacak. Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazına” ilişkin 46’ncı maddesinin 5’inci bendi temelinde dosyayı işleme koyacak. İçinde Türk yargıcın da olacağı bu daire Türkiye ve Osman Kavala’nın avukatlarından savunma isteyecek. Gerekli görürse Strasbourg’da duruşma düzenleme kararı alabilecek.

Büyük Daire AİHM’nin Osman Kavala kararının yerine getirmediğini tespit ederse, alınacak önlem veya yaptırımları değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesine gönderecek. Yerine getirildiği tespitinde bulunursa, davayı, incelenmesine son verilmesi konusunda nihai kararı alması için Bakanlar Komitesine iletecek. Büyük Dairenin davayı 2022 yaz aylarına kadar sonlandırabileceği belirtiliyor.

AİHM, Osman Kavala’nın gözaltı koşullarıyla ilgili davada kararını 10 Aralık 2019 tarihinde açıklamıştı. Kararda, Kavala’nın “hukuk dışı nedenlerle ve susturulmak için hapiste tutulduğu” sonucuna varılmış ve bu ihlalin ortadan kaldırılması için Kavala’nın “derhal tahliye edilmesi” gerektiğine hükmedilmişti.

Karar Mayıs 2020’de kesinleştikten sonra AİHM kararlarının infazının denetleyicisi olan Bakanlar Komitesi gündemine gelmişti. Bakanlar Komitesinin karar gereği Kavala’nın tahliye edilmesi için bugüne kadar yaptığı çağrılar sonuçsuz kalmıştı.

Paylaşın

Türkiye’ye Osman Kavala Yaptırımları Yolda!

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen hak ihlali kararını görüşmek üzere bu hafta bir kez daha Strasbourg’da toplanıyor.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre; Avrupa Konseyi’ni oluşturan 47 ülkenin büyükelçilerinden oluşan Komite’nin AİHM’nin “Kavala derhal tahliye edilmeli” kararını yerine getirmeyen Türkiye hakkında Çarşamba günü “ihlal prosedürü” kararı alması, resmi kararın da hafta sonuna doğru açıklanması bekleniyor.

Bakanlar Komitesi, Eylül ayındaki son AİHM gündemli toplantısında Ankara’nın Kavala hakkındaki kararı yerine getirmediğini not edip 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında yapılacak bir sonraki toplantıya kadar serbest bırakılmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46’ncı maddesi gereği bu davaya ilişkin olarak Türkiye hakkında “ihlal prosedürü” başlatacağı ihtarında bulundu.

Ankara o tarihten sonra Strasbourg’a gönderdiği görüşlerde AİHM’nin Kavala davasında ihlale hükmetmesine neden olan tutukluluk halinin 18 Şubat 2020 tarihinde sonlandığını, Kavala’nın şu anda başka bir davada Türk Ceza Kanunu’nun 309’uncu maddesi (cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırma) temelinde yargılandığını savundu.

Kavala’nın avukatları ve İfade Özgürlüğü Derneği ise Bakanlar Komitesi’ne ilettikleri görüşlerde, Ankara’nın AİHM kararını yerine getirmemekte ısrar ettiğini belirterek AİHS’nin 46’ncı maddesi gereği ihlal prosedürünün başlatılması çağrısında bulundu.

Peki ihlal prosedürü nedir, süreç nasıl işliyor?

AİHS’nin 46’ncı maddesi gereği AİHM’nin kesinleşen kararları, infazı denetleyecek olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderiliyor. Bu maddenin 4’üncü bendi, AİHS’ye taraf bir devletin bir kesin karara uymayı reddetmesi halinde, Bakanlar Komitesi’ne o devlete ihtarda bulunduktan sonra, görüş için AİHM’ye başvurma yetkisi tanıyor. Bu işlem bir ara karar (interim resolution) ile gerçekleşiyor.

Başvuru için 47 üye ülkenin 3’te 2’sinin onayı gerekiyor. Bu çoğunluğun bulunmasının ardından söz konusu ülkenin hükümetine resmi bildirimde bulunulup konuya ilişkin görüş belirtmesi için yaklaşık altı hafta süre veriliyor. Bu sürenin sonunda da AİHM önündeki süreç başlıyor. AİHM sürecinin ne kadar süreceği konusunda bir kriter bulunmuyor. Ancak Strasbourg’daki gözlemciler “en az altı ay” yorumunda bulunuyor.

Osman Kavala hakkında 17 Ocak’taki duruşmada tahliye kararı çıkması halinde büyük olasılıkla AİHM sürecine, yani ihlal sürecinde ikinci evreye geçilmeyecek. Konu, Bakanlar Komitesi önünde işlem görmeye devam edecek.

AİHM, büyük Avrupa coğrafyasını temsil eden Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin en önemli organlarından biri. Avrupa Konseyi’nin icra organı olan Bakanlar Komitesi ise AİHM kararlarının infazının denetimininden de sorumlu. Bakanlar Komitesi’ne bu yetkiyi AİHS veriyor. AİHS’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı”yla ilgili 46’ncı maddesi kapsamında Bakanlar Komitesi’ni oluşturan 47 Avrupa ülkesi, AİHM kararlarını görüşmek üzere her üç ayda bir olmak üzere yılda dört kez Strasbourg’da büyükelçiler düzeyinde toplanıyor.

AİHM, daha önce herhangi bir davada hükmetmiş olduğu kararın yerine getirilmediği yönünde tespitte bulunursa, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderecek. Olası yaptırımlara, Osman Kavala hakkındaki yargı sürecinin gidişatı ve konjonktüre göre, esasen siyasi bir organ olan Bakanlar Komitesi karar verecek.

Türkiye’ye ne tür yaptırımlar uygulanabilir?

AİHM tarafından hükmedilen Osman Kavala kararı yerine getirilene kadar Avrupa Konseyi bünyesinde Türkiye’ye karşı giderek yoğunlaşan yaptırımlar uygulanabilecek. Türkiye’nin bazı Avrupa Konseyi organlarındaki oy hakkı elinden alınması, Avrupa Konseyi’ndeki üst düzey makamlara Türk personel ataması yapılmaması, Türkiye’de üst düzey Avrupa Konseyi toplantıları düzenlenmemesi veya ziyarette bulunulmaması örnek olarak gösteriliyor.

Konunun Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) ve Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (AYBYK) bünyesinde siyasi bir karakter kazanması da olasılıklar arasında. Kavala dosyasının önce Avrupa Konseyi ardından da AB gibi diğer Avrupa kurumlarının Türkiye raporlarına artan biçimde olumsuz yansıyacağı yorumları da yapılmakta.

Yunan cuntası örneği

Olası yaptırımların en ileri aşaması olarak kimi Avrupa devletlerinin Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğini sorgulamaya başlayabileceği de konuşuluyor. Avrupa Konseyi tarihinde bu durum bugüne kadar sadece bir kez Yunanistan’daki askeri cunta döneminde yaşandı. 1967’de iktidara gelen cunta, Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği için defalarca uyarıldıktan sonra üyeliğinin düşürülmesi için karar tasarısı hazırlandı. Kendisini Fransa’dan başka bir ülkenin desteklemediğini gören cunta, karar tasarısının oylanacağı 12 Aralık 1969 tarihinde Avrupa Konseyi üyeliğinden kendisi çekildi.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri

AB üyelik perspektifi pratikte sonlanmış olan Türkiye için 1949’dan bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyi büyük önem taşıyor. Avrupa Konseyi Türkiye’nin siyasi planda Avrupalı olduğunun tescillendiği yer. Avrupa ailesinin parçası olmak, bu aile içinde söz sahibi olabilmek için mutlaka Avrupa Konseyi üyesi olmak gerekiyor. Bugüne kadar hiçbir Avrupa ülkesi Avrupa Konseyi üyesi olmadan AB üyesi olamadı. Bunun faturası ise demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında müşterek Avrupa standartlarına uyum sağlamak. Türkiye 1954’te onayladığı AİHS’yi kaleme alan 12 Avrupa ülkesinden biri.

Paylaşın

AİHM’den KHK İle Görevden Uzaklaştırılan 427 Yargı Mensubu İçin ‘Hak İhlali’ Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 15 Temmuz darbe girişimi sonrası terör örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) görevden uzaklaştırılan bir grup hakim ve savcı tarafından açılan davalarda hak ihlaline hükmetti.

Haber Merkezi / Tutuklamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu belirtilen kararda, başvuranların ilk tutukluluk hallerinin hukuka uygunluğuna ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilebilir olduğu, tutuklu bulundukları sırada hakim ve savcı olan başvuranların ilk tutukluluk hallerinin hukuka aykırılığı nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edildiği hükmü oy birliği ile alındı.

Kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde başvuranların her birine 5.000 Euro ödemesine hükmedildi.  15 Temmuz darbe girişimi sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Düzenine Karşı Suçlar Bürosu, yargı içinde “FETÖ” üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında soruşturma başlatmış, çok sayıda kişi tutuklanmıştı.

Türkiye’nin savunması kabul görmedi

Davacı yargıç ve savcılar, Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi oldukları gerekçesiyle, darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında alınan tedbirlere ilişkin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevden alınmıştı.

Türkiye’nin, görevden alınan hakim ve savcıların “örgüt bağlantılı” olmalarını “suçüstü hali” gösteren tezi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından kabul görmedi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası görevlerinden uzaklaştırılan devlet memurlarına ilişkin AİHM gündeminde yaklaşık 5 bin dava başvurusu daha bulunuyor. Bunların yaklaşık bin 200’ünü hakim ve savcılar tarafından açılan davalar oluşturuyor.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’yi Bir Kez Daha Mahkum Etti

AİHM, Vedat Şorli adlı kişinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmasının ‘ifade özgürlüğü ihlali’ olduğuna hükmederek, Türkiye’yi Şorli’ye 7 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti.

Kararda söz konusu davada Şorli’nin gözaltına alınmasının yargılama öncesi tutukluluk halini gerektirecek bir durum olmadığı vurgulandı. Mahkeme ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 299’ncu maddesiyle düzenlenen Cumhurbaşkanına Hakaret suçunun “ifade özgürlüğü” ile uyumlu olmadığına karar verdi.

Kararda devlet, hükümet veya herhangi bir yürütme, yasama, yargı organının, medyada eleştiri konusu olabileceği ifade edildi. Özel kanunlarla hakaretle ilgili daha fazla koruma sağlamanın konvansiyonun ruhuna aykırı olduğuna vurgu yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin cumhurbaşkanının itibarını savunmak için ona özel bir ayrıcalık geliştiremeyeceği belirtildi.

Emsal niteliğinde bir karar

Mahkeme Türkiye’yi Şorli’ye 7 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum etti. Ayrıca mahkeme Türkiye’den TCK 299’u AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesini istedi

Kararda Avrupa Konseyi’ne üye birçok devletin hakaret için hapis cezasını kaldırdığını vurgulayan mahkeme, Azerbaycan ve Türkiye gibi devletlerin buna devam etmesinden endişe duyulduğunu kaydetti. Cumhubaşkanına hakaret davaları ile ilgili verilen bu ilk karar emsal niteliği taşıması açısında önem arz ediyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Trabzonspor’dan AİHM hamlesi!

Haber Merkezi / 2010-11 sezonu şampiyonluğu için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurulduğunu duyuran Trabzonspor, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Kulübümüz, çalınan şampiyonluğunun iadesiyle ilgili mücadelesini sonuna kadar sürdürecektir.” ifadelerini kullandı.

“UEFA ve FIFA nezdinde yürüttüğü hukuki mücadeleler sonuçsuz kalmıştır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Bilindiği gibi 2010-11 sezonundaki şampiyonluğumuz şike yoluyla elimizden alınmıştır. Buna rağmen gerekli cezai yaptırımlar uygulanmamış, haklarımız da iade edilmemiştir. Kulübümüzün gerek ülkemizde gerekse UEFA ve FIFA nezdinde yürüttüğü hukuki mücadeleler sonuçsuz kalmıştır. Dünya ve Avrupa futbolunu yöneten bu iki kurumun verdikleri kararlarda 2010-2011 sezonunda şikenin varlığını kabul etmesine rağmen herhangi bir müdahalede bulunmaması, adalet bekleyenler tarafından anlaşılamamıştır.

Son olarak bir süre önce başvurduğumuz İFM kararı üzerine hukuki yollar tükenmiş, kulübümüze AİHM yolu açılmıştır. Yönetim Kurulumuzun kararıyla İsviçre’deki avukatlarımız çalışmalarını tamamlamış, AİHM başvurusunu bugün gerçekleştirmiştir. Kulübümüz, çalınan şampiyonluğunun iadesiyle ilgili mücadelesini sonuna kadar sürdürecektir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur…”

 

Paylaşın