Antalya: Limyra Antik Kenti

Limyra Antik Kenti; Antalya’nın Finike İlçesine bağlı Turunçova ve Sahilkent Beldeleri sınırlarında yer almaktadır. Antik kentte özel araçla ulaşılabilir. 

Limyra Antik Kenti, Toçak Dağı’nın güney eteklerinde, genellikle erken dönem yapıların yer aldığı akropol ile onun hemen güneyinde, şimdi karayolu ile ayrılan düzlükte Roma ve Bizans Çağı surları içinde kalan alanı kapsamaktadır. Limyra’nın adı, Likçe yazıtlarda “Zemuri” olarak geçer. Bu da şehrin en azından İ.Ö. 5’inci yüzyıldan itibaren yerleşim gördüğünün kanıtıdır.

Şehrin en aktif dönemi, İ.Ö. 4’üncü yüzyılın ilk yarısında Likya Kralı Perikle zamanıdır ki bu dönemde Limyra, Likya’nın başkenti durumundadır. Bölge ile ilgili tarihi kayıtlardan; Perikle’nin Likya Birliğini oluşturmak ve egemenlik sahasını genişletmek için uğraştığı yıllarda Pers hâkimiyetinin sözkonusu olduğu, ancak bu hâkimiyetin sadece sözde kalarak diğer şehirler gibi Limyra’nın da büyük bir serbesti içinde kaldığı anlaşılmaktadır.

Perikle Döneminden sonraki parlak devrini İ.S. 2 ve 3’üncü yüzyıllarda yeniden yaşayan Limyra, zaman zaman depremler yüzünden zarar görse de yeniden inşa edilmiştir. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan şehir, 8. ve 9’uncu yüzyıllarda Arap akınları sonrasında terk edilmiştir. Limyra Antik Kenti, 1970 yılından beri Avusturyalı arkeologlarca kazılmaktadır.

Değişik dönemlere ait buluntular, hem bölge tarihini aydınlatmış hem de Antalya Müzesine çok önemli buluntular kazandırmıştır. Antik kentin en kuzeyinde yer alan akropol, kuzeyde bir iç kale ile aşağı kaleden oluşmaktadır. Aşağı kalede, sur, sarnıçlar, Bizans Kilisesi ve Perikle Heroonu yer alır. İ.Ö. 4’üncü yüzyıla tarihlenen Kral Perikle’ye ait anıt mezar, mimarisinin Xanthos’taki Nereidler Anıtı’na benzemesi ve önemli parçalarının Antalya Müzesinde sergilenmesi ile ayrı bir önem arz eder.

Akropolün düzlüğe ulaştığı yerde Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarında, orijinali Hellenistik döneme ait olan, İ.S. 141 yılında büyük bir onarım geçiren tiyatro binası yer alır. Karayolunun güneyi; Limyros çayı ile doğu ve batı olmak üzere bölünmüş iki ayrı ada halindedir. Limyros’un batısındaki Erken Bizans Dönemi suru içindeki alan doğudakine göre daha eski kalıntılar içermektedir. Surun güney duvarı içerisinde “Ptolemaion” adlı yapı ortaya çıkarılmıştır. Hellenistik Dönem’de yapılan bu anıt ve ona ait Antalya Müzesi’nde sergilenen plastik eserler, Limyra kazılarının son yıllarda ele geçmiş önemli buluntularıdır.

Bu alanda yer alan bir diğer önemli yapı ise İmparator Augustus’un manevi oğlu Gaius Caesar’ın İ.S. 4 yılında yapılmış olan anıtsal mezarıdır. Bu anıt, Gaius Caesar’ın Kudüs’ten Roma’ya dönerken Limyra’da ölmesi nedeni ile inşa edilmiştir. Cenaze veya içinde küllerin bulunduğu urne Roma’ya götürülmüş ve onun anısına içinde naaşı olmayan anıtsal mezar yapılmıştır. Anıt mimarisinin yanında, onu çevreleyen mermer kabartmaları ile ünlüdür ki, bunlardan Antalya Müzesinde sergilenen yüksek kabartma, Augustus Dönemi realizmini sahnelemesi açısından mükemmel niteliktedir.

Limyra, Likya Bölgesinin en çok kaya mezarına sahip kentlerinden biridir. Antik kentte dört yüzü aşkın kaya mezarı yer almakta ve çoğu mezar Likya dilinde yazılmış kitabeleriyle ismen bilinmektedir.

Paylaşın

Antalya: Phellos Antik Kenti

Phellos Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Çukurbağ Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Kaş otobüsleri ve özel araçlar ile ulaşılabilir.

Phellos Antik Kenti kalıntılarına, Demre-Kaş karayolu üzerindeki Ağullu yerleşiminden Çukurbağ yönüne devam edilerek ulaşılır. Kaş’a inen virajlardan ayrılan patika ile de yürüyerek ulaşım sağlanması mümkündür.

Phellos kentine ilk kez coğrafyacı Hekataios tarafından İ.Ö. 500 civarında değinilmişse de bir hata yaparak şehrin Pamfilya’da olduğunu söyler. Phellos ve Antiphellos Yunanca isme sahip birkaç Lykia şehrinden biridir. “Taşlık ülke” anlamına gelen Phellos sözcüğünün Lykia dilindeki karşılığı ise “Vehinda” dır.

Çevresindeki dağlık bölgeye hâkim bir sırt üzerinde kurulmuş olan Phellos, M.Ö. IV. yüzyılda oldukça önemli bir kenttir. Antiphellos şehri, Phellos’un limanı iken, Helenistik Çağ’la birlikte kendi kurduğu liman kentinin gelişimiyle sönük kalır.

Tarihi hakkında fazla bilgi bulunmayan Phellos, mevcut kalıntısıyla büyük bir yerleşme yerinden çok bir savunma şehri, müstahkem mevki görünümündedir. Phellos’ta akropolü çevreleyen ve yer yer poligonal tekniğin görüldüğü sur dışında fazla yapı kalıntısına rastlanmaz.

Yaklaşık 550 metre uzunluk ve 200 metre genişliğindeki bir alana yayılmış olan Phellos Akropolisi, tümüyle surlarla çevrelenmiş olup bölgenin doğal oluşumu kireçtaşı bloklardan inşa edilmişlerdir. Surlarla bitişik doğu ve güney yönündeki kuleler ise rektagonal tekniktedir. Akropolün batı kenarında yer alan ev tipi kaya mezarı, Likya’nın ahşap ev mimarisini kaya gömütüne yansıtmış en özgün örneklerden birisidir.

Aile mezarı özelliğinde olup, mezar odasının üç tarafında klineler görülür. Akropolün kuzey yönündeki vadi içinde ve karşısındaki tepenin eteğinde yer alan çok sayıda lahit arasında kabartmalı olanı kentin en dikkat çekici eserleri arasındadır. Kireçtaşı bloklardan kaide, sanduka ve kapak olmak üzere üç parçadan oluşmuştur. Bu lahdin bir yanında sedire uzanmış elinde kadeh tutan mezar sahibinin tasviri vardır.

Ölünün iki yanında ayakta duran iki figür ile sedirin altında kuş figürleri görülür. Lahdin diğer yüzü belirsizdir. Lahdin kısa kenarlarından birinde savaşçı figürü diğerinde ise mezar sahibine miğfer uzatan savaşçı kabartmaları yer alır. İ.Ö 385-350 tarihli bu lahtin kapağının alın kısmında karşılıklı grifonlar fark edilir.

Paylaşın

Antalya: Arykanda Antik Kenti

Arykanda Antik Kenti; Antalya’nın Finike İlçesi, Arif Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Arif Köyü toplu taşıma araçları ile ulaşım sağlanmaktadır.

Arykanda Antik Kenti’nin ismi Likya dilinde “Ary-ka-wanda”, “yüksek kayalığın yanındaki yer” anlamına gelmektedir. Kentin adının filolojik açıdan yerli Anadolu dilini yansıtması, bölgenin en eski şehirlerinden biri olduğunu göstermektedir. Arykanda’nın yanı sıra, son yıllarda Limyra ve Patara’da ele geçen Geç Kalkolitik– Erken Bronz Çağı baltaları genel olarak bu bölgenin yoğun, olarak iskân edildiğine işaret etmektedir. Ancak, II.bine tarihlenen taş balta dışında, buluntulara dayanarak, şehir tarihini İ.Ö. 5’inci yüzyıldan önceye götürmek güçtür.

İ.Ö. 5’inci yüzyıla ait yerli beylerden Kuprili ve Aquwami’ye ait sikkeler, Pers egemenliği sırasındaki Arykanda’yı yansıtırken, bunu İ.Ö. 4’üncü yüzyıla tarihlenen Limyra Beyi Perikles’e ait sikkeler izlemektedir. Bu duruma göre Arykanda’nın bir süre Limyra egemenliğinde kalmış ve İskender ile birlikte el değiştirmiş olması gerekir. İskender’in ölümünden sonra bölgenin diğer şehirleri gibi Ptolemaiosların, ardından Seleukosların eline geçtiği, Apemea (Dinar) Barışı’ndan sonra ise Rodos’un kontrolüne girdiği bilinmektedir.

İ.Ö. 2’nci yüzyılda Arykanda’nın Likya Birliğine dâhil bir şehir olarak sikke bastığını görüyoruz. İ.S. 43’te İmparator Klaudius’un Likya Birliğine son verdiği tarihte Likya Bölgesi Pamphylia ile birlikte bir eyalet haline sokulmuş ve Roma’ya bağlanmıştır. İ.S. 2’nci yüzyılda Arykanda isminin çeşitli kaynaklarca çokça anıldığı bir dönemdir. İ.S. 240 yılında büyük depremden sonra kısmen onarılan şehir, Bizans egemenliği sırasında “Akalanda” veya “Orykanda” adıyla anılır.  Kalıntı ve Bizans kaynaklarına dayanarak 11’inci yüzyıla kadar varlığını bildiğimiz Arykanda’nın bu tarihten sonra yer değiştirmiş ve bugünkü karayolunun güneyine taşınmış olması mümkündür.

Arykanda kenti, Şahinkaya diye bilinen sarp bir kaya yüzeyinin dibinden başlayan, güneye eğimli arazi üzerinde yer almaktadır. Kentte en üst seviyede yer alan yapı, Şahinkaya’nın güney batı eteğindeki gözetleme kulesidir. Kulenin güneyindeki üçgen plan veren akropolün kentin ilk yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir. Bu alanın doğusunda Bouleuterion ve doğusundaki üç dükkânın kuzeyinde İ.Ö. 4’üncü yüzyılda inşa edilmiş Güneş Tanrısı Helios adına yapılmış tapınak bulunmaktadır.

Kentin gözetleme kulesinden sonra en üst seviyedeki diğer yapısı İ.S. 1’nci yüzyılda inşa edilen stadiondur. Tek uzun kenarlarında oturma sıraları yer almakta, diğer uzun kenar yamaca açılmaktadır. Bir alttaki terasta, bölgenin ufak fakat en iyi korunmuş tiyatrosu yer alır. En alttaki terasta ise agora ve meclis binası işlevi de veren odeon görülür. Şehrin güneydoğusunda bulunan gymnasium, hamamın hemen yanında yer almakta ve hamam-gymnasium görünümü vermektedir.

Şehrin “Doğu Nekropolü” olarak isimlendirilen mezar alanı, birçoğu ayakta kalmış anıt mezarlarla dikkati çeker. Birbirine teras görevi gören anıt mezarların tümü İ.S. 2nci yüzyıla ait olup bunların altındaki terasta çatı hizasına kadar ayakta kalmış hamam, şehrin iyi koruna gelmiş yapılarından biridir. Şehrin su ihtiyacı, büyük bir beceri ve su mühendisliği örneği gösteren tesislerle sağlanmaktadır. Aykırıçay’ın çıktığı yerde sarp kaya yüzeylerine oyulmuş dört ayrı seviyedeki kanal, şehre su getiren sistemin ana hatlarını oluşturur.

Paylaşın

Antalya: Syedra Antik Kenti

Syedra Antik Kenti; Antalya’nın Alanya İlçesi, Seki Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Alanya – Gazipaşa otobüsleri ile ulaşım sağlanmaktadır.

Kilikya Bölgesi’nin batı sınırı olarak önemini koruyan kentin antik dönemdeki ismi olan Syedreon adı ilk kez Roma İmparatoru Tiberius (M.S. 14-17) döneminde kentin kendi adına bastığı sikkelerde karşımıza çıkmaktadır. Çevresi surlarla korunan kenti iki büyük cadde enine kesmekte ve bunlara dik inen merdivenli sokaklar kent planını oluşturmaktadır.

Syedra Antik Kentine batıda halen ayakta olan anıtsal kapı aracılığı ile girilir. Su ihtiyacı ise güney batısında doğal kaynaktan beslenen (Sarnıç Mağarası), su depolama havuzları ile yağmur suları ile dolan çok sayıdaki küçük sarnıçlarla karşılanmaktadır. Duvarları Erken Hıristiyanlık Dönemi’nde yapılmış fresklerle süslü olan mağara dinsel amaçlarla kullanılmış olup vaftiz mağarası olarak bilinmektedir.

Kentin doğusunda çok görkemli bir yapı kalıntısı olan hamam ile karşılaşılır. Zemininde yer yer mozaik kalıntıları görülmektedir. Hamamın hemen batısında kentin sütunlu caddesi doğu-batı yönünde uzanmakta, caddenin kuzeyindeki duvarda ise nişler bulunmaktadır. Kentin önemi oyun ve yarışlarla ilgili bilgiler içeren birçok yazıtın kalıntılar arasında yer almasıdır.

Kentin önemli noktalarında duran yazıtlı heykel kaideleri güreş, atletizm, gibi yarışlarda ödül alanlar ile bu yarışmaları düzenleyenler ve maddi destek sağlayanlar hakkında bilgi vermektedir. Bunların dışında Syedra’da tiyatro, tapınak, bazilika, kilise, evler ve dükkânlar gibi binalara ait kalıntılarda bulunmaktadır Kazılar sonucunda kent tarihinin İ.Ö. 7’nci yüzyıldan İ.S. 13’ncü yüzyıla kadar uzandığı belirlenmiştir.

Paylaşın

Antalya: Side Müzesi

Side Müzesi; Antalya’nın Manavgat İlçesi, Side Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım sağlanmaktadır. 

Side Antik Kenti’nde, M.S. 2.yüzyıla tarihlenen ve M.S. 5. – 6. yüzyıllardaki ilave ve değişikliklerle günümüze kadar gelen  Antik bir hamam binası (Agora Hamamı) içinde yer almaktadır. Hamam, 1959 – 1961 yılları arasında, Yüksek Mimar Ragıp – Selma Devrez çifti tarafından üç bölümünün üzeri kapatılarak restore edilmiş ve 1962 yılında Müze olarak hizmete açılmıştır.

Hamamın restorasyonla üzeri kapatılan 2 (Sudatorium),  3 (Caldarium) ve 4 (Tepidarium)  numaralı salonları kapalı; 1 (Frigidarium) ve 5 (Tepidarium) numaralı salonları ile avlu bölümleri açık teşhir alanları olarak düzenlenmiştir.  Bir zamanlar gymnasiumun bir parçası olan Müze bahçesinde, Selçuklu Dönemi’nden kalma mezar kitabeleri, yazıtlar, Roma Dönemi’nden frizler, lahitler, sütun kaideleri ve sütunlar, mozaik parçaları, büstler ve heykeller yer almaktadır.

Müze girişinden ilerleyip bahçeye girmeden sağa dönülürse, teşhir salonlarına ulaşılır. Burada ilk olarak, silah kabartmaları, ortasında da Geç Hitit Dönemi’ne ait bazalt bir sütun başının yer aldığı üstü açık bir salon ve çok güzel bir havuzla karşılaşılır. Havuzun nişlerini bir zamanlar imparator ve tanrı heykellerinin süslediği tahmin edilmektedir. Havuzun ortasında da bir Roma güneş saati vardır.

Müzenin üstü kapalı salonlarında cam eserler, sikkeler, kandiller, heykelcikler, takılar, süs eşyaları, lahitler ve heykeller sergilenmektedir. M.S. 2. yüzyıla ait güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Üç Güzeller Heykeli, Side Müzesi’nin en nadide eserlerinden biridir. Hera, Aphrodite ve Athena ile özdeşleştirilen üç güzel, müze salonunda zarafetleri ve güçleriyle göz kamaştırmaktadır.

Paylaşın

Antalya: Korydalla Artik Kenti

Korydalla Artik Kenti; Antalya’nın Kumluca İlçesi, Hacıveliler Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Antalya-Kumluca otobüsleri ile ulaşım sağlanmaktadır.

İmparator Marcus Aurelius’un onurlandırıldığı bir heykel kaidesi aracılığıyla ismi kesinlik kazanan Korydalla yer adı, Yunanca “Korydos” (tarlakuşu) kelimesinden türetilmiştir. İ. Ö. 500 yılında Miletli Hekataios tarafından Rhodos Kenti olarak belirtilmiştir. Plinius, Korydalla’yı Rhodiapolis ve Gagai Kentleri arasında, Ptolemeissos ise Masekitos Dağı’nın karşısında göstermektedir. Tabulae Peutingeriane’de “Coridallo” şeklinde geçmektedir.

Hierokles, tarafından Geç Antik Dönem Lykia Kentleri arasında sayılmaktadır. Korydalla, Patara Stadiasmosu’nun güzergâhlarının kesiştiği önemli bir trafik noktasını oluşturmaktaydı. Likya dilinde bir kitabesi bulunan Korydalla’nın tarihini büyük ölçüde Rhodiapolis ile incelemek gerekir. Kentin Likya Birliği’ne katıldığı ve Rhodiapolis ile birlikte temsil edildiği bilinmektedir.

M.Ö. 5’inci yüzyılda da Pers ordularına yol gösteren casus Korydallas bu kentin bir ferdidir. M.S. 141 yılındaki depremden sonra Rhodiapolisli Opramoas’ın yardım ettiği otuz Lykia kenti arasında Korydalla da yer almaktadır. Bu kentte epigrafik olarak bir Leto Tapınağı belgelenmiştir. Gordianus III ve Tranquillina Dönemleri’nde sikke basmıştır. Roma Dönemi’nde varlığını sürdüren kent, ancak Bizans ve Geç Bizans Çağı’nda gelişme göstermiştir. Spratt ve Forbes tarafından bulunan bir kitabe ile yeri tespit edilen kent, iki tepe üzerinde ve eteklerinde kurulmuştur.

Antik kentte bugün göze çarpan belli başlı eserler hamam, su yolu, ile Büyük ve Küçük Asar Tepeler üzerinde bulunan sarnıçlar, kaya mezarları ve özenle yapılmış bir duvar işçiliği gösteren büyük mozaikli bir yapıdır. Su yolu Kumluca ilçesinin, Şeyhköy’e giden toprak yolun kenarında ve yol boyunca yaklaşık 500 metre kadar devam etmektedir. Büyük Asar Tepesi’nin güneybatısında yer alan Küçük Asar Tepesi’nin batı yamacında altı adet kaya mezarına rastlanır.

Mezarlardan bir tanesinde L şeklinde yerden yüksekliği 0,80 metre olan bir kline bulunmaktadır. Mezarlardan bir diğeri ise çift katlı klinelidir. Diğer iki mezar ise tonozludur. Küçük Asar Tepesi’nin güneydoğu yamacında antik kaynakların belirttiği tiyatro bulunmakta ise de bugün toprak üzerinde hiçbir iz kalmamıştır. Tepenin ilçe tarafına yakın eteğinde bir kaya mezarı, hemen onun üzerinde tekne kısmı kayaya oyulmuş oldukça harap bir lahit bulunmaktadır.

Büyük Asar Tepesi’ne doğu taraftan çıkıldığında kayalar arasında sur duvarları olduğu tahmin edilen yer yer duvar kalıntılarına rastlanır. Tepeye ulaşan kayaya oyulmuş merdivenlerden çok az bir kısmı günümüze kadar korunabilmiştir. Tepede sarnıçlar bulunmaktadır. Sarnıçların bir kısmı kayaya oyularak ve kayaların şekline uydurularak yapılmış olup sıvalıdır. Bir kısmı ise dikdörtgen plan göstermektedir. Tepenin doğu yamacında ise büyük bir kaya bloğu düzeltilerek tipik bir Likya mezarı yapılmıştır.

Söz konusu mezar ahşap mimari örneği yansıtmaktadır. Kaya mezarının içi üç klinelidir. Hamam, Büyük Asar Tepesi ile Küçük Asar Tepesi arasındaki düzlükte yer almaktadır. Çok harap durumda olan ve kesin bir planı elde edilemeyen hamamın alt katında tuğladan yapılmış hipocaust sistemi izlenebilmektedir. Korydalla antik kenti arkeoloji literatürüne “Kumluca Definesi” olarak geçen Bizans maden sanatında ayrı bir yeri olan, bir kısmı yurt dışına kaçırılan altın ve gümüş kilise eşyaları ile de anılmaktadır.

Paylaşın

Antalya: Atatürk Evi Müzesi

Atatürk Evi Müzesi; Antalya’nın Muratpaşa İlçesi, Haşim İşcan Mahallesi, Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabilir.

Antalya’yı üç kez ziyaret eden Atatürk, 6 Mart 1930’daki ilk ziyareti sırasında Lara Yolu üzerindeki Erenkuş mevkiinde denizi, sahilleri, karla kaplı Beydağları’nın manzarasını seyretmiş ve “Hiç şüphesiz Antalya yeryüzündeki en güzel yerdir.”  demiştir. Günümüzde Antalya’ya gelen ziyaretçiler, Atatürk ile aynı his ve düşünceleri paylaşıyor ve kentin, doğal ve kültürel mirasları ile eşsiz bir yer olduğunu düşünüyorlar. Ziyaretleri sırasında Atatürk’e tahsis edilmiş olan köşk, ziyaretleri anısına bir müzeye dönüştürülmüştür.

İki katlı dikdörtgen şeklinde planı olan köşk, 1986’dan beri Atatürk Evi Müzesi olarak halka hizmet vermektedir. Köşkün alt katında, Atatürk’ün Antalya’yı ziyaretleri ile ilgili fotoğraf sergisi, Atatürk ve Antalya’ya dair belgesellerin izlenebileceği bir oda, bir yemek odası ve bir büro; üst katında ise Atatürk’ün kişisel eşyalarının sergilendiği bir oda bulunmaktadır. Ayrıca bir toplantı odası, çalışma odaları, yatak odası ve hatıra paraların sergilendiği özel bir bölüm de yer almaktadır.

Paylaşın

Antalya: Side Antik Tiyatrosu

Side Antik Tiyatrosu; Antalya’nın Manavgat İlçesi, Side Mahallesi, Liman Caddesi üzerinde yer almaktadır. Özel araçların yanı sıra Antalya ve Alanya otogarlarından otobüsle de ulaşmak mümkündür.

Side Antik Tiyatrosu, Side Antik Kenti’nin yer aldığı yarımadanın daraldığı kesimde ve kentin merkezinde yer almaktadır. Tiyatronun Helenistik bir öncü yapısı olduğu halen kanıtlanabilmiş değildir. Roma Devri’nde yapı plan açısından Helenistik gelenekte yarım daireden taşan biçimde yapılmış olmasına karşın inşa tekniği açısından Roma mimarisi geleneğinde yapılmıştır. Caveanın (oturma sıraları) diazomaya (basamakların ortasındaki yol) kadar olan kısmı bir yamaca yaslanmış; üst kısım ise tonozlar üzerinde eğimli olarak şekillendirilmiş düzleme oturtulmuştur.

Tiyatro bu özelliği ile Anadolu’nun tekil örneklerindendir. Sahne binası üç katlıdır. Süslemelerinde Antoninler Dönemi barok özelliği görülmektedir. Birinci katın podyumunda Dionysos Frizi yer alır. Frizde şarap tanrısı ve tiyatronun hâkimi Dionysos’un hayatı, batıdan doğuya doğru kronolojik olarak anlatılmakta ve doğu uçta Gigantomakhia ile sonuçlanmaktadır. Sahne binasının cephesi, mimari süslemeler ve heykellerle oldukça hareketlendirilmiştir.

Paylaşın

Antalya: Aperlai Antik Kenti

Aperlai Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Sıçak Yarımadası’nda uzun ve dar bir koyun başlangıcında yer alır. Özel araçla ulaşabilirsiniz.

Kent adının orijinali Luwi dilinde “Aprillai” olup “Akarsu Boğazı” anlamına gelmektedir. Aperlai, küçük boyutlu bir Likya liman kentidir. M.Ö. V. ve IV. yüzyıla ait eserler olarak APR ve PRL kısaltmalarıyla bastırdığı Lykia dili ile yazılmış gümüş sikkeler, Aperlai’ın Lykia Birliği öncesi varlığına işaret eder.

Şehrin ismine daha çok, geç devir yazarlarında Plinius, Stadiasmus, Ptolemaios, Hierokles’te rastlamak mümkündür. 16’ncı yüzyılda, tamamen terk edildiği ve belki üç beş balıkçı ailesinin barındığı korunaklı bir liman olarak Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde de anılmaktadır. Birlik dönemine ait sikkeleri de ele geçmiş olan Aperlai’ın diğer Roma egemenliğindeki Lykia şehirleri gibi yalnız III. Gordianus zamanında sikke basma yetkisine sahip olduğu bilinmektedir.

Lykia Birliği sırasında Aperlai üç kentin, bazı kaynaklara göre ise dört kentin “tek oya” sahip olduğu birliğin başındadır. Aperlai’ın Simena, Apollonia ve İsinda ile bir “sympoliteia” imzaladığı ve oluşturduğu kesindir. Söz konusu üç şehrin vatandaşlarından yazıtlarda “Simena’dan Aperlailılar” diye söz edilmekte ve kendi etnik isimleri kullanılmamakta idi. Bizans Dönemi Piskoposluk kayıtlarında ise ismi “Aprillae” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Kentin kalıntıları denize doğru inen tepenin eteklerinde, körfezin kuzey tarafında yer alır. Aperlai Antik Kenti, deniz kenarından başlayarak, akropole doğru uzanan rektogonal ve poligonal tekniklerin kullanıldığı, kulelerle takviye edilmiş surlarla çevrilmiştir. Kuzey surların üstünde kare planlı üç adet savunma kulesi görülür. En iyi korunmuş durumda olan batı duvarı, ikisi düz biri kemerli üç kapıya sahiptir.

Güney duvarı ise tepe yamacına dik olarak devam eder ve poligonaldir. Günümüzde büyük ölçüde tahrip olmasına rağmen orta kısmında şehre girişi sağlayan, iki yanında birer kulesi bulunan bir kapı yer almaktadır. Tüm Likya liman kentlerinde olduğu gibi Aperlai’da da limana yakın iki adet Roma Dönemi hamam kalıntısı saptanabilmiştir. Biri akropolün kuzeybatı köşesinde diğeri de güney-doğu köşe de olmak üzere iki adet küçük boyutlu Bizans Kilisesi kalıntısı dikkat çeker.

İ.S. 6ve 7’nci yüzyıllara tarihlenen her iki kilisede bazilikal planda inşa edilmiş olup, Erken Bizans kilise mimarisini yansıtır. Orta geniş koridorun her iki yanında, iki dar koridor, sonunda ise yarım daire planlı apsis yer alır. Kentin nekropolü kale surlarının doğusunda yer almakta olup çok sayıda Likya lahitleri bulunmaktadır. Rıhtım, rıhtıma ait binalar ile rıhtıma yakın yapıların kalıntıları bugün sular altındadır.

Paylaşın

Antalya: Ariassos Antik Kenti

Ariassos Antik Kenti; Antalya’nın Döşemealtı İlçesi, Akkoç Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Akkoç Köyü taşıma araçları ile ulaşım mümkündür. 

Kentin resmi kuruluş yılı Manlius Vulso’nun seferi ve Apameia Barışı’yla bağlantılı olarak M.Ö. 189/188 yılıdır. Kent M.Ö. I. yüzyıldan Gallienus Dönemi’ne (253-267) kadar sikke basımına devam etmiştir. Hierokles tarafından kent, Geç Antik Dönem’de Pamphylia Eyaleti’nde gösterilmektedir. 12’nci yüzyıla kadar Notitia Episcopatum’da Pamphylia II Bölgesi’nin piskoposluğu olarak adlandırılmaktadır.

Diğer Pisidya kentleri ile birlik içerisinde olan Ariassos, Roma Dönemi’nde yollarının inşa edildiği bir geçit olarak yer almaktaydı.Bizans Dönemi’nden sonra kentte yaşam sona ermiştir. Ariassos kent planı incelendiğinde, doğudan batıya doğru ilk önce bir nekropol alanı, şehir surlarının güney köşesi ve sivil yapılar, şehir kapısı, kapıdan batıya doğru uzanan olası bir sütunlu cadde, bu caddenin kuzey tarafında esas kent yerleşimi, batısında yine bir nekropol alanı yer almaktadır.

Kent doğu-batı doğrultusunda uzanan bu caddeye paralel olarak kuzey yamaçta oluşturulan teraslar üzerine yerleştirilmiştir. En önemli yapıları hemen hemen tam olarak ayakta duran şehir kapısı, mozole tipi mezar yapıları, şehir surları, Roma Yolu, suyolu, Nymphaion, Bouleuterion, oldukça yıkılmış bir bölümü kaybolmuş Gymnasion, hamam ve tiyatro yapılarıdır. Ariassos Kenti’ne girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan anıtsal giriş kapısı yükselir.

Üç kemerli şehir kapısının Severus Alexander zamanında kullanılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca şehir kapısı ile çeşme binası arasında var olduğu kabul edilen sütunlu cadde üzerinde iki, kentin kuzeybatı bölümünde ise bir adet olmak üzere üç adet küçük kilise binası tespit edilmiştir. Kentin batı yamacında bugünkü Akkoç Köyü yolunu keserek inen Antik Roma Yolu kalıntısı mevcuttur.

Düzgün döşenmiş iri bloklarla yapılmıştır. Bu yol, Termessos tarafından Ariassos’un batı kapısına gelen yoldur. Ariassos’un şehir kapısından sonra en göz alıcı yapıları anıtsal mezarlardır. Şehir yerleşimi ile bütünleşmiş olarak doğu ve batı tarafta iki nekropol alanı bulunmaktadır. Batı nekropolünün kuzey tarafında 9 tane mozole tipi mezar bulunmaktadır. Bunlar iki krepisli stylobat üzerine oturmuş ortostatlı bir podyum üzerine çift tonoz örtülüdür. Anteler arasındaki 6 merdivenle lahitin bulunduğu odalara çıkılır.

Batı nekropolünde dörtgen planlı bir veya iki basamaklı platform üzerine oturmuş doğrudan girişli kırk adet daha basit yapılı mezar binası daha tespit edilmiştir. Doğu nekropolünde ise dokuz adet mezar yapısı karşımıza çıkar. Bunların dışında kireç taşından yapılmış, yanları tabula ansatalı, dar yüzleri Pisidia tipi kalkanlı lahitler ve doğrudan kayaya oyulmuş basit gömü şekilleri de kullanılmıştır.

Paylaşın