Antalya: Likya Uygarlıkları Müzesi

Likya Uygarlıkları Müzesi (Andriake Örenyeri); Antalya’nın Demre İlçesi, Büyükkum Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Özel araç ve otobüslerle ulaşım sağlanmaktadır.

Andriake Liman Kenti güney yerleşiminde yer alan agora / plakoma, sarnıç, granarium yapısı, hamamlar, kiliseler, sinagog vb. liman yapıları ile onurlandırma anıtlarının restorasyonu tamamlanarak 2015 yılı Haziran ayında ziyarete açılmıştır. Ziyaretçi karşılama merkezinden başlayarak,  ziyaretçilerin örenyerinde rahat gezmelerine olanak sağlayan gezi yolları mevcut olup gezi yolundaki son nokta M.S. II. yy.’da yapılmış granarium (tahıl ambarı)  yapısıdır. Bu yapı günümüze kadar sağlam, ayakta kalabilmiş niteliği nedeniyle Likya kentlerine ait eserler ile Likya uygarlığının tanıtımının yapıldığı bir müze olarak düzenlenmiştir.

Müzenin içinde bulunduğu Andriake kentinin M.S. 7. yy’a kadar işlevselliğini koruyan limanı bugün bataklık haline gelmiş ve deniz ile ulaşımı kesilmiş durumdadır. Ticari gemiler için korunaklı bir liman olmasının yanı sıra lojistik destek sağlayan tesisleri ile gemicilerin vazgeçilmez uğrak noktası olan Andriake’nin bugün kullanılmayan rıhtımında, içinde amphoralarla zeytin yağı, şarap gibi sıvı malzemenin taşınmasını gösteren Antik Dönem Ticaret Gemisi canlandırması yer alır. Likya Uygarlıkları Müzesi ve Andriake Örenyeri, restorasyon çalışmaları, çevre düzenlemesi, karşılama merkezi mimari tasarımı ve tarihi önemi açısından fark yaratmaktadır.

Paylaşın

Antalya: Rhodiapolis Antik Kenti

Rhodiapolis Antik Kenti; Antalya’nın Kumluca İlçesine bağlı Sarıcasu Köyü yakınında bir tepe üzerinde yer almaktadır. Köy dolmuşları veya özel araçlarınızla ulaşabilirsiniz.

Rhodiapolis, isminden dolayı Rodoslular’ın kurduğu bir şehir olarak kabul edilir. Çok yakınında bulunan Gagai, Phaselis, Korydalla ve Olympos gibi bölgedeki pek az Rodos kolonisinden birisidir. Theopompos’un belirttiğine göre Rhodiapolis, adını Mopsos’un kızı Rhodos’tan alır. Adını Hekataios’tan öğrendiğimiz yerleşim, Rodoslular tarafından koloni olduktan sonra gelişmiştir. Bölgedeki tüm kentler Likya Birliği’nin üyesidirler. Rhodiapolis ve Gagai sikkelerinde “Likyalı” oldukları belirtilir.

Kentin en ünlü siması Opramoas’tır. Antonius Pius döneminde (İS. 138-161) yaşamış olan bu kişi Likya’nın en zengin adamı ve en ünlü hayırseveri (Euergetes) dir. Opramoas, Apollonios II’nin oğludur. Annesi Aristokila adıyla da bilinen Aglais, Korydallalı’dır. Hermaios ve Apollonios III adlarında iki erkek kardeşi vardır. Opramoas’ın Lykia Birliği’nde üstlendiği ilk görev arkhiphylakia olmuştur. Erken dönemdeki hizmetlerinin ardından 4 kez onurlandırılmıştır.

İ.S. 114 ile 131 yılları arasına denk gelen onurlandırmalarda Opramoas, bronz heykel, altın kaplama ikon ve altın çelenk almıştır.131-132 yıllarında cömertliğini kanıtlayan Opramoas’ın Lykia Birliği tarafından yıllık onurlarla onurlandırılmasına karar verilmiştir. Opramoas’ın neredeyse tüm Likya’da yardım etmediği kent yok gibidir. Opramoas’ın bir başka özelliği ise Hadrianus’un anılarında gizlidir. Hadrianus “Asya olaylarını detaylıca bilen Likyalı tüccar Opramoas’ın gizli raporlarının Palma tarafından alaya alındığını” anlatır.

Rhodiapolis, Likya dilindeki yazıta sahip kaya mezarı dışında M.Ö 7. yüzyıl öncesini yansıtacak kalıntılara sahip değildir. Kentte bilinen en erken kalıntılar Klasik Çağ kaya mezarlarıdır. Lykia dilindeki yazıtlı kaya mezarı ve tiyatronun kuzeyindeki Helenistik kule dışında geleneklerine bağlı olan bir Roma kenti izlenimini vermektedir. Ancak, kalıntılar arasında büyük bir kısmı tahrip olmuş Bizans çağı yapıları çoğunluktadır. Önemli kalıntıları; tiyatro, hamam, agora/stoa, sebasteion, tapınaklar, kilise, sarnıçlar, kenotaph, nekropoller ve konutlardır.

Kentin en çok dikkat çeken özelliği, küçük taşlardan harçlı veya harçsız olarak inşa edilmiş hala ayakta olan çok sayıdaki yapıdır. Bunlar değişik ölçülerde olup, birçoğu özel kişilere ait evlerdir. Şehir merkezinde Grek planlı küçük bir tiyatro yer alır. Aşağı yukarı 1500 kişi kapasiteli olduğu düşünülen ve güneye bakan tiyatronun caveası çoğunlukla yamaca yaslanmış olup, cavea da 7 merdiven arasında 6 kuneus/kerkides bulunur. Tam yuvarlak olan orkestranın çapı ise 10.52 m.dir. Doğu batı aksında uzayan sahne binasının üst kesimi tamamen yıkılmış, sadece zemin katı korunabilmiştir. Proskene cephesinden 5 kapı açılır.

Duvarları tamamen kitabelerle dolu olan ve Opramoas’ın bütün resmi ilişkilerinin sıralandığı 64 belgeden oluşma anıt-mezar, tiyatronun güneybatısında sahne binasının arkasındadır. Kent merkezinde, agora ile stoa bir bütünlük arz etmekte ve stoa, agoranın batıda yer alan üzeri örtülü bölümünü oluşturmaktadır. Tiyatronun üst kısmında batıya doğru sadece apsisi korunagelmiş bir kilise göze çarpar. Yerleşimin doğu sınırındaki son kamu yapısı ise bir Roma hamamıdır. Hamam genel planlamasıyla Anadolu hamam- gymnasion karakteristiğindedir. Rhodiapolis’in nekropolü kentin, doğu, güneydoğu ve kuzeyinde yoğunluk göstermektedir. Büyük çoğunluğunu Roma Çağı’na ait lahitlerin oluşturduğu nekropol alanlarının en ilginç kalıntısı Lykia dilinde kitabeli kaya mezarıdır.

Paylaşın

Antalya: Kargıhan

Kargıhan; Antalya’nın Manavgat İlçesi, Beydiğin Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy dolmuşları veya özel araçlarınızla ulaşabilirsiniz.

İç Anadolu Bölgesi’ni Akdeniz Bölgesi’ne bağlayan eski ticaret yolu üzerinde yer almaktadır. Kitabesi mevcut olmayan han, mimari üslubuna göre Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev (1236-1246) dönemine tarihlenmektedir. Kalın beden duvarlarıyla çevrili han, kuzeyde doğu batı doğrultusunda dikdörtgen bir kapalı bölüm ve güneyde kare şeklinde açık  bir avlu  etrafında açık ve kapalı hücrelerden oluşmaktadır.

Kapalı bölüm ve  avlunun batısındaki hücreler kare payelerle iki sahna ayrılır. Ana salon ve diğer hücreler tonoz örtülüdür. Güney beden duvarı ortasında yer alan taç kapısı avluya açılır. Dikdörtgen şeklinde beden duvarlarından çıkıntı yapan taç kapı benzersizdir. Eyvan şeklinde sivri kemer açıklığı içerisinde basık kemerli giriş kapısı yer alır.

Paylaşın

Antalya: İotape Antik Kenti

İotape Antik Kenti; Antalya’nın Alanya İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Alanya’dan Gazipaşa otobüsleri ile Antik Kente ulaşılabilir.

Antik kent adını Kommagene Kralı 4. Antiochos’un (İ.S. 38–72) karısı Iotape’den alır. İmparator Trajan’dan Valerian’a kadar kent kendi adına sikke basmıştır. Kalıntılar Roma ve Bizans Dönemi özellikleri taşımaktadır. Denize doğru uzanan yüksekçe bir burun, kentin akropolü durumundadır. Bu bölüm surlarla çevrili olduğundan kale (akropol) görünümündedir. Yapılar oldukça tahrip olmuştur. Akropolün karaya bağlandığı küçük vadide, doğu-batı yönünde uzanan liman caddesi yer almaktadır.

Liman caddesinin büyük bir bölümü günümüzde buradan geçmekte olan karayolunun altında kalmıştır. Antik caddenin her iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve yer yer bunların arasında heykellerin durduğu kaidelerden anlaşılmaktadır. Heykellere ait yazıtlı kaideler kentin başarılı ve hayırsever vatandaşları hakkında bilgi içermektedir.

Akropolün doğusunda bulunan koyda, dikdörtgen planlı bir bazilika ve içerisinde yazıtlı fresk nedeniyle Hagios Georgios Stratelates’e atfedilen tek nefli küçük bir kilise görülebilmektedir. Aynı alan içerisinde bir de hamam kalıntısı bulunmakta olup, hamam plan bakımından bölgenin diğer hamamları ile benzerlik göstermektedir. Hamama ve kente ait altyapı sistemi hala görülebilmektedir.

Antik kentin deniz tarafında kalan kalıntıları arasında, yakınında bulunan bir yazıttan ötürü Trajan’a adanmış bir de tapınak bulunmaktadır. Tapınak  günümüze sadece Stylobat düzeyinde kalabilmiştir. Modern yolun kuzeyinde kalan kalıntılar daha çok nekropol alanındaki mezar yapılarından, evlerden ve bir bölümü izlenebilen surlardan oluşmaktadır. Nekropolde anıt mezar yapılarının yanı sıra basit olanlarda yer almaktadır ki bunlar yörenin mezar mimarisini ve ölü gömme adetlerini en iyi şekilde yansıtan özgün örneklerdir.

Paylaşın

Antalya: Selinus Antik Kenti

Selinus Antik Kenti; Antalya’nın Gazipaşa İlçesi, sınırları içerisinde yer alır. Antalya ve Alanya’dan Gazipaşa otobüsleri ile ulaşılabilir.

Kentin akrapolü tepeye kurulmuştur. Kent Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerinde yerleşim görmüştür. Selinus Dağlık Klikya Bölgesi’nin en önemli bölgesidir. Roma İmparatorlarından Trijan’ ın bu kente ölmesinden dolayı kent bu adı almıştır. Roma yerleşiminin yoğun olduğu kentte Orta Çağ Kalesi, Agora, Büyük ve Küçük Hamam, Şekerhane Köşkü ve Anıtsal Mezarlar günümüzde görülebilen mimari yapılardır.

Akrapol içerisinde kilise ve sarnıç günümüze kadar gelmiş önemli yapılardır. Selinus kentinini diğer yapıları sahilde ve yamaçta yer almaktadır. Bu yapılar arasında hamamlar, agoralar, Selçuklu Köşkü, su kemeri ve Nekrapol alanı bulunmaktadır. Nekropoldeki anıtsal mezar önemlidir. Alanya Arkeoloji Müzesi’ndeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmişti, bu da Selinus’ ta bir atölyenin varlığını düşündürmektedir.

Paylaşın

Antalya: Laertes Antik Kenti

Laertes Antik Kenti; Antalya’nın Alanya İlçesi, Gözüküçüklü Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Antik kente köy dolmuşları veya özel araçla ulaşılabilir.

Antik çağda Dağlık Kilikya olarak bilinen bölgenin sınırları içerisindedir. Strabon, Laertes’ten bahsederken kenti, limanı olan ve göğüs biçiminde bir tepe üzerinde kurulmuştur diye tanımlar. Kentin günümüze kadar gelen önemli kalıntıları; agora, exedra, hamam, sarnıçlar, tiyatro, evler ile İmparator Claudius’a, Apollon’a ve Zeus Megistos’a ait tapınaklardır.

Kentte Helenistik Dönem’e ait kalıntıların olmayışı, bu sırada bölgenin korsanların elinde oluşuna ve dolayısıyla imar faaliyetlerinin yeterince yapılamayışına bağlanmaktadır. Laertes’te bulunan, kentin tarihini daha erkene götüren ve İ.Ö. 6’ncı yüzyıla tarihlenen, üzerinde bazı yerel isimlerin de bulunduğu taş yazıt Alanya Arkeolojik Müzesi’nde sergilenmektedir.

Yazıtta eyalet valisinin hizmetkârı ve mülkiyet kavramındaki sorunlar konu edilmektedir. Kentin nekropolü güneydedir. Nekropol alanı içerisinde çok sayıda ostotek parçaları ve ostoteklerin üzerinde durduğu kaideler görülebilmektedir.

Paylaşın

Antalya: İsinda Antik Kenti

İsinda Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesine bağlı Belenli Köyü’nün 3 kilometre güneyindeki tepenin doruğu ve yamaçlarındadır. Kaş’tan Belenli dolmuşları ile ulaşılabilir.

İsinda, ismine antik yazarlarda pek rastlamadığımız ufak bir yerleşim yeridir. Hala görülebilen Lykia dilinde yazılmış 3 üç mezar anıtı, kentin M.Ö. 4’ncü yüzyılın ilk yarısından önce iskan edildiğini göstermektedir. Lykia Birliği’nin oluştuğu M.Ö. 2’nci yüzyılda Aperlai ile beraber birlikte temsil edilmiştir. Tıpkı Apollonia’daki gibi “İsindalı Aperlailılar” şeklinde şehrin ismini gösteren kitabeler mevcuttur.

İsinda, daha çok ufak bir beyin veya sülalenin oturduğu müstahkem bir mevki durumundadır. Kent uzun süre varlığını sürdürmüş ve Paxromana Dönemi’nde Antiphellos’un gelişip, zenginleşmesi ve İsinda halkının kıyıdaki bu kente göçmesiyle zamanla terk edilmiştir. İsinda antik kentinin kalıntıları, Belenli Köyü’nün üst tarafında kalan orta büyüklükteki bir tepede yer almaktadır. Akropolü çevreleyen, yörenin doğal oluşumu düzgün dörtgen kireçtaşı bloklardan yapılmış sur duvarları özellikle kuzey ve kuzeydoğu köşede daha belirgindir.

Su ihtiyacını sarnıç ve kuyulardan sağlayan İsinda’da sur içerisinde yağmur suyu toplamaya yarayan kuyu ve sarnıçlar bulunmaktadır. Ayrıca surun ortasına yakın yerde uzun bir yapının temel izleri seçilebilmektedir. Bu küçük kentin en önemli kalıntısı akropolis doruğunun altındaki, alınlığında Lykia dilinde yazıtı bulunan ev biçiminde iki anıtsal mezardır. Belenli Köyü doğrultusunda veya Aperlai istikametinde kaya mezarlarına rastlanıldığı gibi Roma Devri’ne ait Lykia tipi lahitlerde görülebilir.

Paylaşın

Antalya: Selge Antik Kenti

Selge Antik Kenti; Antalya’nın Manavgat ilçesi, Altınkaya (Zerk) Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Antalya- Manavgat karayolunun Taşağıl yol ayrımından itibaren kuzeye doğru Köprüçay Irmağı’nı takip eden 55 kilometre uzunluğunda asfalt bir yolla ulaşılır.  İlçe merkezine 80 kilometre mesafededir. 

Pisidya Bölgesi’nin önemli kentlerindendir. Bağlantısı (Eurymedon) Köprüçay Vadisi üzerinden Pamfilya kentleriyledir. Ticareti Aspendos’un bu ırmak ağzındaki limanıyla yürütülmüştür ve Aspendos’la kurduğu para birliği ile de ilişkiler pekişmiştir. Bu doğal bağımlılık nedeniyle de M.S. 25 yılında Pamfilya eyaleti sınırları içine çekilmiştir. Kuruluşu sonradan yazılan Helen destanlarında Kalchas’a bağlanır. Bir yerli Anadolu kenti olduğu gerçeği ise paralar üzerinde okunan Estlegiiys adından anlaşılır.

Yöre M.Ö. 547 Pers istilası öncesinde Lidya Krallığı’na bağlıydı. M.Ö. 334’te Makedonyalı İskender gelene kadar da Pers egemenliği altında olmuş; İskender’e zorluk çıkarmayışının ödülünü ise Helenistik Dönem’de (M.Ö.330 – M.S.30) bağımsızlık kazanarak almıştır. En parlak zamanını Roma Dönemi’nde yaşayan kentin nüfusunun, Strabon’a göre, 20 bin kişiye çıktığı zamanlar olmuştur. Bu süreç halkın Hıristiyanlaştığı Bizans Dönemi’ne kadar sürer. M.S 13’üncü yüzyılda Türklerin egemenliği altına girer ve Selge’den uyarlanan Zerk adıyla göçer bir yerleşime dönüşür.

Bugünkü şehir kalıntıları çoğunlukla surlardan ve akropolisten oluşmaktadır. Gymnasium, stoa, stadium ve bazilika kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. Bununla beraber iki tapınağın temel hatları da kalmıştır. Günümüze ulaşan en sağlam yapı M.S. 3’üncü yüzyılda restore edilen tiyatrodur. Köprüçay Irmağı üzerinde ve onu takip eden yol güzergâhında çok sayıda antik yapı bulunmaktadır. (Kemer Köprü, Böğrüm Köprü, Antik Yol, Garnizon Binaları, Su Yolu, Şapel vb.)

Selge aynı zamanda bir çok endemik canlı türünü barındıran ormanları, doğa harikası bir jeolojik oluşuma sahip kanyonları, peyzaj değeri yüksek bir rekreasyon alanı olan Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırları içinde kalmaktadır.

Paylaşın

Antalya: Trysa Antik Kenti

Trysa Antik Kenti; Antalya’nın Demre İlçesine bağlı Davazlar Köyü’nün Gölbaşı Mahallesi yakınındaki platonun doğusunda yer alır. Özel araçla gidilebilir.

Adına antik kaynaklardan hiç birinde rastlanmaz. M.Ö. 2’nci yüzyılda oluşan Likya Birliği’nde Trysa üye kentlerden biri olarak görünmektedir. Kentin ilk iki harfinin yazıldığı ‘TP’ kısaltması ile Likya Birlik dönemine ait sikkeleriyle tanınmaktadır. Arkeoloji literatüründe adından ve özellikle Heroonu’ndan XIX. yüzyılın sonundan beri söz edilen Trysa’da Phellos, Istlada, Sura gibi ufak bir beyin veya kralın oturduğu iyi korunan bir kale görünümündedir.

Kuzeydoğu ve güney yönleri oldukça sarp bir kayalığın zirvesinde, bugünkü Gölbaşı Köyü’nden 30 metre yükseklikte doğu-batı doğrultusunda ince uzun bir akropol görüntüsündeki Trysa Antik Kenti kalıntıları 550 metre uzunluğunda ve 150 metre genişliğinde bir alanı kaplar. Bu alanın bazı bölümleri teraslanmıştır. Kuzey ve batı tarafı ayakta olan düzensiz taşlardan örülmüş, İ.Ö 5’inci yüzyıla tarihlenen bir surla çevrilidir.

Sur dışında Trysa’da bugün kalıntı olarak Heroon’un duvarları, tapınağa ait ufak kalıntı ve çok sayıda lahit bulunmaktadır. Lahitlerin çoğu sadedir ya da büst veya hayvan başı şeklinde tepeliklere sahiptirler. Kentin niteliği saptanabilen tek yapısı, Akropol’ün güneybatı eteğinde yer alan ileri derecede tahrip olmuş tapınaktır. Mimari elemanlarından anlaşıldığına göre ön cephedeki ante duvarları arasında bulunan iki sütundan geriye hiçbir şey kalmamıştır.

Burada Zeus ve Helios’a rahip olarak hizmet etmiş bir vatandaşı onurlandıran yazıta ait parçalar bulunmuştur. Söz konusu yazıta göre tapınak bu tanrılardan birine veya ikisine birden aittir. Trysa’nın en büyük eseri kentin kuzey-doğu ucunda yer alan ve on sekiz metrekarelik kapalı bir alan içinde duran, M.Ö. 4’ncü yüzyılın ikinci çeyreğine tarihlenen Heroon’dur. Dört yandan rektogonal bloklarla örülmüş bir duvarla çevrilidir. Dış yüzünde güney tarafta ise üzerinde iki yatay bant halinde mitolojik sahnelerin yer aldığı bir friz bulunmaktadır.

Bu sahneler arasında, İlyada ve Odysseia’dan bölümler, Theseus’un marifetleri, Thebes’e karşı olan Yediler’den parçalar, Yunanlılar ve Amazonlar ile Kentauros ve Lapitlerin savaşları yanı sıra kimlikleri belirlenemeyen pek çok diğer figürde yer alır. Yerli kayadan oyularak çıkarılan ve bir aile için hazırlanmış olan bu lahtin bir metre genişliğinde ve üç metre yüksekliğinde olan duvarlarının üzerindeki çift sıra friz ve ornamentlerle süslü arşitrav blokları Viyana’ya götürülmüş olup, bugün ise bu frizden yalnızca doğu köşeye yakın yerde bir ion kymationu bloğu bulunmaktadır.

Ayrıca, Heroon’un dışında güneydoğu köşede duran Dereimis ve Aiskhylos lahti denen gotik alınlıklı, kapağın her iki yanında quadriga (dört atlı savaş arabası) kabartması ile üste konmuş şerite benzer parçasının her iki yanında cenaze şölenini gösteren kabartmalar bulunan lahit Avusturyalılar tarafından Heroon’un frizleri ile birlikte 1882-1983 yılında Viyana’ya götürülmüştür ve Sanat Tarihi Müzesi’nde sergilenmektedir. Trysa, anıtlarının bazılarının tüm Likya’nın en erken örnekleri olması nedeniyle önemli bir merkezdir.

Paylaşın

Antalya: Kızılkule Etnografya Müzesi

Kızılkule Etnografya Müzesi; Antalya’nın Alanya İlçesi, Tophane Mahallesi, Tersane Çıkmazı Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan yapı, Alanya’nın simgesi durumundadır. Selçuklu Dönemi’nde ticaretin yapıldığı limanı korumak ve karadan kaleye karşı gelebilecek saldırıları önlemek amacı ile yapılmış bir savunma ve gözetleme yapısıdır. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Halepli (Suriye) Ebu Ali isimli mimara yaptırılmıştır. Kuzey cephede bulunan kitabede mimarın adı geçmektedir.

Güney cephedeki bir kitabede ise Alaaddin Keykubat yüceltilmiş ve kendisine “milletlerin hâkimi, dünya sultanlarının sultanı, adaletin himayecisi, kara ve iki denizin sultanı, müslümanların yardımcısı” gibi övücü vasıflar atfedilmiştir. Yapı 29 metre çapında ve 33 metre yüksekliğinde olup sekizgen planda, taş ve tuğla malzeme ile inşa edilmiştir.

Dıştan sade görüntüsünün aksine, içeride oldukça karmaşık bir plana sahiptir. Beş katlı yapının her bir katının planı farklıdır. Merkezde bulunan ve yapının ana taşıyıcısı konumundaki sekizgen ayağın üstünde, birinci katın yüksekliği boyunca bir sarnıç oturtulmuştur. Her katta savunma amacıyla yapılmış, dışarıya açılan şevli gözetleme mazgalları ve önleri siperlikli açıklıklar bulunmaktadır. Zemin ve birinci katlarda tonoz örtülü koridorlara açılan yine tonoz örtülü eyvan biçiminde mekânlar yer almaktadır.

Birinci katın üstünde, yapıyı çevreleyen dar ve basık bir koridor ve buna açılan küçük odalardan oluşan bir asma kat bulunmaktadır. 2, 3 ve 4’üncü katlar açık teraslar şeklindedir. Asma katın üzerinde yer alan ikinci katta, sekizgenin her bir yüzünde ikişer adet olmak üzere büyük tonozlu mekânlarla kuşatılmış üstü açık avlu yer alır. Üçüncü katta, her yüzde üçer adet küçük mekân ve bunların açıldığı teras bulunur. Dördüncü kat ise savunma amacıyla yapılmış siperlik ve açıklıklardan oluşan dendanlar ve yürümeye imkân sağlayan bir terastan ibarettir.

Kızılkule aynı zamanda Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. Beş katlı kulenin giriş ve birinci katı müze olarak düzenlenmiştir. Tarihi yapıda zaman zaman resim sergisi, klasik müzik konseri gibi kültür ve sanat etkinlikleri de gerçekleştirilmektedir. Kulenin en üst katından, kentin doğu yakasının büyüleyici manzarası ile tarihi yarımadanın yerleşim dokusu seyredilebilmektedir.

Paylaşın