Antalya: Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi

Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi; Antalya’nın Muratpaşa İlçesi, Barbaros Mahallesi, Kocatepe Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım sağlanmaktadır.

Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi, korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli iki binada yer almaktadır. Suna ve İnan Kıraç tarafından satın alınan bu iki bina 1993–1995 yıllarında onarılarak müzeye dönüştürülmüştür. Bu yapılardan biri geç döneme ait geleneksel dış sofalı, iki katlı Türk evinin tipik bir örneğidir.

Antalya Kaleiçi sivil mimarlık örneklerinden Tekelioğlu Konağı’ndan esinlenerek onarılan ve ahşap çıtalı tavanlar ve kalemişi bezemelerle süslenerek 19. yüzyılın ikinci yarısına özgü Kaleiçi yaşamdan kesitlerin özel efektlerle birlikte sunulduğu bir etnografya müzesi olarak düzenlenen binada kahve ikramı, damat tıraşı ve kına gecesi gibi Anadolu halk kültürüne has öğeler konu alınmıştır.

Müze bahçesinde yer alan ikinci bina ise, Aya Yorgi (Agios Georgios) adına inşa edildiği bilinen 1863 yılında onarım görmüş bir Ortodoks Kilisesidir. Dikdörtgen plânlı, tek hacimli ve üzeri tonoz örtülü yapının iç duvarları ile tavanı kalemişi bezemelerle süslüdür. Onarım sonrası bir sergi mekânı olarak düzenlenen kilisede Suna-İnan Kıraç koleksiyonuna ait kültür ve sanat eserleri sergilenmekte ve kültürel etkinlikler düzenlenmektedir.

Paylaşın

Antalya: Köprülü Kanyon Milli Parkı

Köprülü Kanyon Milli Parkı; Antalya’nın Manavgat İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Milli Park, 366.140 dekarlık bir alanı kapsamaktadır.

Antalya – Manavgat karayolu üzerinde, Serik ilçesini geçtikten 5 km sonra, sol taraftaki “Taşağıl-Beşkonak-Köprülü Kanyon Milli Parkı” tabelası bulunan sapaktan dönerek kuzeye doğru yaklaşık 37 km ilerledikten sonra ulaşılabilir.

Milli Park’ın kaynak değerini oluşturan Köprüçay’ın Bolasan köyü ile Beşkonak arasında meydana getirdiği yarma vadi, 14 km uzunluğu ve 100 m’yi aşan duvar yüksekliği ile Türkiye’nin en uzun kanyonlarından biridir.

Toros Dağları’ndan doğarak doğa harikası kanyonlardan geçen Köprüçay, Serik’in güneyinden Akdeniz’e dökülür. İki tarafı dik, çıkılması hemen hemen imkansız olan kanyonlardaki yeraltı suları ile beslenen Köprüçay, Türkiye’nin en güzel doğal rekreasyon alanlarından birisini teşkil eder. Bunun yanı sıra, nehrin batısındaki dağlık arazide bulunan antik Selge kenti; nehrin kenarındaki kaleler, su kemerleri, Roma Devri’ne ait köprüler ve tarihi yollar gibi pek çok arkeolojik kaynaklar, Köprülü Kanyon’un önemini artırmaktadır.  Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın kaynak değerleri arasında;

  • Dik duvarlı kanyonlar içinde sayısız kaynaklarla beslenen; yaz kış yüksek bir debiye sahip olması nedeniyle rafting ve su sporlarına elverişli Köprüçay nehri,
  •  M.Ö. 5. yy.da kurulmuş olan antik Selge kentinin tiyatrosu, agorası, Zeus ve Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemerleri; Köprüçay nehri ve Koca Çay üzerinde bulunan Oluk ve Büğrüm köprüleri ile Selge’yi Pamfilya’nın sahil şehirlerine bağlayan taş kaplamalı tarihi yolu,
  • Milli Park içinde kapladığı 400 hektarlık alanla, tüm Akdeniz bölgesinin en büyük doğal servi ormanı,
  • Çok ilginç jeomorfolojik özellikli Adam (diğer anıldığı şekliyle Şeytan) kayaları,
  • Kapladığı alan içinde 150 ila 2500 metre yükseltide bulunan nadir ve tehlike altında 48 türü (44’ü endemik), küresel ölçekte tehlike altındaki 5 türü, Avrupa ölçeğinde tehlike altındaki 39 türü, ulusal ölçekte tehlike altındaki 4 türü barındıran zengin florası,
  • Dağ Keçisi, Anadolu’nun tek endemik kuş türü Anadolu Sıvacısı, nesli tükenmekte olan Kızıl Akbaba, sadece bu yörede yaşayan Kara Semenderi türlerini barındıran zengin faunası,
  • Aziz (St.) Paul’un Anadolu’daki ilk misyonerlik macerası sırasında yürüdüğü yol olarak bilinen ve 45 km’lik kısmının Milli Park sınırları içinde kaldığı Aziz Paul Yolu, sayılabilir.

Köprülü Kanyon Milli Parkı, barındırdığı doğal, tarihi ve kültürel zenginlikler sayesinde ziyaretçilerine çok sayıda etkinlik seçeneği sunmaktadır. Başta, Türkiye’nin en önemli rafting rotalarından biri olan Köprüçay üzerinde rafting, kano ve kanyoning (kanyon geçişi) sporları olmak üzere; yüzme, doğa yürüyüşü, kaya tırmanışı, oryantiring, bisiklet, olta balıkçılığı vb. sportif etkinlikler ile botanik-yaban hayatı gözlemciliği, jeolojik yapı gözlemciliği, kampçılık, fotoğrafçılık, piknik, cip safari, yayla gezileri… gibi çok çeşitli etkinliklere katılma olanağı bulunmaktadır.  Bölgeye gelen ziyaretçiler, Milli Park içindeki Selge antik şehri ile bir bölümü Milli Park içinde bulunan Aziz Paul Yolu’nu da gezi programlarına dahil edebilirler.

Köprülü Kanyon Milli Parkı’nda dinlenme ve konaklama için, nehrin iki yanında konumlanan yeme-içme tesisleri, günübirlik ve çadır kamp kullanma alanları ile Park sınırları içindeki bungalov evleriyle hizmet veren pansiyonlar değerlendirilebilir. Antalya kent merkezi, ilçeleri ve Milli Park içinde, rafting ve diğer etkinlikleri kapsayan programlarıyla günübirlik turlar düzenleyen seyahat acenteleri mevcuttur. Milli Park’a giriş, ücretsizdir.

Paylaşın

Antalya: Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi; Antalya’nın Muratpaşa İlçesi, Kılınçarslan Mahallesi, Mermerli Banyo Sokak üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

19. yüzyıla tarihlenen iki konaktan oluşan  Antalya Etnografya Müzesi,  Muratpaşa ilçesi, Kaleiçi Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı içinde yer almaktadır. Yapılar, eğimli bir alanda farklı kotlarda yer almaktadır.  Alt ve Üst Konak olmak üzere iki ayrı konseptin oluşturulduğu binalarda, Osmanlı Dönemi mimari özellikleri karşımıza çıkmaktadır. 1 nolu konakta genel olarak Türk-İslam Eserleri, 2 nolu konakta ise Antalya’nın Osmanlı Dönemi ev yaşamını yansıtan oda düzenlemeleri ile aynı dönemde kullanılan eşyalar ve mimari parçalar teşhir edilmektedir.

Alt kotta kalan ve çoğunluğunu Türk – İslam Eserleri sanatını içeren eserlerin oluşturduğu 1 nolu konağın ilk katında, Selçuklu Dönemi’nde kışlık saray haline getirilen Aspendos Tiyatrosu’ndan gelen Selçuklu çini kaplama parçaları ve Osmanlı Dönemi çinileri; 16.-20. yüzyıllar arası İznik-Kütahya ve Çanakkale üretimi seramikler, camdan yapılmış gaz lambaları ile laledanlar, güldanlar, şerbetlikler sergilenmektedir. Aynı katta, Kaleiçi’nde gerçekleştirilen kazılarda ele geçen objelerin sergilendiği bir bölüm daha yer almaktadır.

İkinci katta Osmanlı Dönemi silahlarından ok, yay, zıhgir, kılıç, kapsüllü ve çakmaklı tabanca ve tüfekler, barutluk ve yağdanlıklar ile madalya ve nişanlar, mühürler, hamaylı, vefk, köstekli saatlerden oluşan sergileme yer almaktadır. Bu katta ayrıca hilye ve icazetname gibi hat sanatı örnekleri de sergilenmektedir. 1 nolu konaktan daha yüksek kotta bulunan ikinci konağa, bahçe merdivenlerinden çıkılarak geçiş yapılmaktadır. Her iki konak da bir cepheleri ile sokağa bakarken bir cepheleri ile bahçeye açılmaktadır.

İkinci konağın birinci katında Osmanlı Dönemi ahşap tavan, kapı, pencere kanatları, kapı tokmakları ve anahtarları;  heybe, çuval, iğlik, kilim gibi dokuma örnekleri ile yöresel müzik aletleri sergilemesi yer almaktadır. Ayrıca Antalya bölgesinin özgün dokumalarından  Döşemealtı Halıları, dokuma tezgâhı ve değişik dokuma  örnekleri ile Osmanlı Dönemi küçük bir Antalya Mutfağı canlandırması yine bu katta bulunmaktadır.

Konağın ikinci katında,  Osmanlı Dönemi Kaleiçi ev yaşamını canlandıran misafirlerin ağırlandığı baş oda, hane halkının gün içinde ihtiyaçları doğrultusunda yemek-oturma odası olarak şekillendirilen oturma odası, yatak odası ve banyo yer almaktadır. Bu katta Osmanlı Dönemi kültürünü  yansıtan giyim-kuşam  örnekleri ve kahve kültürü sergilemesi de bulunmaktadır. Bahçe teşhirinde 13. yüzyıla tarihlenen Selçuklu Burç Kitabesi ile yine Selçuklu Dönemi  Fetih Kitabeleri, özgün eserler olarak karşımıza çıkmaktadır.  Diğer bahçe eserlerini, Osmanlı Dönemi kitabeleri, mezar taşları, top ve gülleler  oluşturmaktadır

Paylaşın

Antalya: Mevlevihane Müzesi

Mevlevihane Müzesi; Antalya’nın Muratpaşa İlçesi, Selçuk Mahallesi, İskele Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Mevlevihane Müzesi; Mevlevihane, Hamam, Zincikıran Mehmet Bey ve Nigâr Hatun Türbeleri’nden oluşan bir yapı kompleksini içinde barındırmaktadır.

Mevlevihane yapısı, Yivli Minare’nin de bulunduğu yapılar topluluğu içinde yüksekçe bir teras üzerinde yer alır. Yapı, 13,45×32,22 metre ölçüsünde, dikdörtgen formlu, iki katlı kâgir bir yapıdır. Güney cephedeki kemerli bir kapı ile girilen ana mekânın doğusunda sivri tonozla örtülü bir eyvan, kuzeydoğusunda bir, kuzeyinde iki, batısında üç adet beşik tonoz örtülü oda bulunmaktadır. Bu odaların Mevlevihane’de kalan dervişler tarafından kullanıldığı düşünülmektedir.

Yapının Selçuklu Devri’nde bir Mevlevihane veya tarikat binası olarak inşa edildiği söylenmekte ise de 19. yüzyıla ait bir kaynakta Sultan Korkud-Alâeddin Zaviyesi için “sahibu-l hayrat vel-hasenat” denmek suretiyle Mevlevihane’nin bânisi ve vâkıfı olarak Şehzade Korkud’a atıfta bulunulmasıyla, söz konusu yapının 16. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Devri’nde Mevlevihane olarak fonksiyon gördüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 17. yüzyılda Evliya Çelebi gördüğünde de yapı Mevlevihane olarak kullanılmaktaydı.

Mevlevihane Hamamı veya Yivli Minare Hamamı, Yivli Minare Külliyesi Hamamı gibi isimlerle de anılan hamam yapısının ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmemektedir. Yaklaşık 8.50×11.00 metre ebatlarında dikdörtgen bir plana sahiptir. Hamamın; planı, boyutları ve konumu ile kalabalık gruplara hizmet vermekten ziyade özel kullanıma uygun olarak tasarlandığı düşünülmektedir.  13. yüzyılın ilk çeyreğinde  “Saray Hamamı” olarak inşa edildiği yönünde görüşler bulunmakla birlikte, Osmanlı Devri’nde 16. yüzyılın başlarından itibaren Mevlevihane hamamı olarak fonksiyon gördüğü bilinmektedir.

Nigâr Hatun 1450-1503 yılları arasında yaşamış II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkud’un ve Fatma Sultan’ın anneleridir. Şehzade Korkud’un, Manisa’dan Antalya Sancak Beyliği’ne atandığında oğlu ile birlikte olduğu, aynı yıl öldüğü ve Antalya’ya gömüldüğü bilinmektedir. Yapı, aralarında yer yer devşirme mermer parçalarının da kullanıldığı düzgün kesme ve moloz taş ile tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Üslup olarak Selçuklu türbelerini andıran bu türbe yapısının, kesin olarak tespit edilememekle birlikte en erken 15. yüzyıl Osmanlı Dönemi’nde yapılmış olabileceği anlaşılmaktadır.

Zincirkıran Mehmet Türbesi, düzgün yonu taştan inşa edilmiş olup, kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdeli ve piramidal külahlıdır. İçeride daha önce çiniyle kaplı olduğu söylenen üç sanduka vardır.  Kapı üzerindeki iki satırlık sülüs istiflerle doldurulmuş mermer kitâbede Yunus Bey oğlu, Mahmud oğlu Muhammed tarafından, merhum oğlu Ali için Aralık ayı sonları 1377 tarihinde inşa ettirildiği yazılıdır.

Paylaşın

Antalya: Etenna Antik Kenti

Etenna Antik Kenti; Antalya’nın Manavgat İlçesi, Sırtköy sınırları içerisinde yer almaktadır. Sırtköy dolmuşları ile özel araçlarla ulaşım mümkündür.

Denizden 900 metre yüksekte kurulu Etenna Antik Kenti’nde, çam ormanları arasında bulunan antik kalıntıların içinde ilk dikkati çeken, kenti çevreleyen şehir surlarıdır. Pamfilya özelliğinden ziyade, kalıntılar diğer kıyı antik kentlerine göre bir Pisidya kenti özelliği taşımaktadır. Bu akropol kent, yöre halkınca “Dedekalesi” olarak isimlendirilmiştir.

Hereon,  bazilika, agora, kilise, hamam, kaya mezarları ve sarnıçlar kentin önemli kalıntılarıdır. Kentin tarihi hakkında pek fazla bilgi olmamasına rağmen çevredeki diğer akropol kentler ile aynı tarih ve kaderi paylaştığı sanılmaktadır. Etenna, Selge’den sonra sikke basan Pisidya kentidir. Etenna Antik Kenti, yılın her dönemi, gün ve saat sınırlaması olmaksızın, ücretsiz ziyaret edilebilir; antik kent ve çevresinde doğa yürüyüşü yapılabilir.

Paylaşın

Antalya: Elmalı Müzesi

Elmalı Müzesi; Antalya’nın Elmalı İlçesi, İplik Pazarı Mahallesi, Hükümet Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Elmalı ve çevresi, kendine has stratejik ve coğrafi konumu ile Neolitik dönemden günümüze dek, kesintisiz olarak pek çok uygarlığın gelişmesine sahne olmuştur. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar ve kazılar sonucu ortaya çıkarılmış olan yerleşim yerleri, mezarlar, mimari bulgular ve buluntular bölgede oldukça yüksek ve farklı kültürlerin varlığına işaret etmektedir.

Türkiye’nin arkeolojik ve tarihi müzeleri arasında önemli bir yere sahip olan Elmalı Müzesi’nde bölgenin tarihini aydınlatan çok önemli arkeolojik eserler sergilenmektedir. Elmalı Müzesi, Gündoğan Mahallesi, İbrahim Elmalılı Caddesi üzerinde bulunan Eski Hükümet Konağı’nda kurulmuştur.

Yapı içinde müze ihtiyaçlarına uygun biçimde değişiklik yapılarak üçü zemin, sekizi birinci katta olmak üzere on bir adet teşhir salonu oluşturulmuştur. Teşhir tanzim çalışmaları Antalya Müzesi Müdürlüğüne bağlı olarak 2011 yılı başında tamamlanan Müze, 13.06.2011 tarihinden itibaren ziyarete açılmıştır. Müze, açık hava galerisi olan bir bahçeye de sahiptir.

Paylaşın

Antalya: Theimiussa Antik Kenti

Theimiussa Antik Kenti; Antalya’nın Demre İlçesi, Üçağız Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy dolmuşları ile özel araçlarla ulaşım mümkündür.

Theimiussa, orada bulunmuş bir yazıttan öğrenildiğine göre yönetimsel açıdan bir kent değil, köy yerleşimidir. Mezar yazıtlarında şiddet suçu cezalarının Myra ya da Kyaneai’ya yatırılmasının yazması bu kentlere bağlı bir deniz birimi olduğunu göstermektedir. İlk kalıntı hemen kıyıda bosajlı, rektogonal duvarları bulunan minyatür bir kaledir. Bu kale belki öncesi de olabilen bir surla Bizans Çağı’nda çapı genişletilerek kenti çevreleyen bir şekle sokulmuştur.

Kentin Tybersissos ile sınır oluşturduğu yerde yine bosajlı ve rektogonal teknikte duvar örgülü bir akropol, son savunulacak yer olarak Tybersissos ile birlikte düşünülmüş olmalıdır. İskeleden doğuya doğru ilerlendiğinde sahilden biraz içeride ev tipinde, giriş kapısı tahrip olmuş bir çift kaya mezarıyla karşılaşılır. Doğu tarafta bulunan mezarın sağ yanında ayakta duran genç bir erkek veya çocuk figürü görülür.

Kapının üst kısmında da mezar sahibinin Kluwanimi olduğunu bildiren Lykia dilinde bir yazıt vardır. Mezar binasının doğusunda iki yanı kesme taş duvarla örülü kanalın çevresinde çok sayıda Geç Helenistik ve Roma Çağı’na ait lahitler sıralanmaktadır. Bu kanalın bitim yeri yani kuzey ucu ne amaçla kullanıldığı kesin olarak belli olmayan bir Erken Bizans Dönemi yapısıyla sona ermektedir.

Paylaşın

Antalya: Andriake Antik Kenti

Andriake Antik Kenti; Antalya’nın Demre İlçesi, Çayağzı Mevkii’nde yer alır. İlçe merkezine 5 km. mesafededir. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Kent, Myra’nın limanı ve onun oluşturduğu bir yerleşim olarak bilinir. Ancak M.Ö 200 yıllarında Andriakos (Kokarçay) nehrinin ağzında Andriake isimli bir şehrin olduğu ve M.Ö. 197’de III. Antiokhos’un Antiokheia’dan çıkarak, Ptolemaioslar’ın elinde bulunan yerleri alarak, filosuyla Andriake’ye geldiği bilinmektedir. Livius’ta ise Andriake’nin ismi güney Lykia kentleri arasında sayılmaktadır.

Part Savaşını planlayıp, Asia ve Lykia’ya gelen Traian, Myra’da konakladığında Lykia’nın güneyinde güzel bir limanın planlamasının yapılması gereğini belirtmiştir. Fakat planlama ve uygulama Hadrianus’a ve onun zamanına aittir. İ.S. 18’de Germanicus ve karısı Agrippa’nın Myra ziyareti, Andriake’ye dikilen heykellerle onurlandırılır. İ.S. 60’ta ise Kudüs’te huzursuzluk çıkardığı için Roma’ya hesap vermek üzere yola çıkan Aziz Paulos’un gemi değiştirmek üzere burada mola vermiş olması, Andriake tarihinin renkli sayfaları arasındadır.

Andariake antik kentinin kalıntıları büyük ölçüde limanın güneyindeki tepenin eteğine yayılmıştır. Demre yönünden ilk karşılaşılan yapı, Andriake’ye tatlı su getiren aquadükt’tur. Kemerli girişi, içte nişli duvarları ile tipik bir Roma devri yapısı olan nymphaion, kentin doğusundadır. En önemli kalıntısı, 65*32 m. boyutlarında, sekiz odalı, dikdörtgen planlı Hadrian Dönemi (İ.S. 117-138 ) ( silo, tahıl ambarı ) Granariumu’dur. Cephede girişi sağlayan sekiz kapı bulunur ve her kapı bir odaya açılmaktadır.

Ön cephe duvarında kapıların üstündeki pencereler iç kısmı ışıklandırmak için yapılmıştır. Ön cephede terasın iki yanında depo ile ilgili görevli odaları yer alır. Ortasındaki büyük giriş kapısının hemen yanında Roma imparatoru Hadrian ve karısı Sabina’ya ait aynı büyüklükte iki büst bulunmaktadır. Cepheye yerleştirilmiş aralarında grifon olan Serapis ve Pluton kabartması ise, yazıtında açıklandığı üzere granarium memurunun rüyası üzerine yapılmıştır.

Granarium ile liman arasındaki alanda liman caddesi, caddenin önünde de üstleri yarıya kadar açık gemi barınakları bulunmaktadır. Kentin en büyük yapısı Plakoma adı verilen Pazaryeri veya agoradır. Agora’nın güney yönü hariç, üç tarafı dükkânlarla çevrili olup ortasında sarnıç bulunmaktadır. Agora’nın önündeki yükseltide ise ev kalıntıları yer alır. Gözetleme kulesi yamacın batısındadır. Limanın kuzey kısmı büyük ölçüde Lykia türü lahitlerin bulunduğu, bu arada iki Bizans dönemi kilisesinin kalıntılarına rastlanan nekropol alanıdır.

Paylaşın

Antalya: Hamaxia Antik Kenti

Hamaxia Antik Kenti; Antalya’nın Alanya İlçesi, Elikesik Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy dolmuşları ve özel araçlarla ulaşmak mümkündür.

Antik kent, Pamfilya Bölgesi sınırları içerisindedir. Halk arasında ise Sinekkalesi olarak bilinmektedir. Antik Çağ coğrafyacısı Strabon,gemi yapımında kullanılan kerestenin kentten elde edildiğini, özellikle sedir ağaçlarının bol olduğunu, hatta Antonius’un bu bölgeyi Kleopatra’ya hediye ettiğinden bahseder. Kentte Helenistik Dönem’den Bizans Dönemi sonuna kadar oturulduğu gerek yazıtlardan gerekse kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Yazıtlar daha çok Hamaxia’da yaşamış belli başlı ailelerin isimlerini taşıyan onur yazıtlarıdır. Yazıtların çok azında kentteki yapılardan bahsedilmektedir. Yazıtlara göre Hermes ve Serapis Kült alanı, Helenistlik olduğu düşünülen kule ve bunun batısında iki eksedra (yarım daire şeklinde düzenlenmiş küçük yapı) yine kentin kuzeyindeki başka bir eksedra, hamam, nekropol alanındaki irili ufaklı mezar yapıları ve sur duvarları kentin günümüze ulaşan kalıntılarıdır.

Kenti çevreleyen sur duvarları özellikle kuzey ve batı yönde korunmuştur. Sur duvarı dışındaki batı ve kuzey yönlerde yer alan nekropol alanında küçüklü büyüklü mezar yapılarının yanı sıra araziye yayılmış durumdaki ostotekler (kül kutuları) ve parçalarının önemli bir bölümü Alanya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Kentin İ.S. 100–200 yılları arasında zengin olmayan küçük, Coracesium’a bağlı bir topluluk olarak yaşamını sürdürdüğü bilinmektedir.

Paylaşın

Antalya: Istlada Antik Kenti

Istlada Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi’ne bağlı Kapaklı Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy dolmuşları ve özel araçlarla ulaşmak mümkündür.

Istlada adı şehrin birçok yazıtında okunabilmiş olup Likya Birliği içinde komşu diğer şehirlerle bölgenin tarihi kaderini paylaşmıştır. Gerek Hoyran mezarındaki ilginç kabartmalardan gerekse okunabilir Likya yazıtlarından şehrin tarihini en azından İ.Ö. 4’üncü yüzyıl başlarına indirmek mümkündür. Likya döneminden sonra sırasıyla Helenistik, Roma ve Bizans Dönemleri’nde yerleşim gördüğü kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Istlada; Apollonia, Aperlai, Phellos veya İsinda gibi ufak bir beyin oturduğu etrafı surlarla çevrili ufak bir kale görünümündedir. Şehrin surları akropolün doğu ve batı yönünde uzanır. Sur, doğu uca yakın yerde, kale içine girişi sağlayacak bir kapı ile sonlanmaktadır. Kapının hemen batısında kapıyı kontrol amaçlı yapılmış bir yapı kalıntısı göze çarpar.

Yer yer görülen sarnıç ve kuyular ve bunlara su birikimini sağlayan yerli kayaya açılmış kanalcıklar su ihtiyacının biriktirme ile karşılandığını göstermektedir. Istlada Kapaklı Köyü’nde bulunan ünlü “Hoyran Anıtı” adıyla anılan kabartmalı mezarıyla da arkeoloji dünyasında çok özel bir yere sahiptir. Anıt  ana kayanın yontularak ev tipi mezar haline getirilmiş örneğidir. Alınlığın ortasında mezar sahibi eşi ve oğluyla seçilebilmektedir.

Çok basık gotik alınlığın altındaki frizde, ortada bir divan üzerine uzanmış mezar sahibinin ayakucunda askerleri başucunda ise oğlu, kızı, eşi ve kadınlardan oluşan bir grup törene iştirak edenleri oluşturmaktadır. Biri kopuk olan akroterlerde dışa dönük olarak sfenks tasvirleri mevcuttur. Anıt, Lykia alfabesi ile kazınmış yazıtı ve üzerindeki kabartmalardan M.Ö. 4’üncü yüzyıla tarihlenir.

Akropol’ün doğu ve kuzeyi kaya mezarları, lahitler ve stel şeklindeki tek blok mezarlarla doludur. Lahitlerin büyük çoğunluğu tipik Likya lahti formunda, kaide, sanduka ve kapaktan oluşmaktadır. Lahitlerin aralarında steller yer almaktadır. Tümü yörenin doğal oluşumu olan kireçtaşından yapılmıştır. Kaya mezarları Klasik Çağ’a, lahitlerin tümü ise Roma Çağı’na tarihlenir.

Üzerlerindeki kuş tasvirlerinden dolayı, horozlu ve güvercinli mezar olarak tanınan kaya mezarı en eski örneklerden biri olup İ.Ö. 4’üncü yüzyıl başlarına tarihlenir. Diğer ilginç bir örnek de üzerinde ayakta savaşçı kabartmasının yer aldığı tek parça bloktan oluşan stel tarzı mezar anıtı olup tipik kaya mezarları kompleksinin önünde yer alır. Kalıntıların yer aldığı zirveden güneye bakıldığında bölgenin en çarpıcı manzarası olan Gökkaya Koyu ve çevresi görülebilir ki Gökkaya büyük olasılıkla Istlada Antik Kenti’nin limanı görevini de yürütmekteydi.

Paylaşın