Laozi (Lao Tzu) Kimdir? Öğretileri

MÖ 6. yüzyılda yaşadığı düşünülen Laozi (Lao Tzu, “Yaşlı Usta”), Taoizmin kurucusudur. Gerçek adı Li Er veya Lao Tan olarak belirtilse de, varlığı tartışmalıdır ve hakkında kesin bilgiler sınırlıdır.

Haber Merkezi / Zhou Hanedanı döneminde bir devlet arşivcisi olduğu ifade edilen Laozi, Tao Te Ching adlı eseriyle tanınır; bu kısa ama derin metin, Taoizmin temel felsefi ve manevi ilkelerini içerir.

Efsaneye göre, Laozi Çin’den ayrılırken bir sınır muhafızının isteği üzerine Tao Te Ching’i yazmıştır.

Laozi’nin Öğretileri

Laozi’nin felsefesi, Tao Te Ching’de ortaya konan Taoizm’in temel ilkelerine dayanır. Bu öğretiler, evrenle uyum, sadelik ve doğal akış üzerine odaklanır:

Tao (Yol): Tao, evrenin temel düzeni, her şeyin kaynağı ve işleyişinin altında yatan ilkedir. Tanımlanamaz ve kavranamaz bir kavramdır. Laozi, Tao’nun her şeyi kapsadığını ve doğanın spontane akışını temsil ettiğini vurgulamıştır.

Laozi, Tao Te Ching’de şöyle der: “Tao söze dökülse, o gerçek Tao değildir.” Bu, Tao’nun insan dilinin ve aklının ötesinde olduğunu gösterir.

Wu Wei (Eylemsizlik): Wu Wei, “eylemsiz eylem” veya doğal akışa uyum sağlama ilkesidir. Laozi, zorlama yerine doğanın ritmine uygun hareket etmeyi öğütlemiştir. Bu, pasiflik değil, gereksiz çaba göstermeden etkili olmayı ifade etmektedir.

Örneğin, bir nehrin akışına karşı kürek çekmek yerine akıntıyla uyum içinde ilerlemek Wu Wei’dir.

Sadelik ve Alçakgönüllülük: Materyalist ve hırstan uzak, sade bir yaşamı savunan Laozi, insanların doğal hallerine dönmeleri gerektiğini ifade etmiştir.

Güç, zenginlik veya statü peşinde koşmak yerine, tevazu ve içsel dinginlik ön plandadır.

Karşıtlıkların Birliği (Yin ve Yang): Laozi, evrendeki her şeyin zıtlıklar aracılığıyla dengelendiğini öğretmiştir. İyi-kötü, ışık-karanlık gibi karşıtlıklar, birbirini tamamlar ve Tao’nun bir parçasıdır.

Bu denge, evrenin uyum içinde işlemesini sağlar.

Yönetim ve Liderlik: Laozi, ideal liderin halkı zorlamadan, doğal akışa uygun şekilde yönetmesi gerektiğini savunmuştur. En iyi lider, varlığı hissedilmeyen, ancak düzeni sağlayan kişidir.

Laozi, Tao Te Ching’de, “En iyi yönetim, insanların yönetildiğini fark etmediği yönetimdir” der.

Laozi’nin Mirası

Tao Te Ching: Laozi’nin en büyük katkısı, yaklaşık 5 bin kelimeden oluşan bu metindir. 81 kısa bölümden oluşan eser, felsefi derinliği ve poetik üslubuyla dünya çapında etkili olmuştur. Hem bireysel yaşam hem de yönetim için rehberdir.

Taoizm: Laozi’nin öğretileri, Taoizmin felsefi (Daojia) ve dini (Daojiao) kollarını şekillendirmiştir. Felsefi Taoizm, bireysel iç huzur ve doğayla uyum üzerine odaklanırken, dini Taoizm ritüeller ve manevi uygulamalar geliştirmiştir.

Kültürel Etki: Laozi’nin fikirleri, Konfüçyüsçülük ve Budizm ile birlikte Çin düşüncesini derinden etkilemiştir. Ayrıca, Batı’da modern felsefe, edebiyat ve hatta kişisel gelişim alanlarında ilham kaynağı olmuştur.

Evrensel Çekicilik: Laozi’nin sadelik, doğallık ve denge vurgusu, günümüzde çevre bilinci, meditasyon ve minimalizm gibi kavramlarla yankı bulur.

Paylaşın

Pisagor Kimdir? Bilim Ve Sanata Katkıları

MÖ 570 yılında Samos Adası’nda dünyaya gelen Pisagor (Pythagoras), MÖ 495 yılında hayatını kaybetmiştir. Güney İtalya’daki Kroton’da bir okul kurarak Pisagorculuk adı verilen felsefi ve dini bir topluluk oluşturmuştur.

Haber Merkezi / Matematik, geometri, müzik teorisi ve felsefe alanlarında yaptığı katkılarla tanınan Pisagor’un öğretileri, hem bilimsel hem de mistik unsurları birleştiren benzersiz bir sistem sunmaktadır.

Pisagor’un Bilime Katkıları:

Matematik ve Geometri:

Pisagor Teoremi: Pisagor’un en ünlü katkısı, adıyla anılan Pisagor Teoremi’dir (a² + b² = c²). Bu teorem, bir dik üçgenin hipotenüsünün karesinin, diğer iki kenarın kareleri toplamına eşit olduğunu ifade eder. Bu, geometrinin temel taşlarından biridir.

Pisagor, sayıların mistik ve evrensel önemi üzerine vurgu yapmış, sayıları evrenin düzenini anlamanın anahtarı olarak görmüştür. Örneğin, tam sayılar ve oranlar üzerine çalışmaları, matematiğin felsefi bir disiplin olarak gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Pisagorcular, irrasyonel sayılarla (örneğin √2) ilgili keşifler yapmış, bu da matematikte yeni bir dönemi başlatmıştır.

Astronomi ve Kozmoloji:

Pisagor, evrenin matematiksel bir düzenle işlediğini savunmuş ve “kürelerin müziği” (harmonia mundi) kavramını geliştirmiştir. Bu, gök cisimlerinin hareketlerinin matematiksel oranlara dayalı bir uyum içinde olduğunu öne sümektedir.

Pisagor’un Dünya’nın küresel olduğunu savunan ilk düşünürlerden biri olduğu düşünülür, ancak bu fikir daha sonra öğrencileri tarafından geliştirilmiştir.

Müzik Teorisi:

Pisagor, müzikle matematik arasındaki ilişkiyi keşfetmiştir. Tellerin uzunlukları ve ses frekansları arasındaki oranları inceleyerek, müzikal uyumun matematiksel temellerini ortaya koymuştur. Örneğin, oktav, beşli ve dörtlü aralıkların oranlarını (2:1, 3:2, 4:3) tanımlamıştır.

Bu çalışmalar, müzik teorisinin bilimsel bir disiplin haline gelmesine katkıda bulunmuş ve Batı müziğinin temelini oluşturmuştur.

Pisagor’un Sanata Katkıları

Müzik ve Estetik: Pisagor’un müzik teorisindeki çalışmaları, sanatın matematiksel bir temele dayandırılabileceğini göstermiştir. Onun oranlar üzerine kurulu müzik anlayışı, estetik ve uyum kavramlarını derinden etkilemiştir.

Pisagorcular, müziğin ruh üzerindeki etkilerine inanmış ve müzikle ahlaki eğitim arasında bir bağ kurmuşlardır. Bu, sanatın eğitim ve terapi amaçlı kullanımına dair erken bir örnektir.

Felsefi ve Mistik Etki: Pisagor’un felsefesi, sanat ve güzellik anlayışını etkileyen bir “evrensel uyum” kavramına dayanmaktadır. Sayılar, oranlar ve simetri yoluyla güzelliğin tanımlanması, daha sonra Rönesans sanatçıları ve mimarları üzerinde dolaylı bir etki yaratmıştır.

Pisagorcular, sanatı evrensel bir düzenin yansıması olarak görmüş ve bu görüş, estetik teorilere ilham vermiştir.

Pisagor’un Genel Felsefesi ve Etkisi

Pisagorculuk: Pisagor, Kroton’da kurduğu okulda matematik, felsefe, astronomi ve müziği birleştiren bir öğreti geliştirmiştir. Bu okul, hem bilimsel hem de dini bir topluluk olarak işlev görmüş, üyelerine katı etik ve ahlaki kurallar dayatmıştır.

Mistisizm ve Sayılar: Pisagor, sayıları evrenin temel yapı taşları olarak görmüş ve her sayıya mistik anlamlar yüklemiştir. Örneğin, 1 birliği, 2 çifti ve karşıtlığı, 10 ise mükemmeliyeti temsil eder.

Reenkarnasyon: Pisagor, ruhun ölümsüzlüğüne ve reenkarnasyona inanmıştır. Bu inanç, onun felsefi sisteminin dini yönünü güçlendirmiştir.

Pisagor’un Mirası

Pisagor’un katkıları, yalnızca Antik Yunan’da değil, Batı düşünce tarihinde de derin bir etki bırakmıştır:

Matematik ve geometrideki çalışmaları, Öklid ve diğer matematikçiler için temel oluşturmuştur.
Müzik teorisi, Batı müziğinin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Kozmolojik fikirleri, Kopernik ve Kepler gibi modern astronomların çalışmalarına dolaylı olarak ilham vermiştir.
Felsefi öğretileri, Platon ve Aristoteles gibi düşünürleri etkilemiş, Pisagorculuk Neoplatonizm gibi daha sonraki akımlara da katkı sağlamıştır.

Pisagor’un eserleri doğrudan günümüze ulaşmamıştır, ancak öğrencileri ve takipçileri aracılığıyla fikirleri kaydedilmiştir. Onun bilime ve sanata katkıları, evrenin matematiksel bir düzenle işlediğine dair vizyonuyla, modern bilimin ve estetiğin temellerine önemli bir zemin hazırlamıştır.

Paylaşın

Ksenofanes Kimdir? Öğretileri

İyonya’nın Kolophon şehrinde dünyaya gelen Ksenofanes’in (Xenophanes) MÖ 570 yılında hayatını kaybettiği düşünülmektedir. Ksenofanes, yaşamının büyük bir kısmını Sicilya ile Güney İtalya’da geçirmiştir.

Haber Merkezi / Hem dini hem de doğa felsefesi alanında yenilikçi fikirleriyle tanınan Ksenofanes, geleneksel Yunan mitolojisine ve çoktanrıcılığa eleştirel bir yaklaşım sergileyerek, felsefi düşüncenin temellerine katkıda bulunmuştur.

Ksenofanes’in öğretileri:

Tek Tanrı İnancı (Monoteizm): Geleneksel Yunan politeizmini eleştiren Ksenofanes, tanrıların insan biçiminde (antropomorfik) tasvir edilmesini reddetmiş ve tanrıların insanlara benzemediğini savunmuştur. Ksenofanes’e göre, tanrı tek, ezeli, ebedi, değişmez ve her şeyden üstün bir varlıktır.

Ksenofanes’in bu görüşü, Batı felsefesinde monoteizmin erken bir biçimi olarak kabul edilir.

Bilginin Sınırları (Epistemoloji): Ksenofanes, insan bilgisinin sınırlı olduğunu ve mutlak gerçeğin yalnızca tanrı tarafından bilinebileceğini savunmuştur. İnsanlar, gözlem ve deneyim yoluyla gerçeğe yaklaşabilir, ancak kesin bilgiye ulaşamaz.

Ksenofanes’in bu görüşü, şüpheci bir yaklaşımı yansıtır ve daha sonra Pyrrhonculuk gibi şüpheci felsefelerin temelini oluşturur.

Doğa Felsefesi: Ksenofanes, evrenin yapısı ve doğa olayları hakkında da düşünceler üretmiştir. Örneğin, gök cisimlerinin tanrısal değil, doğal fenomenler olduğunu savunmuştur. Bulutların, yıldızların ve gök gürültüsünün doğal süreçlerle oluştuğunu belirtmiştir.

Ksenofanes, deniz fosillerine dayanarak, karaların bir zamanlar denizle kaplı olduğunu öne sürmüş, bu da onun gözleme dayalı bilimsel bir yaklaşım sergilediğini göstermektedir.

Toplumsal ve Kültürel Eleştiriler: Ksenofanes, toplumun ahlaki ve kültürel değerlerini sorgulamıştır. Özellikle, sporculara ve fiziksel başarılara verilen aşırı önemi eleştirmiş, bilgelik ve entelektüel çabanın daha değerli olduğunu savunmuştur.

Ksenofanes, şiirlerinde, toplumsal reformlar ve erdemli bir yaşam tarzı önermiştir.

Ksenofanes’in Mirası

Ksenofanes, Elea Okulu’nun kurucusu olarak kabul edilir ve Parmenides gibi önemli filozofları etkilemiştir. Onun monoteist fikirleri, daha sonra Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin teolojik tartışmalarına zemin hazırlamıştır.

Ayrıca Ksenofanes’in, mitolojiye ve dogmatik inançlara karşı eleştirel yaklaşımı, rasyonel düşüncenin gelişiminde önemli bir adım olarak kabul edilir.

Ksenofanes’in eserleri, çoğunlukla şiir formunda yazılmış ve günümüze fragmanlar halinde ulaşmıştır. Bu fragmanlar, onun hem felsefi hem de edebi yetkinliğini göstermektedir.

Antik Yunan felsefesinin erken dönemlerinde, doğa, tanrı ve insan bilgisi üzerine derinlemesine düşünen bir filozof olarak Ksenofanes, felsefe tarihine önemli bir katkı sağlamıştır.

Paylaşın

Ferekidis Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 6. yüzyıl civarında Siros Adası’nda dünyaya gelen Ferekidis’in yine aynı yüzyıl civarında Manisa veya Efes’te hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Ferekidis’in hayatı hakkında kesin bilgiler sınırlıdır ve kaynaklar çelişkilidir.

Haber Merkezi / Ferekidis, modern anlamda bir düşünür olmasa da, felsefi ve mitolojik düşünceleriyle presokratik filozoflar ile mitoloji arasında bir köprü oluşturmuştur. İşte Ferekidis hakkında temel bilgiler ve teorileri:

Düşünür Pittakos’un (Midillili Pittacus) öğrencisi olduğu veya Fenike kaynaklarından kendi kendine öğrenim gördüğü öne sürülen Ferekidis, Pythagoras (Pisagor) ile ilişkilendirilmiş, onun konuşmalarını dinlediği ve hatta hocası olduğu iddia edilmiştir.

Bazı kaynaklar Ferekidis’i Antik Yunan’ın Yedi Bilge’sinden biri sayar, ancak genellikle bir nesil sonra yaşadığı düşünülmekteedir.

Ferekidis, doğa, evren ve tanrılar üzerine yazdığı Pentemychos (Beş Oyuk) veya Heptamychos (Yedi Oyuk) adlı nesir eseriyle tanınmaktadır. Bu eser, felsefi düşünceleri şiir yerine nesir formatında yazan ilk çalışma olarak kabul edilmektedir. Eserin çoğu kaybolmuş, sadece birkaç alıntı ve bir Mısır papirüsündeki fragman günümüze ulaşmıştır.

Kozmogoni ve üç tanrısal ilke: Ferekidis’in kozmogonisi, evrenin oluşumunu üç temel ilkeye dayandırır:

Kronos (Zaman): Evrenin yaratıcı gücü ve düzeni.
Zas (Zeus, Yaşam): Diriliğin ve yaşamın kaynağı.
Kythonie (Chthonie, Yeryüzü): Yeryüzünü biçimlendiren ilke.

Bu ilkeler önsüz ve sonsuzdur. Kronos, yeryüzünün içindeki oyuklarda dört elementi ve diğer tanrıları yaratır. Zas, ejderha Ophion’u bir savaşta yenerek Okeanos’a atar ve Dünya’yı (Gê) yönetir. Kythonie ile evlenerek yeryüzünü şekillendirir.

Ferekidis’in kozmogonisi, Hesiodos’un mitolojik Teogoni’si ile presokratik filozofların doğa temelli açıklamaları arasında bir geçiş oluşturmaktadır. Ferekidis, evrenin oluşumunu mitolojik ama sistematik bir şekilde açıklamıştır.

Yeryüzü merkezli evren: Ferekidis, yeryüzünü evrenin merkezi olarak görmüştür. Yeryüzü önce ortaya çıkmış, çevresindeki varlıklar ise zamanla ve belirli sürelere göre biçimlenmiştir.

Evrenin oluşumunda sevgi (eros), varlıkları birleştiren ve uzlaştıran bir ilke olarak rol oynamaktadır. İyi ve kötü güçler arasında bir savaş olmuş, iyiler üstün gelerek kötüleri okyanusun dibine göndermiştir. Bu görüş, daha sonra Ptolemaios tarafından geliştirilmiştir.

Ruhun ölümsüzlüğü ve reenkarnasyon: Ferekidis, ruhun ölümsüz olduğunu ve bir bedenden diğerine geçtiğini (metempsikozis) savunmuştur. Bu fikir, Hint felsefesindeki ruh göçü inancından etkilenmiş olabilir.

Bu düşünceyi Pythagoras’a aktardığı ve Orfizm ile Pythagorasçılık üzerinde etkili olduğu düşünmektedir.

Doğa ve teoloji: Ferekidis, doğa olaylarını ve evreni mitolojik unsurlarla açıklamış, ancak bunları sistematik bir çerçeveye oturtarak geleneksel mitolojiden kısmen uzaklaşmıştır.

Aristoteles, onu dünyayı sistematik olarak açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biri olarak değerlendirirken, Plutarkhos gibi bazı düşünürlerde onu teolog (tanrıbilimci) olarak sınıflandırmıştır.

Ferekidis, mitoloji ile felsefi düşünce arasında bir köprü kurarak presokratik filozoflara zemin hazırlamıştır. Kozmogonisi, sevgi (eros) ilkesini varlıkların birleştirici gücü olarak tanımlaması ve ruh göçü kavramı, sonraki filozoflar (Empedokles, Platon, Pythagoras) üzerinde etkili olmuştur.

Nesir formatında yazan ilk düşünür olarak, felsefi yazı geleneğinin başlangıcına katkı sağlamıştır.

Orfizm ve Pythagorasçılık gibi akımların teogonik (tanrıbilimsel) ve reenkarnasyon fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.

Not: Bazı kaynaklarda Ferekidis’in Miletos’ta yaşadığı ve Eleat Okulu’nun kurucularından biri olduğu iddia edilse de (örneğin, “Bir Şey Var” adlı eseriyle varlık teorisi geliştirdiği söylenir), bu bilgiler doğru değildir ve başka bir filozofla (muhtemelen Parmenides) karıştırılmıştır.

Ferekidis, Eleat Okulu’yla değil, mitografik ve kozmogonik düşünceleriyle tanınmaktadır.

Paylaşın

Anaksimandros Kimdir? Teorileri

MÖ 610 yılında Miletos’ta dünyaya gelen Anaksimandros, 546 yılında yine Miletos’ta hayatını kaybetmiştir. Miletos Okulu’nun önemli bir üyesi olan Anaksimandros, Thales’in öğrencisi ve takipçisiydi.

Haber Merkezi / Anaksimandros, evrenin doğasını anlamaya yönelik sistematik düşünceleriyle felsefe ve bilim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Thales’in fikirlerini geliştirerek daha soyut ve kapsamlı bir dünya görüşü ortaya koyan Anaksimandros hakkında temel bilgiler:

Anaksimandros’un yazdığı “Doğa Üzerine” adlı eserin sadece birkaç parçası günümüze ulaşmıştır, ancak fikirleri Aristoteles ve diğer antik yazarlar aracılığıyla bilinmektedir.

Evrenin yapısını ve kökenini açıklamaya yönelik çığır açıcı teoriler geliştiren Anaksimandros, evrenin bir düzen içinde işlediğini ve Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe durduğunu savunmuştur.

Anaksimandros, Dünya’yı silindir şeklinde tasavvur etmiş ve onun herhangi bir desteğe ihtiyaç duymadan uzayda asılı kaldığını düşünmüştür.

Anaksimandros’un ilk dünya haritasını çizdiği söylenmektedir, bu da onun coğrafya ve kartografya alanındaki öncü rolünü göstermektedir. Gök cisimlerinin hareketlerini inceleyen Anaksimandros, yıldızların Dünya’dan çok uzakta olduğunu öne sürmüştür.

Zamanı ölçmek için kullanılan güneş saatinin mucidi olduğu düşünülen Anaksimandros, mevsimlerin ve gök olaylarının düzenli döngülerini açıklamaya çalışmıştır.

Anaksimandros, insanların ve diğer canlıların kökenine dair erken bir evrim fikri öne sürmüştür. Ona göre, canlılar sudaki ilkel formlardan evrilmiş ve zamanla karada yaşamaya adapte olmuştur.

Anaksimandros, insanların bebeklik döneminde uzun süre bakıma muhtaç olduğunu gözlemleyerek, ilk insanların balık benzeri canlılardan türediğini ve suda geliştiklerini savunmuştur. Bu, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsü olarak kabul edilmektedir.

Anaksimandros, doğa olaylarını (örneğin fırtınalar, şimşekler) tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin, şimşeğin bulutların çarpışmasından kaynaklandığını düşünmüştür.

Anaksimandros, evreni sistematik ve rasyonel bir şekilde açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biridir. Anaksimandros’un Apeiron kavramı, evrenin kökenine dair soyut bir ilke sunarak felsefi düşünceyi derinleştirmiştir.

Bilimsel yöntemin temellerini atarak gözlem, hipotez ve mantıksal çıkarımı birleştiren Anaksimandros’un evrim, kozmoloji ve kartografya alanındaki fikirleri, sonraki yüzyıllarda bilimsel düşüncenin gelişimine katkı sağlamıştır.

Miletos Okulu’nun bir üyesi olarak, Thales’in materyalist yaklaşımını daha soyut ve evrensel bir düzene taşımıştır.

Anaksimandros’un teorileri:

Anaksimandros, Miletoslu Thales’in öğrencisi olarak onun fikirlerini geliştirmiş ve evreni anlamaya yönelik daha soyut, sistematik bir yaklaşım benimsemiştir. İşte Anaksimandros’un başlıca teorileri:

Apeiron: Anaksimandros, evrendeki her şeyin kökeninin Apeiron (sınırsız, belirsiz, sonsuz) adlı bir ilke olduğunu savunmuştur. Thales’in su teorisini reddederek, evrenin belirli bir maddeden değil, nitelikleri tanımlanamayan, sınırsız bir kaynaktan türediğini öne sürmüştür.

Apeiron, ne su, hava, ateş gibi belirli bir madde ne de sınırlı bir şeydir. Tüm varlıklar Apeiron’dan doğar ve ona geri döner, bu da evrenin döngüsel bir düzen içinde işlediğini gösterir.

Bu, evrenin maddi olmayan bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi kavramlardan biridir. Apeiron, modern fiziğin “sonsuzluk” veya “evrensel enerji” kavramlarına erken bir atıf olarak görülebilir.

Kozmoloji: Anaksimandros, Dünya’nın evrenin merkezinde serbestçe asılı durduğunu ve herhangi bir fiziksel desteğe (örneğin, su veya dev bir kaplumbağa) ihtiyaç duymadığını savunmuştur. Dünya’yı silindir şeklinde tasvir etmiştir.

Bu model, Dünya’nın evrendeki konumuna dair mitolojik açıklamalara meydan okuyan ilk bilimsel yaklaşımlardan biriydi.

Evrim ve canlıların kökeni: Anaksimandros, canlıların sudaki ilkel formlardan evrilerek karada yaşamaya adapte olduğunu savunmuştur. Özellikle insanların, balık benzeri canlılardan türediğini ve uzun bir gelişim sürecinden geçtiğini öne sürmüştür.

Bu fikir, modern evrim teorisinin çok erken bir öncüsüdür ve biyolojik çeşitliliğin doğal süreçlerle açıklanabileceğini göstermektedir.

Astronomik gözlemler ve teoriler: Anaksimandros, gök cisimlerinin Dünya’dan uzak mesafelerde olduğunu ve düzenli hareketler yaptığını savunmuştur. Gökyüzünü, Dünya’yı çevreleyen ateşten halkalar olarak tasavvur etmiştir.

Anaksimandros, astronomiye sistematik bir yaklaşım getiren ilk düşünürlerden biridir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Anaksimandros, doğa olaylarını tanrısal müdahalelerle değil, doğal süreçlerle açıklamaya çalışmıştır. Örneğin: Şimşek ve gök gürültüsünün bulutların çarpışmasından kaynaklandığını savunmuş, rüzgarların, havanın yoğunlaşması ve hareketiyle oluştuğunu düşünmüştür.

Anaksimandros, bu yaklaşımla, mitolojik açıklamalara karşı rasyonel bir yaklaşım benimseyerek bilimsel düşüncenin temellerini atmıştır.

Coğrafya ve kartografya: Anaksimandros, bilinen dünyanın ilk haritasını çizdiği kabul edilöektedir. Bu harita, Akdeniz çevresindeki bölgeleri ve o dönemin coğrafi bilgilerini içermektedir. Kartografyanın başlangıcı olarak görülen bu çalışma, coğrafi keşiflerin ve bilimsel haritalamanın temelini oluşturmuştur.

Evrenin döngüsel düzeni: Anaksimandros, evrenin bir adalet ve denge düzeni içinde işlediğini savunmuştur: Varlıklar Apeiron’dan doğar, varlığını sürdürür ve sonra ona geri döner, bu döngü, evrenin “adalet” ilkesine göre işlediğini gösterir.

Bu fikir, evrenin kaotik değil, düzenli ve öngörülebilir olduğunu savunan ilk felsefi kavramlardan biridir.

Paylaşın

Thales Kimdir? Teorik Çalışmaları

MÖ 624 yılında İyonya’nın Milet şehrinde dünyaya gelen ve 545 yılında hayatını kaybettiği düşünülen Thales, batı felsefesinin ilk düşünürlerinden biri olarak kabul edilir.

Haber Merkezi / Thales, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine akıl ve gözlem yoluyla anlamaya çalışan ilk filozoflardan biri olarak bilinir.

İşte Antik Yunan’da “Yedi Bilge”den biri olarak kabul edilen Thales hakkındaki temel bilgiler:

Felsefe ve bilimdeki katkıları: Thales, evrenin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Bu, doğanın temel bir ilkeye dayandığını savunan ilk felsefi düşüncelerden biridir. Thales, bu nedenle “ilk filozof” olarak anılır.

Matematik ve geometri: Thales, geometrideki bazı temel teoremlerin (örneğin, Thales Teoremi) isim babasıdır. Thales’in bir dairenin çapının onu iki eşit parçaya böldüğünü ve bir üçgenin taban açılarının eşit olduğunu kanıtladığı söylenir.

Astronomi: Thales’in bir güneş tutulmasını (MÖ 585) önceden tahmin ettiği rivayet edilir. Ayrıca gökyüzü gözlemleriyle yıldızların navigasyon için kullanılabileceğini göstermiştir.

Pratik uygulamalar: Mısır’da piramitlerin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı ve Nil Nehri’nin taşkınlarını öngördüğü söylenir.

Bilimsel düşüncenin temellerini atmış ve doğayı rasyonel bir şekilde anlamaya çalışan Thales’in eserleri günümüze ulaşmamıştır, ancak fikirleri öğrencileri (örneğin Anaksimandros) ve sonraki filozoflar aracılığıyla aktarılmıştır.

Thales’in başlıca teorileri:

Evrenin temel maddesi (arkhe) olarak su: Thales, evrendeki her şeyin temel maddesinin (arkhe) su olduğunu öne sürmüştür. Ona göre, tüm varlıklar sudan türemiş ve suya dönüşmüştür.

Bu teori, doğa olaylarını mitolojik açıklamalar yerine tek bir maddi ilkeye dayandırma çabasıydı. Bu fikir, felsefi ve bilimsel düşüncenin başlangıcı olarak kabul edilir.

Geometri ve matematik teoremleri: Thales, geometrideki katkılarıyla da tanınır. Ona atfedilen bazı teoriler şunlardır:

Thales Teoremi (Daire): Bir dairenin çapı, dairenin çevresini iki eşit yarıya böler.
Thales Teoremi (Üçgen): Bir üçgenin bir kenarına paralel bir doğru çizildiğinde, diğer kenarları orantılı olarak böler (benzerlik ilkesi).
Dik Açı Teoremi: Bir yarım daire içinde çizilen bir üçgenin, çapa dayanan açısı her zaman 90 derecedir.
Ölçüm Teknikleri: Thales’in, Mısır piramitlerinin yüksekliğini gölgelerinden hesapladığı söylenir. Bu, benzer üçgenler ilkesine dayalı bir yöntemdi.

Astronomi ve doğa gözlemleri: Thales’in MÖ 585’te bir güneş tutulmasını öngördüğü rivayet edilmiştir. Bu, Babil astronomi bilgilerini kullanmış olabileceğini gösterir.

Thales’in denizcilere, Küçük Ayı (Ursa Minor) takımyıldızını kullanarak yön bulmayı öğrettiği ifade edilmiştir. Thales’in ayrıca, Nil Nehri’nin taşkınlarını incelediği ve bu taşkınların rüzgarlarla bağlantılı olduğunu öne sürdüğü bilinmektedir.

Doğa olaylarının rasyonel açıklamaları: Thales, depremlerin yeryüzünün su üzerinde yüzmesi ve dalgalanmasıyla oluştuğunu savunmuştur. Bu, doğa olaylarına tanrıların gazabı yerine doğal bir açıklama getirme çabasıydı.

Thales’in mıknatıs taşlarının (lodestone) demiri çekmesini gözlemlediği ve bu taşların bir tür “canlılık” içerdiğini düşündüğü belirtilmiştir. Bu, doğadaki güçlerin incelenmesine yönelik ilk adımlardan biri olarak kabul edilir.

Felsefi yaklaşımı: Thales, doğayı anlamak için mitoloji yerine gözlem ve aklı kullanmayı tercih etmiştir. Bu, bilimsel yöntemin ilk adımlarından biri olarak görülmektedir.

“Her şey tanrılarla doludur” sözüyle, evrendeki her şeyin bir düzen ve canlılık içerdiğini ima etmiş olabilir.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder Kimdir?

Sırrı Süreyya Önder, kentteki birkaç sosyalist aileden birinin çocuğu, çevresindeki hemen hemen herkesin ana dilinin Kürtçe olduğu, Türkmen bir ailenin mensubu olarak Adıyaman’da dünyaya geldi.

7 Temmuz 1962 yılında Sekiz yaşındayken kaybettiği babası, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Adıyaman örgütünün kurucularındandı. Dayısı ise Nurculuk hareketinin kurucusu Said-i Nursi’nin “talebesiydi”.

Sırrı Süreyya Önder, orta öğretim yıllarında, babasından kalan bazı edebiyat kitaplarını bulup okumaya başlamasıyla sol fikirlere yöneldi. Önder, gençliğinde devrimci, sosyalist gruplar içinde yer aldı.

1978 yılında Adıyaman Lisesi’nde öğrenciyken Maraş Katliamı’nı protesto için düzenlenen bir gösteriye katıldığı için tutuklandı. Liseyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanıp başkentin yolunu tuttu. Burada “devrimci siyaset” içinde yer almaya devam etti.

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda 18 yaşındaydı. Ertesi yıl siyasi çalışmalarından dolayı gözaltına alındı, işkence gördü ve Mamak Cezaevi’ne gönderildi, yedi yıl hapis yattı.

1987’de tahliye olduktan sonra yurt içinde ve dışında çeşitli işlerde çalışmaya devam etti. Mevsimlik tarım işçiliği, lastik tamirciliği, inşaat işçiliği ve uzun yol kamyon şoförlüğü, yaptığı işlerden bazılarıydı.

Sinemacı Sırrı Süreyya Önder

2003’te Yılmaz Güney’in Duvar filmini izledikten sonra Barış Pirhasan’ın senaryo atölyesine katılmasıyla sinema kariyerine başladı.

Sinemacı olarak özellikle 2006 yapımı Beynelmilel filmiyle geniş kesimlerin dikkatini çekti. 2007 Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü kazan film, darbe dönemini hiciv yoluyla anlatırken aynı zamanda Önder’in gençliğine de göndermeler içerir.

Filmde, Önder cezaevindeyken maddi olarak ona ve ailesine destek olmak için berber dükkânında çalışan kardeşi de rol alır.

Önder, Sis ve Gece (2007), O… Çocukları (2008), F Tipi Film (2012), Yeraltı (2012) ve İtirazım Var (2014) gibi yapımlarda da senarist, yönetmen veya oyuncu olarak yer aldı. Üniversitelerde senaryo yazımı ve sinema dersleri verdi.

2010 yılında BirGün Gazetesi’nde, 2011 yılına dek ise Radikal Gazetesi’nde hafızalara kazınan ve toplumsal belleğin, dayanışmanın önemine vurgu yapan yazılar kaleme aldı. Milletvekili olduktan sonra köşe yazılarına bir süre daha devam etse de düzenli olarak yazmadı.

2011 yılında Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ndan gelen davetle İstanbul milletvekili seçilerek politikaya adım attı. Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) yer aldı.

BDP Milletvekili ve TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu üyesi olduğu 2012 senesinde Mamak’ta kendisine işkence yapan dönemin cezaevi müdürü Raci Tetik’le 28 yıl sonra yüz yüze geldi: “Raci Tetik, benim bilfiil işkencecim. Sadece benim değil, Mamak zindanından geçen binlerce insanın işkencecisi. İki yoldaşımızın da ölümünden sorumlu. Onları sorarak başlayacağım. İlhan Erdost, Mustafa Yalçın.”

Tetik’le olan görüşmesinden önce gazetecilerin “Size nasıl bir işkence yapılmıştı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Mamak’ta herkese ne yapıldıysa… Tabutluklar, falakalar, kendi eliyle dövmeler, köpekleri üstümüze salmalar, hakaretler, görüşçülerimize yapılan eziyetler… Bir özel harp mensubudur. Kıbrıs’taki işkencelerinden, gaddarlığından dolayı ödüllendirilerek Mamak’a gönderilmiştir. 28 Ağustos’ta geldi Mamak’a ve 12 Eylül’ün geleceğini haber vererek başladı işe. Soracağız bütün bunları. Tarih sorar. Gün gelir devran döner, sanıkla sorgulayan yer değiştirir.”

Daha sonra Halkların Demokratik Partisi (HDP) bünyesinde milletvekili olarak görev yaptı.

2013 yılında Gezi Direnişi’nde iş makinesinin önüne geçerek ağaçları ve parkı korumaya çalıştığı görüntüleri, Türkiye genelinde yankı uyandırdı. Gezi Parkı’nda polis tarafından hedef alındı ve yaralandı.

Aynı yıl Çözüm Süreci’nde İmralı Heyeti’nde yer aldı ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler yürüttü. Diyarbakır Newrozu’nda Öcalan’ın mesajını milyonlara okuduğu için “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yargılandı ve 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı. 2018 yılında tutuklandı. Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ihlali kararı sonrası 2019’da tahliye edildi.

2023 yılında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) İstanbul milletvekili seçildi ve TBMM Başkanvekili olarak görevlendirildi. İkinci İmralı Heyeti’nde yer aldı.

Etkileyici hitabeti, mizahı ve sosyalizm anlayışıyla hem sinema hem de siyaset dünyasında özgün bir yere sahip olan Önder, 15 Nisan 2025’te geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrası İstanbul’daki Florence Nightingale Hastanesi’nde ameliyat oldu.

18 gün boyunca yoğun bakımda tedavi gören Önder, 3 Mayıs 2025 Cumartesi günü, saat 16.10’da çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Ceren isminde bir kızı, Ferhan Can adında bir de torunu var.

Sırrı Süreyya Önder’in filmografisi

Dizi:

Emret Komutanım (Senarist
Kalpsiz Adam (Senaryo Danışmanı

Film

Beynelmilel (Yönetmen, Senarist, Müzik, Oyuncu)
Sis ve Gece (Oyuncu)
Mutluluk (Uyarlama)
O… Çocukları (Senarist)
Ada: Zombilerin Düğünü (Oyuncu)
Ejder Kapanı (Oyuncu)
Mar (Oyuncu)
Yeraltı (Oyuncu)
F Tipi Film (Yönetmen, Senarist)
Feraahfeza (Oyuncu)
Düğün Dernek (Oyuncu)
İtirazım Var (Senarist, Oyuncu)
İçimdeki Ses (Kendisi)
14 Tirmeh (Oyuncu)
Manyak (Oyuncu)

Kısa Film

Taş Yok Mu Taş (Yönetmen, Senarist, Yapımcı, Oyuncu)

Sırrı Süreyya Önder’in aldığı ödüller

2007 – 18. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Uzun Film Yarışması, Onat Kutlar “En İyi Senaryo” ödülü

2007 – 14. Altın Koza Film Festivali, Ulusal yarışma, En İyi Senaryo

2009 – 7. Karaçi Uluslararası Film Festivali, En iyi Yönetmen

Paylaşın

Köpekler Hangi Sebzeleri Yiyebilir?

Hepimiz sebzelerin ne kadar faydalı olduğunu biliyoruz, peki köpekler de sebze yiyebilir mi? Cevap: sebzeye bağlıdır. Bazı sebzeler köpekler için faydalı olsa da, bazı sebzelerin sindirimi köpekler için zor olabilir.

Haber Merkezi / Ara sıra atıştırmalık olarak sebze, köpeğin vücudunun ihtiyaç duyduğu besleyici vitamin ve minerallerin bir kısmını sağlayabilir. İşte köpekler için güvenli ve faydalı sebzeler:

Havuç: Diş sağlığı için iyi, düşük kalorili, A vitamini ve lif içerir.

Brokoli: Az miktarda, antioksidan ve lif kaynağı, fazla verilirse gaz yapabilir.

Kabak: Sindirimi destekler, düşük kalorili, A ve C vitamini içerir.

Yeşil fasulye: Düşük kalorili, lif ve vitaminler açısından zengin.

Ispanak: Az miktarda, demir ve antioksidan içerir, fazla verilirse böbrek sorunlarına yol açabilir.

Bezelye: C ve K vitamini, lif içerir, doğal şeker içeriği nedeniyle az miktarda verilmeli.

Tatlı patates: Pişmiş olarak, lif, A ve C vitamini içerir, sindirimi kolaylaştırır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Sebzeler pişmiş veya püre halinde verilirse sindirimi kolaylaşır (brokoli ve ıspanak gibi sert sebzeler için).

Tuz, yağ, baharat veya sos eklenmemeli.

Az miktarda başlanmalı, köpeğin sindirim tepkisi gözlemlenmeli.

Yasaklı sebzeler: Soğan, sarımsak, mantar, domates (yeşil kısımları) ve avokado köpekler için toksiktir.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Barışa Ve Kardeşliğe Giden Yol Kürtlerin Ulusal Birliğinden Geçiyor

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yaptığı ziyaretlere değinerek, “Barışa ve kardeşliğe giden yol ancak Kürtlerin ulusal birliğinden geçer” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında konuştu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Merheba we hemûyan silav dikim, li ser seran li ser çavan hatin. Değerli arkadaşlar, hepiniz hoş geldiniz. Bu grup toplantımızda özellikle son dönem tartışmalarına dönük bir çerçeve ortaya koymaya çalışacağız. Buraya her çıktığımızda iyi temennilerle ve güzel sözlerle başlamak istiyoruz ama maalesef gaspçılar mükerrer suç işlemeye devam ediyor. İnfaz yakılıyor, daha yüksek cezalar veriyorlar ama bu kayyım meselesinde mükerrer suç işlemeye devam ediyorlar. Bıkmadılar, yorulmadılar.

Türkiye’nin gündemi başka, dünyanın ve Ortadoğu’nun gündemi başka. Bizler başka çalışmalar yapıyoruz. Sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında barışı nasıl sağlarız, barışa nasıl ulaşırız diyoruz. Onlar ise dur durak bilmeden kayyım atamaya devam ediyorlar. Bakalım bu gaspçı ve inkarcı anlayış nereye kadar bunu devam ettirecek. Kars’ı bilirsiniz, Türkiye’nin en renkli kentlerinden biridir. 10-12 inanç grubu bir arada yaşıyor.

Bu sistemin ötekileştirme politikalarına rağmen Kars’ın Azerisi, Terekemesi, yerlisi, Malakanı, Ermenisi, Çerkesi, Türkmeni, Zazası, Türkü Kürdü asla karşı karşıya gelmedi. Bir arada yaşamın en örnek kentidir Kars. Kağızman da öyledir, renklidir. İnsanlar bir arada yaşıyor, sandık sonuçlarına saygı gösteriyor. Orada seçilen yerel yönetimlerimiz de kapsayıcı bir tutum sergiliyor. Ancak Kars gibi mozaik bir kentin en güzel ilçelerinden biri olan Kağızman’ı gasp ettiler, kayyım atadılar.

Belki bilmezseniz, hep Malazgirt falan diye başlanır ama Türklerin Anadolu’ya ilk girdiği yerlerden biri Kars’tır. Malazgirt’ten çok öncedir. Kağızman’dır. Kars’ta tam da o mozaiğe ve renkliliğe uygun bir söz vardır: ‘Ekmek yediğin sofraya bıçağını saplamayacaksın. Yoksa sana namert derler’. Bu söz sadece bir söz değildir. Halkların birlikte yaşamasından, o tarihsel ilişkilerden süzülerek gelen bir sözdür. Yediğin sofraya ihanet etme, bıçak saplama diyor Kars’ın Terekemesi, Azerisi, Kürdü, Ermenisi, Malakanı. Bugün o kapıları çalarak da girebilirlerdi ama kırarak giriyorlar. Bu kapıları kıran ve Kağızman’ın iradesini gasp eden anlayışı kınıyorum.

Bu yol, yol değildir. Yanlış bir yoldan gidiyorsunuz ve defalarca haykırıyorsunuz. İnsan biraz çekinir ya! Bu kumpasçı akıldan inşallah bir gün kurtulacağız. Biz, barış adına bütün arkadaşlarımızla birlikte önemli bir çabanın haysiyetiyle yaşıyoruz. Haysiyet! Peki, bu kayyım atayanlar ne için yaşıyor Allah aşkına? Biz haysiyet derken onlar gaspçılıkla, kumpasçılıkla ve sandık sonuçlarını yok sayarak tam olarak ne yapıyor, ne yapmak istiyor? Herkesi haysiyete çağırıyoruz. Bu yoldan vazgeçin, kayyımlarınızı geri çekin. Halkın iradesi tekrar Kağızman başta olmak üzere kayyım atanan belediyeleri yönetsin.

Evet bir dönüm noktasındayız. Biz öyle değerlendiriyoruz. Gerçekten bir dönüm noktasındayız. Türkiye ve Ortadoğu halklarının kaderini değiştirecek yeni bir başlangıcın eşiğindeyiz. Hepimizin on yıllarını etkileyecek bir dönüm noktasındayız. 100 yıl önce kurulan modern ulus-devlet kurtuluş ruhuna ters düştü ve devlet ile halk arasına derin bir uçurum koydu. Halk kendi devletine yabancılaştı, aidiyet duygusunu yitirdi. Sistemin ötekileştiren, reddeden, inkarcı, baskıcı tunç elinden dolayı halk yabancılaştı.

Devlet her fırsatta demokrasiden, haktan, hukuktan ve özgürlüklerden kaçtı. 100 yıldır halkı tek tipleştirmeye çalıştı. Ancak Kağızman’da olduğu gibi bir türlü bunu başaramadı, başaramayacak da. Türkiye halkları, Kürtler başta olmak üzere, 100 yıldır mücadelesiyle bu tek tipleştirmeye ve tek kimliğe sığmadı; hep kendi rengi ve kimliğiyle var oldu. Bütün farklılıklara rağmen bir arada yaşamın iyi bir örneğini veren kentlerimiz de var Kars gibi. İşte tam da bu renkli mozaiğin yaşaması için bir arada insanca ve kardeşçe yaşamanın, birbirine saygı göstermenin mücadelesini veriyoruz.

Bu dönüm noktasının heyecanını yaşıyoruz. Tam umutlanıyoruz ama beyefendiler başka başka şeyler yapmaya devam ediyor. Yaşar Kemal’in dediği gibi, ‘Demir olsaydık çürürdük, toprak olduk da dayandık’. Bu zulme, emin olun, çelik bile dayanmazdı. Bu zulmün karşısında duran ve kendi kimliğini yaşatan Kürtlere, Alevilere, devrimcilere, tüm ötekilere bin selam olsun! Ayakta durdular, dayanarak bugünlere geldiler.

Gördük ki aslında o reddedilen kimlikler bir arada yaşayabiliyor, bir arada yaşamın en güzel örneğini ortaya koyuyorlar. Kars’ta en yoksul, en emekçi insanın düğününe gittiğinizde görürsünüz ki sadece kendi dili ve kültüründen müzik çalmaz. Kürt ise Kürtçeyle başlar, Azericeyle devam eder ve Terekemeceyle bitirir. Terekeme ise oraya konuk olarak gelen Kürtlerin de şarkılarını çalar. Retçi ve inkarcı akıl Karsa baksaydı, Kars ruhunu uygulayabilseydi bugün başka yerlerde olabilirdik.

Biz her yerde diyoruz ki farklılıklar zenginliktir, farklılıklarımız birliğimizin güvencesidir. Hem “bir arada, bir olalım, birlikte olalım, güçlü olalım” diyorsunuz hem de o birliği oluşturan kimi etnik ve inanç gruplarının kimliğini tanımıyor, yok sayıyorsunuz. Peki, yok saydığınız insanlarla nasıl bir olacaksınız, nasıl birlikte olacaksınız? Nasıl güçlü olacaksınız? Değişen Ortadoğu ve dünyada bir yer nasıl tutacaksınız? Bu soruların cevabını istiyoruz. Kimliği, inancı ve dili ne olursa olsun herkesin acı çektiği bir asrı geride bırakabiliriz.

Saydığım bütün olumsuzlukları, günlere sığmayacak uzunluktaki bu anlatımı artık geride bırakabiliriz. O yok sayan aklın yerine, herkesin rengiyle ve kimliğiyle var olduğu bir sürecin kapısını aralayabiliriz. Türkiye’deki zemin bugün buna müsait. Bunu tartışıyoruz. Baskılara, zorluklara, tutuklamalara, kayyımlara rağmen umudu büyüttük, direndik, barışı mümkün hale getirdik. Yok sayanlara karşı barışı mümkün hale getirmek büyük bir başarıdır. Barışı mümkün hale getirenlere bin selam olsun! Barışı tartışanlara bin selam olsun!

Artık demokratik ve müreffeh bir Türkiye’de yeni bir asra yelken açabiliriz. Bunun koşulları var. Biraz samimi olsalar, emin olun ki önümüzdeki günlerde bu dediğimiz konular Türkiye’nin temel gündemi olacak. Bu gülünç ve kötücül aklın ortaya koyduğu pratikleri belki buralarda tartışmayacağız. İsimlerimiz farklı olabilir, dillerimiz farklı olabilir, bulunduğumuz odalar farklı olabilir ama çektiğimiz acının yükü hepimiz için aynıdır, döktüğümüz gözyaşlarının rengi aynıdır.

Hakkari’deki Kürt genci toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşı ile Edirneli genç toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşını kim ayırabilir? O duyguyu birbirinden kim ayrıştırabilir? Şimdi modern Türkiye tarihinin en acı dolu sayfasını kapatabiliriz. Acıyı anlatmayacağım. Yaşadınız, biliyorsunuz. Dedeleriniz anlatıyor, resmi olmayan tarihi anlatıyor. Uygulamaları ve pratikleri zaten o acılı tarihi anlatıyor.

Bembeyaz bir sayfa açabiliriz. Bu sayfayı demokrasi, eşitlik ve özgürlükle ilmek ilmek dokumak bizim elimizdedir. Bu renkleri bir esere dönüştürmek kadar güzel bir şey olabilir mi? Bir kilim düşünün ki Hakkari’nin motifi olmayacak, Karadenizlinin rengi olmayacak, İç Anadolu’nun renkleri olmayacak, Alevinin rengi olmayacak. Tek renge bürünmüş şey çekici ve demokratik olmaz ve hiçbir zaman insana güzel bir duygu vermez.

İşte bütün renklerin içerisinde olduğu bir Türkiye’yi ilmek ilmek hep birlikte dokumak bizim elimizde. Biz buna varız, yıllardır bunun için mücadele ediyoruz. Sadece kendi renklerimizi nakşedelim demiyoruz, hep birlikte nakşedelim. Ehmedê Xanî’yi de nakşedelim, Aşık Veysel’i de nakşedelim. Çobanoğlu’nu da Mahsuni’yi de nakşedelim. Ama onlar tek bir şeyi nakşetmeye çalışıyorlar.

Bunun da Türkiye’yi getirdiği noktayı hep birlikte yaşıyoruz. Birlikte yaşamak, birlikte kazanmak demektir. Evet, bu ülkenin kaybettiği çok şey var. Ekonomisini, itibarını, mutluluğunu kaybetti. Trafikte korna yüzünden insanlar birbirini katlediyor, linç ediyor. Anneleriyle telefonda Kürtçe konuşan insanlar linç ediliyor. Kürtçe müzik çaldıkları için insanlar evlerinden atılıyor, kira sözleşmeleri iptal ediliyor. Dolayısıyla birlikte kazanmak istiyorsak renklerimizle beraber olacağız, birlikte olacağız. Birbirimizin rengine, kimliğine, diline ve kültürüne saygı duyacağız.

Alın size birlikte güçlü demokratik bir Türkiye! Bu Türkiye’yi biz istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Siyasetçilerin idam edildiği, insanların darbe mahkemelerinde yargılandığı, KHK’li olduğu, işinden ve aşından olduğu bir dönemi geride bırakabiliriz. 100 yıldır üzerimizde dolaşan vesayet ve darbe kara bulutlarını dağıtabiliriz. Hukuktan uzak ve halktan kopuk düzen yerine demokratik bir ülke inşa edebiliriz. İşte tam da bu noktada, Yaşar Kemal’in İnce Memedleri olarak, bizler hayal ettiğimiz Türkiye’yi birlikte kurabiliriz.

Öyle bir dönemdeyiz ki atacağımız her adım, alacağımız her karar hepimizin geleceğini belirleyecek. Alacağımız karar ve atacağımız adımlar, sadece 85 milyonun geleceğini belirlemeyecek; daha doğmamış, on yıllar sonra doğacak çocukların da geleceğini etkileyecek. Tarihi bir kavşakta olduğumuzu biliyoruz ve her adımımızı buna göre atıyoruz. Toplumsal uzlaşının ve onurlu bir çözümün kapısını aralamak için büyük bir emek ve çaba sarf ediyoruz.

Herkesin gözü Sayın Öcalan’ın yapacağı çağrıya çevrilmiş durumda. Dünyanın dört bir yanından bize mesajlar ve sorular geliyor. Büyük bir merak ve heyecan var. Milyonlarca insan bu sefer çözüm olsun diye dua ediyor. Emin olun ki Türk, Kürt, Azeri, Terekeme fark etmiyor, çünkü bu halk artık barış istiyor, artık yoruldu. Bu halk adalet ve özgürlük istiyor, kavga etmeden birlikte yaşamak istiyor.

“Barışa ve kardeşliğe giden yol Kürtlerin ulusal birliğinden geçer”

İmralı Heyetimiz yakın zamanda Kürdistan Bölgesel Yönetimine bir ziyaret gerçekleştirdi. Çok verimli geçtiğini zaten heyetimiz paylaşmıştı. Sayın Mesut Barzani, Sayın Bafil Talabani, Sayın Kubat Talabani, Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Mesrur Barzani ve YNK Başkanlık Divanlık Divanı Üyesi Şeyhnaz İbrahim Ahmed ile çok önemli görüşmeler yaptı heyetimiz. Ulusal birlik adına tarihi adımlar atıldı.

En önemlisi de Kürt halkının önemli liderlerinden Sayın Mesut Barzani, görüşmede Sayın Öcalan’ın çözüm perspektifine güçlü bir destek sunduğunu açıkça ifade etti. Bu, tarihi bir duruştur; Kürtler bir arada ve birliktedir. Kürt siyasetini ayrıştırma politikalarınıza rağmen, Sayın Mesut Barzani ve Federe Kürdistan Bölgesindeki bütün siyasetçiler barıştan yana olduklarını ve Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu çözüm perspektifini desteklediklerini söyledi. Bu tarihi duruşa kıymet verin.

Yine Sayın Bafil Talabani de babası Mam Celal gibi bu süreci destekleğini, üzerine düşen her sorumluluğu yerine getireceğini belirtti. Bu sahiplenme, barış ve birlik yolunda büyük bir adımdır. Bu destekler tarihidir, çok kıymetlidir. Çünkü biliyoruz ki barışa ve kardeşliğe giden yol ancak Kürtlerin ulusal birliğinden geçer. Hewlêr’den Amed’e, Mardin’den Kobanî’ye ve Kirmanşah’a kadar bütün Kürtler, “Biz barışa hazırız” diyor. Ne güzel bir tablo!

Türkiye’nin dört bir yanındaki bütün halklar barış olsun istiyor. Herkes barışa ulaşmayı sabırsızlıkla bekliyor. Sokak hazır, toplum hazır. Her gün çeşitli kentlerde toplantılar yapıyoruz. Siyaset büyük oranda hazır. Dünyanın dört bir yanında insanlar bu çözüme destek veriyor. Peki, iktidar da barışa hazır mı? İktidar da barışa hazırsa, halkların demokratik geleceğini birlikte inşa edebiliriz. Demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edebiliriz. Unutmayalım ki hukuk ve özgürlükten yoksun bir yerde ne devlet ne de insan mutlu olur.

Yıllardır hukukun ve adaletin olmadığı bu ülkede ne toprak ne taş ne ova ne ağaç ne de insan mutlu oldu. Toprağın ve insanın mutluluğu demokrasiden geçiyor. Biz inançlıyız, değerli arkadaşlar. Yaptığımız çalışmalardan, ortaya koyduğumuz iradeden, sorumluluğumuzu bilen söz ve pratiklerimizden dolayı siz de biliyorsunuz ki kararlıyız. 100 yıllık acılı defteri kapatıp Türkiye’yi barışa ulaştıracak iradeyi ortaya koymaya hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum.

Türkiye tarihine damgasını vuran iki önemli günün haftasındayız. 28 Şubat Darbe Girişimi ve 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatının yıldönümünün olduğu haftadayız. 28 Şubat hem demokrasinin kesintiye uğradığı bir darbenin tarihini hem de Kürt sorununda barış umudunun yeşerdiği Dolmabahçe ruhunu hatırlatıyor. Türkiye 1997’deki gibi darbe kıskacı ile 2015’teki demokrasi ve barış umudu arasında bir tarih yaşadı.

Bizim tutumumuz nettir: 97’de yapılan darbeye karşıyız, 2015’teki demokratik çözüm umudunun da yanındayız. Türkiye’yi darbe-demokrasi sarkacından kurtarmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum. Demokrasi-darbe mekaniğinden kurtulalım artık. Sayın Erdoğan dünkü kongrede darbe mekaniğinden bahsetti. Darbe mekaniğinin panzehiri demokrasidir, özgürlüklerdir. Darbe mekaniği varsa, darbe mekaniğinin işlediğini düşünüyorsanız, bunun karşısında durmanın en iyi yolu demokrasi ve özgürlükleri büyütmektir Sayın Erdoğan. 2025 yılının bu kritik haftasında, Dolmabahçe’nin demokratik çözüm ruhunu destekliyoruz.

Aynı şekilde 28 Şubat’ın darbe izlerini hem sorguluyor hem lanetliyoruz. ‘Ya silah ya siyaset’ diyenleri Dolmabahçe Mutabakatının ruhuna bakmaya davet ediyoruz. O ruh, Sayın Öcalan’ın dediği gibi, silahların susması ve siyasetin konuşmasıdır. Gelin Sayın Öcalan’ın kalıcı çözüm çabasını barışla taçlandıralım. Çatışma döngüsünü kırmanın bir fırsatı olarak görelim bu çağrıyı. Gelin, çatışmanın değil çözümün, korkunun değil huzurun Türkiye’sini hep birlikte inşa edelim.

Kürt-Türk ilişkilerinin tarihi acı deneyimlerle ve aynı zamanda olumlu referanslarla doludur. Bu kürsüde birçok defa bu olumlu referansları dile getirdik. Şimdi size başka bir örnekle bu tarihin olumlu referanslarından birisini anlatacağım. Tarihin ışığını 1530’lu yıllara çevirelim. Kürt-Türk ilişkilerinde çok önemli bir tarihtir 1530. Birileri unutmuş olabilir, birileri bunu tarihin tozlu raflarında gizlemiş olabilir ama tarih unutmaz, biz unutmayız. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kürtler ile yapılan bir anlaşma var. Bir kanunname hazırlanıyor.

Bu kanunname Türk-Kürt ilişkilerine hukuki bir çerçeve koyuyor. Bunu yazılı bir hale getiriyor. Bazı kaynaklarda “Diyarbakır Eyaleti Kanunnamesi”, bazılarında ‘Kürdistan Kanunnamesi’ olarak geçiyor. Bu kanunname devlet arşivlerinde var. Kanuni Sultan Süleyman bu anlaşma için diyor ki ‘Yüce Allah’ın birliğine yemin ederim ki Kürdistan beyleri ile aktettiğim bu anlaşmayı hiçbir şekilde ihlal etmeyeceğim.’ Devamında da diyor ki, ‘Kim bu anlaşmayı bozarsa Allah onu kıyamet günü zalimler, günahkarlar ve suçlular arasında yargılasın’. Öyle bir anlaşma yapıyor ki Kürtlerle, o kadar güveniyor ve inanıyor ki bu sözleri sarf ediyor. Bu kadar net. Ama ne oldu?

Bu sözleşme ilerleyen süreçlerde kesintiye uğradı, yok sayıldı. Biz bu tarihsel ortaklıkların kıymetini çok iyi biliyoruz ve bu referansları önemsiyoruz. O yüzden diyoruz ki duayla başlayan süreç bedduayla bitmemeli. Bugün ‘Osmanlının torunuyum’ diyenler, bu tarihsel anlaşmanın ruhuna niye sahip çıkmıyor? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Kanuni Sultan Süleyman derler, diziler yaparlar, kitaplar yazarlar, resimlerini odalarına asarlar ama bu tarihsel anlaşmayı asla dile getirmezler. Bu ruha ters düşenler aslında Kanuni’nin bedduasını alacaklar. Bunu iyi bilsinler.

Sayın Erdoğan kongresinde, ‘Köküne küs ağaç yeşermez’ diyordu. Buyurun, bu ülkeyi yeniden hep birlikte yeşertmek için önce tarihimizle yüzleşelim, barışalım. Ortak paydalarda buluşalım. Em dibêjin her dar li ser koka xwe şîn dibe. Em dibêjin her ax her çand pîroz e, biqîmet e. Werin koka darê em bi hev re şîn bikin. Unutmayalım ki tarih sadece geçmişin değil bugünün de aynasıdır. Kürt sorununun çözümü aynaya bakmaktan geçer, aynayı kırmaktan geçmez. Gelin bir de tarihin projeksiyonunu bu kez 104 yıl öncesine çevirelim ve 1921 Anayasasına bakalım.

1921 Anayasasının birçok eksiği var. Bunu biz de biliyoruz. Ama Türkiye tarihinde yerinden yönetimi esas alan tek anayasadır. Özellikle Kürtlerin ve diğer halkların, kimliklerin dillerine ve yerel yönetimlerine saygı gösteren bir anlayış var. Bugün yerele saygı göstermeyenler, iradenin yerine kayyım atayanlar gibi değildi. Fakat ne oldu? 1924’te bu anlayış ortadan kaldırıldı. 1530’larda olduğu gibi.

Kürt sorununda bastırma-direniş ikileminin kapısı açıldı. Ne olduysa 24’ten sonra oldu. Kimliğini reddettiği insan, inancını reddettiği insan direndi, o da bastırdı. O varım dedi, diğeri yoksun dedi. O direndikçe, diğeri de ülkenin bütün ekonomisini ve enerjisini çarçur etti, ülkeyi uçurumun kenarına getirdi. Aşırı merkeziyetçi anlayışla demokrasi darbe mekaniğinin tornasına yerleştirildi. İşte darbe mekaniğini de 1924’ten sonra başlayan inkarcı politikalar oluşturdu.

Cumhuriyetin kurucu iradesinin mirasına sahip çıkanlara da soruyoruz: Madem kuruluş sürecinin iradesine sahip çıkıyorsunuz, o halde neden 1921 Anayasasını görmezden geliyorsunuz? Oy alırken o tarihi mirasa sahip çıktıklarını söylüyorlar ama halkları tanıyan, yerel yönetimlerin özgünlüğünü tanıyan 21 ruhunu asla dile getirmiyorlar. Neden Türk-Kürt ilişkilerini içeren 1920 ruhunu hiçe sayıyorsunuz? Neden 1920 ruhuna uygun güncellenmiş bir dil pratik ve yol haritası ortaya koymuyorsunuz? Bu soruları soruyoruz.

Osmanlı’dan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar bu ortak yaşam adımlarını hatırlamalıyız, tarihsel karşılaşmaları doğru okumalıyız. Demokratik cumhuriyet çatısı altında bütün halklar ve inançlar özgür ve mutlu yaşasın. Sayın Öcalan’ın önümüzdeki günlerde yapacağı çağrı tarihin barışa dönük yüzünü canlandıracak önemli bir adım olacaktır. Bu tarihi çağrı hepimize büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Biz bu sorumluluğu sırtımızda, omuzlarımızda, başımızda taşımaya hazırız. Dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor, yaşam değişiyor. Gelin, hep birlikte biz de değişelim; rotamız demokrasi, rehberimiz barış olsun diyoruz. Gotineke me heye dibêje dema mirov got heq çem disekine av dimiçiqe. Em jî dibêjin aştî heq e, edalet heq e, çareserî, maf heq e. Werin heqê gelan nas bikin.

Bugün böyle daha çok bu sürece değindik. Genel memleket meselelerini bu grup toplantımızda dile getirmedik. Gerçekten tarihi bir eşikteyiz. Bu tarihi kapıları barışa, kardeşliğe ve özgürlüğe açmaya çalışan Kürtler kadar, umarım ki bu ülkeyi yönetenler de samimi olur. Ramazan ayına gireceğiz. Ramazan ayının ülkemize, ülkemizde yaşayan inançlı insanlarımıza, Müslüman alemine barış, demokrasi ve özgürlük getirmesini diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

“Çağrının ciddiyetine uygun bir formül bulunsun”

Partisinin grup toplantısının ardından, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Görüntülü mesaj için mevzuat yok” açıklamasına dair soruyu yanıtlayan Bakırhan, “Birçok konuda mevzuat yarılıyor. Başka yaklaşımlar da ortaya konuluyor. Böylesi tarihi bir meselede yapılacak çağrının ciddiyetine uygun bir formül bulunsun diyoruz. Bulunacağına da inanıyorum” dedi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’dan ne zaman çağrı yapılacağına dair soruya şu yanıtı verdi: “Bir çağrı olacak ve bu yakın zamanda olacak. Tarihi hakkında şu anda bir şey söyleyemiyorum” diye kaydetti. Bakırhan, görüşme için başvuru yapılıp yapılmadığına dair soruya ise, “Bunlar teknik meseleler. Başvuru yapılmıştır. Onlar adına bir şey demeyeyim” diye kaydetti.

Bakırhan’ın bu sözleri sonrası 3’üncü görüşme için başvurunun yapıldığına dair haberler geçildi. DEM Parti Basın Bürosu, bilgilendirme notu paylaşarak, başvurunun yapılmadığına işaret ederek, Eş Genel Başkan Bakırhan’ın söz konusu durumu “bir ihtimal” şeklinde dile getirdiğini paylaştı. Açıklamada, başvuruya dair hazırlıkların devam ettiği ifade edildi.

Paylaşın

Trump, Gazze’de Etnik Temizlik Yapılması Gerektiğini Söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, Filistinlilerin Gazze’yi terk etmekten başka “alternatifleri olmadığını” belirterek, bölgede etnik temizlik yapılması gerektiğini söyledi.

Donald Trump, Gazze’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin başka bir yere yerleşmesinden sonra bölgeyi ekonomik olarak geliştireceklerini belirtti. Trump, “Birleşik Devletler Gazze Şeridi’ni devralacak ve onunla da bir iş yapacağız” dedi.

ABD Başkanı “Orayı sahipleneceğiz ve oradaki tüm tehlikeli patlamamış bombaların ve diğer silahların sökülmesinden sorumlu olacağız” diye konuştu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Beyaz Saray’da ortak basın açıklaması yaptı.  Trump, “ABD Gazze Şeridi’ni devralacak ve biz de orada bir iş yapacağız. Buranın sahibi olacağız ve sahadaki tüm tehlikeli, patlamamış bombaların ve diğer silahların etkisiz hale getirilmesinden sorumlu olacağız” diye konuştu.

Donald Trump, “Eğer gerekiyorsa, bunu yapacağız, bu toprak parçasını devralacağız, geliştireceğiz, binlerce ve binlerce istihdam yaratacağız. Bu, tüm Ortadoğu’nun çok gurur duyabileceği bir şey olacak” ifadesini kullandı.

Bir gazetecinin, Gazze’de kimlerin yaşayacağını sorması üzerine Donald Trump, burasının “dünya insanlarının” bir evi olabileceğini söyledi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da, Donald Trump’ın “yeni fikirlerle kalıpların dışında düşündüğünü” ve “geleneksel düşünceleri delmek istediğini” belirtti.

Donald Trump, ABD’nin Gazze topraklarını nasıl ve hangi yetkiyle sahip olacağına ilişkin bir soruya doğrudan yanıt vermedi. “Uzun vadeli bir sahiplik durumu görüyorum ve bunun Ortadoğu’nun o kısmına büyük bir istikrar getireceğini düşünüyorum” diyen Trump, bölge liderleriyle bu konuyu görüştüğünü ve onların da bu düşünceyi desteklediğini söyledi.

“Bu konuyu aylar boyunca çok yakından inceledim” diyen Trump, Gazze’yi ziyaret etmeyi vadetti ancak tarih vermedi. Trump daha önce de Ürdün, Mısır ve diğer Arap devletlerine Gazzeliler’i kabul etmeleri çağrısını yinelemiş ve Filistinliler’in, İsrail ile Hamas militanları arasında yaklaşık 16 ay süren yıkıcı savaşın ardından “yeniden inşa edilmesi gereken bölgeyi terketmekten başka seçenekleri” olmadığını kaydetmişti.

Ancak Trump, bu kez Filistinlilerin “daimi olarak” yeniden yerleştirilmesini destekleyeceğini söyleyerek, Arap liderlerin kararlılıkla reddettiği önceki önerilerinin ötesine geçti.

İkinci başkanlık döneminin ikinci haftasında olan Trump, Netanyahu’yu Gazze ateşkesinin geleceğini, İran’a karşı stratejileri ve İsrail’le Suudi Arabistan arasındaki normalleşme anlaşmasının yenilenmesi konusundaki umutlarını görüşmek üzere Beyaz Saray’da ağırladı.

Netanyahu gelmeden kısa bir süre önce de konuşan Trump Gazze için “Tam bir yıkım alanı” dedi. Trump, “Eğer doğru bölgeyi bulabilirsek ve bölgede bol miktarda para ile onlara gerçekten güzel yerler inşa edebilirsek, bence bu Gazze’ye geri dönmeleri için çok daha iyi olur” diye konuştu.

Trump, Filistinli ve Arap liderlerin, yaptığı bu öneriye tepkisi sorulduğunda ise “(Filistinlilerin) nasıl (Gazze’de) kalmak isteyebileceklerini bilmiyorum” dedi.

Trump, Netanyahu Oval Ofis’te yanındayken de benzer ifadeler kullandı ancak Filistinliler’in “güzel evlerde, mutlu olabilecekleri, vurulmayacakları ve öldürülmeyecekleri” yerler için Gazze’den temelli ayrılmalarını önerdi, “Gazze’ye geri dönmek istemezler” diye konuştu.

Görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında önerisini yineleyen Trump, Gazze Şeridi’ni uzun zamandır “ölüm ve yıkımın sembolü” olarak tanımladı ve buradaki Filistinliler’in başka ülkelerdeki “çeşitli bölgelere” yerleştirilmesi gerektiğini söyledi. ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını, “alanı düzleştireceğini” ve ekonomik kalkınma yaratacağını sözlerine ekleyen Trump, daha fazla ayrıntı vermedi.

Yeniden yerleştirme sürecinin nasıl uygulanabileceğine dair herhangi bir ayrıntı vermemiş olsa da Trump’ın önerisi, İsrail’de aşırı sağın talepleriyle paralel ve eski Başkan Joe Biden’ın Filistinlilerin kitlesel olarak yerlerinden edilmesine karşı verdiği taahhütle çelişiyor.

Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Sami Ebu Zuhri, Trump’ın Gazzeliler’e yönelik tahliye çağrılarını “topraklarından kovulma” olarak nitelendirerek kınadı. Zuhri, “Biz bu açıklamaları bölgede kaos ve gerginlik yaratma gerekçesi olarak görüyoruz çünkü Gazze halkı bu tür planların geçmesine izin vermeyecek” diye konuştu.

Başkan Donald Trump, Filistinliler’in başka yerlere yerleştirilmesinin ardından ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını ve bölgeyi ekonomik olarak geliştireceğini söyledi. Trump, ABD’nin İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin on yıllardır izlediği politikada köklü bir değişikliğe işaret eden bu planını, Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile ortak basın toplantısında açıkladı.

Trump, Washington’da ağırladığı ilk yabancı lider olan Netanyahu ile görüşmesi öncesinde de, Gazze’deki Filistinliler’in komşu ülkelere yerleştirilmesi önerisini gündeme getirmiş ve kırılgan bir ateşkesin ilk aşamasının devrede olduğu bölgeyi “yıkım alanı” olarak nitelendirmişti.

Görüşmenin ardından İsrail Başbakanı ile kameralar karşısına geçen Trump, “ABD Gazze Şeridi’ni devralacak ve biz de orada bir iş yapacağız. Buranın sahibi olacağız ve sahadaki tüm tehlikeli, patlamamış bombaların ve diğer silahların etkisiz hale getirilmesinden sorumlu olacağız” diye konuştu.

Trump, “Eğer gerekiyorsa, bunu yapacağız, bu toprak parçasını devralacağız, geliştireceğiz, binlerce ve binlerce istihdam yaratacağız. Bu, tüm Ortadoğu’nun çok gurur duyabileceği bir şey olacak” ifadesini kullandı.

Bir gazetecinin, Gazze’de kimlerin yaşayacağını sorması üzerine Trump, burasının “dünya insanlarının” bir evi olabileceğini söyledi. Trump, ABD’nin bölgeyi, Filistinliler dahil “dünyanın insanlarının” yaşayacağı “Ortadoğu’nun Rivierası” na döndürebileceğini söyledi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da, Trump’ın “yeni fikirlerle kalıpların dışında düşündüğünü” ve “geleneksel düşünceleri delmek istediğini” belirtti.

Donald Trump, ABD’nin Gazze topraklarını nasıl ve hangi yetkiyle sahip olacağına ilişkin bir soruya doğrudan yanıt vermedi. “Uzun vadeli bir sahiplik durumu görüyorum ve bunun Ortadoğu’nun o kısmına büyük bir istikrar getireceğini düşünüyorum” diyen Trump, bölge liderleriyle bu konuyu görüştüğünü ve onların da bu düşünceyi desteklediğini söyledi.

“Bu konuyu aylar boyunca çok yakından inceledim” diyen Trump, Gazze’yi ziyaret etmeyi vadetti ancak tarih vermedi. Trump daha önce de Ürdün, Mısır ve diğer Arap devletlerine Gazzeliler’i kabul etmeleri çağrısını yinelemiş ve Filistinliler’in, İsrail ile Hamas militanları arasında yaklaşık 16 ay süren yıkıcı savaşın ardından “yeniden inşa edilmesi gereken bölgeyi terketmekten başka seçenekleri” olmadığını kaydetmişti.

Ancak Trump, bu kez Filistinlilerin “daimi olarak” yeniden yerleştirilmesini destekleyeceğini söyleyerek, Arap liderlerin kararlılıkla reddettiği önceki önerilerinin ötesine geçti.

ABD askerleri Gazze’ye mi konuşlandırılacak?

Trump ayrıca, Gazze’nin yeniden inşasına destek için ABD askerlerinin konuşlandırılması seçeneğini de dışlamadığını söyledi.

Bölgenin yeniden inşasında “uzun vadeli” bir ABD sahipliği öngördüğünü kaydeden Trump, oluşabilecek herhangi bir güvenlik boşluğunu doldurmak için Amerikan askerlerinin konuşlandırılması olasılığı hakkında, “Ne gerekiyorsa yapacağız” ifadesini kullandı.

İkinci başkanlık döneminin ikinci haftasında olan Trump, Netanyahu’yu Gazze ateşkesinin geleceğini, İran’a karşı stratejileri ve İsrail’le Suudi Arabistan arasındaki normalleşme anlaşmasının yenilenmesi konusundaki umutlarını görüşmek üzere Beyaz Saray’da ağırladı.

Netanyahu gelmeden kısa bir süre önce de konuşan Trump Gazze için “Tam bir yıkım alanı” dedi. Trump, “Eğer doğru bölgeyi bulabilirsek ve bölgede bol miktarda para ile onlara gerçekten güzel yerler inşa edebilirsek, bence bu Gazze’ye geri dönmeleri için çok daha iyi olur” diye konuştu.

Trump, Filistinli ve Arap liderlerin, yaptığı bu öneriye tepkisi sorulduğunda ise “(Filistinlilerin) nasıl (Gazze’de) kalmak isteyebileceklerini bilmiyorum” dedi.

Trump, Netanyahu Oval Ofis’te yanındayken de benzer ifadeler kullandı ancak Filistinliler’in “güzel evlerde, mutlu olabilecekleri, vurulmayacakları ve öldürülmeyecekleri” yerler için Gazze’den temelli ayrılmalarını önerdi, “Gazze’ye geri dönmek istemezler” diye konuştu.

Görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında önerisini yineleyen Trump, Gazze Şeridi’ni uzun zamandır “ölüm ve yıkımın sembolü” olarak tanımladı ve buradaki Filistinliler’in başka ülkelerdeki “çeşitli bölgelere” yerleştirilmesi gerektiğini söyledi. ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını, “alanı düzleştireceğini” ve ekonomik kalkınma yaratacağını sözlerine ekleyen Trump, daha fazla ayrıntı vermedi.

Yeniden yerleştirme sürecinin nasıl uygulanabileceğine dair herhangi bir ayrıntı vermemiş olsa da Trump’ın önerisi, İsrail’de aşırı sağın talepleriyle paralel ve eski Başkan Joe Biden’ın Filistinlilerin kitlesel olarak yerlerinden edilmesine karşı verdiği taahhütle çelişiyor.

Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Sami Ebu Zuhri, Trump’ın Gazzeliler’e yönelik tahliye çağrılarını “topraklarından kovulma” olarak nitelendirerek kınadı. Zuhri, “Biz bu açıklamaları bölgede kaos ve gerginlik yaratma gerekçesi olarak görüyoruz çünkü Gazze halkı bu tür planların geçmesine izin vermeyecek” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın