Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş

Kastamonu Merkez Hisarardı Hacı Hamza Mahallesi’nde doğdu. Babası Kasap Hüseyin Ağa, annesi ise Aşık Zikri’nin kızı Cemile Hanımdır. Ailesinin tek oğludur. Doğum tarihi nüfus cüzdanında 1314 (1898-99), gerçekte ise 1311 (1895-1896)’dır. Nüfus kayıtlarında soyadı da Halil Bayraktaroğlu olarak yazılıdır.

“Yorgansız” lakabı için çeşitli rivayetler vardır. Oğlu Lütfi Bayraktar’a göre; Hakkı Çavuş’un babası Hüseyin Ağa ve onun eniştesi “Yorgansız” lakabını taşıdığından bu lakabı sürdürmüştür.

Hakkı, oldukça iyi bir öğrenim gördü. Kuran-ı Kerim öğrenmesi için Ayşe Hocaya gönderildi. Babası İstanbul’a bir gidişinde 7-8 yaşındaki Hakkı’yı orada bıraktı. Beyazıt’ta ilköğrenimine başladı. Fevziye-Rüşdiyeyi İstanbul’da bitirdi. Kastamonu’ya dönüşünde Sultani’ye (Liseye) devam ettiyse de bitirmeden ayrıldı. Kastamonu Valiliğinde kâtiplik yaptı. Mustafa Nami Efendi tarafından iyi bir hattat olarak yetiştirildi. 1915 yılında 17-18 yaşlarında askere alındı ve İstanbul’a gitti.

I. Dünya Savaşı’nda birkaç cephede savaştı. Yemen Cephesi’nde İngilizlere esir düştü. Savaş sona erince serbest bırakıldı. İstanbul yoluyla Kastamonu’ya döndü. istiklal Savaşı başlayınca “Çavuş” rütbesiyle cepheye koştu. Savaşlara katıldı. 1923 yılında “Gazilik”, beratı ve Başçavuş” rütbesiyle memleketine döndü.

Askerden sonra bir süre memurluk yapan Hakkı Çavuş, görevinden ayrılıp sazını omzuna asıp gurbete gitti. 27-28 yaşlarında Ilgazlı Aşık Naili ile tanıştı. Sekiz yıl yanında çıraklık etti. Aşık Razi, Aşık Mecburi, Aşık Muharrem ve Aşık Pekmezci gibi aşıklarla karşılaşma yaparak saz çalma ve şiir söyleme yeteneğini geliştirdi. İrticalı çok kuvvetlendi.

Sekiz yıl gurbette gezdikten sonra Kastamonu’ya döndü. Tiftikçilikle geçimini sağladı. İyi bir güreşçi olduğu da belirtilmektedir. Bektaşi ruhlu bir halk şairiydi. Şiirlerinde çoğunlukla Hakkı mahlasını tapşırmışsa da Yorgansız, Bayraktar, Yorgansız Hakkı, Bayraktaroğlu gibi mahlaslar da kullanmıştır. Halk arasında özel kıyafetiyle dolaşmış, sigara ve içkiye düşkünlüğüyle tanınmıştır.

Hakkı Çavuş, Araçlı Naime Hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten doğan oğlu Lütfi Bayraktar Kastamonu’da terzilik yapmaktadır.

Sanatında Aşık Dertli. Erzurumlu Emrah. Tokatlı Nuri ve Aşık Meydani’nin etkileri görülmektedir. Aşık Dertli koluna bağlıdır. Bu yüzden, bir şehir aşığı olarak hem aruz hem de hece ölçüsüyle şiirler söylemiştir. Karşılaşmalarında da çok başarılı olmuştur. Kastamonu Merkezine yerleştikten sonra seyahati bırakması çırak yetiştirmemesi ününün yayılmasını engellemiştir.

Aldığı öğrenim sonucu dili sade değildir. Müzik yönü kuvvetli bir şairdir. Müziğe yatkınlığı ailesinden, annesi Cemile Hanımdan gelmektedir. Saz çalmaya askere gitmeden önce merak sarmış, mahalli saz ustalarından Bergiya Gırnaoğlu, Hüpyallah ve Karakadıoğlu Rıfat efendiden yararlanmıştır.

17 Şubat 1964’te vefat eden Hakkı Çavuş’un mezarı, Hiserardı Hacı Hamza Mahallesi Ersil Tepesi altı, Aktaşlık bölgesindedir.

Hakkında en geniş araştırmayı Kastamonulu Süleyman Şenel yaparak 1997 yılında “Kastamonulu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş” adıyla yayımlamıştır. Bu kitapta; hayatı, edebi kişiliği, hakkında yazılanların kaynakçası, şiirleri kendisinden derlenen ezgilerin notaları, fotoğrafları ve el yazısı örnekleri bulunmaktadır.

Paylaşın

Aşık İhsan Ozanoğlu

Âşıklık geleneğinin Kastamonu’daki son temsilcisi İhsan Ozanoğlu’dur. Fakat İhsan Ozanoğlu, sadece bir saz şairi değil;  aynı zamanda edebiyatçı, öğretmen, gazeteci, müzik ve din adamıdır.

15 Nisan 1907 tarihinde Kastamonu’da doğan İhsan Ozanoğlu’nun babası Âşık Ahmet, Şabaniyye Dergâhının zâkirbaşıdır ve sesinin güzelliği ile döneminin ünlü bir mevlithânı olarak tanınmıştır. Âşık Ahmet 1910 yılında vefat etmiştir. Ozanoğlu’nun Annesi Hafıze Emine Hanım da yine dinî mûsikî bilgisi, kültürü ve birikimi ile aydın bir Türk kadını olarak yörede tanınmıştır. İhsan Ozanoğlu ilk dinî eğitimini annesi Emine hanımdan almıştır. Arapça ve Farsça bilen Emine Hanım, oğluna Kur’ân okumayı öğreterek hâfız olmasını sağlamış ve birçok dinî mûsikî eserini ezberlettirmiştir. Hafıze Emine Hanım 1922 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Eğitim ve öğretimine Nasrullah İlk Mektebiyle başlayan Ozanoğlu bu okulu birincilikle bitirmiş, Darülhilâfet-ül Âliye Medresesine devam ederek sekizinci sınıfa kadar okumuş, ancak, bu medreselerin kapatılması üzerine, tahsiline İmam Hatip Mektebinde devam ederek buradan mezun olmuştur. Daha sonra, İstanbul Öğretmen Okulunu, dışarıdan sınavlarını vererek bitirmiş, öğretmen olarak atandığı 1928 yılından 1938 yılına kadar Kastamonu’nun Çayırcık, Çavundur, Kasaba ve Aksinir Köylerinde öğretmenlik yapmış, ardından bu görevini Kastamonu Abdülhakhamit İlkokulunda sürdürmüştür. Ayrıca uzun bir süre Kastamonu’daki Liselerde okullarda edebiyat, müzik ve din dersleri vermiştir.

İhsan Ozanoğlu 1946 yılında Kütüphane Müdürü olarak atanmış ve 17 yıl süren bu görevinden 1963 yılında emekli olmuştur.

Eğitim ve öğretim kurumlarında aldığı ilmi yeterli görmeyen Ozanoğlu, devrin ünlü âlim ve hocalarından özel dersler alarak kendisini yetiştirmiştir. Tefsir ve Hadis konularında Safranbolulu Vasfi Hoca’dan, âyin ve naatkârlıkta Ahmet Asım efendiden İcâzetnâme almış ve Arap diliyle ders okutmaya hak kazanmış, icâzetnâmesini bizzat kendisi Arapça kaleme almış ve ünlü hattat Emrullah Demirkaya’ya nesih yazı tarzı ile tebyiz ettirmiştir.

Mürdiyye müderrisi Halit efendiden “Usûl” okumuş,  Nasihât-ı hükemâ, Bend-i Attar, Gülistan ve Bostan adlı kitapları hatmetmiştir. Numâniye Müderrisi Salih efendiden “Mesnevî-i Şerif” okumuştur. Fatih Camii Başimamı Hâfız Ömer Aköz’den “Vücûh, Takrib, İlm-i İrtika, Usûl-i Fıkıh, Arap Nahiv ve Edebiyatı, Mantık, Beyan, Meâni, Aruz ve Ferâiz” okumuş, Fethullah efendiden dört yıl süreyle Fransızca,  Arapça,  Ermenice,  muhtelif hocalardan da Farsça, İbranice ve Süryanice dersleri almıştır.

Kütüphane Müdürü olarak görev yaptığı yıllarda, eski yazı metinleri üzerindeki çalışmaları sırasında, kûfi, reyhâni, sülüs, nesih ve tâlik gibi yazı stillerini öğrenmiştir.

Şiirle küçük yaşlarda tanışmış, koşma ve semai tarzının önceliklerini öğrenmiş, hem halk hem de divan şiiri tarzında şiirler yazmıştır. 1923-1973 yılları arasında yazdığı klasik şiirleri içeren bir “divan” oluşturmuştur. İlmî çalışmalarına ara vermeksizin devam eden Ozanoğlu’nun çeşitli konularda ve özellikle Kastamonu kültür ve folkloruna ilişkin yüzlerce kitabı mevcut olup, ne yazık ki bunlardan çok azı basılı hale getirilebilmiştir.

Ozanoğlu’nun dolu geçen yaşamında gazetecilik de ayrı bir yer tutar. Doğrusöz, Kastamonu, Birlik ve Yenises gibi gazetelerde ve çeşitli dergilerde yüzlerce makalesi yayınlanmıştır.

Mûsikiye de şiir gibi çocukluğunda başlamış, Serkiz Ustadan Keman, Necmeddin Rıfattan Ud dersleri almış, uzun yıllar Tanbur çalmıştır. Mûsikîdeki üstadları;  Neyzen Emin Dede, Karakadıoğlu Rıfat Bey ve Kompozitör Kemal İlericidir. Saz çalmayı Âşık Hasan’dan öğrenmiştir. Ozanoğlu öğretmenliği sırasında Keman ve Mandolin dersleri vermiştir. Nefesli sazlar dışında tüm enstrümanları çalabilen Ozanoğlu en son Divan Sazında karar kılmıştır. Doğu ve batı mûsikîsi esaslarına vakıf bir müzik adamı olan İhsan Ozanoğlu ayrıca nota ve saz dersleri de vermiştir.

Hayatı ve sanatını özetlemeye çalıştığımız İhsan Ozanoğlu’nun tüm yönleri içinde elbette ki öne çıkan özelliği Âşıklığı ve Âşık İhsan Ozanoğlu olarak anılmasıdır. Âşık Nihâni, Âşık Yahya, Âşık Dursun Cevlâni, Posoflu Âşık Müdâmi, Âşık Firkâni ve Âşık Hakkı Bayraktar gibi ünlü âşıklarla çeşitli tarih ve zamanlarda irticalen atışmalar yapan Ozanoğlu, 1942 yılında Kastamonu Halkevinde düzenlenen bir toplantıda, o tarihlerde Göl Köy Enstitüsünde türkü öğretmenliği yapmakta olan ünlü halk ozanı Âşık Veysel ile de irticalen bir atışma yapmıştır. Ozanoğlu 1975 yılı Ekim ayında Konya’da Âşıklar Bayramına katılmış, burada “en kültürlü halk ozanı” ve “Âşıklar Babası” seçilmiş ve ödüller almıştır.

İlmi çalışmalarıyla beraber Kastamonu Kültür ve Sanatına olan hizmetini folklor araştırmacılığı yönüyle de sürdüren İhsan Ozanoğlu, Kastamonu Yöresine ait türkülerin ve halk müziği ezgilerinin TRT ve Devlet Konservatuvarları arşiv ve repertuarlarına kazandırılması konusunda  “kaynak kişi” sıfatıyla emek vermiş,  bu suretle yöremizin kendine özgü folklorik ve kültürel yansımaları olan bu müzik eserlerinin zamanla unutulmasını ve kaybolmasını da önlemiştir. Adı geçen Kurumların arşivlerinde mevcut Kastamonu türkülerinin çoğu İhsan Ozanoğlu’ndan derlenmiştir.

İhsan Ozanoğlu’ndan derlenen türküler arasında  “Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı, Benden Selam Olsun Bolu Beyine, Sıvastopol Önünde Yatan Gemiler,  Mapushane Çeşmesi, Demirciler,  Asker Katar Katar Olmuş Gidiyor” gibi ünlü türküler vardır. Bu türkülerin en önemlisi “Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı” türküsüdür.

Hayatını kısaca anlatmaya çalıştığımız ve anısı önünde saygıyla eğildiğimiz İhsan Ozanoğlu 13 Şubat 1981 yılında vefat etmiştir.

Paylaşın

Araçlı Ahmet Gökoğlu

Araçlı Ahmet Gökoğlu, 1318 (1902) yılında Araç ilçesinin Alınören köyünde doğdu. Babası Osman Bey, annesi ise Hatice Hanımdır. Araç Nüfus Müdürlüğü kayıtlarına göre, Alınören köyü, Cilt 9, 12 numaralı haneye mensuptur. Soyadı Gökce iken mahkeme kararıyla Gökoğlu olarak düzeltilmiştir. Adında Baha kelimesi yoktur.

1925 yılında girdiği Kastamonu merkezindeki Erkek Muallim Mektebinde bir yandan öğrencilik, bir yandan da Askerlik Şubesinde yazıcılık yaparak öğrenim gördü. 1930 yılında Muallim Mektebini bitirdikten sonra Daday Merkez ilkokuluna atandı. Daday’da 1938 yılına kadar ilkokul öğretmenliği, başöğretmenlik ve maarif memurluğu (Günümüzdeki İlçe Milli Eğitim Müdürü) görevlerinde bulundu. Kastamonu Lisesi dışarıdan bitirme sınavlarına girdi. Liseyi bitirince Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümüne kaydolarak yüksek öğrenimini 1945 yılında tamamladı. Bir yıl kadar Ankara Etnografya Müzesinde staj yaptıktan sonra Kastamonu Müzesine asistan olarak atandı. 1 Ocak 1946-31 Mayıs 1946 tarihleri arasında kısa bir süre asistanlık yaptıktan sonra Kastamonu Müzesi Müdürlüğüne getirildi. Çünkü memuriyet kıdemi fazlaydı ve yöneticilik yapmıştı. Kastamonu Müzesi, 1943 yılında eski Türk Ocağı (ittihat ve Terakki Kulübü, CHP) binasında depo olarak kurulmuş, Kastamonu, Sinop, Zonguldak, Çankırı’dan gelen eserler bu binada toplanmıştır. Bu eserler; Gökoğlu tarafından tanzim edilmiş, teşhire hazırlanmış ve Vali Nurettin Aynuksa tarafından 30 Ekim 1950 tarihinde müze törenle ziyarete açılmıştır. Müze Müdürü iken 17 Ocak 1963-13 Temmuz 1967 tarihleri arasında Araç Ortaokulunda Tarih-Coğrafya dersleri verdi. 13 Temmuz 1967’de yaş sınırından (65 yaş) emekliye ayrıldı.

Ahmet Gökoğlu, yirmi yaşlarında iken, önce Araçlı Cemile adında bir hanımla evlendi. Bu evliliğinden 1923 yılında Zeynep adlı kızı doğdu. Zeynep’i 15 Şubat 1945 tarihinde kaybetti. İkinci evliliğini 27 Temmuz 1970 tarihinde 1913 doğumlu Hatice Hanım’la yaptı. Bu evlilikten çocukları olmadı. Çünkü evlendiğinde Gökoğlu 68 yaşındaydı. 28 Ekim 1981 tarihinden önce Ahmet Gökoğlu, 8 Mayıs 1999 tarihinde de eşi Hatice Hanım vefat etti.

Ahmet Gökoğlu’nun Kastamonu kültürüyle ilgili ilk yazılar, Kastamonu’da yayımlanan Ecevit dergisinde 1944 yılında basılmıştır.

Kastamonu Müzesi Müdürü iken tarihi Paflagonya bölgesinin (Kastamonu, Sinop, Safranbolu, Bartın, Bolu, Gerede, Mudurnu, İskilip, Bafra, Alaçam ve civarı) eski eserleri ve arkeolojisiyle ilgili Paflagonya adlı eserini hazırladı. Baskısına yardım edilmesi için Valiliğe başvurdu. İl Genel Meclisi eserin baskısına yardım yapılabilmesi için bilimsel değeri olup olmadığının Milli Eğitim Bakanlığından sorulmasına karar verdi. Milli Eğitim Bakanlığının eseri inceleyip bilimsel değeri olduğunu bildirmesi üzerine I. cildini 1952 yılında yayımladı. İkinci cildini her nedense yayımlayamadı.

Kastamonulu Fehmi Ataulusoy’da 1960 yılında yazdığı, Şeyh Şaban-ı Veli ve Külliyesi hakkında basılmamış bir kitap hazırlığı bulunmaktadır.

Arkeologluğunun yanında Kastamonu halk kültürüne de eğilmiş, Dr. Hamit Zübeyr Koşay’a Kastamonu düğünleri ve yemekleriyle ilgili derlemelerini göndermiştir. Kastamonu yemekleriyle ilgili yazıları, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünün Türk Etnografya Dergisinde yayımlanmıştır. Genel Müdür Dr. Koşay’a Kastamonu gelin kıyafetleriyle ilgili resim gönderirken, kıyafetleri giydirebileceği bir kadın bulamamış (Çünkü fotoğrafının çekilip kitaba basılmasına razı gelecek aile kadını bulmak o yıllarda imkânsızdı.), kendisi ve müze görevlisi birer bindallı giyerek fotoğraf çektirmişlerdir.

Paylaşın

Su Böreği, Malzemeleri, Hazırlanışı

Su Böreği; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Un
  • Yumurta
  • Tel peyniri
  • Maydanoz
  • Tereyağı
  • Tuz

Hazırlanışı;

2 su bardağı unu geniş bir kaba alıp ortasını havuz biçiminde açın. Yumurtaları, suyu (veya limon suyunu) ve tuzu havuza koyup parmak uçlarınızla karıştırmaya başlayın. Katı kıvamlı, parlak bir hamur oluncaya kadar en az yarım saat yoğurun (Yoğuran acemi ise bu işlem 1 saat kadar sürer).

Kıvamına gelip gelmediğini anlamak için bıçakla yarıya bölün. İçinde hiç hava kabarcığı kalmadı ise yeteri kadar yoğrulmuş demektir. Hamuru 10-12 bezeye bölün. Altını üstünü unlayarak oklavayla tek tek açın. Bıçak sırtından daha ince olacak şekilde incecik yufkalar hazırlayın.

Açtığınız yufkayı kurumaması için dörde katlayın, temiz bir çarşafın üzerinde bekletin. Diğer bezeleri de aynı şekilde açın. Tel peyniri elinizde kabaca didin. Maydanoz yapraklarını incecik kıyın. Tereyağını eritin. Geniş bir tepsiyi yağlayın. Geniş bir tencerede 1 tatlı kaşığı tuz ile bol su kaynatın.

Ayrı bir geniş tencerenin içine bol soğuk su hazırlayın. Geniş bir tepsiyi yağlayın. Hazırladığınız yufkaları kaynamakta olan suda teker teker yarım dakika kadar pişirin. Kaynar sudan çıkarır çıkarmaz soğuk suya atın. Sudan çıkarırken yufkayı elinizle hafifçe sıkıp fazla suyunu alın.

Tepsiye sığması için hafifçe buruşturarak yayın. Her katın arasına bir servis kaşığı tereyağından gezdirin. Yufkaların yarısını döşeyince peynir ve maydanozu koyun. Aralarına yağ serperek diğer yufkaları da aynı şekilde yerleştirin. En üstüne de tereyağı gezdirin. Fırını 220 (turbo 200) derecede ısıtın. Altı üstü kızarana kadar, yaklaşık 40 dakika pişirin. Su böreğini büyük yuvarlak servis tabağına ters çevirip dilimleyerek servis yapılır.

Paylaşın

Bamya Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Bamya Çorbası; Tirit Kebabı; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Bamya
  • Et, kuyruk yağı
  • Sıvı yağ, soğan, salça
  • Limon, domates, tuz

Hazırlanışı;

Bamyaları tüylerinin dökülmesi için kalburda veya bez arasında ov,yıka.3-4 limon dilimi konulmuş su ile (limon sünmemesini sağlar) yarı haşla iplerini çıkar. Tencereye eti ve kuyruk yağını koy,kapağını kapat.

Et bıraktığı suyu çekinceye kadar kavur. Sade yağını, soğanları ilave et.soğanlar sararıncaya kadar kavur,salçayı yassı ince doğranmış domatesleri koy, karıştır, suyu ilave et, kapağı kapat.

Etler pişinceye kadar yaklaşık 30 dk. kaynat, tuz at. Suyu azalmış ise 5 sb.na tamamla. Haşlanmış bamyaları, limon veya koruk suyu ilave et, kaynamaya başlayınca çok hafif ateşe al. Bamyalar yumuşayıncaya kadar 20- 30 dk pişir.

Paylaşın

Arabaşı (Acılı Tavuk) Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Arabaşı (Acılı Tavuk) Çorbası; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Tavuğun herhangi bir parçası ( ben kalçalı butla yaptım)
  • 1 yemek kaşığı salça
  • Pul biber
  • 1,5 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 kaşık un
  • 6 su bardağı tavuk suyu veya sıcak su

Hamuru için;

  • 1 litre su
  • 10 yemek kaşığı un
  • Tuz

Hazırlanışı;

Önce hamurumuzu yapalım 3-4 saat beklemesi gerekmekte. 3 su bardağı  suyu kaynamaya bırakalım. Kalan 3 bardak su ile unumuzu çözdürelim (yani una su ekleyerek karıştıralım). Kaynayan suya devamlı karıştırarak yavaş yavaş unu ilave edelim.

Unun markasına göre değişiyor bazı unlar çok güzel tutuyor bazı unlarda sıkıntı olabiliyor. Kıvamını ayarlarken karıştırdığımız kaşığın zor çevriliyor olması lazım. Eğer ununuz az geldiyse ocağın altını iyice kısıp pratik hareketlerle birkaç kaşık unu suda çözdürüp ilave edebilirsiniz.

Önceden yaptığımda hemen kıvamı tutmuştu ama bu kullandığım unda birkaç kere işlem yapmam gerekti. Ben 20 kaşık un kullandım siz dediğim şekilde ayarlayın. Karıştırırken zorlanmaya başlayınca un yeterlidir. Devamlı karıştırarak kaynatın.

Tepsiyi ıslatın ve hamurumuzu tepsiye yayıp soğuk bir zeminde 3-4 saat bekletin. Çorba tarifini de anlatacak olursak tavuğu haşlıyoruz. Suyunu fazla koyalım haşlarken çünkü haşladığımız o suyu çorbamızda kullanacağız. Haşladığımız tavuk etini didikleyelim.

Ayrı bir tencerede tereyağında unu kavuruyoruz. Yağsız unu kavurup daha sonrada yağ ekleyebilirsiniz. Unun kokusu çıktıktan sonra salçayı ve pul biberi ekliyoruz ve karıştırıyoruz. Daha sonra tavuk suyumuzu yavaş yavaş ekliyoruz. Devamlı karıştırıyoruz ki topaklanmasın. Eğer topaklanırsa tavuk etini eklemeden önce blenderden geçirebilirsiniz.

Çorbamız kaynadıktan sonra didiklediğimiz tavuk etlerini ekliyoruz ve pişmeye bırakıyoruz. Biraz kaynadıktan kıvam bulduktan sonra ocağımızı kapatıyoruz. Hamuruyla birlikte tüketiyoruz. Hamuru dilimler halinde kesiyoruz ve kaşığımıza hamurdan alıp çorbadan alıyoruz ve çiğnemeden yutuyoruz. Afiyet olsun…

Paylaşın

Tirit Kebabı, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tirit Kebabı; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Yarım kilo kuzu eti
  • Yarım kilo yoğurt
  • 2 Adet soğan
  • 1 Demet maydanoz
  • 1 Adet kurutulmuş ekmek
  • 2 kaşık tereyağı
  • 2 Adet defne yaprağı
  • 4-5 Diş sarımsak Tuz, karabiber
  • Süslemek için biber, domates

Hazırlanışı;

Kuşbaşı iriliğinde doğranmış eti tencereye alın. Etler bıraktıkları suyu çekene dek kavurun. Etler suyunu çektiğinde üzerini iki parmak aşacak kadar sıcak su ve kimyon ilave edin. Etler yumuşayıncaya kadar basınçlı tencerede pişirin.

Bayat ekmeği dilimleyin. Fırında hafifçe kıtırlaştırın. 2 santimlik kareler halinde kesin. Servis tabağına aktarın. Haşlanan etleri ateşten almadan 10 dakika önce tereyağını, tuzu ve karabiberini ekleyin. 10 dakika sonra ateşten alın. Suları ile birlikte etleri ekmeklerin üzerine boşaltın.

Piyazlık doğranmış soğanları tuz ile ovuşturup acısını çıkartın. Etlerin üzerine sarımsaklı yoğurdu yayın. Ardından üzerine soğanları koyun. Maydanoz yapraklarını doğrayıp soğanların üzerine serpiştirdikten sonra servis yapın.

Paylaşın

Fırın Kebabı, Malzemeleri, Hazırlanışı

Fırın Kebabı; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Fırın kebabı, yalnızca mevsime göre kuzu ve koyun etiyle yapılır. Ama en makbulu Kuzu etidir. Fırın kebabında sadece ön kol ve kaburga etleri kullanılır.

Belli bir aşamadan geçen etler büyük bir bakır leğene alınır. Taş fırın içinde meşe odunu ateşinde pişer. Pişirme süresi 5-6 saat arasında değişir. Bu kadar uzun sürede pişince 3 kg etten 1 kg kebap elde edilir.

Fırın kebabının yanında baş soğan tabir ettiğimiz kuru soğan verilir. Konya kebabının en önem özelliklerinden biri de yerken çatal kullanılmamasıdır.

Paylaşın

Etli Pilav, Malzemeleri, Hazırlanışı

Etli Pilav; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Pilavlık pirinç
  • Et
  • Tereyağı ve sıvı yağ
  • Tuz

Hazırlanışı;

Öncelikle pilavlık baldo pirinç yarım saat kadar tuzlu ılık suda beklemeye bırakılır. Etli pilav yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli konu etin yumuşak olmasıdır. Bu sebeple tercihen kuzu eti kullanabilirsiniz veya dana etiyse de sinirsiz ve yumuşak bir et vermesini isteyebilirsiniz.

Kuşbaşı doğranmış etler pilav tenceresine alındıktan sonra kısık ateşte kapağı kapalı bir şekilde pişmeye bırakılır. Etler önce suyunu salacaktır, arada karıştırıp etin kendi suyunda biraz pişmesi sağlanır. Etler suyunu çektikten sonra tereyağı ve sıvı yağlar eklenip birkaç dakika etler kavrulur.

Daha sonra suyu süzülen ve güzelce yıkanan pirinçler ilave edilir. 1-2 dakika kavrulduktan sonra tuzu ayarlanır ve pilavın suyu (sıcak su olacak) ilave edilir. Tencerenin kapağı kapatılır. Önce yüksek ateşte üzeri göz göz olmaya başlayana kadar pişirilir. Ardından en kısık ateşe alınarak suyunu tamamen çekmesi beklenir.

Daha sonra ocak kapatılarak üzerin bir havlu kağıt kapatılır ve pilavın demini alması için en az 10-15 dakika bekletilir. Şimdiden afiyet olsun 🙂 Etli pilav tarifini kişi sayısına göre artırarak her zaman hazırlayabilirsiniz.

Paylaşın

Etli Topalak, Malzemeleri, Hazırlanışı

Etli Topalak; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzetdir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • Et
  • Bulgur
  • Yumurta
  • Nohut
  • Margarin
  • Maydanoz, un, soğan, tuz, salça

Hazırlanışı;

Geniş bir kabın içine eti, bulguru, yumurtayı ince kıyılmış maydanozu, unu, soğanı, tuzu ve baharatları koyup köfte hazırlar gibi iyice yoğrulur. Macun haline gelince ufak ufak yuvarlaklar yapılır.

Diğer tarafta genişçe bir tencereye iki yemek kaşığı margarini eritip içine bir kaşık un konup kavrulur. Salçasıda konduktan sonra nohutta katılarak 6-7 bardak sıcak su veya etsuyu konur. Kaynadıktan sonra diğer tarafta bekleyen etli malzememizi tencereye boşaltır. 15-20 dakika hafif ateşte pişirilir.

Paylaşın