Simit Tiridi, Malzemeleri, Hazırlanışı

Simit Tiridi; Kastamonu’yu ziyaret eden herkesin mutlaka tadılması gereken yöresel bir lezzettir.

Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeler:

  • Kastamonu simidi (Kel simit)
  • Kemik suyu
  • Sarımsak
  • Yoğurt
  • Kavrulmuş kıyma
  • Tereyağı

Hazırlanışı:

Kastamonu simidi diğer yörelerden farklı olarak, böreklik un ile mayalanıp yoğrulduktan sonra, hamur simit halkası haline getirilir ve 10 dakika bekletilir. Dinlenmiş hamur, içinde elma pekmezinin kaynadığı suda haşlanır.

Daha sonra fırınlanarak hazır hale getirilir. Simitler bir tabağa küçük parçalar halinde doğranır. Tencerede kaynatılmış olan kemik suyu bu simitlerin üzerine dökülür.

Bunun üstüne sarımsaklı yoğurt ve onun üstüne de 6-7 saat süresince ağır ateşte kavrulmuş kıyma dökülür. En üste ise eritilmiş tereyağı dökülerek hazırlanmış olur.

Paylaşın

Ecevit Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Ecevit Çorbası; Kastamonu’yu ziyaret eden herkesin mutlaka tadılması gereken yöresel bir lezzettir.

Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 1 bardak pirinç
  • 2 yumurta
  • 2 çorba kaşığı yoğurt
  • 1 çorba kaşığı un
  • 10-15 gr tereyağ

Hazırlanışı;

Pirinç 1 saat önce ıslatılır, süzülür, tekrar su eklenerek pirinçler haşlanana kadar kaynatılır. Bir kasede yumurta, yoğurt, un çırpılır.

Haşlanan pirince çırpılan malzemeler, yavaş yavaş ilave edilir. Daha sonra çorba kaselerine alınır, üzerine nane dökülür. En son tavada tereyeğ altın rengini alana kadar kızartılır. kızgın tereyağ nanenin üzerine dökülür.

Paylaşın

Banduma, Malzemeleri, Hazırlanışı

Banduma; Kastamonu mutfağının en dikkat çekici örneklerindendir. Kastamonu’yu ziyaret eden herkesin mutlaka tadılması gereken yöresel bir lezzettir.

Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 1 kg böreklik un
  • 150 gr ceviz içi
  • Yarım hindi
  • 50 gr. Tereyağı
  • Tuz

Hazırlanışı;

Önce hindi pişirilerek suyu elde edilir. Sonra un su ve tuz ile yoğrulur. Bu hamur yufka haline getirilerek pişirilir. Ceviz içi ufalanarak bir tepsi içinde önceden kızartılmış tereyağı ile yağlanır.

Pişirilen hamurlar yufka halinde iken rulo şeklinde kesilir ve hazırlanmış olan hindi suyuna bandırılarak bir tepsiye dizilir.

Bu tepsideki hamurların üzerine hindi eti parçaları ve ufalanarak yağlanmış ceviz içi konur ve yine hindi suyu ilave edilerek ocakta altı kızarana kadar pişirilir. Ocaktan çıkınca eritilmiş tereyağı dökülerek servise hazır hale getirilir.

Paylaşın

Biryan (Kuyu) Kebabı, Malzemeleri, Hazırlanışı

Biryan (Kuyu) Kebabı; Kastamonu’yu ziyaret eden herkesin mutlaka tadılması gereken yöresel bir lezzettir.

Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Hazırlanışı:

İlk önce tuğladan örülmüş 1- 1.5 metre derinliğinde ve ortalama 3 ila 5 koyun alabilecek çapta bir kuyu yapılır. Kuyunun duvarına çengeller asılır.

Kuyu tabanına enkaz diye tabir edilen odunlar döşenerek ateş yakılır ve is çıkmayacak hale getirilir. Yeni kesilmiş bir kuzu tamamen temizlenir ve bütün olarak kalacak şekilde boynundan kuyruk sokumuna kadar satırla ikiye ayrılarak közlerin üzerinde çengellere takılır.

Bu arada közün üzerine bir boş tava konur. Bundaki amaç, pişecek olan kuzunun pişme sırasında çıkan yağlarının tava içinde toplanarak daha sonra yapılacak pilav için kullanılmasıdır.

Kuyunun ağzı tahta bir kapakla kapatılır ve kuzunun kendi buharında pişmesi için çevresi tamamen çamur ile sıvanır. Yaklaşık iki saat piştikten sonra kuyudan çıkarılan kuzu parçalanır ve elle yenir.

 

 

Paylaşın

Talat Mümtaz Yaman

Talat Mümtaz Yaman, 1907 yılında Kastamonu’da doğdu. Babası Ali Bey, annesi ise Emine Hanımdır.

İlk ve orta öğrenimini Kastamonu’da yaparak Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini bitirdi. Bir süre ilkokul öğretmenliğinde de bulunan Talat Mümtaz Yaman, lise öğretmenliği, Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi Müdürlüğü, Diyarbakır, Hatay ve Zonguldak Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerini yaptıktan sonra memuriyetten ayrılarak ticari hayata atıldı. Ticari hayatında da memuriyette olduğu gibi üstün başarı gösterdi; birçok şirket kurdu, yöneticiliğini yürüttü.

Talat Mümtaz Yaman, Halk Bilgisi Derneği ve Halkevleri Dönemlerinde çok iyi bir folklor derlemeci ve araştırmacısıydı. Sepetçioğlu Zeybeğini en iyi oynayanlardan da biriydi. Ticari hayata atıldıktan sonra işlerinin çokluğu sebebiyle Kastamonu kültür hayatıyla eskisi kadar ilgilenemedi, İstanbul’da şirketlerinin işlerini takip etti. 26.04.1975 tarihinde Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesinin düzenlediği mezunlar gününde kalp krizi geçirerek vefat etti.

Paylaşın

Şekerci Hacı Bekir Efendi

Osmanlı ve Türk şekercilik zanaatında menkıbeleşmiş Hacı Bekir ismi, günümüze kadar şekerciliğin sembolü olarak süregelmiştir.

Kastamonu Araç’tan, İstanbul’a gelerek 1777 yılında Bahçekapı’da açtığı küçük şekerci dükkanında, lokum, akide vb. şekerlemeleri bizzat imal edip satmaya başlayan şekerci Bekir Efendi, bugün iki asrı aşan bir maziye bilahare Hac farizesini yerine getirmesiyle Hacı Bekir olarak anılan Bekir Efendi’nin açtığı ilk dükkan, günümüzde Ali Muhiddin Hacı Bekir Şekercilik A.Ş.’nin Bahçekapı’daki satış yeri olup, İstanbul’da iki asırdan bu yana aynı hizmeti gören yegane dükkandır.

Dünyada bile emsaline zor rastlanan bu özellik İstanbul ve hatta ülkemiz için ayrıca zikre değer. Türkiye’de 16. yy’da başlayan şekerleme imalatında tatlandırıcı olarak bal, pekmez, su bağlayıcı, doku yapıcı olarak un kullanılmakta idi.

18. yy’da sonlarında Avrupa’da kurulan rafinelerde üretilen şekerin, o günlerin ismiyle “Kelle Şekeri” olarak Türkiye’ye gelmesiyle, şekerci Hacı Bekir, bu şekeri havanlarda dövüp eriterek, gül, tarçın vb. tabii aroma ve boyalarla pişirip akide şekeri imalatını geliştirmiştir. Ayrıca 1811’de Alman bilgini tarafından bulunan nişastayı un yerine kullanarak, şeker ve nişasta terkibi ile bugünkü nefasetteki lokum imalatını gerçekleştirmiştir

Bizzat kendi eliyle yaptığı imalat ve hassas çalışmalarıyla Türk şekerleme ve lokum çeşitlerini geliştiren Hacı Bekir’in İstanbul Bahçekapı’daki dükkanından 19. yy’da aldığı lokumları ülkesine götüren bir İngiliz tursiti, Türk lokumlarını Avrupa’da “Turkish Delight” olarak tanınmasına vesile olmuştur.

Bundan böyle Türk lokumu anglo sakson asıllı yabancılar tarafından “Turkish Delight”, Fransa ve Balkan’larda da “Lokoum” olarak tanınmış ve uluslar arası şekercilik literatürüne girmiştir.

Bundan başka sallama kazanlarda yapılan badem şekeri, haşlanmış bademlerin soyulup havanlarda dövülerek şeker ve şeker şerbeti ile yoğurulup, şekillendirilen çeşitli badem ezmeleri Hacı Bekir’e günümüze kadar intikal eden haklı ilgi ve şöhreti kazandırmıştır. Şekerci Hacı Bekir başarılarıyla, zamanın padişahı tarafından Nişan-ı Ali Osmani’nin 1. Rütbe Nişanı ile sarayın Şekercibaşı’sı olarak taltif ve takdire şayan görülmüştür.

Hacı Bekir’i takiben oğlu Mehmet Muhiddin Efendi ve torunu Ali Muhiddin Hacı Bekir’in aynı prensip, istidat ve meslek aşkıyla firmayı devam ettirmeleri Osmanlı Sarayının şekerci başılık payesinin kendilerine de ihsan edilmesiyle takdir ve taltif edilmiştir.

Bu sürelerde iştirak edilen fuarlarda;

  • 1873 Viyana Fuarı’nda Gümüş Madalya
  • 1888 Almanya-Köln Fuarı’nda Gümüş Madalya
  • 1897 Brüksel Fuarı’nda Altın Madalya
  • 1906 Fransa Fuarı’nda Altın Madalya
  • 1939 New York Fuarı’nda Başarı Ödülü kazanılmıştır.

Üç neslin ismini taşıyan Ali Muhiddin Hacı Bekir müessesi sürecinde İstanbul’da Bahçekapı merkez mağazasına ilave olarak Karaköy, Galata, Tepebaşı, Pangaltı, Çarşıkapı, Beyoğlu, Parmakkapı, Kadıköy satış şubeleri açılmıştır.

Ayrıca Mısır’a götürülen usta ve personel ile Kahire ve İskenderiye şubeleri kurulmuş ve Mısır Hidivi’nin takdirve taltifleriyle Mısır Sarayı’nca da Şekerbaşı’lık payesi ihsan edilmiştir.

Şekerci Hacı Bekir halen Türkiye’nin en eski firması olarak kurulduğu tarihi yerinde faaliyetini sürdürmektedir. Osmanlı-Türk toplumu ve folklorumuzun bir parçası olarak örf ve adetlerimize de giren Hacı Bekir, bilhassa zamanın yaşam tarzını belgeleyen roman ve yazılarda da yer almış, 19 ve 20. asır başlarındaki İstanbul toplum mozayiğinin parçaları olan levantenler ve yabancılar tarafındanda kaleme alınmış hatta resimlendirilmiştir.

Maltalı ressam Preziosi fırçasıyla resmedilmiş şekerci Bekir Efendi, 43×58 cm ölçüsündeki suluboya resimde, (aslı Louvre Müzesinde) zamanın yaşamını ve Hacı Bekir’i belgelemiştir. (Resmin litografik reprodüksiyonu 214 numara ile Topkapı Sarayındadır.)

Paylaşın

Şehit Şerife Bacı

Şehit Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanlarını simgeliyor. Şerife Bacı, donarak şehit olmuştur.

Kurtuluş Savaşı’nda eli silah tutanların cephede olduğu sıralarda İnebolu’ya çıkarılan silah ve cephanelerin Kastamonu üzerinden Ankara’ya ulaştırılmasında yaşlı erkeklerle kadınların da insanüstü çalışmaları olmuş, tarihe geçmişlerdir.

Bu tarihe geçen kadınlarımızdan biri de Seydilerli Şehit Şerife Bacı’dır. Şerife Bacı 1921 yılının çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü ilk aylarında sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile İnebolu’ dan Kastamonu’ya cephane taşırken, Kastamonu Kışlası önüne kadar gelmiş, mermileri ve çocuğunu korumak uğruna donarak şehit olmuştur.

Fırtına ve tipinin sabahında Kastamonu kışlasından çıkan devriye ekibi bir bebeğe ait olan ağlama sesini takip ettiklerinde sahibi donmuş bir kağnıyla karşılaştılar.

Kağnıda üzerileri kardan etkilenmemesi için bir battaniyeyle örtülmüş cephane ile cephanelerin arasındaki kuru otlara yatırılmış bir bebek ile karşılaşmışlardır.yapılan incelemeler sonucunda şehit olan kadının bir gece önceki tipide kaybolan Şerife Bacı olduğu tespit edilmiştir.

Şehit Şerife Bacı adı Kastamonu’da Seydiler’de, İnebolu’da Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanlarını simgeliyor.

Paylaşın

Rıfat Ilgaz

Rıfat llgaz, 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairleri arasında başta gelenlerindendir. 1911 yılında Kastamonu’nun Cide İlçesi’nde doğdu.

Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927’de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu.

Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938’de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulunda Türkçe Öğretmenliğine başlayan llgaz’ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940’da Gığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi.

Haşan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel’le tanıştı. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942’de Yürüyüş dergisini çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A. Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943’de ilk kitabı “Yarenlik”i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de “Sınıf” adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı.

Pertev Naili Boratav “Sınıf” için:”Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat llgaz’ın kitabını okuyup anlamlarını dilemekten başka yapılacak bir şey yoktur” diye yazdı.1945’de Gün dergisi çıktı. llgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946’da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek gazetesini çıkardılar.

1946 Ekim ayında Yığın dergisini Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar.Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı. Şubat 1947’de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Markopaşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi.

Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Markopaşa gibi dergilerin de sık sık adı değişiyordu. 1950’li yıllarda llgaz gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan, gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960’da Tan gazetesinde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş dergisinde “Stepne” takma adıyla yazılar yazdı.

Hababam Sınıfı, Pijamalılar (Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı’nı da, isminin sakıncalı olması nedeniyle “Stepne” (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’de Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.

1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ye şiir yayınlayabilme olanağına kavuşan Rıfat llgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organların-da ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf yayınlarını kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’de Basım Şeref Kartını aldı.

1974’de emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da, oğlu Aydın llgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar “Kırk yıl Önce Kırk Yıl Sonra” adlı kitabında anlatılır.

Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış yayınlanmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.Yıllarca kendisini bizden uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat IIgaz adını yeniden yücelttiyse de, Sivas olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.

Paylaşın

Osman Zeki Üngör

Osman Zeki Üngör, 1880 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Aslen Kastamonu’ludur.

Dedesi, Osmanlı Devleti’nin saray orkestrası olan Mızıka-yı Hümayun bünyesinde “Fasl’ı Cedid”‘i (batı enstrümanlarını da içeren fasıl topluluğu) tertip eden Santuri Hilmi Bey; babası Şekerci Hacı Bekir ailesinden Hüseyin Bey’dir.

Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1891’de girdiği Mızıka-yı Hümayün’da yeteneğiyle II.Abdülhamid’in dikkatini çekti. Batı müziği öğrenimi görerek konser kemancısı oldu. Büyükbabası Santuri Hilmi Bey’in kurduğu Mızıka-yı Hümayun faslı Cedidi’nde ve Saffet Atabinen’in ilk defa düzenlediği senfoni orkestrasında başkemancı olarak çalıştı. Binbaşı rütbesiyle de Saray Orkestrası Şefi oldu.

Mızıka-yı Hümayun’da öğretim görevinde bulundu. İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yaptı. Bağımsız kadrosu olan ilk Türk senfoni orkestrasıyla Union Française’de haftalık halk konserleri verdi. Musiki Muallim Mektebi’nin müdürlüğünü yaptı.

Avrupa şehirlerinde de orkestralar idare ederek konserler veren Üngör; asıl ününü Mehmed Akif Ersoy’un İstiklal Marşını 1922 senesinde besteleyerek elde etti. Cumhuriyet’in İlanı’ndan sonra vazifesini Ankara’ya naklederek Ankara Riyaset-I Cumhur Musıki Hey’eti Şefi oldu.

Musıki Muallim Mektebi’nin kurulmasında önemli rol oynayan Üngör; 1924-1934 seneleri arasında bu okulun müdürlüğü vazifesinde bulundu.

1934 senesinde emekliye ayrılan Üngör; bir müddet de Teşvikiye Caddesi’nde Maçka Palas’ta oturmuş, 1958 senesinde de İstanbul’da vefat etmiştir. Cenaze töreninde özel izinle İstiklal Marşı çalındı.

Eserleri: İstiklal Marşı, İlim Marşı, Azmü Ümit Marşı, Töre Marşı, Türk çocukları, Cumhuriyet Marşı.

Paylaşın

Orhan Şaik Gökyay

Edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair. 16 Temmuz 1902 tarihinde babasının öğretmen olarak görev yaptığı Kastamonu’nun İnebolu İlçesi’nde dünyaya geldi.

İlk öğretimine Kastamonu’da başladı. Kastamonu İdadisinin dokuzuncu sınıfında okurken, ailesinin maddi sıkıntıya düşmesi sebebiyle öğrenimine ara verdi. Katip olarak özel idarede çalışmaya başladıktan sonra edebiyatla ilgilendi.

İlk şiiri Kastamonu’daki Açıksöz gazetesinde 1922 yılında yayınlandı. Aynı yıl öğrenimini tamamlamak üzere Ankara’ya gitti. Ankara Darülmuallimin’den mezun olduktan sonra Piraziz, Samsun ve Balıkesir’de öğretmenlik yaptı. Balıkesir’de görev yaptığı sırada Çağlayan isminde bir edebiyat dergisi çıkardı ve takma isimle yazı ve şiirlerini yayımladı.

1927 tarihinde İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesine kaydoldu. Burada hocası Fuat Körülü’den etkilendi. Almancasını ilerletti. Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişehir ve Bursa’da edebiyat öğretmenliği yaptı.

“Bu Vatan Kimin” şiirini Bursa’da iken yazdı. Edirne’de görev yaptığı sırada kendisi gibi öğremenlik yapan Ferhunde Sarıoğlu ile evlendi. 1938 yılında Dede Korkut hikayelerini yayınladı. Daha sonra Musiki Muallim Mektebinde, Galatasaray Lisesinde ve Çapa Eğitim Enstitüsünde edebiyat öğretmenliği yaptı.

1959 tarihinde Londra’ya gitti ve buradaki School of Orient and African Studies’te Türk dili ve edebiyatı okutmanı olarak çalıştı. 1962’de Türkiye’ye döndükten Çapa Eğitim Enstitüsündeki görevine tekrar başladı. 1967 yılında yaş haddinden emekli oldu. Emekli olduktan sonra da eğitim ve öğretimden kopmadı.

Eğitim enstitüsünde, Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde ders verdi. 2 Haziran 1989’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi tarafından kendisine fahri doktorluk unvanı verildi. Değerli kitaplardan oluşan kütüphanesini Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezine bağışladı.

Yetmiş yılık öğretmenlik hayatında binlerce öğrenci yetiştiren Orhan Şaik Gökyay, 2 Aralık 1994 tarihinde vefat etti ve cenazesi ertesi gün Üsküdar’daki Nakkaştepe Mezarlığında toprağa verildi.

Bazı Eserleri:

  • Dede Korkut (İstanbul, 1938)
  • Dedem Korkut’un Kitabı(İstanbul, 1973)
  • Katip Çelebi’den Seçmeler (İstanbul, 1968)
  • Destursuz Bağa Girenler (Dergâh yayınları, İstanbul 1982)
Paylaşın