Gazze’de Ateşkes: Trump’tan Erdoğan’a Teşekkür

İsrail ile Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki yıldır devam eden çatışmaları sona erdirmek için ateşkes anlaşmasına vardığı bildirildi. Anlaşma, Gazze’yi harap eden savaşı sona erdirmek için önemli bir adım olarak görülüyor.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 67 bin 194’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 169 bin 890’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

İsrail hükümeti yeni anlaşma için bir takvim açıkladı. Buna göre Binyamin Netanyahu hükümeti 9 Ekim akşamı anlaşmayı oylamak için toplanacak. Ardından İsrail ordusu 24 saatlik hukuki itiraz süresi sonunda belirlenen hatta çekilecek.

Rehine aramayı da içeren 72 saatlik sürenin bu 24 saatin dolması sonrası başlayacağı ifade ediliyor. Bu da 10 Ekim Cuma günü geç saatlere ya da cumartesi sabahı arama çalışmalarının başlayacağı anlamına geliyor.

Plan ayrıca, sahadaki durum için uluslararası bir gücün kurulmasını da öngörüyor.

9 Ekim Perşembe günü Paris’te bu amaçla Avrupa ülkeleri ve Arap ülkelerinden üst düzey yetkililerin katılacağı bir toplantı yapılacak. Gazze’nin gelecekteki yönetiminin nasıl olacağı, yardım, yeniden inşa ile silahsızlanma gibi konular da görüşülecek.

Mısır ve Katar ile birlikte, ABD’nin öncülüğünde yürütülen müzakerelerde arabulucu rolü üstelenen Türkiye adına en üst düzey açıklama AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Erdoğan, görüşmelerin ateşkesle sonuçlanmasından memnuniyet duyduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“İsrail hükümetinin ateşkese teşvik edilmesinde gerekli siyasi iradeyi ortaya koyan ABD Başkanı Sayın Trump başta olmak üzere, anlaşmaya varılmasında önemli destekleri olan kardeş ülkeler Katar ve Mısır’a hassaten teşekkür ediyorum.

Türkiye olarak anlaşmanın harfiyen uygulanmasının yakın takipçisi olacak ve sürece katkı sunmaya devam edeceğiz. Aynı şekilde Filistin’de 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devleti kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.”

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’daki kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Gazze’de ateşkes sürecine yaptığı katkılardan dolayı Erdoğan’a teşekkür etti: Erdoğan, Hamas ve diğer bazı gruplar konusunda bizzat ilgilendi ve harika bir iş çıkardı.

Paylaşın

Laikliğe Destek Yüzde 71,6

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırmasına göre; Laikliğe destek oranı genel kamuoyunda yüzde 71,6 seviyesine ulaştı. Yeniden Refah Partisi hariç tutulduğunda, tüm parti seçmenlerinde laiklik lehine kayda değer bir destek bulunduğu gözlendi.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Milliyetçilik Haritası” başlıklı araştırmasını yayınladı. Araştırma sonuçlarına göre, seçmenlerin yüzde 73,4’ü kendisini “milliyetçi” ya da “çok milliyetçi” şeklinde tanımladı. Bu tanımı benimseyenlerin oranı, AK Parti seçmeninde yüzde 76,2; CHP seçmeninde yüzde 73; MHP seçmeninde ise yüzde 95,3 seviyesinde ölçüldü. İYİ Partililerin yüzde 85,9’u, Zafer Partililerin ise yüzde 98,2’si bu kategoride yer aldı.

Siyasi görüş bildirimlerinde en çok tercih edilen kimlikler arasında Atatürkçüler yüzde 34,2 ile ilk sırada yer aldı. Onu yüzde 25,4 ile Türk milliyetçileri ve yüzde 5,4 ile ülkücüler takip etti. Bu üç kimlik bir arada değerlendirildiğinde, seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin milliyetçilik temelli bir siyasi eğilime sahip olduğu ortaya çıktı.

Demokrasiyi “olmazsa olmaz” olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 84,3 düzeyinde ölçüldü. Bu oran, Türk milliyetçilerinde yüzde 87,8, Atatürkçülerde ise yüzde 88,3 olarak kaydedildi. Laikliğe destek oranı ise genel kamuoyunda yüzde 71,6 seviyesine ulaştı. Yeniden Refah Partisi hariç tutulduğunda, tüm parti seçmenlerinde laiklik lehine kayda değer bir destek bulunduğu gözlendi.

“Öcalan serbest bırakılmalı mı?” sorusuna yanıt veren katılımcıların yüzde 87,8’i “hayır” dedi. Bu oran, DEM Parti dışındaki tüm partilerde yüzde 91,5 ile yüzde 98,3 arasında seyretti. Atatürkçülerde karşı çıkanların oranı yüzde 95,1 olarak belirlendi.

Anayasa’dan “Türklük” kavramının çıkarılmasına ilişkin soruya ise kamuoyunun yüzde 84,7’si olumsuz yanıt verdi. Bu oran Türk milliyetçileri arasında yüzde 93’e, Atatürkçülerde yüzde 89,5’e ulaştı. CHP seçmeninin yüzde 89,3’ü, AK Partililerin ise yüzde 82,7’si Anayasa’daki Türklük tanımının korunması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı seçim senaryolarında yalnızca Mansur Yavaş, ilk turda Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde yer aldı. Yavaş yüzde 43,4 ile ilk sıraya yerleşirken Erdoğan yüzde 38,7 düzeyinde kaldı. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı durumunda, oy oranları birbirine yakın şekilde dağıldı. Erdoğan yüzde 42,6, İmamoğlu ise yüzde 40,3 oranında destek gördü. Özgür Özel’in adaylığında Erdoğan yüzde 47,9 oy alırken, Özel yüzde 35,7 düzeyinde kaldı.

İkinci turda Erdoğan, milliyetçi seçmenin yüzde 54,3’ünden, ülkücülerin yüzde 64,1’inden ve muhafazakârların yüzde 77,1’inden destek aldı. Mansur Yavaş’a ise Atatürkçülerin yüzde 73,4’ü, sosyal demokratların yüzde 64,4’ü ve sosyalistlerin yüzde 58’i oy verdi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Trump’a Sarılarak İktidarda Kalamazsın

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a ABD ziyaretini hatırlatarak, “Trump sayesinde oturulan koltuk, meşru koltuk değildir. İnsanı bir makama millet getirir. Seni de getirdi. Millet götürür. Seni de götürecek” dedi ve ekledi:

“Darbeye niyetlenerek, Amerika’dan icazet alarak, iktidarı Trump’a yaslanarak sürdürerek asla devam edemezsin. Milletin gönlünden kopan, gözünden düşen, iktidardan da düşecek. Trump‘a sarılarak iktidarda kalamazsın. Millete sarılıyoruz, seni iktidardan göndermeye hazırlanıyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Şişli’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuştu. Konuşmasına “Utangaç Vatanım” şiiriyle başlayan Özgür Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Kaldır başını utangaç vatanım
Mutluluğuna birkaç fırça vuracağız
Bütün renklerle onurlu güzel yarınlar kuracağız
Saklında dursun umut
Yaranı bunlar saracaktır
Elimden tut eğme başını
Biliyorsun,
Hiç bir güzellik sensiz yaşanmayacak.

Hepimizin arkasında olduğu Ekrem Başkan’a selam olsun. Bugün 60’ıncı kez, hep beraber 60’ıncı eylemi yapmak üzere buradayız. Otobüsün üstünde bugün de Balıkesir’den Ahmet Akın evladınız var. Ama en gencimiz, yaşına rağmen ‘Genel Başkanımın arkasındayım, partimin yanındayım’ diyen Hikmet Çetin başkanım yok. Ona buradan selam olsun. Sevgili Hikmet Çetin ağabeyimiz, maalesef bir rahatsızlığı için tedavi görüyor Tedbiren orada yatıyor, gözü burada, kulağı burada.

İnsanlara çocukları ile yakınları ile tehditler, sürgünler var. Sağlıkları ile tehdit etmek, ailelerinin gözyaşı önünde onlarla uğraşan bir anlayış var. Artık bu işin son bulmasını, iddianamenin ortaya çıkmasını ve yanıtlarını vermememizin zamanı geldi. Tam 200 gündür her sabah bir yalan uydurup üzerinde tepiniyorlar. Biz o iddianameyi bekliyoruz. Yargılanmak için değil yargılamak için bekliyoruz.

AKP artık siyaset üretemiyor. Erdoğan mindere çıkmıyor, partisine güvenmiyor. ‘Artık bana bunları yenecek başka bir kuvvet lazım’ dedi ve bakan yardımcısını gönderip AKP Yargı Kollarını kurdu. Bugün Çağlayan Adliyesindeki Cumhuriyet Başsavcısı, Başsavcı değildir. Anayasaya göre siyasete atılırsa, aday adayı olursa oraya dönemez.

Oysa hakimlik yaptığı adliyeden Ankara’ya gitti. Bakan yardımcısı oldu. Fevkalade siyasi bir görevi üstlendi. Sonra buraya geldi. Aldığı hiçbir karar, hiçbir soruşturma ne Anayasa’ya uygundur ne etiğe uygundur. Bugün bir partinin Yargı Kolları Genel Başkanlığından başka hiçbir görevi yapmamaktadır. Bu zulmü de onu atayana da hesabını soracağız.

Mahkemeyi görecek hakimi etkileyecek şekilde konuşmaması gereken Başsavcıya HSYK hiçbir şey söylemiyor. Gizli olan soruşturma evrakları yandaş gazetecilere servis ediliyor. Arkadaşlarımızı perişan ettiler, boyun eğdirmeye çalıştılar. 200 günün sonunda hala iddianameyi hazırlamayıp basına bilgi notları yolluyorlar.

Tuğla gibi iddianame hazırlıyormuş. Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarına demişlerdi. Tuğla gibi iddianameyi Zekeriya Öz yazmıştı. Kuddisi Okkır’a kasa diyordu, cenazesini beş parasız Silivri Belediyesi kaldırdı. Ahmet Tatar’a suikastçı dediler, kendi yaşamına son verdi ve hiçbir alakası olmadığı ortaya çıktı.

İlker Başbuğ’a terörist dediler, İlhan Selçuk’a darbeci dediler ama ne oldu? Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal’a müebbet verdiler. Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal Meclis koridorlarında alnı ak, başı dik dolaşıyor. Tuğla gibi iddianame hazırlayan Zekeriya Öz, sıçan gibi kaçtı.

Türkan Saylan’ın evini basan polisin çocuğuna Çağdaş Yaşam burs verdi. Demek ki neymiş bizim gibi insanlar düşmanlarına benzemiyormuş. Bakın nasıl bir kötülükle karşı karşıyayız kimi görürseniz anlatın. Erdoğan, 5 güçlü rakibin içinden yüzde 23 oyla seçildiğinde kendisi hakkında dünya kadar soruşturma açıldı. Rüşvetle, irtikapla, terör örgütüne yardımla suçlandı. Bir gün kapısına polis gitti mi?

Giden polis Emine Hanım’a ‘Çekil Tayyip’i almaya geldik’ diyor mu? Sorun bakalım, bir gün Vatan Emniyette tutuldu mu? Bir gün tutuklu yargılandı mı? Yargıtay cezasını onaylandı, Pınarbaşı Cezaevinden aranarak çağrıldı. Bir polis kolundayken fotoğrafı servis edildi mi? Bu tarafta evini arayan polisin çocuğunu 5 sene okutacak yapıda birisi Türkan Saylan, bu tarafta kendine yapılmayanı 30 sene sonra rakibine yapan, 17 yaşındaki çocuğun diplomasını 31 yıl sonra iptal ettiren, kötülükten başka bir şey düşünmeyen bir korkak var.

Sen rüşvetten, irtikaptan, zimmetten yargılanırken iktidar olmak yardımına yetişti. Lehinde oy verenleri AYM’ye taşıdın. Sana yapılmayanları arkadaşlarımıza yaptığını millet görüyor. Milletin gözünden de gönlünden de düştün. 1 ay sonra birbirinin gözlerine bakamayacak diyordu. Nasıl iddialı iftira. Dilek Hanım’ın gözüne bakalım. 1 ay dedin 6 ay 20 gün geçti. Ben Şişli’de on binlerin yüzüne bakıp söylüyorum, Arkadaşlarımız masumdur.

Bizi birbirimize düşürmek için kayyum denediler, iftiracıları denediler. CHP dimdik ayaktadır. Ama bir yanda bir damat, bir oğlan bir de TikTok’çu Hakan birbirlerini yiyorlar. Manşetlerden operasyon çekenler CHP’yi karıştıramazsınız. Biz birbirimizden ayrılmayız. CHP bu ülkenin son kalesidir. Ele geçmez.

163 ülkede Küresel Huzur Endeksine bakmışlar, Türkiye 146’ıncı. Bizden bir kötü sırada Filistin var. İki yıldır savaş var, soykırım görüyor 67 bin kişi ölmüş. Oradaki huzur Türkiye ile aynı. Bizden daha iyi halde Irak ve Nijerya var. Eskiden herkes telefonun dinlenmesinden şüphe ederdi şimdi normal vatandaş sabah gözaltına alınmaktan korkuyor. Korku imparatorluğuna karşı umudu örgütlüyoruz, 12 metrekarelik zindanlarda moralleri yüksek arkadaşlarımız, bin odalı saraylarında panik halindeki rakiplerine korku salıyorlar.

Bugün bu meydanda bizimle birlikte olan tüm siyasi partilere, tüm sendikalara, tüm derneklere, tüm örgütlere ve tüm yüreklere binlerce teşekkür ediyorum. Bu ülkenin umudunu siz ayakta tutuyorsunuz. İnanın bu meydanlar hem mahkemelerdeki adalet talebinin, hem seçtiklerimize yapılan haksızlıkların karşısındaki adalet talebimizin meydanları.

Hem de tarihin en büyük ekonomik sıkıntılarıyla boğuşan, emeklilerin, emekçilerin, esnafların, çiftçilerin, gençlerin, bütün mağdurların mücadelesini büyüttüğü meydanlar. Sizler böyle bu meydanlara sığmadıkça, bu meydanlardan taştıkça, buraya öfkenizi, direncinizi ve mücadelenizi taşıdıkça, bu kötü günlerden kurtulacağız. Elbette biliyoruz, bu iktidar emeklinin düşmanıdır.

Geldiğinde 8 çeyrek altındı en düşük emekli maaşı, şimdi 2 çeyrek altın. Şaka değil. Tayyip Erdoğan hiç gelmese, hiç karışmasa, hiç emekliye ilişmese, basit hesapla 7 kere 8, 56. Bugün en düşük emekli maaşı 56 bin lira olacaktı. 7 çeyrek altın alıyordu asgari ücret. Hiç bulaşmasa, gelip uğraşmasa, asgari ücretliye hiç karışmasa 7 kere 7, 49. Bugün 49 – 50 bin liraydı asgari ücret. Ama maalesef asgari ücreti 22 bin liraya mahkum etti.

Geçen sene yüzde 44 enflasyon varken yüzde 30 zam verdi bir yılda. Yani her asgari ücretlinin cebinden yüzde 15 sırf enflasyon farkını çaldı. Ayrıca TÜİK 44 gösteriyor ama enflasyon geçen sene 80’di. Şimdi enflasyon sadece eylül ayında, Avrupa’daki bir yıllık enflasyonu bir ayda yaşadı Türkiye. Enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ve Avrupa’nın en yoksul ülkesiyiz. Dünyanın vergisi en adaletsiz toplanan ülkelerinden bir tanesiyiz.

Şişli’den bıkmadan, usanmadan söylemek lazım. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Bu verginin 66 lirası fabrikanın patronuyla, fabrikanın bekçisinden, hatta sokakta işsiz gezenden eşit alınıyor. Dolaylı vergi. Elektrikten, sudan, telefon faturasından, evladına aldığın sütten, evine aldığın ekmekten, ilaçtan, fabrikatör de milyarder da aynı vergiyi veriyor, en gariban da aynı vergiyi veriyor. Yüzde 66 böyle. Yüzde 23, aldığınız maaşlardan.

Şu AVM’de çalışan emekçi kardeşimin maaşı eline geçmeden kesilen para. Hepinizin daha maaşınıza dokunmadan alınan vergi yüzde 23. Yaptı mı sana yüzde 89. Geriye kalan yüzde 11 bütün holdinglerin, bütün bankaların, bütün ihracatçıların, bütün fabrikatörlerin, bütün şirketlerin toplam ödediği kurumlar vergisi, yüzde 11.

Bunu anlatın. Eğer bunu anlatabilirsek, AK Parti’nin seçmeni bunu bilse bir daha dönüp bunlara oy değil selam bile vermez. MHP’nin seçmeni bunu bilse bunlara dönüp de selam vermez. 100 lira vergi 89 lirası biz garibanlardan, 11 lirası bu zenginlerden. Andolsun ki iktidar olacağız, bunu tam tersine çevireceğiz. Bu mücadeleyi vermeye, hep beraber vermeye, hakkımızı söke söke almaya, kısa çöpün hakkını uzun çöpten, bu milletin hakkını bu ülkeyi yöneten bu uzun adamdan almaya, onu yollamaya, halkın iktidarını kurmaya hazır mısınız? İşte bunun için mücadele ediyoruz.

Ekrem İmamoğlu’nun özgürlük mücadelesi; ülkenin iktidar mücadelesidir. Bizim arkadaşlarımızın özgürlük mücadelesi; emeklinin, 2 çeyrek altına değil, 8 çeyrek altına, 10 çeyrek altına ulaşma mücadelesidir. Siz mücadele etmezseniz, biz mücadele etmezsek, sesimizi yükseltmezsek, direnmezsek, eylem yapmazsak asgari ücrete yüzde 20 zam yapmaya hazırlanıyorlar.

Yani asgari ücreti 26 bin lira yapmaya, bir yıl boyunca daha yani bu sene ocaktan 2026 sonuna kadar ‘26 bin liraya geçinin’ demeye hazırlanıyorlar. Biz buna sessiz kalmayacağız. Asgari ücretlinin hakkını alacağız, emeklinin hakkını alacağız. Vermeyecekler, vermeyenleri indireceğiz, halkı iktidara getireceğiz.

“Trump‘la Erdoğan’ın ilişkisi iyi…”

Birileri durum böyleyken Amerika’ya gidip Trump’tan icazet dileniyor. Ve birileri diyor ki, ‘Erdoğan’ın Trump’la arası çok iyi.’ Doğru. Bana da Erdoğan’ın yaptığı gibi kocaman bir hediye paketi ile gitseler, ben de Erdoğan’ı överim. Trump Erdoğan’ı boşuna mı övüyor? Babasının hayrına mı övüyor? Senin sırtından övüyor, senin sırtından. 225 tane Boeing al, git pahalı sıvılaştırılmış doğal gazı Amerikan şirketlerinden 20 yıllığına al. İstediği her tavizi ver.

Bir de utanmadan memleketin geleceği olan nadir toprak elementlerini Trump’a peşkeş çek. Kendi iktidarınla memleketin geleceğini Trump’la trampa et. Buna ne ben izin veririm, ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, ne de aziz Türk milleti. Bunu çok önemsiyoruz. Bakın bu nadir toprak elementlerini bizimkiler kamyon kamyon çıkartıp, üç otuz paraya Trump’a vermeye kalkıyorlar. Bunlar dünyanın en kıymetli madenleri. Bundan gelişmiş teknolojisi olanlar, Çin – Amerika başta olmak üzere yüksek teknoloji ile nadir elementleri ayırıyorlar.

Yüksek kapasiteli süper mıknatısları ayırıyorlar. Bununla cep telefonları yapıyorlar, bununla lazer teknolojileri yapıyorlar, akıllı cihazlar yapıyorlar. Ve aldıkları paranın binlerce katına bütün dünyaya satıyorlar. Bugün Apple’ın toplam ihracatı 391 milyar dolar, bu geçen sene. Türkiye’nin toplam ihracatı 262 milyar dolar. Türkiye’nin neredeyse 1,5 katı fazla, bir şirket ihracat yapıyor.

Ne sayede yapıyor? Yüksek teknoloji sayesinde yapıyor. Bu Erdoğan, sırf iktidarda kalabilmek için, sırf Trump‘ın desteğini alabilmek için, bunu cevher halinde kamyon kamyon Amerikan şirketlerine verecek, ülkemizin geleceği çalınacak. Bu elementler dünyada her ülkede yok. Türkiye dünyada beşinci sırada. Teknolojimiz o noktaya gelene kadar, biz de onları işleyene, üretene ve değerinde dünyaya satana kadar asla ve asla bu altın yumurtlayan tavuğu kesmemeliyiz.

Altın yumurtlayacak tavuğu Trump‘a teslim etmemeliyiz. Burada diyorlar ki, ‘Trump‘la Erdoğan’ın ilişkisi iyi, Trump Erdoğan’ın koltuğunu tuttu.’ Tutar tabi. Boeing’i alırsan, tutar. Nadir elementleri verirsen, tutar. Ülkenin geleceğini Trump‘a verirsen, koltuğunu tutar. Ayrıca mesajı veriyor. ‘Koltuğun elimde, sözümden çıkma. Çekerim koltuğu altından’ diyor.

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Trump sayesinde oturulan koltuk, meşru koltuk değildir. İnsanı bir makama millet getirir. Seni de getirdi. Millet götürür. Seni de götürecek. Darbeye niyetlenerek, Amerika’dan icazet alarak, iktidarı Trump’a yaslanarak sürdürerek asla devam edemezsin. Milletin gönlünden kopan, gözünden düşen, iktidardan da düşecek. Trump‘a sarılarak iktidarda kalamazsın. Millete sarılıyoruz, seni iktidardan göndermeye hazırlanıyoruz.

Bir yandan da gözümüz kulağımız Filistin’de, Gazze’de. Biliyorsunuz bundan iki hafta önce diğer muhalefet partileri ile birlikte hep birlikte Eyüpsultan’dan Filistin için bir miting yapmıştık. Biz mitingler yaparken iktidar susuyordu. Diğer taraftan Amerika’ya gidip Netanyahu ile kayıkçı kavgası yaparken, onun baş destekçisi Trump‘la görüşmeler ve anlaşmalar yapmaya çalışıyordu.

O gün açıkça söyledim, ‘Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.’ Senin dostun benim dostumdur, senin düşmanın benim düşmanımdır. Bu mantıkla bakarsan Trump’ın dostu Netanyahu’dur. Dostunun dostu, Erdoğan’ın dostu Netanyahu’dur. Burada Trump’a ses etmeden Netanyahu ile yapılan iş, kayıkçı kavgasıdır. Ve eğer sen Netanyahu’ya karşıysan Trump’a da karşı durmayı bileceksin. Çünkü Netanyahu’ya Trump, ‘Savaş kahramanısın’ diyor. Oysa o bir insanlık suçu işleyen soykırımcıdır. Netanyahu’ya ‘Savaş kahramanı’ diyen Trump‘la dostsan, sen Filistin’in dostu olamazsın.

İşte şimdi ilk giden filoya İsrail saldırmıştı. Oraya giden ikinci grupta Mehmet Atmaca, milletvekilimiz. Necmettin Çalışkan milletvekilimiz. Sema Silkin Ün, milletvekilimiz bulunuyorlardı. Üçünü de bugün sabah haksız bir müdahaleden sonra gemileri ile birlikte limana götürdüler. Aldığımız bilgilere göre ki ben kendileriyle telefon irtibatı sağlıyordum, dünden itibaren görüşemedik.

Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Arıkan’dan ve Sema Hanım’ın eşinden aldığımız bilgilerle şu anda Filistin’de gözaltındalar. Üç milletvekilimiz tutuklanıp cezaevine konulmaya çalışılıyor. Bu konuda buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak en derin dayanışma duygularımızı iletiyoruz. İsrail’e sesleniyoruz: Aklını başına al. Milletvekillerini, bütün aktivistleri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve dünyadan oraya gidip Filistin için dayanışan aktivistleri serbest bırak. Sen savaş suçu işliyorsun, insanlık suçu işliyorsun. Biz Filistin’in arkasındayız, sonuna kadar mazlumlarla dayanışma içindeyiz.

Buradan bir konuyu dile getireceğim. O günleri hatırlayacaksınız ve bugünü hatırlayacaksınız. Biliyorsunuz, Saraçhane’de ilk gün ‘Ne olacaksa bugün olacak’ demiştik. ‘Koşun gelin, seçtiğinize sahip çıkın, iradenize sahip çıkın’ demiştik. Onlar o gün, sizler Saraçhane‘ye ulaşmayın diye köprüleri kaldırdılar, gemileri bağladılar. Oraya ulaşan metroların istasyonlarını kapattılar. Bütün otobüs seferlerine engel oldular. Ama yedi kilometre uzaktan koştunuz, 100 binler oldunuz, 500 bin oldunuz, bir milyon oldunuz ve Ekrem Başkan’a, Saraçhane binasına sahip çıktınız, kayyımı püskürttünüz.

Biz Saraçhane’de 1 milyonken o meydanı görenler vardı bir de o meydanı görmezden gelenler vardı. Görmezden gelenlere dedik ki bizi görmeyeni biz de görmeyeceğiz. O meydanı görmeyen NTV’yi hatırlıyor musunuz? Reytingler 2,5’tu en son reytingi 0,47. Beter olsun. Boykot listeleri yayınladık. İzlemeyin, alışveriş yapmayın. Liste uzadı.

Biz boykot dediğimizde bir talep yükseldi. Bir kahve zinciri (Espressolab) için dediler ki kampüslere geldi, kahveleri zincirleştirdi, fiyatları arttırdı. Bizimle görüşmek istediler, gençlere yönlendirdik. O kahve zinciri kampüslerde ve tüm ülkede cirosu 1/10’a düşmüş.

Kampüslerdeki fiyatları düşürmüşler, gençler kabul etmedi. Hangi kampüsteysek bütün karımızı 19 Mart’ta zarar gören öğrenciye burs olarak, maaşı kesilenler için oluşturulan fona aktarıyoruz dediler. CHP olarak kurumsal boykot listesinden çıkardık. Takdir gençlerin. Bize yan bakanı protesto etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Zorunlu Eğitim Dışındaki Çocuk Sayısı 600 Bini Aştı

Zorunlu eğitim çağındaki 611 bin 612 çocuk okul dışında kaldı. Bu çocukların büyük bir kısmının 14-17 yaş grubunda yer alması, özellikle lise çağında eğitimden kopuşun hızlandığını gösterdi.

Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2024-2025 eğitim-öğretim yılı verilerinden hareketle hazırladığı ön değerlendirmeyi yayımladı.

Yayınlanan veriler, okul öncesi eğitime katılımın son bir yılda keskin biçimde gerilediğini ve zorunlu eğitim çağında bulunan 611 binden fazla çocuğun eğitim sistemi dışında kaldığını ortaya koydu. Rapor, kamusal eğitimin zayıfladığı ve eğitime erişimde eşitsizliğin derinleştiği bir tablo çiziyor.

ERG raporuna göre, zorunlu eğitim çağındaki 611 bin 612 çocuk okul dışında kaldı. Bu çocukların büyük bir kısmının 14-17 yaş grubunda yer alması, özellikle lise çağında eğitimden kopuşun hızlandığını gösterdi.

BirGün’de yer alan habere göre; veriler, eğitimden kopuşun nedenlerine dair cinsiyetler arası farklılıkları da işaret etti. Ekonomik krizin etkisiyle erkek çocuklarının işgücüne daha erken itildiği, kız çocuklarının ise görülmeyen ev içi emek veya çocuk yaşta evlilik gibi nedenlerle eğitim dışında kaldığı belirtildi. Çocukların eğitim dışındaki sayısı 14 yaştan itibaren keskin biçimde artış gösterdi.

Eğitimdeki en sert düşüşlerden biri okul öncesi alanda yaşandı. Okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı bir yılda yaklaşık 200 bin azaldı. 2023-24 döneminde 1 milyon 954 bin 202 olan okul öncesi öğrenci sayısı, 2024-25 döneminde 1 milyon 741 bin 314’e geriledi.

Bu düşüş sonucunda beş yaş grubunda net okullulaşma oranı yüzde 82,5’e inerek son yılların en düşük düzeyi olarak kaydedildi. Okul öncesi eğitimde öğrenci sayısı azalırken, Diyanet’e bağlı 4-6 yaş Kuran kurslarına katılımın artmaya devam ettiği de rapordaki dikkat çeken veriler arasında yer aldı.

Eğitime erişimi zorlaştıran bir diğer gelişme ise taşımalı eğitim ve pansiyonlardan yararlanan öğrenci sayılarındaki azalma oldu.

2024 yılında yapılan yönetmelik değişikliğiyle taşımalı eğitimde mesafe sınırının 50 km’den 30 km’ye indirilmesi sonrasında, taşımalı öğrenci sayısı yüzde 16,2 azalarak 846 bin 168’e düştü. Ayrıca pansiyonlu okullarda kalan öğrenci sayısı da yüzde 7,9 azalarak 244 bin 666’ya geriledi.

Raporda, hem taşımalı eğitim hem de pansiyon sayılarındaki bu düşüşün, çocukların eğitime erişimini zorlaştırdığı belirtildi.

Eğitim altyapısındaki büyüme de yetersiz kaldı. Toplam derslik sayısı bir önceki yıla göre sadece yüzde 1,4 artarak 753 bin 571’e çıktı. Resmi kurumlarda artış yüzde 1,7, özel kurumlarda ise yüzde 0,4 seviyesinde kaldı. Nüfus artışı ve göç gibi faktörler göz önüne alındığında, bu artış oranlarının eğitimdeki kapasite sorununu çözmeye yetmediği ifade edildi.

Öğretmen istihdamında ise güvencesizliğin arttığı gözlemlendi. 2024-25 yılında öğretmen sayısı 1 milyon 187 bin 409 olarak kaydedildi. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu (%94,6) kadrolu iken, yüzde 5,4’ü sözleşmeli çalıştı.

Rapora göre, bu dönemde ücretli öğretmen sayısında artış gözlenirken, ERG bu durumu güvencesiz istihdamın kalıcı hale gelmesi olarak yorumladı. Bir yılda öğretmen sayısı yüzde 1,6 artış gösterdi ancak yapılan atama sayısında 20 bini aşkın düşüş kaydedildi. Buna karşın, emekli olan öğretmen sayısı sert biçimde düşerek 8 bin 776’ya geriledi.

Paylaşın

Anket: CHP’nin Oy Potansiyeli Yüzde 44,6, AK Parti’nin Yüzde 41,8

Piar Araştırma’nın anketine göre, CHP’nin oy potansiyeli 44,6 olurken; AK Parti’nin ise yüzde 41,8 oldu. AK Parti 14 Mayıs genel seçimlerinde yüzde 36,30, CHP ise yüzde 25,80 oy almıştı.

Haber Merkezi / Ankette, İYİ Parti yüzde 18,3 oy potansiyeli ile üçüncü sırada yer alırken, MHP’nin oy potansiyeli ise yüzde 13,8 oldu. TİP’in oy potansiyeli yüzde 15,3, Zafer Partisi’nin yüzde 14,8, BTP’nin 13,6, DEM Parti’nin ise yüzde 12,7 oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

Piar Araştırma, Ekim 2025 tarihli son anket araştırması sonuçlarını yayınladı. Araştırma, 30 Eylül – 3 Ekim 2025 tarihleri arasında 26 ilde 2 bin 264 kişiyle yüz yüze gerçekleştirdi. Hata payı ±%2,06 olarak açıklandı.

Anket araştırmasına göre, CHP’ye “oy verebilirim” diyenlerin oranı yüzde 44,6, AK Parti’ye “oy verebilirim” diyenlerin oranı yüzde 41,8 oldu. AK Parti 14 Mayıs genel seçimlerinde yüzde 36,30, CHP ise yüzde 25,80 oy almıştı.

Piar Araştırma’nın “siyasi partiler oy potansiyeli” anket sonuçları şöyle:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 44,6
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 41,8
İYİ Parti: Yüzde 18,3
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP):  Yüzde 17,8
Türkiye İşçi Partisi: Yüzde 15,3
Zafer Partisi: Yüzde 14,8
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP): Yüzde 13,6
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 12,7
Yeniden Refah Partisi: Yüzde 7,6
Yeni Yol Partisi: Yüzde 4,1

Paylaşın

15 Milyon Çocuk Elektronik Sigara Kullanıyor

DSÖ, dünya genelinde en az 15 milyon çocuğun elektronik sigara kullandığını duyurdu. DSÖ’den Etienne Krug, “Elektronik sigaralar nikotin bağımlılığında yeni bir dalgayı körüklüyor” dedi.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yeni raporuna göre, dünya genelinde 100 milyondan fazla kişi elektronik sigara (vape) kullanıyor. Bu kişilerin en az 15 milyonu 13-15 yaş aralığındaki çocuklardan oluşuyor.

DSÖ, elektronik sigara kullanımındaki bu artışın, özellikle gençler arasında ‘nikotin bağımlılığında yeni bir dalgayı’ tetiklediğini ve sigarayla mücadelede on yıllardır kazanılan ilerlemeyi tehdit ettiğini belirtti.

Küresel tütün kullanımı azalmaya devam etse de – 2000 yılında 1,38 milyar kullanıcıdan 2024’te 1,2 milyara düştü – tütün salgını henüz sona ermiş değil. DSÖ’nün verilerine göre, dünyadaki her beş yetişkinden biri hâlâ tütün ürünü kullanıyor ve bu da her yıl milyonlarca önlenebilir ölüme yol açıyor.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Milyonlarca insan tütün kullanımını bırakıyor ya da hiç başlamıyor. Ancak tütün endüstrisi, bu ilerlemeye yeni nikotin ürünleriyle yanıt veriyor ve özellikle gençleri hedef alıyor” dedi. Ghebreyesus, “Hükümetler daha hızlı ve kararlı biçimde etkili tütün kontrol politikalarını uygulamalı” diye ekledi.

DSÖ, ilk kez dünya genelindeki elektronik sigara kullanımına ilişkin tahminlerini açıkladı. Buna göre, 100 milyondan fazla kişi elektronik sigara kullanıyor: 86 milyonu yetişkin, 15 milyona yakını ise 13–15 yaş aralığında. Veri toplanan ülkelerde çocukların elektronik sigara kullanma olasılığı yetişkinlerden dokuz kat daha fazla.

DSÖ yöneticilerinden Etienne Krug, “Elektronik sigaralar nikotin bağımlılığında yeni bir dalgayı körüklüyor” dedi. Krug, “Zararı azaltan bir alternatif olarak pazarlanıyorlar ama gerçekte çocukları nikotine daha erken bağımlı hale getiriyorlar ve onlarca yıllık ilerlemeyi riske atıyorlar.” diye ekledi.

Rapora göre tütün kullanımında cinsiyet farkı belirgin. Kadınlar, bırakma konusunda erkeklerden daha hızlı ilerleme kaydetti. Kadınlar arasındaki tütün kullanımı 2010’da yüzde 11 iken 2024’te yüzde 6,6’ya düştü; bu da hedefin beş yıl erken tutturulduğu anlamına geliyor. Bu süreçte kadın kullanıcı sayısı 277 milyondan 206 milyona geriledi.

Ancak erkeklerde düşüş daha yavaş. Dünya genelinde tütün kullanıcılarının yüzde 80’inden fazlası erkek ve kullanım oranı son 14 yılda yüzde 41,4’ten yüzde 32,5’e indi. Bu gidişatla, erkeklerde yüzde 30 azalma hedefinin 2031’e kadar gerçekleşmeyeceği tahmin ediliyor.

Avrupa, yetişkinlerde yüzde 24,1 ile en yüksek tütün kullanım oranına sahip bölge. Avrupa’daki kadınlar da yüzde 17,4 ile dünyada en yüksek orana sahip. Batı Pasifik bölgesinde düşüş yavaş ilerlerken, yetişkinlerin yüzde 22,9’u hâlâ tütün ürünü kullanıyor.

Güneydoğu Asya’da ise en hızlı düşüş yaşandı: Erkeklerde tütün kullanımı 2000’de yüzde 70 iken 2024’te yüzde 37’ye indi. Bu, küresel düşüşün yarısından fazlasını oluşturuyor. Afrika şu anda yüzde 9,5 ile en düşük oranlı bölge; ancak nüfus artışı nedeniyle kullanıcı sayısı toplamda yükselmeye devam ediyor.

Elektronik sigaranın zararları

Kuzey Norveç Üniversitesi Hastanesi’nden kardiyolog Prof. Maja-Lisa Løchen, Madrid’deki Avrupa Kardiyoloji Derneği kongresinde yaptığı konuşmada, “Elektronik sigaralar sadece 15 yıldır piyasada, ama sağlık etkilerine dair 15 binden fazla çalışma var. Artık zararsız olmadıklarını biliyoruz,” dedi.

Løchen, gençler arasındaki elektronik sigara kullanımındaki hızlı artışın ‘dünya genelinde alarm zillerini çalması gerektiğini’ vurguladı.

37 ülkeyi kapsayan bir ankete göre, Avrupa’daki 15–16 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 22’si düzenli olarak elektronik sigara kullanıyor. Bu oran beş yıl önce yüzde 14’tü.

“Elektronik sigaraya başlamak, gerçek sigaraya geçişte bir köprü etkisi yapıyor,” diyen Løchen, tütün endüstrisinin bunu bilerek çocukları hedef aldığını, tatlı aromalar ve renkli tasarımlarla cezbettiğini söyledi. Løchen, “Bu salgın kendiliğinden değil; nikotin endüstrisi tarafından yönlendiriliyor.” diye ekledi.

Geçtiğimiz yıl New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir araştırma, elektronik sigara kullanımının felç riskini yüzde 32 artırdığını ortaya koymuştu.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye Sert Yanıt: Nasıl Konuştuğunu Bileceksin

Devlet Bahçeli’nin, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin açıklamalarına sert tepki gösteren Özgür Özel, “Sayın Bahçeli, kimle konuştuğunuzu, nasıl konuştuğunuzu bileceksiniz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Baba ocağına sahip çıkan grubumuza ve onları destekleyen tüm demokratlara yürekten selam olsun. 70 gün aradan sonra yeniden Meclis çatısı altındayız. Maalesef bu 70 günde 3 büyük krizi yaşamaya devam ettik; Demokrasi krizi, adalet krizi, ekonomik kriz… Yetmiş günde ülkenin sorunları büyürken bizler de mücadelemizi büyüttük. Yaz boyunca seksen bir ilde çalıştık. Derdi olanların ayağına gittik, sorunlarını dinledik.

Partimize yönelen saldırılara karşı bir arada durduk, kenetlendik. Birileri klimalı salonlarda kendi atadıklarına kendini alkışlatırken biz yetmiş günde yirmi büyük eylem yaptık. 19 Mart sonrası altmışıncı eylem için de yarın yine İstanbul’dayız, meydanlardayız. Biz milletten aldığımız güçle biz meydanları doldururken bizimle siyasi rekabet edemeyenler saldırılarını sürdürdüler.

Biz mücadeleyi büyütürken onlar kumpasları büyüttüler. Yaptıklarıyla milletin gönlünden düşmüşlerdi, gözünden de düştüler. Okyanus ötesinde meşruiyet aramaya giriştiler. Trump’la beş dakika görüşme yapabilmek için akıl almaz tavizler verdiler… Yetmiş gün yan gelip yatıp milletin dertleriyle ilgilenmediler. Sonra 1 Ekim’de Meclis’e gelip buradan kameraların karşısında poz kestiler.

Biz 1 Ekim öncesi bir karara vardık. Meclisi işine geldiğinde çalıştıran, işine gelmediğinde bypass eden, millet iradesine saygısızlık edip bir darbeye kalkışan, milletin payına değil varsa yoksa kendi payına çalışan bir iktidarın başındaki zatı bu çatının altına gelip bir açılış konuşması yapıp orada demokrasiden, iletişimden, anlayıştan, birlikten, beraberlikten söz edip dönüp gidip zulme devam edecek olan ikiyüzlülüğüne tanıklık etmek istemedik. O gün hiç şüphe yok. O gün hiç şüphe yok. Bu durumdan duydukları rahatsızlıktan bunu milli iradeye saygısızlık, meclise saygısızlık diye nitelendirmeye çalıştılar.

Birileri muhalefetin belediye başkanlarını şantajla partisine katıp rozet takma törenleri düzenlerken kimse bana ‘Erdoğan’ı dinlemek milli iradeye saygıdır’ diyemez. Eskiden bakanlar siyasetçiydi. Bürokratları, müsteşarları teknik. Şimdi bakanlar teknik, yardımcıları siyasidir. ‘Bakanlıkla teşkilatım arasında köprü olacaklar’ dediği bakan yardımcısını İstanbul’a Cumhuriyet Başsavcısı atadı.

Arkadaşlarımızın haysiyet cellatları tarafından onurlarıyla, şerefleriyle oynanmaktadır… Beyefendi gelmiş, ana muhalefet koltuklarını boş görmüş, kimyası bozulmuş, nevri dönmüş. O günden beri ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

Bir yandan da, bir yandan da susuyoruz, sabrediyoruz, aylarca meclise gelinememiş, bir kelime etmemişiz. Yaşa hürmet ediyoruz ama dönüp dönüp haksızlıklar yapılıyor, dönüp dönüp haksızlıklar yapılıyor. Bana söylenenlere sustum, yuttum, bir sürü haksızlığı duymazdan geldim. Zaman zaman bazı önemli açıklamaları da kıymetlendirdim, iddianameler yazılsın dendi diye, tutuksuz yargılama esastır diye. Şimdi bugün çıkmış bu meclisin ilk grup toplantısında Sayın Bahçeli aynı, aynı promptra aynı metni kes kopyala yapıştır atmışlar.

Okuyor oradan. “Şikayet eden CHP’li şikayet edilen CHP’li, itirafçılar CHP’li, rüşveti alan CHP’li, veren CHP’li.” Külliyen yalan. Soruyorum buradan hangi hangi şahitler CHP’liymiş? Gizli tanık dediği odun isimleriyle Ladinler, Çınarlar söylediği çocuk tacizcisi olan gizli tanık mı CHP’li? Ya da 3 kuşak babasından kalan malına, mülküne çökülüp de geçmişte AKP’den ihale alıyordu. Şimdi İBB’den almış diye malına çökülen, şimdi de imza atarsan sana bunları geri veririm deyince iftiralere imza atan iş adamları mı CHP’li?

Ya da, ya da insanları çoluğuyla, çocuğuyla tehdit eden, ‘Bu imzayı atmazsan evladının yüzünü 20 yıl göremezsin.’ diyen, 80 yaşında anasından 500 kilometre öteye evlatları yollayan hasta 26 yaşındaki çocuğu hücreye tıkıp babasına ‘at artık imzayı, çıkar oğlunu’ diyen, kendini itirafname imzalamaya çağırıp yoldayken karısını, eşini gözaltına alıp onun çıkması senin atacağın imzaya bağlı diyenlerin kurduğu kumpasın ne tarafı CHP’li? Ama Sayın Bahçeli, Sayın Bahçeli buraya kadar, buraya kadar geldi. Öyle, o CHP’li, bu CHP’li, hırsıza CHP’li, yolsuza CHP’li.

Bakın, bütün Türkiye konuşuyor, birileri susuyor. Sayın Bahçeli, kimle konuştuğunuzu, nasıl konuştuğunuzu bileceksiniz. Ankara’nın ortasında vurulan MHP’li, vurup da yargılananlar MHP’li, azmettirilenler MHP’li, serbest bırakıldıktan hemen sonra susturulan MHP’li, susturan MHP’li. Konuşmayan bir tek sensin MHP’li. Ağzından tek söz çıkmayan sensin buna ne demeli?

Hak etmediğimi duyarsam, hak ettiğini duyarsın. Hak ettiğini duyarsın. Bu partinin evlatlarına, suçsuz evlatlarına hazımsızlıkla iftira atanların hak ettikleri sözü duymalarının vakti çoktan gelmişti. Bundan sonra da duyacaklar. Hadi bakalım. Bir daha, bir daha duyduğum anda ‘hırsız CHP’li, bilmem ne CHP’li’ anlatacağım kimler hangi suç örgütleriyle birer birer ilişkili.

“Sıçan gibi kaçtı”

Zekeriya Öz tuğla gibi iftiraname yazdı. Sıçan gibi kaçtı sonunda, sıçan gibi kaçtı! Şimdinin tuğla gibi iddianamesi Ekrem İmamoğlu’na örgüt lideri dese ne olur? Hapiste yatan arkadaşlarımıza iftira atsa ne olur? Biz o tuğla gibi iftiranameyi bekliyoruz… Yargılanmak için değil, yazanları yargılamak için. Tuğla gibi iddianameyi bekliyoruz. Yıllardır aylardır yapılan haysiyet cellatlığına o iddianamede nasıl kılıf uydurmuşlar görmek için.

Göremezsek sormak için yazdıklarını çürütmek için. Ve eninde sonunda herkes şunu bilsin. Cumhuriyet Halk Partisi yargıya saygılıdır. Savcılığı, hakimliği avukatlık gibi en kutsal meslektir. Bu mesleği yüreğine adalet dağıtmak düşenler.

Asgari ücreti utanmadan sıkılmadan yüzde 20 artırmaya niyetleniyorlar. Asgari ücreti 26 bin lira yapmaya bir yıl boyunca da böyle tutmaya niyet ediyorlar. Erdoğan dün utanmadan sıkılmadan çıkıp diyor ki ;’kişi başı milli gelirimiz 17 bin dolara yükseldi.’ Asgari ücrete yüzde 20 zam hedeflenen yerde yüzde yüksek faize savaş ilan ediyoruz. Vatandaşın sırtından bu keneleri söküp atacağız.

Bu iktidar döneminde maalesef kaliteli eğitim sınıfsal bir hakka dönüştü. Belli sınıfların ulaşabildiği yoksulların mahrum kaldığı bir noktaya geldi. Artık kaliteli eğitime sadece zenginler erişebiliyor.

Bu da yetmez gibi şimdi 12 yıllık zorunlu eğitimi kısıtlamak ve kısaltmak istediklerini ifade ediyor Milli Eğitim Bakanı. Buradan söylüyorum; Zorunlu eğitimi kısaltmak çocuk işçiliğini yasallaştırmak ve çoğaltmaktır. Çocuk işçiliğinin yarattığı iş kazaları ve o güvencesiz ortamlarda sabilerin hayatlarını kaybetmesi çok daha fazla artacaktır. Zorunlu eğitimi kısaltmak kız çocuklarının eğitim dışına itilmesi demektir.

Zorunlu eğitimi kısaltmak eşitsizliğin büyümesi, toplumsal uçurumun derinleşmesi gerektir. Peki kim istiyor bunu? Tarikatlar ve bazı gözü dönmüş patronlar. Kim istiyor? MÜSİAD mesela istiyor. Çocuklar erken yaşta iş gücüne katılsın diye önerisi var MÜSİAD’ın. Tarikatlar istiyor. Kız çocukları okulda olmasınlar diyor. Bakan çıkıp bu talepleri bir kılıf içine sokup bunu da meclisten geçirmek üzere bu sene içinde çaba sarf edeceklerini söylüyor.”

Paylaşın

Türkiye’de Gıda Fiyatları Altı Yılda Yüzde 790 Arttı

Türkiye’de fiyatlar, 2019 yılından bu yana, kümülatif olarak yüzde 640,5, gıda fiyatları ise kümülatif olarak yüzde 790 arttı. Bu oran, OECD ülkeleri arasında açık ara en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti.

OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) Ekim 2025 tarihli Tüketici Fiyatları raporu, Türkiye’de enflasyonun diğer üye ülkelere kıyasla ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Karar’dan Berfu Kargı’nın aktardığına göre; OECD ülkeleri arasında en yüksek gıda ve genel enflasyon Türkiye’de görüldü.

OECD verilerine göre Türkiye’de tüketici fiyat endeksi (TÜFE), Ağustos 2025 itibarıyla yıllık bazda yüzde 33 arttı. Aynı dönemde gıda fiyatlarındaki artış yüzde 33,3; enerji fiyatlarındaki artış yüzde 28,5; gıda ve enerji hariç çekirdek enflasyon ise yüzde 33,6 olarak kaydedildi.

Rapora göre, OECD genelinde yıllık enflasyon oranı Ağustos 2025 itibarıyla yüzde 4,1 seviyesinde sabit kaldı. Bu oran mart ayından bu yana fazla değişmedi. Ancak Türkiye bu ortalamanın yaklaşık sekiz katı enflasyonla örgütün en dikkat çeken ülkesi konumunda.

OECD ülkelerinde gıda fiyatları ortalama yüzde 5 artarken, enerji fiyatları yüzde 0,7 yükseldi. Gıda fiyatları OECD ortalamasında Aralık 2019’a göre yüzde 45,8 artmış durumda. Buna karşın Türkiye’deki gıda fiyatlarındaki artış aynı dönemde yüzde 790’a ulaştı.

OECD’ye göre, enflasyon Kolombiya’da yüzde 5,1, Estonya’da yüzde 6,1 olarak ölçüldü. Bu iki ülke, Türkiye’nin ardından en yüksek oranlara sahip ülkeler arasında yer aldı. İsviçre’de enflasyon yüzde 0,2 seviyesinde kalırken, Kosta Rika’da ise fiyatlar düşmeye devam etti. Japonya’da enerji ve gıda fiyatlarındaki gerilemeyle birlikte yıllık enflasyon yüzde 2,7’ye indi.

Euro Bölgesi’nde enflasyon üç aydır yüzde 2,0 seviyesinde sabit kalırken, Almanya’da yüzde 2,2, Fransa’da yüzde 0,9, İtalya’da ise yüzde 1,6 olarak ölçüldü.

G7 ülkelerinde genel enflasyon ortalaması yüzde 2,7 seviyesinde seyretti. ABD, Almanya ve Kanada’da oranlar hafif artarken, Japonya’da gerileme görüldü.

OECD, raporunda fiyat artışlarının ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterdiğini belirtti. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı kur dalgalanmaları, gıda arz zincirlerindeki kırılganlıklar ve yüksek enerji ithalat maliyetleri bu farklılığın başlıca nedenleri arasında sayılıyor. Aynı dönemde İsviçre’de toplam gıda fiyatları sadece yüzde 6,9 oranında arttı.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da En Uzun Mesai Yapılan Ülke

Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda. Yunanistan yüzde 20,9, Kıbrıs yüzde 16,6 ve Malta yüzde 14,6 ile Türkiye’yi takip etti.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin haftalık fiili çalışma sürelerini açıkladı. 20-64 yaş arası istihdam edilen bireyler arasında yapılan araştırma, Avrupa genelinde büyük farklara işaret ederken, Türkiye dikkat çekici bir orana ulaştı. Verilere göre Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda.

AB ülkelerinde haftada 45 saatten fazla çalışanların ortalaması yüzde 10,8 olarak ölçüldü. Bu oran, hem ana iş hem de ikinci işte çalışan toplam süreyi kapsıyor. Ancak Türkiye’de bu oran yüzde 45,8’e çıkarak Avrupa ortalamasını neredeyse dört katına ulaştı.

Eurostat’ın hazırladığı haritada, Türkiye koyu kırmızı renkle işaretlenirken diğer tüm ülkeler açık tonlarda kaldı. Türkiye’yi takip eden ülkeler arasında en yüksek oran Yunanistan’da (yüzde 20,9) ölçüldü. Onu Kıbrıs (yüzde 16,6) ve Malta (yüzde 14,6) izledi. Bu ülkelerdeki oranlar dahi Türkiye’nin yarısından az seviyede kaldı.

Avrupa genelinde haftada 45 saatten fazla çalışanların en düşük oranlara sahip olduğu ülkeler ise dikkat çekici. Bulgaristan’da bu oran sadece yüzde 2,5. Onu Letonya (yüzde 4,1) ve Romanya (yüzde 5,9) takip ediyor. Bu ülkelerde çalışanların büyük bölümü daha kısa sürelerle iş yaşamını sürdürüyor.

Eurostat verilerine göre, haftalık 20 ila 44 saat arasında çalışanlar Avrupa genelinde en büyük grubu oluşturuyor. Bu kategoride çalışanların oranı AB genelinde yüzde 72,3. Bu modelin en yaygın olduğu ülkeler ise Bulgaristan (yüzde 92,8), Romanya (yüzde 90,6) ve Letonya (yüzde 86,9) oldu. Bu ülkelerde çalışanların büyük çoğunluğu, mesai saatlerini bu aralıkta tutuyor.

Haftalık 0 ila 19 saat arası çalışanların oranı AB genelinde yüzde 16,9 olarak kayıtlara geçti. Bu kısa süreli çalışma modeli özellikle Hollanda (yüzde 26,8), Danimarka (yüzde 25,5) ve Avusturya (yüzde 25,3) gibi refah seviyesi yüksek ülkelerde yaygın. Buna karşın Romanya (yüzde 3,5), Bulgaristan (yüzde 4,6) ve Yunanistan (yüzde 6,1) gibi ülkelerde bu oran oldukça düşük.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Süreç” Çağrısı: Toplum Somut Adımlar Bekliyor

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “süreç” için iktidara çağrıda bulunarak, “Fakat toplum artık somut adımlar bekliyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“İlk grup toplantımızı kadınlar öncülüğünde gerçekleştiriyoruz. ‘Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz’ şiarıyla 1 Ekim’de Amed’den yola çıkan ve bugün Meclis önünde barış talebini yükselten sevgili kadınlar, Barış Anneleri; grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Savaşın yarattığı acıyı en iyi bilen ve yaşayan kadınlar, barışa neden ihtiyaç duyduğumuzu bugün de Meclis’in önünden bütün dünyaya haykırdılar.

Emeğinize, yüreğinize sağlık. Bir haftalık yürüyüşün finalinde buradasınız. Meclis, siyaset, bütün toplum; kadınların barış, özgürlük ve eşitlik mücadelesini duysun. Selam olsun bu yürüyüşü gerçekleştiren, her kentte onları karşılayan kadınlara. Selam olsun mücadeleden geri durmayan kadınlara. Selam olsun sizlere.

Türkiye çoklu krizlerle ve her alanda çözüm bekleyen sorunlarla karşı karşıya; adaletsiz yargı, kayyım rejimi, muhalefet belediyelerine saldırılar; dil, kültür, sanat ve yaşam tarzı üzerindeki baskılar… Derin yoksulluk, kadın cinayetleri, genç işsizliği, deprem kentlerinin bitmeyen bekleyişi, tarımın çöküşü, doğanın ve suyun feryadı; bu yaraları görmeyen bir Meclis, kendi varlık nedenini unutmuş demektir.

Türkiye belirsizliklerle dolu; her şey çok kırılgan. Siyasete düşen görev, ülkenin ve toplumun bütün düğümlerini çözmektir. Bu ülkede eksik olan beş şeyi arıyoruz: ekonomik geçim, adalet, barış, demokrasi ve özgürlük. Bu yıl Meclis tarihî sorumluluğunu yerine getirmeli; 86 milyonun bu beş hayati ihtiyacı için çalışmalıdır. Toplumsal refah yerine çatışmayı, özgürlükler yerine otoriter kontrolü önceleyen her siyasi akıl; yaşanan siyasal, toplumsal ve ekonomik çöküşün öncüsü olur.

Biz biliyoruz ki barış, toplumun onurudur ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına verilecek en önemli armağanlardandır. Demokrasi yalnızca bir yönetim işi değil; birlikte, eşit ve ortak yaşamın inşasıdır. Ekonomi sadece kuru rakamlar değildir; sofrasında ekmeği eksilenin, işsiz kalan gencin, emeği görünmeyen kadının hayatıdır. Okul masrafını karşılayamayan velinin, bastıran soğuklarda doğalgaz ve elektrik faturasını ödeyemeyen yurttaşın, geçinemeyen emeklinin, barınamayan öğrencinin hayatıdır.

Demokratik toplum ve barış arayışında bir yılı geride bıraktık. Geçen bir yıl içinde Kürt meselesinin çözümüne ilişkin Sayın Öcalan’ın çağrısı, PKK’nin fesih kararı ve silah yakma töreni, Meclis bünyesinde kurulan komisyon tarihi gelişmelerdir. Bu süreçte ‘karşılıklı çatışmaların yok denecek seviyeye gelmesi, partilerin daha sık diyalog kurması ve barışın aciliyetine olan inanç’ önemli bir kazanımdır. TBMM bünyesinde kurulan Barış Komisyonu çok kıymetli bir adımdır; barışa olan inancı ve umudu yükseltmiştir. Fakat toplum artık somut adım bekliyor; durgun suyu daha çok bulandırmak isteyenlere fırsat vermeyelim.

Barış Komisyonu 14. oturumunu yapıyor. Dinlenenlerin çoğu, ‘Kürt meselesi amasız, fakatsız çözülmelidir; demokratik haklar ve eşit yurttaşlık konusunda hukuki adımlar mutlaka atılmalıdır’ dedi. O halde barış için ne zaman eyleme geçilecek? Geldiğimiz eşik budur. Unutmamak gerekir ki Sayın Öcalan ve hareketi attıkları adımlarla büyük bir eşiğin aşılmasına katkı sundu; komisyonun kurulmasıyla kurumsal eşiğin de önemli bir kısmı geçildi. Artık siyasi ve hukuki eşiği atlama zamanı gelmiş, hatta geçmektedir; demokratik entegrasyon için demokratik yasaları yapmak gerekir.

Komisyon, zaman kaybetmeksizin Sayın Öcalan’ı dinlemelidir. Nitekim kendisi, ‘Komisyon gelirse demokratik müzakere sürecini başlatacağım’ demektedir. Barışın anahtarı muhatapta, baş aktördedir; dünyadaki örneklerde görüldüğü gibi İmralı’ya uzanacak doğrudan diyalog, silahları susturup hukuki zemini kuracak en bağlayıcı adım olabilir. Bu, kişisel bir tercih değil; barışın ciddiyetinin ve devlet aklının kurumsallığının gereğidir. Komisyonun, Sayın Öcalan ile görüşerek önemli bir eşiğin daha aşılmasına katkı sunmasını bekliyoruz.

“Umut hakkı düzenlemesi bir an evvel hayata geçirilmeli”

Sayın Öcalan 27 yıldır, halkları karşı karşıya getirmeye çalışanlara karşı çözümü ve barışı ısrarla savunmuştur. Evet; Sayın Öcalan’ın umut hakkı tanınmalıdır. “Umut hakkı” sıradan bir hukuk maddesi değil, evrensel hukukun merkezindeki ilkelerdendir. 17 Eylül’de Avrupa Bakanlar Komitesi umut hakkıyla ilgili kararını açıkladı ve komisyondan, Meclis’ten bu konudaki beklentilerini ifade etti. Bu çok önemli bir karardır. Ömür boyu kapıyı kilitleyip anahtarı denize atamazsınız; toplumsal barış süreçleri, yeniden düşünme ve yeniden düzenleme perspektifi ile cesur adımlar atıldıkça ilerler. Sayın Öcalan için umut hakkı düzenlemesi bir an evvel acilen hayata geçirilmelidir.

6–8 Ekim 2014’te IŞİD’in saldırılarına karşı dünyanın birçok yerinde insanlar sokağa çıktı. Bu süreçte 47’si HDP üyesi ve seçmeni olmak üzere toplam 54 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Gerçeklerin ortaya çıkması için 11 yıldır girişimlerde bulunduk; ancak ne Meclis ne de yargı gerekli iradeyi gösterdi.

6–8 Ekim gerekçe gösterilerek açılan Kobani davasında, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarına yüzlerce yıl hapis cezaları verildi; bazı sanıklar sürgünde. Bu dava, toplum vicdanında derin bir yara bıraktı. AİHM, 8 Temmuz’da üçüncü kez ‘Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı’ kararı verdi. Bu kararın 8 Ekim’de kesinleşmesi bekleniyor. Bu, barış ve demokrasi için bir fırsattır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani davası tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Hepsi özgür olana dek mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.

2005’ten bu yana 7 bin 810 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu süreçte kadın düşmanlığı adım adım kurumsallaştı: Kadının adı bakanlıktan çıkarıldı; ‘aile’ vurgusuyla şiddet ve istismar görünmez kılındı; ‘tecavüzcüyle evlenirse dava düşer’ anlayışı meşrulaştırılmaya çalışıldı; kürtaj, ‘katliamdır’ denilerek hedef alındı; KHK’larla kadın dernekleri kapatıldı; kadın belediye eş başkanlarına kayyım atandı, görevden alındı, tutuklandı; kadın siyasetçiler ve aktivistler gözaltına alındı; cezaevlerinde baskılar arttı; sürgünler, çıplak aramalar ve infaz yakmalar… kadınların iradesini bu şekilde tutsak etmeye çalıştılar.

Diyanet’in fetvalarıyla hak ve özgürlüklere müdahale edildi; nafaka ve miras hakları tartışmaya açıldı; soyadı, doğum biçimi, çocuk sayısı ve giyim gibi kişisel alanlara müdahale edildi. Bu tablo, son yirmi yılın erkek egemen ve cinsiyetçi politikasının özetidir.”

Paylaşın