Ukrayna, ABD İle “Nadir Elementler” Anlaşmasını İmzaladı

Ukrayna ve ABD, Ukrayna’daki minerallerin ve nadir toprak elementlerinin gelecekteki satışından elde edilecek kar ve telif haklarının paylaşılması konusunda bir anlaşma imzaladı.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın, ABD’nin Ukrayna’nın savunmasına ve yeniden inşasına yatırım yapmaya devam etmesi için ekonomik bir teşvik sağlayacağını söyledi.

Ukrayna, elektronik eşyalar, elektrikli araçlar ve askeri uygulamalar gibi alanlarda kullanılan nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere doğal kaynaklar açısından zengin bir ülke. Ukrayna ayrıca demir, uranyum ve doğal gaz rezervlerine sahip.

Ukrayna’nın kömür rezervlerinin büyük bir kısmı ise şu anda Rusya’nın işgali altındaki bölgelerde yer alıyor. Madencilik analistleri ve ekonomistlere göre, Ukrayna’da halihazırda ticari olarak işletilen bir nadir toprak madeni bulunmuyor.

Dünyanın en büyük nadir toprak elementi ve diğer birçok kritik mineral üreticisi ise Çin.

Ukrayna, Rusya ile bir barış anlaşmasına varılması halinde ülkenin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmak için uluslararası bir güç oluşturulması konusun da Avrupalı müttefikleriyle de görüşüyor.

Ukrayna Başbakan Birinci Yardımcısı Yulia Svyrydenko, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “ABD ile birlikte ülkemize küresel yatırım çekecek bir fon oluşturuyoruz” dedi.

Yulia Svyrydenko , anlaşmayla, Ukrayna’daki yeraltı kaynaklarına Batı yatırımı çekmek için bir yeniden yapılanma yatırım fonu kurulduğunu aktardı.

Ortaklığın 50/50 temelinde olduğunu vurgulayan Svyrydenko, ABD’ye karşı hiçbir borç yükümlülüğü içermediğini de ekledi. Svyrydenko anlaşma ile, hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere yeni askeri yardımların da garanti altına alındığını ifade etti.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmigal da anlaşmayı, “iyi, eşit ve yararlı” olarak nitelendirdi. Başbakan, iki ülkenin eşit oy hakkına sahip olacağı bir “yeniden yapılandırma fonu” kurulacağını ve Ukrayna’nın yeraltı kaynakları, altyapısı ve doğal zenginlikleri üzerinde tam anlamıyla söz sahibi olmaya devam edeceğini söyledi.

Kiev’de endişe yaratan “borçlar” meselesine de değinen Şmigal, Rus işgalinin başından bu yana ABD’nin sağladığı milyarlarca doların geri ödenmesinin talep edilmeyeceğini, fondan elde edilen kârın yeniden Ukrayna’ya yatırılacağını ifade etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yayınlandığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Ortaklık ABD’nin Ukrayna ile birlikte yatırım yapmasına, Ukrayna’nın büyüme varlıklarını ortaya çıkarmasına, Amerikan yeteneklerini, sermayesini ve Ukrayna’nın yatırım ortamını iyileştirecek ve Ukrayna’nın ekonomik toparlanmasını hızlandıracak yönetim standartlarını harekete geçirmesine olanak tanıyor.”

Rusya’dan anlaşmaya ilişkin bir açıklama gelmedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun savaşa hazırlık durumunun dünyadaki en yüksek seviyede olduğunu ve aynı durumun savunma sanayi kompleksi için de geçerli olduğunu söylemişti.

Kremlin, Rusya’nın kimseyi tehdit etmediğini, ancak çıkarları için potansiyel olarak tehlikeli eylemleri görmezden gelmeyeceğini belirtmişti.

Paylaşın

Papa Francesco, 88 Yaşında Hayatını Kaybetti

Şubat ayından bu yana sağlık sorunları yaşayan Papa Francesco’nun hayatını kaybettiği duyuruldu. Arjantinli papa olarak bilinen Francesco, 12 yıldır papalık unvanını taşıyordu.

Haber Merkezi / Vatikan Papa Francesco’nun ölüm haberini yayınladığı bir video mesajı ile duyurdu. Françesko son olarak dün Paskalya Bayramı için düzenlenen törenlerde kameralar karşısına geçmişti.

Tekerlekli sandalye ile balkona çıkarılan Francesco, kalabalığa el sallayarak, “Sevgili kardeşlerim, Paskalya Bayramınız kutlu olsun” mesajı vermişti.

Papa Francesco, Cizvit tarikatına mensup ilk papa olmasının yanı sıra, Amerika kıtasından seçilen ilk papa olarak da tarihe geçmiştir.

Asıl adı Jorge Mario Bergoglio olan Papa Francesco, 17 Aralık 1936’da Arjantin’in Buenos Aires şehrinde dünyaya gelmiştir.

Papa Francesco, sade yaşam tarzı, alçakgönüllülüğü, sosyal adalet vurgusu ve çevre konularındaki duyarlılığıyla biliniyordu.

Özellikle yoksullara ve dışlanmışlara yardım etme çağrıları, göçmen hakları ve iklim değişikliği gibi konularda yaptığı açıklamalarla dikkat çekiyordu. En bilinen yazılarından biri, çevre sorunlarını ele alan “Laudato Si'” ansiklikasıdır.

Paylaşın

2,4 Milyondan Fazla Afgan Mülteci Geri Döndü

Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Eylül 2023’ten bu yana 2,43 milyondan fazla Afgan mültecinin İran ve Pakistan’dan Afganistan’a geri döndüğünü açıkladı.

Haber Merkezi / IOM açıklamasında, geri dönenlerin yüzde 54’ünün İran ve Pakistan tarafından zorla sınır dışı edildiğini vurguladı. Örgüt açıklamasında ayrıca, Afganistan’a geri dönen 1 milyondan fazla kişiye yardım ettiğini de belirtti.

IOM, özellikle Pakistan’dan gelenlerin sayısında son haftalarda önemli bir artış gözlemlendiğini, sadece son iki haftada 60 bin kişinin geri döndüğünü bildirdi.

IOM, Afgan mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü geri dönüşlerini sağlayacak koşullar sağlanana kadar tüm ev sahibi ülkeler tarafından zorla geri gönderilmelerinin durdurulması çağrısında bulundu.

İran ve Pakistan son aylarda sınır dışı etme işlemlerini yoğunlaştırdı. Bu mültecilerin çoğu ekonomik zorluklardan ve Taliban misillemesi tehdidinden kaçmak için Afganistan’dan kaçmıştı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Yüzlerce İsrailli Yazardan Benyamin Netanyahu’ya “Savaşı Bitir” Çağrısı

David Grossman, Joshua Sobol ve Zeruya Shalev gibi yazarlarında aralarında olduğu yaklaşık 350 İsrailli yazar, Gazze’de devam eden savaşın derhal sona erdirilmesini talep eden açık bir mektup yayınladı.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert bir dille eleştirildiği mektupta, Netanyahu’nun kişisel siyasi çıkarlar uğruna savaşı uzattığı belirtildi.

Mektupta, imzacıların büyük çoğunluğunun geçmişte İsrail ordusunda görev yaptığı ve İsrail devleti ve kültürünün inşasına katkı sağladığı da vurgulanıyor.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, Hamas öncülüğündeki güçlerin 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne, 250’den fazla kişinin rehin alınmasına yol açan operasyonun ardından başlamıştı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 51 bine yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 116 bin 343’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 400 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

Paylaşın

ABD’nin Savaşı Bitirme Planı Belli Oldu: Ukrayna’nın Bölüşülmesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg, II. Dünya Savaşı sonrası Berlin’i örnek göstererek Ukrayna’nın da benzer şekilde “bölünebileceğini” belirtti.

Keith Kellogg, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in böyle bir öneriyi kabul etmeyebileceğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg, Ukrayna’da Britanya ve Fransa birliklerinin konuşlandırılabileceği “kontrol bölgeleri” oluşturulabileceğini söyledi.

Kellogg, Britanya gazetesi The Times’da dün yayımlanan söyleşisinde, II. Dünya Savaşı sonrası Berlin’i örnek göstererek Ukrayna’nın da benzer şekilde “bölünebileceğini” belirtti.

II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın yenilgiye uğramasının ardından Berlin, Amerikan, Fransız, İngiliz ve Sovyet bölgelerine ayrılarak dörde bölünmüştü.

Trump’ın ilk döneminde, Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak da çalışan Kellogg, Britanyalı ve Fransız birliklerin kontrol bölgelerinde “güvenlik gücü” görevi yapabileceğini söyledi.

Temsilci, bu birliklerin Dnipro nehrinin batısına yerleştirilebileceğini ve karşı kıyıda Rus işgali altındaki bölgeyi Ukrayna’dan ayıran askerden arındırılmış bir bölge oluşturabileceğini bildirdi. Böylelikle müttefik askerleriyle Rus birlikleri arasında çatışmaların önlenebileceğini, olası ateşkes ihlallerinin daha kolay denetlenebileceğini belirtti. Diğer yandan temsilci, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in böyle bir öneriyi kabul etmeyebileceğini de sözlerine ekledi.

Kellogg, Trump ve Ukrayna lideri Volodimir Zelenski arasında şubatta yaşanan gerginliğin, maden anlaşmasında ilerleme kaydedilmesiyle çözüldüğünü söyleyerek, ABD’li yetkililerin gelecek günlerde “iş anlaşmasını diplomatik anlaşmaya dönüştüreceğini” belirtti.

Öte yandan Kellogg, The Times’ın “Ukrayna, savaş sonrası Berlin gibi bölünebilir” başlığıyla yayımlanan söyleşisinin çarpıtıldığını da savundu. Ukrayna’nın bölünmesinden değil ülkenin “egemenliğini desteklemek üzere ateşkes sonrası kurulacak bir güçten bahsettiğini” söyledi. Muhtemel senaryoda Amerikan askerlerinin Ukrayna’ya konuşlandırılmayacağını da ifade etti.

Birleşik Krallık ve Fransa’nın başını çektiği bir grup Avrupa ülkesi, Rusya’yla Ukrayna arasında varılacak bir barış anlaşmasının uygulanmasını sağlamak amacıyla ülkeye asker göndermeyi planlıyor. Associated Press’in şubattaki haberinde, planın Aralık 2024’te Zelenski’yle paylaşıldığı aktarılmıştı.

Paris’te martta düzenlenen Ukrayna zirvesinin ardından konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna’ya asker gönderme konusunda fikir birliği olmadığını ancak planın az sayıda ülkeyle hayata geçebileceğini söylemişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye’de Kürt Gruplardan “Federal Sistem” Hamlesi

Suriye’de Kürt grupların federal sistem üzerinde uzlaştıkları bildirildi. Federal sistem talebinin nisan ayı sonunda yapılacak bir konferansta açıklanmasının beklediği kaydedildi.

Barzanilerin desteklediği ENKS’nin eski başkanı Süleyman Oso, Beşar Esad rejiminin devrildiği aralık ayından bu yana yaşanan gelişmelerin pek çok Suriyelinin federal sistemi en iyi çözüm olarak görmesine yol açtığını kaydetti.

Suriye’de Beşar Esad rejiminin Aralık ayında devrilmesinin ardından yeni yönetimle bir anlaşma imzalayan Kürtler ilk kez federalizm talebini gündeme getirmeye hazırlanıyor.

Suriye’de 14 yıllık iç savaş döneminde ülke topraklarının dörtte birini ele geçiren Kürtler, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) adı altında bir yapı oluşturmuştu.

Omurgasını Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG’nin oluşturduğu ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri geçen ay, Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir mutabakat imzalamış ve özerk yönetime bağlı yapıların ve silahlı güçlerin merkezî yönetime katılmasında uzlaşılmıştı.

Ancak Kürt gruplar uzlaşma sonrasında Suriye’deki yönetimin, verilen sözlere rağmen Suriye’nin çoğulcu yapısını göz ardı ettiği eleştirilerini dile getirmişti. Reuters haber ajansına konuşan Suriyeli Kürt kaynaklar, KDSÖY’ün de aralarında bulunduğu rakip Kürt oluşumların geçen ay federalizmi de içeren ortak bir siyasi vizyon üzerinde uzlaşmaya vardıklarını bildirdi.

Söz konusu toplantının Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD ile Kuzey Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) desteğiyle kurulan Suriye Kürt Ulusal Konseyini (ENKS) bir araya getirdiği belirtiliyor. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki KDP’nin yönetimindeki Barzani ailesiyle yakın ilişkileri bulunuyor.

KDSÖY’ün üst düzey yetkililerinden Badran Jia Kurd, uzlaşmanın Suriye’de bölgesel özerklik ve askerî yapılara izin verecek bir federal sistem talebini içerdiğini belirterek, ortak siyasî vizyonda “federal, çoğulcu, demokratik parlamenter sistem” vurgusu yapıldığını kaydetti.

Suriye’de her bölgenin “idarî, siyasî ve kültürel özelliklerinin korunmasının” temel bir konu olduğunu belirten Kurd, bunun “bölge içinde yerel yasama konseyleri, bölgesel işleri yönetecek idarî yapılar ve bunlara bağlı iç güvenlik güçlerini gerekli kıldığını” söyledi. KDSÖY yetkilisi, bu unsurların Suriye’nin anayasal çerçevesinde yer alması gerektiğine de vurgu yaptı.

KDSÖY, önceki açıklamalarında federalizm kelimesini hedef olarak telaffuz etmekten kaçınmış, bunun yerine ademi merkeziyetçilik taleplerini dile getirmişti. Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, şimdiye kadarki açıklamalarında federal sisteme karşı olduğunu her fırsatta dile getirmişti.

Barzanilerin desteklediği ENKS’nin eski başkanı Süleyman Oso, “ortak Kürt siyasî vizyonunun, Nisan ayı sonunda yapılacak bir konferansta resmen açıklanmasını beklediğini” kaydetti.

Esad rejiminin devrildiği Aralık ayından bu yana Suriye’de yaşanan gelişmelerin pek çok Suriyelinin federal sistemi en iyi çözüm olarak görmesine yol açtığını kaydeden Oso, “Suriye, farklı etnik köken, din ve mezhepten insanların yaşadığı bir ülke. Suriye’nin birliğini korumak için en iyi çözümün federal sistem olduğuna inanıyoruz. Şam’a gittiğimizde tabii ki görüş ve taleplerimizi gündeme getireceğiz” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

18 Mart’tan Bu Yana Gazze’de 400 Bin Kişi Yerinden Edildi

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 400 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az bin 550 kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 50 bin 886’ya, yaralı sayısı ise 115 bin 875’e ulaştı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail, Hamas’la iki aylık ateşkesi bozmuş, Gazze’ye yönelik hava ve kara operasyonlarını yeniden başlatmıştı.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı. Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor. Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın

Donald Trump: Liderler, Popomu Öpmek İçin Sıraya Girdi

ABD Başkan Donald Trump, yeni ticaret politikalarını başlatmasının ardından, “Ülkeler bizi arıyor, popomu öpüyorlar. Anlaşma yapabilmek için ölüyorlar. ‘Lütfen efendim, her şeyi yaparım’ diyorlar” dedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın onlarca ülkeye yönelik ek gümrük vergileri Çarşamba günü yürürlüğe girdi. Donald Trump, Amerikan gümrük vergilerinin devreye girmesiyle birlikte küresel liderlerin ticaret anlaşması yapabilmek için kendisine “her şeyi yapmaya hazır” olduklarını söyledi.

Washington’daki Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi Yemeği’nde konuşan Trump, “Bu ülkeler bizi arıyor, popomu öpüyorlar. Anlaşma yapabilmek için ölüyorlar. ‘Lütfen efendim, her şeyi yaparım’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

Donald Trump, Çin’e yönelik “ek yüzde 50 gümrük vergisi” tehdidini yerine getirdi. Beyaz Saray, ABD’nin Çin’e uyguladığı yeni gümrük vergisini yüzde 104’e çıkaracağını duyurdu. Trump geçen hafta çok sayıda ülkeye yeni gümrük vergileri getirirken Çin’e yüzde 34’lük ek bir gümrük vergisi ilan etmiş ve bu ülkeden gelen ürünlerden alınan vergiyi toplam yüzde 54’e çıkarmıştı.

Trump diğer ülkeleri, bir karşılık vermemeleri konusunda uyarmış, aksi takdirde yeni vergilerle karşılaşacaklarını belirtmişti. Çin ise bu tehdide rağmen 10 Nisan’dan başlayarak ABD mallarına yüzde 34 ek gümrük vergisi uygulanacağını duyurmuştu.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, vergilendirmenin 9 Nisan Çarşamba günü itibarıyla yapılacağını duyurdu. “Amerikalıların başka bir ülkeye ihtiyacı yok. Leavitt, “Başkan Trump (Donald) çelikten bir omurgaya sahip ve asla yıkılmayacak” diye ekledi.

Trump, “karşılıklı tarife” diye nitelediği gümrük vergilerinin ABD’deki üretim sektörünü canlandıracağını, Amerikan firmalarını koruyacağını, istihdam yaratacağını, ülkenin ticaret açığını azaltacağını ve ulusal borcun hafiflemesini sağlayacağını savunuyor.

Trump’ın vergileri siyasi amaçlarla kullanabileceğine de dikkat çekiliyor. Bu yılın başında Kanada ve Meksika’ya gümrük vergisi getirme tehdidinin ardından iki ülke de ABD’ye göçü ve uyuşturucu kaçakçılığını engellemek için sınır denetimlerini artırma sözü vermişti.

Çin’den ABD’ye uyarı

Çin, ABD ile ekonomik ve ticari ilişkiler hakkında yayımladığı yeni politika belgesinde, Trump yönetimini “Ticaret savaşlarının kazananı olmaz ve korumacılık çıkmaz bir sokağa sürükler” sözleriyle uyardı, Washington’a “göz hizasında diyalog” çağrısı yaptı.

Çin’in politika belgesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yılın başında yaptıkları telefon görüşmesine atıf yapılarak, “ABD’nin, iki devlet başkanının telefon görüşmesinde işaret ettikleri yöne doğru ilerlemek için Çin ile güçlerini birleştirmesi beklenmektedir” deniliyor.

Karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazana dayalı işbirliği ilkelerine riayet edilmesi gerektiğine vurgu yapan Çin, iki tarafın aynı göz hizasında diyalog ve istişare yoluyla endişelerini ele alabileceklerine dikkat çekiyor, bu yolla “ikili ekonomik ve ticari ilişkilerde birlikte sağlıklı, istikrarlı ve sürdürülebilir gelişme sağlanabileceği” kaydediliyor.

Paylaşın

2024 Yılında En Az 1.518 Kişi İdam Edildi

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024 yılında en az 1.518 kişi idam edildi. Raporda, bunun 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek sayı olduğu belirtildi. Raporda, idam cezalarında bir önceki yıla göre yüzde 32’lik bir artış olduğu ifade edildi. 

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Yetkililere meydan okumaya cesaret edenler en acımasız cezalarla karşı karşıya kaldılar” dedi. Callamard, “Özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşacak kadar cesur olanları susturmak için ölüm cezası kullanılıyor” diye ekledi.

Af Örgütü raporunda ayrıca, 2024 yılında infaz edilen idamların yüzde 40’tan fazlasının uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle gerçekleştirildiğini belirterek, bunun yalnızca uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına göre hukuka aykırı olmakla kalmayıp, uyuşturucu kaçakçılığını azaltmada kanıtlanmış bir etkisi olmadığını vurguladı.

Uluslararası Af Örgütü, 2024 yılında dünya genelinde kaydedilen idam cezalarına ilişkin yıllık raporunu açıkladı. Rapora göre, dünya genelinde infaz edilen idam cezalarının sayısı son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak bin 500’ü aştı.

Raporda, kayıtlara geçen idam cezalarının yüzde 90’ının İran, Suudi Arabistan ve Irak’ta gerçekleştiği belirtildi. İran, geçen yıl en az 972 kişiyi idam ederek listenin en üst sırasına yerleşti. İran’da 2023 yılında bu rakam 853 olarak kaydedilmişti.

Suudi Arabistan’da infaz edilen idam cezalarının sayısı 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla iki kat artarak en az 345’e yükseldi. Bu, Af Örgütü’nün bu ülkede kaydettiği en yüksek rakam oldu. Irak’ta ise ölüm cezası 63 kez uygulandı, bu geçen yıl idam cezalarının 2023’e kıyasla neredeyse dört kat arttığını gösteriyor.

Ancak Af Örgütü, yıllık raporunda Çin’i “dünyadaki bir numaralı infazcı” olarak nitelendirerek, mevcut verilerin ülkede binlerce kişinin idam edildiğini gösterdiğini belirtti. Fakat Çin, idam cezalarına ilişkin verileri açıklamayı reddediyor. Örgüt ayrıca, Kuzey Kore ve Vietnam’ın da ölüm cezasını yaygın bir şekilde uyguladığı konusunda şüpheler bulunduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’da, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ülkeyi modernleştirme programı ve ölüm cezasının azaltılacağına dair vaatlerine rağmen, idam sayısında ciddi bir artış kaydedildi. Af Örgütü bu artışın başlıca nedeninin, ülkede siyasi muhalefetin bastırılması için idam cezasının kullanılması olduğunu belirtti.

Örgüt, Suudi yetkililerinin, 2011-2013 yılları arasında “hükümet karşıtı” protestoları destekleyen Şii azınlığa mensup kişileri cezalandırmak için ölüm cezasını bir silah olarak kullanmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Ağustos ayında Abdülmecid el-Nimr, El Kaide’ye üye olmakla bağlantılı terör suçlamasıyla idam edildi. Ancak mahkeme belgelerinde el-Nimr’in protestolara katıldığına dair açık ifadeler yer alıyordu.

Af Örgütü’nün idam cezası uzmanı Chiara Sangiorgio, “Medyada, terör ve terör bağlantılı suçlarla ilgili bir söylem yaratmak için yetkililerin bu davayı nasıl kullandığını gördük, bu da muhalefetin bastırılması ve halkın korunması için ölüm cezasının gerekli olduğu algısı oluşturmak üzere terörizmin nasıl kullanıldığını gösteriyor” değerlendirmesi yaptı.

İran’da ise Jina Mahsa Amini’nin 2022’de polis nezaretindeki ölümünün ardından ülke genelinde başlayan protestolarla bağlantılı olarak iki kişi daha idam edildi. Bunlardan biri, uzun süredir ruhsal sağlık sorunları olan protestocu 23 yaşındaki Muhammad Kubadlu oldu.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Otoriteye meydan okuyanların acımasız cezalarla karşı karşıya kaldığını, özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşma cesareti gösterenleri susturmak için ölüm cezasının kullanıldığını görüyoruz” diye konuştu.

Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024’teki idamların yüzde 40’ından fazlası uyuşturucu suçlarıyla bağlantılıydı. Raporda, Singapur ve Çin’de uyuşturucu bağlantılı suçlarda ölüm cezasının yaygın şekilde uygulandığı belirtildi.

Örgüt Genel Sekreteri Callamard, birçok durumda uyuşturucu bağlantılı suçlardan ölüme mahkûm edilen kişilerin dezavantajlı kesimlerden geldiğini ve bu cezanın uyuşturucu ticaretini azaltmada kanıtlanmış bir etkisi bulunmadığını ifade etti.

Callamard, uyuşturucu suçları için ölüm cezası uygulamayı düşünen Maldivler, Nijerya ve Tonga gibi ülkelerin bundan vazgeçmeleri ve uyuşturucu ticareti ile mücadeleye yönelik politikalarında insan haklarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Malezya’da ise 2023’te başlatılan reformlar sonucunda, çoğu uyuşturucu bağlantılı suçlardan idama çarptırılan yaklaşık bin kişinin cezası ertelendi. Ülkede, uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere bazı suçlar için zorunlu idam cezası kaldırıldı.

ABD: Batılı ülkeler içinde bir istisna

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ölüm cezası uygulayan Batı demokrasileri arasında önemli bir istisna olarak kalmayı sürdürüyor. ABD’de infaz edilen idam sayısı 2024 yılında bir önceki yıla göre sadece bir artarak, 24’ten 25’e yükseldi. Bu hafif artışa rağmen Af Örgütü’ne göre bazı endişe verici eğilimler mevcut.

Af Örgütü’nden Sangiorgio, “Sayılar hem infazlar hem de ceza kararları açısından tarihsel olarak çok düşük, ancak geçen yıl dört eyalette, Güney Carolina, Georgia, Utah ve Indiana’da infazların yeniden başladığını gördük. Yıllardır idam cezasının uygulanmadığı eyaletlerde yeniden infazlara başlanması çok endişe verici” dedi.

Alabama’da ise idamların sayısı iki katına çıkarken, nitrojen gazı da kullanıldı. Birleşmiş Milletler gözlemcileri, nitrojen hipoksiyle yani oksijen yetmezliği sonucu ölümün, işkence anlamına gelebileceğini belirtiyor.

Af Örgütü, idam sayılarında 2024’teki bu endişe verici artışa rağmen, yalnızca 15 ülkenin ölüm cezası uyguladığına dikkati çekerek, bu sayının son iki yıldır düşük olduğunu belirtti. “Bu, acımasız, insanlık dışı ve onur kırıcı bir cezadan uzaklaşıldığını gösteriyor” diyen Callamard, “Ölüm cezasını uygulayan ülkelerin münferit bir azınlık olduğu açık” diye konuştu.

Dünyada toplamda 145 ülke, ölüm cezasını ya yasalarla ya da uygulamada kaldırdı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda üyelerin üçte ikisi ölüm cezalarının durdurulmasını ve nihai olarak kaldırılmasını öngören bir karar tasarısını kabul etmişti.

Afrika ülkelerinden Zimbabve’de, idam cezasını kaldıran, ancak olağanüstü hâl durumunda yeniden uygulama hakkını saklı tutan bir yasa tasarısı 2024 yılında kabul edildi. Ülkede 60 kişiye verilen idam cezası, af kapsamında yeniden gözden geçirilecek. Ayrıca, 2021’den bu yana altı Afrika ülkesi de benzer adımlar attı.

Af Örgütü’nden Chiara Sangiorgio, Afrika’daki bu gelişmenin olumlu bir eğilime işaret ettiğini vurgulayarak, “Genel olarak Afrika’daki durum ölüm cezasının, suç ve diğer sorunlara karşı sihirli bir çözüm olduğu söylemine inanmayan, bir başarı, umut ve insan hakları konusunda bir liderlik hikayesi” değerlendirmesi yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: Suriye’deki Mezhepsel Katliamlar Savaş Suçu

Uluslararası Af Örgütü, Suriye hükümetine, geçen ay ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan Alevi sivilleri hedef alan “mezhepsel katliamlar” konusunda hesap verme çağrısında bulundu.

Haber Merkezi / Birleşik Krallık merkezli Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin, “hiçbir kişi veya grubun mezhebi nedeniyle hedef alınmamasını sağlamak için derhal adımlar atması” gerektiğini belirtti.

Gerçeği ortaya çıkarmanın ve adaleti sağlamanın “vahşet döngülerini sona erdirmek için hayati önem taşıdığı” vurgulanan açıklamada, “Katliamların savaş suçu olarak soruşturulması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, hükümete bağlı “milislerin” Alevi sivilleri kasten hedef aldığını ve “soğukkanlılıkla yakın mesafeden kişileri vurarak korkunç saldırılar gerçekleştirdiğini” söyledi.

Çatışmalar, 6 Mart’ta patlak verdi ve Hayat Tahrir el-Şam’a (HTS) bağlı gruplar Alevilerin çoğunlukta olduğu kıyı bölgelerini hedef aldı.

Birleşmiş Milletler’e göre 21.000’den fazla insan Lübnan’a kaçmaya zorlandı, binlercesi ise Rusya’nın Hmeimim Hava Üssü’ne sığındı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, “faillerin evlere baskın düzenleyerek sakinlere Alevi mi yoksa Sünni mi olduklarını sorduklarını, ardından onları öldürdüklerini veya bağışladıklarını” açıkladı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye güvenlik güçleri ve müttefiklerinin “saha infazları” gerçekleştirdiğini, yaklaşık 1.700 sivili öldürdüğünü, ölümlerin çoğunun 7 ve 8 Mart’ta gerçekleştiğini bildirdi.

Buna karşılık, Suriye’nin geçici Devlet Başkanı Ahmed El-Şara, “sivil katliama” karışan herkesin hesap vereceğine söz verdi ve olayları araştırmak üzere bağımsız bir komite kurdu; ancak bulguları henüz yayınlanmadı.

Paylaşın