Taliban, Kadınların Parklara Gitmesini Yasakladı

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, ülkenin kuzeyindeki Belh Eyaletinde kadınların parklara girmelerini tamamen yasakladı. Yasağın gerekçesi parklarda kadın ve erkeklerin bir arada bulunması.

Haber Merkezi / Taliban, ülkenin diğer eyaletlerinde de kadınların parklara gitmesini yasaklamıştı.

Taliban Erdemi Teşvik ve Ahlaksızlığı Önleme Dairesi Nur Muhammed Hakkani, rejimin güvenlik güçlerine sözlü olarak talimat vererek, bundan sonra kadınların parklara girmesinin engellenmesini istemişti. Yasak bu istekten sonra geldi.

Taliban, yakın zamanda kadınlara yeni yasaklar getirmiş, şarkı söylemelerini, şiir okumalarını ya da toplum içinde yüksek sesle konuşmalarını yasaklamıştı.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Lübnan’da Çağrı Cihazları Eş Zamanlı Patladı: En Az 8 Ölü

Lübnan’da çağrı cihazları eş zamanlı olarak infilak etti. Lübnan Sağlık Bakanı Firas El Ebyad, ülke genelinde patlamalar sonucu en az sekiz kişinin hayatını kaybettiğini ve ve 2 bin 700’den fazla kişinin yaralandığını söyledi.

Patlayan çağrı cihazlarının Hizbullah tarafından son aylarda getirilen son modeller olduğu kaydedildi. Yetkililer, saldırılarla ilgili olarak İsrail’i işaret ederken, İsrail’den ise iddialara ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Lübnan hükümeti ve Hizbullah yetkilileri, Lübnan ve Suriye’nin bazı bölgelerinde neredeyse aynı anda patlayan yüzlerce çağrı cihazının, aralarında Hizbullah üyeleri ve bir kız çocuğunun da bulunduğu en az sekiz kişinin ölümüne yol açtığını söyledi.

Bir Hizbullah üyesinin kızı olduğu belirtilen 10 yaşındaki kız çocuğunun ailesi kızın ölümünü doğruladı. Çocuğun yakınları, “Beka Vadisi’nde, babasının yanında bulunduğu sırada çağrı cihazının patlaması sonucu 10 yaşındaki bir kızın şehit olduğunu” duyurdu.

İran yarı resmi haber ajansı Fars’ın haberine göre İran’ın Lübnan büyükelçisi Mojtaba Amani de bir çağrı cihazının patlaması sonucu hafif yaralandı. Amani’nin hastanede gözetim altında olduğu belirtildi.

Yetkililer, Lübnan sınırında tansiyonun yükseldiği bir dönemde 2700’den fazla kişinin yaralanmasına neden olan sofistike ve uzaktan kumandalı olduğu anlaşılan saldırıyla ilgili olarak İsrail’i işaret etti. İsrail ordusu yorum yapmayı reddetti.

Adının açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Hizbullah yetkilisi, örgütün kullandığı yeni marka mobil çağrı cihazlarının önce ısındığını, ardından patladığını söyledi. Yetkili, en az iki Hizbullah üyesinin öldüğünü, diğerlerinin de yaralandığını belirtti.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah daha önce grup üyelerini cep telefonu taşımamaları konusunda uyarmış ve bu telefonların İsrail tarafından hareketlerini takip etmek ve hedefli saldırılar düzenlemek için kullanılabileceğini söylemişti.

Türkçede “Allah’ın partisi” anlamına gelen Hizbullah, 1982’de İsrail’i Güney Lübnan’dan püskürtmek ve İsrail’i yıkmak gibi amaçlarla kuruldu. Grubun lokomotifi, Lübnan’daki Şii Müslüman toplumunun askeri partisi Emel Hareketi’ydi.

İslam’ın Şii koluna bağlı Müslümanların katılımıyla, İran’da Ayetullah Humeyni’nin gerçekleştirdiği İslam Devrimi’nin bir benzerini Orta Doğu’da yaymak için taraftar toplamaya çalıştılar.

Hizbullah, 1982’den önce Emel Hareketi çatısı altında, bu tarihten sonra 1990’a kadar kendi kimliğiyle Lübnan İç Savaşı’nın önemli bir tarafı oldu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ülkeden çekilmesi için bir dizi saldırıda bulundular.

1983’te ABD Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıda 63 kişi öldü. Aynı yıl ülkedeki ABD kışlaları birden fazla defa hedef alındı ve 241 askerin hayatını kaybettiği belirtildi. 1990’da ABD, 2005’te de Suriye, Lübnan’dan çekilme kararı aldıklarını açıkladılar.

2006’da Lübnan ile İsrail arasındaki savaş, birçok Arap ülkesi tarafından Hizbullah’ın dönüm noktası olarak görüldü. Aynı yıl kabul edilen ateşkes sonrası her iki taraf da zafer ilan etse de Arap ülkeleri arasında savaş, “Hizbullah’ın kesin zaferi” olarak görüldü.

Hizbullah, 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’nda İran ve Rusya ile beraber Şam yönetiminin tarafı oldu. Ekim 2023’ten beri devam eden İsrail-Hamas savaşında, partinin kuruluş amacına bağlı kalınarak Hamas’tan yana saf tutuyorlar.

Paylaşın

Papa’dan ABD Başkanlık Seçimi Yorumu: Daha Az Kötüyü Seçin

Papa Francis, Kamala Harris ve Donald Trump’ın kürtaj ve göç konusundaki tutumlarını eleştirerek, Amerikalı Katoliklere oy vermelerini ve “daha az kötüyü” seçmelerini tavsiye etti.

Haber Merkezi / Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis, Asya’dan dönüşü uçakta basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kasım ayında yapılacak olan ABD başkanlık seçimine ilişkin soruyu yanıtlayan Papa Francis, mevcut başkan yardımcısı Kamala Harris ve Donald Trump’ı kürtaj ve göç konusundaki politikaları nedeniyle eleştirdi.

Papa Francis, ABD’de yaşayan Katoliklere oy vermelerini ve “daha az kötüyü” seçmelerini tavsiye etti.

Harris ve Trump’ın kürtaj ve göç konularındaki duruşları

Başkan adayları Demokrat Kamala Harris ve Cumhuriyetçi Donald Trump, 10 Eylül’de canlı yayında karşı karşıya geldi. Kamala Harris ve Donald Trump, kürtaj ve göç konusunda politikalarını açıkladılar.

Donald Trump, kendi eyaleti olan Florida’da oylamaya sunulacak olan altı haftalık kürtaj yasağını destekleme kararını savunarak, daha önceki duruşunu değiştirdi. Kürtaj politikalarında “Demokratlar’ın radikal” olduğunu söyleyen Trump bu meselenin eyaletlere bırakılması gerektiğine inandığını kaydetti.

Donald Trump, muhafazakar çoğunluklu Anayasa Mahkemesi’nin kürtajı serbest bırakma kararını geri çevirmesine vesile olmasıyla ilgili olarak “Ben ABD’de 51 yıllık bölünmeye son verdim” diye konuştu. Trump ayrıca Kamala Harris’in başkan yardımcısı adayı Tim Walz’a kürtaj konusundaki tutumu nedeniyle saldırarak Walz’ın “doğumdan sonra idamı” desteklediğini iddia etti.

Başkan Yardımcısı Kamala Harris, “Trump kürtaj yasakları” olarak nitelediği süreci eleştirdi; “Hükümetin ve Donald Trump’ın bir kadına bedeniyle ne yapacağını söylememesi gerektiğini kabul etmek için kimsenin inancını ya da derin inançlarını terketmesi gerekmez” dedi.

Trump’ın kürtajla ilgili politikalarında tecavüz ya da ensest için herhangi bir istisna bulunmadığını belirten Harris, bunu “ahlaksızlık” olarak nitelendirdi. Harris daha sonra, başkan seçilmesi halinde, Kongre’nin desteğiyle Roe v. Wade’in korumalarını geri getiren bir yasa tasarısını “gururla” imzalayacağını söyledi.

Başkan Yardımcısı, “Amerikan halkının bazı özgürlüklerin, özellikle de kişinin kendi bedeni hakkında karar verme özgürlüğünün, hükümet tarafından verilmemesi gerektiğine inandığını düşünüyorum” diye konuştu.

Kamala Harris’in eski başkanın ulusal bir kürtaj yasağı getireceği iddiasına karşı çıkan Trump ise, “İşte yine başladı, bu bir yalan. Yasağı imzalamayacağım ve imzalamak için de bir neden yok çünkü herkesin istediğini elde ettik” dedi.

İki aday yasadışı göç konusunda da uzun bir tartışmaya girdi. Başkan Yardımcısı Harris, “Biden yönetimi göçü sınırlamak için neden seçimden altı ay öncesine kadar bekledi ve siz bu konuda Başkan Biden’dan farklı bir şey yapar mıydınız?” sorusunu yanıtladı.

Harris, Trump’ın müttefiklerinin geçen Şubat ayında sunulan ve son on yılların en katı önlemlerinden bazılarını yürürlüğe koyacak olan iki partili bir göçmenlik yasa tasarısını engellemelerine odaklandı. Harris, “Bir sorunu çözmek yerine bir sorun üzerinde çalışmayı tercih ediyor” dedi.

Trump ise kendisine yöneltilen, “Bu tasarıyı neden öldürdünüz?” soruna net bir yanıt vermeden, göçmenlik hakkında konuştu, “ABD’deki kasabalarda neler olduğunu görüyorsunuz. Springfield, Ohio’ya bakın. Springfield’da köpekleri yiyorlar. Buraya gelen insanlar kedileri yiyor” sözleriyle asılsız iddiaları yineledi.

Trump’ın bu sözleri, Springfield’daki Haitili göçmenlerin yemek için komşularının evcil hayvanlarını çaldıkları ve yemek için ördek ve kazları öldürdükleri yönündeki asılsız iddialara bir göndermeydi.

Trump’ın iddialarını şaşkın bir yüz ifadesiyle dinlediği görülen Harris, bunun, eski başkanın söyleminin ne kadar “aşırı” hale geldiğini gösterdiğini söyledi.

Paylaşın

Pezeşkiyan’dan Ahlak Polisini Engelleme Sözü

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünün ikinci yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, ahlak polisinin artık kadınları “rahatsız etmeyeceğini” söyledi.

Haber Merkezi / 22 yaşındaki Mahsa Amini, Tahran’da ahlak polisinin giyim kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla göz altına almasının ardından 16 Eylül 2022’de hayatını kaybetti.

Ölümü ülke çapında aylarca süren protestoları tetikledi ve yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Binlerce gösterici ise tutuklandı.

Temmuz ayında göreve gelen Pezeşkiyan, son basın toplantısında, “Ahlak polisinin (kadınlarla) yüzleşmesi beklenmiyordu. Onları rahatsız etmemeleri için takip edeceğim” dedi.

Mesud Pezeşkiyan, Mayıs ayında helikopter kazasında ölen aşırı muhafazakar İbrahim Reisi’nin yerine seçilmişti.

Pezeşkiyan, seçim kampanyası sırasında, başörtüsünün zorunlu kılınması ve uzun süredir devam eden internet kısıtlamalarının hafifletilmesi için polis devriyelerine “tamamen” karşı çıkacağını söylemişti.

İran, yıllardır internet kullanımını sıkı bir şekilde kontrol ediyor, Facebook ve X gibi popüler sosyal medya platformlarına erişimi kısıtlıyor.

2019 yılında akaryakıt zammına karşı yapılan protestoların ardından ve Mahsa Amini’nin ölümüyle tetiklenen gösteriler sırasında daha sert kısıtlamalar uygulanmıştı.

Mesud Pezeşkiyan, hükümetinin özellikle sosyal medyada olmak üzere çevrimiçi kısıtlamaları hafifletmek için çalıştığını söyledi.

Batı ile ilişkiler 

Mesud Pezeşkiyan, basın toplantısında, İran’ın ABD ile sıkıntılı ilişkileri ve 2015 nükleer anlaşması da dahil olmak üzere diğer konulara da kısaca değindi.

“Amerika ile kavga etmek istemiyoruz” diyen Pezeşkiyan, “(Amerikalılara) düşman olan biz değiliz. Ülkelerinin etrafına askeri üsler inşa etmedik” ifadelerini kullandı.

İran ile ABD arasında, Şah Muhammed Rıza’nın devrildiği İslam Devrimi’nden bu yana diplomatik ilişki bulunmuyor.

İran’ın nükleer silah üretmek gibi bir amacının da olmadığını dile getiren Mesud Pezeşkiyan, “Biz anlaşmaya (İran ile BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma) uyduk” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan ayrıca, anlaşmayı bozan ve ülkesini buna karşı adım atmaya mecbur bırakan tarafın ABD olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Putin’den Asker Sayısını Artırma Emri

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, askeri personel sayısını 2,2 milyondan yaklaşık 2,4 milyona çıkarmak için bir kararname imzaladı. Kararnameye göre, ülkenin toplam asker sayısı 180 bin artarak 1,5 milyona çıkacak.

Vladimir Putin, en son aralık ayında asker sayısını yaklaşık 170 bin artırma kararı vermişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Putin’in kararına ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı, ancak Bakanlık aralık ayında yaptığı açıklamada, asker sayısının artırılmasının yeni bir seferberlik olmadığını ve artışın “Rus ordusuna katılmaya istekli vatandaşların alınması olarak” belirtmişti.

Öte yandan Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcı Dmitri Medvedev, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanması olasılığına ilişkin, Kiev’i “dev bir erimiş noktaya” dönüştürebilecekleri uyarısında bulunmuştu.

Dmitri Medvedev, “Kendini beğenmiş Anglo-Sakson p**ler bir şeyi kabul etmek istemiyor: Her sabrın bir sonu vardır. Ve sonra işte bu. Rus kentlerinin anasının yerinde erimiş dev bir gri nokta. Vay canına! Bu imkansız ama oldu…” demişti.

Medvedev, nükleer bir çatışmaya gerçekten kimsenin ihtiyacı olmadığını kabul ederek, böyle bir kararın geri döndürülemez sonuçlarına dikkat çekmişti. Medvedev, kararın alınmasının “son derece zor” olacağını da belirtmişti.

Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığına ilişkin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” demişti.

Vladimir Putin, ayrıca “Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya “Nükleer Saldırı” Tehdidi

Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcı Dmitri Medvedev, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanması olasılığına ilişkin, Kiev’i “dev bir erimiş noktaya” dönüştürebilecekleri uyarısında bulundu.

Dmitri Medvedev, “Kendini beğenmiş Anglo-Sakson p**ler bir şeyi kabul etmek istemiyor: Her sabrın bir sonu vardır. Ve sonra işte bu. Rus kentlerinin anasının yerinde erimiş dev bir gri nokta. Vay canına! Bu imkansız ama oldu…” dedi.

Medvedev, nükleer bir çatışmaya gerçekten kimsenin ihtiyacı olmadığını kabul ederek, böyle bir kararın geri döndürülemez sonuçlarına dikkat çekti. Medvedev, kararın alınmasının “son derece zor” olacağını da belirtti.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığına ilişkin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” demişti.

Vladimir Putin, ayrıca “Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söylemişti.

Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söylemişti.

Bauer, “BM tüzüğü ve silahlı çatışma yasası uyarınca, bir devlet tarafından saldırıya uğrarsanız, kendinizi savunmanıza izin verilir” demiş ve eklemişti: “Bu savunma sınırlarınızda durmaz. Size saldıranlara kendi topraklarında saldırma izni verir.”

Paylaşın

NATO’dan Rusya İle Savaş Çıkaracak Açıklama

NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söyledi.

NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) en yüksek askeri organı olan Askeri Komite, 13 – 14 Eylül 2024 tarihleri ​​arasında Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da toplandı.

NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söyledi.

Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söyledi.

Bauer, “BM tüzüğü ve silahlı çatışma yasası uyarınca, bir devlet tarafından saldırıya uğrarsanız, kendinizi savunmanıza izin verilir” dedi ve ekledi: “Bu savunma sınırlarınızda durmaz. Size saldıranlara kendi topraklarında saldırma izni verir.”

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığına ilişkin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” demişti.

Vladimir Putin, ayrıca “Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

İran, Bu Yıl İkinci Uydusunu Yörüngeye Fırlattı

İran, Chamran-1 araştırma uydusunu yörüngeye fırlattığını duyurdu. İran Elektronik Sanayii (SAIran) tarafından tasarlanıp inşa edilen uydu 550 kilometre yüksekliğe konuşlandırıldı.

Bu, İran’ın bu yılki ikinci başarılı uydu fırlatışı oldu. İran, ocak ayında, uzaya üç uyduyu başarıyla fırlattıklarını açıklamıştı.

İran, Devrim Muhafızları tarafından inşa edilmiş bir roketle bir araştırma uydusunu yörüngeye gönderdi. İran devletine bağlı IRNA haber ajansı, Chamran-1 adlı uydunun 60 kilogram ağırlığında olduğunu ve 550 kilometre yüksekliğe başarıyla ulaşarak konuşlandırıldığını bildirdi.

Uydunun ana görevinin uzay araştırmalarında kullanılacak donanım ve yazılımları test etmek olduğu belirtiliyor. Kara istasyonlarının da uydudan sinyaller alabildiği ifade ediliyor. Iran Front Page haber sitesine göre uydunun kendisi İran Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Havacılık ve Uzay Araştırma Enstitüsü’nün işbirliğiyle tasarlandı.

Katı yakıtla çalışan Qaem-100 roketleri, Devrim Muhafızları’nın havacılık bölümü tarafından tasarlanıp üretiliyor. Katı yakıtların yaygın örnekleri arasında odun, kömür, turba, kömür, heksamin yakıt tabletleri, kuru gübre, odun peletleri, mısır, buğday, pirinç, çavdar ve diğer tahıllar yer alıyor. Katı yakıtlar, roketlerde itici olarak kullanılıyor.

İranlı yetkililer, bu roketlerin üst üste 13 uydu fırlatması gerçekleştirdiğini dile getirdi.

Ülke uzun süredir uydu fırlatmayı planlıyordu. Bu son gelişme, eski Eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin mayıs ayında helikopterinin düşmesiyle ölmesinin ardından göreve gelen ve daha reformcu bir figür olarak görülen yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dönemindeki ilk fırlatma niteliğinde.

Ocak ayında İran, uzaya üç uyduyu başarıyla fırlattıklarını açıklamıştı. Öte yandan Batılı yetkililer, söz konusu uydu fırlatmalarını, Tahran’ın balistik füzelerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriyor.

ABD daha önce İran’ın uydu fırlatmalarının Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararına aykırı olduğunu savunmış ve Tahran’ı nükleer silah taşıyabilen balistik füzelerle ilgili hiçbir faaliyette bulunmamaya çağırmıştı. BM’nin İran’ın balistik füze programıyla ilgili yaptırımları geçen ekim ayında sona ermişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD Duyurdu: 4 Üst Düzey IŞİD Yöneticisi Öldürüldü

ABD, geçen ay Irak’ın batısında düzenlenen operasyonda dört üst düzey IŞİD yöneticisinin öldürüldüğünü, bunların arasında örgütün Irak’taki en üst düzey yöneticisinin de bulunduğunu duyurdu.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 2014 yılında Irak ve Suriye’nin büyük kısmında halifelik ilan etmiş, ancak 2017 yılında Irak’ta, 2019 yılında da Suriye’de kontrol ettiği toprakları kaybetmişti.

Amerikan ordusu, 29 Ağustos’ta Irak’ın güvenlik kurumlarıyla ülkenin batısında yaptığı operasyonda neyi başardığını sonunda açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), operasyonda IŞİD liderlerinden 4’ünün öldürüldüğünü yeni yaptığı açıklamayla duyururken isimleri ve görevlerini şöyle belirtti: Irak’taki tüm IŞİD operasyonlarından sorumlu Ahmed Hamid Hüseyin Abdülcelil el İthavi, ülkenin batısındaki tüm operasyonlardan sorumlu Ebu Hammam, teknik geliştirmeden sorumlu Ebu Ali el Tunusi ve Irak’ın batısındaki askeri operasyonlardan sorumlu Şakir Abud Ahmed el İssevi.

CENTCOM Komutanı General Michael Erik Kurilla, örgütün kabiliyetlerinin gerilediğinin vurgulandığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: “CENTCOM; Birleşik Devletler’e, müttefiklerimizle ortaklarımıza ve bölgesel istikrara tehdit oluşturmaya devam eden IŞİD’in kalıcı bir şekilde yenilmesine yönelik bağlılığını sürdürüyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, daha önce yaptığı açıklamada çok sayıda silah, bomba ve intihar kemerine sahip 15 IŞİD militanının öldürüldüğünü duyurmuştu. Son açıklamada sayı 14’e düşürüldü. Baskında 7 ABD askerinin yaralandığı, sivil ölümüne dair bir işaret görülmediği de bildirilmişti.

Diğer yandan Bağdat ve Washington, ABD öncülüğündeki askeri koalisyonun ülkeden çekilmesi kararını ertelemek üzere görüşmeler sürdürüyor. Irak yabancı askerlerin tamamen ülkeden çekilmesini istediğini belirtse de bunun ne zaman olacağını açıklamıyor.

ABD, Aralık 2021’den beri yaklaşık 2 bin 500 askere “danışma ve yardım” rolü vererek onları Ortadoğu ülkesinde konuşlandırıyor. Suriye’de de IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon çatısı altında görev yapan 900 Amerikan askeri var.

CENTCOM, Suriye’nin doğusunda operasyon düzenleyerek, bomba yerleştirme hazırlığındaki bir IŞİD militanını öldürdüğünü duyurmuştu. Gazze savaşının bölgedeki gerginliği büyütmesiyle birlikte koalisyon güçleri de İran destekli örgütler tarafından hedef alınıyor. ABD öncülüğündeki askerler de Irak ve Suriye’de onlara yanıt veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Putin’den NATO’ya “Savaş Hali” Uyarısı

Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığını değerlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” dedi ve ekledi:

“Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız”

Rossiya-1 devlet televizyon kanalına konuşan Putin’in açıklamaları, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere Dışişleri Bakanları Antony Blinken ile David Lammy’nin çarşamba günkü Kiev ziyaretinin ardından geldi.

Konunun ABD Başkanı Joe Biden ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Washington’da cuma günü gerçekleşecek görüşmesinde de ele alınması bekleniyor.

Öte yandan, cuma günü stratejik gelişmelerin masaya yatırılacağı Askeri Komite Toplantısı için NATO ülkeleri Parag’da bir araya gelecek.

İki ülkenin dışişleri bakanlarının Kiev’i ziyareti sırasında Ukraynalı yetkililer Batı tarafından sağlanan füzelerin Rusya’nın derinliklerindeki hedeflere karşı kullanılması yönündeki taleplerini yinelediler.

ABD Başkanı Joe Biden Ukrayna’nın kendini savunmak için ABD tarafından sağlanan füzeleri sınır ötesinden Rusya’ya ateşlemesine izin verdi ancak ateşlenebilecekleri mesafeyi büyük ölçüde sınırladı.

Zelenskiy bu sınırlamalarda değişiklik yapılmasını umduğunu belirterek, “En azından bazı güçlü kararlara güvenelim,” dedi. “Bizim için bu çok önemli.”

Bu ay içinde Biden ile konuşmayı umduğunu söyleyen Zelenskiy, ABD’nin askeri ve mali desteğinin çok önemli olduğunu belirtti. Zelenskiy, “Buna büyük ölçüde güveniyoruz ve açıkçası, onsuz başarılı olamayız,” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise açıklamasında, söz konusu silahların Rusya topraklarını hedef almasının savaşın “seyrini değiştireceğini” belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın