Meryl Streep: Afganistan’da Evcil Hayvanlar Kadınlardan Daha Fazla Özgürlüğe Sahip

Oscar ödüllü oyuncu Meryl Streep, Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında, Afganistan’da yönetimi elinde tutan Taliban’ın kadınlara yönelik muamelesini eleştirerek, “Afganistan’da dişi bir kedinin bir kadından daha fazla özgürlüğü var” dedi.

Haber Merkezi / Afganistan’da kadınların karşı karşıya kaldığı ciddi kısıtlamalara dikkat çeken Meryl Streep, “Bir kedi bir sundurmada oturup güneşi hissedebilir veya bir sincabı parka kovalayabilir” dedi ve ekledi: “Bir sincap bugün Afganistan’da bir kızdan daha fazla hakka sahip çünkü halka açık parklar kadınlara ve kızlara kapalı”

Streep, Afganistan’da kadınların katlandığı insanlık dışı koşulların altını çizerek, bazı evlerdeki evcil hayvanların kadınlardan daha fazla özerkliğe sahip olduğunu belirtti: “Kadınlar kilitleniyor, haklarından mahrum bırakılıyor, eğitim alamıyor, istihdam edilemiyor veya sokaklarda özgürce dolaşamıyor. Bu sadece baskı değil, silinmedir.”

Konuşmasında, uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye çağıran Meryl Streep, Afganstan’da yaşayan kadınların seslerinin barış görüşmelerinde ve insani yardım çabalarında önceliklendirilmesini sağlamaları çağrısında bulundu.

Uzun süredir insan hakları savunuculuğu yapan Streep ayrıca, 2020 yılında Katar’ın Doha kentinde Taliban’la müzakerelerde Afgan hükümet ekibindeki tek kadının yolculuğunu anlatan The Sharp Edge of Peace adlı belgeselin kısa bir versiyonunu da sundu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

İsrail’in Lübnan’a Düzenlediği Saldırılarda Ölü Sayısı 492’ye Yükseldi

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail’in düzenlediği saldırılarda 24’ü çocuk, 42’si kadın olmak üzere en az 492 kişinin öldüğü, en az bin 645 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Yaklaşık bir yıldır devam eden çatışmalarda Lübnan’da en fazla can kaybının yaşandığı gün olarak kayda geçen saldırılar, ayrıca 2006 İsrail-Hizbullah savaşından bu yana en ölümcül saldırı olarak da nitelendirildi.

İsrail, Lübnan’ın güneyi ve Bekaa’da yaklaşık 800 Hizbullah hedefini vurduğunu bildirdi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, “Vurulan hedefler arasında Hizbullah’ın roket, füze, fırlatma rampası, İHA ve diğer terörist altyapıları sakladığı binalar da vardı” denildi.

Başbakan Benyamin Netanyahu, İsrail’in güney Lübnan’da saldırılarını arttırırken “karmaşık günlerle” karşı karşıya olduğunu söyledi ve İsrailliler’i birlik olmaya çağırdı.

Netanyahu, Tel Aviv’deki askeri karargahta yaptığı durum değerlendirmesinin ardından yayınladığı mesajda, “Kuzeydeki güvenlik dengesini ve güç dengesini değiştireceğimize söz vermiştim, yaptığımız da tam olarak bu” dedi.

Haftaya İsrail’in yoğun hava saldırısıyla başlayan Lübnan’da dünkü bombardımanın bilançosu açıklandı. Lübnan Sağlık Bakanlığının verilerine göre Pazartesi günkü saldırılarda 42’si kadın, 24’ü çocuk 492 kişi hayatını kaybetti. Bombardımanda bin 645 kişinin de yaralandığı ifade ediliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda sağlık tesisleri ve ambulansların da hedef alındığını söyledi. Ülkenin büyük bölümünde okullar ve üniversitelerde eğitime ara verilirken yerlerinden olanların daha kuzeydeki boş binalara yerleştirilmesi için çalışma başlatıldı.

Başbakan Benyamin Netanyahu ise bunun daha “başlangıç” olduğunu ima ederek sınır bölgesinde yaşayanlara evlerini terk etmeleri uyarısında bulundu. Netanyahu, Lübnanlı sivillere hitaben “Bu uyarıyı ciddiye alın. Lütfen şimdi zarar görmeden gidin. Operasyonumuz tamamlandığında evlerinize güvenle dönebileceksiniz” dedi.

Netanyahu, Gazze savaşının başında da Filistinli sivillere daha güneye gitmelerini tavsiye etmiş, çatışmalar bittiğinde evlerine dönebilecekleri sözünü vermişti.

Açıklamasında Hizbullah’ı İsrail sınırından uzaklaştırmak için “gereken her şeyi” yapacaklarını söyleyen İsrail ordusunun sözcüsü Hagari de İsrail’in gerekirse bir kara harekâtına hazır olduğunu ifade etti.

Paylaşın

Antonio Guterres: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Modası Geçti

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyanın raydan çıkmakta olduğunu ve yeniden rayına oturması için zor kararlara almaya ihtiyaç duyulduğunu için liderlere bu zirve çağrısında bulunduğunu belirterek, “Birleşmiş Milletler yaklaşık 80 yıl önce kurulduğunda 51 üye devlet vardı şimdiyse 193 üye ülke var ” dedi ve ekledi:

“Küresel ekonomi bugünkü büyüklüğünün on ikide birinden daha azdı. Sonuç olarak, barış ve güvenlik araçlarımız ve kurumlarımız ile küresel mali mimarimiz geçmiş bir dönemi yansıtmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin modası geçmiştir ve yetkileri aşınmaktadır. Yöntemleri reforme edilmediği takdirde, eninde sonunda tüm güvenilirliğini yitirecektir.”

İki gün sürecek ‘’Geleceğin Zirvesi’’, salı günü başlayacak 79’uncu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üst düzey toplantıları öncesinde bugün liderlerin katılımıyla New York’ta başladı.

Aralarında sürdürülebilir kalkınmanın ve kalkınma için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanması, gelecek nesillerin küresel sorunlarının çözülmesi, teknoloji işbirliği, dijital işbirliği ve uluslararası barış ile güvenlik konusunda küresel işbirliği ve BM’nin yapısında gerekli reformlar için adım atılmasının da yer aldığı son yıllarda gerçekleşen en önemli ve tarihi bir anlaşma olarak nitelendirilen ’Gelecel Paktı’ 143 üye ülkenin ‘evet’ oyuyla kabul edildi.

Kabul edilen “Gelecek Paktı” BM’ye üye 193 ülkenin liderlerini ve hükümetlerini dünyadaki tüm insanların yaşamında fark yaratacak vaatleri gerçek eylemlere dönüştürmeye davet ediyor.

BM 79’uncu Genel Kurul Başkanı Philemon Yang, oylama sonrasında yaptığı teşekkür konuşmasında kabıul edilen ‘Gelecek Paktı’nın’, yalnızca acil krizleri ele almakla kalmayıp tüm halklar ve uluslar için sürdürülebilir, adil, barışçıl bir küresel düzenin temellerini atma sorumluluğunu temsil ettiğini söyledi. Yang, kabul edilen pakt ve eklerinde yer alan taahhütlerin BM’ye üye olan ülkelerin kolektif iradesini yansıttığını kaydetti.

“BM Güvenlik Konseyi’nin modası geçti”

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun haberine göre; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyanın raydan çıkmakta olduğunu ve yeniden rayına oturması için zor kararlara almaya ihtiyaç duyulduğunu için liderlere bu zirve çağrısında bulunduğunu belirterek, ‘’ Birleşmiş Milletler yaklaşık 80 yıl önce kurulduğunda 51 üye devlet vardı şimdiyse 193 üye ülke var. Küresel ekonomi bugünkü büyüklüğünün on ikide birinden daha azdı. Sonuç olarak, barış ve güvenlik araçlarımız ve kurumlarımız ile küresel mali mimarimiz geçmiş bir dönemi yansıtmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin modası geçmiştir ve yetkileri aşınmaktadır. Yöntemleri reforme edilmediği takdirde, eninde sonunda tüm güvenilirliğini yitirecektir ‘’ dedi.

Guterres,’Gelecek Paktı’nın’, Küresel Dijital Sözleşme ve Gelecek Nesiller Bildirgesiyle birlikte yeni imkan ve fırsatlara giden yolları açtığını belirterek, ‘’Barış ve güvenlik konusunda, BM Güvenlik Konseyi’nin günümüz dünyasını daha iyi yansıtmasını sağlayacak ve Afrika, Asya-Pasifik ve Latin Amerika’nın tarihsel olarak yetersiz temsilini ele alacak reformlar konusunda bir atılım vaat etmektedirler. Daha hızlı bir barış sağlayacaktır. Kabul edilen pakta yer alan ‘Küresel Dijital Mutabakat , teknolojinin herkese fayda sağlaması gerektiği ilkesine dayanmaktadır. Yapay Zekanın uluslararası yönetişimine ilişkin ilk gerçek evrensel anlaşmayı içermektedir.

Hükümetleri, yapay zekâ konusunda bağımsız bir uluslararası Bilimsel Panel kurmaya ve Birleşmiş Milletler bünyesinde yapay zekânın yönetişimine ilişkin küresel bir diyalog başlatmaya davet etmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde yapay zeka konusunda kapasite oluşturmak için ağları ve İnsan haklarına saygı, kültürel çeşitlilik ve toplumsal cinsiyet eşitliği her üç anlaşmada da yer almaktadır. Kadın düşmanlığının artması ve kadınların üreme haklarının geriye götürülmesi karşısında hükümetler, kadınların ve kız çocuklarının her alanda potansiyellerini gerçekleştirmelerinin önündeki yasal, sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmayı açıkça taahhüt etmişlerdir’’ dedi.

BM, ‘Gelecek Paktı’ ile ilgili yaptığı resmi açılamada, dünya liderlerinin bugün, ‘’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’’ ve Gelecek Nesiller Deklarasyonunu’’ içeren bir Gelecek Paktı kabul ettiğini, uzlaşı sağlanan ‘’Geleceğin Pakt’ı’’ ile uluslararası işbirliğini bugünün gerçeklerine ve yarının zorluklarına uyarlamak için yıllar süren kapsayıcı bir sürecin sonucu olduğunu duyurdu.

BM, son yılların en geniş kapsamlı uluslararası anlaşması olan ve tamamen yeni alanların yanı sıra onlarca yıldır üzerinde anlaşmaya varılamayan konuları da kapsayan ‘Gelecek Paktı’nın ‘, uluslararası kurumların, kuruldukları günden bu yana dramatik bir şekilde değişen bir dünya karşısında görevlerini yerine getirebilmelerini sağlamayı amaçladığını belirtildi.

Açıklamada, ‘’BM Genel Sekreter’in a Antonio Guterres’in söylediği gibi, “büyükanne ve büyükbabalarımız tarafından inşa edilen bir sistemle torunlarımıza uygun bir gelecek yaratamayız” ifadesini kullandı.

’Pakt anlaşması ülkelerin BM’ye uluslararası sisteme ve uluslararası hukuka olan bağlılıklarının güçlü bir ifadesinin dile getirilmesidir. Liderler, vaatlerini yerine getirebilen, günümüz dünyasını daha iyi temsil eden ve hükümetlerin, sivil toplumun ve diğer kilit ortakların enerji ve uzmanlığından yararlanan bir uluslararası sistem için net bir vizyon ortaya koymuşlardır’’ ifadesi kullanıldı.

Uzlaşı sağlanan paktın ekinde yer alan ‘’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’nde’’, ilk kez dijital işbirliği ve yapay zeka için kapsamlı küresel çerçeve çizildiği kaydedildi. ’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’’ne göre, teknolojinin herkesin yararına olacak şekilde tasarlanarak kullanılması ve yönetilmesi taahhüdü yer alıyor. Dünya liderleri imzaladıkları yeni paktla birlikte tüm insanlara, okulları ve hastanelere internet hizmeti sağlamak, dijital işbirliği kapsamında insan hakları ve uluslararası hukuka uymayı taahhüt ediyor.

Hükümetler, teknoloji şirketleri ve sosyal medyayı başta alanı başta çocuklar olmak üzere herkes için güvenli hale getirmeyi taahhüt ediyor. Paktta, yapay zeka kullanımına da uluslararası standartlar getirilerek devletlerden bu taahhütlerini yerine getirme güvencesi alınıyor. Gelecek Paktı’na göre, yapay zeka kullanımı için oluşturulacak iki küresel mekanizma oluşturulacak. “Uluslararası Bilimsel Panel” ve “Yapay Zeka Küresel Politika” belirlenecek bir yol haritasıyla yapay zekayı yönetecek.

Paylaşın

Suriye, Asker Kaçakları Ve Küçük Suçlar İçin Af Çıkardı

Suriye yönetimi, 22 Eylül 2024 tarihinden önce basit suçlardan yargılanan veya hapse atılanlar ve asker kaçaklar için af çıkardı. Suriye yönetimi, Mart 2011’den bu yana benzer aflar çıkarmıştı.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, 22 Eylül 2024 tarihinden önce işlenen firar suçları, cünhalar ve ihlaller için genel af sağlayan bir Kanun hükmünde kararname yayınladı.

SANA haber ajansının aktardığına göre; kararnamede, Askeri Ceza Kanunu’nda açıklanan iç ve dış kaçış suçlarının faillerine verilecek cezanın tamamı için genel af öngörülmektedir.

Bu kararnamenin hükümleri, saklanan ve adaletten kaçanları, yurt içinde üç ay, yurt dışında ise dört ay içinde teslim olmadıkça kapsamamaktadır.

Kararnamede ayrıca, topluma ve devlete ciddi saldırı teşkil eden bazı cünhalar, rüşvet, sahtecilik ve genel ahlaka aykırı bazı kabahatler dışındaki tüm cünhalar ve ihlallere ilişkin cezalar için genel af öngörülmektedir.

K.H. Kararname doğrultusunda gelen bu af, inşaat kontrol yasalarında öngörülen bazı kabahatleri, ekonomik suçları, elektrik hırsızlığını, iletişim hizmetlerini almak için hileli yollara başvurmayı ve Tüketiciyi Koruma Kanunundaki cünhaları da kapsamamaktadır.

Bu af, kişinin malına saldırı içeren cünhalarda mağdur için  kişilik hakkı saklı kamlak kaydıyla tazminat talep etmektedir.

Paylaşın

İran’ın Doğusunda Kömür Madeninde Patlama: Onlarca Ölü

İran’ın doğusunda bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 51 fazla kişi hayatını kaybetti.Patlama sırasında yaklaşık 70’den fazla kişinin madende çalıştığı bildirildi.

Haber Merkezi / Mahsur kalanları bulmak için çalışmalar sürdürülürken, yetkililer patlamanın metan gazı sızıntısından kaynaklandığını açıkladı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi. Pezeşkiyan, patlama ile ilgili soruşturmanın başladığını ve hükümetin bu tür olayların tekrarlanmasını önlemek için önlemler alacağını söyledi.

Patlama Medanjoo isimli bir şirket tarafından işletilen madenin B ve C bloklarında yaşandı. Güney Horasan Eyalet Valisi Ali Ekber Rahimi, B bloktaki arama kurtarma çalışmalarının tamamlandığını ancak metan gazı yoğunluğunun yüksek olduğu C blokta ise çalışmaların devam ettiğini bildirdi. Rahimi ayrıca İran’da çıkarılan kömürün yüzde 76’sının bu bölgeden geldiğini de aktardı.

Savcı Ali Nesayi, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve sorumluların “ihmalkârlıkları ile hatalarının” araştırıldığını dile getirdi.

Patlamayı İran tarihindeki en kötü maden felaketlerinden biri olarak nitelendiriliyor.

Madenciliğin önemli iş kollarından biri olduğu İran’da göçük ve metan gazı patlamaları daha önce de yaşandı. 2017’de meydana gelen bir kazada 42 madenci hayatını kaybetmişti. 2013 yılında meydana gelen iki kazada da 11 işçi yaşamını yitirdi. 2009’da meydana gelen bir dizi kazada ise 20 madenci öldü.

Gözlemciler güvenlik koşullarının yetersizliği, asgari standartların gözetilmemesi ve acil durum tedbirlerinin eksikliği nedeniyle kazalardaki can kaybının yüksek olduğunu belirtiyor.

Paylaşın

Sri Lanka’da Başkanlık Seçimlerini Marksist Dissanayake Kazandı

Sri Lanka’da Halk Kurtuluş Cephesi’nin (ÇKC) 55 yaşındaki lideri Anura Kumara Dissanayaka, seçimlerde oyların yüzde 42,31’ini alarak cumhurbaşkanlığını kazandı.

Haber Merkezi / Sri Lanka’da 17,1 milyon seçmenin yaklaşık yüzde 76’sı sandıkta oy kullandı.

Dissanayake, yolsuzlukla mücadelede ve düşük vergi vaatleriyle öne çıktı. Kendisini ‘değişimin adayı’ olarak tanıtan Dissanayake, iktidara geldikten sonraki 45 gün içinde parlamentoyu feshetme sözü verdi.

Parti yönetiminden Bimal Ratnayake, Dissanayaka’nın bir önceki dönemde iki katına çıkarılan gelir vergilerini ve gıdayla ilaçlardan alınan satış vergilerini düşürme vaadi verdiğini hatırlatarak şöyle konuştu: Bağlayıcı bir belge ama yeniden müzakere maddesi de var. Hem bunları düşürüp hem de 4 yıllık kurtarma programını sürdürebiliriz.

Ratnayake, Sri Lanka’nın Asya’daki nüfuz mücadelesinde Çin’le Hindistan’ın arasında kalmasına Dissanayaka’nın izin vermeyeceğini savundu: Sri Lanka sahasının başka herhangi bir ülkeye karşı kullanılmayacağını temin ederiz. Bölgemizdeki jeopolitik durumun tamamen farkındayız ama biz bu işe karışmayacağız.

Muhalefet lideri Sajith Premadasa ise yüzde 32,76 ile ikinci sırada yer aldı. IMF kurtarma paketinin şartları uyarınca sert kemer sıkma politikaları uygulayan eski Cumhurbaşkanı Ranil Wickremesinghe ise yüzde 17,27 ile uzak ara üçüncü oldu.

Wickremesinghe henüz kararını kabul etmezken, Dışişleri Bakanı Ali Sabry, Dissanayaka’nın kazandığının açık olduğunu söyledi: Devlet Başkanı Ranil Wickremesinghe için ciddi bir kampanya yürütsem de Sri Lanka halkı kararını verdi ve Anura Kumara Dissanayaka’ya tanıdıkları yetkiye tamamen saygı gösteriyorum.

Seçim komisyonu yetkilileri, Dissanayaka’nın pazartesi sabahı Kolombo’daki sömürge döneminden kalma Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği’nde yemin edeceğini açıkladı.

Dissanayaka’nın Marksist partisi, 1970’lerde ve 1980’lerde 80.000’den fazla insanın ölümüne yol açan iki başarısız ayaklanmaya öncülük etmişti. 2020’deki son parlamento seçimlerinde oyların yüzde 4’ünden azını almıştı.

Güney Asya Sri Lanka’da uzun süredir devam eden kötü ekonomik gidişatın patlama noktası 2022 yılında yaşanmıştı. Mayıs 2022’de ülke dış borcunu ödeyememiş ve temerrüde düşmüştü. Sri Lanka hükümeti, Uluslararası Para Fonu (IMF), Çin ve Hindistan gibi ülkelerden 2022’de ciddi miktarda borç almıştı.

Enflasyonun yüzde 70’lere ulaştığı ülkede, dönemin devlet başkanı ve hükümetine karşı ülke genelinde ‘mücadele’ anlamına gelen ‘aragalaya’ adı verilen kitlesel protestolar başlamıştı.

Ülkenin 8’inci Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa, hükümet karşıtı protestoların ardından 14 Temmuz 2022’de istifa ederek ülkeden ayrılmıştı. Bunun üzerine eski başbakan Wickremesinghe, Geçici Devlet Başkanı olmuştu.

Paylaşın

İsrail, “Üst Düzey Hizbullah Liderini Hedef Aldı”

İsrail, Beyrut’un Dahiye olarak bilinen güney banliyösüne düzenlediği hava saldırısında Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından İbrahim Akil ile en az yedi kişiyi öldürdü.

İbrahim Akil, 1983 Nisanı’nda Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği’nde 63 kişinin, aynı yılın Ekim ayında yine Beyrut’taki ABD Deniz Kışlası’nda 241 Amerikan personelinin öldüğü bombalı saldırılardaki rolü nedeniyle ABD tarafından başına konan 7 milyon dolar ödülle aranıyordu. ABD’ye göre Akil, Hizbullah’ın en yüksek askeri organı olan Cihat Konseyi’nin üyesiydi.

İsrail geçtiğimiz aylarda Beyrut’a düzenlediği bir başka saldırıda Hizbullah komutanlarından Fuad Şükür’ü öldürmüştü.

Lübnan’da iki güvenlik kaynağı, İsrail’in Beyrut’un Dahiye olarak bilinen güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısında üst düzey bir Hizbullah komutanını öldürdüğünü söyledi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırı sonucu sekiz kişinin öldüğünü, 59 kişinin yaralandığını duyurdu.

Lübnan’daki iki güvenlik kaynağı ve İsrail Ordu Radyosu, hedefin Hizbullah’ın operasyon komutanı İbrahim Akil olduğunu ve Akil’in grubun en üst düzey askeri organında görev yaptığını söyledi. Güvenlik kaynaklarından biri, Akil’in Hizbullah’ın seçkin Rıdvan Birimi üyeleriyle birlikte toplantı yaptıkları sırada öldürüldüğünü kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2023 yılı Nisan ayında, “Hizbullah’ın Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki ABD Büyükelçiliği’ni bombalamasının 40. yıldönümünde, Hizbullah’ın kilit lideri İbrahim Akil’in kimliğini, yerini, tutuklanmasını ve/veya mahkum edilmesini sağlayacak bilgiler için 7 milyon dolara kadar ödül verileceğini” duyurmuştu.

Bakanlığın internet sitesinde Tahsin olarak da bilinen İbrahim Akil’in Hizbullah’ın en yüksek askeri organı olan Cihat Konseyi’nde görev yaptığı kaydediliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre “Akil, 1980’li yıllarda, Nisan 1983’te Beyrut’ta 63 kişinin ölümüne yol açan ABD Büyükelçiliği ve Ekim 1983’te 241 ABD personelinin ölümüne yol açan ABD Deniz Piyadeleri kışlası bombalamalarının sorumluluğunu üstlenen Hizbullah’ın terör hücresi İslami Cihat Örgütü’nün önde gelen üyelerindendi.”

Yine 1980’lerde Akil, Lübnan’da Amerikalı ve Alman vatandaşlarının rehin alınmasını ve tutulmasını da yönetmişti.

İsrail geçtiğimiz aylarda Beyrut’a düzenlediği bir başka saldırıda Hizbullah komutanlarından Fuad Şükür’ü öldürmüştü.

Dahiyeh bombardımanı, Hizbullah tarafından kullanıldığı değerlendirilen çağrı cihazı ve telsizlerin uzaktan eş zamanlı patlatılması sonucu 37 kişinin öldüğü saldırıları izledi. Perşembe günü de İsrail Lübnan’ın güneyine 7 Ekim’den beri en yoğun hava saldırısını düzenlemişti.

Paylaşın

Hizbullah Lideri Nasrallah’tan İsrail’e: Savaşa Hazırız

Lübnan’daki Hizbullah örgütünün lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun Lübnan sınırına girmesini “fırsat sayacaklarını” ifade ederek, savaşa hazır olduklarını söyledi.

İki gün üst üste binlerce iletişim cihazının uzaktan eş zamanlı patlatıldığı saldırıların ardından ilk kez konuşan Nasrallah, 37 kişinin öldüğü saldırıların kendilerini durdurmayacağını, Gazze savaşı bitmeden İsrail’le mücadeleyi bırakmayacaklarını söyledi.

İsrail’in çağrı cihazlarını Hizbullah’ın üst düzey kadrosunun taşıdığını sandığını söyleyen Nasrallah, “Biz daha eski modeller kullanıyoruz” diyerek örgütün yönetim kademesinde patlayan cihazlardan olmadığını ifade etti. Nasrallah, bu eylemle “bütün kırmızı çizgilerin aşıldığı” uyarısında bulundu.

Nasrallah konuşmasında İsrail içinde tartışılan, kuzey sınırındaki sivillerin evlerine dönebilmeleri için Lübnan’ın güneyinde “güvenli bölge” oluşturma önerilerine de değindi, “Keşke bunu yapsalar. Onların tehdit olarak gördüğü şeyi biz fırsat sayıyoruz. Geçen 11 ayda buna hazırlandık” diyerek İsrail’e meydan okudu.

İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın konuşması devam ederken Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta alçak uçuş yaptı ve sonik patlamalar gerçekleştirdi.  İsrail uçakları Beyrut semalarındaki alçak uçuş sırasında ses duvarını aşarak sonik patlamalara neden oldu.

Beyrut’un yanı sıra Lübnan’ın bazı bölgelerinde de İsrail savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı aktarıldı. İsrail ordusu, Nasrallah’ın konuşmasından dakikalar önce Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgelere hava saldırıları düzenlemişti.

Hizbullah neden çağrı cihazı kullanıyordu?

Hizbullah üyeleri iletişim için büyük ölçüde çağrı cihazlarına bağımlı. Çağrı cihazı (pager) olarak anılan iletişim araçları, sesli mesaj veya sms alma özelliklerine sahip olabiliyor. Bu cihazlar sağlık görevlileri arasında da yaygın kullanılıyor.

Cep telefonları, İsrail’in Hamas bomba uzmanı Yahya Ayyaş’ı 1996’da öldürmesinin gösterdiği gibi güvenilir bulunmadığından örgüt tarafından çoktan terk edildi. Ancak bir Hizbullah görevlisi, AP haber ajansına çağrı cihazlarının grubun daha önce kullanmadığı yeni bir marka olduğunu söyledi.

Eski CIA Analisti Emily Harding, güvenlik ihlalinin Hizbullah için çok utanç verici olduğunu söyledi. Harding, “Bu büyüklükte bir ihlalin etkisi sadece fiziksel olarak gördükleri zararla sınırlı olmayacak, aynı zamanda tüm güvenlik aygıtlarını sorgulamalarına neden olacak.

Harding, “Dikkatlerini İsrail ile olası bir mücadeleden uzaklaştıracak yoğun bir iç soruşturma yürütmelerini bekliyorum” dedi.

Eş zamanlı patlayan çağrı cihazlarının nerede üretildiği konusunda soru işaretleri var. Lisans sahibi Tayvanlı firma, Macaristan merkezli bir şirkete logosunu kullanma hakkını verdiğini iddia ediyor. Macaristan hükümetiyse cihazların kendi topraklarında üretilmediğini duyurdu.

BM toplanıyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres sivillerin kullandığı cihazların silaha dönüştürülmemesi için bir kontrol mekanizması gerektiğini söyledi. BM Güvenlik Konseyi Cuma günü bu patlamalarla ilgili toplanacak.

Salı günü yaşanan ilk patlamalarda ikisi çocuk en az 12 kişi öldü. Lübnan Sağlık Bakanlığı en az 2750 yaralıdan 200’ünün durumunun ağır olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın patlamalarla ilgili suçladığı İsrail’den patlamalara ilişkin açıklama yapılmadı.

Ancak İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Çarşamba günü, savaşta yeni bir aşamaya geçildiğini “ağırlık merkezinin, kaynak ve birlik aktarımı ile kuzeye yönelmekte olduğunu” söyledi.

Paylaşın

Kuzey Kore “Süper Büyük” Savaş Başlıklı Füzeyi Test Etti

Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC), süper büyük savaş başlığına sahip yeni taktik balistik füzeyi başarıyla test ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Güney Kore ise Pyongyang’ın birden fazla kısa menzilli balistik füze ateşlediğini bildirdi.

Kore Merkez Haber Ajansı’nın (KCNA) haberine göre, çarşamba günü gerçekleştirilen test atışında Hwasongpho-11-Da-4.5 adı verilen yeni füzeye, 4.5 tonluk süper büyük konvansiyonel bir harp başlığı takıldı.

Haberde, test atışının, füzenin 320 kilometre menzilli bir hedefi doğru bir şekilde vurma özelliğini doğrulamak için yapıldığı belirtildi.

KDHC Devlet Başkanı Kim Jong Un’un silah kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik testlerin, dış güçlerin ülke güvenliğine yönelik oluşturduğu ciddi tehdit nedeniyle gerekli olduğunu söyledi.

Kim Jong Un’un, ülkenin nükleer gücünü artırma gerekliliğini vurgulayarak “bölgedeki siyasi ve askeri durumun mevcut güvenlik ortamını tehdit etmesi” nedeniyle askeri kapasitenin güçlendirilmesini “en önemli mesele” olarak gördüğünü ifade etti.

KDHC, 1 Temmuz’da Hwasongpho-11-Da-4.5 füzesinin maksimum ve minimum menzillerdeki performansını doğrulamak amacıyla simüle edilmiş bir harp başlığıyla deneme atışı yapmıştı.

Paylaşın

BM’den İsrail’e “Filistin’e Yönelik İşgali Sonlandır” Çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesini içeren karar tasarısını büyük oy çoğunluğuyla kabul etti. Karar tasarısının yasal bir bağlayıcılığı veya yaptırım gücü bulunmuyor.

Haber Merkezi / 124 ülkenin evet, 14 ülkenin hayır ve 43 ülkenin çekimser oyuyla kabul edilen kararda, İsrail’in uluslararası hukuka uyması ve askeri güçlerini çekmesi, tüm yeni yerleşim faaliyetlerini derhal durdurması, işgal altındaki topraklardan tüm yerleşimcileri tahliye etmesi ve işgal altındaki Batı Şeria içinde inşa ettiği ayrım duvarının bazı kısımlarını kaldırması isteniyor.

BM Genel Kurulu ayrıca, İsrail’in 1967’den bu yana el koyduğu toprak ve diğer “taşınmaz malları” ile Filistinlilerden ve Filistin kurumlarından alınan tüm kültürel varlıkları iade etmesini talep etti. Kararda ayrıca, İsrail’in işgal sırasında yerlerinden edilen tüm Filistinlilerin memleketlerine dönmelerine izin vermesi ve işgalin yol açtığı zararların tazmin edilmesini talep edildi.

Kararda ayrıca, Filistin sorununa ve Ortadoğu’da adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlanması için iki devletli çözüme ilişkin BM kararlarının uygulanması amacıyla uluslararası bir konferans toplanması kararı da yer alıyor.

Karar, dünya liderlerinin yıllık Birleşmiş Milletler toplantıları için New York’a gitmelerinden günler önce alındı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun 26 Eylül’de, Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas ile aynı gün, 193 üyeli Genel Kurul’a hitap etmesi bekleniyor.

Filistin’in BM Büyükelçisi Riyad Mansur, genel kurul toplantısı öncesi, “Filistinliler’in varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olduğunu” ve “İsrail’in kendilerini prangaya vurduğunu” söylemişti. Mansur, İsrail’in on yıllardır süren işgalinin sona erdirilmesini ve Filistinliler’in barış ve özgürlük içinde yaşamak üzere evlerine dönebilmelerini talep etmişti.

Gazze Savaşı’nın başından beri hem Genel Kurul’da hem de BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’e şiddeti durdurması çağrısı yapan birden fazla karar alınmış ancak bunların karşılığı olmamıştı.

İsrail’in 1967 savaşı sırasında ele geçirdiği topraklar üzerindeki egemenliğini kapsamlı bir şekilde kınayan Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Filistin toprakları üzerinde egemenlik hakkı olmadığını ve toprakları zorla ele geçirmeye karşı uluslararası yasaları ihlal ettiğini söylemişti.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 20 artarak 41 bin 272’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 55 artarak 95 bin 551’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın