NATO: Ukrayna Savaşı Yıllarca Sürebilir

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’daki savaşın yıllarca sürebileceğini ve Batı’nın Kiev’i bu süreçte desteklemeye hazır olması gerektiğini söyledi.

Stoltenberg savaşın maliyeti yüksek olsa da Moskova’nın hedeflerine ulaşmasının yaratacağı maliyetin çok daha büyük olduğunu vurguladı.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson da uzun sürecek bir çatışmaya hazırlanmak gerektiğini belirtti. Johnson gibi Stoltenberg de Ukrayna’ya daha fazla silah göndermenin Kiev’in zaferini daha olası kılacağının altını çizdi.

Alman Bild gazetesine konuşan Stoltenberg Ukrayna’ya verilecek daha modern silahların, büyük kısmı Rus işgali altında bulunan Donbas’ın geri alınması ihtimalini artıracağını söyledi.

Moskova bu bölgede son aylarda yavaş da olsa bir miktar ilerleme kaydetti.

Bugün İngiltere’de yayımlanan Sunday Times gazetesine yazan Başbakan Boris Johnson ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Ukrayna güçlerini vahşetle yok etmeye çalıştığı bir yıpratma savaşı” yürüttüğünü belirtti:

“Korkarım ki uzun sürecek bir savaşa hazırlanmamız gerekiyor. Zaman en hayati faktör. Her şey Ukrayna’nın kendi toprağını savunma gücünü, Rusya’nın saldırı kapasitesini yenilemesinden daha hızlı bir şekilde yenileyip yenileyemeyeceğine bağlı.”

Johnson Cuma günü Ukrayna’nın başkenti Kiev’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiş, Ukrayna ordusuna verilecek silah, ekipman, mühimmat ve eğitim desteğinin Rus ordusunun bunlara erişme hızından daha yüksek olduğunu söylemişti.

Daha fazla ağır silah ihtiyacı

Ukraynalı yetkililer de son günlerde daha fazla ağır silaha ihtiyaç duyduklarını vurgulayan açıklamalar yapmıştı.

Bugüne kadar Batı ülkeleri Ukrayna’ya çok sayıda silah göndermiş olsa da Ukraynalı yetkililer bunun etkin bir savunma için gerekenin sadece küçük bir kısmı olduğunu belirtiyor.

Rusya ise bu silah yardımlarını eleştiriyor ve işgalin gerekçesi olarak Ukrayna’nın NATO’ya katılma hedefini gösteriyor.

Geçen hafta BBC’ye konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Özel bir askeri operasyon başlattık çünkü Batı’ya, Ukrayna’yı NATO’ya almanın bir suç olacağını anlatmanın başka bir yolu kalmamıştı” demişti.

Ukrayna NATO üyesi olmasa da birliğe katılma hedefini daha önce dile getirmişti. Benzer bir şekilde Kiev Avrupa Birliği’ne de katılmak istiyor.

Paylaşın

NATO, İngiltere Ve Almanya’dan ‘Uzun Soluklu Savaşa Hazır Olun’ Mesajı

Ukrayna’nın Avrupa Birliği’nden üyelik adaylığı için destek aldığı bugünlerde Rusya ülkenin doğusuna yönelik saldırılarını şiddetlendirirken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’ya silah desteğinin arttırılmasının Donbas bölgesinin kurtarılma şansını güçlendirebileceğini söyledi.

Alman Bild am Sonntag gazetesine konuşan Stoltenberg savaşın uzun süreceği uyarısında bulundu. Stoltenberg “Bunun yıllar alabileceği gerçeğine hazır olmalıyız” diyen Stoltenberg bedeli sadece askeri destek açısından değil, yükselen enerji ve gıda fiyatları açısından yüksek olsa da Ukrayna’ya destekten vazgeçilmemesi gerektiğini söyledi.

Ukrayna’ya sürpriz ziyaret gerçekleştiren İngiltere Başbakanı Boris Johnson da uzun süreli bir savaşa hazır olunması gerektiğini vurguladı.

İngiliz The Sunday Times gazetesine yazan Johnson “Ukrayna işgalçiden çok daha hızlı şekilde silah, ekipman, cephane ve eğitimi almalıdır” diyen Johnson zamanın hayai bir faktör olduğununu belirtti ve “Herşey Ukrayna’nın topraklarını savunma kapasitesinin Rusya’nın saldırı kapasitesini yenilemesinden hızlı yapmasına bağlı olacak” diye yazdı.

Almanya’dan G7 ve AB zirvelerinde Ukrayna’ya destek sözü

Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan bir diğer lider de Allmanya Başbakanı Olaf Scholz oldu.

Scholz gelecek hafta Almanya’nın ev sahipliği yapacağı dünyanın en gelişmiş ekonomi ve demokrasilerinin yer aldığı G7 zirvesini Ukrayna’yla ilgili uzun vadeli beklentileri dile getirmek için kullanmak istediğini açıkladı.

Alman dpa haber ajansına konuşan Scholz “Ukrayna’yı gerekli olduğu sürece d2stekleyeceğiz. Rusya liderine (Vladimir Putin) hesaplamalarının işe yaramadığını göstermek istiyoruz” diye konuştu ve Ukrayna’nın G7 zirvesinden beklendiği desteği göreceğinin altını çizdi.

Scholz “Putin yeterince toprak zapt ettiğinde herşeyin yerli yerine oturacağını ve uluslararası toplumun eski haline döneceğini bekliyor” diyen Scholz bu durumun bir “illuzyon” olduğunu söyledi.

Scholz ayrıca Fransız, İtalyan ve Rumen meslektaşlarıyla Kiev’de yaptıkları temaslarda Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’e özellikle cephane ve ağır silah gönderme konusunu görüştüklerini hatırlattı ve dört liderin gelecek hafta Brüksel’de yapılacak olan Avrupa Konseyi Zirvesi’nde Ukrayna’nın AB üyeliği için adaylığını destekleyeceklerini vurguladı.

Avrupa halkı ne düşünüyor?

Öte yandan yeni yapılan bir anket Avrupa halkının Ukrayna’daki savaşın ne şekilde bitmesi gerektiği konusunda liderlerden farklı düşündüğünü ortaya koydu.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin (EFCR) yaptığı araştırmada katılımcıların “savaşın toprak kaybına razı olunarak bir an önce bitmesi” ve “uzun sürse de Rusya’nın cezalandırılması” şeklindeki iki görüş arasındaki kutuplaşmayı sergiledi.

Araştırmada Avrupa halkının yüzde 35’inin ekonomik yaptırımların ve nükleer savaş geriliminde endişe duyduğu ve çok önemli bir değişiklik olmadığı takdirde uzun soluklu bir savaşa karşı olduğu anlaşıldı. Bu aynı aynı zamanda Ukrayna’nın toprak kaybını kabullenmesi anlamına geliyor.

Katılımcıların yüzde 22’si ise savaş ne kadar uzun sürerse sürsün Rus saldırganlığına karşı durulması gerektiğini ve adalet yerine geldiğinde barışın sağlanabileceğini ifade etti. Yüzde 20’lik kesim karasız olduğunu, yüzde 23’lük kesim ise farklı görüşleri bulunduğunu belirtti.

Ülkeler açısından bakıldığında ise İtalyan, Alman ve Fransızların çoğu erken bir barışı tercih ederken, Polonyalıların çoğunun adaletten yana görüş bildirdi.

Zelenskiy meydan okudu: Bizim olan her yeri geri alacağız

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki Luhansk’ı ele geçirmek için saldırılarını yoğunlaştıran Rusya’nın TASS haber ajansı Ukraynalı savaşçıların Metolkine’yi Rus yanlısı ayrılıkçı güçlere teslim ettiğini bildirdi. Uzmanlar Rus destekli güçlerin Sieviredonetsk kentini ancak güçleirni küçük alanlara yoğunlaştırması halinde birkaç hafta içinde tamamen ele geçirebileceğini bildiriyor

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy ise pazar günü sosyal medyadan yayımladığı bir videoda meydan okuyarak askerlerin moralinin yüksek olduğunu ve zaferden işüphe duymadıklarnı belirtti ve “Güneyi kimseye vermeyeceğiz ve bizim olan her yeri geri alacağız” mesajını paylaştı.

(Kaynak: Euronews Türk)

Paylaşın

Putin: ABD Kendini Tanrı’nın Yeryüzündeki Elçisi Sanıyor

St. Petersburg kentinde düzenlenen Uluslararası Ekonomik Forumu’nda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın ülkesine uyguladığı yaptırımların başarısız olduğunu savundu. 

Putin, “Ekonomik Blitzkrieg’in (Yıldırım harbi – II. Dünya Savaşı’nda Alman ordusunun savaş doktrini) en başından beri başarı şansı yoktu. Biz güçlü insanlarız ve herhangi bir sorunla başa çıkabiliriz” diye konuştu.

Ülkesinin 24 Şubat’ta başlattığı Ukrayna işgalinin ardından, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) tarafından hayata geçirilen yaptırımları “çılgın” ve “düşüncesiz” olarak nitelendiren Putin, söz konusu yaptırımların Avrupa’yı 400 milyar euro zarara soktuğunu öne sürdü.

Konuşmasında, ABD’nin “Tanrı’nın yeryüzündeki elçisi” gibi davranan bir ülke olduğunu belirten Putin, Batı’nın dünyanın diğer bölgelerini sömürgeleştirmek istediğini savundu.

“Ukrayna operasyonu gerekliydi”

Ekonomik Forum’da iş insanlarına seslenen Putin, yaklaşık dört aydır devam eden Ukrayna Savaşı ile ilgili olarak da, “Bize yönelik giderek artan riskler ve tehlikeler ışığında Rusya’nın özel bir askeri harekat yapması zorunlu ve kaçınılmazdı” dedi.

Batı’nın söz konusu savaştan önce, “Ukrayna’yı, kelimenin tam anlamıyla silahlar ve askeri uzmanları ile şişirdiğini” dile getiren Rusya Devlet Başkanı, “Alınan kararın hedefi vatandaşlarımızı ve sekiz yıldan bu yana Kiev rejiminin soykırımına maruz kalan Donbas’taki halk cumhuriyetinde yaşayan insanları korumaktı” ifadesini kullandı.

Vladimir Putin daha önce de Ukrayna’nın doğusunda, Rus azınlığa Ukrayna yönetimi tarafından soykırım uygulandığını savunmuş ancak bununla ilgili bir kanıt sunmamıştı. Moskova, söz konusu savaşı ayrıca “Ukrayna’yı Neonazilerden temizlemekle” gerekçelendiriyor.

Büyük Petro’ya atıf

Putin, 9 Haziran’da yaptığı bir konuşmada da, Ukrayna Savaşı ile Rus tarihinin önemli figürlerinden Çar I. Petro’nun (Büyük Petro) Kuzey Seferi arasında bağlantı kurmuş ve Petro’nun St. Petersburg ile civarını İsveç’ten fethetmediğini, “kendine ait toprakları yeniden ele geçirdiğini” dile getirerek “Galiba geri almak ve güçlendirmek bizim de kaderimiz” söyleminde bulunmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 73 dakika süren konuşmasında yeni dünya düzenine dair fikirlerini de dinleyicilerle paylaştı. Ülkesinin küresel güç ilişkilerinde öncü bir role sahip olması gerektiğini vurgulayan Putin, Rusya’nın güçlü ve modern bir ülke olarak yeni dünya düzeninin bir parçası olduğunu ifade etti.

Yeni dünya düzeni kurallarının güçlü ve egemen ülkeler tarafından belirlendiğinin açık olduğunu dile getiren Putin, “Biz güçlü bir ülkeyiz ve her türlü sorunla başa çıkabiliriz. Atalarımız gibi her problemi çözeceğiz, ülkemizin bin yıllık tarihi bunun ispatıdır” dedi.

Tahıl tedariğindeki sorunlar

Yaşanan savaş nedeniyle, Ukrayna tahılının ihraç edilememesi ve bunun dünyanın bazı bölgelerinde açlık tehlikesi ile un ve unlu mamüllerin fiyatlarında büyük artışa sebep olması ile ilgili de konuşan Putin, “Limanlara mayınları biz döşemedik” diyerek sorumluluğun Rusya’da olmadığını savundu.

Kiev yönetiminin mayınları temizlemesi halinde Moskova’nın tahil tedariğinin güvenliğini sağlayacağını belirten Vladimir Putin, diğer yandan Ukrayna depolarında bekleyen tahılın 5-6 milyon ton buğday ve aynı miktarda mısırdan ibaret olduğunu öne sürerek bunun dünya piyasaları için önemli bir miktar teşkil etmediğini dile getirdi.

Gıda fiyatlarının artmasına sebep olan asıl sorunun Rusya’ya uygulanan yaptırımlar olduğunu aktaran Putin, özellikle gübre tedariğinde yaşanan sıkıntıların yakın gelecekte hasatları tehlikeye attığını ve bunun da fiyatların daha fazla artmasına neden olduğunu belirtti.

Paylaşın

Avrupa Komisyonu’ndan Ukrayna Ve Moldova’ya ‘Aday Ülke’ Statüsü

Avrupa Komisyonu, Ukrayna’ya AB’ye üyelik yolunda adaylık statüsü verilmesi yönünde görüş bildirdi. AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, Ukraynalıların AB hayallerini savunmak için ‘canlarını feda etmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Komisyon, aynı şekilde Moldova’ya da adaylık statüsü verilebileceği tavsiyesinde bulundu. Gürcistan’ın adaylık statüsü ise daha sonra yeniden değerlendirilecek.

Komisyonun kararı AB’nin büyük üye devletlerinden Almanya, Fransa ve İtalya liderlerinin Kiev’i ziyaretinin sonrasında alındı. Liderler ziyarette Kiev’in adaylık başvurusunu destekledikleri yönünde açıkça mesaj verdi.

Komisyon’un aldığı karar, uzun yıllar alacak üyelik sürecinin ilk adımını oluşturuyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Moldova’ya “önemli reformlar” gerçekleştirmesi koşuluyla AB adayı statüsü verilmesini tavsiye ettiğini söyledi.

Leyen, “ülke (Moldova) liderlerinin ekonomik reformlar ve yolsuzlukla mücadele konusundaki kararlılıklarını sürdürmeleri koşuluyla, adaylık için gerekli şartları karşılayabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz” dedi.

Kararın resmileşmesi için 23-24 Haziran tarihlerinde düzenlenecek olan Avrupa Konseyi Zirvesi’nde liderler son sözü söyleyecek.

Ukrayna AB’ye aday ülke olmaya hazır mı?

AB’deki diplomatların verdiği kulis bilgilerine göre Birlik içindeki bazı ülkelerin Ukrayna’nın adaylığı konusunda kaygıları var. Bunun en önemli nedenlerinden biri egemenlik konusundaki sorunlarını çözmeyen bir ülkenin AB’ye giremeyecek olması. Bu sorun Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği ve Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçılarla çatışmaların başladığı 2014 yılından bu yana devam ediyor.

Aslında egemenlik konusundaki sorun adaylık statüsünden çok Birliğe fiili katılım sırasında önemli hale gelecek. AB diplomatlarına göre İsveç’in de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin Ukrayna’nın AB’ye üyelik için gerekli olan hukuk standartlarına uzak olduğu yönünde de çekinceleri var.

Ukrayna’nın Birliğe girmesi neleri değiştirir?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron AB’nin başka ülkeleri Birliğe kabul etmeden önce kendisini reformdan geçirmek zorunda olduğunu söylemişti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da AB’nin 27 üyesinin onayının alınması zorunluluğunun ortadan kaldırılması gerektiği görüşünde.

Yaklaşık 40 milyon nüfusa sahip Ukrayna gibi büyük bir ülkenin Birliğe alınmasının önemli sonuçları olacak. Örneğin Brüksel’in Ukrayna’ya ciddi mali kaynak ayırması gerekecek. Ukrayna AB’ye girerse Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) oy dengeleri de değişecek.

Adaylık statüsü ne anlama geliyor?

AB’ye adaylık statüsünün verilmesi, üyelik yolundaki merdivenin ilk basamağı anlamına geliyor. Bu da müzakerelere başlanmasından aday ülke ile AB arasında yeni başlıkların açılmasına kadar uzun bir süreci kapsıyor. Her adım için de Birliğin 27 üyesinin onayı gerekiyor.

Birçok ülke uzun yıllardır Birliğe aday. Örneğin Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci 1999 yılından bu yana sürüyor. Sırbistan 2012, Kuzey Makedonya 2005 ve Karadağ 2010 yılından bu yana AB üyelik için bekliyor. Bu durum adaylık statüsünün tek başına AB’ye üye olmanın garantisi olmadığını gösteriyor. Örneğin Türkiye ile çok sayıda müzakere başlığı açılmasına rağmen AB’ye üyeliğine halihazırda ihtimal verilmiyor.

Ukrayna’ya dair kaygılar ciddiye alınabilir mi?

Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı’ndan (SWP) Avrupa uzmanı Nicolai von Ondarza Ukrayna’ya “AB’ye aday ülke statüsü” verilmesinin bazı yükümlülüklere bağlanabileceğini söylüyor. Von Ondarza örneğin hukuk devleti kaygısının dikkate alınabileceğini ancak diğer yandan Ukrayna’ya AB ailesine ait olacağı sinyalinin de verilebileceğini belirtiyor.

Moldova’nın AB’ye üyelik şansı var mı?

Ukrayna’nın yanı sıra eski Sovyetler Birliği üyesi iki ülke; Moldova ve Gürcistan da AB’ye üye olmak istiyor. AB Komisyonu, sadece Moldova için aday ülke statüsü verilmesi tavsiyesinde bulundu. Almanya Başbakanı Olaf Scholz Kiev ziyaretinde Moldova’ya adaylık statüsü verilmesi gerektiğini dile getirmişti.

Ancak bu konu 27 üye ülke içinde oldukça tartışmalara neden oluyor. Scholz Ukrayna’nın hızlıca AB üyesi olması yönündeki çağrılar dile getirildiğinde, halihazırda altı Balkan ülkesine adaylık statüsü verildiğini hatırlatmıştı.

Almanya Başbakanı AB üyesi ülkelere, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile somut müzakerelere başlanması çağrısında bulunuyor. Başlangıçta Fransa ve Hollanda, şu sıralar ise Bulgaristan buna karşı çıkıyor. Alman hükümeti ise Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile üyelik görüşmelerinde artık bir adım sonrasına geçilmesi gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın

DTÖ’den Kovid 19 Aşılarının Patent Hakkı Konusunda Uzlaşma

Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Cenevre’de yapılan 12’nci Bakanlar Konferansı’nda 164 üye ülkenin temsilcileri bir dizi konuda uzlaşma sağladı. Buna göre daha fazla ülkenin Kovid 19 aşısı üretebilmesi için aşı patentlerinin geçici bir süreliğine kaldırılmasına karar verildi.

Bu sayede Kovid 19 aşılarına dünya genelinde özellikle de yoksul ülkelerde eşit erişim hakkının tanınması hedefleniyor. Konferansta bunun yanı sıra uzun yılladır tartışmalara neden olan zararlı balıkçılık sübvansiyonlarının azaltılması konusunda da anlaşma sağlandı. Bu uzlaşma ile aşırı balık avcılığının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

DTÖ ayrıca dünya genelinde açlıkla mücadele eden Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından yapılan alımların ihracat kısıtlamaları ile engellenmemesi konusunda da uzlaştı.

“DTÖ zamanımızın zorluklarına tepki verebilecek durumda”

Dünya Ticaret Örgütü Başkanı Ngozi Okonjo-Iweala Çarşamba günü sona ermesi planlanan ama Cuma sabahına dek devam eden görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada uzlaşmayı, “DTÖ zamanımızın zorluklarına tepki verebilecek durumda olduğunu gösterdi” sözleriyle özetledi.

Okonjo-Iweala’nın konuşması üye ülkelerin hükümet temsilcileri tarafından akışlanırken, sivil toplum temsilcileri bu duruma tepki gösterdi. Public Citizen kuruluşundan Melinda St. Louis, “DTÖ üyelerinin sendeleyen bir kurumu kurtarmaya çalışması ve ahlaksız kurumsal karları hayat kurtarmaktan daha öncelikli hale getirmesi utanç verici” diye konuştu.

Gözlemciler sonuç bildirgesindeki “DTÖ’de gerekli reformlar için çalışmaya kararlıyız,” “Bizce reformların tüm işlevlerinin iyileştirilmesi gerekir” gibi belirsiz ifadelerin müzakerelerin zorlu geçtiğine işaret ettiğini belirtiyor.

12 Haziran’da başlayan görüşmelerin 15 Haziran’da sona ermesi planlanmış ancak uzlaşma sağlanamayınca görüşmeler uzamıştı.

DTÖ kurulduğu 1995 yılından bu yana en büyük krizini yaşıyor. Küresel gerilimler, birçok ülkenin himayeci politikalar izlemesi ve Kovid 19 salgını, DTÖ üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle Kovid 19 salgınının ortaya çıkmasından bu yana DTÖ’ye sık sık işlevini yitirdiği eleştirileri yöneltiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Üst Düzey İsmi Suriye’de Yakalandı

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon, Suriye’de düzenlenen bir operasyonda örgütün üst düzey bir isminin yakalandığını duyurdu. Koalisyon, yakalanan kişinin “deneyimli bir bomba üreticisi” olduğunu belirtirken, kimliğini açıklamadı.

Açıklamada “Sivillere herhangi bir zarar gelmesini önlemek ve istenmeyen zayiat riskini asgariye indirmek için operasyon titizlikle planlandı” ifadeleri kullanıldı. Operasyonda hiçbir sivile zarar gelmediği ve koalisyon uçakları ya da mevzilerine herhangi bir hasarın söz konusu olmadığı belirtildi.

Mart 2019’da ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin düzenlediği askeri operasyonlarla Suriye’deki tüm denetimini kaybeden IŞİD, büyük oranda ücra noktalara çekilmek durumunda kalmıştı. IŞİD buna karşın Suriye hükümet güçleri ve YPG’ye karşı bu mevzilerden saldırılar düzenlemeyi sürdürmüş, Irak’ta da faaliyetlerine devam etmişti.

Şubat ayında ABD özel birliklerinin Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesinde gerçekleştirdiği bir baskında IŞİD lideri Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürüldüğü açıklanmıştı.

Örgüt Kureyşi’nin intikamını alacağına yemin etmiş, örgütün bir sözcüsü destekçilerine Avrupa topraklarını hedef alan saldırıları yeniden başlatmaları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kast ederek “Haçlıların birbirleriyle çatışmalarından doğan fırsatı değerlendirmeleri” çağrısı yapmıştı.

Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürülmesi, IŞİD’in bir önceki lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin 2019 yılında öldürülmesinden sonra örgütün verdiği en büyük kayıptı. Ebu Bekir el Bağdadi de ABD’nin elde ettiği istihbarat üzerine İdlib’de düzenlenen bir operasyon sırasında intihar yeleğiyle kendisini patlatarak öldürmüştü.

SMO: Helikopterle düzenlenen ilk operasyon

Bu açıklama öncesinde Türkiye tarafından desteklenen “Suriye Milli Ordusu” (SMO) güçleri sözcüsü, koalisyon birliklerinin Türkiye sınırının güneyindeki El Humeyra köyüne helikopterle bir operasyon düzenlediğini duyurdu.

Reuters’a konuşan SMO sözcüsü Binbaşı Yusuf Hamud, operasyonun ABD üretimi Chinook ve Black Hawk tipi helikopterlerle düzenlendiğini belirterek, “SMO kontrolündeki bölgelere ilk kez helikopterler inerek operasyon yaptı” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Kara Ölüm’ün Kaynağının Neresi Olduğu Gizemi 675 Yıl Sonra Çözüldü

Avrupa, Orta Doğu ve Afrika nüfusunun yüzde 60’ının ölümüne neden olan Kara Veba’nın kaynağı 675 yıl sonra bulundu. Mezar yerindeki kalıntılardan elde edilen DNA’ları inceleyen araştırmacılar, salgının Kırgızistan’dan yayıldığı sonucuna vardı. 

Kara Veba veya Kara Ölüm olarak bilinen salgın,1346 ile 1353 arasındaki 8 yıllık dönemde 3 kıtada milyonlarca can kaybına neden oldu. Salgının kaynağına dair çeşitli teoriler ortaya atılsa da kesin bir sonuca varılamadı.

Salgının kaynağına ilişkin yapılan araştırmalardan sonuncusu Nature dergisinde yayımlandı. Araştırma ekibinden İskoçya’daki Stirling Üniversitesi bilim insanı Philip Slavin, “Kara Ölüm’ün kökeni hakkındaki asırlık tartışmaları sona erdirmeyi başardık” dedi.

İskoç bilim insanı Slavin, Kırgızistan’ın kuzeyinde 1338-39 yıllarında ani ölümlerin anlatıldığı 1890 tarihli bir çalışmada ip ucu yakaladıklarını söyledi. Kara Veba’dan 7-8 yıl öncesine dair anlatının peşine düşen Slavin, antik DNA’ları inceleyen uzmanlardan oluşan bir ekip kurarak bölgeye gitti.

Ekipte yer alan Tuebingen Üniversitesi’nden araştırmacı Maria Spyrou, bölgede gömülen 8 kişinin dişlerine ulaşmayı başardıklarını söyledi. Spyrou, dişlerin birçok kan damarı içerdiği için ölüme neden olabilecek kan yoluyla bulaşan patojenleri tespit etme şansının yüksek olduğunu ifade etti.

Araştırmacılar, DNA dizilimini ortaya çıkardıktan sonra sonucu binlerce mikrobiyal genomdan oluşan bir veri tabanıyla karşılaştırdı. Araştırmacı Spyrou, DNA incelemesi sonucu kara veba olarak bilinen Yersinia pestis bakterisine rastladıklarını açıkladı.

Araştırma ekibinde yer alamayan Yeni Zelanda Otago Üniversitesi’nde Michael Knapp ise çalışmanın küçük bir örneklem üzerinden yapıldığını ifade ederek ‘kaçınılmaz sınırları’ olduğunu kaydetti.

Veba ve tedavisi

Veba, dağ sıçanı gibi memelilerde bulunan ve hayvanlardan insanlara bulaşabilen Yersinia pestis bakterisinin neden olduğu bir hastalık. Hıyarcıklı veba ise hastalığın en yaygın şekli ve enfekte bir pirenin ısırmasından kaynaklanıyor.

Kara vebaya neden olan üç formdan biri olan bubonik veba, vücuda girdikten sonra 2-8 günlük kuluçka süresini takiben lenf bezlerinin şişmesi, ağrıması, yüksek ateş, titreme ve öksürükle kendini gösteriyor.

Kara veba veya kara ölüm olarak da bilinen bubonik veba, ilk belirtiler ortaya çıktığında derhal antibiyotik ile tedavi edilmezse yüzde 90 oranında ölümle sonuçlanıyor. “Kara Ölüm” olarak da bilinen hıyarcıklı vebanın, Orta Çağ’da Avrupa’da 50 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olduğu biliniyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya’nın Enerji Gelirleri Yaptırımlara Rağmen Arttı

Rusya’nın enerji ihracatından elde ettiği gelir, ham petrol ve akaryakıt fiyatlarının küresel çapta artmasıyla, Ukrayna işgaline tepki olarak Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımlara rağmen artış gösterdi.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Rusya’nın ham petrol ihracat hacmi, Mayıs ayında Nisan ayına göre değişmeyerek günde 5,4 milyon varil olarak gerçekleşti. Ancak rafineri ürünlerinde ihracat günde 2,4 milyon varile geriledi. Bu da günlük 155 bin varillik azalmaya tekabül ediyor.

Merkezi Paris’te bulunan IEA’nın ilgili açıklamasında, “Küresel bazda ham petrol ve petrol ürünlerinin fiyatlarında yaşanan artış sonucu Rusya’nın petrol ihracatından elde ettiği gelir Mayıs ayında, bir önceki aya göre 1,7 milyar dolar artarak yaklaşık 20 milyar dolara yükseldi” ifadesi kullanıldı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırmasının ardından Rus petrolünün ithalatına yasak getirme konusunda uzlaşmıştı. Ancak bu karara rağmen Mayıs ayında Rus petrol ve petrol ürünleri ihracatının yüzde 43’ünün gerçekleştiği AB, hala Moskova’nın bu alanda en çok satış yaptığı müşterisi konumunda bulunuyor. AB’yi, toplam Rus petrol ve petrol ürünlerinin dörtte birinden biraz daha fazlasını ithal eden Çin Halk Cumhuriyeti izliyor.

ABD: Moskova’nın petrol gelirlerini azaltmanın yollarını bulmalıyız

ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, Salı günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın azalan petrol ihracatına rağmen elde ettiği kârın muhtemelen arttığını belirterek, ülkesi ile müttefiklerinin, Moskova’nın petrol gelirlerini azaltmanın yollarını bulması gerektiğini ifade etmiş; bunun da fiyatlara bir sınırlama getirerek mümkün olabileceğini vurgulamıştı.

ABD Senatosu’nun Ödenekler Alt Komisyonu’nda konuşan Adeyemo, “Rusya’nın gelirlerini azaltmak için bir takım seçenekler var. Tavan fiyat uygulaması getirmek gibi” söyleminde bulunmuş, bunun da ABD’nin ortakları ve müttefikleri ile iş birliği içinde hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Paylaşın

S. Arabistan’da Çocuklara Yönelik Gökkuşağı Renkli Eşyalar Toplatıldı

Suudi Arabistan’da eşcinsellikle mücadele kapsamında gökkuşağı renklerindeki eşyalar toplatıldı. Yetkililerin hedeflediği eşyalar arasında çoğunluğu küçük yaştaki çocuklar için üretilen gökkuşağı renkli kurdeleler, etekler, şapkalar, kalem kutuları ve oyuncaklar bulunuyor.

Suudi Arabistan’ın devlet televizyonu Al-Ekhbariya’da yayımlanan haberde, muhabir gökkuşağı bayraklarını göstererek “Riyad’daki pazarlarda eşcinselliğin bayrakları bulunuyor” şeklinde bilgi aktardı ve bu renklerin çocuklara zehirli mesajlar verdiği” ifade edildi.

Toplama kampanyası ile ilgili bilgi veren yetkililer de “Genç kuşağı hedef alan İslam inancına ve kamu ahlakına aykırı olan ve eşcinselliği teşvik eden eşyaları inceliyoruz” diye konuştu.

Haberde Disney’in son Marvel filmi “Doktor Strange: Çoklu Evren Çılgınlığı’nda” Benedict Cumberbatch’in yabancı çocukların gökkuşağı bayrakları salladığı sahnelere ait resimlere de yer verildi.

Bütün adalet sistemini şeriat hukuku üzerine kuran ve kuralları katı bir şekilde uygulayan Suudi Arabistan’da eşcinsellik idamla cezalandırılıyor. Suudi Arabistan Krallığı nisan ayında Amerikan medya ve eğlence şirketi Disney’den son Marvel filmi “Doktor Strange: Çoklu Evren Çılgınlığı’nda”ki LGBTQ atıfları kesmesini talep etmiş, ancak Disney bu talebi reddetmişti. Bunun üzerine film Suudi Arabistan’da gösterime girmemişti.

Disney son animasyon filmi “Işıkyılı”‘ndaki aynı cinsten iki kişinin öpüşme sahnesi de aralarında Suudi Arabistan’ın da bulunduğu onlarca ülkede yasaklandığını bildirdi. Gökkuşağı renkli eşya toplama kampanyasında hangi kurumların hedef alındığı ve kaç eşyaya el konulduğuna dair bilgi verilmedi.

Paylaşın

İskoçya’da İngiltere’den Ayrılmak İçin 2. Referandum Kampanyası

İskoçya Bölgesel Hükümeti Başbakanı Nicola Sturgeon, İskoçya’nın İngiltere’den bağımsızlığını kazanması için ikinci bir bağımsızlık referandumu kampanyası başlattıklarını duyurdu.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Sturgeon, İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da ikinci bağımsızlık referandumuna ilişkin düzenlediği basın toplantısında, hükümetin bağımsızlık savunmasını içeren “Daha Zengin, Daha Mutlu, Daha Adil: Neden İskoçya Değil?” başlıklı belgeyi yayınladı.

Sturgeon, konuşmasında, İskoçya’nın büyük avantajları ve muazzam potansiyeli olduğunu, bağımsızlık davasının, İskoçya’nın zorluklarla başa çıkmak ve potansiyelini gerçekleştirmek için kendisini nasıl donattığıyla ilgili olduğunu söyledi.

“Brexit, İskoçya’yı AB’den ve Tek Pazardan kendi isteğimiz dışında söküp attı”

İskoç halkının, artan yaşam maliyeti ve eşitsizliğin yanı sıra Brexit’in birçok etkisinden muzdarip olduğuna işaret eden Sturgeon, “Brexit, ticarete, yaşam standartlarına ve kamu hizmetlerine büyük zarar vererek, bizi Avrupa Birliği’nden (AB) ve Tek Pazardan kendi isteğimiz dışında söküp attı.” değerlendirmesinde bulundu.

İskoçya’nın bugün “bağımsızlığa daha da hazır” olduğunu söyleyen Sturgeon, “Bizi AB dışında daha iyi olmayan hatta daha da kötüleşme olasılığı olan nispeten zayıf ekonomik ve sosyal sonuçlara götüren bir İngiliz ekonomi modeline bağlı mı kalacağız, yoksa bunun yerine gözlerimizi umut ve iyimserlikle kaldırıp ilham mı alacağız?” dedi.

İkinci bir bağımsızlık referandumunun yasal şekilde yapılması gerekliliğine dikkati çeken Sturgeon, İngiliz hükümetinin izni olmadan bunun nasıl yapılabileceğine ilişkin stratejisini çok yakında parlamentoya sunacağını kaydetti.

Sturgeon, 13 Eylül 2021’de lideri olduğu İskoç Ulusal Partisinin (SNP) sonbahar konferansının kapanış konuşmasında, 2023 sonunda bağımsızlık referandumuna gitmeyi planladıklarını söylemişti.

2014 referandumunda bağımsızlık reddedilmişti

İskoç Ulusal Partisi, 18 Eylül 2014’te yapılan referandumda İskoçlar yüzde 55’le bağımsızlığı reddetmiş olsalar da Brexit’in durumu değiştirdiğini ve yeni bir referanduma ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Brexit referandumunda İngilizlerin aksine yüzde 62 ile karşı oy kullanan İskoçlar, istemedikleri halde AB’den çıkarıldıklarını belirtiyor.

Ancak, yeni bir bağımsızlık referandumu düzenlemek için İngiliz Parlamentosundan izin almak gerekiyor. Johnson liderliğindeki Muhafazakar Partinin çoğunluğu elinde bulundurduğu 650 üyeli parlamentodan böyle bir iznin çıkması imkansız görülüyor.

Bu nedenle bağımsızlık yanlılarının alternatif yollar deneyebileceği değerlendiriliyor. Bu seçeneklerden birini, İngiliz Parlamentosundan izin alınmasını zorunlu kılan yasaya karşı mahkemeye gitmek oluşturuyor.

Diğer bir yol ise merkezi hükümete rağmen referanduma gitmek ve olumlu sonuç çıkması halinde tek taraflı bağımsızlık ilan etmek.

Ancak bunun, Katalonya’da olduğu gibi gerginliğe ve merkezi hükûmetin sert tepkisine yol açabileceği belirtiliyor. Aynı zamanda bu durumun, Katalanlar gibi İskoçların da AB’nin desteğini kaybetmesine neden olabileceği ifade ediliyor.

İskoçya ve Kuzey İrlanda halkları Brexit’e karşı oy kullanmıştı

İngiltere, Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya’dan oluşan Birleşik Krallık’ta, Haziran 2016’da yapılan AB referandumunda yüzde 48’e karşı yüzde 52 ile Brexit kararı alınmıştı. Referandumda İngiltere ve Galler “evet”, İskoçya ve Kuzey İrlanda ise “hayır” oyu vermişti.

İngiltere’nin AB ile vardığı Brexit anlaşmasıyla Kuzey İrlanda’ya ayrıcalıklı bir konum verilerek, fiili AB üyesi olarak kalmasına yol açan düzenleme yapılmış fakat İskoçya, İngiltere ile aynı koşullarda 31 Ocak’ta AB’den resmen ayrılmıştı..

Paylaşın