BM: 30 Yılda Çocuk Aşılamalarındaki En Büyük Gerileme Kaydedildi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Kovid 19 salgınının küresel sağlık sistemine olumsuz etkilerinden dolayı çocuk aşılama oranında son 30 yıldaki en büyük düşüşün yaşandığını açıkladı.

İki kurum yaptığı açıklamada, çocuklar için en önemli bağışıklık araçlarından difteri, tetanos ve boğmaca (DTP) aşılarının uygulanma oranının 2019’dan 2021’e kadar yüzde 5 azalma gösterdiğini belirtti. Ayrıca sadece 2021’de 25 milyon çocuğun birinci veya ikinci doz DTP aşısını yaptıramadığını bildirdi.

Kovid 19’dan sonra HPV virüsüne karşı küresel aşılamaların yüzde 15’e yakın düştüğü ve bu eksikliğin kız çocuklarının sağlık riskini artırdığı kaydedildi.

Çocuk aşılamalarında en büyük azalma ise kızamıkta görüldü. 2021’de kızamık aşılama oranı yüzde 81 düşerek 2008’den bu yana en düşük seviyeye geriledi. Geçen yıl 24,7 milyon çocuğun kızamık aşısı yaptırmadığı ve bu rakamın 2019’dakinden 5,3 milyon daha fazla olduğu bilgisi paylaşıldı.

Aşılamalardaki bu azalmanın çocuk sağlığı için alarm verici olduğunu vurgulayan UNICEF Direktörü Catherine Russell, “Bir kuşak boyunca çocuk aşılamalarındaki en büyük gerilemeye şahitlik ediyoruz. Gerekli aşılarını yaptıramayan milyonlarca çocuk için bağışıklık telafisi yapmak zorundayız” dedi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus ise Kovid-19 ile halihazırdaki mücadelenin, kızamık ve zatürre gibi ölümcül hastalıklara karşı mücadeleyle beraber yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi ve “Bu iki seçenek arasında bir seçim olmamalıdır. İki mücadeleyi de sürdürmek mümkündür” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Daha Genç Olan 90 Ülke

ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlığa gelmesinden bu yana yaptığı ilk Ortadoğu turu kapsamında İsrail’i ziyaret etmesi dünya basınında gündem olurken, kimi ajans ve gazeteler Biden’ın İsrail devletinden daha yaşlı olmasına dikkat çekti.

Biden’ın Ortadoğu turunun ilk durağı, dün Tel Aviv’e ulaşmasıyla İsrail’de başladı. ABD merkezli Associated Press (AP) haber ajansı, ABD Başkanı’nın ziyaretine dair yaptığı haberinde Biden’ın 1948’de kurulan İsrail devletinden 6 yaş büyük olmasına dikkat çekerek, Biden’ın bu ülkeye yaptığı ilk ziyaretin ise 1973’te gerçekleştiğini belirtti.

AP ayrıca, 79 yaşındaki Biden’ın şimdiye dek tüm İsrail Başbakanlarıyla görüştüğünün altını çizdi. İngiltere merkezli Independent gazetesi ise yayınladığı bir haberde 1942 yılında doğan Biden’dan yaşça daha genç olan ülkeleri saydı.

“Biden’ın daha yaşlı olduğu ülkeler” başlıklı haberde sıralanan ülkeler ve kuruluş tarihleri şöyle:

1.Güney Sudan – 2011
2.Kosova – 2008
3.Karadağ – 2006
4.Sırbistan – 2006
5.Doğu Timur – 2002
6.Palau – 1994
7.Eritre – 1993
8.Çek Cumhuriyeti – 1993
9.Slovakya – 1993
10.Türkmenistan – 1991
11.Tacikistan – 1991
12.Kuzey Makedonya – 1991
13.Özbekistan – 1991
14.Kırgızistan – 1991
15.Moldova – 1991
16.Slovenya – 1991
17.Belarus – 1991
18.Namibya – 1990
19.Mikronezya – 1986
20.Marshall Adaları – 1986
21.Saint Kitts ve Nevis – 1983
22.Antigua ve Barbuda – 1981
23.Belize – 1981
24.Saint Vincent ve Grenadinler – 1979
25.Kiribati – 1979
26.Saint Lucia – 1979
27.Dominik – 1978
28.Tuvalu – 1978
29.Solomon Adaları – 1978
30.Cibuti – 1977
31.Seyşeller – 1976
32.Timor-Leste – 1975
33.Surinam – 1975
34.Angola – 1975
35.Papua Yeni Gine – 1975
36.São Tomé ve Príncipe Adaları- 1975
37.Komoro Adaları – 1975
38.Cape Verde – 1975
39.Mozambik – 1975
40.Grenada – 1974
41.Guinea-Bissau Cumhuriyeti – 1973
42.Bahama Adaları – 1973
43.Bahreyn – 1971
44.Birleşik Arap Emirlikleri – 1971
45.Katar – 1971

46.Ekvator Ginesi – 1968
47.Eswatini Krallığı – 1968
48.Mauritius – 1968
49.Nauru – 1968
50.Barbados – 1966
51.Botswana – 1966
52.Guyana – 1966
53.Zimbabve – 1965
54.Gambiya – 1965
55.Zambiya – 1964
56.Malta – 1964
57.Kenya – 1963
58.Singapur – 1963
59.Uganda – 1962
60.Trinidad ve Tobago – 1962
61.Jamaika – 1962
62.Ruanda – 1962
63.Samoa – 1962
64.Tanzanya – 1961
65.Sierra Lione – 1961
66.Moritanya – 1960
67.Nijerya – 1960
68.Gabon – 1960
69.Kongo Cumhuriyeti of Congo – 1960
70.Orta Afrika Cumhuriyeti – 1960
71.Çad – 1960
72.Fildişi Sahili – 1960
73.Burkina Faso – 1960
74.Nijer – 1960
75.Senegal – 1960
76.Togo – 1960
77.Kamerun – 1960
78.Kongo Demokratik Cumhuriyeti – 1960
79.Kıbrıs – 1960
80.Gine – 1958
81.Malezya – 1957
82.Gana – 1957
83.Tunus – 1956
84.Libya – 1951
85.Kuzey Kore – 1948
86.Güney Kore – 1948
87.İsrail – 1948
88.Suriye – 1946
89.Endonezya – 1945
90.Lübnan – 1943

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

NATO Ve AB, Ukrayna’da Silah Kaçakçılığına Karşı Alarma Geçti

Birleşik Krallık’ın önde gelen gazetelerinden Financial Times (FT), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Avrupa Birliği’nin (AB) Ukrayna’da silah kaçakçılığı riskine karşı alarma geçtiğini yazdı.

Kimliği paylaşılmayan bir Batılı yetkili, FT’ye açıklamasında, “Silahlar öncelikle Polonya’nın güneyine götürülüyor, buradan sınıra taşınıyor, daha sonra da bazen kamyonlara, kamyonetlere ya da şahsi araçlara yüklenerek sınırın öteki tarafına gönderiliyor. Bu noktadan sonra silahların yerine dair hiçbir bilgi edinemiyoruz. Silahların nereye gittiğine, kullanıp kullanılmadığına ya da ülke sınırları içinde kalıp kalmadığına dair bir fikrimiz olmuyor” dedi.

FT’ye konuşan bir başka Batılı yetkiliyse bazı NATO üyesi ülkelerin Ukrayna’ya gönderilen silahların takip edilebilmesi için bir sistem oluşturulması amacıyla Kiev’le görüşme yaptığını söyledi.

Ülkelerin adını vermeyen yetkililer, Kiev yönetiminin Batılı devletlerinin desteğiyle daha geniş kapsamlı bir silah denetim ve takip sistemi kurmak için çalışmalar yürüttüğünü de paylaştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat’ta verdiği askeri operasyon emriyle başlayan savaşın 140. gününde de çatışmalar sürüyor.

FT’nin aktardığına göre savaşın başından bu yana Batılı devletler Ukrayna’ya en az 10 milyar dolarlık askeri yardım yaptı.

Öte yandan savaşın yarattığı kaos nedeniyle Kiev yönetimine gönderilen silahların takibinin gerekli şekilde yapılamayacağı ve bölgenin silah kaçakçılığı ağına dönüşebileceği korkuları da gündeme gelmişti.

ABD’nin silah kontrolü ve uluslararası güvenlikten sorumlu müsteşarı Bonnie Denise Jenkins, salı günkü açıklamasında ABD’nin Ukrayna’ya gönderdiği silahların yanlış ellere geçmesi ihtimalinin endişelendirici olduğunu söylemişti.

Europol’ün nisandaki açıklamasındaysa Ukraynalı yetkililerin silah envanteri oluşturmayı ve kayıt tutmayı bıraktığı, bu nedenle bölgede silah kaçakçılığı yapıldığı ve bunun AB’nin güvenliğine tehdit oluşturduğu öne sürülmüştü.

Ukrayna Savunma Bakanlığı Danışmanı Yuri Sak ise gerekli denetim ve takibin yapıldığını savunarak, “Ukrayna’ya giren ya da Ukrayna’dan çıkan tüm silahların hareketleri, hem biz hem de uluslararası ortaklarımız tarafından çok yakından takip ediliyor ve denetleniyor” demişti.

Sak, silah kaçakçılığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve Rus dezenformasyonunun bir parçası olduğunu öne sürmüştü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Polonya’da Nazilerin Öldürdüğü 8 Bin Kişinin Yakılan Külü Bulundu

Polonya’da İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampı olarak kullanılan bir bölge yakınlarında Naziler tarafından öldürülen insanların 17,5 tona yakın külü ortaya çıkarıldı. Küllerin Polonyalı elitlere ait olduğu tahmin ediliyor.

Polonya’da Nazilerin ve Komünist yönetimin işlediği suçları soruşturan Ulusal Anma Enstitüsü (IPN), toprak üstüne çıkartılan küllerin miktarından, bölgede 8 bine yakın kişinin yakılarak öldürüldüğü tahmininde bulunuyor.

Başkent Varşova’nın kuzeyine 150 kilometre uzaklıktaki Bialucki Ormanları yakınındaki Ilowo Osada kasabasındaki “Dzialdowo” isimli toplam kampı Polonya’nın Almanya tarafından 1939 yılında işgalinin ardından inşa edilmişti.

Bu kamp siyasi muhaliflerin, Polonyalı elitlerin ve Yahudilerin gözaltı, başka bölgelere transferi ve öldürülmesi için uzun süre kullanıldı.

Şu ana kadar bu kampta 30 bine yakın kişinin yakılarak öldürüldüğü tahmin edilse de, bunu kanıtlayacak deliller şu ana kadar saptanamadı.

IPN Savcısı Tomasz Jankowski, “Bölgedeki son buluş, burada en az 8 bin kişinin öldürüldüğünü ortaya koyuyor.” dedi.

Her bir insan cesedinin yakılması halinde yaklaşık 2 kilo kül bırakması sonucu, toplam 8 bin kişinin bölgede katledildiği sonucuna varıldı.

Jankowski, bölgedeki insan küllerinin özellikle 1939’a öldürülen Polonyalı elitlere ait olduğunun tahmin edildiğini bildirdi.

1944 yılında bu kamptaki Yahudilere Naziler tarafından öldürülenlerin cesetlerinin topraktan çıkartılarak, yakılıp savaş suçlarının izlerinin kaybettirme görevi verildiği biliniyor.

Pomeranian Tıp Fakültesi’nde genetik araştırmalar yapan Andrzej Ossowski, AFP’ye yaptığı açıklamada insan küllerini laboratuvarlarda araştırılacağını ve kimliklerin belirlenmesi için DNA testleri yapılacağını söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Uzay Ajansı, Mars Seferi İçin Rusya İle İşbirliğini Sonlandırdı

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Başkanı Josef Aschbacher, Rusya-Avrupa ortaklığında Mars’ta keşif gezisi için tasarlanan ExoMars Rover projesinin sonlandırıldığını açıkladı. ESA ile Roscosmos, ülkeler arasında yaşanan anlaşmazlıklara rağmen işbirliklerine devam ediyordu.

ESA’nın Rus uzay ajansı Rosmocos ile Mars’ta yaşam belirtileri aramak  için başlattığı proje, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sebebiyle Mart ayında durdurulmuştu. ESA yetkililerinin dün yaptığı açıklamada ise ortaklığın resmen sonlandırıldığı bildirildi.

Sosyal medya üzerinden açıklama yapan ESA Başkanı Josef Aschbacher, ESA yönetim kurulunun konuyu görüşmek için bir araya geldiğini ve iki kurum arasındaki işbirliğin askıya alınmasına sebep olan Rusya-Ukrayna savaşının devam etmesiyle böyle bir kararın alındığını ifade etti.

Aschbacher, “Yönetim kurulu, ExoMars Rover ve Yüzey Platformu projeleri üzerine Roscosmos ile kurulan işbirliğini sonlandırmamı istedi. Yeni ortaklarla projeleri nasıl ilerleteceğimiz konusunda 20 Temmuz’da basın açıklaması yapacağız” dedi.

Roscosmos Başkanı Dmitry Rogozin ise bu kararı “sabotaj” olarak nitelendirdi ve Rus kozmonotların Uluslararası Uzay İstasyonu’nun bir parçası olan Avrupa Robotik Kolu ortaklığında yürüttükleri çalışmaları durdurmalarını istedi.

“ESA, üye ülkelerin Rusya’ya uyguladığı yaptırımları destekliyor”

ESA ile Roscosmos Mars’ın yüzeyini incelemek için ExoMars Rover projesi üstünde çalışıyordu.

Avrupa’nın Mars gezegeni üzerinde yapacağı ilk robotik seyrin ise sonbaharda gerçekleşmesi bekleniyordu.

Toplamda 22 ülkenin üye olduğu ESA, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından Mart ayında yaptığı basın açıklamasında Rusya ile işbirliğini dondurmuştu:

“Avrupa değerlerine saygılı bir biçimde uzay projeleri geliştirmek ve bu projeleri yürürlüğe sokmak için kurulan bir hükümetlerarası kuruluş olarak Rusya’nın Ukrayna’ya uyguladığı şiddetin insanların hayatları üzerindeki trajik etkilerini kınıyoruz. Verdiğimiz bu kararın uzayda yapılan bilimsel çalışmaların üzerindeki etkisini anlıyoruz fakat bir kurum olarak üye ülkelerimizin Rusya’ya uyguladığı yaptırımları destekliyoruz.”

Anlaşmazlıklara rağmen uzay alanında işbirlikleri devam ediyordu

Bugüne kadar ESA ile Roscosmos, ülkeler arasında yaşanan anlaşmazlıklara rağmen işbirliklerine devam ediyordu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali iki kurum arasında kopma noktası oldu.

Öte yandan Rusya, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzay ajansı NASA ile alçak Dünya yörüngesine yerleştirilmiş bir uzay üssü olan Uluslararası Uzay İstasyonu üzerinde çalışmaya devam ediyor.

ABD merkezli New York Times gazetesinin tabiriyle “Soğuk Savaş’ın bitişini temsil eden bir anıt olarak” da nitelendirilebilen Uluslararası Uzay İstasyonu, Washington ile Moskova arasında 20 yıldır devam eden bilimsel bir işbirliğin sembolü haline geldi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Afganistan Ve Pakistan’ı Sel Vurdu: 131 Ölü

Aşırı yağış, sel ve su baskınları sonucu Afganistan’da 63, Pakistan’da 68 kişi olmak üzere toplamda 131 kişi hayatını kaybetti. Afganistan’da meydana gelen depremde de bin 200’den fazla kişi yaşamını yitirmişti.

Afganistan’da Taliban geçici hükümetinin Afet Yönetimi Devlet Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Nesim Hakkani, yağışların son bir haftada Afganistan’ın 12 vilayetinde etkili olduğunu ve söz konusu vilayetlerde şu ana kadar 63 kişinin öldüğünü, 81 kişinin ise yaralandığını duyurdu.

Ülkede yağış ve sel kaynaklı en fazla can kaybı Nuristan, Lağman, Logar, Paktiya, Gazni, Meydan Vardak, Zabul ve Uruzgan’da kaydedildi. Sellerde 12 binden fazla ev zarar gördü, 2 binin üzerinde hayvan hayatını kaybetti.

İki vilayette en az 68 ölü

Muson yağışlarının Haziran ortasından bu yana etkili olduğu Pakistan’da da yağış ve seller sebebiyle can kayıpları yaşanıyor.

The Hindu haber sitesinin aktardığına göre, Pakistan’ın Sind vilayetinin Karaçi şehrinde ve Sind’in komşusu Belucistan vilayetinde en az 68 kişi yağışlar ve su baskınları sonucu yaşamını yitirdi.

Buna göre, Belucistan vilayetine bağlı Quetta, Barkhan, Pishin, Kohlu, Bolan, Lorelai ve Zhob bölgelerinde 63 can kaybı kayıtlara geçti. Sind vilayetinin başkenti Karaçi’de de beş kişi hayatını kaybetti.

Bir polis yetkilisinin yaptığı açıklamaya göre, Karaçi’de dört kişi elektrik çarpması sonucu, bir kişi ise yıkılan duvarın altında kalarak yaşamını yitirdi.

Belucistan İçişleri Bakanı Mir Ziaullah Langove, vilayetteki ölü sayılarının yüksek olmasını Quetta bölgesinde doğal su yollarına inşa edilen evlere bağladı. Bakan Langove’un açıklamasına göre, vilayette yaşanan can kayıplarının çoğu bu bölgede meydana geldi.

Belucistan Vilayeti Afet Yönetim Kurumu’ndan bir yetkili de yaşanan aşırı yağış ve seller sonucu 50’den fazla kişinin yaralandığını duyurdu.

Pakistan meteoroloji departmanı,yağışların Karaçi ve Sind’in diğer bölgelerinde 18-19 Temmuz’a kadar devam edeceğini tahmin ediyor.

İklim krizi

Çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz 2022 tarihinde, yaşanan seller ile ilgili düzenlediği basın toplantısında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Kovid 19 Kaynaklı Ölümler Artıyor

DSÖ Genel Direktörü Dr. Ghebreyesus, pandemi ile mücadele araçlarından test, genom sıralaması ve aşıyı kullanmayı sürdürme çağrısı yaptı. DSÖ ayrıca, Kovid 19 pandemisinin “küresel acil durum” şeklinde nitelendirmeye devam etmeye karar verdi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO), Acil Durum Komitesi 8 Temmuz’da pandemiyle ilgili görüşmek için toplandı. Toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Kovid 19’un Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu (PHEIC) kategorisinde değerlendirilmesi yönünde Komitenin tavsiyede bulunduğu ve bu önerinin kabul edildiği bildirildi.

BA.4 ile BA.5 artışı tetikledi

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, örgütün Cenevre’deki merkezinde düzenlenen basın toplantısında “Kovid 19 ölümlerinde artan eğilimin, sağlık sistemleri ve sağlık çalışanlarına yarattığı zorluklardan endişeleniyorum” diye konuştu.

Ghebreyesus, Omicron varyantının alt varyantları BA.4 ile BA.5’in dünya genelinde vaka sayılarında artışı tetiklemeyi sürdürdüğünü söyledi:

“Virüsün takibindeki azalma, varyantların nasıl bulaştığı, hastalığa yol açma ihtimali ve virüse karşı mücadelenin etkililiğinin derecesinin anlaşılmasına engel oluyor.”

Küresel Kovid 19 vakalarının üst üste dört haftadır artışta olduğunun altını çizen Ghebreyesus, DSÖ üyesi ülkelere pandemi ile mücadele araçlarından test, genom sıralaması ve aşıyı kullanmayı sürdürme çağrısında bulundu.

Türkiye’de son durum

Öte yandan Kovid 19 vaka sayılarının yükselmeye başlamasıyla birlikte Sağlık Bakanlığı harekete geçmişti. Bakanlığın açıklamasına göre son Kovid 19 aşısının üzerinden en az altı ay geçen kişiler, dördüncü doz aşılarını; yani ikinci doz hatırlatma aşılarını olabilecek.

Randevular, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden alınabilecek. Hatırlatma dozu için TURKOVAC, Sinovac veya BioNTech aşılarından biri tercih edilebilecek.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Omicron’a bağlı vakalar Türkiye’de de artış gösteriyor.” ifadelerini kullanmıştı:

Türkiye’de Kovid 19 vakaları haftalık olarak açıklanıyor.

Haziran ayına kadar koronavirüs tespit edildiği açıklanan kişi sayısı 10 binin altında seyrederken 13-19 Haziran haftasında sayı 11 bine yaklaşmıştı.

20-26 Haziran haftası hızlı bir yükselişle 26 bin 635’e yükselen haftalık koronavirüs vaka tespit sayısı; 27 Haziran – 3 Temmuz arasında 57.113’e yükseldi.

Sağlık Bakanlığı, özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerle risk grubundakilerin dördüncü doz aşılarının vurulması konusunda çağrıda bulunuyor.

Paylaşın

Uganda’da Kuraklığın Yol Açtığı Açlıktan 46 Kişi Hayatını Kaybetti

Doğu Afrika ülkelerinden Uganda’da, aylarca süren kuraklığın yol açtığı açlıktan 46 kişi yaşamını yitirdi. Karamoja Milletvekili Faith Nakut, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bölgede aylarca süren kuraklık nedeniyle insanların hayatta kalmak için ot yediğini belirtti.

Bölge insanlarının, yiyecekleri olmadığı için açlıktan hayatını kaybettiğini altını çizen Nakut, “Karamoja alt bölgesini kasıp kavuran kıtlık nedeniyle 8 Temmuz’a kadar 46 kişi açlıktan öldü, 2 bin 181 hane de ölmeyi bekliyor.” dedi.

Nakut, yetkililerin, hükümetin bu duruma yanıt vermesini beklerken en çok etkilenen hanelere yiyecek almak için de maaşlarını kullandığını söyledi. Nakut, son olarak, dünyaya ölü sayısı artmadan yardım çağrısında bulundu.

828 milyon kişi açlıkla karşı karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), BM Çocuk Fonu (UNICEF), BM Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu” raporunu (6 Temmuz) yayınlamıştı.

Rapora göre, dünyada açlık çeken kişi sayısı bir yılda 46 milyon kişi artarak 2021 yılında 828 milyon kişiye yükseldi. Kovid 19 pandemisinin başladığı 2019 yılı ile karşılaştırıldığında ise dünyada açlık çeken kişi sayısı iki senede 150 milyon kişi artmış durumda.

Raporun bulgularını kamuoyuyla paylaşan BM, “rakamlar acı bir hikaye anlatıyor” diyerek özetle şu verileri paylaştı:

“2021 yılında dünyada 702 milyon ile 828 milyon arasında kişi açlıktan etkilendi. Bu rakamların ortalaması alındığında (768 milyon), 2020’ye kıyasla 46 milyon kişi daha ve 2019’a, yani COVID-19 pandemisinden öncesine kıyasla 150 milyon kişi daha 2021’de açlıktan etkilendi.

2015 yılından beri nispeten değişmeyen dünyada açlıktan etkilenen kişilerin oranı 2020 yılında artış gösterdi ve 2021 yılında da dünya nüfusunun yüzde 9,8’ine tekabül edecek şekilde yükselmeye devam etti. Bu oran, 2019’da yüzde 8, 2020’de yüzde 9,3’tü.

2021 yılında dünyada yaklaşık 2,3 milyar kişi (yüzde 29,3) orta veya ciddi seviyede gıda güvensizliği ile karşı karşıyaydı. Bu, pandemi öncesi dönemle karşılaştırıldığında 350 milyon daha çok kişi demek.

2021’de yaklaşık 924 milyon kişi, ciddi düzeylerde gıda güvensizliği yaşadı; bu, iki yılda 207 milyon artış anlamına geliyor.

Gıda güvensizliği konusunda cinsiyetler arası fark da 2021 yılında artmaya devam etti. Tüm dünyadaki kadınların yüzde 31,9’u orta veya ciddi düzeylerde gıda güvensizliği yaşarken bu oran erkekler için yüzde 27,6’ydı. 2020 yılında 3 puan olan bu fark bir yılda 4 puana yükseldi.

Sağlık beslenmeye erişemeyen kişi sayısı 2019’a oranla 112 milyon kişi artarak 2020’de yaklaşık 3,1 milyar oldu.

5 yaşına altındaki yaklaşık 45 milyon çocuk, aşırı derecede yetersiz beslenmeye maruz kalıyor. 149 milyon çocuk ise yetersiz beslenme yüzünden büyüme geriliği sorunu ile karşı karşıya kalıyor.”

“Rakamlar daha da yükselebilir”

Raporun ortaya koyduğu değerlendirmeler ile ilgili görüşlerini paylaşan Dünya Gıda Programı Direktörü David Beasley, “Önümüzdeki aylarda bu rakamların daha da yükselme riski var” uyarısında bulundu.

Beasley, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşın küresel gıda fiyatlarını artırdığını da hatırlatarak söz konusu şartların ülkeleri “kıtlığın eşiğine sürüklediğini” ifade etti.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü: Maymun Çiçeği Vaka Sayısı 10 Bine Yaklaştı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO), dünya genelinde maymun çiçeği virüsünün yayılımının sürdüğünü ve vaka sayısının 10 bine yaklaştığını bildirdi. DSÖ, 7 Temmuz’daki maymun çiçeği raporunda, virüs nedeniyle şimdiye kadar 3 kişinin yaşamını yitirdiğini açıklamıştı.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, örgütün Cenevre’deki merkezinde düzenlediği basın toplantısında, virüsün endemik ve endemik olmadığı 63 ülkede toplam 9 bin 200 vakayı doğruladıklarını kaydetti ve can kaybı sayısında bir değişiklik olmadığını belirtti.

Virüs nedeniyle acil durum ilan edilme ihtimaline dair Ghebreyesus şöyle devam etti:

“Acil Durum Komitesi, maymun çiçeği vakalarındaki eğilim ve virüsle mücadele yöntemlerinin etkililik oranını değerlendirmek üzere haftaya toplanacak. Ülkelerin bu salgınla nasıl mücadele etmesi gerektiği konusunda tavsiyeler verilecek.”

Ghebreyesus, maymun çiçeğine karşı aşı geliştirilmesi ve dağıtılmasıyla alakalı DSÖ’nün ilgili ülkelerle müzakerelere başladığını vurguladı ve DSÖ olarak çeşitli ülkeler ve uzmanlarla, salgına ilişkin daha ileri araştırmalar yapılmasına dair görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının daha az bulaşıcı, daha hafif semptomlara neden olan ve daha az ölümcül hastalığa yol açan bir çeşit akraba virüsü.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) verileri, bu virüsün ilk Orta ve Batı Afrika’daki tropik yağmur ormanlarında ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı’na (UKHSA) göre, maymun çiçeği insanlar arasında kolayca yayılmayan nadir bir viral enfeksiyon.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

İlk nerede görüldü?

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

CDC’ye göre, Afrika dışında bildirilen ilk maymun çiçeği salgını, 2003 yılında ABD’de enfekte bir memeli hayvanın ithalatı sonucu ortaya çıktı.

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, 2018 ve 2019’da, tümü Nijerya’da yolculuk yapmış ikisi Britanya, biri İsrail’den ve biri Singapur’dan yolcuya maymun çiçeği teşhisi kondu.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler olarak biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu tespit edildi. Bu nedenle, ciddi semptomları önlemek için çiçek aşısı yapılmasını öneriliyor.

Maymun çiçeği virüsünün doğal konağı kemirgenlerin yanı sıra ip sincapları, ağaç sincapları, primatlar.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatıyor. 2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Nasıl bulaşıyor?

Maymun çiçeğinin doğal nedeni henüz tespit edilmedi, ancak kemirgenler en olası kaynak olmasına rağmen, enfekte hayvanlardan az pişmiş et ve diğer hayvansal ürünleri yemenin olası bir risk faktörü olacağı tahmin ediliyor.

DSÖ, bulaşmanın, enfekte hayvanların kan, vücut sıvıları veya deri veya mukoza lezyonları ile doğrudan temas yoluyla gerçekleşebileceği görüşünde.

Dünya Sağlık Örgütü yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın

‘Ukrayna’ya Silah Yardımı Kesilebilir’ İddiası

ABD’nin önde gelen gazetelerinden The Washington Times, ABD’nin Ukrayna’ya milyarlarca dolarlık yardımın askeri strateji olmadığını, bu ülkeye verilen silahların geleceğinin sıkı kontrol altına alınması gerektiğini belirtti.

Mike Glenn imzalı yazıda, Washington’un son bir yılda Kiev’e, roket sistemleri, mühimmat, obüsler, helikopterler, tanksavar sistemler ve İHA’lar dahil 15 askeri yardım paketi gönderdiği anımsatıldı.

Bu bilgiyi değerlendiren Emekli Yarbay Daniel Davis, silah tedarikinin strateji olmadığını ve Ukrayna’daki silahlı çatışmanın gidişatını değiştiremeyeceğini kaydederek, “Bu, Ukrayna ordusunun planlarına nasıl uyuyor? Nihai amaç ne? Ne gibi sonuçlar beklenebilir?” ifadesini kullandı.

Ukrayna’ya yapılan sevkiyatlarının ABD’nin savaşa hazır olma durumunu etkilemeyeceğini vurgulayan Davis, fakat Ukrayna’daki lojistiğin tamamen bozulduğuna işaret ederek, “Silahlar ve mühimmat cepheye ulaşmıyor. Bu yüzden Ukrayna metodik olarak geriye geri itiliyor” dedi.

ABD Kongresi’nde, Ukrayna’ya yapılan askeri yardıma yönelik kontrolün artırılması yönünde çağrılar yapılıyor. Senatör John Kennedy, Ukrayna’ya yapılan finansmanın kontrol edilmesi için bir yetkilinin atanmasını önerdi.

Albay Mark Cancian, ABD ve NATO’nun ‘sınırsız’ cephaneliğe sahip olduğunu kaydetse de bazı silah türlerinin Ukrayna’ya sevkiyatının gelecekte ABD’nin güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulundu.

ABD toplumunun, Ukrayna’ya askeri yardım konusundaki fikrini değiştirebileceğini dile getiren Cancian, “Ukrayna halâ çok verimsiz, yozlaşmış bir ülke. İnsanlar, Amerikan parasıyla yat satın alan oligarklar gibi yolsuzluk kanıtlarını görmeye başlarsa bu, desteği baltalar” diye kaydetti.

Paylaşın