150’den Fazla Bilim İnsanından “Gıda Krizi” Uyarısı

150’den fazla “Nobel ve Dünya Gıda Ödülü” sahibi bilim insanı, yaklaşan küresel açlık krizini önlemek için acilen eylem yapılması çağrısında bulundu. Çağrıya pek çok tanınmış isim de destek verdi.

Nobel veya Dünya Gıda Ödülü almış 150’den fazla bilim insanı bugün bir açık mektup yayımladı. Gelecek yıllarda daha çok mahsul alınması ve küresel açlık krizinin önlenmesi için daha fazla çaba sarf edilmesi çağrısı yapıldı.

153 imzalı mektupta bu doğrultudaki araştırmaların yoğunlaştırılması ve gıda dağıtımının geliştirilmesi için yetkililere seslenildi. Daha farklı çeşitlerde ve daha fazla gıda üretilmeden iklim değişikliği ve nüfus artışının yarattığı tehlikelere karşı koyulamayacağı savunuldu.

Toprak bozulması ve su kıtlığı gibi olumsuz faktörlerin daha da etkili olacağı bildirildi. Halihazırdaki tahminlere göre 700 milyon kişinin gıda güvencesizliği içinde ve yoksulluktan muzdarip olduğu hatırlatıldı.

2050 itibarıyla dünya nüfusuna 1,5 milyar kişinin daha ekleneceği düşünüldüğünde, gerekli adımlar atılmazsa yeterli gıdaya ulaşamayacak kesimin de büyüyeceği vurgulandı: Gelecekteki gıda ihtiyaçlarını karşılama yolunda değiliz, buna hiç yakın değiliz.

Buğday ve pirinç gibi temel gıdalarda fotosentez hızını artırmak, kimyasal gübrelere ihtiyaç duymayan mahsuller üretmek ve meyvelerle sebzelerin raf ömrünü artırmak gibi yöntemlerin geliştirilebileceği ifade edildi.

Bilim insanları sonbaharda düzenlenen bir gıda erişimi zirvesi sonrasında bu mektup için çalışmalara başladı.

2011’de Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan Brian Schmidt, imzacısı olduğu mektupla ilgili şu ifadeleri kullandı: Bu hızlıca çözülebilir bir sorun. 25 yıl içinde milyarlarca insanı etkileyecek bir problem. Çözülmesi halinde kaybeden kimsenin olmayacağı bir mesele. Tek yapmamız gereken şey, bunu çözmek.

Schmidt, ABD gibi büyük devletlerin yanı sıra Gates Vakfı gibi dev sivil toplum kuruluşlarının bu konuda önayak olabileceğini söyledi.

2022’de Dünya Gıda Ödülü’nü kazanan NASA iklim etkileri araştırmacısı Cynthia Rosenzweig, bilim insanlarının gerekli araştırmaları yaptığını ancak daha fazla fonla daha hızlı mesafe kat edilebileceğini vurguladı.

Büyük patlama fizikçisi Robert Woodrow Wilson, Nobel ödüllü kimyager Jennifer Doudna, Dalai Lama, ekonomist Joseph E Stiglitz, NASA bilim insanı Cynthia Rosenzweig, Etiyopya asıllı Amerikalı genetikçi Gebisa Ejeta, Afrika Kalkınma Bankası Başkanı Akinwumi Adesina,

Nobel edebiyat ödülü sahibi Wole Soyinka ve kara delikler Nobel fizikçisi Sir Roger Penrose, 2024 Dünya Gıda Ödülü ortak sahibi ve ABD’nin küresel gıda güvenliği özel temsilcisi Cary Fowler tarafından koordine edilen çağrıya imza atanlar arasındaydı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

2024’te Ateşli Silahlardan Kaynaklanan Sivil Kayıplar Yüzde 67 Arttı

Silahlı Şiddete Karşı Eylem (AOAV), 2024 yılında, dünya genelinde 61 bin 353 sivilin ateşli silahlar nedeniyle ya hayatını kaybettiğini yada yaralandığını bildirdi.

İngiltere merkezli Silahlı Şiddete Karşı Eylem (AOAV), Küresel Silahlı Şiddet İzleme Raporu’nu açıkladı.

Raporda, İsrail’in Ortadoğu’daki saldırıları ve Ukrayna’daki Rus işgalinin 2024 yılındaki boyutunu gözler önüne seren yıllık çalışmada, 61 bin 353’e ulaşan sivil kaybının, verilerin kaydedilmeye başlandığı 2010 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı kaydedildi.

Rapora göre, İsrail güçleri 33 bin 910 sivili öldürerek veya yaralayarak sivil kaybının yüzde 55’ini oluştururken, Ukrayna’daki Rus saldırıları yüzde 19’la ikinci en yüksek ölüm ya da yaralanma nedeni oldu.

Raporda tespit edilen diğer sivil ölümlü çatışmalar Sudan ve Myanmar’da yaşanmış olsa da bunlar toplam kayıp sayısının yüzde 8’ini oluşturdu.

AOAV’dan Iain Overton rakamları üzücü olarak nitelendirerek “2024 yılı, özellikle Gazze, Ukrayna ve Lübnan’da patlayıcı şiddete maruz kalan siviller için felaket bir yıl oldu. Uluslararası toplum neden olunan zararın boyutlarını görmezden gelemez” ifadelerini kullandı.

Rapora göre, hava saldırıları ölüm ve yaralanmaların başlıca nedeni oldu. İsrail’in Gazze’de yoğun hava gücü kullanımını da gözler önüne seren verilerde hava saldırılarında kayıp sayısı iki katına çıkarak 30 bin 804’e ulaştı.

Rusya tarafından Ukrayna’daki hedeflere karşı yoğun olarak kullanılan füzeler ise geçtiğimiz yıl yüzde 46 oranında artış gösterdi.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Gazze Saldırılarının İsrail’e Maliyeti 34 Milyar Dolar

İsrail Maliye Bakanlığı, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların, ülkeye maliyetinin 125 milyar şekel (34,09 milyar dolar) olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 61 artarak 46 bin 645’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 281 artarak 110 bin 012’ye çıktı.

İsrail Maliye Bakanlığı, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların, ülkeye maliyetinin 125 milyar şekel (34,09 milyar dolar) olduğunu açıkladı.

Bakanlık ayrıca, Hamas ve Hizbullah’a yönelik saldırılar nedeniyle, aralık ayında bütçe açığının 19,2 milyar şekel (5,2 milyar dolar) olduğunu bildirdi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 61 artarak 46 bin 645’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 281 artarak 110 bin 012’ye çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

Son haftalarda İsrail ve Hamas ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması için bir anlaşmaya yaklaşmış gibi görünüyor.

Paylaşın

ABD’den İsrail’e “Gazze’de Derhal Ateşkes” Çağrısı

ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği bildirildi.

Haber Merkezi / Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonla görüştüğünü açıkladı.

Açıklamada, “Biden’ın Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği” aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, iki liderin “Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ardından değişen bölgesel koşullar, Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi ve İran’ın bölgedeki gücünün zayıflaması” konularını ele aldığı belirtildi.

Biden’ın ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Pazar günü CNN’e yaptığı açıklamada, tarafların bir anlaşmaya varmaya “çok ama çok yakın” olduğunu ancak hala sonuca ulaşmaları gerektiğini söylemişti.

Görevi Joe Biden’dan devralmaya hazırlanan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Netanyahu’yu güçlü bir şekilde destekliyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 28 artarak 46 bin 565’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 89 artarak 109 bin 660’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

Paylaşın

“İsrail, Suriye’yi Kantonlara Bölme Planı Yapıyor” İddiası

Israel Hayom Gazetesi, İsrail’in Suriye’yi özerk kantonlara bölmeyi planladığını yazdı. Haberde, İsrail’in böyle bir planla ilişkilendirilmesinin Suriye içinde güçlü bir muhalefetle karşılaşacağı da vurgulandı.

8 Aralık’ta muhaliflerin başkent Şam’ı ele geçirmesinin ardından İsrail, 1967’den beri işgali altındaki Golan Tepeleri’ni Güney Suriye’nin geri kalan kısmından ayıracak bir harekata girişmiş ve Birleşmiş Milletler devriyesindeki tampon bölgede ilerlemişti.

Israel Hayom gazetesinin haberinde İsrail kabinesinin, Suriye’yi etnik ve mezhepsel hatlar üzerinden özerk kantonlara bölme planını görüştüğü ve bu planın, Beşar Esad hükümetinin devrilmesinden bu yana İsrail yetkilileri tarafından dile getirildiği ifade edildi.

İsrail’in böyle bir planla ilişkilendirilmesinin Suriye içinde güçlü bir muhalefetle karşılaşacağı da vurgulandı.

Gazete, Savunma Bakanı İsrael Katz’ın çarşamba günü kabine toplantısına başkanlık ettiğini ve toplantıda Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun ele alındığını ileri sürdü. Ancak iddianın kaynağını açıklamadı.

Toplantıya katılan bakanların, İsrail’in Suriye’nin fiili lideri Ahmed eş-Şara hakkındaki endişelerini ve Suriye’deki Dürzi ve Kürt nüfusun “güvenliğini” ele aldığı iddia edildi.

Buna göre, İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, Suriye’deki durumu görüşmek üzere uluslararası bir konferans yapılmasını öneriyor. Cohen temel amaçlarının Suriye’deki silahlı gruplardan gelebilecek olası tehditlere karşı “İsrail’in kuzey sınırını güvence altına almak” olduğunu söylüyor.

8 Aralık’ta muhaliflerin başkent Şam’ı ele geçirmesinin ardından İsrail, 1967’den beri işgali altındaki Golan Tepeleri’ni Güney Suriye’nin geri kalan kısmından ayıracak bir harekata girişmiş ve Birleşmiş Milletler devriyesindeki tampon bölgede ilerlemişti.

Suriye’deki azınlık Dürzi topluluğu çoğunlukla ülkenin güneyinde, Golan Tepeleri yakınlarında yaşıyor.

Esad’ın devrilmesinden kısa bir süre sonra sosyal medyada yayılan bir videoda, Dürzilerin yeni İslamcı yönetimden korktuğu ve kasabalarının ilhak edilmesi için İsrail’e çağrıda bulunduğuna yönelik ifadeler yer alıyordu.

Ancak New Arab’ın haberine göre video Dürzi liderler tarafından yalanlanmıştı.

Öte yandan, Esad sonrası kurulan yeni yönetimin Şam Valisi Mahir Mervan, ABD’de yayın yapan NPR radyosuna verdiği röportajda İsrail’in ülkesinin topraklarına asker sokmasını “anlaşılır” bulduğunu belirtmiş ve barış sinyalleri yollamıştı.

Vali Mervan, ”İsrail yeni yönetim nedeniyle korkmuş ve endişelenmiş. Bu yüzden biraz ilerledi ve bombaladı,” demişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Nicolas Maduro Hakkında Bilgi Paylaşanlara ’25 Milyon Dolar’ Ödül

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanmasına yardımcı olacak bilgi ödülünü 25 milyon dolara çıkardığını duyurdu.

Haber Merkezi /Ödül, Nicolas Maduro’nun seçim zaferinin ardından üçüncü kez Venezuela Devlet Başkanı olarak yemin etmesinin ardından duyuruldu.

ABD ayrıca, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello yakalanması için 25 milyon dolar, Venezuela Savunma Bakanı Vladimir Padrino yakalanması için de 15 milyon dolar ödül koydu.

ABD Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Maduro’ya yakın yetkililere yönelik yeni vize kısıtlamaları getirdi ve bu yetkililerin “seçim sürecini baltalamaktan ve baskıcı eylemlerde bulunmaktan sorumlu” olduğunu belirtti.

İngiltere ise, insan hakları ihlalleri iddiasıyla yargıçları, askeri liderleri ve güvenlik güçlerini hedef alan 15 Venezuelalı yetkiliye yaptırım uyguladı.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, Maduro yönetimini “sahtekar” olmakla eleştirerek, demokratik değerleri aşındırmakla suçladı.

Ne olmuştu?

Venezuela Ulusal Seçim Konseyi Başkanı Elvis Amoroso, Maduro’nun oyların yüzde 51’ini aldığını, rakibi Edmundo Gonzalez’in ise yüzde 44 oy aldığını belirtmişti.

Ancak seçimlerde hile gerçekleştirildiğini iddia eden ve orduyu harekete geçmeye çağıran muhalefet, yüzde 70’le kendi adaylarının kazandığını açıklamıştı.

Muhalefet temsilcileri, seçim merkezlerindeki kampanya temsilcilerinden topladıkları sayımların Gonzalez’in Maduro’yu geride bıraktığını gösterdiğini söylemişti. Muhalefet lideri Maria Corina Machado, Gonzalez’in oyların yüzde 70’ini kazandığını açıklamıştı.

Eski bir diplomat olan 74 yaşındaki Gonzalez Urrutia sonuçların ilanının ardından, ordudan gerçek sonuçlara saygı göstermesini ve bu yönde hareket etmesini istemişti.

Muhalif siyasetçi Maria Corina Machado da “Venezuela halkı ve tüm dünyaya söylüyoruz ki ülkenin yeni başkanı Edmundo Gonzalez Urrutia’dır. Biz kazandık” demişti. Ordudan duruma müdahale etmesini isteyen Machado, “Halk konuştu ve Maduro’yu istemediğini söyledi. Tarihin doğru tarafında olma zamanı” ifadelerini kullanmıştı.

Devlet Başkanlığı Sarayı Miraflores’in önünde toplanan binlerce destekçisine seslenen Maduro, Ulusal Seçim Konseyinin (CNE) açıkladığı 28 Temmuz seçim sonuçlarına herkesin saygı duymasını istemişti.

Maduro, demokrasiyi savunmaya devam edeceklerini vurgulayarak “Sizler bana yetki verdiniz. Vatanımız için, halkımız için ülkemizde her daim barış olacak. Kimse şiddete başvurmaya kalkışmasın, faşizm yapmaya çalışmasın. Ayrışma ve kutuplaşma Venezuela’ya zarar verir. Sokaklarda şiddet olması, kime fayda sağlar?” ifadelerini kullanmıştı.

Barış insanı olduğunu söyleyen Maduro, “Ülkedeki siyasi partilere ve bütün sektör temsilcilerine diyalog çağrısında bulunuyorum. Halka ve anayasa saygılı olun. Herkesle konuşmaya hazırım” demişti.

Maduro, Venezuela’da faşizmin kaybettiğini kaydederek, “Ekonomik yaptırımlarla yapamadılar, saldırganlık ve tehditlerini bertaraf etmeyi başardık. Şimdi de yapamayacaklar ve asla başaramayacaklar. Venezuela halkının onuruyla oynamalarına asla müsaade etmeyeceğiz” diye konuşmuştu.

CNE’nin internet sitesinin yurt dışı kaynaklı “büyük” bir siber saldırıya maruz kaldığını da aktaran Maduro, olayla ilgili ulusal savcılığın soruşturma başlatacağını bildirmişti. Maduro, seçimleri takip eden uluslararası gözlemcilere de teşekkür etmişti.

ABD’den sonuçlara tepki

Sonuçlara ABD ve komşu ülkelerden de tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken sonuçların halkın tercihini yansıtmadığı konusunda ciddi endişeler olduğunu söylemişti.

Paylaşın

BM, İran’ın 2024 Yılında 900’den Fazla Kişiyi İdam Ettiğini Duyurdu

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), İran’ın 2024 yılında 31’i kadın olmak üzere 901 kişiyi idam ettiğini açıkladı. İran’da 2023 yılında 853 kişi idam edilmişti.

Haber Merkezi / İran’da 2025 yılının ilk haftasında ise en az 15 kişi idam edilirken, ülkede son dönemde en fazla idam cezası 2015 yılında uygulandı ve en az 972 kişi idam edildi.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre, 2023 yılında Çin hariç olmak üzere, dünya genelinde kaydedilen tüm idam infazlarının yüzde 74’ü İran’da gerçekleşti.

OHCHR, idamların çoğunun uyuşturucuyla ilgili suçlardan kaynaklandığını, ancak 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ahlak polisi gözetiminde hayatını kaybetmesiyle başlayan 2022 protestolarıyla bağlantılı siyasi muhaliflerin de idam edilenler arasında olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, “İran’da ölüm cezasına çarptırılanların her geçen yıl arttığını görmek çok rahatsız edici” dedi. Volker Türk, “İran’ın bu giderek artan idam cezalarını durdurmasının zamanı geldi” diye ekledi.

OHCHR sözcüsü Liz Throssell, “İdam edilen kadınların önemli bir bölümü ev içi şiddet, çocuk yaşta evlendirme ya da zorunlu evlilik kurbanları” diye konuştu. Throssel, cinayet suçundan idam edilen kadınlardan birinin, kızına tecavüz etmeye kalkışan kocasını öldürmekten hüküm giydiğini kaydetti.

İran yasaları, cinayet, uyuşturucu ticareti, tecavüz ve cinsel istismar gibi suçlara idam cezası öngörüyor. İnsan hakları örgütleri, Ayetullah Ali Hamaney liderliğindeki rejimi, 2022’deki kitle gösterileri sonrasında idam cezasını halkın gözünü korkutmak için kullanmakla suçluyor.

Paylaşın

Kuzey Kore, “Rakiplerine” Mesaj Olarak Hipersonik Füze Fırlattı

Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti resmi haber ajansı KCNA, yeni bir tür orta menzilli hipersonik balistik füzenin başarıyla test edildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / Devlet Başkanı Kim Jong Un, füze testine ilişkin yaptığı açıklamada, Pyongyang’ın “rakiplerine” ülkenin “meşru çıkarlarını savunmak için her türlü yolu kullanmaya tamamen hazır olduğunu açıkça gösterdiğini” ifadelerini kullandı.

Kuzey Kore, son yıllarda kıtalararası balistik füzeler, orta menzilli roketler ve hipersonik füzeler de dahil olmak üzere yoğun bir silah testi programı uyguluyor. Kuzey Kore, 2021 yılından bu yana ses hızının beş katından daha hızlı hareket eden ve engellenmeleri zor olan hipersonik füzeleri test ediyor.

Son füze testi, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Güney Kore ve Japonya’yı ziyareti sırasında yapıldı. Güney Kore ve Japonya, ABD’nin bölgedeki iki önemli müttefiki.

Blinken, Kuzey Kore’nin füze testini “BM Güvenlik Konseyi’nin birden fazla kararının bir kez daha ihlali” olarak kınadı ve Pyongyang’ı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı devam eden savaşına yaptığı maddi ve personel katkıları nedeniyle de eleştirdi.

Ukrayna’nın Ağustos 2024’te sürpriz karşı saldırı başlattığı Rusya’nın Kursk bölgesinde savaşmak üzere konuşlanmış 10.000’den fazla Kuzey Kore askerinin olduğu söyleniyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy son aylarda 3.800 kadar Kuzey Kore askerinin öldürüldüğünü ya da yaralandığını söyledi.

Paylaşın

ABD, Suriye’ye Yönelik İnsani Yardım Kısıtlamalarını Hafifletiyor

ABD, geçen ay Suriye lideri Beşar Esad’ı devrilmesinin ardından Suriye’deki geçiş hükümetine yönelik bazı kısıtlamaları hafifleterek insani yardımların girişine izin verdi.

Bu adım, ABD’nin Suriye’deki yeni geçiş hükümetine verdiği desteğin sınırlı olduğunu gösteriyor.

ABD, Beşar Esad’ın devrilmesi sonrası geçiş hükümetine insani yardım girişini kolaylaştırmak ve temel hizmetlerin iyileştirilmesi amacıyla Suriye’ye uygulanan bazı kısıtlamaları hafifletti. ABD Hazine Bakanlığı yönetimle bazı temel işlemler, enerji satışları ve buna bağlı işleri kapsayan altı ay geçerli bir kararname yayınlandı.

Bu adım savaşla harap olmuş ve on yılı aşkın süredir yaptırımlara maruz kalan ülkeye yönelik yaptırımları kaldırmıyor. Ancak yine de geçiş hükümetine sınırlı bir destek göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Washington’ın açıklamasında bu adımla ABD’nin ‘temel insani ihtiyaçların karşılanmasını, kamu hizmetlerinin sağlanmasını veya insani yardım faaliyetlerini engellememesini sağlama’ taahhüdünü vurguladığı ifade edildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo “Suriye’deki insani yardım ve bağlantılı yönetim birimlerini desteklemeye devam edecektir,” dedi.

20 Aralık’ta ABD’nin Ortadoğu’daki en üst düzey diplomatı olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Barbara Leaf, Suriye’nin başkenti Şam’da Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) lideri Ahmet Hüseyin eş-Şara – yaygın bilinen savaşçı adı ile Muhammed Colani- ile görüşmüştü. Görüşmenin ardından ABD, Şara için konulan 10 milyon dolarlık ödülün kaldırıldığını açıklamıştı.

Bu görüşmede ‘terörist’ grupların Suriye içinde ve dışında ABD’nin ortaklarına yönelik tehdit oluşturmaması gerekliliği üzerine odaklanıldığı bildirilmişti.

31 Aralık’taki ikinci görüşmede ise ABD’li yetkililer Suriye’deki yeni yönetimle bir araya gelerek ülkedeki son gelişmeleri ve ‘kapsayıcı bir siyasi sürecin gerekliliği’ni görüştü. Ayrıca yetkililerin sanayi, bankacılık ve teknoloji sektörlerini temsil eden Suriyeli iş insanlarıyla da görüştüğü de belirtilmişti.

Suriye lideri olan Beşar Esad, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki rejim karşıtı grupların 8 Aralık’ta Şam’ın kontrolünü ele geçirmesiyle Rusya’ya kaçmış ve 1963’ten beri iktidarda olan Baas Partisi’nin yönetimi sona ermişti.

ABD ve Birleşmiş Milletler, uzun süredir HTŞ’yi terör örgütü olarak tanımlıyor. Ancak Esad sonrası ülkeler Suriye’nin yeni yönetimiyle ilişkiler geliştirmeye başladı. Suriye’nin yeni yönetiminin ilk resmi dış ziyareti ise Suudi Arabistan’a oldu. Daha sonra farklı Körfez ülkeleri de ziyaret edildi.

2011’den Esad’ın düşüşüne kadar süren Suriye’deki iç savaş tahmini olarak 500.000 kişinin ölümüne neden oldu. Bu sebeple Esad yönetimine yönelik yaptırımlar da geldi.

Savaş nedeniyle Suriye’nin altyapısı da büyük ölçüde hasar görmüş durumda. Ülkede elektrik kesintileri sıkça yaşanıyor ve nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı yoksulluk içinde yaşıyor. Nüfusun yaklaşık yarısı, bir sonraki öğünün nereden geleceğini bilmiyor, enflasyon ise yükseliyor.

Yaptırımların kaldırılması yönündeki baskılar 2023’te Suriye ile Türkiye’yi vuran 6 Şubat depreminin ardından arttı. Binlerce kişinin öldüğü deprem Deprem, 59.000’den fazla insanın ölümüne ve altyapı hasarına yol açtı. Bu altyapı yaptırımlar nedeniyle de onarılamadı. ABD insani yardım için bazı muafiyetler açıkladıysa da bunlar yeterli olmadı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Afganistan’da 15 Milyon Kişi Açlık Riskiyle Karşı Karşıya

OCHA, 2025 yılında Afganistan’da yaklaşık 14,8 milyon insanın (ülke nüfusunun yaklaşık üçte biri) hayatta kalabilmek için insani yardıma ihtiyaç duyacağını açıkladı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), daha önce 22,9 milyon Afgan’ın (nüfusun yarısından fazlası) 2025 yılında yardıma ihtiyaç duyacağını tahmin etmişti.

Uluslararası yaptırımlar, dondurulan varlıklar ve dış yardımlardaki azalmanın yol açtığı ekonomik çöküş, Afganistan’da krizi daha da derinleştirmiş durumda.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın