Uluslararası Baskılara Meydan Okuyan İran, “Uranyum” Stokunu Artırıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, İran’ın yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stokunun yaklaşık 200 kilograma ulaştığını açıkladı.

Haber Merkezi / İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Grossi, İran’ın son dönemde uranyum zenginleştirme hızını yedi kat artırdığını belirtti.

Yüzde 60 zenginleştirme düzeyi nükleer silahlar için gereken yüzde 90 saflık düzeyine yakın ve UAEA standartlarına göre bu miktar, daha fazla zenginleştirme yapılması durumunda beş nükleer silah üretmek için gereken miktara yakın.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ise İran’ın nükleer silah geliştirmekten kaçınma niyetini açıklığa kavuşturarak bölge ülkeleri ve ABD ile ilişkilerini iyileştirmek için adımlar atması çağrısında bulundu.

Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan António Guterres, “En önemli konu İran ve İran, İsrail ve ABD arasındaki ilişkilerdir” dedi.

Guterres, İranlıların nükleer silahlardan vazgeçme konusunda kararlılıklarını açıkça ortaya koymalarını ve aynı zamanda bölgedeki diğer ülkelerle yapıcı ilişkiler kurmalarını umduklarını belirtti.

İran Stratejik İşler Başkan Yardımcısı Muhammed Cevad Zarif, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik rasyonel bir yaklaşım sergilemesini umduğunu belirterek, “İran hiçbir zaman nükleer silah edinmeye çalışmadı” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Zarif, “İran dünya için bir güvenlik tehdidi oluşturmuyor” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakai, İran’ın yeni ABD yönetiminin Tahran’a karşı “gerçekçi” bir yaklaşım benimsemesini umduğunu söyledi.

İsmail Bakai, “Yeni ABD hükümetinin politikalarının gerçekliğe ve İran milleti de dahil olmak üzere bölge ülkelerinin çıkarlarına saygıya dayalı olmasını umuyoruz” dedi.

İran, nükleer programının kesinlikle sivil amaçlara yönelik olduğunu savunurken, ABD ve UAEA’nın hazırladığı raporlarda, İran’da askeri nükleer faaliyetler olduğu belirtilmişti.

İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) arasında 2015 yılında imzalanan JCPOA (Joint Comprehensive Plan of Action), yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer programını sınırlamayı amaçlıyordu.

İran, uranyum zenginleştirmeyi sınırlamayı, nükleer stokunu azaltmayı ve UAEA denetimlerine izin vermeyi kabul etmişti.

İran, ABD’nin çekilmesinin ardından, JCPOA’ya uymayı kademeli olarak sonlandırdı ve uranyum zenginleştirmeyi önemli ölçüde artırdı.

Paylaşın

Gazze’nin Yüzde 88’i Yok Edildi; Maddi Kayıp 38 Milyar Dolar

Gazze Hükümeti Medya Ofisi, 470 gün süren İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılara ilişkin yıkıcı verileri ortaya koydu. Verilere göre, Gazze’nin yüzde 88’i yok edildi ve maddi kayıplar 38 milyar doları buldu.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 72 artarak 47 bin 107’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 56 artarak 111 bin 147’ye çıktı.

Gazze Hükümeti Medya Ofisi, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik 470 gün süren saldırılarına ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınladı. Rapora göre, Gazze’nin yüzde 88’i yok edildi ve maddi kayıplar 38 milyar doları buldu.

Raporda ayrıca, Gazze’de gerçekleştirilen 9 bin 269 katliam da belirtildi. Raporda, 2 bin 092 ailenin tamamen yok olduğu vurgulandı. Raporda, 12 bin 316 kadının, bin 155 sağlık personelinin, 94 sivil savunma çalışanının ve 205 gazetecinin öldürüldüğü belirtildi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 72 artarak 47 bin 107’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 56 artarak 111 bin 147’ye çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail ile Hamas arasındaki ateşkesin ne kadar kalıcı olacağı ile ilgili hararetli tartışmalar yürütülüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya baskı uygulayarak ateşkesin sağlanması konusunda önemli bir rol oynadığı belirtilen ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump, çok da umut verici konuşmadı.

Dün yemin töreni sonrasında Beyaz Saray’da ilk kararnamelerine imza attığı sırada kendisine Gazze’deki sağlanan ateşkesin sürdürüleceğinden emin olup olmadığı sorusu yöneltilen Trump, “Sürdürüleceğinden emin değilim” yanıtını verdi.

“Bu, bizim savaşımız değil, onların savaşı” sözlerini kaydeden Trump ayrıca Gazze’nin sahne olduğu devasa boyuttaki yıkıma dair fotoğrafları gördüğünü söyleyerek, soru işaretlerine yol açan şu ifadeleri kaydetti:

“Gerçekten de farklı bir şekilde yeniden imar edilmesi gerekecek… Gazze ilginç, deniz kenarında harikulade bir yer, en iyi iklime sahip, biliyorsunuz, her şey çok güzel. Burayla çok güzel şeyler yapılabilir, Gazze’yle fantastik şeyler yapılabilir.”

Trump ayrıca dün ilk iş olarak Joe Biden’ın Batı Şeria’daki güvenliği zedeleyen, Filistinlilerin topraklarını gaspeden, aşırıcılık yanlışı İsrailli yerleşimcilere yaptırım öngören kararını da kaldırdı.

Bu arada İsrail’in bugün işgal altındaki Batı Şeria’daki Cenin mülteci kampına düzenlediği hava saldırısında iki Filistinlinin öldüğü açıklandı. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada saldırının “terörle mücadele” amacıyla gerçekleştirildiği duyuruldu.

Bölge diken üstünde. Ateşkesin sekteye uğramaması için çağrılar yapılıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres taraflara taahhütlerini yerine getirme, anlaşmayı tam olarak uygulama çağrısı yaparak tüm rehinelerin serbest bırakılmasının sağlanması gerektiğini söyledi.

Kalıcı ateşkesin önemine vurgu yapan Guterres, Gazze’ye tüm engellere, zorluklara ve kısıtlamalara rağmen insani yardımı arttırmak için ellerinden geleni yapacaklarının altını çizdi.

Guterres, “Ortadoğu halklarının bu çalkantılı dönemden barış, onur ve umut ufkuyla çıkmalarını sağlama konusunda sorumluluğumuz var” dedi.

Paylaşın

Donald Trump, Resmen ABD’nin 47. Başkanı

ABD’nin 47. başkanı seçilen Donald Trump, Kongre’de düzenlenen yemin töreni ile resmen göreve başladı. Tören, soğuk nedeniyle, 1985’te Ronald Reagan’ın yemin töreninden sonra ilk kez kapalı mekanda yapıldı.

Haber Merkezi / Yemin törenini Başyargıç John Roberts yönetirken, Trump, “Amerika Birleşik Devletleri başkanlığı görevini sadakatle yerine getireceğine” ve “elinden gelenin en iyisini yaparak Anayasayı koruyacağına, savunacağına ve kollayacağına” söz vererek yeminini gerçekleştirdi.

Donald Trump’ın yemin törenine eski ABD başkanları Barack Obama, George W. Bush ve Bill Clinton da katıldı. İki eski First Lady Laura Bush ve Hillary Clinton da törendeki yerlerini aldılar, ancak Michelle Obama açılış törenine katılmadı.

Törende Amazon kurucusu ve sahibi Jeff Bezos, Apple CEO’su Tim Cook, Google CEO’su Sundar Pichai, Meta CEO’su Mark Zuckerberg gibi teknoloji dünyasının en etkili isimlerinden bazıları da yer aldı.

Ayinden kısa bir süre sonra ABD Başkanı Joe Biden ve First Lady Jill Biden, Donald Trump ve eşi Melania Trump’ı Beyaz Saray’da karşıladı. İlk kez bir araya gelen çiftler Kongre Binasına doğru yola çıkmadan önce birlikte çay içtiler.

Donald Trump, Kongre Binası’ndaki konuşmasında “Bugünden itibaren ülkemiz gelişecek ve tüm dünyada yeniden saygı görecek. Her ulusun gıpta ettiği bir ülke olacağız ve artık kendimizden faydalanılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

“En önemli önceliğimiz gururlu, müreffeh ve özgür bir ulus yaratmak olacak” diyen Trump, “Amerika yakında her zamankinden daha büyük, daha güçlü ve çok daha istisnai olacak” ifadesini kullandı.

“Şu andan itibaren Amerika’nın geriye gidişi sona eriyor” diyen Trump, “Bir değişim dalgası ülkeyi kasıp kavuruyor. Güneş ışığı tüm dünyayı aydınlatıyor ve Amerika bu fırsatı daha önce hiç olmadığı kadar iyi değerlendirme şansına sahip. Ancak öncelikle karşı karşıya olduğumuz zorluklar konusunda dürüst olmalıyız. Bol miktarda bulunsalar da dünyanın şu anda ABD’de tanık olduğu bu büyük ivme tarafından yok edilecekler” diye konuştu.

Trump, “Bugün biraraya geldiğimizde hükümetimiz bir güven kriziyle karşı karşıyadır. Uzun yıllar boyunca radikal ve yozlaşmış bir kurum vatandaşlarımızdan güç ve zenginlik elde etti” diye ekledi.

Donald Trump kimdir?

Donald Trump, 14 Haziran 1946’da New York’un Queens ilçesinde doğdu. Büyükbabasının 19’uncu yüzyılın sonlarında Almanya’nın Kallstadt kasabasından ABD’ye göç ettiği biliniyor.

Prestijli Wharton İşletme Okulu’nda eğitim gören Trump, 1986’da ekonomi alanında lisans diplomasıyla mezun oldu. 1970’ler ve 1980’ler boyunca “Trump Organization” adlı aile şirketini büyüttü, Trump Tower gibi önemli yapılar inşa etti. Birçoğu sonradan iflas etmiş oteller, kumarhaneler işletti.

Ayrıca “The Apprentice” adlı televizyon şovunun sunuculuğunu yaptı. 2004 yılında yayınlanmaya başlayan programda yarışmacılar Trump’ın şirketlerinde bir yıllık sözleşme kazanmak için mücadele ediyordu.

Trump, 2005 yılında Slovenyalı eski model Melania Knavs ile evlendi. Çiftin Barron adlı bir oğulları var. Daha öncesinde oyuncu Marla Maples ile evliydi. Marla Maples kızları Tiffany’yi Kaliforniya’da tek başına büyüttü. Trump’ın ilk eşi Ivana Zelnickova ile ise üç çocukları var.

Paylaşın

İsrail, İran’a Mı Saldıracak?

Al Arabiya English’e konuşan üst düzey bir Avrupalı ​​diplomat, Avrupalı ​​yetkililerin, Ortadoğu’daki son gelişmelerin ardından, İsrail’in İran’a saldırı kararı aldığına inandığını söyledi.

Haber Merkezi / Üst düzey diplomat, ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmeye hazırlandığı dönemde Avrupalı ​​yetkililerin, İran’ın nükleer tesislerine yönelik askeri saldırı riskini en aza indirmenin yollarını araştırmaya çalıştığını belirtti.

Diplomat, kendisinin İsrail’in olası bir saldırısını beklemediğini belirtirken, bazı Avrupa ülkelerinin, İran’ın nükleer silah elde etmesini önlemek için Donald Trump’ın ekibiyle diplomasi veya alternatif bir yaklaşımı belirlemek amacıyla görüşmelere başladığını söyledi.

İngiltere, Fransa ve Almanya, Kasım ayında Tahran’ın nükleer programı konusunda İranlı yetkililerle görüşmelerde bulunmuş ancak bu görüşmelere ilişkin herhangi bir ayrıntı açıklanmamıştı.

Aralık ayında üç ülke, İran’ın zenginleştirme kapasitesi konusunda “ciddi endişe” duyduklarını dile getirmiş ve Birleşmiş Milletler’in (BM) İran’a yönelik tüm yaptırımlarını yeniden yürürlüğe koyacak olan “snapback” mekanizmasının devreye sokulması olasılığı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Tahran’ın nükleer programının “geri dönüşü olmayan bir noktaya” yaklaştığını söylemişti.

Donald Trump, ABD’nin İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceğini sürekli vurguluyor. Trump’ın ekibine yakın kaynaklar, Trump’ın göreve dönmesinin ardından ABD’nin azami baskı politikasına devam edeceğini bildirdi.

Analistler ve diplomatlar ise, diplomatik bir çözüm bulmanın giderek daha da olası olmadığını söylüyorlar. Analistler ve diplomatlar, ABD veya İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine karşı askeri saldırıda bulunma olasılığının her zamankinden daha yüksek olduğunu belirtiyorlar.

Paylaşın

BM: 2025’te Yaklaşık 200 Bin Suriyeli Ülkesine Geri Döndü

2025 yılı başından bu yana yaklaşık 200 bin Suriyeli ülkelerine geri döndü. 2025 yılının ilk altı ayında yaklaşık bir milyon Suriyelinin ülkelerine geri döneceği öngörülüyor.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (UNHCR) Filippo Grandi, 16 Ocak itibarıyla yaklaşık 195 bin 200 Suriyelinin Suriye’ye geri döndüğünü söyledi.

Grandi, UNHCR’nin hem mültecilere hem de ev sahiplerine verdiği desteği artırmak amacıyla yakında Suriye ve komşu ülkeleri ziyaret etmeyi planladığını açıkladı.

UNHCR, 2024 yılında 550 binden fazla Suriyelinin ülkelerine döndüğünü, en fazla geri dönenin ise yüzde 23 ile Halep Valiliği’nde olduğunu tahmin ediyor.

Birleşmiş Milletler, 2025 yılının ilk altı ayında yaklaşık bir milyon Suriyeli mültecinin geri döneceğini öngörüyor.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki rejim karşıtlarının 27 Kasım’da başlattığı saldırılar, 8 Aralık’ta Beşar Esad rejiminin devrilmesiyle sonuçlanmıştı. Esad ailesi Rusya’ya kaçarken, HTŞ kurduğu hükümetin başına Muhammed Beşir’i getirmişti.

Paylaşın

ABD’nin Seçilmiş Başkanı Trump’ın Çin Planı Ortaya Çıktı

Cuma günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşen ABD’nin seçilmiş devlet başkanı Donald Trump’ın Pekin’e gitmek istediğini danışmanlarına söylediği aktarıldı.

Bir yandan 20 Ocak’ta başkanlık yemini etmeye hazırlanan Donald Trump diğer taraftan da yeni döneminde neler yapacağını planlıyor.

Çin merkezli Bytedance’in sahip olduğu sosyal medya uygulaması TikTok’un ABD’de yasaklanması ve Çin’den gelen ürünlere uygulanan gümrük vergisinin yüzde 60’a varan oranlarda artırılması gündemdeyken ABD’nin Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Trump’ın Pekin’e gitmek istediğini danışmanlarına söylediğini aktardı.

Trump ilk döneminde görevde bir yılını doldurmadan Asya devini ziyaret etmişti. Yeni döneminde de ilk yüz gün içinde Çin’e gitmek istediği haberde bildirildi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, cuma günü telefonla Trump’la görüşmüştü. İkilinin ticaret, fentanil, TikTok gibi pek çok konuyu ele aldığı ifade edilirken Trump kendi kurduğu sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, görüşmenin her iki ülke açısından da olumlu geçtiğini belirtmişti:

Beklentim, birlikte çok sayıda problemi çözmek ve buna derhal başlamayı umuyorum. Ticarette dengeyi sağlama, fentanil, TikTok ve diğer birçok konuyu tartıştık. Devlet Başkanı Şi ve ben dünyayı daha barışçı ve güvenli hale getirmek için mümkün olan her şeyi yapacağız.

Çin Dışişleri Bakanlığı da Şi Cinping’in “İki ülke arasında kapsamlı ortak çıkarlar ve geniş bir işbirliği alanı göz önüne alındığında, Çin ve Amerika dost ve ortak olabilir, birbirinin başarısına katkı sağlayabilir, hem iki ülkenin hem de dünyanın yararına ortak refahı ilerletebilir” ifadelerini kullandığını bildirmişti.

Tayvan sorununun Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğüyle ilgili olduğunu savunan Şi, ABD’nin soruna bu hassasiyetle yaklaşması gerektiğini öne sürmüştü.

Çin Dışişleri, ikilinin görüşmede Ukrayna krizi, İsrail-Filistin çatışması ve karşılıklı ilgi konusu diğer uluslararası ve bölgesel meselelerde de görüş alışverişinde bulunduğunu ve düzenli temaslar için stratejik iletişim kanalı oluşturulmasında anlaştığını da duyurmuştu.

Telefon görüşmesinde liderlerin Trump’ın muhtemel ziyaretini ele alıp almadığı henüz bilinmiyor. Trump’ın yemin töreninde Çin’i davet edilen Şi Cinping yerine Devlet Başkanı Yardımcısı Han Cıng temsil edecek.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İran’ın Başkenti Tahran’da İki Yüksek Mahkeme Yargıcı Öldürüldü

İran Yargıtay Başkanlığı, Tahran’daki mahkeme binası önünde düzenlenen saldırıda Ali Razini ve Muhammed Mukise adlı iki Yüksek Mahkeme yargıcının öldürüldüğünü duyurdu.

Haber Merkezi / Muhammed Mukise, 2009 muhalif Yeşil Hareketi’nin destekçilerini içeren davalar da dahil olmak üzere çok sayıda siyasi davaya başkanlık etmişti. Hem Avrupa Birliği hem de Amerika Birleşik Devletleri’nden insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırımlar altındaydı.

Ali Razini ise, yargıda birçok önemli görevde bulunmuş ve İran muhalefeti tarafından 1988’de siyasi tutukluların yargısız infazına karışmakla suçlanmıştı. Razini, 1998 yılında Tahran Başyargıcı olarak görev yaptığı sırada işyerinden ayrılırken düzenlenen bombalı saldırıda yaralanmıştı.

İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, iki hâkimin de uzun yıllardır “Ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlar, casusluk ve terörizm” davalarına baktığını belirtti.

Cihangir, “Geçen yıl yargı, casus ve terörist grupların kimliklerini tespit etmek için kapsamlı bir çaba harcadı ve bu da düşmanlar arasında öfke ve kızgınlığa yol açtı” ifadelerini kullandı. Cihangir’in verdiği bilgilere göre saldırı Yargıtay binasının önünde düzenlendi.

Tahran’daki Adalet Sarayı’nda meydana gelen saldırıda yargıçlardan birinin koruması da yaralandı. Saray aynı zamanda ülkenin yargı merkezi olarak da hizmet veriyor ve genellikle sıkı güvenlik önlemleri alınıyor.

Devlet haber ajansı IRNA, tabancalı saldırganın kendini öldürdüğünü belirtti. Yargıya bağlı Mizan haber ajansı, “İlk incelemelere göre, söz konusu kişinin Yüksek Mahkeme’de bir davası yoktu ve mahkeme şubelerinin müvekkili de değildi” dedi. “Şu anda bu terör eyleminin faillerinin tespit edilmesi ve tutuklanması için soruşturma başlatılmıştır.”

Paylaşın

İran, 1,2 Milyondan Fazla Afgan Göçmeni Sınır Dışı Etti

Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2024 yılında, İran’ın 1,2 milyondan fazla Afgan göçmeni sınır dışı ettiğini bildirdi.

Haber Merkezi / IOM açıklamasında, Avrupa Birliği’nin (AB) de aralarında bulunduğu uluslararası örgütlerin desteğiyle, sınır dışı edilen 324 binden fazla Afgan göçmene, insani yardımların ulaştığını vurguladı.

Sınır dışı edilen Afganlar, Taliban yönetimi altında ekonomik ve siyasi sorunlar ile karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler’e göre, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 24 milyon Afgan bu yıl insani yardıma muhtaç.

İranlı yetkililer, bu yılın sonuna kadar iki milyon Afgan göçmeni sınır dışı etmeyi planladıklarını duyurdu; Pakistan’dan da benzer sınır dışı işlemleri devam ediyor.

Taliban’ın Afganistan’da tekrar iktidara geri dönmesinin ardından çevre ülkelere göç arttı. Afgan göçmenlerin başlıca gittikleri ülkeler İran ve Pakistan.

İran ve Pakistan, onlarca yıldır milyonlarca Afgan göçmenlere ev sahipliği yapıyor. BM tahminlerine göre, İran ve Pakistan şu anda toplamda yaklaşık 7,7 milyon Afgan göçmene ev sahipliği yapıyor; bunların 4,5 milyonu İran’da, 3,2 milyonu ise Pakistan’da bulunuyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Tutuklu Gazeteci Sayısı Rekor Seviyeye Yaklaştı

Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) yayınladığı yeni rapora göre, 2024 yılında, dünya genelinde tutuklu bulunan gazeteci sayısı neredeyse tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Çin, İsrail ve Myanmar, gazetecilerin en çok tutuklayan ülke olurken, onları Belarus ve Rusya takip etti.

CPJ CEO’su Jodie Ginsberg, “Gazeteciler, siyasi yolsuzlukları, çevresel sorunları, mali usulsüzlükleri ifşa ettikleri için tutuklanıyor ve cezalandırılıyorlar; bunların hepsi günlük hayatımızı ilgilendiren konular” dedi.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), dünya genelinde basın özgürlüğünü destekleyen bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘nun aktardığı rapora göre, 1 Aralık 2024 itibarıyla dünya genelinde 361 gazeteci hapiste.

Daha önceki yıllarda yayınlanan raporlarda, zirvede ve üst sıralarda bulunan Türkiye, 2024 yılının değerlendirildiği son raporda 9’uncu sırada yer aldı. Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’nin artık “dünyanın en çok gazeteci hapseden” ülkelerinden biri olmadığını belirtti.

Gazetecileri Koruma Komitesi’nin 2024 raporunda, Türkiye’de halen 11 gazetecinin hapiste olduğu açıklandı. Türkiye’de hapiste bulunan gazetecilerden dördünün devlete karşı işlenmiş suçlardan müebbet hapis cezasına çarptırılmış kişiler olduğu kaydedildi.

Türkiye’de, 2024 yılında Kürt yanlısı medya kuruluşlarında çalışan gazetecilere yönelik baskının sürdüğü belirtilerek, “Türkiye’de terör örgütü olarak sınıflandırılan yasadışı PKK hakkında haber yapan gazetecilerin hedef alınıyor” ifadesi kullanıldı.

Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’de 2016‘da 83, 2017’de 73, 2018’de 68 gazetecinin hapiste olduğunu açıklamıştı. Türkiye, bu dönemde üst üste üç yıl en fazla gazetecinin hapiste tutulduğu ülkeler sıralamasının zirvesinde yer almıştı. Türkiye, 2019 yılında da hapisteki 47 gazeteci ile Çin’in ardından ikinci sırada gösterilmişti.

Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’de hapisteki gazetecilerin sayısını 2020 ve 2021 yıllarında 18, 2022’de 40 ve 2023 yılında 13 kişi olarak açıklamıştı.

Gazetecileri Koruma Komitesi, geçtiğimiz yıl en fazla gazetecinin Çin’de hapis tutulduğunu açıkladı. Rapora göre, Çin’de 50, İsrail’de 43, Myanmar’da 35, Belarus’ta 31, Rusya’da 30, Mısır’da 17, Vietnam’da 16, İran’da 16, Eritre’de 16, Azerbaycan’da 13, Türkiye’de 11 ve Suudi Arabistan 10 gazeteci hapiste tutuluyor.

Raporda, yıllardır dünyada en fazla gazetecinin hapiste olduğu ülke olduğu belirtilen Çin’deki sansür mekanizmasının bu ülkede hapsedilen gazetecilerin gerçek sayısını belirlemeyi oldukça zorlaştırdığı vurgulandı.

Gazetecileri Koruma Komitesi CEO’su Jodie Ginsberg, raporla ilgili yaptığı değerlendirmede, hapsedilen gazeteci sayısındaki artışa dikkati çekerek, “Sayılardaki artış herkes için bir uyanış çağrısı olmalı” dedi.

Ginsberg, gazetecilerin siyasi ve mali yolsuzlukları, çevresel sorunlar gibi günlük hayatı ilgilendiren tüm konularda yanlışlıkları ifşa ettikleri için cezalandırıldıklarını kaydetti.

Gazetecileri Koruma Komitesi, en fazla tutuklu gazetecinin Asya ülkelerinde bulunduğunu, 2024 yılı verilerine göre Asya ülkelerinde toplamda 111 gazetecinin hapiste olduğunu bildirdi.

Asya ülkelerinden, Çin, Myanmar ve Vietnam gibi önde gelen ülkelerde hapiste tutulan gazeteci sayısının geçen yılda da yüksek olmaya devam ettiği, Afganistan, Bangladeş, Hindistan ve Filipinler’in de gazetecileri hapseden ülkeler olarak dikkati çektiği belirtildi.

Belarus’ta 31, Rusya’da 30 ve Azerbaycan’da 13 gazetecinin hapiste olduğu, bu ülkelerde bağımsız medyaya yönelik devam eden baskıların 2024 yılında da sürdüğü aktarıldı.

Paylaşın

Mark Rutte: NATO’nun “Savaş Zihniyetine Geçmesi” Gerekiyor

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte,  savaşı önlemenin en etkili yolunun ona hazırlanmak olduğunu belirterek, NATO’ya üye ülkelerin savaş zamanı zihniyetine geçmesi gerektiğini söyledi.

Brüksel’deki NATO Askeri Komitesi toplantısında konuşan Rutte, savunma harcamalarının artırılması ve askeri kabiliyetlerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Askeri Komitesi, caydırıcılığı ve savunmayı güçlendirme, ortaklıkları genişletme ve Ukrayna’ya desteği sürdürme konularını görüşmek üzere 15 – 16 Ocak’ta Brüksel’de toplandı.

Toplantıda, Rusya, “NATO müttefiklerinin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlandı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, yaptığı bir açıklamada, Rusya’nın artan tehdidine karşı ‘ittifakın yeteri kadar hazır olmadığı’ uyarısında bulunup, acilen ‘savaş zamanı zihniyetine geçilmesi’ çağrısında bulundu.

Mark Rutte, “Savaşı önlemek istiyorsak, buna hazırlıklı olmalıyız. Savaş zamanı zihniyetine geçmemiz gerekiyor ve bu da savunmaya daha fazla bütçe ayrılması, savunma kabiliyetlerimizin artırılması anlamına geliyor” dedi.

Rutte, Rusya’nın Ukrayna ve NATO ile “uzun vadeli bir çatışmaya” hazırlandığının altını çizerek, mevcut güvenlik ortamını, kendi hayatındaki “en tehlikeli ortam” diye tanımladı.

“Dört ya da beş yıl sonra başımıza geleceklere hazırlıklı değiliz,” diyen Rutte, “NATO ülkelerinin yeni gerçekliğe uyum sağlamada savunma harcamalarına ağırlık vermesi gerekliliğinden” bahsetti.

Rutte, konuşmasının son bölümünde Ukrayna’ya arka çıkarak, savaşın gidişatını değiştirmede Kiev’in kritik önemine vurgu yaptı: “Savaşın sona ermesini, kalıcı barışın sağlanmasını istiyoruz.”

Paylaşın