Suriye’nin Yeni Yönetimi Rusya’dan Beşar Esad’ı İstedi

Suriye’de yönetimi ele geçiren Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) lideri Ahmed eş-Şara’nın Rusya’dan Beşar Esad’ın iadesini talep ettiği belirtildi. Rusya’dan konuya ilişkin bir açıklama yapılmadı.

Suriye’de Beşar Esad rejiminin Aralık ayında devrilmesinden sonra Rusya’dan ilk kez üst düzey bir heyet Şam’a giderek yönetimi ele geçiren Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) lideri Ahmed eş-Şara ile görüştü.

Esad’ın Rusya’ya kaçması sonrasında Suriye’deki iki Rus askerî üssünün durumu Moskova açısından gündemin en önemli maddesiydi. Akdeniz kıyısındaki Tartus ve Hmeymim, Rusya’nın eski Sovyetler Birliği toprakları dışında yurt dışındaki tek askeri üsleri konumunda.

Rusya Dışişleri Bakanlığından dünkü görüşmelerle ilgili bugün yapılan açıklamada, görüşmelerde “açık sözlü” istişarelerde bulunulduğu, Rus heyetinin Suriye’nin birliği, toprak bütünlüğü ve egemenliğine verilen desteği vurguladığı bildirildi.

Ancak Rus üslerinin geleceği ya da Suriye’deki yeni yönetimin, üslerdeki faaliyetin sürdürülmesi karşılığında ne talep ettiğine dair bilgi verilmedi.

Reuters haber ajansına konuşan görüşmelerle ilgili bilgi sahibi Suriyeli bir kaynak, Ahmed eş-Şara’nın Rusya’dan Beşar Esad’ın iadesini talep ettiğini belirtti.

Suriye resmi haber ajansı Sana da iç savaş döneminde Esad’ın en büyük destekçisi konumundaki Rusya’dan, “tazminat, yeniden imar, telafi gibi somut önlemler” yoluyla güveni yeniden tesis etmesinin istendiğini bildirdi.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, Rusya’dan Esad’ın iadesi ya da tazminat talep edilip edilmediği yönündeki soruyu yanıtsız bıraktı.

Suriye’deki yönetim, Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov başkanlığındaki Rus heyetle yapılan görüşmeler sonrasında dün yaptığı açıklamada “ilişkilerin onarılması sürecinin geçmişteki hataların da ele alınmasını ve Suriye halkının iradesine saygıyı gerektirdiği, ayrıca Suriye halkının çıkarlarına hizmet etmesi gerektiği” mesajı vermişti.

Reuters’a konuşan Suriyeli kaynak, Rus tarafının görüşmelerde geçmişte hata yaptığını kabul etmeye yanaşmadığını, görüşmelerde üzerinde mutabakata varılan tek noktanın, istişarelerin devam etmesi olduğunu kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriyelilerin Yaklaşık Yüzde 30’u Ülkelerine Dönmek İstiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Ortadoğu ülkelerinde yaşayan milyonlarca Suriyeli mültecinin yaklaşık yüzde 30’unun gelecek yıl ülkelerine dönmeyi planladığını söyledi. Grandi, geçen yıl bu oranın yüzde 0’a yakın olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Suriye’nin başkenti Şam’da gazetecilere konuşan Filippo Grandi, ayrıca Beşar Esad’ın düşüşünden bu yana yaklaşık 200 bin Suriye mültecinin geri döndüğünü ve Hizbullah-İsrail çatışması sırasında Lübnan’dan Suriye’ye kaçan 300 bin kişinin daha olduğunu söyledi.

BM Mülteci Ajansı’nın (UNHCR) son verilerine göre; Türkiye, toplam 3.112.683 en fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke olurken, Lübnan ise 774.697 Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Almanya, Avrupa’da 716.728 Suriyeli mülteciye ev sahipliği ile başı çekiyor.

Bu mültecilerin dönüşü, yeni Suriye hükümetinin temel hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Grandi, iç savaş sırasında büyük şehirlerin büyük bir bölümünün yıkıldığını, kamu hizmetlerinin çöktüğünü ve Suriyelilerin büyük çoğunluğunun yoksulluk içinde yaşadığını kabul etti. Batı’nın hala Suriye’ye yaptırım uyguladığını belirten Grandi, “Durum vahim ve bazı yaptırımların kaldırılması insanların geri döndüğü bölgelerdeki koşulların iyileştirilmesine yardımcı olabilir” dedi.

Geri dönen Suriyelilerin birçoğunun taşınma maliyetlerini karşılamak için eşyalarını sattığını vurgulayan Grandi, BM kuruluşlarının taşınma ve gıda için bir miktar mali yardım sunduğunu ve ayrıca yıkılan evlerin en azından bir kısmının yeniden inşasına yardımcı olduğunu söyledi. Grandi, “Geri dönen ve geri dönmek isteyen Suriyelilerin daha fazla desteğe ihtiyaç var, yaptırımların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum” diye ekledi.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Grandi, ABD yönetiminin dış yardım programlarını önemli ölçüde azaltma yönündeki son kararına doğrudan yorum yapmadı.

Paylaşın

AB’den Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Hafifletmede İlk Adım

Avrupa Birliği (AB), Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesi ve Heyet Tahrir Şam’ın yönetimi ele geçirmesi sonrası, Suriye’ye yönelik kapsamlı yaptırımları hafifletmede ilk adımı attı.

Brüksel’de bir araya gelen AB dışişleri bakanları, Suriye’ye karşı 14 yıldır uygulanan yaptırımlardan bazılarını gevşetme kararı aldı. Bakanların üzerinde anlaştığı yol haritası gereği ilk etapta enerji, havacılık ve finans alanındaki yaptırımlar gevşetilecek.

BBC Türkçe’den Güven Özalp’in aktardığına göre; AB dışişleri bakanlarının toplantısından çıkan yol haritası siyasi ilke kararı niteliğinde. AB yetkilileri teknik çalışmaların önümüzdeki haftalarda tamamlanmasını öngörüyor. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra yaptırımlar gevşetilecek.

AB Dişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, benimsenen yaklaşımın Suriye ekonomisine ivme kazandırabileceğine ve ülkenin yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olabileceğine vurgu yaptı.

Kallas, AB’nin yaklaşımını, “Hızlı hareket etmeyi hedeflerken durumun daha da kötüleşmesi halinde rotayı tersine çevirmeye hazır olduğumuzu da biliyorsunuz. Buna paralel olarak insani yardım ve toparlanma çabalarını da artıracağız” sözleriyle özetledi.

Üzerinde anlaşılan yol haritası gereği AB adım adım ve şarta bağlı olarak ilerleyecek. Yeni Suriye yönetimi AB’nin beklentilerini karşılayan olumlu adımlar attığı sürece yaptırımları gevşetme yaklaşımı korunacak ve ilk aşamada gevşetilen yaptırımlara yenileri eklenebilecek.

Suriye, AB beklentilerini görmezden gelir ya da tersine adımlar atarsa Brüksel’in tutumu da olumsuza dönecek. Gevşetilen yaptırımların tekrar tam şekilde devreye sokulması gündeme gelecek.

AB, Suriye yönetiminin insan haklarının korunmasına önem vermesini, kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesini, yeni anayasa hazırlamasını ve mümkün olan en kısa sürede seçim düzenlemesini istiyor. Suriye, en fazla yaptırım uygulanan ülkelerden biri.

Yaptırımların gevşetilmesi Suriye’yle diplomatik ilişkileri 2011’de kesen AB’nin bu ülkeye yönelik politikasında önemli bir dönemeç niteliğinde. AB’nin gevşetme hamlesi hem Suriye ekonomisine yapacağı katkı hem de yeni yönetimin uluslararası alandaki meşruiyetinin güçlendirilmesi açısından önemli bulunuyor.

Finans sektörü AB’nin yaptırımlarla hedef aldığı sektörlerin başını çekiyor. Bu alandaki yaptırımların ana amacı Esad rejiminin savaş makinesinin desteklenmesinin önüne geçilmesiydi. AB sektöre ilişkin yaptırımları çok geniş bir yelpazeye yaydı.

Yeni yönetim ise AB’yle finansal bağları düzeltmek istiyor. AB de finansal sektörün yeniden inşaya destek olmak, altyapının ve kamu hizmetlerinin doğru şekilde işlemesini sağlamak için kritik önemde olduğu görüşünü paylaşıyor.

Suriye’nin petrol ve doğalgaz endüstrisi başta olmak üzere enerji sektörü AB yaptırımlarında önemli yer tutuyor. AB, Suriye ham petrol ve rafine petrol ürünlerinin satın alınmasını, ithalini ve taşınmasını yasaklamıştı.

Katı yaptırım politikasının da etkisiyle bir dönem günlük petrol üretimi 400 bin varil seviyesinde olan Suriye’deki mevcut üretimin yüz bin varilin altında olduğu belirtiliyor. Elektrik üretimi de yaptırımlardan yoğun şekilde etkilendi. Enerji ve elektrik altyapısı Suryelilerin günlük yaşamlarının iyileştirilmesi açısından önemli bulunuyor.

AB, ulaştırma sektörü için de sert yaptırım uyguluyor. Suriye Arap Havayolları gibi Suriyeli şirketlerin işlettiği uçuşların gerçekleştirildiği uçakların AB havalimanlarına inmesine izin verilmiyor. AB ülkelerinden Suriyeli şirketlere jet yakıtı ihraç edilemiyor.

Suriye’ye giden kargo araçları da Avrupalı yetkililer tarafından yasaklı ürün taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesi için kontrol ediliyor. Ulaştırma ülkenin dış bağlantılarının sağlanması açısından önemli görülüyor. AB özellikle Suriye’deki havalimanlarının tam operasyonel hale gelmesine öncelik veriyor.

AB, Suriye’ye silah ambargosunu sürdürüyor. Şu aşamada bu alana ilişkin yaptırımlara dokunulması gündemde değil. Kallas da bunu net şekilde dile getirdi. Yaptırımlarla Esad ile çevresi ve yakın çalıştığı kişi ve kuruluşlar da hedef alınıyor.

Suriye’de kişi ve kurumlara yönelik yaptırım listesi son olarak Baas rejiminin çökmesinden iki hafta önce güncellenmişti. AB’nin 25 Kasım 2024’te güncellediği listede yaptırım uygulanan birey sayısı 318, kurum sayısı ise 86’ydı. AB, bu listeye ilişkin yaptırımları sürdürecek.

AB, Suriye’ye yoğun şekilde yaptırım uygulasa da bunlar, ülkenin herhangi bir noktasına insani yardım ulaştırılmasını engellemeyecek şekilde tasarlandı. AB ve üye ülkeleri, 2011’den bu yana Suriye halkı için 35 milyar euro’nun üzerinde bir kaynağı harekete geçirdi.

AB, 2017’den bu yana her yıl düzenlediği, Suriye ve bölgenin geleceğini destekleme konulu Brüksel Konferansı’yla Suriye’yi uluslararası siyasi gündemde üst sıralarda tutmayı, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi ve sivil toplumla diyalog kurmayı amaçladı.

HTŞ, AB’nin terör listesinden çıkacak mı?

AB, Suriye’de yönetimde olan Hayat Tahrir el Şam’ı (HTŞ) şu aşamada terör örgütü olarak görmeye devam ediyor. AB, HTŞ’yi listeye alma konusunda Birleşmiş Milletler’i izledi.

BM’nin bu örgütü terör örgütü ilan ettiği karar AB mevzuatına entegre edildi. Gelinen aşamada HTŞ’yi bu statüden çıkarmak için BM’nin adım atmasnı bekleme eğilimi ağır basıyor.

AB ve üye ülkelerinden bazıları HTŞ yönetimiyle doğrudan temas kurdu. Bazı üye ülkelerin temasları bakanlar düzeyinde oldu.

Paylaşın

Almanya’da Milletvekili Gökay Akbulut’a Irkçı Saldırı

Almanya Sol Parti Federal Meclis Miletvekili Gökay Akbulut, Baden Württemberg eyaletinde Stuttgart kentine doğru seyahat ederken ırkçı saldırıya maruz kaldığını açıkladı.

Gökay Akbulut, “Siyasi sağın taleplerini benimsemek yerine, ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı net bir duruş sergilemeliyiz. Ülkemizdeki durum son derece tehlikelidir ve tavırlı bir politika gerektirmektedir” ifadelerini kullandı.

Almanya’da Sol Parti’nin Federal Meclis miletvekilerinden Gökay Akbulut, hafta sonu tren yolculuğu sırasında futbol taraftarlarının saldırısına uğradığını söyledi. Akbulut, Baden Württemberg eyaletinde Stuttgart kentine doğru seyahat ederken karşı karşıya kaldığı saldırıyı Instagram hesabından paylaştı.

Akbulut’un açıklamasına göre trende bulunan VfB Stuttgart futbol kulübünün taraftarları kendisine cinsel tacizde bulunarak ırkçı hakaretler etti. Grubun aşırı sağcı AfD partisi lehine sloganlar attığını yazan Akbulut, olayları cep telefonu kamerası ile kayda aldı. Taraftarlardan birinin de kafasına bira şişesi fırlattığını yazdı.

Saldırı karşısında şoka girdiğini ve trenden hemen inerek polisi aradığını anlatan Akbulut, yaralarının hastanede tedavi edildiğini söyledi.

Instagram hesabındaki açıklamasında Almanya’daki göç tartışmalarına değinen Akbulut, “Göçün her şeyin sorumlusu olarak gösterildiği hararetli bir toplumsal ruh hali, göç geçmişi olan insanlara yönelik bu tür saldırıları mümkün kılıyor” dedi.

Hristiyan Birlik partilerine (CDU/CSU) üsluplarını yumuşatmaları çağrısında bulunan Akbulut, “Siyasi sağın taleplerini benimsemek yerine, ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı net bir duruş sergilemeliyiz. Ülkemizdeki durum son derece tehlikelidir ve tavırlı bir politika gerektirmektedir” ifadelerini kullandı.

Almanya’da Aschaffenburg kentinde Afgan kökenli bir göçmenin biri çocuk iki kişiye yönelik bıçaklı saldırısı, 23 Şubat erken genel seçimlerine geri sayımın başladığı Almanya’da düzensiz göç tartışmalarını alevlendirdi.

Geleneksel olarak merkez sağdaki Hristiyan Birlik partileri, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin söylemlerini kullanmakla eleştiriliyor. Birlik partilerinin başbakan adayı Friedrich Merz, Almanya’ya göçün sınırlandırılması için sert önlemler alınmasını istiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024’te ABD’nin Silah İhracatı Rekor Kırarak 318 Milyar Dolar Oldu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, 2024 yılında silah ihracatının bir önceki yıla göre, yüzde 29 artışla 318 milyar 700 milyon dolara ulaşarak rekor kırdığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında müttefik ülkelere savunma harcamalarını önemli ölçüde artırmaları çağrısında bulunmuştu. Donald Trump, NATO’ya üye ülkelerinin GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunmaya ayırmalarını savunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, ABD’nin yabancı ülkelere askeri teçhizat satışı yüzde 29 oranında arttı ve 318,7 milyar dolara ulaştı. Özellikle batılı ülkelerin Ukrayna’ya silah yardımı yapmak amacıyla stoklarını arttırdıkları ve bu sebeple de satışların etkilendiği ifade ediliyor.

Biden yönetiminin son yılındaki silah satışlarındaki artışlar, Lockheed Martin, General Dynamics ve Northrop Grumman gibi şirketlerin performanslarında güçlü artış beklentilerini de yükseltti. Reuters haber ajansına değerlendirmede bulunan analistler de dünya genelindeki çatışma ortamı nedeniyle bu savunma sanayi şirketlerinin hisselerinde artışlar beklendiğini ifade ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık seçimi kampanyası boyunda NATO üyesi ülkelerin savunma bütçelerini toplam bütçelerinin yüzde 5’ine denk gelecek seviyeye yükseltmelerini isteyeceğini söyledi. Ancak şu an ABD dahil hiçbir ülke toplam bütçesinin yüzde 5’ini savunmaya ayırmıyor. Ayrıca mevcut durumda çok sayıda NATO ülkesi mevcut yüzde 2’lik yatırım oranını da karşılayabilmiş değil.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Ukrayna’ya yapılan silah yardımları çok sayıda ülkenin ve ABD’nin de mevcut stoklarının azalmasına neden oldu. Bu da ülkelerin yeni ihaleler ve alımlar yapması anlamına yani fazladan savunma harcamaları anlamına geliyor.

Bu noktada ABD Dışişleri Bakanlığı da silah satış ve transferlerini “bölgesel ve küresel güvenlik üzerinde uzun vadeli potansiyel etkileri olan önemli ABD dış politika araçları” olarak tanımladı.

ABD’nin yapacağı satışlar arasında Türkiye’ye 23 milyar dolarlık F-16 savaş uçakları modernizasyon kitleri satışı, İsrail’e 18,8 milyar dolarlık F-15 savaş uçakları ve Romanya’ya 2,5 milyar dolarlık M1A2 Abrams tankları satış anlaşmaları son dönemde öne çıkan anlaşmalar olarak dikkat çekiyor.

Bu siparişlerin birçoğu ABD savunma şirketleri için artan yeni kazançlar anlamına geliyor. Öte yandan önümüzdeki dönemde yüz binlerce topçu mermisi, Patriot füze sistemleri ve zırhlı araç siparişlerinin de savunma sanayini daha da ön plana çıkarması bekleniyor.

Diğer hükümetler ABD silahlarını iki ana kanaldan tedarik ediyor: savunma şirketleriyle müzakere edilen doğrudan ticari satışlar veya ABD hükümeti aracılığıyla, genellikle elçiliklerdeki Savunma Bakanlığı yetkilileri aracılığıyla koordine edilen yabancı askeri satışlar. Her iki yöntem de ABD yönetiminin onayı gerekiyor.

Doğrudan ticari satışlar 2023 yılında 157,5 milyar dolar iken 2024 mali yılında 200,8 milyar dolara ulaşmıştı. Bu arada, hükümet tarafından kolaylaştırılan yabancı askeri satışlar bir önceki yıl 80,9 milyar dolar iken 2024’te 117,9 milyar dolara yükseldi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan Nükleer Çatışma Riski Uyarısı

Rusya Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Sergey Şoygu, uluslararası alanda büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabetin tırmanmasının nükleer çatışma riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Sergey Şoygu, TASS’a yaptığı açıklamada, “Küresel çapta artan çatışmalar ve yoğunlaşan jeopolitik rekabet ortamında, nükleer güçler de dahil olmak üzere büyük güçler arasında şiddetli çatışma riskleri artıyor” dedi.

Şoygu, “Kiev’e yapılan büyük mali harcamalara ve kapsamlı desteğe rağmen Batı, Ukrayna’daki özel askeri operasyonun gidişatını değiştiremedi. Birincil bahsin yine Rusya’yı istikrarsızlaştırmaya kaydırılması öngörülebilir. Bu konuda proaktif önlemler alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu tür önlemlerin Rusya’nın güvenlik konseptinde de yer aldığını açıklayan Şoygu, “Dost olmayan ülkelerin Rusya ve Belarus’un içişlerine müdahale girişimlerinin” devam ettiğini vurguladı.

Şoygu, yabancı istihbarat örgütlerinin sabotajlarla iç durumu etkilemeye yönelik sürekli girişimlerde bulunduğunu söyledi ve ekledi: Batı bu amaçla bilgi kaynaklarını, sivil toplum örgütlerini ve kurumları kullanıyor.

“NATO, nükleer silahların kullanımı için eşiği sürekli olarak düşürüyor ve askeri planlamasında nükleer bileşeleri artırıyor” diyen Sergey Şoygu, “Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin eylemleri, kitle imha silahları için silah kontrol mekanizmalarının ve yayılmayı önleme çerçevelerinin bozulmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Şoygu, “Güncellenen ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi ve 2022’de güncellenen NATO’nun stratejik konsepti, önemli güvenlik tehdidi olarak algılanan Rusya ve müttefiklerine karşı ‘küresel çatışma’ ihtiyacını açıkça belirtiyor” dedi.

Paylaşın

Trump’tan İş Dünyasına Gümrük Vergileri Tehdidi

Beyaz Saray’dan Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na video konferansı yoluyla bağlanan ABD Başkanı Donald Trump, “Gelin üretiminizi Amerika’da yapın ve biz size dünyadaki en düşük vergileri uygulayalım” dedi ve ekledi:

“Ama şayet ürününüzü Amerika’da üretmezseniz, o zaman işte çok basit: Farklı oranlarda gümrük vergisi ödemek zorunda olacaksınız… Bu gümrük vergileri, ekonomimizi güçlendirmek ve borcumuzu ödemek için milyarlarca hatta trilyonlarca doları bizim hazinemize yönlendirecek.”

Donald Trump, Rusya – Ukrayna savaşının yol açtığı “büyük çaplı can kayıplarından” yakınırken, bu savaşın sona ermesini sağlamak için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakında görüşmek istediğini açıkladı.

Trump, Ukrayna savaşını sona erdirme çabalarına Çin’den katkı beklediklerini duyurdu.

ABD Başkanı, Çin ile ülkesi arasındaki ilişkileri “çok iyi” olarak nitelendirirken, Pekin yönetiminin Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını sona erdirmeye yardımcı olabileceğini umduğunu, Çin’in bu konuda ciddi bir ağırlığı bulunduğunu da sözlerine ekledi.

Trump, “Umarım birlikte iş birliği yapıp bu savaşı sona erdirebiliriz” dedi.

Donald Trump, Davos konuşmasında bir kez daha AB’yi hedef aldı. AB’ye “Bize çok ama çok adaletsiz ve çok kötü davranıyorlar” sözleriyle sitem eden ABD Başkanı, ABD’ye milyonlarca otomobil gönderen AB’yi ABD’den tarım ürünleri ve otomobil almamakla suçladı.

Trump, “Yapıcı olmaya çalışıyorum, çünkü Avrupa’yı seviyorum” demekle birlikte yapıcı olmakta güçlük çektiğini kaydetti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump Dünya Ekonomik Forumu’nun yapıldığı Davos’taki katılımcılara video konferans aracılığıyla seslendi. Trump iş dünyası liderlerine ürünlerini ABD’de üretmemeleri halinde gümrük vergileriyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu.

İş dünyası liderleri daha önce kapsamlı ithalat vergileri getireceğini ve yeni uygulamanın 1 Şubat’tan itibaren başlayabileceğini söyleyen Trump’ın gümrük vergilerine ilişkin somut planlarını merakla bekliyordu.

Pazartesi günü başkanlık görevini devralan Donald Trump, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda ilk kez küresel iş dünyası liderlerine ve siyasi liderlere seslendi.

ABD Başkanı Donald Trump Davos’taki katılımcılara hitaben yaptığı konuşmada, yeni gümrük vergileri getirme uyarısında bulunduğu Kanada ve Avrupa Birliği’ni eleştirdi; ABD’nin ticaret açığından bu ülkelerin ithalat politikalarını sorumlu tuttu.

Trump’ın gündeminde görevi devralmadan önce ABD’nin 51. eyaleti olmasını gündeme getirdiği Kanada da vardı. Başkan Trump, “Kanada dahil diğer ülkelerden saygı talep edeceğiz. Kanada ile çok büyük bir açığımız var. Bu artık olmayacak. Her zaman eyalet olabilirsiniz ve eğer eyalet olursanız, açığımız olmaz, size gümrük vergisi uygulamak zorunda kalmayız” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı, şirketlerin gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmak istemiyorlarsa ürünlerini ABD’de yapmaları gerektiğini söyledi; “Dünyadaki her şirkete mesajım çok basit. Gelin ürünlerinizi Amerika’da yapın ve biz de size dünya üzerindeki en düşük vergileri uygulayalım. Ama ürünlerinizi Amerika’da yapmazsanız o zaman gümrük vergisi ödemek zorunda kalacaksınız” dedi.

“Putin’le yakın zamanda görüşmeyi istiyorum”

Başkan Trump, Ukrayna ile savaşın sonlandırılmasını sağlamak için Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le yakın zamanda görüşmeyi istediğini söyledi.

Rusya işgali altındaki Ukrayna’da yaklaşık 3 yıldır devam eden savaş için, “Bu savaşı sona erdirmek zorundayız” dedi; ABD’nin bir barış anlaşmasının sağlanmasına yönelik çabalarının olduğunu söyledi ancak ayrıntı vermedi.

Ukrayna topraklarının bir kısmı, 2022 yılı Şubat ayından bu yana Rusya işgali altında. Bu hafta başında Donald Trump, Moskova’nın savaş konusunda bir anlaşmaya varmaması halinde yüksekdüzeyde yaptırım ve ithalat ürünlerine gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Başkan Trump nükleer silahların azaltılması konusunda da çalışmak istediğini; Rusya ve Çin’in kendi silah kabiliyetlerini azaltmasını destekleyebileceklerini söyledi.

Rusya Cumhurbaşkanı Putin Ukrayna’ya karşı savaşta nükleer silah kullanma tehdidinde bulunmuştu.

Rus lider nükleer güçlerini bir süredir modernize ediyor ve ABD ile Rusya arasında silahların sınırlandırılması anlaşması New START’ın yerine yeni bir anlaşmaya varılmasına yönelik Washington’la görüşmeleri reddetmişti.

ABD’li yetkililer Kasım ayında Putin’in 2023 yılında anlaşmayı askıya almış olmasına rağmen anlaşma kapsamında belirlenen sınırlar dahilinde kaldığını belirtmişti.

ABD Başkanı Donald Trump küresel petrol fiyatlarını, faiz oranlarını ve vergileri düşürmek istediğini söyledi; ülkeleri ürünlerini yurtdışında üretmeleri halinde gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacakları konusunda uyardı.

Başkan Trump Suudi Arabistan ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) petrolün maliyetini düşürmelerini isteyeceğini belirtti; aynı zamanda Riyad’dan 600 milyar dolarlık ABD yatırım paketi miktarının 1 trilyon dolara çıkarılmasını talep edeceğini söyledi.

Başkan Trump’ın açıklamalarının ardından petrol fiyatlarında yüzde 1’den fazla bir düşüş yaşandı.

ABD Başkanı Trump yabancı liderlerle ilk telefon görüşmesini de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la gerçekleştirdi.

Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada iki liderin Ortadoğu’ya istikrarın getirilmesi, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve terörle mücadeleye yönelik çabaları görüştüğü belirtildi.

Açıklamaya göre Başkan Trump ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’ın önümüzdeki dört yıl boyuncaki ekonomik amaçları ve planlarının yanısıra ABD ve Suudi Arabistan’ın karşılıklı refahını arttırmaya yönelik ticaret ve diğer fırsatları ele aldıkları kaydedildi.

ABD’yi yapay zeka, kripto para ve fosil yakıt merkezi haline getirmek istediğini belirten Başkan Trump, Avrupa Birliği’nin vergilendirme düzeyine de yüklendi.

Başkan Trump, “ABD dünya üzerindeki her ülkeden daha fazla petrol ve gaz miktarına sahip. Bunu kullanacağız. Bu tüm mal ve hizmetlerin maliyetini azaltmakla kalmayacak aynı zamanda ABD’yi bir imalat süper gücü haline getirecek” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD, İran’ı “Snapback” Yaptırımlarıyla Tehdit Ediyor

Donald Trump yönetiminin, İran’ın nükleer taahhütleri ihlal ettiği iddiasıyla bu ülkeye yaptırımların yeniden uygulanmasını amaçlayan BMGK’daki  “Snapback” mekanizmasını harekete geçirmeye hazır olduğu bildirildi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak atanan Elise Stefanik, Donald Trump’ın bu konudaki kararlılığını dile getirdi.

Elise Stefanik, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ndeki oturumda, İran’ı “küresel barışa yönelik en önemli tehdit” olarak nitelendirdi. Stefanik, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Tahran’a uluslararası yaptırımların yeniden uygulanmasını amaçlayan “Snapback” mekanizmasını devreye sokma önerisine destek verdi.

2015 yılında İran ile yapılan nükleer anlaşma (JCPOA) sonrası açıklanan “Snapback” mekanizması, İran’ın anlaşmaya uymasını sağlamak için hazırlanmıştı.

Anlaşmada yer alan herhangi bir devletin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) önemli bir ihlali bildirmesi durumunda, müzakereler için 30 günlük bir süreye olanak tanır. Hiçbir karar kabul edilmezse veya veto edilirse, önceki BM yaptırımları otomatik olarak yeniden yürürlüğe girer.

ABD, 2018 yılında JCPOA’dan çekildikten sonra 2020 yılında “Snapback”i devreye sokmuş ve bu kararın yasal dayanağı tartışmalara yol açmıştı.

ABD, anlaşmanın çekilmesinin ardından “maksimum baskı” kapsamında petrol ve bankacılık sektörleri de dahil olmak üzere İran ekonomisine yönelik kapsamlı yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, 1979’daki ABD Büyükelçiliği rehine krizi sonrasında başladı. ABD, o tarihten sonra İran’ın “teröre destek veren bir devlet” olarak tanımladı ve nükleer hedefleri nedeniyle yaptırımlarını genişletti.

JCPOA başlangıçta İran’a nükleer kısıtlamalar karşılığında yaptırımların hafifletilmesini sağlasa da, ABD’nin çekilmesi ve ardından gelen yaptırımlar gerginliği yeniden alevlendirdi.

Paylaşın

Donald Trump, ABD – Meksika Sınırını Göçmenlere Kapattı

ABD Başkanı Donald Trump, Meksika sınırından göçmenlerin girişini askıya alan bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Sınırı güvence altına almak için yaklaşık bin 500 asker gönderildi.

Haber Merkezi / Trump, göreve başlama konuşmasında güney sınırında ulusal acil durum ilan edeceğini, yasadışı girişleri durduracağını ve ABD’ye yasadışı giren milyonlarca kişiyi sınır dışı edeceğini duyurmuştu.

Reuters’ın haberine göre, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, Meksika sınırından göçmenlerin girişini askıya alan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.

Associated Press’in haberine göre, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Trump’ın emriyle ABD – Meksika sınırını güvence altına almak için yaklaşık bin 500 asker gönderdi.

CNN, ABD yetkililerinin Meksika sınırına binlerce ek asker konuşlandırılması emrini verdiğini bildirdi.

Donald Trump, göreve başlama konuşmasında güney sınırında ulusal acil durum ilan edeceğini, yasadışı girişleri durduracağını ve ABD’ye yasadışı giren milyonlarca kişiyi sınır dışı edeceğini duyurmuştu.

Trump, yasa dışı girişleri durdurmak için sınıra binlerce ABD askeri göndereceğini belirterek, sınırdan geçenlere terörist muamelesi yapacağını vurgulamıştı.

ABD’de göreve yeni gelen bir başkanın bir dizi “başkanlık kararnamesi” imzalaması alışılmış, bilenen bir uygulama.

Bu kararnameler, Başkan’a Kongre’nin harekete geçmesine gerek kalmadan yetki kullanma imkanı verir. Ancak başkanlık kararnameleri ile yapılabileceklerin de sınırları mevcut.

Paylaşın

Scholz Ve Macron’dan Trump’a Karşı Daha Güçlü “Avrupa” Çağrısı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz, ABD Başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere küresel sorunlarla başa çıkmak için daha güçlü ve birleşik bir Avrupa’ya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Fransa’nın başkenti Paris’te bir araya geldi.

Elysee Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Macron ve Scholz, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya hazırlanan Başkan Trump’ın göreve resmen başladığı gün Avrupa Birliği’ne (AB) yeni gümrük vergileri getireceği yönünde yaptığı açıklamaların gölgesinde, birlik ve beraberlik mesajı verdi.

Macron, Fransa ve Almanya’nın öncü bir rol üstlenmesi ve Avrupa’nın transatlantik bağlarını korurken çıkarlarını savunabilmesini sağlaması için kritik bir dönemden geçildiğini söyledi.

Macron, “ABD’de yeni yönetim göreve geldiğine göre, Avrupalılar ve dolayısıyla iki ülke (Fransa-Almanya) için birleşik, güçlü ve egemen bir Avrupa’nın pekiştirilmesinde üzerlerine düşeni yapmak her zamankinden daha önemli hale gelmiştir” ifadelerini kullandı.

Macron’un sözlerini yineleyen ve Trump yönetiminin zorluklar yaratacağını kabul eden ancak AB ile ABD arasında uzun yıllara dayanan ilişkiye de dikkat çeken Scholz, “Bu hafta yeni bir ABD yönetimiyle karşı karşıyayız. Başkan Trump’ın bir meydan okuma olacağı şimdiden belli” diye konuştu.

Avrupa olarak “güçlü ve birlik içinde olduklarını” vurgulayan Başbakan Olaf Scholz, Trump ile ilişkilerini transatlantik ortaklığının sağlam temelleri üzerine inşa etmek istediklerini söyleyerek, “Avrupa eğilip bükülüp saklanmayacak, yapıcı ve kendine güvenen bir partner olacak” dedi.

Donald Trump’ın başkanlığının kendileri için bir sınama olacağının artık çok net olduğunu da ifade eden Scholz, Avrupa’nın bu süreçte dirençli olması gerektiğinin altını çizdi, Almanya ve Fransa olarak AB’de büyümeyi ve rekabet edebilirliği güçlendirmeyi sağlayacak adımları atmaya devam etmekte kararlı olduklarını belirtti.

Fransa hükümet sözcüsü Sophie Primas da Macron ile Scholz’un görüşmesinden hemen önce yaptığı açıklamada, iki ülkenin “aralarındaki farklılıklara rağmen yeni ABD yönetimi karşısında birlik olması, Avrupa’yı gerçekten yeniden inşa etmesi ve yeni bir ivme kazandırması gerektiğini” söyledi.

Scholz’un Paris ziyaretinin 62 yıl önce bugün Fransa ile Almanya arasında imzalanan Élysée Antlaşması vesilesiyle gerçekleştiği açıklandı. Ancak iki liderin, Trump’ın başkanlığı devralmasından iki gün sonra gerçekleşen bu buluşmayı Washington’daki yeni yönetime mesaj vermek için de bir vesile olarak gördüğü değerlendiriliyor.

Scholz 23 Şubat’ta yapılacak Almanya seçimleri öncesinde kötü bir oy oranına sahipken, Macron geçen yıl yapılan ve bölünmüş bir Fransız parlamentosuyla sonuçlanan erken seçimlerle güç kaybetmişti.

Paylaşın