Migren Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bulantı, kusma, ışık veya ses duyarlılığı şeklinde ortaya çıkan Migren Ağrısı, genellikle gerilim tipi baş ağrısı olarak tanımlanır. Migrenin kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır.

Migren hastalarda genellikle 40 yaşından önce görülür. Kişiyi günlük aktivitelerini yapamayacak kadar çok etkileyen rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği zaman migren atakları daha da uzun sürmeye başlar. Günümüzde Migren tedavisinde kullanılan pek çok etkili ilaç bulunmaktadır.

Migrenin belirtileri nedir?

Migrenin en belirgin özelliği zonklama şeklindeki baş ağrılarıdır. Orta ve şiddetli baş ağrılarını halsizlik, bulantı, kusma, ses ve ışıktan rahatsız olma, iştahsızlık gibi belirtiler izlemektedir. Bu belirtiler migreni diğer baş ağrılarından ayırmaktadır.

Migrenin nedenleri nedir?

Migrenin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte anne veya babada migren varsa çocukta da görülme ihtimali bulunmaktadır. Sebebi tam olarak bilinemeyen migreni tetikleyen bazı faktör yer almaktadır. Bu faktörlerin başında stres gelmektedir. Bunun yanında öğün atlanması, bazı yiyecekler (çikolata, kuruyemişler vb.), alkol, sigara, hava değişimi ve adet dönemi de migreni tetiklemektedir.

Migrenin risk faktörleri nedir?

Ailedeki migren hikayesi, kadın cinsiyeti, hormonal değişikler, hamilelik migren için risk faktörü oluşturmaktadır. Migrende yaş sınırı oldukça geniştir. Çocuk yaşlarda görülebildiği gibi 40’lı yaşlarda da görülmektedir.

Migrenin komplikasyonları nedir?

Migren, baş ağrısı nedeni ile hayat kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında mide bulantısı, kusma, halsizlik, iştahsızlık, aşırı terleme, ishal, çarpıntı, kas seyirmesi ve inme gibi komplikasyonları da bulunmaktadır. İnme riski sigara ve doğum kontrol hapı kullanan kişilerde daha yüksektir.

Migren için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesinde migren ataklarının kayıtları tutulmalı ve hangi durumlarda ortaya çıktığı da not edilmelidir. Bu bilgiler doktora eksiksiz bildirilmelidir.

Migrenin tetkik yöntemleri nelerdir?

Migrende fizik muayene, nörolojik muayene ve laboratuvar incelemeleri sonucunda tanı konulmaktadır. Bunun yanında hastada ortaya çıkan zonklama şeklindeki baş ağrıları, mide bulantısı ve kusma, terleme gibi bulgular teşhis konulmasında yol göstermektedir.

Migren tedavi yöntemleri nelerdir?

Toplum arasında migrenin tedavi edilemeyen bir hastalık olduğu görüşü yaygın olarak savunulmaktadır. Ancak migreni tetikleyen faktörler ortaya çıkarıldığında ve kişi kendini doğru gözlemlediğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Migrende öncelikle migreni tetikleyen faktörler ele alınmalı ve engellenmelidir.

Bunun yanında ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Ancak ilaç kullanımı kesinlikle doktorun uygun gördüğü dozda alınmalıdır. İlaç kullanamayan hastalarda Büyük Oksipital Sinir (GON) blokajı ve Botox uygulamaları, son dönemde artan şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

Migren hastaları için yaşam stili önerileri

Migren hastalarının öncelikle migreni tetikleyecek stres, sigara, alkol gibi durum ve maddelerden uzak durması gerekmektedir. Migreni etkileyen çikolata gibi gıdaları da kontrollü tüketmekte fayda var. Bunun yanında yürüyüş gibi zihinlerini temizleyecekleri, kendilerini rahatlatacakları aktivitelere yönelebilirler.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Menopoz Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kadınlarda 40 yaş sonrasında görülen ve yumurtalıkların işlevlerini yitirmesi sonucunda adetten kesilmesidir. Yumurtalıklarda yeni yumurta oluşumunun gerçekleşmemesi ile birlikte yeterli hormon üretilimemesi sonucunda menopoz denilen adetten kesilme gerçekleşir.

Menopoz dönemindeki değişiklikler kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Sıklıkla duyduğumuz aşırı terleme ve sıcak basma gibi problemlerin yanı sıra stres, uyku bozukluğu da menopozun neden olduğu hormonal değişikliklerin bir sonucudur.

Bu süreç kimilerinde ise herhangi bir değişiklik görülmeden ilerler. Adetten kesilmenin dışında herhangi bir bulgu görülmez.

Menopozun belirtileri nedir?

Menopoza giren kadınlarda;

Başta yüz olmak üzere özellikle vücudun üst kısımlarında sıcak basmaları meydana gelmektedir
Uyku sırasında sıcak basmasıyla birlikte gece terlemeleri yaşanmaktadır.
Perimenopoz döneminde adet düzensizlikleri.
Vajina kuruluğu
Cinsel isteksizlik
Sürekli halsizlik durumu
Duygusal dengesizlik
Östrojenin azalmasıyla vücut daha fazla yağ depolamaya başlar ve kilo problemi ortaya çıkar.
Saç dökülmeleri meydana gelir.

Bu ilk belirtilerin yanında baş dönmesi, idrar kaçırma, şişkinlik, alerji, vücut kokusu, çarpıntı, göğüslerde ağrı, panik bozukluğu, sindirim sorunları, kaşıntı, karıncalanma gibi belirtiler de gözlenmektedir.

Menopozun nedenleri nedir?

Yumurtalıklar tarafından üretilen östrojen ve progesteron hormonunun azalması ve 40‘lı yaşlardan sonra bu hormonun üretiminin durması menopoza neden olmaktadır.

Menopozun risk faktörleri nedir?

Erken yaşlarda adet görme, ailede erken menopoz öyküsü, yumurtalıklarla ilgili ameliyat öyküsü risk faktörleri arasında yer almaktadır.

Menopozun komplikasyonları nedir?

Menopozun sebep olduğu pek çok komplikasyon bulunmaktadır. Vücuttaki östrojen seviyesindeki düşmeyle birlikte kalp- damar hastalıklarındaki risk artmaktadır. Bunun yanında osteoporoz olarak adlandırılan kemik erimesine neden olmaktadır. Vajina ve idrar yollarında estrojen üretiminin azalmasına bağlı vajinal kuruluk, idrar kaçırma durumu ortaya çıkmaktadır.

Menopoz için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesi belirtilerin iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Pek çok kadın bu durumu kabullenmek istemez bu yüzden hasta yakınlarının hastayı iyi takip etmesi ve doktor randevusu için hazırlaması gerekmektedir.

Menopozun tetkik yöntemleri nelerdir?

Menopozun tetkik yöntemleri arasında hasta şikayetleri büyük önem taşımaktadır. Kesin tanı koymak için hormon testleri yapılmaktadır. Bu testlerde  FSH, LH ve estrojen hormonlarının seviyesine bakılmaktadır. Test sonuçlarıyla birlikte adet kanaması 6 ay gecikmişse tanı konulur.

Menopozun tedavi yöntemleri nelerdir?

Menopoz tedavisinde azalan ve üretimi duran hormonlar gereken tanı ve tetkikler yapıldıktan sonra hormon tedavisi uygulanmaktadır. Böylece hayatı olumsuz etkileyen pek çok faktöre karşı önlem alınır. Hormon tedavisi ağızdan ya da cilde yapıştırılan bantlarla yapılmaktadır. Bu bantlar 3 günde bir ya da haftada bir değiştirilmelidir. Östrojen tedavisi ile bağırsak kanseri ve Alzheimer hastalığının görülme ihtimali azalmaktadır.

Menopoz hastaları için yaşam stili önerileri

Menopoz hastaları için moral çok önemlidir. Bu dönemdeki kadınların pek çoğu kadınlıklarının yok olduğu gibi görüşlere sahip olmakta ve psikolojik sorunlar yaşamaktalar. Bu yüzden psikolojik destek almaları gerekebilir. Kemik erimesine karşı yeterli miktarda kalsiyum almaya özen gösterilmelidir. Bunun yanında düzenli olarak egzersiz ve fiziksel aktivitelere de hayatlarında yer vermeleri gerekir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Kekemelik Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kekemelik, konuşma akışında anormal bir duraksamanın yaşandığı ve bazı ses veya hecelerin tekrarlanması durumudur. Konuşma bozukluklarından biri olan kekemelik, istemsiz olarak konuşma akışının bozulmasıdır.

Kişi, kimi zaman heyecan ve stresin de etkisiyle konuşma sırasında bazı sesleri ve heceleri telaffuz etmekte zorlanır. Konuşma sırasında meydana gelen bu duraksamalar ardı ardına gelen ses tekrarlarına neden olur. Kekemelik bir hastalık değil, konuşma bozukluğudur.

Kekemelik, genellikle 5 yaşındaki çocuklarda fark edilmekle birlikte bu yaş oranı ortalama 2 ile 7 yaş arasında değişkenlik göstermektedir. Dil ve konuşma gelişiminin ilk yılları olarak nitelendirilen 2-5 yaş arasında kekemeliğin en çok ortaya çıktığı yaş grubu olduğu belirtilmektedir.

Kekemelik, 1 ve 2 yaş arasındaki çocuklarda kendiliğinden düzelebileceği gibi uzun yıllar da devam edebilmektedir. Ancak 2 yaşından büyük kekemeliğin tedavi edilmesi için bir uzman desteği almak gereklidir.

Aksi halde uzun yıllar devam eden kekemelik söz konusu olabilir. Unutulmamalıdır ki kekemelik tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.

Kekemeliğin belirtileri nedir?

Ses ve hecelerin yinelenmesi
Hecelerin uzatılması
Cümleyi uzatma ve dolaylı yoldan konuşma
Konuşma çabası ile yüz ve mimiklerde oluşan şekil değişiklikleri
Göz kırpma gibi tik geliştirme

Kekemeliğin nedenleri nedir?

Genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan kekemelik, çoğu zaman kendiliğinden düzeldiği gibi düzelmeden ileriki yaşlara kadar da taşınmaktadır. Çocuğun konuşmaya başlamasıyla gelişen kekemelik; düşünce hızıyla konuşma hızındaki farktan kaynaklanmakta ve yaş ilerledikçe kendiliğinden geçmektedir.

Bununla beraber erkek çocuklarda kekemelik kız çocuklarına göre daha fazla görülmektedir. Bunun yanında kekemelikte genetik, fizyolojik ve psikolojik faktörler etkili olmaktadır. Beyin dalgalarındaki titreşim bozukluğu fizyolojik etkenlere bağlıdır. Baskı ve sıkıntı altında geçen çocukluk ve özellikle şiddetli bir korku durumu kekemeliğe neden olan psikolojik etkenler arasında gelmektedir.

Kekemeliğin risk faktörleri nedir?

Ailede görülen kekemelik hikayesi, çocukluk döneminde yaşanan şiddetli korkular, erkek çocukları, yaşanan travmalar kekemelikte risk faktörü oluşturmaktadır.

Kekemeliğin komplikasyonları nedir?

Kekemelik hem çocukluk çağında hem de ileriki yaşlarda kişiyi oldukça sıkıntıya sokan problemler arasında gelmektedir. Özellikle ileriki yaşlarda konuşmada yaşanan güçlük ve başkalarının kendisiyle alay edeceği düşüncesiyle kişi içine kapanmakta, sosyal ortamlardan uzak durmakta ve depresyona girmektedir. Özgüven eksikliğiyle iş ve okul hayatında başarısızlıklar söz konusu olmakta ve beraberinde pek çok psikolojik sorun baş göstermektedir.

Kekemelik için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Özellikle çocukluk döneminde görülen kekemeliklerde ailenin çocuğa çok dikkatli yaklaşması gerekmektedir. Çocuğa hasta muamelesi yapılmamalı ve mümkün olan en kısa sürede doktor randevusu alınmalıdır.

Kekemeliğin tetkik yöntemleri nelerdir?

Kekemeliğin tanısında ebeveynlere büyük bir pay düşmektedir. Çocuğun konuşmaya başladığı ilk dönemlerde davranışlarının şekillenmesinde aile önemli bir rol oynamaktadır. Bu yüzden çocuk iyi gözlemlenmeli, ne söylediği ve nasıl söylediğine dikkat edilmelidir. Fark edilen bozukluklar devam ediyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Uzman doktorun fiziksel ve bilişsel incelemelerinin yanında işitme ve konuşma testleri sonucunda tanı konulur.

Kekemeliğin tedavi yöntemleri nelerdir?

Kekemelik tedavisinde oldukça fazla yöntem kullanılmaktadır. Nefes egzersizleri, konuşma terapisi ve davranış tedavi en fazla kullanılan yöntemler arasında gelmektedir. Tedavide kekemelik analiz edilerek kişiye özel bir tedavi geliştirilir. Böylece kekemeliğin azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması sağlanır. Oldukça zaman alan kekemelik tedavisinde hastanın isteği ve sabrı önemli bir rol oynamaktadır.

Kekemelik hastaları için yaşam stili önerileri

Kekeme kişilerin özellikle ailesi ve yakın çevresi tedavide yol alınması için büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden kekeme kişi ya da çocuklara hasta gibi yaklaşmamalı onları sabırla dinlemeli ve cümlelerine müdahale edip düzeltmemelisiniz. Tam tersi bu durumun pek çok kişinin başına geldiğini, normal olduğunu ve ona destek olduğunuzu hissettirmelisiniz.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Kabakulak Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kabakulak (Parotitis Epidemica), virüslerin neden olduğu bir rahatsızlıktır. Bulaşıcı bir hastalık olan kabakulak, kulağın ön ve arkasındaki tükürük bezlerinin şişmesine neden olmaktadır.

Genellikle ilkbahar ve kış aylarında görülen bu rahatsızlık, oldukça ağrılı geçmektedir. Çocuk hastalığı olarak görülen kabakulak, çocukluk döneminde geçirilmediği takdirde yetişkinlerde de görülmektedir. Basit bir hastalık olarak görülsede zaman zaman menenjit, ensefalit, işitme kaybı ve testiste iltihabi şişlik meydana gelebilir.

Kabakulağın neden olduğu hastalıklar:

Kabakulak virüsü kana karışarak çeşitli organlara yayılır. Yayıldığı organlarda iltihaplanmaya neden olan virüs, beyin zarına ulaşması sonucunda menenjite neden olabilir. Eğer hastada şiddetli baş ağrısı, kusma ve ense sertliği görülürse bir an önce doktora başvurulmalıdır. Kabakulak beyine oluşturduğu tahribatın yanı sıra çeşitli organlarda da iltihaplanmaya yol açar. Bu iltihaplanmalar böbrek, pankreas ve sinirlerde meydana gelebilir. Aynı zamanda kadın ve erkeklerin yumurtalıklarında meydana gelen iltihaplanma kısırlağa neden olmaktadır.

Kabakulak dikkat edilmediği takdirde birçok ciddi hastalığı da beraberinde getirmektedir. Hastalığın şiddetiyle doğru orantılı olarak işitme kaybına neden olabilir. Aynı zamanda gebelik sürecinde meydana gelen kabakulak rahatsızlığı gebeliğin ilk aylarında ise düşüğe neden olabilir.

Kabakulak rahatsızlığına yakalanan kişiler bol bol dinlenmeli ve sağlıklı beslenmeye özen göstermelilerdir. Bir süre okul ve iş hayatlarına ara vermeleri hem hastalığın bulaşıcılığı açısından hem de kişinin tedavisi bakımından oldukça önemlidir.

Kabakulağın belirtileri nelerdir?

Virüsün bulaşmasından hastalığın ortaya çıkışına kadar geçen süre (kuluçka süresi) genellikle 16-18 gündür. Bu süre12-25 gün arasında değişebilir. Tükürük bezleri tutulduğu için çenenin her iki alt kısmında şişlikler meydana gelebilir. Hastaların dörtte birinde tükürük bezlerinin sadece bir taraftaki tutulur. Hastanın boğazı ve tükürük bezleri şiddetli ağrır. Ayrıca yutma sırasında ve ağzı açıp kaparken de ağrı hissedilir. Hastada genel enfeksiyon bulguları vardır, halsizlik, ateş, kas ağrısı, yorgunluk, iştahsızlık, boyun tutulması, bulantı ve bir kısmında kusma görülebilir.

Kabakulağın nedenleri nedir?

Hastalığın etkeni Paramyxovirus ailesinden Kabakulak virüsüdür. Etken virüslerin tükürük bezine ulaşması ve burada enfeksiyon gelişmesi ile hastalık ortaya çıkar. Virüsün kişiden kişiye bulaşması hasta ile yakın temasla olur. Bu genellikle enfeksiyonu geçiren kişilerin tükürüğünün el ile temas, öksürük ve hapşırık gibi yollarla bulaşması ile olmaktadır. Virüsün mukozalara ulaşmasıyla (ağız içine, burun deliklerine vs.) hastalık bulaşmış olur.

Kabakulağın risk faktörleri nelerdir?

Viral enfeksiyonların kolay bulaştığı, insanların kapalı mekânların yoğun kullanıldığı, soğuk mevsimler, okul, yurt, çocuk servisleri gibi kalabalık ortamlar kabakulak açısından risk oluşturmaktadır. Esas risk hasta kişiye temastır. Hapşırma, öksürme ve kirlenmiş elle temasta bulunma hastalığın bulaşma riskini artırmaktadır.

Kabakulağın komplikasyonları nedir?

Kabakulak nadiren ek problemlere yol açar. Sık olmayarak böbrek üstü bezleri, pankreas ve sinir tutulumları görülebilir. Kadın veya erkeklerde yumurtalıklarda görülen iltihaplanma sonucu kısırlık meydana gelebilir. Özellikle erkeklerde önemli bir kısırlık nedenidir. Bu yüzden kabakulak ciddiye alınmalıdır. Virüsün kan yoluyla beyin zarına ulaşması menenjite sebep olur. Bu durumda şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve ense sertliği gibi belirti ve bulgular ortaya çıkar.

Kabakulak için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Kabakulak belirtileri ortaya çıktıktan sonra vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Doktor randevusu öncesinde hastalığın bulaşmaması için yakın temastan kaçınılmalıdır. Doktora riskli temaslar ve şikayetler doğru şekilde aktarılmalıdır.

Kabakulağın tetkik yöntemleri nelerdir?

Kabakulak tanı konulması kolay bir hastalıktır. Genellikle fizik muayene ve hastanın hikayesi tanı koydurur. Kabakulak şüpheli olgularda laboratuvar ile teşhisi doğrulamak gerekir. Bunun için antikor testleri ve moleküler testler yapılabilmektedir.

Kabakulağın tedavi yöntemleri nelerdir?

Kabakulak bir virüs hastalığıdır ve tedavisinde antibiyotik kullanılmasının yeri yoktur. Tedavide ağrı kesici ve antienflamatuvar denilen rahatlatıcı ilaçlar kullanılır. Hasta mutlaka istirahat etmelidir.

Kabakulak hastaları için yaşam stili önerileri

Kabakulak hastaları oldukça bulaştırıcıdır ve çevresinde aşılı olmayan ve hastalığı geçirmemiş herkesin (sağlık personeli dahil) korunması gerekir. Normalde kabakulak için en iyi koruma aşılamadır. Üçlü aşı şeklinde (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, MMR aşısı) iki doz olarak yapılmaktadır. Kabakulak kolayca salgın yapabilir ve daha önce aşılı olan erişkinlerde de hastalık nadiren (% 3) görülebilir. O nedenle hastalık geçiren çocuk okula gönderilmez ve temas edenler de aşılanarak takibe alınır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

İnsülin Direnci Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Pankreastan salgılanan ve şeker metabolizmasını düzenleyen hormona İnsülin denir. İnsülin direnci ise,  vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir.

Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de artmış olur. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor. Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor.

Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

İnsülin direnci insülinin vücutta depolanmasına neden olduğu için kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilir. İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar.

Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yorar. İnsülin direnci  zamanla pankreas yetmezliği ve diyabet hastalığına kadar gidebilen ciddi bir tablo karşımıza çıkabilir.

İnsülin direncinde beslenmenin yeri çok önemlidir. İlk çağlardan günümüze besine ulaşmamız her geçen yüzyıl daha kolaylaşmış ve buna ters orantılı olarak ulaşılan besinlerin kalori değerleri de her geçen yüzyıl artmıştır. Teknolojideki bu ilerleme çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında, bilgisayar odaklı olmasına neden olmuştur.

Ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir. Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu, hareket azlığı ile birleşince bel çevresi yağlanmasını kaçınılmaz hale getirmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır.

İnsülin Direncinin belirtileri nedir?

Sağlıklı insanlarda normal öğün aralığı 4-5 saat aralığındadır. Ancak insülin direnci olan kişilerde bu süre daha kısadır. İnsülin direncinin en belirgin özelliği çabuk acıkmadır. Bunun dışında belirtiler şu şekildedir:

Açlığa tahammülsüzlük
Açlığa bağlı fenalık hissi
Fazla yemek yeme
Sinirlilik
Baş ağrısı
Aşırı tatlı yeme isteği ve tatlı krizi

İnsülin Direncinin nedenleri nedir?

İnsülin direnci pek çok nedene bağlı olarak gelişmektedir. En yaygın olan sebep ise obezite ve kilo problemidir. Kilo sorunu yaşayan pek çok kişide insülin direnci mutlaka görülmektedir. Bunun yanında spor veya fiziksel aktiviteye zaman ayırmama, glisemik indeksi yüksek gıdalar tüketmek, enfeksiyon, gebelik, insülin karşıtı hormonlar, polikistik over sendromu ve genetik etkenler de insülin direncine neden olmaktadır.

İnsülin Direncinin risk faktörleri nedir?

İnsülin direncinde pek çok grup risk taşımaktadır. İnsülin direnci görülme olasılığı yüksek olan gruplar şu şekildedir:

Vücut kitle indeksi 25 ve üzeri olan aşırı kilolu kişiler
40 yaş üzeri kişiler
Afrika, Amerika ve Asya kökenli kişiler
Tip 2 diyabet geçmişi olan yakın akrabalar varsa
Yüksek kan basıncı olan kişiler
Yüksek kan trigliserit olan kişiler
Düşük HDL kolesterol ya da damar sertliği olan kişiler
Polikistik over sendromu olanlar

İnsülin Direncinin komplikasyonları nedir?

İnsülin direnci tam olarak bir hastalık sayılmasa da pek çok komplikasyonun görülmesine sebep olmaktadır. En yaygın komplikasyonları arasında tip 2 diyabet gelmektedir. Bunun yanında yüksek tansiyon, damar sertliği, kan yağları bozuklukları, karaciğer yağlanması insülin direncinin diğer komplikasyonları arasında gelmektedir.

İnsülin Direnci için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

İnsülin direnci şüphesiyle doktora başvurulduğunda şüpheyi doğrulamak için genellikle HOMA-IR (İnsülin direnci) testi yapılmaktadır. Doktor randevusu öncesinde kişinin 10-12 saatlik açlıkla randevuya gelmesi beklenir. Alınan kan örneği ile insülin direnci olup olmadığı anlaşılmaktadır.

İnsülin Direncinin tetkik yöntemleri nelerdir?

İnsülin direnci tanısı pek çok test ve tahlil sonucunda konulmaktadır. Bu tahliller şu şekilde sıralanmaktadır:

Kanda şeker (glukoz) yüksekliği
Kanda insülin yüksekliği
Karaciğer yağlanmasını gösteren ALT, AST ve GGT gibi karaciğer testlerinin yüksekliği
HDL kolesterol (iyi huylu kolesterol) düşüklüğü. Trigliserit testinin yüksekliği
Ürik asit yüksekliği

İnsülin Direncinin tedavi yöntemleri nelerdir?

İnsülin direnci tedavisinde en önemli ve etkili tedavi yöntemi beslenme tedavisidir. Bunu fiziksel aktivite, egzersizler ve ilaç tedavisi izlemektedir. Beslenme tedavisinde insülin direncine göre bir diyet programı oluşturulur. Beslenme programıyla yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilir.

Şeker, un ve nişasta gibi karbonhidrat miktarı yüksek gıdalardan uzak durulur. Trans yağlardan ve kolalı gazlı içeceklere veda edilir. Bunun yanında her gün düzenli yürüyüş ve çeşitli spor aktiviteleri önerilir. Gerekli durumlarda insülin direncini kıran ilaçlar da kullanılmaktadır.

İnsülin Direnci hastaları için yaşam stili önerileri

İnsülin direnci olan hastaların, diyabet ve diğer hastalıklara karşı yaşam stilinde birtakım değişikliklere gitmesi gerekir. Öncelikle beslenme şeklini tamamen değiştirmelidir. Akdeniz tipi beslenme tarzı oldukça sağlıklı olacaktır. Zeytinyağı, sebze ve deniz ürünleri ağırlıklı olan bu beslenme türünde insülin direnci büyük ölçüde kontrol altına alınacaktır. Bunun yanında spor ve egzersizi hayat felsefesi haline getirmek gerekiyor.

Her gün yarım saat yürüyüş ve günlük fiziksel aktiviteler insülin direnci yanında pek çok hastalığa karşı önlem almada etkili olacaktır. Egzersize ve spora vakit bulamayanlar asansör yerine merdiven kullanabilir, kısa mesafelerde yürümeyi tercih edebilir. Bu tarz değişiklikler insülin direnci ve diğer hastalıklara karşı önlem almanızda oldukça etkili olacaktır.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hirsutizm Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hirsutizm (Aşırı Tüylenme), kadınlarda siyah kılların olmaması gereken yerlerde androjen erkeklik hormonuna bağlı olarak gelişen kıllanma problemidir. Üreme çağındaki kadınların ortalama yüzde 8’inde görülebilir.

Eğer kıllanma hızlı oluşuyor ve ilerliyor ise nedenini araştırmak gerekir.

Hirsutizmin sebebleri nelerdir?

Polikistik over sendromu (PCOS) aşırı androjen üretiminin en yaygın sebebidir.
Doğuştan gelen adrenal tümörler ve diğer androjen üreten tümörler enderdir ve genellikle ortaya çıktıklarında farklı semptomlar gösterirler.
Cushing sendromu, hiperprolaktinemi, akromegali, tiroid bozuklukları.
Cushing sendromu 2hipertrikoz ve hirsutizmin her ikisi ile de bağlantılıdır.
Androjenik ve anabolik steroidlerin kullanımı.

Hirsutizmin belirtileri nedir?

Tümöre bağlı gelişen hirsutizmde ani ve hızlı tüylenme en açık belirtiler arasında gelmektedir. Seste kalınlaşma, alın bölgesinin açılması ve testosteron hormonunun yükselmesi gibi belirtiler de tümöre bağlı olarak gelişmektedir. Bunun yanında saç dökülmesi, adet düzensizliği, akne gibi belirtiler de ortaya çıkmaktadır.

Hirsutizmin risk faktörleri nedir?

Hirsutizm hastalığında şeker hastalığı ve kilo alma gibi risk faktörleri yer almaktadır. Bunun yanında genetik faktörler de etkili olmaktadır. Ailede hirsutizm geçmişi olanlar risk altındadır. Avrupa ve Asya kökenli kadınlar da risk grupları arasında gelmektedir.

Hirsutizmin komplikasyonları nedir?
Hirsutizmin genellikle psikolojik komplikasyonları bulunmaktadır. Özellike yüz bölgesinde yaşanan tüylenmeyle toplumdan dışlanma, içe kapanma, özgüven eksikliği, bunalım gibi komplikasyonlar gelişmektedir.

Hirsutizm için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Pek çok kadın tüylenme problemini genetik faktörlere ve tüylerden kurtulmak için yapılan yanlış uygulamalara bağlamaktadır. Ancak aşırı tüylenmenin altında farklı nedenler yatıyor olabilir. Bu yüzden hirsutizm ihtimaline karşı doktor randevusu alınmalıdır. Randevu öncesinde tüyler alınmamalıdır.

Hirsutizmin tetkik yöntemleri nelerdir?

Hirsutizm hastalığında tanı koymak için oldukça fazla test yer almaktadır. E2, FSH, LH, progesteron, testosteron, dihidroepiandrosteron-sülfat, andrptenodion, bir gecelik (overnight) deksametazon süpresyon testi, iki günlük düşük doz deksametazon süpresyon testi, androstenodiol glukuronid ölçümleri gibi hormonal testler yapılmakta ve tanı konulmaktadır.

Hirsutizmin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Tedavide öncelikle hirsutizme neden olan faktörler ve hastalıklar ortadan kaldırılmaya çalışılır. Buna bağlı olarak ilaç tedavisi ve kozmetik tedavi olmak üzere iki seçenek yer almaktadır. Bu tedavi yöntemleri ayrı ayrı uygulanabildiği gibi bir arada da uygulanmaktadır. En etkili tedavi her iki seçeneğin bir arada uygulandığı tedavidir.

İlaç tedavisinde adet düzenlemeye yarayaran ilaçların yanında doğum kontrol hapları, progestinler, spironolactone, simetidine, GnRH analogları, siproteron asetat gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Kozmetik tedavide ise ağda, depilatör, lazer epilasyon yer almaktadır. En etkili sonuç ise lazer epilasypondan alınmaktadır. Kıl folliküllerinin ömrü 6 aydır. Bu yüzden ilaç tedavisi en az 3-6 sürmektedir.

Hirsutizm Hastaları İçin Yaşam Stili Önerileri

Hirsutizm tedavisi uzun süren ve sabır isteyen bir problemdir. Bu yüzden tedavi süresince umutsuzluğa kapılmamak gerekmektedir. İlaç tedavisinin yanında tüylerden kurtulmak için pek çok yöntem yer almakta. Bu yöntemler arasında traşlama işlemi genellikle önerilmemektedir. Kökleri kalınlaştırma durumundan dolayı traşlama işleminden uzak durulmalıdır. Bunun yanında ilaç tedavisiyle birlikte lazer epilasyon tedaviyi olumlu etkileyecektir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hipofiz Tümörleri Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kafatasının tabanında ve beynin altında yer alan Hipofiz Bezi, vücudumuzdaki birçok hormonun salgılanmasını ve vücudun su dengesini sağlayan merkezi ve hayati bir organdır.

Hipofiz Bezi ve çevresinde çeşitli sebeplerle oluşan tümörler, Hipofiz Bezi Tümörleri (Hipofiz Adenomu) olarak adlandırılmaktadır.

Hipofiz tümörlerinin belirtileri nedir?

Hipofiz tümöründe, hipofiz bezi büyümeye başlar. Ancak bu büyüme çok yavaş gerçekleşir. Bununla birlikte;

Görme bozuklukları
Baş ağrısı
Adet döneminde düzensizlikler
Erkeklerde hormon değişikliğiyle meydana gelen iktidarsızlık problemi
Kısırlık
Çok veya az anne sütü üretimi
Yorgunluk
Sabırsızlık
Ruh halindeki tutarsızlıklar gibi belirtileri gözlenmektedir.

Hipofiz tümörlerinin nedenleri nedir?

Hipofiz tümörleri, genellikle hipofizin ön kısmında gelişmektedir. Bu tümörler salgılama yapanlar ve yapmayanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Hormonların aşısı salgılanması sonucu ortaya çıkan hipofiz tümörlerinin iyi huylu olanları kadar iyi huylu olmayanlar da mevcuttur.

Hipofiz tümörlerinin risk faktörleri nedir?

Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, özellikle 30-60 yaş arasında daha fazla görülmektedir.

Hipofiz tümörlerinin komplikasyonları nedir?

Hormonların aşırı salgılanmasıyla Cushing sendromu, Akromegali, Jigantizm, Prolaktinoma tümörleri ortaya çıkmaktadır. Akromegali’de; hipofizin aşısı hormon salgılaması ile el ve ayaklarda aşırı büyüme meydana gelmektedir. Bunun yanında çene ve kafatası kemikleri de aşırı derecede büyümeye başlar. Jigantizm’de de Akromegali’de olduğu gibi aşırı büyüme söz konusudur. Ancak bu durum nadir olarak görülmektedir.

Prolaktinoma; salgılanan prolaktin hormonu ile kadınlarda adet düzensizliği ve adetten kesilme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Cushing sendromunda ise kilo alma, kan basıncının artması, deride oluşan çizgiler ortaya çıkmaktadır. Erkeklerdeki hormon değişikliği ile birlikte iktidarsızlık ve kısırlık gibi komplikasyonları görülmektedir. Kadınlarda ise adet düzensizliği ve adetten kesilme durumları söz konusudur.

Hipofiz tümörleri için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusu öncesinde hastanın iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Tanı koymayı kolaylaştırmak için ortaya çıkan şikayetler doktora doğru aktarılmalıdır.

Hipofiz tümörlerinin tetkik yöntemleri nelerdir?

Şikayetler doğrultusunda yapılan fizik muayene ve nörolojik muayenelerle birlikte birtakım testler yapılır. Yapılan kan testlerinde kandaki hormon miktarları incelenir. Bunun yanında kafatası filmleri, ilaçlı MRI ile hipofiz ve sella tursika incelemesi yapılır. Ayrıca endokrinolog ve göz hastalıkları uzmanı gibi diğer uzman doktorların da kontrolü istenebilir. Tüm bu süreç sonrasında testlerden gelen sonuç ile tanı konulur.

Hipofiz tümörlerinin tedavi yöntemleri nelerdir?

Hipofiz tümörlerinin tedavisi, tümörün yeri, büyüklüğü ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişmektedir. Bunun yanında tedavide tümörü çıkartma, büyüklüğünü azaltma ve hormon düzeyini dengeleme gibi yollar izlenmektedir. Cerrahi tedavide amaç tümörü mümkün olduğunca çıkarmaktır.

Cerrahi operasyonda üst dudak altı veya burun kanalından çok küçük aletlerle girilerek tümör çıkarılmaya çalışılır. Tümörün boyutunu küçültmek için kullanılan radyasyon tedavisinde çeşitli ilaçlar da kullanılmaktadır. Tümörün ve hastanın durumuna göre belirli periyodlarda hastaya radyasyon verilir. İlaç tedavisinde ise tümörün aşırı hormon salgılaması engellenmeye çalışılır.

Hipofiz tümörleri hastaları için yaşam stili önerileri

Doktorun uygun gördüğü tedaviyle birlikte hastanın iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da moral çok önemlidir. Hasta yakınlarının bu dönemde hastaya iyi destek olması gerekmektedir. İlaç kullanımına dikkat edilmeli ve değişiklikler gözlemlenmelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hipofiz Bezi Yetmezliği Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Beynin altında, burun kanalların arkasında yer alan Hipofiz Bezi; yaklaşık 0.5 gram ağırlığında çeşitli hormonlar salgılayan bir endokrin bezdir. Hipofiz Bezi; büyüme, fiziksel aktiviteleri yerine getirme ve üretkenlik gibi durumları kontrol eden bir merkez olarak çalışmaktadır. Ön lob ve arka lob olarak iki şekilde yer alan hipofiz bezi çeşitli hormonlar salgılamaktadır.

Hipofiz Bezi çeşitli sebeplerle işlevini yitirir ve salgılama işlemini doğru şekilde gerçekleştiremez. Salgılamanın durması veya azalması durumu hipofiz bezi yetmezliği olarak tanımlanmaktadır.

Hipofiz bezinin görevleri nelerdir?

Hipofiz bezi yukarıda bahsedilen bezlerin fonksiyon görmesini sağlar yani onları çeşitli hormonlar aracılığı ile yönetir. Bu bezden salgılanan 5 temel hormon ve görevleri şu şekildedir:

TSH (tiroid bezini uyaran hormon): boğazımızın ön kısmında bulunan tiroid bezinden hayati olan tiroid hormonlarının üretimini kontrol eder ve bu hormon olmadan gerek zihinsel gerekse de vücuttaki metabolik faaliyetler yavaşlar.

FSH/LH (üreme organlarını uyaran hormonlar): erkekte testisleri, kadında ise yumurtalıkları uyararak cinsel fonksiyonların ve üremenin devamını sağlar.

ACTH (böbrek üstü bezini uyaran hormon) : böbrek üstü bezinden kortizol denilen hayati hormonun salınmasını kontrol eder. Kortizol gerek bağışıklık sistemimizin düzenli çalışmasını gerekse de tansiyon ve damarlarındaki sıvının yeterli düzeyde olmasını sağlar

GH ( büyüme hormonu) : ergenlik çağında boyumuzun uzamasından sorumludur. Ancak son 20 yıldır erişkin yaşta da birçok önemli fonksiyonundan bahsedilmektedir. Hafıza ve zihinsel fonksiyonların düzenlenmesi, vücut yağ ve kas oranlarının düzenlenmesi, kemik dokusunun sağlamlaştırılması, kalp hastalıkları riskinin azaltılması gibi her geçen gün yenileri ortaya çıkan birçok fonksiyonu vardır.

Prolaktin (süt üretimini uyaran hormon) : Kadınlarda doğum sonu emzirmenin sağlanması için temel hormondur. Ancak son yıllarda bağışıklık sisteminde rol aldığı anlaşılmıştır.

Hipofiz bezinin hastalıkları nelerdir ve neden önemlidir?

Hipofiz Bezinden salgılanan hormonların fazlalığı ve bu hormonların eksikliği ile giden 2 grup hastalık mevcuttur. Hipofiz bezinden salgılanan 5 temel hormonun bir veya daha fazlasının çeşitli nedenlerle eksilmesine ‘Hipofiz Yetmezliği’ denir. Hipofiz yetmezliğinin tanısı doğru bir şekilde konduğu takdirde günümüzde tedavisi mümkündür.

Hipofiz yetmezliğinin nedenleri nelerdir?

En sık nedeni hipofiz bezi adenomlarına (adenom: iyi huylu tümöral kitle) bağlı bezdeki normal dokunun basıya uğraması ve/veya hipofiz adenomunun cerrahi veya radyoterapi ile tedavisidir. Kadınlarda doğum sonrası aşırı kanamanın neden olduğu hipofiz bezi hasarı (Sheehan sendromu olarak adlandırılır) ülkemizde hala sık olarak rastlanmaktadır.

Ayrıca son yıllarda şuur kaybına neden olan kafa travmaları (trafik kazaları veya düşmelere bağlı kafaya darbe sonucu veya boks gibi sürekli kafaya darbe alan dövüş sporları) sonrası –15 hastada hipofiz yetmezliği gelişebileceği gösterilmiştir.

Hangi durumda hipofiz yetmezliğinden şüphelenelim?

Hipofiz yetmezliğinin en önemli özelliği genellikle belirtilerinin hafif olması ve yavaş ilerlemesidir. Bu nedenle hastalar dikkat etmezse hipofiz yetmezliği ile farkında olmadan yıllarca yaşayabilir ve genellikle farklı şikayetlerle gittiği doktorlarda bu durumu gözden kaçırabilir.

Bu nedenle yukarıda bahsedilen nedenlere yönelik hikayenin bir hastada olması hipofiz yetmezliğinin araştırılmasını gerektirir. Özellikle, aşağıda sıralanan belirtiler olduğunda hastaların hipofiz yetmezliğinden şüphelenmesi gereklidir:

Baş ağrısı ile birlikte olan veya olmayan görmede azalma (görme alanı kaybı): Hipofiz adenomları veya kitlelerinin hipofiz bezinin hemen üzerindeki (Şekil 1) göz sinirine bası yapması sonucu oluşur. Öncelikle görme alanının dış yanlarında görme alanı kaybı olur ve zamanla ihmal edilirse tam görme kaybına kadar gidebilir. Erken tanı konması ve hipofiz kitlesinin uygun şekilde çıkarılması ile görme kaybı büyük oranda geri döner.

Erkeklerde cinsel fonksiyonlarda azalma, istendiği halde çocuk olmaması (infertilite) vücut kıllarında azalma ve traş olma sıklığında azalma.

Kadınlarda adet sıklığında azalma veya adet kanamalarının tamamen kesilmesi (amenore), istendiği halde çocuk olmaması (infertilite)

Üşüme, uyku isteğinde artış, kilo alma, cilt kuruması, yorgunluk, halsizlik ve kendini kötü hissetme, tansiyon düşüklüğü ve baş dönmesi, aşırı su içme ve idrara gitme (günlük 2.5–3 litreden fazla idrar çıkarma), açlığa tahammülsüzlük: Bahsedilen belirtiler birçok farklı hastalıkta görülebilir ve hipofiz yetmezliği için tipik değildir. Ancak yukarıdaki belirtiler uzun süre devam ediyor ve herhangi bir neden bulunamıyorsa hipofiz yetmezliği akla gelmelidir.

Hipofiz bezi ile ilgili şüphemiz olursa ne yapmalıyız?

Hipofiz yetmezliği şüphesi olan hastaların bir endokrinoloji uzmanına baş vurması uygun olacaktır. Ancak yaşadığınız yerde endokrinoloji uzmanı yok ise iç hastalıkları uzmanına başvurup hipofiz yetmezliği şüpheniz ilgili doktora iletilmelidir.

Eğer hipofiz yetmezliği nedeni olarak hipofiz adenomu ve hipofiz bölgesinde kitle tespit edilmişse endokrinoloji ve beyin cerrahisi uzmanlarının bulunduğu bir merkeze başvurulmalıdır. Eğer hipofiz kitlesi için beyin cerrahisi operasyonu yapılmışsa bu hipofiz yetmezliğinin düzeleceği anlamına gelmez. Bu nedenle amaliyat sonrası da bir endokrinoloji uzmanı tarafından izlem ve gerekirse hipofiz yetmezliği için tedavi şarttır.

Hipofiz yetmezliği tedavisi nasıl yapılır?

Tanı konduktan sonra hipofiz yetmezliğinin tedavisi bu konuda uzman doktor tarafından yapılmalıdır. Tedavide eksik hormonlar [tiroid hormonu, kortizol preparatları veya gonadal (cinsel fonksiyonları düzenleyen hormonlar) hormonlar] doktorunuzun önerdiği doz ve ilaçlarla yerine konur.

Tedavi, eksilen hormonun cinsine ve eksikliğin derecesine bağlı olarak ömür boyu sürebilir. Bu nedenle endokrinolojik yönden takip gereklidir. Uygun tedavi ve takip ile hipofiz yetmezliğine bağlı oluşan bozukluklar büyük oranda geri döner.

Akromegali hasta bilgilendirme formu

Akromegali beyin içerisinde bulunan hipofiz bezindeki iyi huylu bir tümörden büyüme hormonun adı verilen hormonun fazla salgılanması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Büyüme hormonun fazla salgılanması sonucu el, ayak bölgelerinde aşırı büyüme olur.

Ayakkabı numarasında artış, yüzüklerin dar gelmesi, yüz hatlarında kabalaşma, çenede belirginleşme, dişlerde ayrışma gibi bulgular olabilir. Ayrıca baş ağrısı, halsizlik, terlemede artışı ve cinsel fonksiyonlarda azalma gibi genel şikayetler de olabilir. Ayrıca hipofizdeki tümörün boyutuna bağlı olarak görme bozuklukları da oluşabilmektedir.

Akromegali hastalarındaki bu değişiklikler hasta ve yakınları tarafından maalesef geç fark edilir. Belirtiler çok yavaş oluştuğu için çoğu hasta hastalık başladıktan 5–7 yıl sonra tanı konmaktadır. Bu nedenle bazı hastalar akromegalinin vücudun iç organlarında yarattığı bozukluklar nedeniyle hekime başvurabilir.

Şeker hastalığı, kalp hastalıkları, uyku apne denilen uykuda solunum problemleri, eklem rahatsızlıkları ve çeşitli kanserler bunlardan bazılarıdır. Yüksek tansiyon akromegali hastalarının pek çoğunda tespit edilir. Barsak ve tiroid kanseri sıklığı artmaktadır.

Bulgular

Görmede azalma
Alın kemiğinde belirginleşme
Büyük burun ve çene,diş aralarında açılma
Şeker hastalığı
Büyük el ve ayaklar
Terleme artışı, ciltte yağlanma
Göğüsten süt gelmesi
Kalp büyümesi, yüksek tansiyon
Cinsel sorunlar
Eklem rahatsızlıkları

Tanı

Akromegali tanısı hastadan klinik olarak şüphe oluşması halinde veya tesadüfen çekilmiş olan beyin görüntülemeleri sırasında tespit edilen urların tetkiki sırasında konabilir. Hastadan şüphelenildiği zaman tanı amaçlı bir takım testler yapılır. Bunların en önemlisi şeker yükleme testidir. Yükleme testi sırasında hastaya 75 gr şeker ihtiva eden şekerli su içirilir ve 0, 30, 60, 90 ve 120. dakikalarda hastanın büyüme hormonu değerleri ölçülür. Aynı zamanda serum IGF–1 ölçümleri de hastalığın takip ve tedavisinde sık olarak kullanılır.

Tedavinin hedefleri

Şikayetlerde düzelme
Fiziksel bulguların düzelmesi
Büyüme hormon salınımının normale dönmesi
Tümör kitlesinde küçülme
Tekrarın önlenmesi
Diğer hipofiz hormonlarının salınımının korunması
Normal yaşam süresinin sağlanması

Tedavi ve Takip

Akromegali hastalarında tanı konduktan sonra tedavi planlanmalıdır. Tedavide üç yöntem kullanılır. Bunların ilki cerrahi tedavi, ikincisi ilaç tedavisi ve en son seçenek ise radyoterapi yani ışın tedavidir. Akromegali tedavisinde cerrahi birinci seçilecek tedavi yöntemidir. Anestezi riski taşıyan, ek hastalıkları olan çok ileri yaştaki cerrahi yapılamayacak hastalarda ilk tedavi ilaç tedavisi olabilir.

Bazı hastalarda tümör boyutuna, cerrahi düzelmenin tam olarak sağlanıp sağlanmamasına göre cerrahi tedavi tekrarlanabilir. Cerrahi tedavi sonrasında hastalar klinik düzelmeyi günler içerisinde fark edebilirler. Tam olarak iyileşmenin değerlendirilmesi ise ameliyat sonrası 3. ayda yapılmalıdır. 3. aydaki değerlendirmeler sırasında büyüme hormonu, IGF–1 düzeyleri yanında tekrar şeker yükleme testinde hormon yanıtı da değerlendirilmelidir.

Küçük tümörlerde cerrahi başarı daha yüksek iken, büyük tümörlerde daha düşüktür. Akromegali ameliyatlarından sonra hipofizden salgılanan diğer hormonlarda bir takım bozukluklar, eksiklikler gelişebilir. Hastanın endokrinoloğu tarafından ameliyat sonrası diğer hormonların işleyişi değerlendirilir ve eksiklik varsa mutlaka yerine konulur.

Ameliyat sonrası tamamen düzelme elde edilen hastalarda 6 ayda bir klinik değerlendirme yapılmalı. Aynı zamanda hormon düzeyleri ve IGF–1 ölçümleri ile hipofiz MR’ ları çekilerek tümörün durumu değerlendirilmelidir.

Takip

Akromegali hastaları tanı anında ve tedaviden sonra akromegalinin diğer organlardaki etkilerinin kontrol edilmesi amacıyla bir takım taramalar ile takip edilmelidir. Tanı anında hastalar EKG ve ekokardiyografi ile kardiyolojik etkiler amacıyla değerlendirilmelidir.

Barsak kanseri ve barsak poliplerinin artmış sıklığı nedeniyle tanı anında kolonoskopi ile taramalar yapılmalı. Barsak kanseri ya da polip olmayan hastalarda bu taramanın 5 yıl sonra tekrar edilmesi planlanırken, riskli hastalarda daha erken kontroller yapılmalıdır.

Kadın hastalarda meme muayenesi, meme ultrasonografisi ve gerekirse mamografi ile meme kanseri taraması, erkelerde prostat kanseri taramaları yapılmalıdır. Son yıllarda akromegali hastalarında artan tiroid kanseri sıklığı nedeniyle tiroid ultrasonografisi ile tiroid nodülleri değerlendirilmeli ve gerekirse biyopsi yapılmalıdır. Şüpheli lezyonların tedavisi planlanmalıdır. Akromegali hastalarında uyku apne sendromu.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hipertansiyon Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Yüksek kan basıncı adıyla da bilinen Hipertansiyon, damarın içindeki kanın damar duvarına yaptığı yüksek basınca denir. Uzun dönemde kanın damar duvarlarındaki etkisi damarın iç yüzeyinde hasara yol açar.

Yüksek tansiyon nedeniyle organları besleyen damarlarda tıkanma, genişleme veya yırtılma meydana gelebilir. Hipertansiyon organlara giden kan akışını bozarak organ yetmezliklerine neden olabilir.

Hipertansiyon, uzun süre belirti vermeden böbrek, beyin, kalp ve damar sistemine verebileceği hasar nedeniyle “sessiz düşman” olarak da anılmaktadır. Kan dolaşımı için gereken basıncın normalden fazla olması anlamına gelen ‘yüksek tansiyon’, mutlaka uzman kontrolünde takip edilmelidir. Büyük ve küçük tansiyonun normalden fazla olması durumuna hipertansiyon denilmektedir.

Hipertansiyon belirtileri nedir?

Hipertansiyon genellikle belirti vermeden sinsice ortaya çıkmaktadır. Genellikle ensede zonklama şeklinde ağrı, bulantı-kusma, burun kanaması, nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, kulak çınlaması, gözlerde kararma gibi belirtiler vermektedir.

Hipertansiyon nedenleri nedir?

Genetik ve çevresel faktörler hipertansiyonun sebepleri arasında gelmektedir. Stres, sağlıksız beslenme ve aşırı tuz tüketimi, kilo problemi, böbrek yetmezliği, polikistik böbrek hastalığı, böbrek atar damarında tıkanıklık, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, böbrek üstü bezi hastalığı, kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, çeşitli ilaçlar (ağrı kesiciler, hormon ilaçları, kortizon, grip ilaçları, antidepresanlar) hipertansiyona neden olmaktadır.

Hipertansiyon risk faktörleri nedir?

Kalıtım en büyük risk faktörleri arasında gelmektedir. Ailesinde hipertansiyon hikayesi olanlar risk grubu içinde yer almaktadır. Bunun yanında erkek cinsiyeti, yaş (35 ve üzeri), obezite hastaları, alkol ve sigara kullananlar, diyabet hastaları, yanlış beslenen kişiler, doğum kontrol ilaçları kullanananlar da risk grupları arasında gelmektedir.

Hipertansiyon komplikasyonları nedir?

Hipertansiyonun damar sertliği, beyin kanaması, felç, kal krizi, kalp yetmezliği gibi özellikle kalp ve damarlar üzerinde ağır komplikasyonları bulunmaktadır. Görme kaybı, böbrek hasarları ise diğer komplikasyonlar arasında gelmektedir.

Hipertansiyon için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Doktor randevusundan önce tansiyon düzenli olarak ölçülüp not alınmalı ve bu bilgiler doktor ile paylaşılmalıdır. Bunun yanında kişinin kendini iyi gözlemlemesini ve şikayetlerini doğru şekilde doktora aktarması gerekmektedir.

Hipertansiyon tetkik yöntemleri nelerdir?

Kan basıncı sfigmomanometre olarak adlandırılan ölçüm cihazı ile ölçülmektedir. Hipertansiyon teşhisi koymada hastanın 24 saat boyunca belli aralıklarla tansiyonu ölçülür. Kan basıncının sürekli 120/80 mmHg üzerinde olması teşhis koymada yeterlidir. Bunun yanında kan, idrar tahlili ve görüntüleme yöntemleri de yapılmaktadır. Yapılan tetkiklerde hipertansiyona sebep olabilecek hastalıklar araştırılmaktadır.

Hipertansiyon tedavi yöntemleri nelerdir?

Hipertansiyon tedavisinde öncelikle hipertansiyona sebep olan hastalıklar tedavi edilmelidir. Hipertansiyonun nedeni bulunamazsa kan basıncını düşürecek ilaç tedavisine başlanmaktadır. Bunun yanında hastanın yaşam şekliyle ilgili değişikliklere de gidilmektedir. Hipertansiyon hastalarının heyecan ve stresten uzak durmaları gerekir.

Beslenme tedavisi de hipertansiyonun tedavi seçenekleri arasında gelmektedir. İlaç tedavisiyle birlikte beslenme alışkanlıklarında birtakım köklü değişikliklere gidilmektedir. Özellikle tuz kullanımı kısıtlanmaktadır. Süt ve süt ürünlerinde yarım yağlı veya light ürünler tercih dilmelidir. Doymuş yağlar yerine zeytinyağı kullanılmalıdır.

Hipertansiyon hastaları için yaşam stili önerileri

Hipertansiyon hastaları hastalığın ciddiyetine varmalı ve hayat stilini değiştirmeye istekli olmalıdırlar. Stresten uzak durup sağlıklı beslenmeye yönelmeliler. Tuzlu gıdalardan uzaklaşılmalı, sebze ve meyve ağırlıklı akdeniz tipi beslenme uygulanmalıdır. Bunun yanında günlük fiziksel aktivite ve egzersize yer verilmelidir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Hallux Valgus Nedir, Belirtileri Ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Halluks Valgus, ayak başparmağında oldukça sık görülen ve yaygınlığı giderek artan ortopedik bir hastalıktır. Ayak başparmağının iç yanındaki kemik çıkıntısını ifade eder.

Kesin nedeni bilinmeyen bu rahatsızlık zamanında tedavi edilmezse sadece başparmağı değil, tüm ayağı ilgilendirebilecek belirtilerle birlikte iş gücü kaybı, yaşam kalitesi bozukluğu ve estetik sorunlara yol açabilir.

Özellikle ailesinde Halluks Valgus öyküsü olan biri genetik yatkınlığı nedeniyle erken yaşlarda önlem almalıdır.

Hallux Valgusun belirtileri nedir?

Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölümde kemiksi bir çıkıntı

Ağrı ve hareket kısıtlılığı da olaya eşlik eder

Bu hafif ancak yaygın sorun kadınlarda daha sık görülür. Bazı kişiler genetik olarak bunyona eğilimli olsa da, daha çok yüksek topuklu ve sivri burunlu dar ayakkabıların giyilmesi sonucu oluşur.

Hallux Valgusun nedenleri nedir?

Hallux valgusun meydana gelmesinde genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Bunun yanında topuklu ayakkabılar, on kısmı sivri ayakkabılar ayaklarda deformasyona sebep olmaktadır. Oluşan deformasyonla başparmak etrafında şişlik meydana gelmektedir. Şişlik büyüdükçe ayakkabı içindeki basınç artmaktadır ve kişi zamanla ayakkabı giyemeyecek duruma gelmektedir.

Hallux Valgusun risk faktörleri nedir?

Ailesinde hallux valgus hikâyesi olanlar, topuklu ayakkabı, sivri burunlu ayakkabı kullanımı, yapılan yanlış spor hareketleri hallux valgus açısından risk oluşturmaktadır. Bunun yanında kadınlarda hallux valgus görülme olasılığı daha yüksektir. Bunda kadınların topuklu ayakkabıları çok fazla kullanması önemli bir rol oynamaktadır.

Hallux Valgusun komplikasyonları nedir?

Ayak başparmağında oluşan deformasyon ayakkabı kullanımı zorlaştırmaktadır. Tedavi edilmediğinde diğer ayak parmaklarında da deformasyonlar oluşmakta ve yürümede sıkıntılara sebep olmaktadır. Bunun yanında ayaklarda şişlik ve bursit gelişimi gibi komplikasyonları da bulunmaktadır.

Hallux Valgus için doktor randevusu öncesi neler yapılmalıdır?

Hallux valgus hastalığında çok fazla vakit kaybetmeden doktora başvurmak gereklidir. Ayak başparmağında şişlik meydana geldiğinde ve belirgin şekilde çıkıntılık olduğunda doktor randevunuzu ertelemeyin. Bununla birlikte şikâyetlerinizi doktorunuza doğru şekilde aktarın.

Hallux Valgusun tetkik yöntemleri nelerdir?

Hallux valgus fizik muayene ile anlaşılacağı gibi ayağın birkaç açıdan çekilmiş grafilerinin radyolojik incelemesi ile teşhis konulmaktadır. İnceleme sonucunda tedavi şekli belirlenmektedir.

Hallux Valgusun tedavi yöntemleri nelerdir?

Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların kullanımı çoğu kez en iyi çaredir ve bunyonun yarattığı rahatsızlığı önleyebilir. Eğer bursit gelişirse, eski bir ayakkabının bunyonun üstüne gelen bölümünde açılacak bir delik rahatlama sağlayacaktır.

Bunyonun üstüne konacak yumuşak bir yastıkçık yararlı olabilir. Bazı nadir durumlarda fazla kemik dokusunu çıkartmak ve kemiğe eski biçimini vermek için ameliyat yapılabilir.

Hallux Valgus hastaları için yaşam stili önerileri

Hallux valgusa karşı önlem almak için öncelikle ayakkabı tercihine dikkat edilmedir. Hallux valgusun meydana geldiği durumlarda ise önü geniş ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmeli topuklu ayakkabı ve önü sivri ayakkabılardan kaçınılmalıdır. Doktorun tavsiyesi doğrultusunda ayak bileğinizi güçlendirecek egzersizler yapabilirsiniz.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın