‘Ayran Diyeti’ nedir, nasıl yapılır?

Birbirinden leziz yemeklere eşlik eden Ayran, sıkça tercih edilen ferahlatıcı bir lezzettir. Ayran, bu özeliğinin yanında sizi zayıflatabilir.

Ayran Diyeti, son günlerin popüler diyet listelerinde yer alıyor. Yoğurtta bulunan probiyotiklerin bağırsaklara olan etkisi ile, metabolizma hızlanıyor ve istenmeyen kilolar bir bir gidiyor.

Ayran diyeti 1 haftalık olarak hazırlanmış ve bu süreden fazla yapılması önerilmemiştir. Bir haftalık ayran diyeti programında da verilen listenin dışına çıkmamanız çok önemli.

Diyeti yapan kişinin cinsiyeti, yaşı, günlük yaşam biçimi, metabolizma hızı verilen kilo miktarı üzerinde etkilidir. Ayran Diyeti’ni tam anlamıyla yapabilmek için programda yasak olan her şeyi bir haftalığına hayatınızdan çıkartmalısınız.

Diğer tüm diyetlerde olduğu gibi ayran diyetinde de hazır, asitli içecekleri, şekeri ve şekerli gıdaları, kızartma yöntemi ile pişmiş yemekleri yememelisiniz. Ayrıca ekmek de 1 hafta boyunca vedalaşmanız gereken besinler arasındadır.

Ayran Diyeti nasıl yapılır?

Ayran diyetini uygularken bazı temel kurallara dikkat etmelisiniz. Bu kuralları sizler için listeledik. Listede yer alan ayran detoksu diyeti maddelerine uyduğunuz takdirde ödemden kurtulup yağ yakımına başlayabilirsiniz.

  • Diyet süreci içinde tüketilen ayran, ev yapımı yoğurt ile hazırlanmalı ve tuz ilave edilmemeli.
  • Ayran diyeti ile kilo verme sürecini verimli kılmak için bu süre içinde aktif hareket halinde olmanız gerekiyor.
  • Günlük yürüyüşlerinizi ihmal etmemelisiniz.
  • Ayran diyetini uygulama süresi 7 gündür. 7 günün sonunda diyete ara verip normal beslenme düzenine devam etmeniz gerekiyor. Beslenme alışkanlığında sağlıklı seçimler yaparak verilen kiloyu koruyabilirsiniz.
  • Ayran hazırlarken su miktarında biraz oynama yapıp soda ekleyebilirsiniz. Böylece sodalı ayran diyeti uygulamış olursunuz. Soda ihtiyacınız olan minerali karşılayacaktır. Su ve soda değişimi yaparken tuz ve yağdan kaçınmalısınız.
  • Gün içinde bol su içmeyi de ihmal etmemelisiniz.

1 Haftalık Ayran Diyeti listesi

Ayran diyetini 7 gün boyunca uygulamak için verilen ayran diyeti listesi ile yola çıkabilirsiniz. Bu diyeti uygulayanlar mutlu sonuçları alıyor ve fazla kilosundan arınıyor. Şimdi sıra sizde!

1. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran. 1 tabak yeşillik
  • Öğle: 2 bardak ayran. 2 adet elma
  • Akşam: 2 bardak ayran. 1 porsiyon ızgarada pişmiş kırmızı ya da beyaz et

2. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran, 1 kase yulaf lapası, 3 adet ceviz içi
  • Öğle: 2 bardak ayran, 1 tabak zeytinyağı ile pişirilmiş yemek
  • Akşam: 1 bardak ayran, ızgarada pişmiş tavuk ve yeşillik

3. Gün

  • Sabah: 1 bardak ayran, yulaf lapası
  • Öğle: 2 bardak ayran, 1 tabak haşlanmış brokoli
  • Akşam: 1 bardak ayran ve haşlama kırmızı et

4. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran, 1 porsiyon haşlama ıspanak
  • Öğle: 2 bardak ayran, 2 orta boy haşlama patates
  • Akşam: 1 bardak ayran ve 1 porsiyon az yağlı pilav

5. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran, 1 kase yulaf lapası ve 3 adet ceviz içi
  • Öğle: 2 bardak ayran ve 1 porsiyon zeytinyağlı yemek
  • Akşam: 2 bardak ayran, ızgarada pişmiş et ve salata

6. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran ve 3 adet salatalık
  • Öğle: 2 bardak ayran ve 1 porsiyon pilav
  • Akşam: 2 bardak ayran ve 1 kase meyve salatası

7. Gün

  • Sabah: 2 bardak ayran, 1 dilim kızarmış ekmek
  • Öğle: 2 bardak ayran, 1 porsiyon pilav, 2 adet salatalık
  • Akşam: 2 bardak ayran, haşlama et, yeşillikli salata

Ayran Diyeti’nin faydaları

Ayran diyetinin faydaları, ayranın faydalarıyla ilişkili şekildedir. Ayran zengin içeriği ile kas ve kemik sağlığı için fayda sağlarken sindirim sisteminin düzene girmesine yardımcı olur.

Ayran ayrıca gastrit gibi mide rahatsızlıklarının şikayetlerinin azalmasında yardımcıdır. Ayran diyeti bir bakıma mideyi dinlendirir.

Ayran Diyeti’nin zararları

Ayran diyeti şok diyetler arasında yer aldığından metabolizmanın hız dengesine zarar verebilir. Ayrıca ciddi kalori kısıtlaması olduğu için enerji kısıtlaması halinde vücutta su ve kas dengesinin bozulmasına da neden olabilir.

Ayran diyetinin 7 gün sonunda bitirilmesi ve tekrar edilmemesi önemlidir. Ayran diyeti yaparken aşırı uyku hissetmeniz de söz konusu olabilir.

 

Paylaşın

Besin İntoleransı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gıda intoleransı, tüketilen bir gıdanın içinde yer alan bir maddeye karşı sindirim sisteminin reaksiyonu olarak tanımlanır.

Besindeki bir madde kişinin sindirim sistemi tarafından doğru bir biçimde sindirilemez ya da parçalanamaz. Bu durum sindirim sistemini tahriş eder ve hasarlara yol açar.

Gıda intoleransının nedeni, enzim eksikliği ya da gıdanın içindeki maddenin sindirilememesidir. Örneğin laktoz intoleransı, sütte yer alan laktoz karbonhidratının sindirilmesini sağlayan laktaz enzimi eksikliği sonucu oluşur.

Günlük beslenmede tüketilen her türlü besine intolerans, zamanla gelişebilir. Besin intoleransı görülme oranı, gıda allerjilerinden daha yaygındır.

Gıda intoleransı belirtileri;

  • Mide ağrısı, mide kasılmaları, midede yanma hissi,
  • Bulantı ve kusma,
  • Mide ve bağırsaklarda gaz, kramp ve şişkinlikler,
  • Baş ağrısı, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk,
  • İshal,

Gıda intoleransı tedavisi;

Gıda intoleransının tek tedavisi intoleransa yol açan besinin diyetten çıkarılması veya vücudun tolere edebileceği miktarlarda tüketilmesidir.

İntoleransa neden olan besin vücudun mutlaka alması gereken elzem bir gıda ise yerine aynı özellikte başka bir besinin tüketilmesi oldukça önemlidir.

Gluten intoleransı nedeniyle buğday tüketiminin olmaması B vitamini alımında yetersizliğe neden olabilir. Bu durumda kişi buğday yerine gluten içermeyen; mısır unu, darı, esmer pirinç, karabuğday ve kinoa tüketebilir.

Paylaşın

Beriberi nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Vücutta B1 vitamini (Thiamine) eksikliğinde ortaya çıkan Beriberi, beslenme bozukluğundan kaynaklanan bir hastalıktır.

Beriberi kelimesi, hayatı tehdit edici semptomlara neden olabileceği için “aşırı zayıflık” anlamına gelen Sinhalese kelimesinden gelmektedir.

Genel olarak B1 vitamini eksikliği görülebilecek kişileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

Çok sık alkol tüketenler, doğum kontrol hapı kullananlar, yaşlı kişiler, karbonhidrat oranı yüksek olan gıdalarla beslenenler, yoğun stres altında olanlar, obezite, hipertiroidi, AİDS gibi hastalıkları olanlar, diyaliz hastaları, uzun süreli ishal ve idrar söktürücü ilaç kullananlar ile hamile ve emziren kadınlardır. Beriberinin görülme ihtimali saydığımız bu kişilerde daha fazladır.

Beriberi hastalığının belirtileri nelerdir?

B1 vitamini eksikliğine bağlı olarak gerçekleşen bu sinir hastalığı, yaş ve kuru beriberi haricinde bir de çocuk beriberisi olarak karşımıza çıkar.

Kuru Beriberi belirtileri;

Bu türde daha çok iskelet ve kas sistemi etkilenmektedir. Semptomlarını aşağıdaki gibi saydığımız kuru beriberinin çok şiddetli vakalarında felçlik, bir deri bir kemik kalıncaya kadar aşırı zayıflama ve yataktan çıkamayacak kadar halsiz olma durumları oluşur. Kuru beriberinin belirtileri genel olarak şu şekildedir;

  • Ellerde ve ayaklarda karıncalanma benzeri uyuşukluk
  • Konuşma güçlüğü
  • Unutkanlık ve zihin karışıklığı
  • Tendon reflekslerde zayıflık
  • Alt bacaklarda güçsüzlük ve kas becerilerinde zayıflık
  • Kusma
  • İstemsiz göz hareketleri

Yaş Beriberi belirtileri;

Islak beriberide semptomlar daha çok kalp-damar sistemi üzerinde görülür. Kalbin vücuda yeteri miktarda kan pompalayamaması sonucu ortaya çıkan yaş beriberi belirtileri şunlardır;

  • Nefes darlığı
  • Kalp atış hızında artış
  • Damar genişlemesi
  • Kalp yetmezliği
  • Alt bacaklarda ödem
  • Paroksismal noktürnal dispne

İnfantil Beriberi belirtileri;

Anne sütü ile beslenen bebeklerde görülür. Eğer annede B1 vitamini eksikliği varsa bu durum bebeğe de yansıyacaktır. Bebek genel olarak huzursuzdur ve gelişim bozuklukları görülür. Belirtileri ise şu şekildedir;

  • Kusma
  • Kilo kaybı
  • Ödem
  • Asabiyet hali
  • Huzursuzluk
  • İshal
  • Ses kısıklığı ve boğukluk
  • Ciltte solgunluk
  • Kalp ve damar sisteminde bozukluk.

Nadir olsa da, beriberi Wernicke-Korsakoff sendromu adı verilen bir duruma yol açabilir. Bu sendrom ciddi tiamin eksikliğinden kaynaklanan bir beyin hasarıdır. Wernicke-Korsakoff sendromu olan kişilerde görülebilecek belirtiler:

  • Hafıza kaybı
  • Genel zihin karışıklığı
  • Hızlı göz hareketleri
  • İstemsiz göz hareketi
  • Bulanık veya çift görme
  • Kas – koordinasyon kaybı
  • Halüsinasyon

Tedavisi;

Beriberi tedavisinin amacı vücuttaki tiamin seviyelesini arttırmaktır. Bunun için doktorlar, tiamin seviyesini yükseltmek için oral takviyeler veya enjeksiyonlar önerebilir.

Tedavi süreci boyunca vücudun vitamini ne kadar emebildiğini görmek için kan testleri uygulanır. Erken tedavi ile beriberi sonucu oluşan kalp ve sinir sistemindeki zararlar geri dönüştürülebilir.

B1 vitamini hangi yiyeceklerde bulunur?

  • Süt ve süt ürünleri
  • Meyve ve sebzeler (bezelye, fasulye, kuşkonmaz, patates, marul, ıspanak, domates, ananas, Brüksel lahanası, patlıcan)
  • Tahıllar (çavdar, buğday tohumu, tam tahıllı gevrekler)
  • Et ve balıklar
  • Kuruyemişler (ayçiçeği çekirdeği, badem, ceviz, kaju, fındık).
Paylaşın

Bell Paralizisi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Bell Paralizisi; akut olarak başlayan, genellikle yüzün tek taraflı felç olma durumudur.

Bell Paralizisi, aniden gelişen ve nedeni bilinmeyen bir yüz felci şeklidir. Bell Paralizisine bağlı yüz felci geçiren hastaların yüzde 90’a yakını yaklaşık altı ay içerisinde tamamen iyileşir.

Hastalar aniden ortaya çıkan gıdaların ağız kenarından istemsiz şekilde akması, yüzde çarpılma, yüz ağrısı ve uyuşukluğu gibi yakınmalar ile başvurur.

Yapılan nörolojik muayenede bu sorun dışında beyin ve sinir sistemi sorunu saptanmaz. Teşhisten emin olunmadan önce başka nedenleri (incinme, tümör, iltihap vb) dışlamak için beyin filmleri ve kan tahlilleri yapılabilir.

Elektrofizyolojik testler adı verilen ve sinir ileti hızını ya da sinirin hastalanma yüzdesini göstermeye yarayan testler tanı ve tedaviyi takipte son derece yararlıdır.

Bell paralizisinde tedavi ilaç tedavisidir. Göz kuruluğu için suni gözyaşı ile göz koruması hayati önem taşımaktadır. Özgün durumlarda ameliyat ile müdahale gerekebilir.

 

Paylaşın

Bel Ağrısı nedir? Nedenleri ve Tedavisi

Bel ağrısı ya da tıpta kullanılan adıyla lumbago, bel bölgesinde ortaya çıkan her türlü ağrıyı tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir. 

Daha geniş bir tanımla, Bel ağrısını (lumbago),  bel zorlanması ve duruş bozuklukları; bel kaslarına, bağlarına ve eklemlerine hasar vererek ağrıya yol açar şeklinde açıklayabiliriz.

Bel ağrılarının fiziksel aktivite ile şiddetlendiği, istirahatle hafiflediği ise en çok görülen belirtilerden birkaçı sayılır. Bel ağrısının şiddeti, öne eğilme, uzun süre ayakta durma, yürüme gibi günlük aktivitelerle artabilir. Bel ağrısı nüfusun %75-85’ini yaşamlarının herhangi bir döneminde etkileyen en önemli bir sağlık sorunlarından biridir.

Bel bölgesi omurganın alt bölümünü kapsar ve 5 adet omur, omurlar arasında disk adı verilen yapılar, kaslar ve yumuşak dokulardan (ligaman, kapsül) oluşmaktadır.

Bel ağrısı için tanımlanan bir çok risk faktörü mesleksel ve psikolojik özellikleri içerir. Çalışanın fiziksel gücü üstünde veya uygunsuz bir pozisyonda çaba gerektiren fiziksel aktiviteler, örneğin ağırlık kaldırma gibi, bel ağrısının önemli bir nedenidir. Bir çok psişik rahatsızlıklar da bel ağrısı nedeni olabilir. Kronik bel ağrısı olan bir olguda depresyon çok sık gözlenen bir neden olarak akılda tutulmalıdır.

Bel ağrısı nedenleri;

Bel ağrısının sebepleri arasında en yaygın olanları belin zorlanması, sinir tahrişi, omurilikten çıkan sinir köklerinde sorunlar, kemik ve eklem problemleridir.

  • Belin zorlanması. Beli zorlama bölgedeki bağların, tendonların veya kaslarının gerilmesi sonucunda yaralanmasıdır. Bölgedeki yumuşak dokuların gerilmesi ilgili yapılarda değişen derecelerde mikroskobik yırtılmalara neden olur. Zorlama, bel ağrısının en sık nedenlerinden biri olarak kabul edilir.
  • Sinir tahrişi. Bel bölgesinde omurgadan çıkan sinirler, omurilikteki köklerinden cilt yüzeyine kadar herhangi bir yerde mekanik basınç nedeniyle tahriş olabilir. Bu koşullar arasında disk hastalığı, kemiklerdeki problemler ve zona enfeksiyonuna bağlı sinirlerin iltihaplanması bulunur.
  • Lomber radikülopati. Lomber radikülopati, bel bölgesi omurları arasındaki disklerin zarar görmesinden kaynaklanan sinir tahrişidir. Diskin hasar görmesi, diskin dış halkasında aşınma ve yıpranma, travmatik yaralanma veya her ikisinden kaynaklanır.
  • Kemiklerin baskı yapması. Bel omurlarının yer değiştirmesi veya genişlemesi ile sonuçlanan herhangi bir durum, bitişik omurilik ve sinirler için boşluğu sınırlayabilir.
  • Kemik ve eklem koşulları. Bel ağrısına yol açan kemik ve eklem koşulları; doğumsal kusurlar, aşınma, yıpranma, yaralanma ve eklem iltihabından kaynaklanabilir. Bel ağrısının en sık doğumsal nedenleri skolyoz ve spina bifidadır. Skolyoz, omurganın yana doğru eğriliğidir. Spina bifida ise omurgada açıklık ile karakterize bir doğum kusurudur. En yaygın olarak bel omurgası ve sakrum adı verilen kemiğin tepesini etkiler.
  • Kemik ve eklermlerde hasar. Bel omurlarında ve sakrumda kırık en sık osteoporozu olan yaşlı insanlarda, özellikle de uzun süre kortizonlu ilaç kullananlarda görülür. Ayakkabı bağlarını bağlamak için eğilmek gibi çok hafif bir fiziksel stres bile bu kişilerde kırıklara neden olabilir.
  • Artrit. Spondiloartropatiler, bel ve kalça eklemlerini etkileyebilen iltihabi artrit tipleridir. Spondiloartropatiler arasında reaktif artrit (Reiter hastalığı), ankilozan spondilit, psoriatik artrit ve inflamatuar bağırsak hastalığı artriti bulunur.

Bel ağrısı nasıl geçer?

Bel ağrısı nasıl geçer sorusu toplumuzda sıkça merak edilen konuların başında geliyor. Bel ağrılarının nasıl geçeceğinimerak eden birinin öncelikle yapması gereken bel sağlığını korumak için neler yapması gerektiğidir. Rutinleşen bel ağrılarınız için ise mutlaka uzman bir doktora başvurmalısınız.

Bel sağlığının korunması için gün içinde uyulması için gereken kurallar ve egzersizler önemlidir. İşte onlardan bazıları;

  • Bakılan kişi, cisim ve objeye vücut cephesi tam olarak dönülmelidir. Baş, boyun ve gövde aynı düzlem üstünde olacak şekilde bakılmalıdır.
  • Uzun süre aynı pozisyonda kalınmamalıdır. Oturma ve ayakta kalma süresinin 45 dakikayı geçmemesine özen gösterilmelidir. 45 dakika ayakta kalındıysa 5 dakika kadar oturulmalı, 45 dakika oturulmuşsa 5 dakika kadar ayakta kalınmalıdır.
  • Oturulduğunda bel kavisini destekleyen bir yastık kullanmak alışkanlık haline getirilmelidir.
  • Yerle olan işlerde, yere eğilerek değil çömelerek işlerin yapılmasına özen gösterilmelidir.
  • Yatmak için yaylı ortopedik yatak kullanılmalıdır.
  • Yatarken önce yatağın kenarına gelip oturulmalıdır. Kollardan destek alarak önce yan yatılmalı, sonra sırt üstü dönülmelidir. Yataktan kalkmak istenildiğinde, önce yan yatıp kollardan destek alınmalı ve oturulmalı sonra ayağa kalkılmalıdır.
  • Yan pozisyonda öne doğru bükülerek bacaklar karına doğru çekip yatmak sağlık bakımından en uygun pozisyondur.
  • Bel bölgesi terli kalmaktan, yel ve rüzgardan korunmalıdır. Klima veya hava akımının direk olarak gelmemesi için önlem alınmalıdır.

Bel ağrısı tedavisi;

Bel ağrısı tedavisi, bel ağrısının nedenine, şiddetine, kişinin yaşına ve pek çok özelliğine göre farklı şekilde yapılabilir. Bel ağrısının tedavisinde uzman kontrolünde basit ağrı kesici ilaçlar, kas gevşeticiler kullanılabilir. Yine tam donanımlı bir sağlık kuruluşunda fizik tedavi seçenekleri denenebilir. Bunun yanı sıra ağrı bantları, masaj, lokal enjeksiyonlar ve egzersiz de bel ağrısı tedavisinde etkilidir.

 

Paylaşın

Bebek bakımı nedir? Emzirme ve Temizlik

Yeni doğan bebeğin bakımına ve ilk banyo gibi dikkat edilmesi gereken pek çok konu anne babaların endişeleri arasında.

Yenidoğan bebek bakımında tecrübeli aile yakınlarının desteği yeni anne-babayı oldukça rahatlatsa da bebek bakımı ile ilgili detayları kendilerinin önceden okumaları ve bilgi sahibi olmaları, destek ile birlikte tecrübe ettiklerinde öğrenmelerini ve alışmalarını kolaylaştırır.

Ev düzeninin bebeğe göre ayarlanması ve bebek odasının doğru düzenlenmesi yeni doğan bebek bakımının ilk basamağıdır. Doğumdan önce evin ve bebek odasının hazırlanması gerekir. Evdeki prizlere kapak takılması, mobilyaların bebeğe zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesi, pencerelere emniyet takılması, yerlerin çok kaygan olmayan malzemelerle temizlenmesi ve yerlerde bebeğin yutabileceği nesnelerin bırakılmaması gerekir.

Bunlar her ne kadar bebek hareketlenmeye başladığında daha çok önem kazanacak önlemler olsa da en baştan uygulamaya koymak kaza risklerini azaltır. Bebeğin odasının güvenli ve konforlu olması gerekir. Odanın su bazlı boyalar ile boyanması ve yer döşemelerinin ahşap veya mantar döşemelerden seçilmesi daha uygundur. Bebeğin yatağı çok yumuşak olmamalı ve yatakta yastık bulunmamalıdır.

Emzirme düzeni;

İlk haftalarda emzirme düzensizdir ve bebek her istediğinde emzirilmelidir. Her iki göğsü de eşit sürelerde emzirtmek idealdir. Ancak bu her zaman gerçekleşmez. Bebek bir seferde tek göğsü emerse bir sonraki sefer diğer taraftan emzirmek gerekir. İlk 10 dakikadan sonra gelen süt daha yağlıdır; bebekte doygunluk hissi uyandırır. Bir göğsü emmesi bu nedenle yeterli olabilir. Günde yaklaşık 10-12 kere emmesi ve ilk 4-6 ay gece beslenmesi normaldir. Emzirilen bebeğe su vermek gerekmez. Meyve püresi ve pirinçli mama benzeri ek besinler 6 aydan sonra verilmelidir.

Anne sütünün sağılması ve saklanması

Bebeğinizden uzak kaldığınız durumlarda da bebeğinizi anne sütü ile besleyebilirsiniz. Bunun için önceden göğsünüzü sağıp, gerekli olduğunda bebeğe sağılmış sütünüzü verebilirsiniz. Göğsünüzü elinizle veya pompayla sağabilirsiniz. Pompalar elle, pille veya elektrikle çalışabilir.

  • Uygun sağma teknikleri; Elle sağma: Bebeğiniz zamanında doğmuş ve sizi iyi emiyorsa, sütünüzün fazlasını almak için veya göğüs ucunu yumuşatmak için elle sağmak uygundur.
  • Elektrikli pompa: Bebeğiniz prematüre doğmuş ve uzun süre sizi ememeyecekse, hastane tipi elektrikli pompa kiralamalısınız.
  • Pilli Pompa: Arada sağım yapacaksanız pilli pompa alabilirsiniz.

Hazırlanma ve temizlik;

  • Göğüslerinizi sağmadan önce mutlaka ellerinizi yıkayınız.
  • Göğüslerinizi temiz tutmak için günde bir kez banyo veya duş almak yeterlidir. Her kullanımdan önce pompanın setlerini sıcak sabunlu su ile yıkayınız.
  • Hastaysanız ve bir ilaç almanız gerekiyorsa doktorunuza danışınız.

Sütün elle sağılması;

  • Ellerinizi ılık su ve sabun ile yıkayınız.
  • Göğsünüzün ucunu kaynamış, ılıtılmış su ve pamukla siliniz.
  • Baş parmağınızı göğsün üzerinde saat 12:00 konumunda, orta ve işaret parmaklarınızı göğsün altına kahverengi kısmın gerisine saat, 6:00 konumunda yerleştiriniz. Bu şekilde süt torbacıkları sağılacaktır.
  • Önce geriye daha sonra da parmaklarınızı ileriye doğru yuvarlayarak göğsünüzün ucunu sıkmayacak şekilde göğüs duvarından destek alarak öne doğru sağma işlemini bitiriniz.
  • Elinizin “C” şeklini koruyarak her saat kadranını sağmak üzere göğsünüzde parmaklarınızı dolaştırınız.

Sütün toplanması;

Sağdığınız sütü temiz bir plastik veya cam şişede veya süt saklama poşetlerinde saklayabilirsiniz. Şişeleri tamamen doldurmadan, emziksiz bir şekilde kapak ile sıkıca kapatınız. Poşetler ise lastik bir bant ile kapatılabilir. Sağdığınız ve poşetlediğiniz her sütün üzerine bebeğinizin ismini ve tarihi yazmayı unutmayın.

Sütün ısıtılması;

Soğuk süt akan ılık su altında veya bir biberon ısıtıcısında ısıtılabilir. Sütü fazla ısıtmayın. Bu, sütün kesilmesine ve bazı proteinlerin hasar görmesine neden olabilir. Sütü eritmek veya ısıtmak için mikrodalga fırınların kullanılması kesinlikle önerilmemektedir.

Donmuş sütü eritme;

Buzdolabında, yavaş olarak eritiniz. ( 100 cc. sütün erimesi birkaç saat sürebilir). Sıcak suyun altında bir kap içinde daha hızlı olarak eritmede yapılabilir.

Diğer önerilerimiz;

  • Sütü bir saatten fazla oda ısısında bırakmayın.
  • İkinci kullanımdan sonra kalan sütü atmalısınız.
  • Eritilmiş sütü tekrar dondurmayın.
  • Sütü buzdolabının kapağına koymayın.
  • Sütler bir termos içinde, buz ile birlikte taşınmalıdır.

Anne sütünün saklanma süreleri;

  • Sağdığınız sütü dondurmadan 72 saat ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+ 1 ile +4 °C arasında) saklayabilirsiniz.
  • Süt, tek kapılı buzdolabının buzluğunda (-7 ile -2°C arasında) 3 haftaya kadar, iki kapılı buzdolaplarının buzluğunda 3 ay saklanabilir.
  • Sütünüzü derin dondurucuda (-18 °C’nin altında) 6 aya kadar saklayabilirsiniz.

Bebeğin günlük temizliği nasıl yapılmalı;

Bebeğin günlük fiziksel bakımı dediğimizde ellerini, yüzünü boynunu ve altını temizlemeniz anlaşılır. Günlük temizliği sabahları ya da gece yatmadan önce bütün vücudunu yıkamak yerine uygulayabilirsiniz. Özellikle banyo yapması önerilmeyen ilk altı hafta boyunca bebeğinizin günlük temizliğini aksatmamalısınız. Temizlik sırasında odanın sıcak olmasına dikkat edin. Suyu kaynatıp ılıması için bekletin. Yeni doğan bebeğin günlük bakımı için ellerinizi yıkayın. Bebeği temiz ve düz bir yere yatırıp fanilasına dek soyun.

Bebeğin günlük fiziksel bakımı için gerekenler;

  • Bebeğin yüzünü yıkamak için kaynatılıp ılıtılmış küçük bir kap su
  • Bir kap ılık su
  • Pamuk parçaları
  • Temiz bezler
  • Sıcak havlu
  • Bebeğin altını değiştirirken kullandığınız malzemeler
  • Bebek için temiz giysiler

Bebeğin günlük fiziksel bakımı için gereken malzemeleri hazırladıktan sonra kaynamış suya batırılmış pamuk parçasıyla bebeğinizin gözlerini burnundan dışa doğru silin. Her silişte ayrı pamuk kullanın. Sonra temiz ince bir bezle hafifçe kurulayın. Gözlerini ayrı ayrı pamuk parçalarıyla silin.

Islatılmış bir parça pamukla kulaklarını silin. Kulakların içini değil, yalnızca dışını ve kenarlarını silin. Her silişinizde ayrı pamuk kullanın sonra havluyla kurulayın. Bebeğinizin kulağının içine asla pamuk sarılı çubuk sokmayın.

Bebeğin ağız ve burun çevresindeki süt kalıntılarını iyice temizleyin. Yanaklarını ve alnını da silin. Daha sonra havluyla kurulayın. Ağzını çevresindeki süt kalıntılarını silin.

Çenesinin altını ve boynunu nemli pamukla silin. Buradaki ter bebeklerin cildini tahriş edebilir. Boynundaki kıvrımları dikkatlice silin.

Kollarını hafifçe kaldırarak koltuk altlarını nemli pamukla güzelce silin. İyice kurulayın. Ellerini ve parmaklarının arasını yıkayıp kurulayabilmek için yumulu olan parmaklarını yavaşça açın. Kız bebeklerin poposunu her zaman önden arkaya doğru silerek temizleyin.

Şimdi fanilasını yukarı sıyırıp altını her zamanki gibi temizledikten sonra bebek losyonuyla ya da ılık suyla ıslatılmış pamukla bebeği silin. Bebeğinizin cildi sağlıklıysa, altını bekletmeden değiştiriyorsanız koruyucu krem kullanmaya gerek yoktur. Koruyucu kremler bezin emiciliğini azaltarak sorunlara yol açabilir. Erkek bebeklerin sünnet derisini kesinlikle geriye çekmeyin.

Bebek bakımında dikkat edilmesi gerekenler;

Dışkı ve idrar sıklığı; Bebeğinizin ilk ayında dışkı sayısı fazladır (günde 6-8 kez). Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkıları cıvık olur. Dışkı ilk günler yeşilimsi, daha sonra altın sarısı renk alır. Mama ile beslenen bebeklerin dışkıları daha kıvamlı ve sıklığı daha azdır. Bu bebeklerde kabızlık da olabilir. Bebeğin günde en az 6-8 kez idrar yapması gerekir. Bu beslenmenin yeterli olduğunu gösterir. Bir iki ay sonra bebek 2-3 günde bir de dışkılayabilir, buda normaldir.

Alt değiştirme; Bebeğinizin altını sık değiştirin. Beslenme öncesi altı kirli ise veya bebek huzursuz ise bebeğinizin altını değiştirin. Beslenme ile barsak hareketleri artacaktır; bu nedenle beslenme sonrasında bebeğinizin altını değiştirmeniz gerekebilir. Bebeğin altını ıslak pamukla silebilir, çok kirli ise yıkayabilirsiniz. Hazır silme bezleri, yolculuklarınızda pratik olacaktır. Bebeğin cildi çok hassastır. Islak veya kirli bez uzun süre ( 3-4 saat ) kalırsa pişik olur. Bu durumda bebek cildine uygun pişik kremi uygulayabilirsiniz. Kız bebeklerin altları önden arkaya doğru temizlemek gerekir.

Göbek bakımı; Göbeğin ve çevresinin temiz ve kuru kalması gerekir. Göbek bağı kullanmayın. Günde 1-2 kere göbek kordonunu dibinden, alkollü pamuk ile silin. Göbeği bezin dışında bırakmaya dikkat edin. Göbek 7-14 gün içinde düşer. Düştükten sonra yerinde hafif bir kanama olması normaldir. Bu durumda alkol ile silebilirsiniz.

Bebek banyosu; Göbek düştükten 1 gün sonra banyo yaptırabilirsiniz. Göbek düşene kadar yumuşak bir bezle bebek cildini uygun bir sabunla silin ve daha sonra durulayın. Gün aşırı banyo yeterli olacaktır. Ancak ağzını, çenesini ve genital bölgesini sık sık ıslak, sabunsuz, yumuşak bir bezle silmeniz gerekir. Banyolarında içme suyu kullanmanız gerekmez.

Ancak cildinde yara varsa veya ameliyat geçirdiyse kaynamış ve ılıtılmış su kullanmanız gerekebilir. Bu konuda doktorunuzun tavsiyelerini almalısınız. Suyun ısısını, kolunuzun iç kısmını suya daldırarak test etmelisiniz. Banyo sonrasında cildi durulamak son derece önemlidir. Sabun bebek cildini tahriş edebilir.

Cilt bakımı; Her banyo sonrası krem veya yağ sürmek gerekmez. Bebek cildi çok hassastır. Krem ve yağlar sürerek cildin terlemesi önlenirse, ufak sivilceler ve isilik tarzında döküntüler ortaya çıkabilir. Eğer cildi kurur ve çatlaklar gelişirse, bir bebek losyonu veya nemlendiricisini günde 2 kere sürebilirsiniz. Bebeğin cildi kuru ise çok banyo yaptırmayın. Banyonun suyuna bebe yağı eklemek de işe yarayabilir.

Tırnak bakımı; Bebeğin tırnağını, ona özel bir bebek tırnak makası ile kesebilirsiniz. Uzamış tırnaklarıyla bebek, yüzünü ve gözünün kornea tabakasını çizebilir. Bebek tırnak makasıyla tırnağın keskin ve sivri köşeleri de ince bir törpüyle yumuşatın. Bu işlemi yaparken yanınıza bir yardımcı almalısınız.

Hapşırık ve hıçkırıklar; Hapşırık, genze kaçan damlacıkları temizlemek üzere bir reaksiyon, hıçkırık ise solunum kası olan diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkan bir reflekstir. Hıçkıran bebek kısa süre ile emzirilirse bu refleks yavaşça kaybolur.

Yatma pozisyonu; Bebeğinizi sırtüstü yatırın. Son yıllardaki araştırmaların sonuçlarına göre sırtüstü yatış en güvenli yatma şeklidir. Bebeğin başını uyurken her iki yana çevirebilirsiniz. Bebek uyanıkken yüzükoyun yatırarak kollarının kuvvetlenmesine yardımcı olabilirsiniz. Yastık ve kuş tüyü yorgan kullanmayın. Yorganını göğüs hizasına kadar örtün, başına çekmeyin. Bebeği fazlaca ısıtmayın. Yatağında yumuşak oyuncaklar bırakmayın. Bu önlemler SIDS denilen nedensiz beşik ölümlerini önlemek amacıyla tüm dünya bebeklerine önerilmektedir.

Oda ısısı; Sizin rahat ettiğiniz oda ısısında bebeğiniz de rahat edecektir. Zamanında doğan bebekler için 21-24 C derece uygundur. Eğer klima kullanıyorsanız, bebeğin üzerine üflememek koşuluyla bebeği odada tutabilirsiniz. Unutmayın, bebek, kapı veya pencerenin aralanmasıyla, çok soğuk olmayan bir ortamda hemen üşümez. Üşüse de hasta olmaz. Aşırı ısıtma, beslenmeye isteksizlik ve uyku haline neden olur. Bebeğin elleri ve burnu soğuksa, ortam ısısı yetersiz demektir. Bu durumda vücut ısısına da bakılabilir. Üzerine bir battaniye örtülerek bebek ısıtılmalıdır. Devamlı soğuk olan bebekler iyi büyüyemezler.

Araba koltuğu; Hastaneden evinize giderken ve bundan sonraki yolculuklarınızda yeni doğan bebekler için olan araba koltuğu kullanın.

Ziyaretler; ilk haftalarda yorucu ziyaretlerden kaçının. Bebek bakımı zor da olsa en kolay biçimde evde yapılır. Bebeği kalabalık gurupların içerisine sokmayın. Unutmayın, özellikle kış aylarında, kapalı ortamlarda, virüslerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarına çok sık rastlanır. Bebeğin hastalanmaması için öptürmeyin, kalabalıklara sokmayın, ufak çocuklardan uzak tutun. Annenin de lohusa döneminde kendini iyi koruması gerekir.

Yenidoğan bebeklerde görülebilen hastalıklar nelerdir?

Sarılık, konak ve pamukçuk yeni doğan bebeklerde sıklıkla görülen rahatsızlıklardır ve doğru bakım ile zaman içinde geçerler. Sarılık doğumdan 24 saat sonra görülür ve bebeğin göz ve yüzünde sararma olarak kendini gösterir ve doktor kontrolünde birkaç hafta içinde geçer.

Pamukçuk bebeğin ağzında ve dilinde beyaz lezyonlardır. Bu hastalık bebeğin iştahının azalmasına ve huysuzlaşmasına neden olur, tedavisi için doktora başvurulmalıdır. Konak ise bebeğin başının ön tarafında ve bıngıldak bölgesinde oluşan sarı renkli kabuklardır ve temizlenmesi gerekir. Bu sık görülen rahatsızlıklar endişelenilmemesi gereken çoğu bebekte görülen rahatsızlıklardır.

Bunların yanında anne babanın 6-7 saat uyanmama, bebeğin hareketlerinde azalma, vücuda yayılan veya üçüncü haftadan sonra devam eden sarılık, 37,5 derece üzerindeki ateş, göbekte akıntı veya kanama, günde 3-4 kez bezin dışına çıkan sıvı dışkı gibi durumlarda hemen doktora başvurması gerekir.

Paylaşın

Bazal Metabolizma hızı nedir?

Metabolizma, bir canlının yaşamını sürdürmek adına vücudunda gerçekleştirdiği biyokimyasal işlemlerin bütününe denir. Bazal Metabolizma hızı ise, vücudun dinlenme halindeyken harcadığı enerjidir.

Solunum, kan dolaşımı, vücut ısısının kontrolü, hücre büyümesi ve yenilenmesi, beyin ve sinir fonksiyonları için gerekli olan enerji miktarı bazal metabolizma hızını oluşturur. Bu enerji miktarı aynı zamanda günlük harcanan enerjinin en büyük yüzdesini (yaklaşık %50-80) oluşturur. Bazal metabolizma hızı, bir insanın günlük harcadığı kalori miktarını, yani kilo alıp – vermesini ya da kilo kontrolünü doğrudan etkiler.

Metabolizma hızını etkileyen faktörler;

Yaş: Metabolizmanın en hızlı çalıştığı dönem 15-30 yaş aralığıdır. Özellikle ergenlik döneminde ve bayanların hamilelik dönemlerinde metabolizma hızı artmaya başlar.

Cinsiyet: Kadınlardaki kas miktarı erkeklere oranlara hem daha az hem de daha zayıftır. Bu da kadınların daha az enerji harcaması ve kadınların metabolizma hızının erkeklerin metabolizma hızına göre daha yavaş çalışması demektir.

Genetik: Genetik olarak ailesinde metabolizma sorunu olan kişilerde metabolizma doğuştan yavaş çalışabilmektedir.

Diyet: İnsanların sürekli kilo alıp vermeleri de metabolizma hızını etkileyen faktörlerdir. Özellikle yanlış uygulanan diyetler metabolizma hızını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Hastalıklar: Özellikle hormonal etkisi olan Troit bezlerinin hızlı veya yavaş çalışması, vücudun kortizon veya insülin salgılama miktarları metabolizma hızını etkileyebilmektedir.

Karbonhidrat-Protein: Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek ve protein tüketiminin az olması metabolizma hızını yavaşlatabilmektedir.

Sıcaklık: Yaz aylarında metabolizma daha hızlı çalışırken, soğuk günlerde vücudun kendine koruma güdüsüyle daha yavaş çalışmaktadır.

Metabolizma hızını artıracak faktörler;

Dengeli beslenme: Güne kahvaltıyla başlayın, öğün atlamayın.

Fiziksel aktivite: Gün içerisinde fiziksel aktiviteyi arttırmak ve haftada en azından 2-3 gün 40 dakika süren egzersizler sonucunda hem vücut enerji harcar hem de vücutta yağ kitlesi azalıp, kas kitlesinin artması sonucunda metabolizma hızı hızlanır.

Yeterli protein tüketimi: Gün içerisinde vücudun ihtiyacı olan karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineralleri dengeli almalıyız, bu besin öğelerinin içinden özellikle proteinlerin termik etkisi (vücut proteini sindirirken daha fazla enerji harcar) yüksektir. Bu yüzden süt, yoğurt, peynir, yumurta, et, tavuk, balık, kurubaklagiller gibi protein içeren besinleri diyetimizde yeteri kadar almalıyız.

Kendinizi hazır hissettiğinizde diyet yapın: Bazı dönemlerde bireyler kilo vermek isterler fakat çevresel veya psikolojik etmenlerden dolayı buna hazır değildirler. Bu durumda kendinizi test edin ve gerçekten diyete hazır olduğunuz dönemde diyete başlayın. Çünkü sık sık diyet yapmak metabolizma hızınızı yavaşlatır.

Bol su için: Su içmek dolaşım sisteminizi hızlandırır ve vücudunuzu temizler.

Kendinizi az yemeye alıştırmayın: Ne kadar az besin tüketirseniz, metabolizma hızınızda o kadar yediğiniz besinlerden aldığınız kaloriye kendini adapte eder. Bu yüzden az besin tüketmeyin, dengeli ve sağlıklı beslenin.

Hep aynı şekilde beslenmeyin: Bazı kişiler her gün aynı saatte aynı besinleri tüketirler, sürekli aynı besinleri tüketmek yerine diyetinize çeşit katınız.

Baharatları yemeklerinizde kullanın: Kırmızı acı biber, karabiber, zencefil gibi baharatlar metabolizmayı hızlandırır.

Günde 2-3 fincan kahve tüketin: Kahve tüketimi metabolizmayı hızlandırır (hamilelikte, reflü / gastriti olanlarda, çarpıntısı olan kişilerde önermiyoruz.)

Yeşil çay: Metabolizmayı hızlandırdığı yapılan çalışmalarda görülmüştür.

Metabolizma hızını düşüren faktörler;

Metabolizma hızımız kışın yavaşlıyor: Mevsimler değiştiğinde, beynimiz insülin direncini artırması için vücudumuza sinyaller gönderiyor. Karaciğerimiz buna bağlı olarak yağ üretimini hızlandırıyor ve böylece yağ dokusu ile diğer dokular kış mevsimine hazırlık olarak yağ depolamaya başlıyor. Vücut yağ depolamasını artırıp kas dokusu paralelinde azalma gösterdiği için de metabolizmamız kış aylarında daha yavaş çalışıyor. Buna bir de hatalı alışkanlıklarımız eklenince hız daha da düşüyor ve kilo almak kaçınılmaz hale geliyor.

Düşük kalorili diyet uygulamak: Aşırı düşük kalorili diyetler metabolizmayı olumsuz etkileyen etmenlerin başında geliyor. Bunun nedeni ise düşük kaloriyle beslenen kişilerde vücudun açlık durumunu fark etmesi ve birçok kimyasal süreçleri enerjiden tasarruf etmek için yavaşlatması. Bu nedenle yo-yo diyeti (kısa sürede kilo verilen ve dikkat edilmediği taktirde tekrar alınan diyetler biçimi) uygulayan kişilerin metabolik hızları uzun vadede olumsuz yönde etkilenebiliyor.

Hareketsizlik: Vücudumuzdaki kas dokusu ne kadar çok olursa, bazal metabolizmamız da o kadar hızlı oluyor. Bunun nedeni ise kas dokusunun yağ dokusunun aksine metabolik olarak aktif olması, istirahat halinde bile enerji kullanması. Kadınların metabolizmalarının erkeklerden daha yavaş çalışmasının en önemli sebebi, vücuttaki kas miktarının daha az olması. Kadınların vücutlarındaki kas dokusu az, yağ dokusu ise erkeklere göre daha fazla. Kilo verme amacıyla yapılan egzersizlerle artan kas dokusu metabolizma hızını önemli ölçüde yükseltiyor. Egzersiz metabolizma hızını yükseltmekle kalmıyor bu etki egzersizden birkaç saat sonra da devam ediyor.

Metabolizma, bir otomobil motoru gibidir. Dinlenme sırasındayken rölantide çalışır, hareket etmeye başladığında enerji harcar ve daha hızlı hareket ettiğinde daha fazla yakar. Dolayısıyla sürekli egzersiz yapıldığında metabolizma hızı asla eskisi kadar düşük olmaz. Bu yüzden ne kadar sık egzersiz yaparsanız metabolizma hızınız o kadar yüksek olacaktır. Uzmanlar da bu etkisinden dolayı haftada en az 3-4 gün 30 dakikanın üzerine çıkan, kişinin sağlık durumuna uygun egzersizler yapılmasını tavsiye ediyorlar.

Günde sadece 1 veya 2 öğünle beslenmek: Kilo vermek veya kilo almamak için günde sadece bir öğün yemek de metabolizmayı yavaşlatıyor. Bu durum metabolizmayla ilgili hormon olan insülinin etkisinden dolayı oluyor. İnsülin, kandaki glikoz seviyeleri arttığında salınıyor. Daha sonra hücrelere enerjiyi bırakıp bırakmayacaklarının sinyalini veriyor, böylece yağ olarak depolanacak miktarı etkiliyor. Vücudumuz, büyük bir öğünde, küçük bir atıştırmalıktan daha fazla insülin üretiyor. Bu yüzden çok yemek yediğimizde daha fazla insülin üretiyoruz, bu da daha fazla enerjinin yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Sonuçta hem kilo alımına hem de metabolizmanın yavaşlamasına yol açıyor. Bu yüzden mutlaka düzenli saatlerde 3 ana öğünü, porsiyon kontrolü yaparak ve her besin örüntüsünde olacak şekilde düzenleyerek almalısınız. Gerekli durumlarda sağlık durumunuza göre, uygun besinlerle ara öğün eklemeleri yapabilirsiniz.

Fazla alkol tüketimi: Alkol karaciğerde parçalanıp yağ aktarım mekanizmalarını etkiliyor, bu nedenle kan dolaşımında daha fazla yer kazanabiliyor ve daha fazla yağ olarak depolanıyor. Vücutta yağ dokusu arttıkça kas dokusu azalıyor, buna paralel olarak metabolizma yavaşlıyor.

Hormon düzensizliği: Ürettiği tiroksin hormonu sayesinde tiroit bezi metabolizmanızın anahtarını oluşturuyor Tiroksin seviyesi metabolik kimyasal reaksiyonların ne kadar hızlı veya yavaş olduğunu belirliyor. Aşırı aktif bir tiroit ile daha fazla kalori yakarsınız, bu nedenle zayıf, sinirli ve çok aktif olma eğilimi gösterirsiniz. Aksine daha yavaş bir tiroit, metabolik hızının çok yavaş olduğunu gösteriyor. Bu da sizin kilolu ve daha yavaş hareket eden bir kişi olmanıza yol açabiliyor.

 

Paylaşın

Bayılma nedir? Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında bayılma, baygınlık ve kendinden geçme denilen; tıp dilinde ise senkop olarak adlandırılır.

Senkop, kimi zaman duygusal stres, ağrı, aşırı sıcağa maruz kalma gibi nedenlerle yaşanıyor. Kimi zaman da aşırı terleme ve ishal gibi sıvı kaybının arttığı durumlarda, hatta şiddetli öksürüklerde ortaya çıkıyor.

Bayılma sıklıkla görülebilir. Genellikle ciddi olmamakla beraber bayılma sırasındaki düşmeden kaynaklanan yaralanmalardan endişelenilir.

Bayılma bir belirtidir mutlaka altta yatan bir neden vardır. Bayılma, kalbe bağlı veya kalp dışı nedenlerden oluşur.

Kalbe bağlı bayılma nedenleri nelerdir?

Kardiyak bayılma (senkop), kalp debisindeki (atım hacmi) ani düşüşe bağlı olarak gelişen yetersiz beyin kan akımına bağlı geçici şuur kaybı olarak tanımlanır.

Aritmiler, kalp bloğu, düşük tansiyon, kalp kapak hastalıkları, kardiyak iskemi kalbe bağlı senkop nedenleri olabilir. Çok hızlı veya yavaş aritmiler hafif baş dönmesinden baygınlığa kadar şuur değişikliği yapabilir. Geçici tam kalp bloğu, kalp duraklaması, ciddi taşikardiler, baygınlığa yol açabilir. Ön belirti olmadan ani şuur kaybı olur ve ritm düzelince kişi hemen normale döner. Ana atardamar aortun darlığı veya kalp kası hastalıklarında eforla gelen şuur kaybı olabilir.

Kalp boşluğu içindeki tümör veya pıhtı tarafından kalp kapağının geçici tıkanması, hastanın pozisyonuna bağlı olarak senkopa neden olabilen nadir bir durumdur.

Atak sırasında yaralanma, ani bayılıp düşme ile olan daha ciddi bir durumu gösterir. Kardiyak ritm bozukluğuyla gelişen senkopta, kısa süreli kasılma gözlenebilir. Kardiyojenik şokta da senkop olabilir. Bu durumda hasta idrar kaçırabilir

Kalbe bağlı olmayan bayılma nedenleri de var mıdır?

Senkop vakalarının çoğu kalbe bağlı olamayan nedenlerle görülür. Bu sıklıkla görülen tipteki bayılmaya vazovagal senkop denir. Nabız ve tansiyonda ani ve hızlı düşme nedeniyle gelişir. Çoğunlukla, sıcak bir odada, ağır bir yemek gibi uyarıcı faktörler vardır. Bulantı, terleme, esneme, bazen görme ve duyma bozukluğu gibi ön belirtiler olur. Atak sonrasında hasta soluk, terli olabilir ve kalp hızı yavaştır.

Öte yandan boyundaki şah damarının hemen yakınındaki reseptörlerin aşırı hassasiyeti de nabzı yavaşlatıp baygınlığa yol açabilir. Traş sırasında, sıkı kravat takıldığında, baş aşırı çevrildiğinde gelişebilir. Sık rastlanan bir durum değildir.

Çoğu normal hastada hızlı pozisyon değişikliğine bağlı geçici baş dönmesi olabilir. Yaşlılarda daha fazla görülür. Postüral hipotansiyon, hasta uzanmışken ve genelde yatar veya oturur pozisyondan ani kalkışlarda gerçekleşen bayılma veya baş dönmesinin sık nedenlerindendir. Buna da sebep sıklıkla periferik nöropati, otonom fonksiyon bozukluğu, sıvı kaybı veya ilaç yan etkisidir.

Nörolojik şoka bağlı olarakda senkop gelişebilir bu tip bayılmalarda şuur hemen açılmaz, uykulu hal devam eder. Bazen de altta yatan akciğer hastalığına bağlı güçlü öksürük nöbetleri senkopa yol açabilir.

Bayılma nedeni nasıl anlaşılır?

Çocuk ve gençlerde bayılmanın altında yatan neden genellikle yapısal bir kalp hastalığı veya ritm bozukluğu olmuyor. Bu nedenle ayrıntılı tanısal tetkiklere nadiren ihtiyaç duyuluyor. Hekim tarafından yapılan kalp atım hızı ve ritminin değerlendirilmesi, ayakta ve yatarken kan basıncı ölçümü gibi ayrıntılı bir sorgulama ve fizik muayene, çoğu kez tanı için yeterli görülüyor. Bazı kişilerde ise kalp kökenli bayılma nedenlerini aydınlatabilmek için elektrokardiyogram, ekokardiyografi, egzersiz stres testi, holter monitörizasyonu, koroner anjiyografi, elektrofizyolojik inceleme gibi ileri tanı yöntemlerinin devreye sokulması gerekebiliyor. Bu noktada; mutlaka tilt testine başvurmak gerekiyor.

Bayılma durumunda hekime danışılmalı mıdır?

Eğer bir kez bayılma görülmüş ve belirgin bir sağlık yakınması yoksa hekime danışmaya gerek görülmeyebilir. Ancak, özellikle kalp ile ilişkili, yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı gibi ciddi sağlık durumlarında hekime danışılmalıdır. Aşağıdaki durumların mevcudiyetinde hekime kesinlikle danışılmalıdır:

  • Düzensiz kalp atımı,
  • Göğüs ağrısı,
  • Nefes darlığı,
  • Uyarıcı belirti olmadan ani gelişim,
  • Görme bulanıklığı,
  • Konuşma güçlüğü,
  • Düşünce güçlüğü,
  • Başın çevrilmesi ile bayılma,
  • Aydan birden fazla bayılma.

Bayılma nasıl tedavi edilir?

Bayılma yaşayan kişinin EKG ve diğer kalp tetkikleri normal ise tilt testi uygulanıyor ve bayılmanın nedeni kolayca saptanıyor. Test sonucunda ciddi bir hastalıktan kaynaklanmadığı anlaşılan atakların önlenmesi için bol su içilmesi, düzenli egzersiz yapılması, aşırı sıcak ve uzun süre ayakta kalmak gibi bayılmayı tetikleyen durumlardan kaçınılması öneriliyor.

Kişinin sıcak basması, terleme, fenalık hissi, bulantı, baş dönmesi, ani başlangıçlı, genel bir güçsüzlük hali gibi belirtiler hissettiği anda oturması veya yatması gerekiyor. Bazı insanlarda atakları engellemek için ilaç kullanımı, nadiren ise kalp pili takılması gerekebiliyor. Kardiyoloji ve nöroloji uzmanlarını bünyesinde barındıran Senkop Kliniği, senkop geçiren kişilerde bayılma mekanizmalarını aydınlatarak tedavi ve yaşam tarzı değişikliği önerilerinde bulunuyor.

Paylaşın

Ballismus ve Hemiballismus nedir?

Hastanın günlük aktivitelerini etkileyen Ballismus, kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir.

Gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, Hemiballismus adını alır.

Ballismus;

Amaçsız ve düzensiz ani ve hızlı hareketlerdir. Ellerde ayaklarda oranla daha sık görülür. Bazen de dil, dudak, yüz ve omuz hareketleri görünümündedir. Ağır şekillerinde hastanın yazı yazma, yemek yeme gibi günlük aktiviteleri etkilenebilir.

Hemibalismus;

Vücudun bir yarısında görülen, kol ve bacağı tümüyle tutan, geniş amplitüdlü, şiddetli istemsiz hareketlerdir. Hareketin şiddetinden hasta kolunu-bacağını duvara çarpıp kendini yaralayabilir, yatak yüzeyine sürtünme sonucu derileri soyulabilir.

Paylaşın

Bahar yorgunluğu nedir, nasıl geçer?

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesidir. Bahar yorgunluğu ise, mevsim geçişlerinden kaynaklanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun adapte olmaya çalışması sürecidir.

Bahar yorgunluğu bir hastalık olarak tanımlanıyor ve önlem alınması gerekiyor.

Yorgunluk, genel olarak kişilerin kendini halsiz isteksiz hissetmesi halidir. Bilimsel incelendiğinde 3 tipe ayrılır:

  • Kronik yorgunluk sendromu: Bu tip yorgunluklar 6 aydan fazla sürer ve tedavisi güçtür. Endokrin, nörolojik ve psikolojik sebepleri vardır.
  • Psikolojik yorgunluk: Bu tip yorgunluklar genelde kişilerin çevresel olaylara paralel olarak ortaya çıkar ve psikatrik destek ile çözülebilir.
  • Bahar yorgunluğu: Bu tip yorgunluk mevsimsel olarak oluşan baharın başlaması ile oluşan tiptir.

Bahar yorgunluğundan korunmak için ne yapmalı?

Bahar yorgunluğuyla başa çıkmak için yapılması gereken birinci değişiklik beslenmemizde olmalıdır. Özellikle B ve C vitaminleri içeren besinleri bolca tüketmeli, bol sıvı almalıyız.

Bu anlamda meyve ve sebze tüketimimizi artırmalı, fazla karbonhidrat ve özellikle fastfood tüketiminden kaçınmalı enerji verirken vücudumuzun vitamin ve mineral ihtiyacını da karşılayabilecek besinler tüketmeliyiz.

Kış aylarında gelişen D vitamini yetersizliği nedeniyle bahar aylarında artan güneş ışığından faydalanmaya çalışmalı, süt, yoğurt, peynir ve bağışıklık sistemimizi de destekleyen kefir tüketimine önem vermeliyiz.

İkinci önemli konu ise egzersiz.Günlük 15 dk bile olsa yapılan tempolu bir yürüyüş hem vücudumuzdaki kan dolaşımını, aldığımız oksijen miktarını artırarak daha zinde hissetmemizi, hem de egzersiz sırasında salınan hormonlarla ( başta endorfin olmak üzere ) kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır.

Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin. Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir. Kola ve kafeinden de uzak durun.

Paylaşın