Yoksulluk Sınır 65 Bin Liraya Dayandı

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 20 bin 431 liraya Yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı 66 bin 553 liraya çıktı.

Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” de aylık 26 bin 526 liraya yükseldi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Eylül 2024’e ilişkin açlık ve yoksulluk sınırlarını açıkladı. Buna göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı 19 bin 830 TL’ye yükselmiş durumda. Gıda harcaması dışında kalan tüm zorunlu giderler de dahil edildiğinde, ailenin toplam geçim maliyeti ise 64 bin 595 TL’yi buluyor. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise aylık 25 bin 706 TL olarak hesaplandı.

Açıklanan verilere göre, mutfak enflasyonundaki yıllık artış yüzde 48bin 72’ye ulaştı. Yılın ilk altı ayındaki değişim oranı yüzde 37,41 olarak hesaplanırken, sadece Eylül ayındaki artış ise yüzde 2,90 olarak gerçekleşti. Yıllık ortalama mutfak enflasyonu ise yüzde 71,23 olarak belirlendi.

Gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre ekim itibariyle şu şekilde oldu: Süt, yoğurt, peynir grubunda; Günlük tüketimi fazla olan süt, yoğurt, peynir grubunda bu ay süt ve yoğurt fiyatlarında ciddi bir değişiklik görülmezken peynir fiyatında kısmi bir artış olduğu tespit edildi. Ancak market raflarında da ürün çeşitliliğinde azalma olduğu gözlemlendi.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller ürünlerinin bulunduğu grupta; Geçen ay bir miktar azalan dana eti fiyatında bu ay yüzde 5, kuzu eti fiyatında ise yüzde 3 artış olduğu tespit edildi. Tavuk eti fiyatında da bu ay kilogramda yüzde 3’lük bir artış gözlemlendi. Balık ürünleri çeşitlendi. Mezgit, hamsi, palamut levrek gibi tezgâhlarda yaygın bulunan ve mevsimi olan balık çeşitlerinin kilogram fiyatları geçen aya göre yüzde 5 azaldı. Yumurtanın adet fiyatının bu ay da 4 TL’nin üzerinde olduğu tespit edildi. Kuru baklagiller grubunda kuru fasulyenin fiyatında yüzde 3’lük bir azalma gözlemlendi. Diğer ürünlerin fiyatında rekabet gereği değişimler olduğu gözlemlendi fakat ortalama da fiyatlarda ciddi bir değişiklik olmadığı tespit edildi.

Taze sebze-meyve grubunda; Taze meyve-sebze fiyatları bu ay sebze fiyatlarındaki artışın etkisiyle yükseldi. Pazar esnafı alım gücünün gerilemesi nedeniyle müşterilerin azalmasından şikayet etmektedir. Hesaplamada her zaman olduğu gibi gıda harcaması içinde günlük kullanımı yaygın olan mevsim ürünleri esas alındı. Her ay dikkatle takip edilen patates ve kuru soğan fiyatı bu ay da sabit kaldı. Meyve fiyatlarında ortalamada yüzde 22,5 azalma tespit edilirken, sebze fiyatlarında ise ortalamada yüzde 21’lik artış tespit edildi.

Sebze ortalama (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 50,21 TL, ortalama meyve kg fiyatı 53,12 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 24’i sebze ve 8’i meyve olmak üzere toplam 32 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Meyvesebze ortalama kg fiyatı ise 50,94 TL olarak tespit edildi (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada “Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı”na
dâhil edilmektedir).

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta ekmeğin fiyatı değişmedi. Diğer ürünler içerisinde en fazla artışın yüzde 7,5 ile makarna fiyatında olduğu gözlemledi. Un fiyatında yüzde 5 artış olduğu tespit edildi. Pirinç, bulgur, irmiğin fiyatındaciddi bir değişiklik görülmedi.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; Temel yağ ürünlerinin bulunduğu bu grupta; ayçiçek yağı geçen ay olduğu gibi bu ayda artış gösterdi. Diğer ürünlerden tereyağının kilogram fiyatında da yüzde 2,5’luk bir artış gerçekleştiği tespit edildi. Zeytniyağı ve margarin fiyatı sabit kaldı. Fakat zeytinyağı ve ayçiçek yağının da raflarda ürün çeşitliliğinin azaldığı gözlemlendi.Yeşil zeytin kilogram fiyatında azalış tespit edilirken siyah zeytinin kilogram fiyatı ise artış olduğu gözlemlendi. Yağlı tohum ürünlerinin fiyatı bu ay sabit kaldı.

Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinde; Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünlerinde (kimyon, nane, karabiber vb.) sadece karabiber fiyatında kısmi bir artış olduğu tespit edildi fakat ortalama olarak fiyatlar sabit kaldı. Çay fiyatlarındaki artış bu ay etiketlere yansıdı ve kilogramda yüzde 5’lik bir artış olduğu tespit edildi.Ihlamurun fiyatı bu ay da artış gösterdi. Diğer ürünlerden bal ve reçelin fiyatı yüzde 3,pekmez ve şekerin fiyatı yüzde 2 artış gösterdi. Tuz ve salçanın fiyatı sabit kaldı.

Paylaşın

“Asgari Ücretin Alım Gücü” 9 Ayda 6 Bin Lira Eridi

Asgari ücretin yılbaşından bu yana yüzde 36,44 oranında değer kaybettiği ve bu 9 aylık sürede meydana gelen toplam kaybın da 6 bin 195 lirayı aştığı belirlendi.

Altın ve dolar ile yapılan karşılaştırmalarda asgari ücretin değeri 2003’te yıllık 25 Cumhuriyet altınına denk gelirken, 2024’te bu sayının 9,95 altına düşeceği öngörülüyor. Dolar cinsinden yapılan hesaplamalarda ise asgari ücret, yıl başında yaklaşık 578 dolar iken, ekim ayı itibarıyla bu rakam 388 dolara geriledi.

Önce IMF (Uluslararası Para Fonu), ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek asgari ücrette “Enflasyon oranını tetikleyeceği” iddiasıyla düşük zam oranlarının tercih edileceğini işaret etti. Geçtiğimiz hafta da Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Yüzde 25 artış enflasyon görünümüyle tutarlı” diyerek tartışmaların bu orana odaklanmasına sebep oldu.

Ancak yüzde 25 oranı, asgari ücrette alım gücü kaybını onarmak için yeterli olmaktan çok uzak. 2024’te 17 bin 2 lira olarak belirlenen ve bu yıl hiçbir ara zam yapılmayan asgari ücret, çalışanlar daha ocak ayı maaşlarını almadan değer kaybetmeye başladı.

Asgari ücrette değer kaybı, yalnızca yılın ilk 9 ayında dahi ekonomi yönetiminin odaklandığı yüzde 25 oranını geride bıraktı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı resmi enflasyon oranlarına göre asgari ücret, yılbaşından bu yana yüzde 36,44 değer kaybetti. Asgari ücretin, 9 ayda uğradığı değer kaybı ise 6 bin 195 lira.

Asgari ücretli, her yıl daha da yoksullaştı. Asgari ücretlilerin, kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıladan (GSYH) aldığı pay da yıldan yıla eridi. 1970’li yıllarda yüzde 80’lere ulaşan asgari ücretin GSYH’ye oranı, 2023’te yüzde 47,4’e düştü. 2024 için GSYH tahminine göre yapılan hesaplamalar da gerilemenin süreceğine işaret ediyor. Buna göre 2024’te asgari ücretin kişi başına GSYH’ye oranı, yüzde 43,7 seviyesine kadar gerileyecek. Oranın düşmesi, ücretlilerin GSYH artışından daha az pay almaları anlamına geliyor.

Asgari ücretin değer kaybı, altın ve dolar ile yapılan karşılaştırmalarda da belirginleşiyor. TCMB’nin yıllık ortalama Cumhuriyet altını fiyatlarına göre 2003’te asgari ücretin yıllık tutarı 25 altına, 2005’te 31 altına denk geliyordu. 2023’te ise asgari ücretle alınabilecek Cumhuriyet altını sayısı 11,8’e kadar geriledi. Aynı hesaplamayla 2024’e bakıldığında ise toplamda yalnızca 9,95 altına kadar gerileyecek.

Dolar kuruna göre yapılan hesaplamalarda da durum benzer. Bu yılın başında, dönemin kuruna göre yaklaşık 578 dolara denk gelen asgari ücret, ekimde 388 dolara kadar düştü. Asgari ücretli, TL, altın ve dolar karşısında gelir kaybetti.

Mehmet Şimşek, enflasyonda ‘kötü günlerin’ geride kaldığını iddia etti. Şimşek, Türkiye’nin enflasyonla enflasyonla mücadele ederken büyüme sorunu yaşamadığını belirterek, “En kötüsü geride kaldı, enflasyon düşüyor, sıkı maliye ve para politikası sayesinde düşmeye devam edecek” dedi. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da konuşan Şimşek, Türkiye’nin pek çok makroekonomik zorluğun üstesinden geldiğini öne sürdü.

Erdoğan, iktidarı eliyle yaratılan krizin faturasını sırtına yüklediği yurttaşa bir kez daha “Fedakarlık” dedi. Cumhuriyet’in 101’inci yıldönümü için bir video mesaj yayınlayan Erdoğan, ekonomiyi çökertme girişimleri olduğunu savundu, her alanda yapılan fedakarlıkların karşılığının alınacak bir sürece yakın olunduğunu iddia etti. Ekonomide gelinen durumu “ülkeyi çökertme girişimleri” olarak değerlendiren Erdoğan, “Ülkemizi güvenlik tehditleri başta olmak üzere diğer alanlarla birlikte ekonomide de çökertme girişimlerinin son 6 yılda milletimizin hayatında yol açtığı zorlukların farkındayız” dedi.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

İktisatçılardan “Asgari Ücretin Enflasyona Göre Artırılması” Çağrısı

Asgari ücret tartışmaları kamuoyunun gündeminde ilk sıralara yerleşirken, 126 iktisatçı ortak bir açıklama yaparak, asgari ücretin gerçekleşen enflasyona göre artırılması çağrısında bulundu:

“2024 yılı Temmuz ayında asgari ücret artışından kaçınılması ve 2025 yılı Ocak ayı için öngörülen artışın gerçekleşen enflasyon yerine beklenen enflasyon oranı (%25) baz alınarak belirlenmesi planı, bilimsel ve sosyal açıdan kaygı vericidir.”

Asgari ücret konusunda kamuoyunda tartışmalar hızlanırken, 126 iktisatçı ortak imzaladıkları basın açıklamasında asgari ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon oranının dikkate alınması ve gelir dağılımını da gözeten bütüncül bir ekonomi politikası izlenmesi gerektiğini belirtti.

126 iktisatçının ortak açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle: “Türkiye ekonomisinde uzun süredir devam eden yüksek enflasyon sorunu, dar gelirli vatandaşlarımızı ve asgari ücretle çalışanları ekonomik olarak daha kırılgan hale getirmiş ve yaşam standartlarını ciddi ölçüde düşürmüştür.

Son dönemde uygulanan para ve maliye politikaları, enflasyonla mücadele hedefi doğrultusunda şekillendirilmektedir. Ancak, 2024 yılı Temmuz ayında asgari ücret artışından kaçınılması ve 2025 yılı Ocak ayı için öngörülen artışın gerçekleşen enflasyon yerine beklenen enflasyon oranı (%25) baz alınarak belirlenmesi planı, bilimsel ve sosyal açıdan kaygı vericidir.

Biz, aşağıda imzası bulunan iktisatçılar olarak: Enflasyonla mücadelenin toplumsal maliyetinin adil dağıtılması gerektiğini, asgari ücretlilerin alım gücünün korunmasının sosyal devletin bir gerekliliği olduğunu, gerçekleşen enflasyon oranının altında yapılacak ücret artışlarının gelir dağılımını daha da bozacağını, enflasyonla mücadelenin başarısının dar gelirlilerin yaşam standartlarının düşürülmesi pahasına sağlanamayacağını, vurgulama ihtiyacı duyuyoruz.

Bu bağlamda, ekonomi politikasını yönetenleri: ⁠Asgari ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon oranının dikkate alınması, gelir dağılımını da gözeten bütüncül bir ekonomi politikası izlenmesi, konularında acilen adım atmaya davet ediyoruz.”

İmzacı isimler:

Ceyhun Elgin, Boğaziçi Üniversitesi
Adem Yavuz Elveren, İzmir Ekonomi Üniversitesi & Fitchburg State University
Cem Oyvat, University of Greenwich
A. Erinç Yeldan, Kadir Has Üniversitesi
A. Oğuz Demir, Ekonomistler Platformu
Ahmet Haşim Köse, Open University
Ahmet Makal, Ankara Üniversitesi (Emekli)

Ahmet Yılmaz, Marmara Üniversitesi
Ali Alper Alemdar, St. Francis College
Ali Rıza Güngen, McMaster University
Alper Duman, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Anıl Aba, Yaşar Üniversitesi
Arda Tunca, Bağımsız Araştırmacı
Armağan Gezici, UWE Bristol

Ata Can Bertay, Sabancı Üniversitesi
Ayça Akarçay, Galatasaray Üniversitesi
Ayça Tekin-Koru, TED Üniversitesi
Aziz Çelik, Kocaeli Üniversitesi
Aziz Konukman, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Baki Demirel, Yalova Üniversitesi
Begüm Özkaynak, Boğaziçi Üniversitesi

Bilin Neyaptı, Bilkent Üniversitesi
Bülent Eşiyok, İstanbul Gelişim Üniversitesi
Burçay Erus, Boğaziçi Üniversitesi
Çağla Ünlütürk, PAÜ
Caner Özdurak, Beykoz Üniversitesi
Cem Başlevent, İstanbul Kültür Üniversitesi
Cem Somel, Abant İzzet Baysal Üniversitesi (Emekli)

Çiğdem Boz, Bağımsız Araştırmacı
Değer Eryar, İzmir Ekonomi Üniversitesi
E. Ahmet Tonak, University of Massachusetts Amherst & Smith College
Ebru Voyvoda, ODTÜ
Elif Karaçimen, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi
Emre Özçelik, ODTÜ-Kıbrıs
Engin Kara, Cardiff University

Ensar Yılmaz, Yıldız Teknik Üniversitesi
Ercan Uygur, Ankara Üniversitesi (Emekli)
Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet Yazarı
Erol Balkan, Hamilton College
Erol Taymaz, ODTÜ
Esra Uğurlu, Leeds University
F. Ahmet Öncü, Sabancı Üniversitesi (Emekli)

Fatih Kansoy, Oxford University
Fatih Özatay, TOBB ETÜ
Ferhat Akyüz, Samsun Üniversitesi
Fikret Adaman, Boğaziçi Üniversitesi
Fikret Görün, ODTÜ (Emekli)
Filiz Eryılmaz, Bursa Uludağ Üniversitesi
Galip Yalman ODTÜ (Emekli)

Gökçer Özgür, Gettysburg College
Gülbiye Y.Yaşar, Ankara Üniversitesi
Güldem Atabay, Ekonomist/Yazar
Güneş Aşık, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi
Güney Işıkara, New York University
Günseli Berik, University of Utah (Emekli)
Hakan Mıhcı, Hacettepe Üniversitesi (Emekli)

Haluk Levent, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Hasan Cömert, Trinity College-Hartford
Hasan Murat Ertuğrul, Anadolu Üniversitesi
Hasan Tekgüç, Kadir Has Üniversitesi
Hayri Kozanoğlu, Altınbaş Üniversitesi
Hüseyin Özel, Hacettepe Üniversitesi
İbrahim Semih Akçomak, ODTÜ

İlhan Döğüş, University of Europe for Applied Sciences
İnsan Tunalı, Koç Üniversitesi (Emekli)
İris Cibre, Finansal Piyasalar Uzmanı
İsmail Ertürk, Manchester University
Kamil Yılmaz, Koç Üniversitesi
Kerem Cantekin, Bağımsız Araştırmacı
Kıvanç Karaman, Boğaziçi Üniversitesi

Korkut Boratav, Ankara Üniversitesi (Emekli)
Korkut Ertürk, University of Utah
M. Aykut Attar, Hacettepe Üniversitesi
M. Kerem Çoban, SOAS, University of London & Kadir Has Üniversitesi
M. Murat Kubilay, Uluslararası Finans Uzmanı
M. Teoman Pamukçu, ODTÜ
M.Necat Coşkun, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi

Mehmet Şişman, Marmara Üniversitesi
Mehmet Uğur, University of Greenwich
Mehmet Uluğ, Roskilde University
Murat Birdal, İstanbul Üniversitesi
Murat Taşdemir, İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Mustafa Ulus, Galatasaray Üniversitesi
Nesrin Nas, Ortak Yaşam Grubu

Oğuz Esen, İzmir Ekonomi Üniversitesi
Oğuz Yıldırım, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi
Oktar Türel, ODTÜ (Emekli)
Oktay Özden, Kadir Has Üniversitesi
Ömer Faruk Çolak, İktisat ve Toplum Dergisi
Öner Günçavdı, İstanbul Teknik Üniversitesi
Onur Baycan, Anadolu Üniversitesi

Onur Yeni, Hacettepe Üniversitesi
Orhan Karaca, Bağımsız Araştırmacı
Orkun Saka, City, University of London & LSE
Özcan Ceylan, Özyeğin Üniversitesi
Özge Özay, Fitchburg State University
Özgün Biçer, Marmara Üniversitesi
Özgür Narin, Ordu Üniversitesi

Özgür Orhangazi, Kadir Has Üniversitesi
Özlem Onaran, University of Greenwich
Pelin Akçagün, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Pınar Deniz, Marmara Üniversitesi
Pınar Kahya, İnönü Üniversitesi
Selin Pelek, Galatasaray Üniversitesi
Serdal Bahçe, Ankara Üniversitesi

Serdar Acun, Munzur Üniversitesi
Sermin Sarıca, İstanbul Üniversitesi
Sevil Acar, Boğaziçi Üniversitesi
Sevinç Mıhcı, Hacettepe Üniversitesi
Şevket Pamuk, Boğaziçi Üniversitesi (Emekli)
Sezgin Polat, Galatasaray Üniversitesi
T. Sabri Öncü, UNCTAD eski Kıdemli Ekonomisti, CAFRAL, RBI eski Araştırma Başkanı

Tahsin Bakırtaş,Sakarya Üniversitesi
Tansel Güçlü, Munzur Üniversitesi
Timur Han Gür, Hacettepe Üniversitesi
Uğur Gürses, Ekonomi Yazarı
Ümit Akçay, HWR Berlin
Umut Üzar, Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ünal Zenginobuz, Boğaziçi Üniversitesi

Veysel Ulusoy, Boston College
Yakup Karabacak, Akdeniz Üniversitesi
Yalçın Karatepe, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Yasemin Dildar, California State University
Yiğit Atılgan, Sabancı Üniversitesi
Zafer Tunca, Emekli õğretim üyesi
Ziya Öniş, Koç Üniversitesi

Paylaşın

Şimşek, Bütçe Açığını EYT’ye Bağlamıştı: EYT’nin Bütçeye Yük Olmadığı Ortaya Çıktı

Mehmet Şimşek, eylül ayında yaptığı açıklamada, “Deprem ve EYT nedeniyle bütçe açığımız oldukça yüksek seyrediyor.” demişti. Ancak EYT ile emekliliğin uygulamaya koyulduğu 2023’te SGK’nın bütçedeki payı ‘en düşük düzey’ olan 13,3 oldu.

2025 yılında ise SGK’ya ayrılan bütçenin yüzde 11,4’e düşürülmesi hedefleniyor. Prof. Çelik, “Bu artış oranı 2025’te emeklileri parlak bir tablonun beklemediğini gösteriyor” yorumunu yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı (SBB), ‘2025 Bütçe Gerekçesi’ raporunu yayımladı. Buna göre gelecek yıl için bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ayrılması öngörülen pay yüzde 13,3 oldu. 2007’den itibaren SGK payları incelendiğinde yüzdelik dilimin her geçen yıl azaldığı, bütçedeki SGK yükünün iddia edildiğinin aksine hafiflediği görüldü.

Oranlara dikkat çeken Prof. Dr. Aziz Çelik, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) kapsamında emekli edilenler hakkındaki felaket senaryolarının çarpıtma olduğunu söyledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eylül ayında yaptığı açıklamada, “Deprem ve EYT nedeniyle bütçe açığımız oldukça yüksek seyrediyor.” demişti. Ancak EYT ile emekliliğin uygulamaya koyulduğu 2023’te SGK’nın bütçedeki payı ‘en düşük düzey’ olan 13,3 oldu.

2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifine göre, 2025’te SGK’ya aktarılan bütçe kaynağı yüzde 11,4’e düşürülüyor. Bütçe transferlerinin miktar olarak yüzde 18,8 artması hedefleniyor. Bütçe teklifini değerlendiren Prof. Çelik, “Bu artış oranı 2025’te emeklileri parlak bir tablonun beklemediğini gösteriyor.” yorumunu yaptı.

SGK’ya ayrılan bütçe transferlerinin hepsinin emekliler için harcanmadığını vurgulayan Prof. Çelik, “İşveren teşvikleri ve ödeme gücü olmayanların Genel Sağlık Sigortası pirimleri de bütçe transferlerinden yapılıyor. Diğer bir ifadeyle emekliler için aktarılan oran daha düşüktür.” dedi.

Paylaşın

Emeklilik Sistemi: Türkiye, Dünya Genelinde Son Sıralarda

Türkiye, emeklilik sistemi sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.

Mercer CFA Enstitüsü Küresel Emeklilik Endeksi’ne göre Hollanda en iyi emeklilik sistemine sahip ülke oldu. Hollanda’yı İzlanda ve Danimarka izledi. Bu ülkeler A notunu aldı. Türkiye herhangi bir ülkenin yer aldığı en düşük not grubu olan kategoride yer aldı.

Türkiye’nin emeklilik sistemi Güney Afrika, Arjantin, Filipinler ve Hindistan ile birlikte dünyanın en zayıf emeklilik sistemleri arasında yer aldı. İşte endekse göre emeklilik sistemlerinin sıralaması…

Hollanda: (84,8) Hollanda endeks sıralamasında 84,8 puanla ilk sırada yer aldı. Ülkenin emeklilik sistemi ‘A’ notunu aldı. ‘A’ notunu alan ülkelerin emeklilik sistemi pozitif faydalar sağlayan, sürdürülebilir ve yüksek düzeyde bütünlüğe sahip birinci sınıf ve sağlam bir emeklilik gelir sistemi olarak tanımlanıyor.

Danimarka: (81,6) Danimarka da ‘A’ kategorisindeki ülkeler arasında yer aldı.
Singapur: (78,7) Sıralamada ‘B+’ kategorisi en iyi ikinci kategori oldu. Bu kategorideki ülkelerden biri de Singapur oldu. Bu kategorideki ülkelerin emeklilik sistemi ‘B’ kategorisindeki ülkelerle birlikte, “Sağlam bir yapıya sahip, birçok iyi özelliği olan ancak A sınıfı bir sistemden ayıran bazı iyileştirme alanlarına sahip bir sistem” olarak tanımlandı.

Norveç: 75,2
İngiltere: 71,6
İsviçre: 71,5
Meksika: 68,5
Fransa: 68
Almanya: 67,3

Birleşik Arap Emirlikleri: (64,8) Sıralamada ‘C+’ ve ‘C’ kategorisindeki ülkelerin sistemi şöyle tanımlandı: Bazı iyi özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli riskleri ve/veya eksiklikleri de olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmazsa, etkinliği ve/veya uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanabilir
ABD: 60,4
Çin: 56,5
İtalya: 55,4
Japonya: 54,9

Türkiye: (48,3) Türkiye endeks sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.
Arjantin: 45,5
Hindistan: 44

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın

TÜİK’e Göre Çalışan Sayısı Arttı

Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı. Ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,8 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 6,9 ve ticaret – hizmet sektöründe yüzde 3,7 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Ağustos 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı. Sanayi, inşaat ve ticaret – hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı  ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı.

Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 484 bin 782 kişi iken, ağustos ayında 15 milyon 883 bin 831 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,8 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 6,9 ve ticaret – hizmet sektöründe yüzde 3,7 arttı.

Ücretli çalışan sayısı aylık aynı kaldı. Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı ağustos ayında bir önceki aya göre aynı kaldı.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,4 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,1 arttı.

Paylaşın

11 Yılda 754 Çocuk İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Emek Gençliği MYK üyesi Bilgesu Kiper, “Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı” dedi.

Emek Gençliği, Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) yaşanan ihlalleri ve iş cinayetleriyle ilgili raporunu Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıkladı. ‘MESEM programı iptal edilsin, çocuk işçiliği son bulsun’ yazılı pankartın açıldığı eylemde, “çocuk işçiliğe son” sloganı atıldı. Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın aktardığına göre; Emek Gençliği adına açıklamayı, MYK üyesi Bilgesu Kiper yaptı.

Hazırladıkları raporla çocukların MESEM eliyle ucuz bir emek gücü olarak sömürüldüklerini gözler önüne serildiğini belirten Kiper, “2002’den bu yana sürdürülen eğitim politikalarıyla gençler, beceri geliştirmekten uzak ve bilim dışı içeriklerle kuşatılmış, kapitalistlerin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamaya hizmet eden bir eğitim anlayışına mahkûm edilmiştir” dedi.

MESEM programının çocuk emeğinin sömürülmesini ‘yasal’ bir eğitim programıyla meşrulaştırarak her yaştan öğrenciyi ağır çalışma koşullarına sürüklediğini belirten Kiper, “Adeta ‘eti de kemiği de sizin’ denilerek, çocukların sağlıkları, çocuklukları ve gençlikleri sermayenin kâr hırsına feda ediliyor” açıklamasında bulundu. MESEM programının, küçük ve orta ölçekli işletmelerden Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarına kadar geniş bir kesimin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak için yürürlüğe konulduğunu aktaran Kiper, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Haftanın 4 günü işyerinde, sadece 1 günü okulda teorik eğitim alan öğrenciler, düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Hatta patronların çoğu bu mevzuata uymuyor, MESEM öğrencileri pek çok işletmede haftanın 6 günü, 7 günü çalıştırılıyor. Ücretlerin işsizlik sigortası fonundan karşılanması ise bu programı sermaye için ‘bedava iş gücü’ haline getiriyor. Emekçi aileler, ekonomik zorunluluklar nedeniyle ve mesleki gelecek beklentisiyle çocuklarını bu programa yönlendirmek zorunda kaldığını ifade ediyor.”

MESEM’lerde çalışan çocuk işçilerle yapılan görüşmeler ve sahadan elde edilen verilerle raporun hazırlandığını belirten Kiper, tek adam rejiminin eğitim politikalarına karşı parasız, bilimsel ve demokratik eğitimi savunan kesimlere aynı zamanda bir mücadele çağrısı olduğunu söyledi. Raporda MESEM’lerin en temel sorunlarını sıralayan Kiper, bunların arasında; alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, denetimsizlik, sermayeye aktarılan kaynaklar, yolsuzluklar ve usulsüzlükler olduğunu söyledi. Kiper, şöyle devam etti:

“Raporumuz MESEM’lerde yaşanan üç temel sorunu öne çıkarıyor. Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2023 yılında ise MESEM kapsamında çalışan 9 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı. MESEM öğrencilerin mesai saatleri çoğu zaman ihlal ediliyor, patronların keyfi kararlarına göre çalıştırılıyorlar, tatil ve dinlenme hakları dahi gasp ediliyor.”

MESEM öğrencilerinin büyük bir kısmının, meslek edinmekten ziyade, ailelerinin geçimine katkıda bulunmak zorunda kaldığı için bu programa kaydolduğunu belirten Kiper, aldıkları ücret ise ne kendilerinin ne de ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini vurguladı. Kiper, “MESEM programının ‘mesleki eğitim’ iddiası, bakanlığın yalanlarının aksine bir iddiadan ibarettir. Bu programın mesleki eğitimle hiçbir ilgisi yoktur. Öğrenciler, işyerlerinde fiilen bir işçi gibi çalıştırılıyor ve mesleki eğitimden koparılıyor. Eğitimcilerin desteğinden yoksun, iş kazalarına maruz kalıyor ve hatta fiziksel şiddet, dayak ve taciz gibi sorunlarla karşılaşıyorlar” dedi.

Kiper, mesleki eğitim politikalarının ortaokullara doğru genişletildiğini belirterek, “Milli Eğitim Bakanlığı, meslek liseleri bünyesinde ‘mesleki ortaokullar’ ve ‘zanaat atölyeleri’nin açılacağını müjdeliyor. MESEM programı başta olmak üzere mesleki eğitime yönelik her karar, sermaye örgütlerinin “sömürü cenneti Türkiye” hayalinin adım adım hayata geçirilmesinin aracı haline getiriliyor” dedi. Kiper, sömürü düzenine karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Kiper, daha sonra çağrılarının net olduğunu belirterek, taleplerini sıraladı:

MESEM programı amasız ve fakatsız, derhal iptal edilmelidir.
Öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verecek uygulama ve bilim odaklı, nitelikli mesleki eğitim sağlanmalıdır.
Öğrencilerin örgün eğitime devamını sağlamak için gerekli adımlar atılmalı ve her yurttaşın en temel hakkı olan eğitime erişimini güvence altına almak amacıyla, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs desteği verilmelidir.

“Sermaye işçi sınıfına kölelik, çocuklarımıza ölümü dayatıyor”

Daha sonra konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, hazırlanan raporun MESEM’de çalıştırılan çocukların yaşadıkları sorunları açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek, “MEB görevi ve sorumluluğu bütün çocukların bilimsel demokratik laik ve anadilde eğitim görmesini sağlamak üzere sorumluluk almalıdır” dedi. Bakanlığın sorumluluk almadığını belirten Aslan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bugün MESEM’lerle Türkiye’deki sermayeye küçük ve orta ölçekli işletmelerde çocukların sınırsızca sömürülebileceği alanlar açıyorlar. Çocuklarımız o izbe atölyelerde baskı, şiddet ve iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyorlar. MEB, sermaye bizden ne istiyorsa, biz MESEM’li öğrencileri onlara işgücü olarak vermeye hazırız. Yeter ki üretim olsun, para kazanılsın, fabrikalar üretim yapsın. Bu çocuklar o izbe atölyelerde hangi koşullarda çalışıyorlar, neler yaşıyorlar. Denetime gelince bir şey yok. Yüzlerce çocuğun can vermesi son 9 ayda 10’a yakın çocuğun hayatını kaybetmesi pek ilgilendirmiyor MEB’i.”

Çocuktan işçi olmayacağını belirten Aslan, 10-11 yaşındaki çocukların atölyelerde işsizlik sigortasından parasını verdiği ücretlerle patronların kasalarını doldurdukları bir sistemle karşı karşıya olduklarını söyledi. Aslan, “Sermaye işçi sınıfına kölelik dayatıyor çocuklarımıza ölümü dayatıyor. Çocuk yaşta köle olmayı dayatıyor. Bir an önce MESEM projelerini iptal edin. Meslek edindirme adı altında çocuklarımızın vahşice çalıştırılmasını, iş cinayetlerinde katledilmesini asla kabul etmiyoruz” açıklamasında bulundu.

Her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek hakkını vermek yerine tekellere çok büyük kaynaklar aktarıldığını belirten Aslan, okullarda eğitim sisteminin temizlik işleri bütünüyle ailelerin sırtına yüklendiğini söyledi. Aslan, “Buna itiraz ediyoruz, buna karşı mücadele çağrısı yapıyoruz. Türkiye’deki bilim insanlarına, sendikalara, emek örgütlerine, akademisyenlere çağrımız şudur; çocuklarımızın geleceği ya MESEM’lerde karartılıyor ya da mahalle uyuşturucu çetelerin ellerine düşerek hayatları karartılıyor. Bunu karşı birleşik, örgütlü bir mücadeleyi vermemiz gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 65 Bin Liraya Dayandı

4 kişilik ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gerekli gıda harcaması yani açlık sınırı 19 bin 830 liraya, yaşam standartlarını belirleyen yani yoksulluk sınırı ise 64 bin 595 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 25 bin 706 lira olarak hesaplandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Eylül 2024 itibarıyla 4 kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırlarını açıkladı.

Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 19 bin 830,73 TL ’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 64 bin 595,21 TL ’ye, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 25.706,18 TL ’ye yükseldi.

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre % 2,90 oranında gerçekleşti. Altı aylık değişim oranı % 37,41 oldu. Son on iki ay itibariyle değişim oranı ise % 48,72 olarak hesaplandı. Yıllık ortalama artış % 71,23 olarak gerçekleşti.

Gıda ürünlerindeki fiyat değişimleri;

Süt, yoğurt, peynir grubunda; Süt, yoğurt, peynir ürünlerinin bulunduğu bu grupta geçtiğimiz aya göre bir fiyat değişikliği tespit edilmedi. Rekabet gereği fiyatlar kontrollü olarak değişse de ortalama olarak aynı kaldığı gözlemlendi.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, ürünlerinin bulunduğu grupta; Et fiyatları bu ay tavuk ürünleri dışında “kısmen de olsa” azaldı. Dana etinin kilogram fiyatında 26 TL, kuzu etinin kilogram fiyatında ise 12 TL azalış olduğu tespit edildi. Tavuk etinin fiyatı sabit kaldı. Avlanma yasağının sona ermesiyle birlikte balık ürünleri çeşitlendi.

Palamut, hamsi, levrek, çupra gibi tezgâhlarda yaygın bulunan balık çeşitlerinin kilogram fiyatları 150 TL ile 450 TL arasında değişiklik göstermektedir. Genellikle okulların açılmasıyla artan yumurta fiyatları bu yıl da artış gösterdi. Kuru baklagiller grubunda nohut ve kırmızı mercimeğin kilogram fiyatlarında 2-3 liralık bir artış tespit edilirken diğer ürünlerin fiyatları sabit kaldı.

Taze sebze meyve grubunda; Taze meyve-sebze fiyatları bu ay mutfağa olumsuz yansıdı. Hesaplamada her zaman olduğu gibi gıda harcaması içinde günlük kullanımı yaygın olan mevsim ürünleri esas alındı. Her ay dikkatle takip edilen patates ve kuru soğan fiyatında bu ay bir değişiklik tespit edilmedi. Meyve fiyatlarında ortalamada 3 TL’lik bir artış tespit edilirken sebze fiyatlarında da ortalamada 10 TL’lik artış tespit edildi.

Ortalama sebze (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 37,50 TL, ortalama meyve kg fiyatı 63,43 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 21’i sebze ve 11’i meyve olmak üzere toplam 32 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 1,56 TL artış göstererek 46,16 TL olarak tespit edildi.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta En son Mayıs ayında gelen zam ile birlikte Ankara’da 200 gramı 10 TL olan ekmeğin fiyatında bu ay değişiklik görülmedi. Diğer ürünlerden pirinç, bulgur, makarna ve irmiğin fiyatında da değişiklik görülmedi. Un fiyatında bazı marketlerde ürün bazlı fiyat artışları tespit edildi fakat ortalamada un fiyatları da sabit kaldı.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; Temel yağ ürünlerinin bulunduğu bu grupta; ayçiçek yağının kilogram fiyatında 5 TL’lik artış tespit edildi. Diğer ürünlerden zeytinyağı, tereyağı ve margarin fiyatı sabit kaldı. Yeşil zeytin kilogram fiyatında 7 TL’lik artış tespit edilirken siyah zeytinin kilogram fiyatı ise 4 TL düştü. Yağlı tohum ürünlerinden sadece fındık fiyatında artış tespit edildi.

Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünleri (kimyon, nane, karabiber vb.) geçen ay olduğu gibi bu ay da artış gösterdi. Çay fiyatlarında marketler arası değişkenlik dikkat çekti fakat ortalamayı etkileyen bir değişiklik tespit edilmedi. Ihlamurda yeni mahsulün gelmesiyle birlikte ciddi bir fiyat artışı gerçekleşti.

Diğer ürünlerden pekmezin fiyatında 3 TL’lik bir artış tespit edildi. Geçen ay kısmi miktarda artış gösteren bal ve şekerin fiyatı sabit kaldı. Fakat reçel fiyatı düştü. Tuz ve salça fiyatları geçen ay olduğu gibi bu ay da sabit kaldı.

Paylaşın

DİSK’ten Saraçhane’de Miting: Bu Kara Tablo AKP’nin Eseri

Saraçhane’de gerçekleştirilen “Büyük İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur” dedi.

Arzu Çerkezoğlu ayrıca, “Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için yan yanayız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), İstanbul Saraçhane’de miting düzenledi. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “Büyük İşçi Buluşması” adı verilen mitingde açıklamalarda bulundu. Çerkezoğlu’nun açıklamasında öne çıkan bölümler şöyle:

“İki yılı aşkın süredir gelirde adalet, vergide adalet mücadelesi veriyoruz. İş yerlerinden başladık, meydanlara taşıdık sesimizi. Binlerce imza topladık. İstanbul’dan Ankara’ya yürüdük. Şimdi de yeni bir mücadele süreci içerisindeyiz. Türkiye’nin dört bir yanında, bütün illerde işçi buluşmaları yaptık.

Ardından bölge mitinglerine başladık. İzmir’de sokakları kırmızıya boyadık. Binlerce arkadaşımızla birlikte haykırdık. Şimdi Saraçhane’deyiz. Bu meydan, işçi sınıfının bundan 63 yıl önce ayağa kalktığı meydan.

Bizi asgari yaşama, asgari ücrete en düşük emekli aylığına mahkum edenlere hesap sormak için buradayız. Sendikal haklarımızı yok sayanlardan hesap sormak için buradayız. Sermaye zihniyetine karşı, vergide adalet için yan yanayız. Emeğimiz, ekmeğimiz için, eşitlik, özgürlük için yan yanayız.

Önce şunun adını koyalım: Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur. 2 yıldır meydanlardan yükselen bu sesi duymayanlar, bu politikalarda ısrar etmeye devam ediyorlar.

Enflasyon düştü mü? Çarşıda pazarda enflasyonun düştüğünü gören var mı? Bizi yoksulluğa mahkum eden bu politikalara asla teslim olmayacağız. Orta Vadeli Program’da ne var? Güvencesiz çalışma var, sosyal güvenliğe ayrılan payın azaltılması var. Yani emekli olmak daha da zorlaşacak. Emeklilikteki bütün mağduriyetler devam edecek. Ucubu sistemle 12 bin 500 liraya milyonlarca emekliyi mahkum edecekler.

Bir de büyük bir tuzak var. Maaşlar o kadar düştü ki ikinci emekli aylığı aldatmacası adı altında tamamlayıcı emeklilik sigortası var. Bu ne demek çok iyi biliyoruz. Biz tanıyoruz bu tuzağı. Kıdem tazminatımızı ortadan kaldırmak var. Asla aklınızdan bile geçirmeyin. Daha önce kıdem tazminatını gasp etmek için her türlü girişim, DİSK’in duvarlarına nasıl çarpıp geri döndüyse aynı kararlılığı sürdürüyoruz.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 21 Bin, Asgari Ücret 17 Bin Lira

Dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak hesaplanan açlık sınırı 21 bin, gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesapladığı yoksulluk sınırı ise 65 bin 873 bin liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun araştırma birimi Kamu-Ar, Açlık Yoksulluk Araştırması Eylül 2024 raporunu açıkladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Açlık sınırının bir önceki aya göre 42 lira arttığı eylülde gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.674 liralık artışla 44 bin 873 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.715 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 6 bin 458 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 17 bin 764 lira ve yoksulluk sınırı ise 24 bin 221 liralık artış kaydetti.

Eylülde tam 21 bin çıkan açlık sınırı; bu yılsonuna kadar 17 bin lira olarak uygulanacak olan asgari ücretin 4 bin lira üzerine çıktı. Asgari ücret 65 bin 873 liralık yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 25,8’ini karşılayabildi. Temmuzda 12 bin 500 liraya çıkarılan en düşük emekli aylığı ise açlık sınırının ancak yüzde 59,5’ini karşılayabiliyor.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar eylülde bir önceki aya göre 77 lira, yıllık olarak ise 2 bin 48 lira artarak 6 bin 96 lira oldu.

Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 4 lira azalırken, geçen yılın aynı ayına göre ise 125 liralık artışla 428 lira oldu.

Bir önceki aya göre 12 lira azalarak 4 bin 640 liraya inen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama son bir yılda ise 1.398 lira arttı. Meyve için harcanması gereken para önceki aya göre 77 lira azalırken, geçen yılın aynı ayına göre ise 645 lira artarak 2 bin 9 lira oldu.  Sebze için harcaması gereken tutar ise önceki aya göre 29 lira azaldı, geçen yılın aynı ayına göre ise 576 lira artarak 2 bin 424 lira olarak hesaplandı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama eylülde değişmeyerek 1.761 lirada kalırken, pirinç ve bulgur harcamaları 9 lira artarak 844 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 10 liralık artışla 583 liraya çıktı.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama önceki aya göre 66 lira artarak 1.468 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmedi ve 746 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre eylül açlık sınırı yetişkin erkek için 6 bin 131 lira, yetişkin kadın için 4 bin 813 lira, çocuk için 3 bin 495 lira ve genç için de 6 bin 560 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk dokuz aylık döneminde ise toplam 4 bin 517 lira artış kaydetti.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da eylülde 44 bin 873 liraya kadar çıktı.

Eylülde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları ortalama 1.902 liraya yükselirken, barınma (kira dâhil) harcamaları 11 bin 570 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 435 liraya, sağlık harcamaları 1.797 liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 13 bin 306 liraya yükseldi.

Haberleşme harcamaları 1.367 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.295 liraya, eğitim harcamaları 1.036 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 817 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 349 liraya kadar çıktı. Gıda dışı harcamalar bu yılın ilk dokuz aylık döneminde 14 bin 519 lira artış gösterdi.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise eylülde 65 bin 873 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında yılın ilk dokuz ayındaki artış ise 19 bin 35 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 24 bin 221 lira olarak gerçekleşti.”

Paylaşın