‘Başkanlık Sistemi’nde Ekonomi Ne Kadar Kötüleşti?

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Türkiye’de geçilen başkanlık sisteminin ekonomik sonuçlarını ele alan bir rapor hazırladı.

Rapor, başkanlık sisteminin asgari ücret, enflasyon, işsizlik, döviz kuru ve bölüşüm ilişkileri üzerine etkilerini ele alıyor. Rapordan sonuçlar şöyle:

Dolar 4,8 liradan 17,4 liraya çıktı, asgari geriledi

2018 ve 2022 arasında geçen 4 yılda dolar ve euro kurları fırladı. 2018 Haziran’da 4,8 TL olan dolar kuru 2022 Haziran’da 17,4 TL’ye, 2018 Haziran’da 5,5 TL olan Euro ise 2022 Haziran’da 18,3 TL’ye yükseldi.

Başkanlık sistemiyle geçen dört yılda dolar ve Euro kurları 3,5 katına yükselmiş oldu.

Artan döviz kurları sebebiyle asgari ücret döviz cinsinden geriledi. 2018’de 1.603,1 TL olan asgari ücret 2022’de 4.253,4 TL olarak belirlendi. Aradan geçen dört yılda asgari ücret yüzde 156,3 artmış olarak görünse de asgari ücret Euro ve dolar karşısında değer kaybetti. Haziran 2018’de asgari ücret 336,8 dolar iken 2022’de 245 dolara geriledi.

Benzer şekilde Haziran 2018’de 292 euro olan asgari ücret Haziran 2022’de 233 euroya geriledi.  Başkanlık sisteminde asgari ücret 91,8 dolar ve 58,9 euro azaldı.

Asgari ücretlinin milli gelirdeki payı azaldı

Başkanlık sisteminde asgari ücretin kişi başına milli gelire oranı geriledi. Asgari ücretin kişi başına gayri safi yurt içi hasılaya oranı giderek düşmektedir. 2017’de Kişi Başına GSYH’nin yüzde 53’ü olan asgari ücretin Haziran 2022 itibarıyla yüzde 37 seviyesine gerilediği tahmin edilmektedir.

Resmi enflasyon yüzde 15,4’ten yüzde 73,5’e

Başkanlık sistemi öncesi, Haziran 2018’de TÜFE (enflasyon) yıllık yüzde 15,39 ve gıda enflasyonu ise yüzde 18,89’du.

Seçim sonrası artmaya başlayan fiyatlar, ekonomik kriz ve 2021 sonunda başlayan döviz krizi sonrasında TÜFE 2022 Mayıs’ta yıllık yüzde 73,5 ve gıda enflasyonu ise yüzde 91,63 olarak açıklandı.

Başkanlık döneminde TÜFE yüzde 161 ve gıda enflasyonu yüzde 207 arttı.

Asgari ücret, açlık ve yoksulluk sınırına göre geriledi

2018 Haziran’dan bu yana artan fiyatlar ve hayat pahalılığı sebebiyle alım gücü düştü ve yaşam zorlaştı; açlık ve yoksulluk sınırı yükseldi. 2018 Mayıs’ta açlık sınırı bin 686 TL ve yoksulluk sınırı ise 5 bin 833 TL’ydi. Açlık sınırının asgari ücrete oranı yüzde 95,1, yoksulluk sınırının asgari ücrete oranı ise yüzde 28,8’di.

2022 Mayıs’ta açlık sınırı 5 bin 557 TL ve yoksulluk sınırı ise 19 bin 220 TL oldu. 2022 Mayıs’ta açlık sınırının asgari ücrete oranı yüzde 72,9 ve yoksulluk sınırına oranı yüzde 22,1 oldu.

Böylece başkanlık sisteminde açlık ve yoksulluk sınırı 3,5 katına çıkarken açlık sınırının asgari ücrete oranı 22,2 ve yoksulluk sınırının asgari ücrete oranı 6,7 puan geriledi.

Geniş tanımlı işsiz sayısı 2,6 milyon kişi arttı

Başkanlık sistemi sonrasında işsizlik oranları daha da arttı. Başkanlık seçimi öncesi, Haziran 2018’de dar tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 444 bin ve dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 10,7’ydi.

Nisan 2022’de dar tanımlı işsiz sayısı 409 bin artarak 3 milyon 853 bine ve dar tanımlı işsizlik oranı ise 0,6 puan artarak yüzde 11,3’e yükseldi.

Haziran 2018’de 5 milyon 506 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı da Nisan 2022’de 2 milyon 601 bin artarak 8 milyon 107 bin oldu. Böylece geniş tanımlı işsiz sayısı yüzde 47,2 artmış oldu.

Haziran 2018’de yüzde 16,3 olan geniş tanımlı işsizlik oranı ise Haziran 2022’de 5,4 puan artarak yüzde 21,7’ye yükseldi.

Başkanlık sistemi bölüşüm ilişkilerini kötüleştirdi

Başkanlık sisteminde emeğin milli gelir içindeki payı düştü. Ocak, şubat ve mart aylarını içeren 2018 1. çeyreğinde GSYH bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,4 büyümüştü.

2018 1. çeyreğinde GSYH içinde işgücü ödemeleri (emek payı) yüzde 37,8 ve net işletme artığı/karma gelir (sermaye payı) ise yüzde 44,4 oranında paya sahipti.

2022 1. çeyreğinde ise GSYH bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,3 oranında gerçekleşti. 2022 1. çeyrekte emek GSYH’den yüzde 31,5 oranında pay alırken sermayenin payı yüzde 47,6 oldu.

Böylece başkanlık döneminde emeğin büyümeden aldığı pay 6,3 puan azalırken sermayenin aldığı pay 3,2 puan arttı. Başkanlık döneminde gelirin sınıfsal dağılımı kötüleşti. Ülke büyürken işçiler büyümeden payını alamadılar.

Ekonomiye güven

Başkanlık sistemi döneminde tüketici güveninde ciddi bir gerileme yaşandı. Ekonomik kriz, Covid-19 salgını ve artan pahalılık tüketici güven endeksinde çakılmaya sebep oldu. Haziran 2018’de 90,6 olan tüketici güveni Haziran 2022’de 63,4’e geriledi Böylece başkanlık döneminde tüketici güveni yaklaşık 30 puan düştü.

Paylaşın

7 Siyasi Partiden ‘Tüm Ücretler Artırılsın’ Çağrısı

Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda toplanan yurttaşlar zamların geri alınması ve ücretlerin artırılması talebiyle basın açıklaması düzenledi.

Eylemde basın açıklamasını Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros okudu. İşçi ve emekçilerin her yeni güne zam haberleriyle uyandığını söyleyen Barbaros, “Akaryakıttan elektriğe, doğalgazdan ulaşıma, temel gıda ürünlerinden vergi ve harçlara kadar birçok kalemde yapılan fahiş zamlar ile emekçi halkın yoksulluğu, yokluğu katlanmaya devam ediyor. 20 yıllık iktidarlarının her döneminde olduğu gibi sermayeyle el ele veren hükümet, halkı sefalet koşullarına mahkum etmeye devam ediyor” dedi. Yoksulluk sınırının 19 bin 602 liraya yükseldiğini belirten Barbaros, “İşçi ve emekçiler ay sonu hesabı yaparken, patronların serveti rekor üzerine rekor kırıyor. Ortada tam anlamıyla bir sömürü düzeni var. Bu düzen ve iktidar zenginlere kar rekorları, emekçi halka ise sefalet maaşları dışında hiçbir gelecek vaat etmiyor. Özelleştirmeler, yap-işlet-devret modeli, patronlara vergi afları ve teşvikler, kur korumalı mevduat hesabı, gelire endeksli senet vb. yollarla ülkenin ve halkın kaynakları başta yandaşlar olmak üzere kapitalistlere ve bir avuç servet sahibine peşkeş çekiliyor” diye konuştu.

“Bu sermaye düzeni değişmelidir”

İktidarın işçi ve emekçilere gelecek vadinin olmadığını ifade eden Barbaros, “Yoksuldan alıp zengine aktaran, ülkede yaşanan her bir sorunun faturasını işçi ve emekçiye kesen bu iktidar da, bu sermaye düzeni de değişmelidir. Tüm bu karanlık tablo içerisinde memleket işçi ve emekçiler açısından yangın yeri iken sermaye muhalefeti ise halk hareketini frenlemek için çaba göstermeye devam ediyor. Emekçilerin biriken ve kangren haline gelmiş olan sorunları sadece sandığa havale edilerek çözülemez. İşçiler ve emekçiler yüksek enflasyonu, fahiş zamları, derinleşen yoksullaşmayı izlemeden, seçimleri beklemeden bir an önce harekete geçip birleşik mücadeleyi büyütmelidir” dedi.

“Hakkımız olanı alacağız, tüm ücretler arttırılsın” diye Barbaros, “Hep birlikte sömürü, yağma ve soygun düzenine dur demek için yan yana gelmeye başladık. Şimiye kadar ilçeler de standlar açtık, imza topladık. İşçi ve emekçiler insanca yaşam talepleri etrafında bir araya gelip işyerlerinde, fabrikalarda, ofislerde, mahallelerde mücadele platformlarını ve kendi birliklerini kurarak sesini yükseltmelidir. Taleplerimizin hayata geçmesi ancak işçi sınıfının ve emekçi halkın birleşerek örgütlü bir şekilde mücadele etmesi ile mümkündür. Tüm emekçileri iktidara ve arkasındaki sermaye güçlerine karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

Gazeteciler ‘Dezenformasyon Yasası’nı Protesto Etti, Kalem Bıraktı

Aralarında Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, KESK Haber-Sen ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda bulunduğu basın meslek örgütleri, “dezenformasyon yasası” olarak bilinen ve Basın Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifini Ankara’da protesto etti, kalem bıraktı.

Basın meslek örgütleri, AK Parti ve MHP imzasıyla Meclis’e sunulan ve Genel Kurul gündemine alınması beklenen “dezenformasyon yasası” teklifini, Ankara’da yaptıkları eylemle protesto etti. Ulus’ta Atatürk heykeli önünde buluşan gazeteciler, yaptıkları açıklamanın ardından kalemlerini Atatürk heykeli önüne bıraktı.

Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Sendikası, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın çağrısıyla Ankara Ulus’taki Atatürk Anıtı önünde bir araya gelen gazeteciler, AK Parti ve MHP’nin yasa teklifinin geri çekilmesini istedi.

Çok sayıda gazetecinin katıldığı eylemde, “özgür basın susturulamaz”, “özgür basın, özgür toplum”, “sansüre hayır” sloganları atıldı ve basın özgürlüğüne vurgu yapan pankartlar taşındı.

Eylemde söz alan Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, TBMM önünde eylem yapılmasına izin verilmemesini eleştirerek, , “Bizi Meclis’ten uzaklaştırarak sezimizin çıkmayacağını düşünüyorlar. Basın değil, Ulus’a, Fizan’a sürülse sesini duyuracaktır” dedi. Bilgin, yasada basın organlarının kapısına kilit vuracak düzenlemeler olduğunu belirtti:

“Bu yasa temel insan haklarına haberleşme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne aykırıdır. Yani anayasaya aykırıdır. Anayasayla güvence altına alınan haklarımıza aykırıdır. Sadece gazetecilerin özgürlüğünü değil tüm toplumun özgürlüğünü engellemektedir. Bu yasa tüm toplumu yazmaktan, eleştirmekten alı koyacaktır. Toplumsal otosansürü tüm ülkeye yayacaktır. Bu eylem tünelden çıkıştaki son yol ayrımıdır. Bu yasada gazeteciler, gazetecilerin görüşleri, basın özgürlüğü yok. Bu yasada susturma var. Biz gazeteciler bu yasanın geri çekilmesini istiyoruz. Yaşasın özgürlük, kahrolsun sansür.”

Basın açıklamasının ardından gazeteciler kalemlerini Atatürk Anıtı önüne bıraktı. Eyleme, çok sayıda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile çok sayıda milletvekili ve siyasi parti temsilcisi de destek verdi.

Paylaşın

EYT’de Beş Aşamalı Yol Haritası Belli Oldu

Milyonlarca memur ve memur emeklisinin merakla beklediği 3600 ek gösterge tamamlanmasıyla birlikte gözler Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi için yapılacak çalışmaya çevrildi.

Çalışma Bakanı Vedat Bilgin dün yaptığı açıklamasında, “Tüm sosyal meseleleri görev alanı sayıyoruz ve EYT de önümüzde. Çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti emekçilerini koruyan sosyal bir devlettir ve bu devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Mynet’in haberine göre EYT ile ilgili birbirinden farklı formüller masada. Kimlerin EYT ile emekli olabileceği belirlenecek. Aşama aşama yapılan planlamayla birlikte aynı şekilde kaynak da bulunacak.

1 – Kimlerin yararlanacağı tespit edilecek

Yasanın çerçevesi oluşturulurken öncelikle kapsam belirlenecek. Böylece kimlerin hak sahibi olacağının tespiti yapılacak. Bu sayede yasa çıkar çıkmaz hemen emeklilik hakkı kazanacakların sayısı da ortaya çıkacak. Genel çerçeveye bakıldığında EYT’li grubu 8 Eylül 1999 öncesinde ilk kez sigortalı olarak çalışmaya başlamış, yıl ve prim şartını tamamlamasına rağmen yaş şartı getirildiği için emekli olamamış sigortalılar oluşturuyor.

Bu tarihten önce sigortalı olanlar için yaş dışında erkeklerde 25, kadınlarda ise 20 yıl sigortalılık süresi şartı var. Ancak bu tarihten önce Emekli Sandığı’na girmiş ya da Bağ-Kur’lu olmuş EYT’liler de mevcut. Bu tarihten önce SSK’lı olmuş şu anda memur olanlar, primi eksik bulunanlar, farklı kurumlardan prim biriktirenler de bulunuyor. Bütün bunlar ayrı ayrı değerlendirilerek kapsamlı bir çalışma yapılacak.

2 – Emeklilik için şartlar belirlenecek

Kapsamın belirlenmesinden sonra emeklilik şartlarının da tespit edilmesi gerekiyor. Primini ve yılını dolduranların başka şarta bakılmaksızın emekli edilmeleri şeklinde bir öneri bulunurken, burada farklı kurumlarda çalışmış (memur, esnaf, Bağ-Kur gibi) kişilerin hangi statüde emekli olacaklarının da tespiti gerekiyor.

3 – Mali boyutu çıkartılacak

Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ın ile ilgili 5 milyon kişi gibi sayılar ortaya atılsa bile kesin bir rakam yok. Ancak farklı kurumlardan sigortalıların olduğu bir yapısı olması dolayısıyla çok sayıda insanı ilgilendiriyor. Bu noktada kapsam belirlendiğinde sayı da ortaya çıkacak. Bu yönüyle kaç kişinin emekli olabileceği ve kaç lira maaş alacağı hesaplanarak konunun mali boyutu da ortaya çıkarılacak. Burada kime hangi şartlarda maaş bağlanacağı da tespit edilecek.

4 – Uygulama usulleri ortaya konulacak

Bu aşamada uygulamayla ilgili kısımların da tespit edilmesi gerekiyor. Yani hak sahiplerinin belirlenmesi, onların emeklilik işlemlerinin usul ve esaslarının tespit edilmesi önem kazanıyor. Mesela, 8 Eylül öncesinde sigortalı olmuş ancak şimdi memur olarak çalışan birisi yasa çıktıktan sonra hangi kurumdan emekli olacak? Bu kişi memurluğa devam etmek istiyorsa EYT’li diye resen emekli mi edilecek? Bu gibi karmaşık soruların da cevap bulması gerekiyor.

5 – Tasarı Meclis’e sunulacak

Bütün çalışmalar tamamlandıktan sonra uygulamanın başlayabilmesi için yasal çalışmanın da yapılması gerekiyor. Bunun için de bir taslak metnin oluşturulması ve bunun TBMM gündemine gelmesi gerekiyor. Meclis’ten geçtikten sonra uygulanması için de yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyor. Burada belli bir yaşın üstünde olanlara emeklilik verilmesi gibi bir formül de konuşulurken, kademeli olarak emeklilik hakkının verilmesi de söz konusu olabilecek. Ayrıca Avrupa modelinde olduğu gibi maaş kısıtı ile emeklilik de formüller arasında.

Paylaşın

Türkiye’yi Terk Eden Doktor Sayısı Son 6 Ayda Bine Yaklaştı

Türkiye’de TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 70’i geçmesi ve ekonomik dengenin bozulması birçok iş alanında yurt dışına göçü artırdı. Son dönemde daha iyi yaşam şartları için özellikle Avrupa ülkelerine yönelenler arasında sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Türk Tabipleri Derneği’ne (TTB) göre bu yılın ilk yarısında 938 doktor ülkeden ayrıldı. Bu sayı geçen yıl bin 400 olarak rapor eldi.

Erdoğan, Mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Açık konuşuyorum, gidiyorlarsa gitsinler” demiş “Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımız ile buralarda devam ederiz. Daha da ileri gidiyorum; yurt dışından dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlar, buralarda görevlendiririz” demişti.

“Sorun eriyen maaşlar ve zorlu çalışma koşulları”

Gelir meselesi en büyük endişelerden biri. Enflasyon nedeni ile gelirleri eriyen doktorlar hem maaşlarını hem de zorlu çalışma koşullarını protesto ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise maaşların düşük olmadığını “En az alan doktor ne alıyor dedim, ‘8-9 bin’ dediler. En fazla alan ne alıyor dedim, ’25-30 bin’ dediler. Özel sektör çok veriyormuş, oraya gidiyorlar. Varsın gitsinler” cümleleri ile bu protestolara yanıt veriyor.

Benzer sorunlardan yakınan ve ismini vermek istemeyen başka doktorlar, ekonomik sebeplerden ötürü çalışanların özel hastanelere yöneldiğini belirtiyor. Kamu hastanelerinde maaşlar düşük olması ve hasta sayısının fazla olması, yurt dışına gidemeyen bu doktorları özel hastanelere itiyor.

Ülkede resmi kurumların açıkladığı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini işaret eden enflasyon oranları ise kamuoyu yoklamalarına göre inandırıcı bulunmuyor. Halkta bu oranın çok daha yüksek olduğu kanısı hakim.

Bu yönde açıklamalarda bulunan bir grup bağımsız iktisatçı da asıl enflasyon oranının yüzde 160’ları bulduğunu ileri sürüyor. Bu uzmanların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK savcılığa şikayette bulunmuş ve soruşturma başlatılmıştı.

euronews muhabiri Kristina Jovanovski’ye konuşan ENAGrup kurucularından Veysel Ulusoy, enflasyon oranlarının siyaset üzerinde de etki oluşturduğunu ve iktidar partisinin oy oranlarında azalmaya neden olduğunu belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Gazeteciler ‘Dezenformasyon Yasası’nı Protesto Etti

Aralarında Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda bulunduğu basın meslek örgütleri, “dezenformasyon yasası” olarak bilinen ve Basın Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifini İstanbul-Şişhane’de protesto etti.

Haber Merkezi / Gazetecilik meslek örgütleri, AK Parti ve MHP’nin hazırladığı “dezenformasyon yasası” olarak bilinen ve geçtiğimiz hafta TBMM Adalet Komisyonu’nda bazı değişikliklerle kabul edilen Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi’ni protesto etmek amacıyla Taksim’de toplandı.

Bugün saat 18.00’de Taksim’de Şişhane Barış Anıtı önünde bir araya gelen meslek örgütlerinin basın açıklamasında bu yasayla “medyada mevcut iktidarı ve iktidar partisini desteklemeyen herkesin” ve sosyal medya kullanıcılarının hedef alındığına inanıldığı belirtildi.

Meclis’te oylanacak yasa tasarısının “Cumhuriyet tarihinin en karanlık yasalarından biri” olduğu ifade edildi.

Bir araya gelen grupta Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası da bulunuyordu.

Protestolar diğer şehirlerde de devam ediyor. Gazetecilerin yarın saat 13.00’te Ankara’da bir araya gelmesi bekleniyor.

Paylaşın

Özel Sektörde Ara Zam Beklentisi Yüzde 30

Sürekli artan enflasyon karşısında çalışanların gözü olası asgari ücret zammına çevrildi. Bu konuda son aylarda hükümet kanadından farklı açıklamalar gelse de temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılması konusundaki beklentiler giderek güçleniyor.

Sene başında yaklaşık yüzde 50 zam yapılarak 4 bin 253 liraya çıkarılan asgari ücretin bir kısmı her ay yükselen enflasyon karşısında eridi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre ocak ayında yüzde 48,69 olan yıllık enflasyon şubatta yüzde 55,44, martta yüzde 61,14, nisanda yüzde 69,97 ve mayıs ayında yüzde 73,50 çıktı. Ekonomistlerin genel beklentisi enflasyonun yıl sonuna kadar üç haneyi görmesi yönünde.

Ara zam konusunda ise henüz bir oran netleşmiş değil. Ancak zammın yüzde 10 ila 20 arasında olması ve bazı prim desteklerinin uygulanması gündemde.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu, şimdiye kadar konuşulan yüzde 5, yüzde 10 gibi oranların ve son derece ufak prim desteklerinin asgari ücretteki kaybı asla karşılayamayacağını söylüyor.

Böyle sembolik oranların çalışanların ihtiyacı olan iyileştirmeyi sağlayamayacağını vurgulayan Çerkezoğlu, son aylarda yükselen enflasyon karşısında maaşların eridiğinin altını çiziyor.

Hesap yoksulluk sınırına göre olmalı

DİSK tarafından yapılan araştırmaya göre asgari ücretlinin alım gücündeki kaybın son 5 ayda 5 bin lirayı bulduğunu anlatan Çerkezoğlu, yapılması gereken zamma ilişkin şu açıklamayı yapıyor: “Bizim bu noktada çizdiğimiz çerçeve belli. Gelinen noktada ücretlere yeni bir zam ihtiyacı daha doğmuştur. Zaten asgari ücrete yapılan zam oranı yüzde 50 olsa bile bunun yüksek enflasyon karşısında hızla eriyeceğini söylemiştik. Şimdi hayat pahalılığı ortada. Gıda enflasyonu ortada. Biz en azından iki kişinin asgari ücretle çalıştığı bir ailede toplam gelirin yoksulluk sınırını yakalaması gerektiğini ifade ediyoruz.”

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun mayıs ayı raporuna göre Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırı asgari ücreti geçerek 6 bin 17 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 19 bin 602 TL’ye çıktı.

Asgari ücret 4 kez belirlenmeli

Asgari ücrette acil zam ihtiyacı olduğunu ve bu konudaki çağrılarını yenilediklerini belirten Çerkezoğlu, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplanması için bir yasal engel yok. Komisyon hemen toplanmalı ve süreç başlamalı. Enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir ortamda yılda bir kez zam yapmak gerçekçi değil. Biz böyle dönemlerde asgari ücretin yılda 4 kez belirlenmesini talep ediyoruz. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primlerinde işverene verilen destekler çalışanlara da verilmeli” diyor.

Halkın alım gücünün son zamanlarda hızlı şekilde düştüğüne değinen Çerkezoğlu, asgari ücretin dışında çeşitli alanlarda da vatandaşın nefes almasını sağlayacak düzenlemeler yapılması gerektiğini söylüyor. Bu noktada az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi çağrısında bulunan Çerkezoğlu, “Elektrik ve doğal gaz zamları geri çekilmeli ve temel ihtiyaç ürünlerindeki vergiler düşürülmeli” ifadelerini kullanıyor.

Çerkezoğlu, ayrıca asgari ücret zammının toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiğini ve diğer ücretlerin de bu orana göre şekillendiğini vurguluyor.

Bu anlamda sadece asgari ücretli çalışanlar değil bu ücrete yakın ve bu ücretin çeşitli oranlarda üzerinde maaş alan çalışanlar da maaşlarının enflasyon karşısında eridiğini ve ara zam yapılması gerektiğini düşünüyor.

Peki özel şirketler çalışanlarına ara zam yapmayı düşünüyor mu?

Şirketlerin yarısı temmuzda zam yapacak

Organizasyon, performans yönetimi ve ücret alanlarında danışmanlık hizmeti veren Willis Towers Watson Türkiye ve Azerbaycan Organizasyon ve Ödüllendirme Ülke Lideri Doğan Çolak, bu konuda şirketlerin önemli bir bölümünün çalışanlarına ara zam yaptığını veya yapmayı planladığını söylüyor.

608 şirket ile yaptıkları yeni anketin sonuçlarını paylaşan Doğan Çolak, “Şirketlerin yüzde 79’u 2022 yılında ara dönem artışı yaptığını veya yapmayı planladığını beyan etti. Bu şirketlerin yüzde 48’i bu aksiyonu temmuz ayında yapacaklarını söylüyorlar” diyor.

Çolak, bu konuda ortalama ara zam oranlarının yüzde 30 olduğunu belirtiyor. Şirketler 2022 yılı içindeki toplam ücret artışlarını ise yüzde 82 ile yüzde 99 arasında yapacaklarını beyan ediyor.

E-ticaret, enerji ve otomotiv sektöründe ortalamanın yüzde 10 üzerinde ara zam beklenirken bankacılık ve ilaç sektörlerinde ise ortalamanın altında zam beklentisi var.

Yan haklarda yüzde 50 düzenleme

Bunun yanında özel sektörde daha önce yılda bir kez düzenleme yapılan yemek, yol ve diğer yan haklar konusunda da artık çoğu şirketin yılda iki defa düzenleme yapmaya başladığı ve bu ücretlerde artışa gittiği belirtiliyor. Doğan Çolak, “Yan haklarda da yüzde 50’lere varan artışlar söz konusu” diyor.

Asgari ücret zammının özel sektörün her kademesi tarafından yakından takip edildiğini aktaran Doğan Çolak, “Minimum ücret belli olduktan sonra üst seviyelerdeki çalışanların ücretleri de buradaki artışlara göre şekilleniyor. Çok sayıda şirket de bu dönemde çalışanlarının alım gücünü düşünerek asgari ücret düzenlemesini beklemeden kendi minimum ücretlerini belirleyerek çeşitli zamlar yaptılar” ifadelerini kullanıyor.

Paylaşın

Büyük Şirketler Karlarını Katlarken, İşçi Ücretleri Sadece Yüzde 26 Arttı

Yüksek enflasyon ve asgari ücretin konuşulduğu bu dönemde, büyük şirketlerin kârlarını artırdığı, işçilerin aldığı payın ise giderek azaldı ortaya çıktı. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşunun (İSO 500) kârı, 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 137 arttı ancak işçilere ödenen ücrette artış yüzde 33’te kaldı. 

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, işçi başı ortalama ücret ise sadece yüzde 26 yükseldi. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı da son iki yılda yüzde 52’den yüzde 32’ye geriledi.

Türkiye İstatistik Ofisi’nin (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon yüzde 74’e dayanırken, dar gelirlilerin alım güçleri  iyice düştü. Büyük şirketler ise karlarını katlayarak artırmayı başardı.

İstanbul Sanayi Odası (İSO), sanayi sektörünün devler ligini belirleyen ve 1968 yılından bu yana aralıksız yapılan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın 2021 yılı sonuçları, işçi paylarının gerilediğini ortaya koydu. 2020 yılında ISO 500’ün dönem kârı 92 milyar 503 milyon TL’den 219 milyar 446 milyon liraya yükseldi. Buna göre en büyük 500 şirketin kârı 2020-201 arasında yüzde 137,2 artış gösterdi.

Aynı dönemde ödenen maaş ve ücretler ise sadece yüzde 33,4 yükseldi. 2020 yılında işçilere 78 milyar 331 milyon lira ödenirken, ücret ve maaşlar 2021 yılında 104 milyar 466 milyon liraya çıktı.

Çalışan sayısı 2020 yılında 717 bin kişi iken 2021’de bu sayı 757 bine çıktı. İşçi başı ortalama ücret artışı ise yüzde 26,3. Çalışan sayısının artmasından dolayı ödenen maaş ve ücretlerde artış yüzde 33,4 oldu.

İşçinin aldığı pay giderek düşüyor

İSO 500 verilerine göre işçinin net katma değerden aldığı pay giderek düşüyor. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı 2012 yılında yüzde 55 iken bu oran 2014 yılında yüzde 57,5’e kadar çıktı. 2020’de ise yüzde 44,5’a gerileyen emekçinin payı 2021’de yüzde 32,1’e kadar düştü.

İşçinin milli gelirden aldığı pay da azalıyor

Öte yandan işçinin aldığı pay sadece İSO 500’de değil; milli gelirde de düşüyor. Ücretliler 2019 yılında milli gelirin yüzde 31,4’ünü alırken bu oran 2021’de yüzde 27’ye düştü. Şirketlerin milli gelirden aldığı pay ise son iki senede yüzde 42,9’dan 47’ye yükseldi.

TÜİK verilerine göre 2021 yılında işgücüne yapılan ödemelerin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı son 10 senedeki en düşük oran olurken net işletme artığı/karma gelirin oranı ise en yüksek seviyeyi gördü. TÜİK’in resmi verileri son yıllarda emekçilerin giderek fakirleştiğini; sermayenin ise giderek kazancını artırdığını ortaya koyuyor.

Paylaşın

3,7 Milyon Yurttaş Çalıştığı Halde Yoksullukla Mücadele Ediyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel-İş Araştırma Dairesi’nin (EMAR) 2019 ve 2021 yıllarının verilerini karşılaştırdığı “Gelir, Yaşam ve Yoksulluk Araştırması”nı yayımladı.

Araştırmaya göre pandemiden yine en çok yoksullar etkilendi ve son iki yılda kendisini yoksul olarak tanımlayan yurttaşların sayısında yarım milyona yakın artış oldu.

Araştırma sonuçlarına göre 3,7 milyon yurttaş çalıştığı halde yoksullukla mücadele ettiğini söylerken; son iki yılda, iki günde bir et ya da tavuk yiyemediğini söyleyenlerin sayısında 1,2 milyon artış oldu.

2019-2021 verilerinin karşılaştırıldığı raporda öne çıkan başlıklar şöyle:

  • Sağlıklı gıdaya ulaşamayan sayısı pandemide 4,6 milyon kişi arttı.
  • Türkiye’de enflasyon, Avrupa Birliği (AB) üye ülke ortalamasının 9 katı, OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) üye ülke ortalamasının ise 8 katı.
  • Yoksul yurttaş sayısı yarım milyona yakın arttı; Türkiye’de resmi yoksulluk verilerine bakıldığında, yoksul yurttaş sayısının pandemiyle birlikte yarım milyona yakın (yüzde 2,5) arttı. 2019 yılında 17,2 (yüzde 20,8) milyon kişi yoksulken, 2021 yılında bu sayı 17,6 (yüzde 21,3) milyona yükseldi. Erkeklerde yoksulluk 8,5 milyon kişi ile yüzde 20,8 iken; kadınlarda yoksulluk 9 milyon kişi ile yüzde 21,8.
  • 31,7 milyon yurttaş et ihtiyacını karşılayamıyor; Gıda enflasyonunun yüksekliği halkın gıdaya erişimini de zorlaştırdı. Son iki yılda, iki günde bir et ya da tavuk yiyemediğini söyleyenlerin sayısı 1,2 milyon arttı. 2019 yılında 27,1 milyon kişi (yüzde 33,6) iki günde bir et, tavuk vb. ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtmişti. 2021 yılına gelindiğinde ise bu sayı 4,6 milyon kişi artarak 31,7 milyon kişi ile yüzde 38,3’e yükseldi.

  • Pandemi döneminin kazananı sermaye oldu; 2019 yılı 1. çeyreğinden 2022 yılı 1. çeyreğine katma değer içindeki emeğin payı 7,3 puan azalarak yüzde 38,8’den yüzde 31,5’e geriledi. Aynı dönemde katma değer içinde sermayenin payı 6,8 puan artarak yüzde 40,8’den yüzde 47,6’ya yükseldi.
  • 3,7 milyon kişi çalıştığı halde yoksul; Çalıştığı ve bir geliri olduğu halde yoksul olduğunu belirten çalışanların sayısı 3,7 milyon kişiye (yüzde 13,6) ulaştı. Cinsiyete göre çalışan yoksulluğuna bakıldığında erkek çalışanların, kadın çalışanlara göre daha yoksul olduğu görülüyor. Çalışan erkek yoksul sayısı 2,8 milyon kişi ile yüzde 14,8 iken; çalışan kadın yoksul sayısı 882 bin kişi ile yüzde 10,6.
  • Güvencesiz çalışma yoksulluk riskini üç kat artırıyor. Türkiye’de sözleşme türlerine göre geçici bir işte çalışanların yoksulluk riski, sürekli çalışanlara göre çok daha fazla.
Paylaşın

Türkiye’de Son 9 Yılda En Az 566 Çocuk Çalışırken Yaşamını Yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre 2021 yılında Türkiye’de en az 62 çocuk, çalışırken hayatını kaybetti. İSİG Meclisi’nin 2013 yılından bu yana çalışırken yaşamını yitiren çocuk sayısının en az 556 olduğunu açıkladı.

İSİG, Türkiye’de son dokuz yıl içerisinde ölen çocukların 316’sının tarım ve orman; 57’sinin inşaat 37’si metal; 27’sinin ise konaklama ve eğlence işkolunda hayatını kaybettiğini belirtti.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verilerine de yer veren İSİG, (Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları, 2019) çalışan çocukların yüzde 70,6’sı oğlan çocuğu, yüzde 29,4’ü kız çocuğu olmak üzere 720 bin çocuk işçi bulunduğunu ifade etti.

Gerçek veriler perdeleniyor

İSİG, Türkiye’de çalışan çocuklara dair gerçek verilerin ise; “perdelendiğini” belirtti:

“Türkiye’de 5-17 yaş aralığında 720 bin çocuk, işçi olarak çalışıyor. Bu verilerde çalışan çocukların yüzde 30,8’inin tarım, yüzde 23,7’sinin sanayi, yüzde 45,5’inin ise hizmet sektöründe yer aldığı görülüyor.

Türkiye’de mevsimsel olarak, çocuk işçiliğin en az olduğu Ekim ila Aralık aylarında yapılıyor, bu da çocuk işçiliğin gerçek boyutlarını gizliyor. Bunlar göz önüne alındığında, bugün Türkiye’de en az 2 milyon (yaz aylarında 4 milyon civarı) çocuk işçi olduğu görülüyor.

Mülteci çocuklarla 6 milyon çocuk çalışıyor

Türkiye’de yaşayan Suriyeli ve Afganistanlı mülteci sayısının, kaydı bulunmayan göçmen ve mültecilerle birlikte altı milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu nüfusun önemli bir kısmını oluşturan göçmen ve mülteci çocukları, tarım, sanayi, inşaat, ticaret gibi işkollarında günübirlik ve güvencesiz şekilde işgücü piyasasına dâhil oluyor.

Bu da patronlar açısından, ücret pazarlığı imkânı olmayan, ücret ödemelerini eksik yatırabileceği ya da geciktirebileceği, hakkını aradığında şiddet uygulayabileceği, zorla çalıştırabileceği ek bir çocuk işçi kitlesi anlamına geliyor.”

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 12 Haziran tarihini “Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak kabul ediyor. Örgütün 2020 yılına ait son verilerine göre 63 milyon kız çocuğu ve 97 milyon oğlan çocuğu olmak üzere toplam 160 milyon çocuk işgücünde yer alıyor.

Paylaşın