Açlık Sınırı Asgari Ücreti 1 Bin 487 Lira Geçti

Türkiye’de dört kişilik bir aile için açlık sınırı 18 bin 489 lira, yoksulluk sınırı ise 63 bin 955 lira oldu. Türkiye’de şu anda net asgari ücret, 17.002,12 lira.

Haber Merkezi / Sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti, günlük 600 lirayı aşarken, tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı ise 30 bin liraya yaklaştı.

Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM) Mayıs 2024’e ait açlık-yoksulluk araştırmasını yayımladı. Buna göre, sağlıklı ve dengeli beslenmenin günlük maliyeti 600 lirayı geçti.

BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Mayıs 2024 için 18 bin 489 lira oldu. Açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 63 bin 955 lira olarak hesaplandı.

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti günlük 600 lirayı geçti

Asgari ücretlinin bayrama açlık sınırının altında girdiğinin belirtildiği hesaplamaya göre sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti günlük 600 lirayı geçti. Tek başına yaşayan bir kişi için ise yoksulluk sınırı 30 bin liraya yaklaştı. Araştırmaya göre; yüksek fiyat artışlarıyla et, yumurta, kurubaklagil grubu harcama sepetinde süt ve süt ürünlerini tahtından etti.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 28.7 ile ilk defa süt ve süt ürünleri grubunun payını geçti. Süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 28.2’de kaldı. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 26.2 oldu. Ekmek, makarna vb. için pay yüzde 9.2, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7.6’dır.

Günlük harcamalarda en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri 174.06 liralık harcama gereksinimi ile oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı 136.08 TL. Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı ise 163.59 liraya ulaştı.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 40.25 lira. Katı yağ ve sıvı yağ ise 32.56 liralık masraf yapılması gereken ürün grubu. Yumurta için 8.44, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 14.34 lira harcama yapılması gerekiyor.

Paylaşın

Sağlıklı Beslenmenin Günlük Maliyeti 845 Lirayı Geçti!

Haziran ayında dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı 25 bin 374 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle sağlıklı beslenmenin günlük maliyeti 845 lira oldu.

Haber Merkezi / Dört kişilik bir memur ailesinin gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise 70 bin 253 liraya yükseldi.

Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR) 2024 Haziran açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı.

Buna göre; Gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamayı paylaşan BES-AR’a göre, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Haziran 2024 için 25 bin 374 lira, Tek bir (bekâr) çalışanın yaşam maliyetinin ise 30 bin 210 lira.

Yapılan yazılı açıklamada verilere göre, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı olan yoksulluk Sınırı ise 70 bin 253 lira oldu.

BES-AR konuya dair yaptığı yazılı açıklamada, kamuda bekar, çocuğu olmayan bir kamu emekçisi gelir vergisi kesintileriyle birlikte 30 bin 715 lira ücret ile 30 bin 210 lira olan yaşam maliyetinin sadece 505 TL üzerinde maaş alarak hayatını idame ettirebilmektedir.

2024 yılında da 17 bin 2 lira alan asgari ücretli, 25 bin 374 lira olan açlık sınırının yüzde 32,99 altında ücret alarak sadece karnını doyurabilmektedir.

-Sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 845 lirayı geçti!
-2024 yılında da asgari ücret açlık sınırının altında kaldı!
-Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için neredeyse maaşının yüzde 75-80’nini kiraya ödemek zorunda kalıyor!
-Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için öğrenci evi gibi 3 ya da 5 kişi bir arada yaşamak zorunda kalıyor!

“Sizlerin yiyip içtiği sofrayı biz kaldırmayacağız!”

Açıklamanın devamında, “Bizleri açlık sınırının biraz üzerinde bir ücrete mahkum edenler, bir kez daha bizleri ‘aynı gemideyiz’ lafazanlığı üzerinden fedakarlık etmeye davet ediyorlar. Buradan bir kez daha sesleniyoruz ve diyoruz ki; bizler sizlerle hiçbir zaman aynı gemide olmadık, olamadık.

Çünkü biliyoruz ki sizlerin karlılığı ne zaman düşse, hep aynı gerekçelerle bizleri ve toplumun yoksul kesimlerini seferberlik edasıyla fedakarlığa davet ediyorsunuz. Ancak her kriz sonrasında sizler daha fazla servete kavuşuyorsunuz. Sizlerin yiyip içtiği sofrayı biz kaldırmayacağız! Yaratılan bu krizden kimler servet biriktirdiyse, krizin bedelini de onlar ödemelidir” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın

2024’te En Az 738 İşçi İş Kazalarında Yaşamını Yitirdi

2024 yılının ilk beş ayında en az 738 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi. Başka bir ifadeyle 2024 yılının ilk beş ayında her gün en az 5 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Mayıs 2024 iş cinayetleri raporunu açıkladı. Buna göre; Yüzde 70’ini ulusal basından, yüzde 30’unu ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla mayıs ayında en az 139 işçi hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk beş ayında (Ocak’ta 161, Şubat’ta 149, Mart’ta 124 ve Nisan’da, Mayıs’ta 139 olmak üzere) en az 738 işçinin hayatını kaybettiğini belirten İSİG Meclisi, “Yani her gün ‘en az’ 5 işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik” dedi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 39 işçi; Tarım, Orman işkolunda 25 emekçi (9 işçi ve 13 çiftçi+3 besici+1 balıkçı); Taşımacılık işkolunda 22 işçi; Metal işkolunda 8 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 7 işçi; Madencilik işkolunda 6 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 6 işçi;

Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 5 işçi; Enerji işkolunda 4 işçi; Petro-Kimya Lastik işkolunda 2 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 2 işçi; ; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 5 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 35 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 29 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 24 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 16 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 9 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 5 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 4 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 3 işçi; İntihar nedeniyle 3 işçi; Şiddet nedeniyle 3 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 7 işçi.

Mayıs ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 15-17 yaş arası 2 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 29 işçi, 30-49 yaş arası 62 işçi, 50-64 yaş arası 30 işçi, 65 yaş ve üstü 10 işçi, yaşını bilmediğimiz 6 işçi.

Mayıs ayında 51 şehirde ve yurtdışında 1 ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti tespit etmiş durumdayız: 15 ölüm İstanbul’da; 8 ölüm Bursa’da; 7’şer ölüm Ankara ve Sakarya’da; 6 ölüm Şanlıurfa’da; 5’er ölüm Aydın ve Manisa’da; 4’er ölüm Denizli, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük ve Osmaniye’de; 3’er ölüm Antalya, Balıkesir,

Batman, Çorum, Kocaeli, Mersin, Muğla ve Samsun’da; 2’şer ölüm Adana, Adıyaman, Afyon, Çankırı, Gaziantep, Kilis, Konya, Niğde, Ordu ve Zonguldak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Bingöl, Bolu, Düzce, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Isparta, Kars, Kırşehir, Malatya, Mardin, Rize, Siirt, Sinop, Sivas, Tokat, Uşak, Yalova, Yozgat ve Sırbistan’da meydana geldi

Paylaşın

Çocuklar, MESEM’le Sermayenin Sömürüsüne Gönderiliyor

DEM Parti Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, eğitimde 2012’de, 4+4+4 düzenlemesinin uygulamaya geçirilmesiyle çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi düzenlemelerin yapıldığını hatırlatarak, “AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüzbinleri bulan çocukların sömürü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, ‘Bir gün okulda dört gün işyerinde eğitim alma’ adı altında sermayedarların bir ‘memleket meselesi’ olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü İhsan Seylan, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği Günü’ne ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. İhsan Seylan, şunları söyledi:

“Açıklamamıza çeşitli sebeplerden dolayı işçileştirilmiş iki çocuk cinayetinden dolayı ailelere başsağlığı dileyerek başlayacağız. Adana Seyhan’da ailesiyle beraber mültecileştirilmiş henüz 10 yaşında bir çocuk, çalıştığı tekstil atölyesinde asansör boşluğu ile duvar arasına sıkışıyor ve maalesef hayatını kaybediyor. Onun bu şekilde çalıştırılması ve tedbirsizlik onun ölümüne neden olmuştur.

Sorumlular yargılanmalıdır. Bu süreci takip edeceğiz. Ankara Şereflikoçhisar’da ise mevsimlik tarım işçisi 2 kız çocuğu maalesef girdikleri gölette hayatını kaybediyor. Burada da mevsimlik tarım işçisi çocukların korumalardan uzak olduğu, kamunun tedbir almadığı, çocukların ölüme gönderildiği ve bu ölümlerin sürekli hale geldiği bir durum var. Bunlarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Çocukların ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO), işçileştirilen çocuklar hakkında farkındalık yaratmak için 12 Haziran 2002’de ilan ettiği “12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü”nün 22. yılını geride bırakmaktayız. Dünyada ve Türkiye’de işçileştirilen çocuk hakikati belirli dönemlerde kısmi azalmalar gösterse de acı bir gerçek olarak artarak karşımızda durmaktadır.

Farklı çağlarda da görülen ancak kapitalist üretim biçimiyle birlikte daha yıkıcı bir hal alan işçileştirilen çocuk hakikatine karşı etkili bir tedbir ve çözüm adına ise herhangi bir ilerleme söz konusu değildir. Bugün devletler ve ulus üstü sermaye grupları, göstermelik açıklamalarla işçileştirilen çocuklar için mücadele ettiklerini ilan etseler de hakikat bunun tam tersidir. Afrika’dan Asya Pasifik’e, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya milyonlarca çocuk başta tarım olmak üzere hizmet ve sanayi sektörlerinde sömürülmekte, sermayenin kar hırsı sonucunda yaşamlarını yitirmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün güncel verilerine göre dünya üzerinde 160 milyondan fazla çocuk işçileştirilmiş durumdadır. Türkiye’de ise bu sayı her geçen yıl artmakta, güvenilirliği ziyadesiyle şüpheli olan TÜİK’in verilerinde dahi çocuk işçi sayısının 850 binden fazla olduğu görülmektedir. Sendikaların verilerine bakıldığı takdirde ise bu sayı 2 milyonu, yaz aylarında 4 milyonu geçmektedir.

Yani Türkiye’de her beş çocuktan biri, oğlan çocuklarının ise üçünden biri işçileştirilmiş durumdadır. Bu veriler yalnızca 15-17 yaş arasındaki çocukları kapsarken, 15 yaş altında çalışmak zorunda bırakılan çocuklara dair ise kamu otoriteleri tarafından 2020’den beri herhangi bir veri paylaşımı yapılmamaktadır. Ayrıca bu verilere mültecileştirilmiş çocuklar dahi değildir.

Tabii ki çocukların işçileştirilmesinin de iş yerlerinde yaşamlarını yitirmesinin de esas sebebi kapitalizm ve onun varoluşsal çıkmazı niteliğindeki kar hırsıdır. Çocukların istismara, yaşam hakkı ihlaline ve yoğun emek sömürüsüne maruz bırakıldıkları günümüz koşulları kapitalist, erkek egemen, ırkçı sistemin bir tezahürüdür. Tüm bu sonuçlar bunların tezahürüdür.

Türkiye’de işçileştirilen çocuklar üretimi ayakta tutan bir olgu olarak varlığını korumaktadır. Türkiye’nin en güvencesiz, korunmasız, sömürülen ve şiddete uğrayan kesimi çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan oluşurken, “çocuk işçiliği” sorunu yokmuş gibi bu alan görünmez kılınmaktadır. Sermaye dostu muktedirler tarafından sanki etkili bir mücadele yürütülüyormuş illüzyonu yaratılmak istense de gerçek böyle değildir. Oy kullanma yaşı 18 iken çalışma yaşının 15 olduğu bir yerde çocukların işçileştirilmesi bu sorunu ortaya koymaktadır.

“Son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi”

Çocukların işçileştirilmesine göz yuman, bunu bir nevi halkla ilişkiler stratejisiyle meşrulaştırmaya çalışan iktidarın emek politikaları çocukların tehlikeli işlerde, kayıt dışı ve güvencesiz koşullarda çalıştırılmasına zemin oluşturmaktadır. Bunların bir sonucu olarak ise iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı her geçen gün artmaktadır. Çocukların iş yerlerinde yaşamını yitirmesinin bir diğer sebebi ise AKP’nin kendi iktidarını baki kılmak ve sermayedarların kar hırsını devam ettirmek için yaşamın başka birçok alanında da uyguladığı ‘cezasızlık politikalarıdır.’

Bu politikayla failler cezalandırılmamakta, yaşam hakkı ihlaline kadar varan durumlarda mağdurun zararları giderilmemekte ve en mühimi benzeri vakaların tekrarlanmaması için yapısal tedbirler alınmayarak çocuk cinayetleri görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. İSİG’in son açıklamasına göre son 11 yılda en az 695 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. AKP iktidarları döneminde bunun iki katıdır. Bu neye tekabül ediyor? Her 6 günde 1 çalışan çocuk hayatını kaybetmekte, sorumlular ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamakta, kamu otoritesi sorumluluktan kaçmaktadır. Kamu görevlisi sonrasında da bir önlem almamaktadır.

Bildiğiniz gibi 2012 yılında 4+4+4 eğitim düzenlemesi uygulamaya geçirilmiş, bununla birlikte çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme yapılmıştır. AKP, bu düzenlemelerle çocukların yaşam ve eğitim hakkını hiçe sayarak eğitimden uzaklaşmasına ve işçileştirilmesine neden olmuştur.

Çalışma hayatında yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenen ve sayıları yüz binleri bulan çocukların sömürüsü ve istismarı bu sayede artmıştır. 2 milyona yakın öğrencinin bulunduğu MESEM’lerde çocuklar, “1 gün okulda, 4 gün işyerinde eğitim alma” adı altında sermayedarların bir “memleket meselesi” olarak gördükleri meslek liseleri vasıtasıyla yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. Devlet bunu yasallaştırıyor, çocukları güvencesiz bırakarak sermayedarların hizmetine gönderiyor.

Tüm bunlar ışığında atılması gereken acil adımlar şunlardır: Çocukları ucuz işgücü olarak gören ve bunun altyapısını oluşturan eğitim politikalarına son verilmelidir. Çocuk yoksulluğu ve çocukların işçileştirilmesi ile ilgili bilimsel ve güvenilir düzenli veriler kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çocuk çalıştıran kişi ve kurumlara göz yumulmamalı, caydırıcı cezalar verilmelidir.

Yasa dışı çocuk çalıştırmayı önlemeye yönelik tedbirler alınmalı, denetimler etkin ve sıkı bir şekilde yapılmalı, ilgili mevzuatlar yürürlüğe konulmalıdır. Tüm çocuklar ücretsiz ve detaylı sağlık taramasından geçirilmelidir. Yeterli, sağlıklı ve dengeli beslenme imkânı sağlanmalı, çocukların sağlık hakkı gasp edilmemelidir.

Bizler çocukların işçileştirilmediği, toplumsal üretim ilişkilerine sermayenin ihtiyaçları için değil eşit ve toplumsal özneler olarak özgürleşmek için dahil olmalarını destekleyeceğiz ve bunun için mücadelemizi sürdüreceğiz. Her zaman söyledik ve bugün bir kez daha söylüyoruz: Çocuklar işçi değildir! Zarok ne karker in, Çocuk, yaşam, özgürlük! Zarok, jiyan, azadî!”

Paylaşın

Türkiye’de Çocuk İşçi Sayısı 1 Milyon 300 Bini Aştı

Çocuk işçiliğinin 4 ila 8 yaş aralığında başladığı Türkiye’de, 2024 yılında çıraklar dahil edilerek yapılan hesaplamaya göre, çocuk işçi sayısı 1 milyon 312 bin 344’e yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında Türkiye’de 1 milyonu geçen çocuk işçilere ilişkin rapor hazırladı.

ANKA’nın aktardığına göre; Raporda çocuk işçiliğinin Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini belirten Ağbaba, özellikle yaz aylarında okulların kapanması ve mevsimlik işlerden dolayı çocuk emeği sömürüsünün derinleştiğine dikkat çekti.

Çırak işçiler de dahil edildiğinde çocuk işçi sayısının 1 milyonu geçtiğini ifade eden Ağbaba, “Türkiye ekonomisi, AKP iktidarının sermaye yanlısı ekonomi politikaları nedeniyle derin bir kriz sürecine girdi. Bu kriz, yüksek enflasyon, geniş kesimlere yayılan derin yoksulluk, kitlesel işsizlik ve güvencesizlik, büyük gelir adaletsizliği, artan borçluluk ve toplumsal yaşamın erozyonu gibi sorunlara yol açtı. Bu süreçten ne yazık ki en çok çocuklar etkilendi. Çocuk yoksulluğu her geçen gün artarken, çocuk emeği sömürüsü de derinleşmektedir.

TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken, ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı yüzde 33,3’tür. Bu veriye göre, neredeyse her 10 çocuktan 3’ü yoksuldur. Yoksulluk, çocuk işçiliğinin en önemli gerekçeleri arasındadır. Hem genel yoksulluk hem de çocuk yoksulluğu, çocuk işçiliğini artırmaktadır. Aileler yoksulluk nedeniyle çocukların erken yaşlarda çalışma hayatına itmektedir. Yoksulluğa çözüm üretemeyen hükümet politikaları nedeniyle de her geçen gün çocuk işçiliği artmaktadır” dedi.

Hem dünyada hem de Türkiye’de her geçen gün çocuk işçi sayısının arttığını belirten Ağbaba, şunları kaydetti: “Dünyada ve Türkiye’de çocuk emeği ve işçiliği giderek artmaktadır. Bunun temel sebebi, çocuk emeğinin küresel kapitalist sistem içerisinde emek-yoğun ve görece az vasıf gerektiren sektörlerde esnek, güvencesiz, itaatkâr ve ucuz emek olarak görülmesidir. 2020 ILO verilerine göre dünya genelinde çocuk işçilerin sayısı 160 milyona yükselirken, 79 milyon çocuk ise ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 26’sını çocuklar oluşturmaktadır. Ancak ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk nedeniyle çocuklar, 18 yaşına bile basmadan fiziksel, zihinsel, eğitsel, sosyal, duygusal ve kültürel gelişimlerine zarar veren işlerde çalışmaya itilmektedir. Türkiye’de ise güncel resmi rakamlara yalnızca 15-17 yaş grubu çocuklar için ulaşılabilmektedir. Son dört yıl içerisinde çocuk işçi sayısı 258 bin artarak 2023 yılında 759 bine yükselmiştir.

15-17 yaş grubu çocukların yüzde 19,6’sı, yani her 5 çocuktan 1’i çalışma hayatındadır. Bu yaş grubu yasal çalışma yaş sınırları içinde bulunsalar bile, Türkiye’de varolan çalışma koşulları ve işlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike sınıfları, bu çocukların çok önemli bir kısmının 18 yaş ve üzeri yaş grubu çalışanların yapmaları gereken işlerde çalıştırıldığı bilinmektedir. Yine, çocuk ve genç çalışanların çalışma koşullarını düzenleyen hukuksal metinlerin kapsamı ve uygulaması yetersizdir.”

Çocukların çıraklık sıfatıyla emeklerinin sömürüldüğünü belirten Ağbaba, raporda şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de çocuk işçiliğinin bir başka boyutu çıraklıkta karşımıza çıkmaktadır. Çıraklar, bir meslek öğrenme amacından önce yoksul ailelerinin geçimine katkıda bulunmaları amacıyla ebeveynleri tarafından çıraklığa gönderilen çocuklardır. İşverenler açısından çıraklar, işgücü maliyeti çok düşük bir emek kaynağıdır.

Sigorta primleri geçmişten beri devlet tarafından karşılanan çıraklara ödenen cüzi ücret de siyasal iktidar tarafından, özellikle küçük işletmelerin desteğini almaya dönük bir seçim yatırımı olarak, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaktadır. 3 Binlerce çocuk, ‘çıraklık eğitimi’ adı altında MESEM’ler bünyesinde uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarında çalıştırılmaktadır. Kurum olarak MESEM’ler yeni olsa da, bu kurumlar bünyesinde yürütülen sözde mesleki eğitim faaliyeti 1977’den beri vardır.

Bu yıldan beri süregelen çıraklık sistemi, MESEM’ler yoluyla niteliği korunup nicel olarak yaygınlaştırılmıştır. Bu uygulama mesleki eğitim kisvesine büründürülmüş bir çocuk işçi çalıştırma yoludur. Çocuklar bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimleri bakımından kabul edilmesi imkansız olan koşullarda çalıştırılmaktadır. Dahası, uygulamada çıraklık sistemini düzenleyen mevzuata da hiçbir şekilde uyulmamaktadır. Öyle ki Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) 8 çocuğun (öğrencinin) çalıştıkları iş yerlerinde can vermesinin ardından nihayet Şubat 2024’ten itibaren Milli Eğitim Bakanlığının (MEB), iş yerlerine yönelik yaptığı denetimlerde 94 bin 301 işletmeden 8 bin 406 iş yerinin, yani yüzde 10’unun iş sağlığı ve güvenliği şartlarına uymadığı ortaya çıkmıştır.

Tüm bu sorunlara karşın çırak sayısı her geçen yıl artmaktadır. 2019 yılında 319 bin 17 olan çırak sayısı yüzde 42 artarak 553 bin 344’e yükselmiştir. Çıraklar aslında çocuk yaşta işçilik yapmakta olmalarına karşın, TÜİK’in çocuk işçi verilerine yansımamaktadır. Çırakların da dikkate alınarak yapıldığı hesaplamada, 15 yaş üstü çalışan çocuklar ile birlikte toplam çocuk işçi sayısının 1 milyonu geçmektedir. 2024 yılında çıraklar dahil edilerek yapılan hesaplamada çocuk işçi sayısı 1 milyon 312 bin 344’e yükselmektedir.”

AKP Döneminde çocuk işçi ölümü giderek arttı

Raporda, AKP’nin iktidara geldiği süreçten bu yana hayatını kaybeden çocuk işçilerin verileri ise şu şekilde sıralandı: “2002-2003 -2004 AKP iktidarının ilk üç yılında 48 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2005-2006-2007 AKP’nin ikinci üç yıllık iktidarında 84 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2008-2009-2010 AKP’nin üçüncü üç yıllık iktidarında 65 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2011-2012-2013 AKP’nin dördüncü üç yıllık iktidarında 98 çocuk işçi yaşamını yitirdi.

2014-2015-2016 AKP’nin beşinci üç yıllık iktidarında 173 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2017-2018-2019 AKP’nin altıncı üç yıllık iktidarında 194 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2020-2021-2022 AKP’nin yedinci üç yıllık iktidarında 191 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2023-2024 AKP’nin 2023 yılı ve 2024 yılının ilk 5 ayında 80 çocuk işçi yaşamını yitirdi.”

Çocuk işçiliğinin bir an önce koruma altına alınması gerektiğini belirten Ağbaba, “Türkiye’de çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi için çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Ancak çocuk işçiliği ve yoksulluğuna ilişkin veriler göstermektedir ki bu çalışmalar yetersizdir. Çocuk işçiliğiyle mücadele toplumsal bir mücadeledir. Bu sorun çocuğa özgü değildir, toplumsal koşullardan doğar. Gerçek anlamda çocuk işçiliğine karşı mücadele; yoksullukla, gelir dağılımı eşitsizlikleriyle, ucuz ve güvencesiz çalışmayla mücadeledir.

Bu sorunların çözümü için politikalar hayata geçirilmezse, çocuk işçiliğiyle mücadele sözde kalacaktır. Çocuk işçiliğinin önüne geçmek için öncelikle çocukların temel sağlık, eğitim, gelişim ve barınma ihtiyaçları kamusal olarak karşılanmalıdır. Sosyal politikalar kapsamında gelir dağılımı, istihdam, ücretler, sosyal güvenlik gibi sosyal ve ekonomik alanlarda iyileştirmeler yapılmalı ve çocuk yoksulluğu önlenmelidir. Çünkü sorun yapısaldır ve çözümü, yoksullukla mücadele başta olmak üzere çocuk işçiliğinin kuralsız ve güvencesiz bir alandan uzaklaştırılarak koruma altına alınması gereklidir” dedi.

Paylaşın

Avrupa’da En Çok Çalışan, En Az Harcayan Ülke “Türkiye”

Türkiye haftalık ortalama 44.2 saatlik çalışma süresiyle bir kez daha bütün Avrupa ülkelerini geride bıraktı. Türkiye’yi sırasıyla 41.7 saat ile Sırbistan, 41.4 saat ile Bosna – Hersek ve 39.8 saat ile Yunanistan takip etti.

Çalışma saatlerinin uzunluğuna karşın Türkiye, asgari ücrette Avrupa ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor. 17 bin 2 lira olan net asgari ücret ile 486.5 euro alınabiliyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye, verilerin yayımlanmaya başladığı 2006 yılından bu yana haftalık çalışma saatlerinde Avrupa’nın tepesinde yer alıyor.

2023 yılında da bu gelenek bozulmadı ve Türkiye haftalık ortalama 44.2 saatlik çalışma süresiyle bir kez daha bütün Avrupa ülkelerini geride bıraktı.

Verilere göre Türkiye’de 2023’te haftalık çalışma süresi 2022’ye göre değişmezken, 2021 yılındaki 43.9 saatlik sürenin üzerinde bulunuyor. Avrupa ekonomisinin lokomotif ülkesi Almanya’da haftalık ortalama çalışma süresi 34 saat olarak tespit edilirken, 27 ülkeli Avrupa Birliği’nde ise çalışanların haftanın 36.1 saatini işlerinin başında geçiriyor.

Sözcü gazetesinin haberine göre; Türkiye’nin ardından en yüksek haftalık çalışma süresi 41.7 saat ile Sırbistan’da bulunuyor. 2023 yılında Bosna-Hersek’te işçiler 41.4 saat, Yunanistan’da ise 39.8 saat çalıştı.

Geçen yıl Avrupa kıtasında en az çalışma süresine sahip ülke Hollanda oldu. Hollanda’da çalışanlar 2023’te ortalama 32.2 saat çalışırken, Avusturya ve Norveç ilk 3 sırayı oluşturdu. Türkiye’de çalışanlar mesai saatleri konusunda da Avrupa ülkeleri arasında istenmeyen bir liderliğe sahip.

Verilere göre Türkiye’de çalışan kesimin yüzde 27.2’si, 2023’te haftada 49 saat ve üzerinde çalıştı. Türkiye’nin ardından listede ikinci sırada yer alan İzlanda’da ise çalışanların yalnızca yüzde 13.8’i haftada 50 saatten fazla çalıştı.

Almanya’da asgari ücret 2054 euro

Çalışma saatlerinin uzunluğuna karşın asgari ücretliler, Avrupa’nın en az kazananları arasında bulunuyor. Avrupa’da en yüksek brüt asgari ücret 2571 euro ile Lüksemburg ve 2146 euro ile İrlanda’da bulunuyor. Almanya’da ise asgari ücretlilerin aylık geliri ise 2054 euro.

Türkiye ise asgari ücrette son 5 sırada yer alıyor. Türkiye’de asgari ücretlinin brüt 20 bin 2 TL’lik maaşı 572.4 euroya denk geliyor. 17 bin 2 TL olan net asgari ücret ile de 486.5 euro alınabiliyor.

Paylaşın

Açlık Sınırı Asgari Ücrete Bin 967 Fark Attı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 18 bin 969 açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 61.788 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 24.609 lira oldu.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Mayıs ayına ilişkin Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırma raporunu açıkladı. Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 18.969,22 TL ’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise
(yoksulluk sınırı) 61.788,99 TL ’ye, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 24.609,50 TL ’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ’ in verilerine göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Mayıs 2024 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir: Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 7,02 oranında gerçekleşti. Beş aylık değişim oranı yüzde 31,44 oldu. Son on iki ay itibariyle değişim oranı ise yüzde 83,06 olarak hesaplandı. Yıllık ortalama artış yüzde 79,43 olarak gerçekleşti.

TÜRK-İŞ hesaplamasında temel alınan ve doğrudan piyasadan çarşı-pazar-market dolaşılarak derlenen gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre Mayıs 2024 itibariyle şu şekilde oldu:

Süt, yoğurt, peynir grubunda; Sütün fiyatı sabit kaldı. Yoğurt ve peynir ürünlerinde artış gözlemlendi. Geçen ay 1 kilogram yoğurt fiyatı ortalama 54,36 TL iken bu ay yüzde 10.28 artışla 60.59 TL oldu. Peynir ise geçen ay 1 kilogram fiyatı 246,65 TL iken bu ay yüzde 4.42 artışla 258,06 TL olmuştur.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, ürünlerinin bulunduğu grupta; Dana eti ve balık fiyatlarında bu ay değişiklik görülmedi ancak balık tezgâhlarında ağırlıklı kültür balıklarının bulunduğu tespit edildi. Hesaplamada -her zaman olduğu gibi- yaygın satılan balıklar esas alındı. Kuzu etinde yüzde 3.76 artış yaşandı ve kg fiyatı 762,41 TL’ye ulaşmış oldu. Geçen ay ihracatta yaşanan olumsuzluklar nedeniyle fiyatı gerileyen yumurtanın bu ay adet başına fiyatı 3,58 TL oldu. Tavuk kilogram fiyatlarında değişim olmadığı gözlemlendi. Kuru baklagiller grubunda nohut, kuru fasulye ve yeşil mercimek fiyatları değişmedi. Kırmızı mercimekte ise geçen aya göre yüzde 5.73 artış oldu.

Taze sebze-meyve grubunda; Yaz mevsiminin giderek etkisini göstermesiyle birlikte yaz meyvelerinin pazar tezgâhlarında çeşitliliği arttı. Bu nedenle bu ay meyve fiyatlarında %21’lik bir artış gözlemlendi. Meyve fiyatları mevsim şartları nedeniyle değişkenlik göstermektedir. Karpuz ve kavun fiyatlarının nispeten yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Kış aylarında en çok tercih edilen ve pazar tezgâhlarında yaygın olarak görülen portakal ve mandalinanın yavaş yavaş tezgâhlardan kalkmaya başladığı görülmektedir. Onların yerini kiraz, çilek, erik, yenidünya, dut, şeftali gibi yaz meyveleri almaya başlamıştır. Fiyatları nispeten yüksek olsa da havaların ısınmasıyla
beraber önümüzdeki aylarda fiyatlarda gerileme yaşanması olağan olacaktır. Ancak hesaplamada her zaman olduğu gibi gıda harcaması içinde günlük kullanımı yaygın olan mevsim ürünleri esas alındı.

Sebze fiyatlarında ise yüzde 12.03 lük bir artış görüldü. Lahana, ıspanak gibi yeşil yapraklı mevsim sebzeleri ile karnabahar ve brokoli fiyatında mevsim şartları nedeniyle sayılı tezgâhta yer aldığı gözlemlenmiştir. Nisan ayında 25 TL olan 1 kilogram patatesin fiyatı ise yüzde 11.11’lik düşüşle 22.50 TL olduğu görülmüştür. Kuru soğan ise fiyatı en çok yükselenler listesinde kendisine zirvede yer buldu. Geçen ay ortalama kilogram fiyatı 20 TL iken bu ay yüzde 27.27’lik artışla ortalama kilogram fiyatı 27.50 TL oldu.

Ortalama sebze (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 33,21 TL, ortalama meyve kg fiyatı 56,53 TL oldu. 22’si sebze ve 14’ü meyve olmak üzere toplam 36 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 41,88 TL olarak tespit edildi (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada “Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı”na dâhil edilmektedir).

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; Ankara da ekmeğe gelen yüzde 25 zamla beraber 200 gram ekmeğin fiyatı 10 TL oldu. Hesaplamada ekmek fiyatı standart ürün temel alınmaya devam edildi. Tahıl ürünlerinde ise yine artış görüldü. Geçen aya göre pirinçte yüzde 5.50, unda yüzde 6.03, makarnada yüzde 3.41 ve irmikte yüzde 3.75 oranında artış görüldü. Bulgur fiyatlarında değişim olmadı.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; 1 litre ayçiçek yağının geçen ay ortalama fiyatı 56,55 TL iken bu ay yüzde 6.71’lik bir artış gerçekleşerek fiyatı 60,62 TL’ ye ulaşmıştır. Zeytinyağı fiyatları geçen aya göre sabit kalmıştır. Tereyağı fiyatları yüzde 3.02 artışla kilogram fiyatı 467,93 TL olmuştur. Margarin fiyatlarında yüzde 6.22 oranında artış gözlemlendi kilogram fiyatı 103,31 TL oldu. Geçen ay ortalama 267 TL olan siyah zeytin bu ay 276 TL’den marketlerdeki yerini alırken, bu ay fiyatı düşen nadir ürünlerden olan yeşil zeytin geçen ay ortalama 220 TL iken bu ay yüzde 4.66’lık düşüşle 210 TL den marketlerdeki yerini aldı. Yağlı tohum fiyatları sabit kaldı.

Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; Baharatlar yüzde 5.26 artışla ortalama 659 TL’den (kimyon, nane, karabiber vb.) raflarda yer aldı. Pekmez ve reçel fiyatlarında değişim görülmedi. Şeker fiyatları ise yüzde 6.07’lik artışla kilogram fiyatı 42,5 TL oldu. Tuz fiyatı ise geçen aya göre yüzde 13.47 oranında zamlanarak yoğurt ve yumurtayla birlikte bu ay yüzde 10 zam barajını aşan ilk 3 gıda maddesinden biri oldu. Geçen ay 20,25 TL olan tuz fiyatları bu ay 23,53 TL olmuştur. Çay ve ıhlamur fiyatlarında ortalama yüzde 6 oranında artış olmuştur. Bal ve salça fiyatlarında ise değişim görülmemiştir.

Paylaşın

İstanbul’da Her Üç Emekliden Biri Çalışıyor!

İstanbul’da bulunan hanelerden yüzde 16,8 sadece emekli aylığı ile geçinirken, yaşlılık veya emeklilik hakkı kazananların yüzde 28,4’ü ise resmi olarak çalışmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “İstanbul’da Emekli Olmak 2024” başlıklı raporunu paylaştı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

“İstanbul’da emeklilerin de dahil olduğu yaşlılık aylığı alanların 2 milyon 420 bin kişi olduğu belirtilirken toplamda her beş kişiden birinin aktif olarak çalışmadığı, pasif gelire sahip sigortalı oldukları görüldü.

İstanbul’da yaşlılık veya emeklilik aylığına hak kazanmış vatandaşların %28,4’ünün resmi olarak çalışmaya devam ettiği görüldü.

İstanbul’da 2023 yılında 507 bin 574 kişi EYT Kanunundan faydalandı. Bunların %52,2’si ise resmi olarak çalışmaya devam etti. Türkiye’de EYT Kanunundan faydalanan emeklilerin resmi olarak çalışmaya devam etme oranının ise %47,9’da kaldığı görüldü.

2010 yılında asgari ücretten daha fazla olan en düşük emekli aylığının, geçtiğimiz 15 sene içerisinde bir asgari ücretin neredeyse yarısına denk geldiği görüldü. 2010 yılında 680,3 TL olan en düşük emekli aylığı 2024 yılında 10.000 TL olurken asgari ücret 587,85 TL’den 17.002 TL’ye yükseldi.

2010 yılında en düşük emekli aylığıyla 11,4 gram altın veya 453 dolar alınabilirken günümüzde bu durum 4,4 gram altın veya 319 dolara geriledi. Son 15 yıldaki dolar enflasyonu da hesaba katılırsa emekli maaşının satın alım gücünün dolara oranla çok daha fazla düştüğü görülecektir.

İstanbul’da 100 m2‘lik ortalama bir konut fiyatı 2010 yılında 224 emekli maaşına denk gelirken 2022 yılında 672 emekli maaşına yükselmiştir. Geçtiğimiz iki yılda konut fiyatlarının yükseliş hızındaki azalma sebebiyle günümüzde 100 m2’lik bir konut fiyatı 460 adet en düşük emekli maaşına denk gelmektedir.

Emekli olduğunu ve hanede çalışan olmadığını söyleyen emekli hanelerin mülkiyet durumuna bakıldığında bu hanelerin %18,3’ünün kiracı olduğu görüldü. İstanbul’da sadece emekli maaşıyla geçinen toplam kiracı hane sayısı ise 148.420 olarak hesaplandı.”

Paylaşın

Türkiye’de Her İki Kişiden Biri Borçlu

Gelir eşitsizliği, enflasyon, vergi oranlarındaki adaletsizlik ve ekonomik krizin etkisiyle borçluluk durumu her geçen gün artmakta. Hem kredi kullanımında hem de kredi kartı kullanımında son bir yılda ortaya çıkan artış, Türkiye’de her iki kişiden birini borçlu hale getirdi.

Haber Merkezi / 2023 yılında, borç veya taksiti olmayanların oranı yüzde 50,4 olarak açıklanırken bu da, nüfusun yarısının borçlu olduğunu göstermekte.

TÜİK’in yapmış olduğu araştırmaya göre bu borçluluk düzeyinde; nüfusun yüzde 15’i borçlanmanın çok yük getirdiğini, yüzde 37’si biraz yük getirdiğini, yüzde 6’sı ise hiç yük getirmediğini belirtti. Bu veriler, borçlanmanın Türkiye’deki geniş kesimler üzerindeki etkisini ve ekonomik zorlukların boyutunu gösterdi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyesi Genel-İş Araştırma Dairesi Emek Araştırma (EMAR) tarafından hazırlanan “Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu-5” yayımlandı.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “Türkiye ekonomisi, AKP iktidarının sermaye yanlısı ekonomi politikaları nedeniyle derin bir kriz sürecine girdi. Bu kriz, yüksek enflasyon, geniş kesimlere yayılan derin yoksulluk, kitlesel işsizlik ve güvencesizlik, büyük gelir adaletsizliği, artan borçluluk ve toplumsal yaşamın erozyonu gibi sorunlarla kendini gösterdi. Ayrıca, gelir dağılımındaki ciddi bozulma ve alım gücündeki düşüş, işçi sınıfının emeği karşılığında hak ettiği değeri alamamasına yol açtı. GSYH içinde işçi sınıfının aldığı payın azalması, yoksulluğun ve borçluluğun artması da bu sürecin önemli sonuçları arasında yer alıyor.

Krizin en belirgin sonuçlarından biri de kişi başına milli gelirin düşüklüğüdür. 2022 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 10,659 dolar iken; Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği’nde bu rakam ortalama olarak 35,505 dolardır. Türkiye bu konuda AB ülkeleri arasında neredeyse en son sıralarda yer almaktadır. TÜİK’ten bilgi edinme yolu ile elde ettiğimiz 2023 yılı verisine göre ise Türkiye’de kişi başına milli gelir 13,110 dolar olmuştur.

Gelir dağılımı adaletsizliği de derinleşti. Zenginlerle diğer gelir grupları arasındaki farkı ortaya koyan Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin ülke vatandaşları arasında eşit dağılıp dağılmadığını gösteren önemli bir veridir. Gini katsayısı, 0’a yaklaştıkça bir ülkede gelirin dağılımında eşitliği, 1’e yaklaştıkça da bir ülkede gelirin dağılımındaki bozulmayı yani gelir eşitsizliğini ifade eder. Ekonomik krizin etkisiyle Türkiye’de gelir eşitsizliği giderek derinleşti. Bu durum, zaten dar gelirli kesimlerin daha da zor duruma düşmesine, refahın ve fırsatların daha az kişiye ulaşmasına neden oluyor. Özellikle orta gelir grubundaki bireylerin sayısı azalırken zenginlerin daha da zenginleştiği görülüyor. Gelir eşitsizliği sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal adalet meselesidir.

Eurostat verilerine göre, Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranı AB üye ülkeleri ortalamasına göre oldukça yüksektir. Bu verilere göre, Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranı yüzde 0,433 iken, AB üye ülkelerinde bu oran ortalama yüzde 0,366’dır. Karşılaştırma yapıldığında, Türkiye’nin gelir eşitsizliğindeki artan oranı dikkat çekmektedir. Bu durum, sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal açıdan da ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye’de ekonomik krizle birlikte çalışanların ücretleri yüksek enflasyon karşısında erimiş, gelir kaybı artmış ve her kesimden çalışanın alım gücü düşmüştür. Ücretler nominal bazda artarken reel ücretler giderek küçülmüştür. Son yıllarda ücretlerin en önemli boyutunu asgari ücret oluşturmaktadır. Bilindiği üzere asgari ücret, işçinin kendisi ve ailesi için ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarına uygun geçim sağlayacak alt limit ücreti tarif eder. Ancak Türkiye’de işçilerin çoğu yasal asgari ücretin bile altında gelir elde etmektedir. Türkiye’de çalışanların yarısından fazlası asgari ücretli iken geçinmek için alt limit olan asgari ücrette yıllık artış oldukça yetersizdir. Özellikle 2020 sonrasında şiddeti giderek artan enflasyon ve ekonomik dengesizlikler dolayısıyla asgari ücret henüz işçinin cebine girmeden eriyor.

Türkiye, en düşük asgari ücrete sahip 3. Avrupa Ülkesi haline gelmiştir. Eurostat verilerine göre, Türkiye’de Ocak 2024’te yapılan düzenleme ile asgari ücret 450 Euro’ya denk gelmesine karşın birçok Avrupa ülkesinin oldukça gerisindedir. En düşük asgari ücrete sahip beş ülke Arnavutluk, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye iken; en yüksek asgari ücrete sahip beş ülke ise Lüksemburg, İrlanda, Hollanda, Almanya ve Belçika’dır.

Emeğin kaybettiğini sermaye alıyor

Emek ve sermaye gelirleri arasındaki dengesizlik önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Son verilere göre, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2022 yılında yüzde 24,7 iken; 2023 yılında yüzde 29,7’ye yükselmiştir. Bu, işçilerin elde ettiği gelirin milli gelir içindeki payının arttığını göstermektedir. Ancak bu artışa rağmen, işverenlerin milli gelirden aldığı pay hâlâ emeğin aldığı payın neredeyse iki katıdır.

Özellikle sermayenin aldığı payın, yani net işletme artığının, 2022 yılında yüzde 56,2 iken; 2023 yılında yüzde 50,5’e gerilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payın azaldığını, ancak hâlâ emeğin önemli bir kısmının sermaye lehine kullanıldığını göstermektedir.

Yıllık olarak ortalama en yüksek iş gelirine sahip olan grup işverenler; en düşük gelire sahip grup ise yevmiyeli çalışanlardır. Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla işverenlerde 408 bin 174 TL, kendi hesabına çalışanlarda 115 bin 622 TL, ücretli maaşlılarda 102 bin 821 TL ve yevmiyelilerde 53 bin 334 TL’dir.

Türkiye’de giderek artan ve derinden hissedilen gelir dağılımındaki eşitsizlikler, yoksulluğun artmasına yol açmıştır. TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 18 milyon 30 bin olan yoksul sayısı, 2023’te 18 milyon 219 bin kişiye yükselmiş; yoksulluk oranı yüzde 21,7’ye ulaşmıştır. Bu verilere göre, sadece son bir yıl içerisinde 190 bine yakın kişi yoksullaşmıştır.

Yoksulluk, sadece maddi kriterler çerçevesinde açlık veya fakirlik sınırının altında sürdürülen yaşamı ifade etmez. Geniş anlamıyla düşünüldüğünde, yoksulluk kişi başına düşen milli gelirin azlığının yanı sıra, ortalama ömür, beslenme, nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma, temiz içme suyuna erişim ve sosyal yaşamın gereklilikleri gibi eksiklikleri de içine alan çok boyutlu bir yoksunluk halidir. Her 10 kişiden 2’sinin yoksul olması, ülkemizde birçok insanın en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması demektir. Bu durum, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve insani bir krize işaret etmektedir.

TÜİK verilerine göre (2023), ciddi finansal sıkıntılarla karşı karşıya olan insanların oranı olarak tanımlanan maddi yoksunluk oranı, bir yılda yüzde 26,4’ten yüzde 28,4’e yükselmiştir. Ayrıca, son dört yılın en az üç yılında yoksulluk sınırının altında yaşayanları ifade eden sürekli yoksulluk oranı da, 1,7 oranında artarak yüzde 14’e yükselmiştir. Bu veriler, maddi sıkıntıların ve yoksulluğun geldiği noktayı işaret ederken ekonomik dengesizliklerin ve gelir adaletsizliğinin derinleştiğini göstermektedir.

Yoksulluk en fazla çocukları etkilemektedir. TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı yüzde 33,3’tür. Bu veriye göre, neredeyse her 10 çocuktan 3’ü yoksuldur. Çocuk yoksulluğu oranları ile çocukların en temel gereksinimleri olan beslenme, sağlık, eğitim ve barınma imkânlarından yoksun olma oranları arasında doğru bir orantı vardır. Bu durum, çocukların maddi, manevi ve duygusal açıdan gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.

Bu koşullar altında, zihinsel ve bedensel gelişim açısından temel gereksinimleri karşılanmayan çocuklar, erken yaşlarda çalışma hayatına katılarak işçi olmaktadır. Çocuk işçiliği, devletin çocukları koruma politikalarının yetersizliğinin bir sonucu olduğu gibi, sosyal ve ekonomik politikalardaki adaletsizliğin bir yansımasıdır.

Üstelik bu adaletsizliğin yarattığı ekonomik eşitsizlikler genellikle çocuklar için bir kısır döngü oluşturarak geleceklerini etkilemektedir. Örneğin, alt gelir grubundaki bir ailenin çocuğu, orta ve üst gelir grubundaki bir ailenin çocuğunun sahip olduğu eğitim ve sosyal olanaklardan yararlanamadığı için geleceğinin de bu doğrultuda şekillenmesi olasılığı artmaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizliklerin ve yoksulluğun nesiller boyu süren döngüsünü tetiklemektedir, bu da sosyal refahın sürdürülebilirliği açısından büyük bir engel teşkil eder.

Çalışma hayatında olan birçok işçi de maalesef yoksulluğun pençesindedir. Milyonlarca insan, çalışmasına rağmen kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücrete ve yaşam koşullarına sahip olmadığı için yoksuldur. Eurostat verilerine göre (2023), AB ülkelerinde çalışan yoksulluğunun en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir. Türkiye’de çalışanların yüzde 15’i yoksuldur. Türkiye’yi izleyen diğer ülkeler İspanya ve Slovenya’dır. Buna karşın, çalışan yoksulluğunun en düşük olduğu ülkeler arasında Çekya, Danimarka ve Belçika bulunmaktadır.

Türkiye’de düşük asgari ücret, yüksek vergi kesintileri, adaletsiz gelir dağılımı ve diğer ücret düzeylerinde yeterince artış yapılmaması çalışan yoksulluğunu artırmaktadır. Milyonlarca insan, çalışmalarına rağmen kendilerini ve birlikte yaşadıkları aile üyelerini yoksulluktan kurtaramamakta ve temel gereksinimlerini karşılayamamaktadır.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındakilerin oranları incelendiğinde Türkiye’de bu riskle karşı karşıya olanların oranının birçok Avrupa ülkesinin 3 katı, AB üyesi ülke ortalamasının ise 2 katı kadar olduğu görülmektedir. Türkiye’de yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 34 iken, AB üyesi ülkelerde bu oran yüzde 21’dir. Örneğin, Hollanda’da bu oran yüzde 16, Belçika’da yüzde 18 ve Fransa’da yüzde 21’dir. Bu veriler, Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski olanlar yaş gruplarına göre incelendiğinde, çocukların yüzde 40’a yakınının risk altında olduğu görülmektedir.. Bunu sırasıyla 18-64 yaş grubu ve 65 yaş ve üstü grup takip etmektedir. Her yaş grubunda kadınların yoksulluk ve sosyal dışlanma riski, erkeklere göre daha fazladır. Özellikle 0-17 yaş grubundaki kadınların yüzde 40,23’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındadır ve diğer yaş gruplarına göre daha fazla etkilenmektedir.

Bu veriler, yoksulluk ve sosyal dışlanmanın özellikle çocuklar ve kadınlar arasında ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu gruplara yönelik sosyal destek ve koruma önlemlerinin güçlendirilmesi ve daha etkili hale getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eşitsizliklerin azaltılması ve toplumsal adaletin sağlanması için daha kapsayıcı politikaların hayata geçirilmesi önemlidir.

Türkiye’deki gelir eşitsizliği, enflasyon, vergi oranlarındaki adaletsizlik ve ekonomik krizin etkisiyle borçluluk durumu her geçen gün artmaktadır. Hem kredi kullanımında hem de kredi kartı kullanımında son bir yılda ortaya çıkan artış, Türkiye’de her iki kişiden birini borçlu hale getirmiştir. 2023 yılında, borç veya taksiti olmayanların oranı yüzde 50,4 olarak açıklandı. Bu, nüfusun yarısının borçlu olduğunu göstermektedir.

TÜİK’in (2023) yapmış olduğu araştırmaya göre bu borçluluk düzeyinde; nüfusun yüzde 15’i borçlanmanın çok yük getirdiğini, yüzde 37’si biraz yük getirdiğini, yüzde 6’sı ise hiç yük getirmediğini belirtmiştir. Bu veriler, borçlanmanın Türkiye’deki geniş kesimler üzerindeki etkisini ve ekonomik zorlukların boyutunu göstermektedir. Yüksek borçlanma oranları, bireylerin ve ailelerin mali açıdan daha kırılgan hale gelmesine ve finansal sorunlarla başa çıkmakta zorlanmasına neden olmaktadır.

Alım gücünün düşmesiyle birlikte halkın tüketici kredilerine başvuru ve kredi kartı kullanımı önemli ölçüde artmıştır. Tüketici kredileri kullanımı bir yılda yüzde 22 artarken; konut kredileri yüzde 12, taşıt kredileri yüzde 30,5 ve ihtiyaç kredileri yüzde 25 artış göstermiştir. Bireysel kredi kullanımı ise yüzde 59 oranında artmıştır.”

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin 3,5 Katı

Hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 59 bin 353 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle yoksulluk sınırı asgari ücretin yaklaşık 3,5 katı oldu.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMU-AR, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık – yoksulluk sınırı araştırmasının Mayıs 2024 sonuçlarını açıkladı.

Buna göre; Açlık sınırı Mayıs’ta bir önceki aya göre 36 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.110 liralık artışla 39 bin 426 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.148 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 8 bin 116 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 20 bin 84 lira ve yoksulluk sınırı ise 28 bin 201 liralık artış kaydetti.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar Mayıs’ta bir önceki aya göre 2 lira azaldı, yıllık olarak ise 2 bin 541 lira artarak 5 bin 995 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmedi, geçen yılın aynı ayına göre ise 166 liralık artışla 422 liraya yükseldi.

Bir önceki aya göre 160 lira artarak 4 bin 545 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama son bir yılda ise 1.774 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para Mayıs’ta 86 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 992 lira artarak 1.972 lira, sebze harcaması ise önceki aya göre 316 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 768 lira artarak 2 bin 131 lira oldu.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama Mayıs’ta 31 lira artarak 1.572 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları   değişmedi ve 826 lirada kaldı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 14 lira artarak 566 lirayı buldu. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama Mayıs’ta önceki aya göre 63 lira artarak 1.310 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 586 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre Mayıs ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 5 bin 818 lira, yetişkin kadın için 4 bin 567 lira, çocuk için 3 bin 316 lira ve genç için de 6 bin 225 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk beş aylık döneminde ise toplam 3 bin 443 lira artış kaydetti.

Gıda dışı harcamalar

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da Mayıs’ta 39 bin 426 liraya kadar çıktı.

Mayıs’ta dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 785 liraya yükselirken, barınma (kira dâhil) harcamaları 8 bin 877 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 107 lira, sağlık harcamaları 1.645 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 12 bin 323 liraya yükseldi. Haberleşme harcamaları 1.271 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.213 liraya, eğitim harcamaları 840 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 200 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 166 liraya çıktı. Gıda dışı harcamalarda bu yılın ilk beş aylık dönemde 9 bin 72 lira artış gösterdi.

Yoksulluk sınırı

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Mayıs’ta 1.148 lira daha artarak 59 bin 353 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında yılın ilk beş ayındaki artış ise 12 bin 516 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 28 bin 201 lira olarak gerçekleşti.

Paylaşın