İşsizliğe Karşı 3 Gün Formülü: Kimler Başvurabilecek?

Çalışma hayatı dışındaki bireylerin ‘çalışma disipliniyle tanıştırılması ve istihdam dünyasına kazandırılması’ için yeni bir işgücü uyum programı başlatılıyor.

Program ilk dört hafta yoğunlaştırılmış eğitimler nedeniyle haftalık 37.5 saat, diğer haftalarda ise haftalık 22.5 saat olarak uygulanacak, bu kapsamda İşgücü Uyum Programı katılımcılarına ödenecek günlük net tutar da 566.73 Lira olacak.

İşgücü uyum programına, 18 yaşını tamamlamış ve son bir aydır sigortalı olmayan, yaşlılık veya malullük aylığı almayan, İŞKUR tarafından sunulan aktif işgücü ve işsizlik sigortalarına katılmamış kişiler başvurabilecek.

Kamuda işsizlere yönelik olarak ‘haftada 3 gün gitmeli’ ve ‘harçlık ödemeli’ yeni bir işgücü uyum programı başlatılıyor.

Buna göre, işsizlere kamu kurumları bünyesinde ilk bir ay çocuk bakım işleri, ağaçlandırma gibi konularda eğitimler verilecek. Sonrasında ise bu kişiler haftada 3 gün kamu kurumlarında eğitim aldıkları konularla ilgili çalışacak. En fazla 10 ay sürecek programda katılımcılara cep harçlığı verilecek. Kaynak, işsizlik sigortası fonu olacak. Amacın, çalışma hayatı dışındaki bireylerin ‘çalışma disipliniyle tanıştırılması ve istihdam dünyasına kazandırılması’ olduğu belirtiliyor.

Hürriyet’in haberine göre Resmi Gazete’de yayımlanan İşgücü Uyum Programı yönetmeliğine göre, programın hedefi işsizlerin istihdam edilmesini sağlayacak bilgi ve becerileri kazandırmak olacak. Verilecek eğitimleri ise kamu kurumları Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) sunacak, uygun görülürse başlatılacak.

Eğitim konuları ‘engelli, yaşlı ve hasta bakımına yönelik faaliyetlerin desteklenmesi, çocuk bakım işleri, tarımsal üretim ve hayvancılık, ağaçlandırma, kamusal alanların temizlik, bakım ve onarım faaliyetleri, geri dönüşüm ve atık imha faaliyetleri, parkların ve yeşil alanların korunması ve geliştirilmesi, biyolojik çeşitlilik ve doğal yaşam alanlarının restorasyonu, spor ve kültür faaliyetlerinin desteklenmesi’ gibi konular olacak.

Kurumlar, kendi sigortalı personelinin yüzde 30’una kadar bu kapsamda kontenjan talep edebilecek.

Programın ilk dört haftasında haftalık otuz yedi buçuk saat, bir başka deyişle haftada beş gün süreyle eğitim verilecek. Eğitim meslek edindirme ve kişisel gelişim üzerine olacak. Eğitim bittikten sonra bu kişiler haftanın 3 günü, toplam 22 buçuk saat kamu kurumlarında çalışacak. Programın son iki haftasında ise iş arama eğitimleri verilecek. İşgücü uyum programının süresi en fazla 10 ay olacak.

Öte yandan, kursiyerlerin SGK primleri, katılım sağlanan günler üzerinden bildirilecek. Katılımcılara izin kullandıkları günler için cep harçlığı ve sosyal güvenlik prim ödemesi yapılmayacak.

Kimler başvurabilir?

İşgücü uyum programına, 18 yaşını tamamlamış ve son bir aydır sigortalı olmayan, yaşlılık veya malullük aylığı almayan, İŞKUR tarafından sunulan aktif işgücü ve işsizlik sigortalarına katılmamış kişiler başvurabilecek. Başvuru için hane gelir şartı da olacak, bu şart hane gelirinin net asgari ücret veya 4 net asgari ücret arasında olması şekilde belirlenebilecek. Konuyla ilgili kararı İŞKUR verecek.

Günlük ne kadar kazanılacak?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmalar sonucunda hazırlanan programdan katılımcıların yararlanma süresinin 140 fiili gün olması öngörülüyor.

Program ilk dört hafta yoğunlaştırılmış eğitimler nedeniyle haftalık 37.5 saat, diğer haftalarda ise haftalık 22.5 saat olarak uygulanacak, bu kapsamda İşgücü Uyum Programı katılımcılarına ödenecek günlük net tutar da 566.73 Lira olacak.

Paylaşın

Türkiye’de Açlık Sınırı 20 Bin 958 Liraya Yükseldi

Ağustos ayında, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı, bir önceki aya göre 182 lira artarak 20 bin 958 liraya, yoksulluk sınırı ise bin 855 lira artarak 64 bin 157 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / 20 bin 958 liraya çıkan açlık sınırı, bu yıl sonuna kadar 17 bin 2 lira olarak uygulanacak olan asgari ücretin 3 bin 956 lira üzerine çıktı. Asgari ücret 64 bin 157 liralık yoksulluk sınırının da sadece yüzde 26,5’ini karşılayabiliyor.

İktidarın zam yapmaya zor ikna olduğu ve 12 bin 500 liraya çıkardığı en düşük emekli aylığı ise açlık sınırının ancak yüzde 59,6’sını karşılayabiliyor.

Birleşik Kamu-İş’in Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık – yoksulluk sınırı araştırmasının Ağustos 2024 sonuçları açıklandı.

Buna göre; Ekonomik kriz, her geçen gün ülkedeki pahalılığı büyüterek açlık ve yoksulluk riskini artırmaya devam ediyor. Açlık sınırının bir önceki aya göre 182 lira daha artarak 21 bin lira sınırına dayandığı ağustos ayında, yoksulluk sınırı da 1.855 lira artarak 64 bin 157 lira oldu.

Açlık sınırının bir önceki aya göre 182 lira arttığı ağustos ayında gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.673 liralık artışla 43 bin 199 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.855 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 7 bin 257 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 18 bin 627 lira ve yoksulluk sınırı ise 25 bin 884 liralık artış gösterdi.

Ağustos’ta 20 bin 958 liraya çıkan açlık sınırı; bu yıl sonuna kadar 17 bin 2 lira olarak uygulanacak olan asgari ücretin 3 bin 956 lira üzerine çıktı. Asgari ücret 64 bin 157 liralık yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 26,5’ini karşılayabiliyor. İktidarın zam yapmaya zor ikna olduğu ve 12 bin 500 liraya çıkardığı en düşük emekli aylığı ise açlık sınırının ancak yüzde 59,6’sını karşılayabiliyor.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar Ağustos’ta bir önceki aya göre 24 lira, yıllık olarak ise 2 bin 361 lira artarak 6 bin 109 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmedi, geçen yılın aynı ayına göre ise 148 liralık artışla 432 lira oldu.

Bir önceki aya göre değişmeyerek 4 bin 652 lirada kalan süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama son bir yılda ise 1.524 lira arttı. Meyve için harcanması gereken para önceki aya göre 111 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 847 lira artarak 2 bin 86 liraya, sebze için harcaması gereken tutar ise önceki aya göre 33 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 583 lira artarak 2 bin 453 liraya çıktı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama 12 lira artarak 1.761 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları 835 lirada kaldı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 573 liraya çıktı. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama önceki aya göre 2 lira artarak 1.402 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmedi ve 746 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ağustos ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 6 bin 119 lira, yetişkin kadın için 4 bin 804 lira, çocuk için 3 bin 488 lira ve genç için de 6 bin 547 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk sekiz aylık döneminde ise toplam 4 bin 475 lira artış kaydetti.

Gıda dışı harcamalar

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da Ağustos’ta 43 bin 199 liraya kadar çıktı.

Ağustos’ta dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 1.895 liraya gerilerken, barınma (kira dâhil) harcamaları 10 bin 663 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 376 lira, sağlık harcamaları 1.767 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 12 bin 925 liraya çıktı. Haberleşme harcamaları 1.359 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.263 liraya, eğitim harcamaları 930 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 721 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 301 liraya yükseldi. Gıda dışı harcamalar bu yılın ilk yedi aylık döneminde 12 bin 854 lira artış gösterdi.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Ağustos’ta 1.855 lira daha artarak 64 bin 157 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında yılın ilk sekiz ayındaki artış ise 17 bin 320 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 25 bin 884 lira olarak gerçekleşti.

Paylaşın

İktidar Ensek Çalışmada Kararlı: 4 Model Masada

İktidar, ‘esnek çalışma’ modelini 4 ayrı formülle masaya yatırmayı planlıyor: Uzaktan çalışma modeli, kısmi çalışma modeli, değişken zamanlı çalışma modeli ve akademik eğitim amaçlı çalışma modeli.

İş Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin hafta sonu Ahlat’ta toplanacak Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde ele alınacağı, ekim ayında da Meclis’e getirileceği öğrenildi.

İş Kanunu’nda değişiklik için Eylül ayında çalışmalarına hız verecek olan Hükümet, kamuda ‘esnek çalışma’ modelini 4 ayrı formülle masaya yatıracak. Kabine hafta sonu Ahlat’ta toplanacak, masada yeni dönemde Meclis’e gelecek yasal düzenlemeler var. Hükümet ve AK Parti, Eylül ayında çalışmaları başlayacak olan İş Kanunu’nda değişiklik için mesai yapmaya hazırlanıyor.

Ekonomim’den Besti Karalar’ın edindiği bilgilere göre; çalışma hayatındaki düzenlemeler sadece esnek çalışmayı içermeyecek. Bunun yanında kısa çalışma ödeneğine ilişkin konular da masada olacak.

İş Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin 4 ayrı formül üzerinde çalışılacağı öğrenildi. Buna göre çalışmaların; “Uzaktan çalışma modeli, Kısmi çalışma modeli, Değişken zamanlı çalışma modeli ve Akademik eğitim amaçlı çalışma modeli” başlıkları üzerinden gidileceği vurgulandı.

Esnek çalışma modelinin çağın mesleklerine göre uyarlanacağı, her meslek grubunu kapsamayacağı ifade ediliyor. Burada İş Kanunu’nun günümüz şartlarına göre yeniden şekilleneceği belirtilirken, değişik formüllerin de değerlendirileceği dile getiriliyor.

Esnek çalışma modelinin örneğin bazı mühendislik dallarında, çağın mesleği haline gelen ve daha çok gençlerin alanı olan dijital alanların kullanıldığı meslek gruplarını kapsayacağı belirtiliyor.

‘Gün kısalmaz, saat masada’

Yeni dönemde 5 gün olan çalışma gününün 4 güne indirilmesinin şimdilik uzak bir ihtimal olduğu ancak çalışma saatlerinin kısabileceği vurgulanıyor. Yapılacak değişiklikle temel amaçlardan birisi de gençlerin çalışma hayatına kazandırılarak, yurt dışına gitme gibi planlarının önüne geçilmesi.

Kaynaklar, İş Kanunu’nda yapılacak değişiklikle; “Özellikle ‘yapay zeka’ konusunda başarılı gençlerin Türkiye’de istihdam edilmesi ve onlara iş alanlarının açılmasının sağlanması amaçlanıyor. Yeni çağın gençleri daha çok oturdukları yerden çalışmayı tercih ediyorlar. Gençleri çalışma hayatına kazandırmak” değerlendirmesinde bulunuyorlar.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kabine üyeleri; Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Malazgirt’e gidecek. Buradaki etkinliklerin ardından kabine Ahlat’ta toplanacak.

Kabine toplantısında, Ekim ayında Meclis gündemine gelecek olan başta İş Kanunu, Rekabet Kanunu, 10. Yargı Paketi, Vergi Reformu kanunlarında değişiklik yapılacak yasal düzenlemelerin gündem maddeleri arasında yer alacağı öğrenildi.

Paylaşın

“Ekonomi Yönetimi”nden Maaşlara Tırpan Hazırlığı

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “Öncelikle OVP’de 2024 tüketici enflasyonu tahmini yüzde 33 idi. Bunun tutmayacağını, TCMB’nin 3. çeyrek aylık enflasyon yüzde 2.5, 4. çeyrek yüzde 1,5 tahminine göre bile 9 puan şaşacağını biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bunun üzerine bir de 4 puan yıllık büyümeden refah payını koyunca bir kere asgari ücretliler 2025’e 13 puan alacakla başlıyor.2025 için öngörülen  yüzde 14 yerine gerçekleşme şansı bulunan diyelim  yüzde 25 gibi bir oran geçerse, ikisinin bileşik sonucu yüzde 42.5 olur. Böyle bir oran kabul görebilir. Ama hatırlayalım kamu çalışanları ve emeklileri için 2025 toplu sözleşme zammı 6 aylık dönemler için yüzde 6 ve yüzde 5. Yani bu program emekçiyi ezmeyi bu yolla enflasyonu aşağı çekmeyi amaçlıyor.”

Enflasyonun rekorlar kırdığı Türkiye’de uygulamaya konulan yeni ekonomi programıyla hataların faturası emekçiye çıkarılıyor.

Ara zam alamayan milyonlarca asgari ücretlinin gözü şimdiden ocak ayında yapılacak zamma çevrildi. Ancak yeni bir tartışma gündemde. Ekonomi çevrelerinde gerçekleşen değil beklenen enflasyona göre zam iddiaları yoğunlaştı. Böyle bir uygulama ise çalışanların maaşında yeni bir tırpan anlamına geliyor.

Konu ilk kez Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, maaşlara yapılacak zammın beklenen enflasyona göre yapılması açıklamaları ile gündeme gelmişti. Türkiye’nin kredi notunu artıran Moody’s dei yayınladığı bilgi notunda maaş artışlarının beklenen enflasyona göre yapılması gereğinden söz etti. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2024 yılında emekli maaşlarında yüzde 78-86 arasında zam yaptık. Yaptığımız bu artış enflasyon beklentisinin oldukça üstündedir” dedi.

2025 yılı için Merkez Bankası’nın beklenen enflasyonu yüzde 14. Ocak ayında yapılacak zamda ekonomistlere göre sistem değişirse artış en fazla yüzde 20 olacak. Bu da asgari ücretin 20 bin 402 TL olacağı anlamına geliyor. Gerçekleşen enflasyon oranında veya bunun üstünde bir zam uygulaması devam edecek olursa ise bu oranın yüzde 43-50 arasında olması bekleniyor.

Cumhuriyet’ten Ali Can Polat’ın haberine göre; Çalışma ekonomi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, Şimşek’in programında böyle bir hedef olduğunu belirtti. Aralık ayında bu tartışmanın açılabileceğini söyleyen Çelik, “Memur maaş artışında bunun için yasa değişmesi gerekir. Asgari ücrette ise yasal bir engel yok” dedi.

Beklenen enflasyona göre zam uygulamasının teknik olarak doğru olabileceğini aktaran Prof. Dr. Selva Demiralp ise Türkiye’de enflasyon beklentilerinin gerçekleşmediğini bu nedenle beklentiye göre zam yapılmasını doğru bulmadığını belirterek şunları söyledi:

“2025 yılı için TCMB’nin yılsonu enflasyon beklentisi %14. Bu rakam gerçekleştirilmesi oldukça zor bir hedef. Bizim Koç Üniversitesi’nden Cem Çakmaklı ve Sevcan Yeşiltaş ile yaptığımız tahminler yüzde 30 civarında bir rakama işaret ediyor. Kalkı ki TCMB tarihçesine baktığımızda konulan 12 ay sonrası enflasyon hedeflerinin hep yukarı yönlü revize edilmiş olduğunu görüyoruz. 2025 hedefinin de bu tür bir revizyona uğraması kuvvetle muhtemel. Bu durumda maaş ayarlamaları hangi beklentiye göre ayarlanırsa gerçekleşecek enflsayona karşı alım gücü korunabilir?

TCMB’nin verdiği rakama göre mi, bunun kabaca iki katı olan piyasa beklentilerine göre mi, yoksa bizim Koç Üniversitesi’nden bir ekiple Konda işbirliği ile yaptığımız hanehalkı 12 ay ileriye yönelik enflsayon beklentisi olan yüzde 100’e göre mi? Hanehalkı tipik olarak geçmişe bakarak ve kötümser bir izlenimle hareket eder. Yine de piyasalardan bu kadar ayrışmış, yüksek olan bir beklenti gerçekleşecek enflasyona dair önemli ipuçları sunduğu için gözardı edilmemesi gereken bir bilgi.

Netice olarak Türkiye gibi fiyat istikrarına henüz ulaşamamış, gelecek seneye dair ciddi bir dezenflasyon hedefi olan, fakat enflasyona dair belirsizliklerin çok yüksek olduğu bir ülkede revizyon ihtimalini oldukça yüksek gördüğüm TCMB enflasyon beklentisine göre ücret ayarlaması yapılmasını doğru bulmuyorum. Eğer piyasa, reel sektor ve hanehalkı beklentilerinden çıkarılacak bir ortalama rakam kullanılırsa o zaman düşünülebilir.”

Önümüzdeki dönem işsizliğin daha da artacağını hatırlatan Prof. Dr. Ali Çufadar da böyle bir ortamda hükümet ve işveren kesiminin masaya ‘beklenen enflasyon oranında zam’ talebiyle oturacağını söyleyenlerden. Yüzde 20 civarı bir zam beklediğini aktaran Çufadar, “İşçi tarafı da bunu kabul edecektir. En fazla büyümesen pay isteyebilirler ama o da zaten yüzde 2 civarında olur” dedi.

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise şunları söyledi: “Öncelikle OVP’de 2024 tüketici enflasyonu tahmini yüzde 33 idi. Bunun tutmayacağını, TCMB’nin 3. çeyrek aylık enflasyon yüzde 2.5, 4. çeyrek yüzde 1,5 tahminine göre bile 9 puan şaşacağını biliyoruz. Bunun üzerine bir de 4 puan yıllık büyümeden refah payını koyunca bir kere asgari ücretliler 2025’e 13 puan alacakla başlıyor.

2025 için öngörülen yüzde 14 yerine gerçekleşme şansı bulunan diyelim yüzde 25 gibi bir oran geçerse, ikisinin bileşik sonucu yüzde 42.5 olur. Böyle bir oran kabul görebilir. Ama hatırlayalım kamu çalışanları ve emeklileri için 2025 toplu sözleşme zammı 6 aylık dönemler için yüzde 6 ve yüzde 5. Yani bu program emekçiyi ezmeyi bu yolla enflasyonu aşağı çekmeyi amaçlıyor.”

Paylaşın

ILO’dan Dikkat Çeken Rapor: Gençler Endişeli

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), olumlu ekonomi ve işgücü piyasası sinyallerine rağmen anketlerin gençlerin gelecek konusunda giderek daha endişeli olduğunu duyurdu.

ILO, pek çok gencin iş kaybı, istikrarlı iş, ekonomik durum ve nihai ekonomik bağımsızlık beklentileri konusunda stresli hissettiğini vurgulayarak, küresel olarak genç çalışanların yarısından fazlasının gayrı resmi olarak istihdamda olduğu ifade etti.

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) yayımladığı raporda 2023’te genç işsizliğinin son 15 yılın en düşük seviyesine indiğini bildirdi.

ILO, “Gençler için Küresel İstihdam Eğilimleri 2024” raporunda geçen yıl dünya çapında 15 ile 24 yaş arasındaki 64,9 milyon kişinin işsiz olduğunu ve bunun yüzde 13’lük bir orana denk geldiğini açıkladı. Bu oranın 2024 ve 2025’te daha da azalacağını öngören ILO, beklentinin önümüzdeki iki yılda genç işsizliği oranının yüzde 12,8’e düşmesi olduğunu söyledi.

Rapora göre rakamlardaki iyileşme, genç işgücüne olan talebi artıran COVID-19 salgınının ardından gelen güçlü ekonomik büyüme oranlarından kaynaklandı. 2023’te genç işsizlik oranları pek çok bölgede pandemi öncesi oranlarına ya da daha düşük seviyelere döndü.

Ancak tablo tüm ülkeler için aynı değil. Arap devletleri, Doğu Asya ve Güneydoğu Asya ve Pasifik ülkelerinde, gençler arasında işsizlik oranının 2023’te 2019’a göre daha yüksek olduğu ortaya kondu.

İstihdam, eğitim veya öğretimde olmayan 15-24 yaş arası gençlerin sayısının endişe verici olduğunu söyleyen ILO, COVID 19 salgını sonrası toparlanmanın tüm bölgelerde eşit şekilde gerçekleşmediğini belirtti. ILO raporda belirli bölgelerdeki gençlerin ve birçok genç kadının ekonomik toparlanmaların faydalarını göremediğini kaydetti.

ILO, gençler için işlerin giderek geçici hale gelmesi ve genç mezunların sayısı ve onlar için uygun iş sayısı arasında artan uçurum konusunda uyarıda bulundu. Çok sayıda gencin istihdam, eğitim veya öğretimde olmadığının altını çizen rapor, gençlerin gelişmiş ya da gelişmekte olan ekonomilerdeki uygun işlere erişim fırsatlarının sınırlı olduğunu belirtti.

ILO başkanı Gilbert F. Houngbo, “Dünya çapında milyonlarca gencin düzgün bir işe sahip olmadığı, bunun sonucunda kendilerini güvensiz hissettiği ve kendileri ve aileleri için daha iyi bir hayat kuramadığı bir dönemde hiçbirimiz istikrarlı bir geleceğe bakamayız” dedi.

Raporda olumlu ekonomi ve işgücü piyasası sinyallerine rağmen anketlerin gençlerin gelecek konusunda giderek daha endişeli olduğunu gösterdiği belirtildi. Pek çok gencin iş kaybı, istikrarlı iş, ekonomik durum ve nihai ekonomik bağımsızlık beklentileri konusunda stresli hissettiğini vurgulayan raporda, küresel olarak genç çalışanların yarısından fazlasının gayrı resmi olarak istihdamda olduğu ifade edildi.

Houngbo, gençlerin yaşadığı stresin mevcut işlerin çoğunun “geçici ve sosyal güvenlikten yoksun” olmasından kaynaklanabileceğini söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Patronlar İçin Bedava İşgücü: MESEM

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) görevi, çocuk ve gençlerimizi bir makinenin dişlisi durumuna indirgemek ve sıkıştırmak, işletmecilerin işçisi / hizmetçisi olarak tanımlayıp onlar için ucuz işgücü hazırlamak değildir.

Haber Merkezi / Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), çırak kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırmaktır, işverenlere bedava işgücü sağlamaktır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalışma Grubu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamalarında çocuk işçi çalıştırılması ve iş cinayetlerine ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Ülkemizde işçi ölümleri olağanmış gibi davranılıyor. Her gün en az 5 işçiyi işyerlerinde kaybediyoruz. Bu ölümlere ‘kaza sonucu kayıp’ diyemeyiz. Tüm ölümler bilinen, tekrar eden nedenlerle meydana geliyor. İşyerlerinde hemen her gün yüksekten düşme, elektrik akımına kapılma, iş ekipmanına sıkışma, iş ekipmanının altında kalma sonucu ölümler meydana geliyor. Bu ölümlerin her biri basit teknik tedbirlerle önlenebilir ancak önlenmiyor. Çünkü ölüm, yaralanma, sakat kalma öncesinde işyerleri denetlenmiyor, sonrasında da işyerlerine, işverenlere yaptırım uygulanmıyor. Bile bile gelen bu ölümlere kaza’ demek mümkün değil. Bunlar iş cinayetidir, işveren cinayetidir.

İşyerlerindeki ölümleri 7’den- 70’e ölüm olarak ifade edebiliriz. Evet, her yaştan işçi, emekçi ölüyor. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında işyerlerinde çalıştırılan çocuklar ölüyor.

Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz, Erol Can Yavuz, Alperen Enes Ural, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalıştırılırken son 1 yılda ölüme gönderilen çocuklardı.

En son çocuk işçi ölüm haberi Konya’dan geldi; Konya Karapınar MESEM Öğrencisi Eren Dağ, çalıştığı sondaj firmasının Akören mevkisinde saat 20.00 sularında bir tarlada kuyu açmak için sondaj çalışması yapılırken elektrik akımına kapıldı Eren Dağ, doktorların müdahalesine rağmen kurtarılamadı, yaşamını yitirdi.

Ulusal mevzuatta ya da başka uluslararası sözleşmelerde farklı kabuller olsa da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde 18 yaşından küçük herkesin çocuk sayılacağı belirtilmektedir.

Sözleşmeye göre; Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

MESEM kapsamı dışında da işyerlerinde çocuk işçi çalıştırılmakta, çocuk işçi ölümleri meydana gelmektedir. Ancak MESEM çocuk işçiliğe uydurulan bir yasal kılıftır. MESEM 4+4+4 olarak tanımlanan zorunlu eğitimin 9. Sınıftan itibaren sürdürülen parçasıdır. Haftada 1 gün okulda teorik eğitim olarak tanımlanan müfredatta; haftada 2 ‘şer saat Türk Dili ve Edebiyatı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Matematik dersleri zorunlu derstir. Sadece 9. Sınıfta ayrıca Kuranı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Seçmeli Beden Eğitimi ve Spor, Güzel Sanatlar dersleri de 2 saat seçmeli ders olarak alınmaktadır. Bu dersler, eğitim olarak değerlendirilemez, çocukları hayata hazırlayan dersler değildir.

3308 sayılı Meslek Eğitim Kanununda, İşletmelerde Mesleki Eğitim; “mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları öğrencilerinin beceri eğitimlerini işletmelerde, teorik eğitimlerini ise mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletme veya kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde yaptıkları eğitim uygulamaları” olarak tanımlanmıştır.

Hemen hemen tüm İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin WEB sayfalarında yer alan kamu spotları, bilgilendirme metinleri, videolar, afişler, broşürler, dokümanlarda, MESEM şöyle tanıtılmakta; Mesleki eğitim merkezleri, ülkemizin meslek sahibi insan ihtiyacını karşılayabilmek adına çalışmalarını sürdürmektedir.

Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınması ile ekonomimizin temel yapı taşı olan işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerimizin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri amaçlanmıştır. Mesleki eğitim merkezi öğrencileri haftada 1 gün okulda teorik eğitim, 4 gün işletmelerde pratik eğitim alır.

Ortaokulu bitirenlere zorunlu lise eğitimini mesleki eğitim merkezlerinde tamamlayabilme fırsatı 9. sınıftan itibaren iş kazaları, meslek hastalıklarına karşı sigorta 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az %30’u, 12. sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yarısı kadar maaş imkânı Ustalık belgesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi diploması ve kendi iş yerini açma fırsatı Çalışma yaşamına ilişkin bireysel ilişkileri düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nda; 14 yaşını bitirmiş 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi çocuk işçi, 15 yaşını tamamlamış ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi de genç işçi olarak tanımlanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’na dayanılarak çıkartılan Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler belirtilmiştir. Bu işlerin tamamı hafif işlerdir. Oysa çocuklar MESEM kapsamında çok tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar. MESEM çıraklık eğitimi değil, çocukların ker türlü işte doğrudan çalıştırılmasıdır, çocuk işçiliğidir.

MESEM’de çocukları, gençleri hayata hazırlayan temel bilgiler, bilim, beceri, duyarlılık ve yeterliliklerin geliştirilmesi yoktur. Çocuk ve gençler bir makinenin dişlisi durumuna indirgenmekte, adına öğrenci denilse de işletmelerin işçisi olarak çalıştırılıp, ucuz işgücü olarak kullanılmaktadırlar. MESEM’deki uygulama eğitim değildir. Bu tam tersine, çocukları, gençleri daraltan bir durumdur. MEB’in görevi bu olamaz. Çocuk ve gençlerin her tür temel bilgi, bilim, beceri, duyarlılık yeterliliklerinin kazandırılması olmak zorundadır.

14 yaşındaki çocukları bir işyerinde çalıştırmak eğitim değil, kendini geliştirme ve gerçekleştirme hakkının ihlalidir. Çocuklar, temel bilimlerdeki eğitimlerden yoksun kalmakta, yaşıtları ile oyun oynayamamakta, kültürel hiçbir etkinliğe katılamamaktadır.

MEB’in görevi çok genişleyen bilgi çağında çocuk ve gençlerin her tür temel bilgi, bilim, beceri, duyarlılık yeterliliklerinin kazandırılmasıdır. Çocuk ve gençlerimizi bir makinenin dişlisi durumuna indirgemek ve sıkıştırmak, işletmecilerin işçisi/hizmetçisi olarak tanımlayıp onlar için ucuz işgücü hazırlamak değildir.

MESEM, çırak kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırmaktır. İşverenlere bedava işgücü sağlamaktır. Önceki Milli Eğitim Bakanı 24 Mayıs 2023 tarihinde yaptığı açıklamada Mesleki Eğitim Merkezlerindeki öğrenci sayısının 1.405.000 olduğunu belirtmişti. Bu da göstermektedir ki; mesleki eğitim adı altında çocuk işçi çalıştırılan işyerlerinin işverenleri adına işsizlik fonundan aylık 8 Milyar TL. den fazla kaynak aktarımı yapılmaktadır.

Çocuk işçiliği ya da MESEM’lere ısrarcı olma nedenleri arasında, yoksulluk önemli bir rol oynamaktadır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Mesleki Eğitim Kanunu’nda gerçekleştirilen değişiklikle mesleki eğitim merkezlerine kayıtlı öğrenci sayısının yüzde 784’lük artış olduğunu söylemiştir.

Basın-yayın organlarında yer alan haberlere göre, çocuklara devlet tarafından ödenen ücretin bir kısmı, bazı işletmeler tarafından istenilmekte, usta ve işverenler tarafında mobbing uygulanmakta, yoğun mesai ve hatta tatil yapamadan cumartesi günü dahil çalışılmakta, işçi sağlığı güvenliği önlemleri olmadan, gözetimsiz bir şekilde her türlü tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadırlar.

14 yaşındaki Arda Tonbul sac büküm makinasına sıkışarak, 17 yaşında Alperen Enes Ural inşaatta doğalgaz borusu döşerken yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Muratcan Eryılmaz inşaatta yüksekten düşerek , 15 yaşındaki Erol Can Yavuz üzerine sunta bloklarının devrilmesi, 17 yaşındaki Ömer ÇAKAR klima tesisatı döşerken 2. Kattan aşağı düşerek, 16 yaşındaki Zekai Dikici inşaatta yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Ulaş Dumlu, atık havuzuna düşerek, 15 yaşındaki Alperen Kocayavuz inşaatta yüksekten düşerek öldü. Bu ölümler çıraklık eğitimindeki ölüm olarak adlandırılamaz, Çocukların normalde çalıştırılmaları yasak olan işlerde çalıştırılırken meydana gelen ölümlerdir.

Yaşanan ölümler üzerine Millî Eğitim Bakanlığı 02.02.2024 tarihinde 81 İl Valiliğine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna “Mesleki Eğitimde İş Sağlığı Güvenliği” başlıklı bir genelge gönderdi. Valiliklere, il ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine, İşletmelere okullara görevler verildi. Ancak ölümler bitmedi. Bitmez de.

Farklı kültürlerde çocukluk gerek yaş gerekse işlevler açısından farklı şekillerde tanımlansa da çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel ve psikolojik yönlerden yetişkinlerden farklı birer birey oldukları ve bu yönlerdeki gelişimlerinin sağlıklı biçimde gerçekleşmesi için yetişkinlerden daha farklı sağlık, bakım, koruma ve destek hizmetlerine ihtiyaç duydukları bir gerçektir. Ölümlerin önlenmesi için, çocukların fiziksel, sosyal, zihinsel ve psikolojik açıdan gelişebilmeleri için MESEM adı altında yürütülen çocuk işçiliğine son verilmelidir.

Uygulamaya son verilinceye kadar, MESEM uygulaması yapılan işyerleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliği açısından özel bir program çerçevesinde denetlenmeli, sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

Bugüne kadar MESEM kapsamındaki işyerlerinde meydana gelen iş cinayetleri ÇSGB müfettişlerince incelenmeli, kaza nedenleri kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Çocuk işçiliği ile etkin mücadele konusunda ILO, sadece bakanlık ile değil sendikalar ve meslek örgütleri ile de işbirliği yapmalıdır. Okullarda En az 12 yıl Örgün Eğitim zorunlu olmalı, MESEM uygulaması tamamen kaldırılmalı, yoksul ailelerin çocuklarına eğitim bursu verilmelidir.”

Paylaşın

2024’te Bin 22 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2024 yılının ilk yedi ayında en az bin 22 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak ayında 161, şubat ayında 149, mart ayında 124, nisan ayında 165, mayıs ayında 142, haziran ayında 137, temmuz ayında 144.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Temmuz 2024 iş cinayetleri raporunu açıkladı. Buna göre; Temmuz ayında en az 144, yılın ilk yedi ayında en az bin 22 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk yedi ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 161, şubat ayında 149, mart ayında 124, nisan ayında 165, mayıs ayında 142, haziran ayında 137, temmuz ayında 144.

Temmuz ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: Tarım, Orman işkolunda 41 emekçi (24 işçi ve 17 çiftçi); İnşaat, Yol işkolunda 26 işçi; Taşımacılık işkolunda 20 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 7 işçi; Enerji işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 7 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 5 işçi; Metal işkolunda 4 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 4 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 3 işçi.

Temmuz ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 33 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 28 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 19 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 14 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 11 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 8 işçi; İntihar nedeniyle 6 işçi; Şiddet nedeniyle 6 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 4 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 12 işçi.

Temmuz ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 2 çocuk işçi, 15 – 17 yaş arası 10 çocuk/genç işçi, 18 – 29 yaş arası 25 işçi, 30 – 49 yaş arası 62 işçi, 50 – 64 yaş arası 31 işçi, 65 yaş ve üstü 6 işçi, yaşı bilinmeyen 8 işçi.

Paylaşın

“Sosyal Güvenlik Sistemi Yeniden Yapılandıracak” İddiası

AK Parti kurmayları, “Sosyal güvenlik sistemini belki de baştan aşağı gözden geçirmemiz gerekecek. Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi için ortalama 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerekiyor. Türkiye’de şu anda, bir emekliye karşılık 1,5 çalışan var” değerlendirmesini yapıyorlar.

Meclis’in ekim ayında açılmasıyla birlikte ilgili bakanlıklar ve AK Parti’nin ekonomi kurmaylarının bir araya gelerek sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalara başlaması bekleniyor.

Türkiye Gazetesi’nde yer alan habere göre; Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, ekonomik zorluklar sebebiyle ödenmeyen primler, çalışan-emekli sayısı arasındaki orantısızlık, kayıt dışı istihdam gibi nedenlerle bozulan sosyal güvenlik sisteminin yeniden rayına oturtulması için yeni dönemde bir çalışma yapılması bekleniyor.

Kamuoyunda bir süredir özellikle en düşük emekli aylığı ile ilgili artışları içeren düzenlemelerin yapılması, bu nedenle daha fazla prim ödeyen ile düşük prim ödeyenlerin aldığı maaş arasındaki makasın kapanması, sosyal güvenlik sistemine yönelik eleştirileri artırdı.

TBMM tatile girmeden önce en düşük emekli aylığının yeniden artırılmasına ilişkin düzenlemenin hazırlıkları sırasında AK Parti içinde de sosyal güvenlik sisteminin sil baştan ele alınarak tüm tartışmalı alanlarda yeni adımların atılmasına ilişkin başlıklar gündeme geldi.

AK Parti’de ve hükümet nezdinde bu konularda henüz kapsamlı bir çalışma yapılmadı.

“Sosyal güvenlik sistemini gözden geçirmemiz gerekecek”

Ancak AK Parti kurmayları “Sosyal güvenlik sistemini belki de baştan aşağı gözden geçirmemiz gerekecek. Emeklilik sistemi ile ilgili başlıklar var, intibak meselesi var. Aynı primi ödemesine rağmen farklı maaş alanlar var. EYT ile birlikte aktüeryal dengenin iyice bozulduğu açık. Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işlemesi için ortalama 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerekiyor. Ama Türkiye’de şu anda, bir emekliye karşılık 1,5 çalışan var. Bu hâliyle sistemin döndürülmesi çok zor” değerlendirmesini yapıyorlar.

Meclis’in ekim ayında açılmasıyla birlikte ilgili bakanlıklar ve AK Parti’nin ekonomi kurmaylarının bir araya gelerek sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalara başlaması bekleniyor.

Ayrıca AK Parti’nin en önemli seçim vaatleri arasında yer alan esnafın emeklilikteki 9 bin prim günü şartının 7 bin 200’e düşürülmesi ve ev kadınlarına prim desteği ile yıpranma hakkının verilmesine yönelik düzenlemelerin de yeni dönemde çalışmaları yapılacak sosyal güvenlik reformu kapsamında ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin Dört Katına Yaklaştı

Temmuz ayında Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin; sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 19 bin 234 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı ise 62 bin 652 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) Temmuz ayı Açlık ve Yoksulluk sınırı raporunu açıkladı. Rapora göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin; sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 19 bin 234 liraya yükseldi.

Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı ise 62 bin 652 liraya çıktı. Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 24 bin 901 liraya yükseldi.

Raporda ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Başta dar ve sabit gelirli çalışanlar ve emekliler olmak üzere neredeyse toplumun tüm kesimleri için insan onuruna yaraşır şartlarda yaşantılarını sürdürebilmeleri her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Konfederasyonumuz çalışanların geçim koşullarını ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla bu çalışmayı ortaya koymuştur.

Temmuz ayı itibarıyla bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ile net asgari ücret (vergi kesintisi olmadan) arasındaki fark 7.900 TL olmuştur. Ailede çalışan sayısının genelde tek kişi olduğu ve ek bir gelirin söz konusu olmadığı durumlarda, elde edilen ücret geliri ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmakta ve ücretlerin yetersizliği tartışma konusu olmaktadır.

Gıda harcaması tutarına yılbaşına göre gelen ek yük 4.185 TL olmuştur. Tüm temel harcamalar için yapılması gereken harcama tutarı ise son yedi ayda 13.633 TL artış göstermiştir. Mevcut ekonomik ortamda emekçilerin alım gücü her geçen gün daha da zayıflamaktadır. Gelir artışlarında insan onuruna yaraşır bir tutar belirlenmediği sürece çalışanlar ve emekliler yoksullaşmaya devam edecektir.”

Paylaşın

Açlık Sınırı Asgari Ücreti 3 Bin 774 Lira Geçti

Açlık sınırı temmuz ayında 20 bin 776, yoksulluk sınırı ise62 bin 302 liraya kadar yükseldi. Son bir yılda açlık sınırı 8 bin 56, yoksulluk sınırı ise 28 bin 318 lira arttı.

Haber Merkezi / İktidarın yılın ikinci yarısında zam vermediği asgari ücret açlık sınırının 3 bin 774 lira altında kaldı. Asgari ücret açlık sınırının üçte ikisini dahi karşılamıyor.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, “2024 Temmuz Açlık Ve Yoksulluk Sınırı” raporunu açıkladı. Buna göre; Açlık sınırı temmuzda önceki aya göre 202 lira daha artarak 20 bin 776 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı da 885 lira artarak 62 bin 302 lira oldu. Yılın ilk yedi aylık döneminde ise açlık sınırı 4 bin 293 lira, yoksulluk sınırı ise yüzde 15 bin 465 lira arttı.

Ankara’da en fazla alışveriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar temmuzda bir önceki aya göre 26 lira arttı, yıllık olarak ise 2 bin 449 lira artarak 5 bin 995 lira oldu. Bir önceki aya göre 28 lira artarak 4 bin 652 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcamada son bir yılda ise bin 817 liralık artış oldu.

Meyve için harcanması gereken para temmuzda önceki aya göre 113 lira azalırken, geçen yılın aynı ayına göre ise 835 lira artarak 1.975 liraya geriledi, sebze için harcaması gereken tutar ise önceki aya göre 47 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 645 lira artarak 2 bin 420 liraya çıktı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama 124 lira artarak bin 749 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları 9 lira artarak 835 lira oldu. Yağ için yapılması gereken harcama ise 572 liraya çıktı. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama önceki aya göre 67 lira artarak bin 400 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmedi ve 746 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2 bin 800, kadın için 2 bin 200, genç için 3 bin ve çocuk için de bin 600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, temmuz ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 6 bin 66 lira, yetişkin kadın için 4 bin 762 lira, çocuk için 3 bin 458 lira ve genç için de 6 bin 491 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk yedi aylık döneminde ise toplam 4 bin 293 lira artış kaydetti.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da temmuzda 41 bin 526 liraya kadar çıktı. Temmuzda dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 945 liraya gerilerken, barınma (kira dâhil) harcamaları 9 bin 865 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 287 lira, sağlık harcamaları bin 703 lira oldu.

Ulaştırma harcamaları 12 bin 4450 liraya indi. Haberleşme harcamaları bin 317 liraya, eğlence ve kültür harcamaları bin 237 liraya, eğitim harcamaları 918 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 569 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 235 liraya çıktı. Gıda dışı harcamalarda bu yılın ilk yedi aylık döneminde 11 bin 172 lira artış gösterdi.

Paylaşın