Afrika İkiye Bölünüyor: Yeni Bir Okyanus Oluşacak..!

Dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika ikiye bölünmek üzere. Bilim insanları, Afrika Kıtası’nın bölünmesi ile başka bir okyanusun oluşmasının muhtemel olduğunu açıkladılar.

Haber Merkezi / Üzerinde yaşadığımız Dünya, pek çok sırrı ve gizemi barındırıyor. Dünya’nın barındırdığı bu sırları ve gizemleri çözmek için sürekli çalışmalar yapılıyor, ve her çalışma ile yeni bir şeyler keşfediliyor.

Bilim insanları, önümüzdeki dönemde Afrika’nın kademeli olarak ikiye ayrılacağını ve dolayısıyla yeni bir okyanusun oluşmasının muhtemel olduğunu açıkladılar.

Bunun 2005 yılında Etiyopya çölünde ortaya çıkan ve yaklaşık 60 kilometrelik Doğu Afrika Yarığı’ndan kaynaklandığını söyleyen bilim insanları, bu yarığın giderek genişleyip Afrika’yı ikiye ayırma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiler. 

Afrika’daki dev yarık ne zaman oldu?

Etiyopya’nın ucra bir bölgesi olan Afar’da 2005 yılında açılmaya başlayan bir çatlak, kısa sürede 8 metreye ulaştı. Kısa sürede 60 kilometre uzunluğa erişen derin çatlak, zamanla daha da büyüyerek bölgedeki diğer ülkelerin fiziki yapısını da etkiledi.

Afrika kıtası nasıl bölünüyor?

Bilim insanlarının hesaplamalarına göre, yaklaşık 5-10 milyon yıl sonra, Afrika’nın doğu kısmında tektonik bir bölünme olacak. Bunun sonucunda Afrika kıtası iki parçaya ayrılacak. Araştırmaya göre ayrılmanın olacağı yer, Etiyopya Afar bölgesi.

Afrika kaça ayrılır?

Afrika kıtası Kuzey, Batı, Orta, Doğu ve Güney Afrika olmak üzere bölgelere ayrılmıştır. Her bölgede farklı bir ülke bulunuyor. Kuzey Afrika’da 6, Batı Afrika’da 14, Orta Afrika’da 8, Doğu Afrika’da 18, Güney Afrika’da da 5 ülke yer alıyor.

Kenya yarığı nedir?

Birkaç kilometre uzunluğunda, devasa bir yarık, Güneybatı Kenya’da beklenmedik bir şekilde oluştu. Giderek büyüyen bu yırtık, Nairobi-Narok otoyolunun bir kısmının çökmesine neden oldu. İlk başta bu yarığın oluşması, Doğu Afrika Rift Vadisi’nde meydana gelen tektonik faaliyete bağlanmıştı.

Kıtalar nasıl ayrıldı?

Pangea magma tabakasındaki konveksiyonel hareketler sonucunda güneyde Gondvana ve kuzeyde Laurasia (Lavrasya) olarak ikiye bölünmüştür. İlerleyen evrelerde bu 2 kıta daha fazla parçaya ayrılarak günümüzdeki kıtalara dönüşmüştür.

Paylaşın

“Uzay Canavarlarına” Dair İlk Kanıt Bulundu

Şimdiye kadar uzaya gönderilmiş en güçlü teleskop olan ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu (JWST), “uzay canavarlarına” dair kanıt buldu. 

James Webb, bu kanıtı bulmadan sayıları milyonlara varan yıldızların sıkıca bir arada durduğu yıldız kümelerini gözlemledi. “Küresel kümeler” adı verilen bu yapılar içinde devasa yıldızların kimyasal izleri bulundu.

Uzay canavarlarıyla ilgili ilk ipuçlarını bulan araştırmacılar, keşiflerinin başka yerlerde geçerli olup olmadığını görmek için diğer galaksilerdeki küresel kümelere bakacak.

Güneş Sistemi’ne ve dolayısıyla Dünya’ya ev sahipliği yapan Samanyolu Galaksisi’nde yaklaşık 180 küresel kümenin mevcut olduğu biliniyor.

NASA’nın öncülüğünde işletilen James Webb Uzay Teleskobu, evrende Güneş kütlesinin 10 bin katına çıkan milyonlarca süper kütleli yıldız olabileceğine dair ilk kanıtı keşfetti.

Bu tür yıldızların evreni meydana getirdiği varsayılan Büyük Patlama’dan sadece 440 milyon yıl sonra doğduğu düşünülüyor. Bu yüzden bunların varlığını kanıtlamak, bilim insanlarının evrene dair öngörülerini doğrulayabilir ve yeni tahminler geliştirilmesini sağlayabilir.

İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nden astronomi profesörü Corinne Charbonnel, “Bugün, James Webb Uzay Teleskobu tarafından toplanan veriler sayesinde, bu olağanüstü yıldızların varlığına dair ilk ipucunu bulduğumuza inanıyoruz” dedi.

James Webb, bu kanıtı bulmadan sayıları milyonlara varan yıldızların sıkıca bir arada durduğu yıldız kümelerini gözlemledi. “Küresel kümeler” adı verilen bu yapılar içinde devasa yıldızların kimyasal izleri bulundu.

Bilim insanları bu kümelerdeki bazı yıldızların, kabaca aynı zamanda (13,4 milyar yıl önce) aynı gaz ve toz bulutlarından oluştuğunu ama farklı element oranlarına (oksijen, nitrojen, sodyum ve alüminyum) sahip olduğunu belirtiyor.

Bu farklılığın en olası açıklaması da süper kütleli yıldızların varlığı. Zira bu yıldızların çok daha yüksek sıcaklıklara ulaşarak daha ağır elementler üretmesi bekleniyor.

Ancak bu tür yıldızların var olduğunu kanıtlamak son derece zor. Çünkü daha büyük, daha parlak ve daha sıcak yıldızlar en hızlı şekilde yok oluyor.

Hakemli bilimsel dergi Astronomy and Astrophysics’te yayımlanan yeni araştırmanın ortak yazarı Prof. Mark Gieles, “Küresel kümeler 10 ila 13 milyar yıl yaşındadır. Süper yıldızların maksimum ömrü ise 2 milyon yıl” diye konuştu:

Bu nedenle söz konusu yıldızlar, bugün James Webb gibi güçlü teleskopların gözlemleyebildiği küresel kümelerden kayboldu. Geriye yalnızca dolaylı izleri kaldı.

James Webb, bu yıldızların varlığını kanıtlama amacıyla Dünya’dan 13,3 milyar ışıkyılı uzaklıktaki GN-z11’de yer alan küresel kümelerden gelen ışığı yakaladı.

İncelemeler, kümelerdeki yıldızların yüksek düzeyde azotla çevrili olduklarını ortaya koydu.

Charbonnel, “Azotun yüksek düzeyde var olması, yalnızca hidrojenin sadece süper kütleli yıldızların çekirdeğinin ulaşabileceği aşırı yüksek sıcaklıklarda yanmasıyla açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Uzay canavarlarıyla ilgili ilk ipuçlarını bulan araştırmacılar, keşiflerinin başka yerlerde geçerli olup olmadığını görmek için diğer galaksilerdeki küresel kümelere bakacak.

Güneş Sistemi’ne ve dolayısıyla Dünya’ya ev sahipliği yapan Samanyolu Galaksisi’nde yaklaşık 180 küresel kümenin mevcut olduğu biliniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya, En Az Bin Yıl Daha Güvende

Yeni bir çalışmada büyük asteroitlerin bin yıl sonraki yörüngelerini hesaplandı. Çalışmada Dünya’ya yakın nesnelerin çoğunun gezegene bin yıl içinde çarpmayacağı sonucuna varıldı.

Büyük asteroitlerin ve bunlardan biraz daha küçük göktaşlarının 3000 yılından önce Dünya’ya çarpma olasılığı epey düşük.

Çalışmada çarpma olasılığı en yüksek nesne de belirlendi. Ancak 7482 adlı bu göktaşının Dünya’ya Ay’dan daha yakın konuma gelme ihtimali de milyonda 15 olarak belirlendi.

Bilinen asteroitlerin yörüngelerini hesaplayan bilim insanları, Dünya’nın göktaşı çarpmalarına karşı en az bin yıl boyunca güvende olduğunu tespit etti.

NASA ve diğer uzay ajansları, Güneş Sistemi’nde keşfedilen nesnelerin yörüngelerini takip ederek, Dünya’yla yolları kesişirse yıkıma neden olabilecek asteroitlere özellikle dikkat gösteriyor.

Genellikle çapı 140 metre veya daha büyük olan göktaşları potansiyel açıdan tehlikeli görülüyor. Bunlar Dünya yakınlarında yer alıyorsa “Dünya’ya yakın nesneler” diye sınıflandırılıyor.

Diğer yandan astrofizikçiler bu göktaşlarının izlediği yörüngelerden yola çıkarak gelecekte bunların Dünya’ya çarpıp çarpmayacağını tahmin edebiliyor.

Yine de gökbilimciler şimdiye dek bu nesnelerin yörüngelerini yaklaşık 100 yıl sonrasına kadar tahmin edebilmişti.

ABD’deki Kolorado Boulder Üniversitesi’nden Oscar Fuentes-Muñoz liderliğindeki ekip, yeni çalışmasında büyük asteroitlerin bin yıl sonraki yörüngelerini hesaplamayı başardı.

Hakemli bilimsel dergi The Astronomical Journal’da yayımlanan araştırmada Dünya’ya yakın nesnelerin çoğunun gezegene bin yıl içinde çarpmayacağı sonucuna varıldı.

Ekibe göre büyük asteroitlerin ve bunlardan biraz daha küçük göktaşlarının 3000 yılından önce Dünya’ya çarpma olasılığı epey düşük.

Çalışmada çarpma olasılığı en yüksek nesne de belirlendi. Ancak 7482 adlı bu göktaşının Dünya’ya Ay’dan daha yakın konuma gelme ihtimali de milyonda 15 olarak belirlendi.

Öte yandan araştırmacılar, Dünya’ya yakın nesnelerin tamamının saptanamadığını da vurguluyor.

Tahminler, çapı 1 kilometreden büyük nesnelerin yüzde 95’inin gökbilimciler tarafından saptandığını gösteriyor.

Bu da henüz gözlemlenememiş bir göktaşının bin yıldan daha yakın zamanda Dünya’ya çarpma ihtimali olduğu anlamına geliyor.

Araştırma makalesinde konuyla ilgili şu ifadeler yer alıyor:

Uzun vadeli tehlikeyi belirlemek, gezegen savunma çalışmalarına katkı sağlayabilir. Tehlikeli nesneler, gelecekteki keşif görevlerinin odağında yer almalı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

NASA Uyardı: Kıyamet Sadece 30 Dakikada Gelecek!

Birçok kişi gelecekle ilgili öngörülerde bulunurken, dünyanın da nasıl yok olacağına dair bir şeyler söyler: Dev bir göktaşının çarpması, şiddetli bir tsunami veya farklı bir neden.

Haber Merkezi / İnsanlığın veya dünyanın sonunun nasıl geleceğine dair söylentiler mutlaka duymuşsunuzdur.

NASA (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) zaman zaman uyarılar yayınlamakta. NASA tarafından yapılan yeni bir uyarının ardından kalp atışları hızlandı.

NASA, kıyamet koptuğunda veya geldiğinde insanların sadece yarım saatlerinin olacağını açıkladı. Yani, önceden yapılacak hiç bir tahmin insanlığı kurtarmaya yardımcı olamayacak.

Kıyamet uzaydan gelecek

NASA’da çalışan bilim insanlarına göre, uzaydan gelecek yıkım dünyanın sonunun nedeni olacak.

NASA’ya göre uzayda dünyayı pençesine alacak bir Güneş fırtınası çıkacak. Bu güneş fırtınası nedeniyle yeryüzü cehenneme dönecek. İnsanlığın bu durumdan kurtulma şansı olmayacak.

Bu fırtınanın dünyaya ulaşması ise sadece yarım saat sürecek. Bu, dünyanın çok kısa bir sürede yok olacağı anlamına gelmekte.

Yapay zeka modeli

NASA, Güneş fırtınalarını önceden öğrenmek için çeşitli teknolojiler üzerinde çalışmakta.

Bunlardan biri de uydu sistemleri. Ancak, şu ana kadar bir fırtınası oluştuğu zaman uyduların sinyal vermeyi bıraktıkları gözlemlenmiştir.

NASA, şimdi yapay zeka yardımıyla bu soruna bir çözüm bulmaya çalışıyor.

Paylaşın

Yapay Zeka, Pankreas Kanseri Riskini Önceden Tahmin Etti

Dünyada genelinde en ölümcül kanser türleri arasında yer alan pankreas kanserinin semptomları fark edilmezse, erken teşhisi ve dolayısıyla tedavisi oldukça zordur. Ancak yapay zeka, hastaların sağlık kayıtlarını değerlendirerek pankreas kanseri riskini önceden başarıyla tahmin etti.

Erken evrelerde pankreas kanseri teşhisi konan hastaların büyük bir bölümü erken teşhisle birlikte başlayan tedaviyle hayatta kalıyor. Sağlık uzmanları, yapay zekanın önümüzdeki günlerde kanser teşhisi ve tedavisinde devrim niteliğinde pek çok değişiklik getirebileceğini söylüyor.

Nature Medicine dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, potansiyel pankreas kanseri vakalarının yapay zeka tabanlı bir popülasyon taraması kullanılarak tespit edilebileceğini gösterdi.

Popülasyon taraması, tıp uzmanlarının bir grup insan arasında bulunan belirli bir özelliğin yaygınlığına bakmak için genetik testler veya benzer yöntemler uygulamasıdır. Belirli hastalıkların belirli bir biyobelirtecinin belirlenmesine yardımcı olabilir.

“Uzun bir yol kat edebilir”

Harvard Tıp Fakültesi profesörlerinden çalışma danışmanı Chris Sander, açıklamasında, “Klinisyenlerin her gün karşılaştığı en önemli kararlardan biri, kimin bir hastalık için yüksek risk altında olduğu ve kimin daha ileri testlerden yararlanacağıdır; bu da kendi risklerini taşıyan daha invaziv ve daha pahalı prosedürler anlamına gelebilir.

Pankreas kanseri açısından en yüksek risk altında olan ve daha ileri testlerden en fazla fayda sağlayacak kişileri belirleyebilecek bir yapay zeka aracı, klinik karar verme sürecini iyileştirme yolunda uzun bir yol kat edebilir.” dedi.

Teknoloji henüz çok yeni

Çalışmada araştırmacılar, Danimarka ve ABD’den 9 milyon hastadan elde edilen klinik verilere bir yapay zeka algoritması uyguladı.

Yapay zeka öğrenme modellerini, hasta verilerindeki tanı kodlarını okuyabilecek ve bunları pankreas kanserine bağlayabilecek şekilde eğittiler.

Araştırmacılar, farklı zamanlarda (altı ay, bir yıl, iki yıl ve üç yıl) potansiyel tanı için YZ modellerinin farklı versiyonlarını denediler ve yöntemlerinin “kimin pankreas kanseri geliştireceğini tahmin etmede, hastalık insidansının mevcut nüfus genelindeki tahminlerinden önemli ölçüde daha doğru” olduğunu buldular.

Ancak bu teknoloji henüz ilk aşamalarında ve daha pek çok testten geçmesi gerekiyor.

Çalışma Harvard Tıp Okulu, Kopenhag Üniversitesi, VA Boston Sağlık Sistemi, Dana-Farber Kanser Enstitüsü ve Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu’ndaki araştırmacılar tarafından yürütüldü.

Paylaşın

Satürn’ün Uydu Sayısı 145’e Çıktı

Satürn’ün uydu sayısını 145’e çıktı. Böylece Satürn, “Uydu Kralı” unvanını Jüpiter’den aldı ve aynı zamanda evrende 100’den fazla uydunun yörüngesinde döndüğü bilinen ilk gezegen haline geldi.

Satürn’ün yeni keşfedilen uyduları “düzensiz uydular” olarak sınıflandırıldı.

Bu terim, bir gezegenin kütle çekim kuvvetiyle yakalandığı ve normal uyduların yörüngelerine kıyasla daha eğimli olan büyük ve eliptik bir yörünge izlediğine inanılan nesneler için kullanılıyor.

Gökbilimciler, halkalı gezegen Satürn’ün yörüngesinde dönen 62 yeni doğal uydu keşfetti.

Bu keşiften önce, Satürn’ün Uluslararası Astronomi Birliği tarafından tanınan 83 uydusu vardı. Yeni atılım, gezegenin uydu sayısını 145’e çıkarıyor.

Böylece Satürn, “Uydu Kralı” unvanını Jüpiter’den alıyor ve aynı zamanda evrende 100’den fazla uydunun yörüngesinde döndüğü bilinen ilk gezegen haline geliyor.

Keşfin ardında Çin’deki Academia Sinica Astronomi ve Astrofizik Enstitüsü’nden doktora sonrası araştırmacı Edward Ashton liderliğindeki bir ekip var.

Ekip, gezegenin etrafındaki daha küçük ve daha sönük uyduları bile tespit etmeyi başardı.

Araştırmada kullanılan veriler, Hawaii’de Maunakea tepesindeki Kanada-Fransa-Hawaii Teleskopu (CFHT) tarafından 2019 ve 2021 arasında üç saatlik aralıklarla toplandı.

Gözlemler, gökbilimcilerin Satürn çevresindeki 2,5 kilometre çapındaki uyduları tespit etmelerine olanak sağladı.

Satürn’ün yeni keşfedilen uyduları “düzensiz uydular” olarak sınıflandırıldı.

Bu terim, bir gezegenin kütle çekim kuvvetiyle yakalandığı ve normal uyduların yörüngelerine kıyasla daha eğimli olan büyük ve eliptik bir yörünge izlediğine inanılan nesneler için kullanılıyor.

Ayrıca düzensiz uydular, yörüngelerinin eğimine bağlı olarak gruplaşma eğilimi gösteriyor.

Satürn’ün sistemi halihazırda bu gruplardan üçüne ev sahipliği yapıyor. Hepsi de adlarını farklı mitolojik olaylardan alıyor: Inuit grubu, Galya grubu ve yoğun nüfuslu İskandinav grubu.

Satürn’ün yeni bulunan tüm uyduları, şu anda var olan bu üç gruptan birine giriyor.

Ekibe göre yeni uyduların üçü Inuit grubuna ait, ancak çoğunluğu İskandinav grubuna uygun.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Sigara Beyni Küçültüyor

Sigara içen kişilerin sigara içmeyenlere kıyasla beyinlerinin hacim açısından daha küçük olduğunu daha önce bulunmuştu. 28 binden fazla kişiyle yapılan yeni bir araştırma, her gün sigara içmenin beyni küçültüğünu ortaya koydu.

Henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen araştırmada Britanyalı yurttaşların sağlık kayıtlarındaki beyin tarama verileri analiz edildi.

Ancak sigara içmenin beynin küçülmesine mi yol açtığı yoksa daha küçük beyinli insanların mı sigara kullanmaya daha eğilimli olduğu anlaşılamamıştı.

ABD’deki Washington Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni araştırmada sigara içmenin beynin küçülmesine neden olduğuna dair güçlü ve nedensel kanıtlar sundu.

Ekip, beyin taramalarına ek olarak, katılımcıların dahil olduğu anketleri inceledi ve sigara içme alışkanlıklarını da analiz etti.

Bulgular, her gün sigara içen katılımcıların beyin hacimlerinin ortalama 7,1 santimetreküp daha küçük olduğunu ortaya koydu.

Buna göre sigara kullanımı, beyin hücrelerinin yoğunlaştığı beynin gri maddesinde de 5,5 santimetreküp azalmaya neden olmuştu.

Geçmişte bir noktada her gün sigara içmekse nöronları birbirine bağlayan uzun tel benzeri yapıları içeren beyaz maddede 1,6 santimetreküp azalmaya sebebiyet vermişti.

Daha ileri analizler, sigarayı daha uzun süre bırakan kişilerin beyinlerinin, daha yakın zamanda bırakanlara kıyasla biraz daha fazla gri madde içerdiğini ortaya çıkardı.

Örneğin, bir yıl önce sigarayı bırakanların gri madde hacminde 0,09 santimetreküp artış görüldü. Sigarayı bıraktıktan sonra geçen her yıl, gri madde hacmindeki artışla bağlantılıydı.

Pensilvanya Eyalet Üniversitesi’nden Dajiang Liu, “Bu çok önemli bir çalışma” diye konuştu.

Araştırmaya dahil olmayan ve bulguları dışarıdan bir göz olarak yorumlayan bilim insanı, şöyle ekledi: Çalışma titizlikle yürütülmüş ve sonuç halk sağlığı açısından önemli.

(Kaynak: Independent Türkçe)

 

Paylaşın

Alzheimer Hastaları İçin Umut Veren Keşif

İmmünolog Juan José Lasarte, “Koku alma sisteminin bağışıklık ve merkezi sinir sistemlerindeki rolüne odaklandık ve mentolün hayvan modellerinde bağışıklık sistemini uyarıcı bir koku olduğunu doğruladık” dedi ve ekledi:

“Bu maddeye 6 ay boyunca kısa süreli maruz kalmanın Alzheimer’lı farelerde bilişsel gerilemeyi önlediğini ve en ilginç olanı da sağlıklı genç farelerin bilişsel yeteneğini geliştirdiğini gözlemledik.”

Fareler üzerinde yapılan yeni bir çalışma, mentol solumanın Alzheimer hastalarının bilişsel yeteneklerini geliştirebileceğini ortaya koydu.

Bulgular, bu kimyasal bileşiğin, Alzheimer’ın beyne verdiği hasarın bir kısmını durdurabileceğine işaret ediyor.

İspanya’daki Uygulamalı Tıbbi Araştırma Merkezi’nden immünolog Juan José Lasarte ve meslektaşları, mentole maruz bırakılan farelerde interlökin-1-beta (IL-1β) proteininde bir azalma fark etti.

Bu protein normalde vücudun iltihabi tepkisini düzenlemeye yardımcı oluyor. Ancak bu tepki kontrolden çıktığında zarara yol açabiliyor.

Çalışmada gözlemlenen IL-1b seviyelerindeki azalma, hem sağlıklı farelerde hem de Alzheimerlı farelerde bilişsel yeteneklerin gelişmesiyle ilişkilendirildi.

Araştırma ekibi, genetiğini düzenleyerek Alzheimer hastalığının nakledildiği fareler üzerinde 6 aylık bir süre boyunca mentol soluma tedavisi uyguladı.

Bu uygulamanın farelerin bilişsel yetenekleri ve hafızalarının bozulmasını engellediği, ayrıca beyindeki IL-1β proteinini de güvenli seviyelere geri ittiği görüldü.

Hakemli bilimsel dergi Frontiers in Immunology’de yayımlanan araştırma, Alzheimer ve diğer merkezi sinir sistemi hastalıklarına karşı koymak için koku alma sistemini uyarmaya dayalı tedavilerin geliştirilebileceğini düşündürüyor.

Lasarte, “Koku alma sisteminin bağışıklık ve merkezi sinir sistemlerindeki rolüne odaklandık ve mentolün hayvan modellerinde bağışıklık sistemini uyarıcı bir koku olduğunu doğruladık” ifadelerini kullandı.

Bu maddeye 6 ay boyunca kısa süreli maruz kalmanın Alzheimer’lı farelerde bilişsel gerilemeyi önlediğini ve en ilginç olanı da sağlıklı genç farelerin bilişsel yeteneğini geliştirdiğini gözlemledik.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Bilim İnsanları, Uzayda Şimdiye Kadar Görülen En Büyük Patlamayı Tespit Etti

Bilim insanları, şimdiye kadar gözlemlenen en büyük kozmik patlamayı tespit etti. ‘Güneş sisteminin 100 katı büyüklüğünde’ olduğu tahmin edilen patlamanın, süper kütleli karadeliğe emilen gazdan kaynaklandığı düşünülüyor.

Haber Merkezi / Bilim insanları, bu tür olayların çok nadir olduğunu ve daha önce bu ölçekte hiçbir şeye tanık olunmadıklarını söylüyorlar.

Geçen yıl bilim insanları, GRB 221009A olarak bilinen bir patlamaya daha tanık oldu. Bu, en parlak patlama olarak kayıtlara geçti.

AT2021lwx ilk olarak 2020’de California’daki Zwicky Geçici Tesisi ve ardından Hawaii merkezli Asteroid Karasal Darbeli Son Uyarı Sistemi (ATLAS) tarafından tespit edildi.

8 milyar ışıkyılı uzaklıkta izlenen patlama, bilinen herhangi bir süpernovadan 10 kat daha parlak ve şimdiye kadar üç yıldan fazla sürdü, bu da onu kaydedilen en enerjik patlama yapıyor.

Southampton Üniversitesi’nden Astronom Dr. Philip Wiseman, “Bunun güneş sisteminin 100 katı büyüklüğünde ve güneşin yaklaşık 2 trilyon katı parlaklığa sahip bir ateş topu olduğunu tahmin ettik. Üç yılda, bu olay Güneş’in 10 milyar yıllık ömründe salacağı enerjinin yaklaşık 100 katı kadar enerji açığa çıkardı” dedi.

AT2021lwx olarak bilinen patlamanın evren yaklaşık altı milyar yaşındayken meydana geldiği düşünülüyor ve hala bir teleskoplar ağı tarafından izleniyor.

Bilim insanlar, patlama için çeşitli farklı nedenleri araştırıyor ama tam nedeni henüz bilinmiyor. Örneğin patlamanın bir kara delik tarafından parçalanmış geniş bir gaz bulutu olabildiği ileri sürülüyor.

Paylaşın

NASA’dan Çarpıcı “Kara Delik” Animasyonu

NASA, kara delikler hakkında bir animasyon yayınladı. Kara delikler çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, büyük kütleli gök cisimleri şeklinde tanımlanmakta.

Evrende bilinen en büyük kara deliklerden biriyse TON-618 adlı dev cisim. Bilim insanlarının “canavar” diye nitelediği bu cismin kütlesi 2004’te ölçülmüştü. Ölçümler, TON-618’in kütlesinin Güneş’in 66 milyar katı olduğunu göstermişti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, süper kütleli kara deliklerin ulaşabildiği korkutucu boyutları gözler önüne seren bir animasyon yayımladı.

Animasyonda Güneş’ten giderek uzaklaştıkça rastlanabilecek devasa kara deliklerin konumları, tahmini görünüşleri ve isimleri yer alıyor.

Evrenin dev cisimleri olan bu kara delikler, Güneş’in kütlesinin yaklaşık 100 bin katından başlıyor ve milyarlarca katı kütleye ulaşabiliyor.

Süper kütleli kara delikler, galaksilerin merkezlerinde yer alıyor. Örneğin Güneş Sistemi’ni ve dolayısıyla Dünya’yı barındıran Samanyolu Galaksisi’nin merkezinde de Sagittarius A* adlı bir süper kütleli kara delik var.

Bu kara delik de Güneş’in yaklaşık 4 milyon katı kütleye sahip ve Dünya’dan sadece 26 bin ışıkyılı uzaklıkta.

Ancak bundan çok daha büyük kara delikler olduğu biliniyor. Örneğin görüntülenen ilk kara delik unvanını taşıyan M87’nin kütlesi Güneş’in 5,37 milyar katı.

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden teorik astrofizikçi Jeremy Schnittman, “Çoğu Hubble Uzay Teleskobu’nun yardımıyla yapılan doğrudan ölçümler, 100’den fazla süper kütleli kara deliğin varlığını doğruluyor” ifadelerini kullanıyor.

Bilim insanı, “Peki nasıl bu kadar büyüyorlar? Galaksiler çarpıştığında merkezlerindekideki kara delikler de sonunda birleşebiliyor” diye de ekliyor.

Öte yandan evrendeki tüm kara delikler süper kütleli cisimler değil. Zira bilinen en küçük kara delikler, Güneş’in yaklaşık beş katı kütleye sahip.

Yıldız kütleli kara delik adı verilen bu cisimler, yaşamının sonuna gelmiş iri bir yıldızın kendi içine çöken çekirdeğinden oluşuyor.

Yıldız kütleli karadeliklerin üst sınırı da Güneş’in kütlesinin yaklaşık 65 katı kadar.

Evrende bilinen en büyük kara deliklerden biriyse TON-618 adlı dev cisim. Bilim insanlarının “canavar” diye nitelediği bu cismin kütlesi 2004’te ölçülmüştü.

Ölçümler, TON-618’in kütlesinin Güneş’in 66 milyar katı olduğunu göstermişti.

Astrofizikçilerin kara delikler için belirlediği teorik üst kütle sınırı ise Güneş’in yaklaşık 50 milyar katı.

Bu yüzden bilim insanları, evrenin ve kara deliklerin teorik tahminlere meydan okumakta çok iyi olduğunu vurguluyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın