İBB Davası’nda 66. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

402 sanığın yargılandığı İBB davası 66. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, 66. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Altmış Altıncı Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları ve Yeni Tartışmalar

Altmış altıncı duruşma, ikinci celsenin ikinci günü olarak 18 Ağustos 2026’da görüldü. Duruşmada 15 tutuksuz sanığın savunması alındı ve oturum 13 saati aşan bir sürenin ardından tamamlandı.

Duruşmanın dikkat çeken bölümlerinden birinde Ekrem İmamoğlu, tutuksuz sanık Seyfi Beyaz’a soru sormak için söz aldı. İmamoğlu, daha önceki duruşmada savunma yapmadığı yönündeki değerlendirmelere itiraz ederek susma hakkını kullanmadığını ve savunma hakkından feragat etmediğini belirtti.

İş insanı Muzaffer Beyaz’ın savunması ve sorgusu sırasında savcılık ara mütalaa vererek çelişkili beyanlarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmasını talep etti. Savunma avukatları, sorgu devam ederken bu talebin açıklanmasının savunmayı etkileyebileceğini savundu. Mahkeme heyeti, tutuklama talebini oy çokluğuyla reddetti.

Duruşmada ayrıca tutuksuz sanıkların savunmaları, soru-cevap bölümleri ve tarafların usule ilişkin itirazları ele alındı. Böylece ikinci celsenin ilk günleri, özellikle savunma hakkı, tutuksuz sanıkların beyanları ve tutukluluk talepleri etrafındaki tartışmalarla devam etmiş oldu.

Altmış Beşinci Duruşma: İkinci Celsenin Başlaması ve Savunma Hakkı Tartışması

Altmış beşinci duruşma, yaklaşık 40 günlük aranın ardından İBB davasının ikinci celsesinin başlamasıyla gerçekleştirildi. 17 Ağustos 2026 tarihli duruşmada mahkeme heyeti ve taraflar yeni duruşma salonunda hazır bulundu.

İlk celse sonunda tutuklu sanık sayısının 59’a, ikinci celsenin başlangıcında ise 53’e gerilediği bildirildi. Duruşmanın en önemli gündem maddelerinden biri Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının ne zaman ve hangi koşullarda alınacağı oldu.

İmamoğlu savunma yapmak istediğini belirtirken mahkeme başkanı, savunmanın uygun bir yerde ve makul bir süre içerisinde alınacağını ifade etti. Savunma tarafı, İmamoğlu’nun savunmasının ertelenmesinin ve duruşma düzeninin savunma hakkını sınırlayabileceğini savundu.

Mahkeme heyeti ise ikinci celsede tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına ilişkin planlamayı sürdürdü. Duruşma, tarafların savunma hakkı ve yeni celse düzenine ilişkin itirazlarıyla sona erdi.

Altmış Dördüncü Duruşma: İmamoğlu’nun Savunma Tartışması ve Ara Kararlar

Altmış dördüncü duruşma, ilk celsenin en dikkat çeken oturumlarından biri oldu. Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapmak üzere kürsüye çıkmasının ardından savunma süresine ve yargılama takvimine ilişkin mahkeme heyetiyle tartışma yaşandı.

İmamoğlu, savunmasının kısıtlanamayacağını belirterek yargılamaya ilişkin itirazlarını dile getirdi. Mahkeme heyeti ise yargılamanın önceden belirlenen takvim doğrultusunda yürütüldüğünü ve savunma sırasının buna göre belirlendiğini ifade etti. Tartışmanın ardından İmamoğlu salondan çıkarıldı.

Avukatı Fikret İlkiz, savunmadan kaçılmadığını ve müvekkilinin savunma hakkının güvence altına alınması gerektiğini belirtti. Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti, İnan Güney, Ceyda Kıryak, Serap Karay, Mehmet Karataş, Seyfullah Demirel ve Metin Bal’ın tahliyesine karar verdi.

Böylece ilk celse tamamlanırken ikinci celsenin 17 Ağustos’ta başlaması kararlaştırıldı.

Altmış Üçüncü Duruşma: Fatih Keleş’in Savunması

Altmış üçüncü duruşmada İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in savunması devam etti. Keleş, belediye iştiraklerinin bağımsız anonim şirketler olduğunu ve kendisinin bu şirketlerde karar verici veya yönetici konumunda bulunmadığını savundu.

Savunma tarafı, hakkındaki suçlamaların önemli bölümünün etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanlarına dayandığını belirterek bu ifadelerin güvenilirliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Duruşmada ayrıca İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, müvekkilinin duruşmaya getirilmemesine itiraz etti. Pekin, önceki gün alınan kararın yalnızca belirli bir duruşma günüyle sınırlı olduğunu savunarak İmamoğlu’nun salona getirilmesini talep etti.

Duruşmada İBB davasını takip eden bazı yabancı diplomatik temsilcilerinin de salonda bulunduğu görüldü. İmamoğlu’nun esas savunmasının bir sonraki duruşmada alınacağı belirtildi.

Altmış İkinci Duruşma: Tuncay Yılmaz’ın Savunması

Altmış ikinci duruşmada İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz savunma yaptı. Yılmaz, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasıyla ilgili eylem bakımından herhangi bir dahlinin bulunmadığını belirterek hakkındaki suçlamaları reddetti.

Duruşmada ayrıca sanıkların farklı yargılamalar nedeniyle aynı gün içerisinde birden fazla mahkeme salonunda bulunmasının savunma hazırlığı üzerindeki etkileri gündeme geldi.

Savunma tarafı, sanıkların aynı gün birden fazla yargılamada bulunmasının savunma hazırlığını zorlaştırdığını savunurken, mahkeme heyeti belirlediği yargılama takvimini uygulamaya devam etti.

Altmış Birinci Duruşma: İnan Güney’in Savunması

Altmış birinci duruşmada Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in savunması alındı. Güney, hakkındaki suçlamaların somut deliller yerine siyasi ve sosyal ilişkiler üzerinden oluşturulduğunu savunarak beraat ve tahliye talebinde bulundu.

Güney, kamu zararına dolandırıcılık ve örgüte yardım suçlamaları bakımından somut bir para hareketi, talimat, belge veya imza bulunmadığını ileri sürdü. Ayrıca bazı etkin pişmanlık ifadelerinde yer alan değerlendirmelerin iddianameye farklı şekilde aktarıldığını savundu.

Duruşmada İçişleri Bakanlığı, MAPEG ve Şişli Belediyesi’nin suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma talepleri kabul edilirken, Sedat Kapıdağ’ın katılma talebi reddedildi ve tanık olarak dinlenmesine karar verildi.

İmamoğlu İnşaat eski Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın sağlık sorunu nedeniyle savunmasının sonraki duruşmaya bırakıldığı açıklandı.

Altmışıncı Duruşma: Murat Ongun’un Savunmasının Tamamlanması

Altmışıncı duruşmada Murat Ongun, bir önceki gün yarım kalan savunmasına devam etti. Ongun, iddianamede Emrah Bağdatlı ve diğer kişiler üzerinden kurulan ilişkilerin gerçeği yansıtmadığını savunarak suçlamaları reddetti.

Savunmada belediye ihaleleri, şirket ilişkileri ve kişilerin İBB yönetimiyle bağlantılarının örgütsel ilişki olarak yorumlanmasına itiraz edildi. Ongun, belediye içerisinde belirli kişilere ailevi veya kişisel ilişkileri nedeniyle ihale avantajı sağlandığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Duruşmada Murat Ongun’un savunmasının ardından soru-cevap bölümü gerçekleştirildi. Mahkeme, sonraki duruşmada diğer sanıkların savunmalarına geçilmesini kararlaştırdı.

Elli Dokuzuncu Duruşma: Murat Ongun’un Savunması

Elli dokuzuncu duruşmada Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yaptı. Ongun, hakkındaki suçlamaları reddederek iddianamenin hazırlanış biçimine ve kendisine yöneltilen suçlamaların dayanaklarına itiraz etti.

Ongun, soruşturma sürecinde kendisi ve ailesi üzerinden baskı oluşturulduğunu öne sürdü. Ayrıca iddianamede adı geçen bazı kişilerin sanık olmamasının, bu kişilerle bağlantılı diğer sanıklar hakkındaki suçlamaların değerlendirilmesi açısından önem taşıdığını savundu.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu da yargılamanın takvimi konusunda mahkeme heyetine değerlendirmelerde bulundu. Sanık ve avukatların savunmalarının uzunluğu nedeniyle sürecin dikkatli yürütülmesi gerektiği ifade edildi.

Elli Sekizinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Avukatlarının Savunması

Elli sekizinci duruşmada Gürkan Akgün’ün avukatlarının savunmaları alındı. Avukatlar, müvekkillerinin şehir planlaması ve imar alanındaki görevleri nedeniyle suçlandığını, ancak bu görevlerin kamu hizmeti kapsamında yürütüldüğünü savundu.

Savunmada Akgün’ün İstanbul’un deprem riskine karşı hazırlık çalışmaları ve şehir planlama görevleri hatırlatılarak, uzun süre tutuklu bulunmasının ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı ileri sürüldü.

Duruşmanın sonunda avukatların savunması tamamlandı. Mahkeme, bir sonraki duruşmada Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un savunmasına geçilmesini kararlaştırdı.

Elli Yedinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Savunması

Elli yedinci duruşmada İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunma yaptı. Akgün, imar ve planlama alanındaki görevleri kapsamında kamu yararı doğrultusunda çalıştığını belirterek hakkındaki suçlamaları reddetti.

Savunmada İstanbul’un deprem riskine karşı hazırlanması, kentsel dönüşüm ve şehir planlaması gibi görev alanlarına değinildi. Akgün, görev sürecinde belirli kişi veya şirketlerin lehine özel imar düzenlemesi yapılması yönünde herhangi bir talimat almadığını veya böyle bir talimat vermediğini ifade etti.

Ekrem İmamoğlu da çapraz sorgu sırasında Akgün’e herhangi bir siyasi veya kişisel menfaat amacıyla imar düzenlemesi yapılmasını isteyip istemediğini sordu. Akgün, böyle bir talimatın kendisine verilmediğini söyledi.

Elli Altıncı Duruşma: İhale Şartları ve Eşitlik Tartışması

Elli altıncı duruşmada Kaan Sürmegöz’ün savunması öne çıktı. Sürmegöz, suçlama konusu yapılan ihale şartlarının geçmiş dönemlerde de benzer biçimde uygulandığını belirterek önceki yıllardaki ihalelerden örnekler sundu.

Savunma tarafı, ihale şartlarının tek başına belirli bir firmayı veya grubu avantajlı hale getirdiği sonucuna varılamayacağını savundu. Avukatlar ayrıca aynı kararların alınmasında görev alan farklı kişilere farklı hukuki değerlendirmeler yapılmasının eşitlik ilkesi bakımından sorun oluşturduğunu ileri sürdü.

Duruşmanın sonunda Sürmegöz’ün avukatı, müvekkilinin örgüt üyeliği suçlamasının soyut kaldığını ve somut bir eylem gösterilmediğini savundu. Mahkeme, savunmaların devamına karar verdi.

Elli Beşinci Duruşma: Tutukluluk ve Mal Varlığı Tedbirleri

Elli beşinci duruşmada Doğan Hamit Doğruer’in savunması tamamlandı. Savunma tarafı, Doğruer’in sağlık durumuna ve uzun süren tutukluluğuna dikkat çekerek tahliye talebinde bulundu.

Duruşmanın sonunda mahkeme başkanı, emekli maaşları üzerinde tedbir bulunan tutuklu ve tutuksuz sanıkların tedbirlerinin kaldırıldığını açıkladı. Ayrıca Fatoş Pınar Türker’in taşınmazları üzerindeki mal varlığı tedbirinin kaldırılması talebinin de kabul edildiği bildirildi.

Mahkeme, savunma takvimini açıklayarak sonraki duruşmalarda Kaan Sürmegöz, Gürkan Akgün ve Murat Ongun’un savunmalarının alınacağını duyurdu.

Elli Dördüncü Duruşma: Murat Ongun’un Çapraz Soruları

Elli dördüncü duruşmada savunmaların yanı sıra sanıklar arasındaki soru-cevap bölümü öne çıktı. Murat Ongun tarafından Barış Kılıç’a yöneltilen sorularda Kültür A.Ş.’deki ihale süreçleri ve eski genel müdür Murat Abbas’ın yetki alanı tartışıldı.

Savunma tarafı, şirket yöneticileri ve çalışanları arasındaki görev dağılımının örgütsel yapı şeklinde yorumlanmasına itiraz etti. Sanıkların görev tanımlarının ve karar alma yetkilerinin somut biçimde ortaya konulması gerektiği ifade edildi.

Duruşmada avukatlar, ihale işlemlerinin mevzuata uygun yürütüldüğünü savunurken bazı sanıklar hakkındaki suçlamaların etkin pişmanlık ifadelerine dayandığını ileri sürdü.

Elli Üçüncü Duruşma: Sanık Savunmaları ve Delil Tartışmaları

Elli üçüncü duruşmada sanıkların savunmaları devam etti. Duruşmada belediye iştirakleri, ihale süreçleri ve kamu zararına ilişkin iddialar üzerinden değerlendirmeler yapıldı.

Savunma tarafı, bazı suçlamaların iddianamede yer alan yorumlara dayandığını ve bu yorumların somut delillerle desteklenmediğini savundu. Sanıklar, görevleri sırasında gerçekleştirdikleri işlemlerin mevzuat çerçevesinde yapıldığını belirterek suçlamaları reddetti.

Avukatlar ise aynı işlem veya kararlarda birden fazla kamu görevlisinin imzası bulunmasına rağmen yalnızca bazı kişilerin sanık olarak gösterilmesini eleştirdi. Duruşma, savunmaların ve avukat beyanlarının tamamlanmasının ardından sonraki oturuma bırakıldı.

Elli İkinci Duruşma: Savunmaların Sürdürülmesi

Elli ikinci duruşmada sanıkların savunmaları devam etti. Duruşmanın temel gündemini ihale süreçleri, belediye iştirakleriyle yapılan işlemler ve bu işlemlerin iddianamede nasıl değerlendirildiği oluşturdu.

Savunma tarafı, belediye bürokratlarının görevleri kapsamında aldıkları kararların sonradan suçlama konusu yapılmasının hukuki belirlilik açısından sorun oluşturduğunu savundu. Ayrıca bazı kararların yalnızca belirli sanıklar bakımından suç unsuru kabul edilmesine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Duruşmada sanıkların görev ve yetki alanlarının birbirinden ayrılması gerektiği vurgulanırken, kişisel ilişkiler ile örgütsel ilişki arasındaki farkın somut deliller üzerinden ortaya konulması gerektiği ifade edildi.

Elli Birinci Duruşma: Buğra Gökçe’nin Savunması

Elli birinci duruşmada İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe savunma yaptı. Gökçe, görevi sırasında attığı imzaların önemli bölümünün iddianamede suçlama konusu yapıldığını belirterek belediye kararlarının kolektif niteliğine dikkat çekti.

Gökçe, bazı encümen kararlarında AK Parti’li üyelerin de imzasının bulunduğunu, buna rağmen aynı kararlarda yalnızca belirli kişilerin suçlandığını savundu. İddianamede yer alan bazı eylemler bakımından kararların oybirliğiyle alınmış olmasına rağmen bu durumun değerlendirmeye alınmadığını ileri sürdü.

Savunma tarafı, belediye organlarının karar alma mekanizmalarının ve görev dağılımlarının dosyada yeterince dikkate alınmadığını savunarak Gökçe hakkında beraat ve tahliye talebinde bulundu.

Ellinci Duruşma: Savunmalarda Yeni Aşama

Ellinci duruşmada savunma sırası gelen sanık ve avukatların beyanları alındı. Duruşmanın sonunda avukat Turgut Hökenek’in savunmasının tamamlanmasıyla oturum sona erdi.

Mahkeme, bir sonraki duruşmada uzun bir aranın ardından ilk kez savunma yapacak olan Buğra Gökçe’nin beyanının alınacağını açıkladı. Savunma tarafı, dosyadaki suçlamaların sanıkların görevleri ve mesleki faaliyetleri üzerinden genişletildiğini savundu.

Avukatlar, sanıkların görevleri sırasında gerçekleştirdiği işlemlerin kamu hizmeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Mahkeme heyeti, savunma sırasına ilişkin takvimin uygulanmasına devam ederek duruşmayı sona erdirdi.

Kırk Dokuzuncu Duruşma: Medya A.Ş. ve Örgüt Suçlaması

Kırk dokuzuncu duruşmada Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın savunması dikkat çekti. Ayık, yaklaşık 15 yıldır Medya A.Ş.’de çalıştığını ve görev sürecinin farklı belediye yönetimleri dönemlerini kapsadığını belirterek örgüt üyeliği suçlamasının dayanaksız olduğunu savundu.

Ayık ayrıca Murat Ongun veya Emrah Bağdatlı’dan talimat almadığını, HTS kayıtlarında Ongun ile telefon görüşmesinin bulunmadığını ifade etti. Görev ve sorumluluklarının kurumsal hiyerarşi çerçevesinde yürütüldüğünü belirterek hakkındaki suçlamaları reddetti.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu da tutuklu sanıkların durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak uzun süren tutuklulukların ölçülülüğünü tartışmaya açtı.

Kırk Sekizinci Duruşma: Ticari İlişkiler ve Tutukluluk İtirazları

Kırk sekizinci duruşmada sanıkların ticari faaliyetleri, ihale süreçleri ve tutukluluk koşullarına ilişkin savunmalar devam etti. İş insanı Murat Kapki, uzun süredir tutuklu bulunmasının ailesi üzerindeki etkilerini anlatarak sağlık ve ailevi koşullarının dikkate alınmasını talep etti.

Savunma tarafı, sanıkların ticari ilişkilerinin tek başına suç örgütü üyeliğinin göstergesi sayılamayacağını savundu. Avukatlar, dosyada yer alan bazı ticari işlemlerin olağan ticari faaliyet niteliğinde olduğunu ve bunların suç teşkil ettiğinin somut biçimde ortaya konulmadığını belirtti.

Mahkeme heyeti, sanık ve avukatların beyanlarını aldıktan sonra yargılamaya devam edilmesine karar verdi.

Kırk Yedinci Duruşma: Medya A.Ş. Savunmaları

Kırk yedinci duruşmada Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in savunması öne çıktı. Türker, İBB’de göreve başlamadan önce Ekrem İmamoğlu veya Murat Ongun’u tanımadığını belirterek görevlendirilmesinin kişisel veya siyasi ilişkiler üzerinden gerçekleştiği iddiasını reddetti.

Türker ayrıca Medya A.Ş.’nin faaliyetlerinin mevzuata uygun yürütüldüğünü savunarak şirket içerisindeki karar ve ihale süreçlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Murat Ongun’un Reklam İstanbul şirketine ortak olduğu yönündeki iddianın kendi görev yaptığı dönemde gündeme gelmediğini ifade etti.

Savunma tarafı, iddianamede şirket çalışanları arasındaki hiyerarşik ilişkilerin örgütsel bağ şeklinde yorumlandığını ileri sürerek bunun hukuki açıdan yeterli olmadığını savundu.

Kırk Altıncı Duruşma: İddianamenin Mali Boyutu ve Savunmalar

Kırk altıncı duruşmada sanıkların savunmaları sürerken dosyanın mali boyutu ve iddianamede yer alan kamu zararı iddiaları gündeme geldi. Ekrem İmamoğlu, savunmasında iddianamede belirtilen mali büyüklüklerin gerçek mali tablolarla örtüşmediğini savundu.

İmamoğlu, belediyenin denetim süreçlerine ve Sayıştay incelemelerine atıf yaparak iddianamede yer alan bazı mali değerlendirmelerin tartışmalı olduğunu öne sürdü. Savunma sırasında ayrıca bazı sanıkların kendisiyle doğrudan tanışıklığı bulunmadığı halde örgütsel yapı içerisinde gösterildiği iddiası dile getirildi.

Duruşmada diğer sanıkların savunmaları da alınırken, etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin güvenilirliği ve somut delillerle desteklenip desteklenmediği tartışıldı.

Kırk Beşinci Duruşma: Sanık Savunmaları ve İddianame İtirazları

Kırk beşinci duruşmada sanıkların savunmalarına devam edildi. Duruşmada muhasebeci Sinan Sepetçi’nin savunması öne çıktı. Sepetçi, dosyada isminin bazı haber ve kayıtlarda yanlış aktarıldığını belirterek kimlik bilgilerinin doğru şekilde kayda geçirilmesini istedi.

Savunma tarafı, sanıkların ticari faaliyetleri ile suç örgütü iddiası arasında doğrudan bir bağlantı kurulamadığını savundu. Avukatlar, kişilerin yalnızca mesleki ve ticari ilişkilerinin suçlama konusu yapılmasının ceza sorumluluğu açısından yeterli olmayacağını ifade etti.

Duruşmada ayrıca tutukluluk koşulları ve dosyadaki delillerin değerlendirilmesine yönelik talepler gündeme geldi. Mahkeme heyeti, savunmaların tamamlanmasının ardından yargılamaya sonraki duruşma günü devam edilmesine karar verdi.

Kırk Dördüncü Duruşma: Savunma ve Sağlık Sorunu

Kırk dördüncü duruşmada, Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak’ın savunmasına devam edildi. Ancak Çolak, duruşma sırasında rahatsızlanarak savunmasını sürdüremedi ve sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından salondan çıkarıldı. Mahkeme, savunmanın daha sonraki bir tarihte tamamlanmasına karar verdi.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde sanık avukatları, müvekkilleri hakkındaki suçlamaların dayandığı delillerin değerlendirilmesine ilişkin itirazlarını dile getirdi. Özellikle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanlarının dosyadaki konumu ve bu beyanların diğer delillerle desteklenip desteklenmediği üzerinde duruldu.

Savunma tarafı, bazı kişilerin ifadelerinin suçlamaların temel unsurlarından biri olarak kullanılmasına itiraz etti. Mahkeme heyeti, gün içindeki savunmaların tamamlanmasının ardından duruşmayı sona erdirdi.

Kırk Üçüncü Duruşma: Savunmaların Devamı

Kırk üçüncü duruşma, Kurban Bayramı arasının ardından İBB davasında yargılamanın yeniden başlamasıyla gerçekleştirildi. Duruşmada tutuklu sanıklar Yunus Göçer, Hasan Yalaz ve Onur Aldı’nın savunmaları alındı.

Göçer, hakkında yöneltilen suçlamaların ticari faaliyetleri ve kamu kurumlarıyla yaptığı sözleşmeler üzerinden değerlendirildiğini belirterek isnatları reddetti. Hasan Yalaz ise hakkında beyanda bulunan etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişiyi tanımadığını ve şirketinin iddianamede sınırlı bir bağlantı üzerinden dosyaya dahil edildiğini ifade etti.

Duruşmada Onur Aldı’nın savunmasının ardından Murat Ongun tarafından kendisine sorular yöneltildi. Soruların, Aldı’nın göreve geliş süreci ve İBB bünyesindeki çalışma ilişkileri üzerinde yoğunlaştığı görüldü.

Mahkeme, sıradaki sanık ve avukatların hazır bulunmaması nedeniyle oturumu günün erken saatlerinde sona erdirdi.

Kırk İkinci Duruşma: İstinaf Süreci ve Sonraki Aşamalar

Kırk ikinci duruşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında gerekçeli kararın taraflara tebliğ edilmesinin ardından istinaf sürecine ilişkin değerlendirmelerin ele alındığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, ilk derece yargılamasına ilişkin işlemlerin tamamlandığını ve dosyanın kanun yolu incelemelerine konu olabilecek aşamaya geldiğini belirtti.

Savunma tarafı, gerekçeli kararın hukuki dayanaklarına yönelik itirazlarını yineleyerek kararın üst mahkemeler nezdinde ayrıntılı şekilde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca, temel haklar ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde çeşitli hukuki başvuruların değerlendirildiği bilgisi paylaşıldı.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin ulaştığı sonucun dosya kapsamındaki deliller ve yasal düzenlemelerle uyumlu olduğunu savunarak, verilen kararın üst yargı mercilerince de hukuka uygun bulunacağını öne sürdü.

Duruşmada ayrıca yargı sürecinin kamuoyu tarafından yakından takip edilmeye devam ettiği ve farklı çevrelerde çeşitli değerlendirmelere konu olduğu ifade edildi. Taraf temsilcileri, hukuki sürecin yalnızca yargısal mekanizmalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Mahkeme heyeti, dosyanın ilgili mercilere gönderilmesine ilişkin işlemlerin usulüne uygun şekilde yürütüleceğini belirterek oturumu sona erdirdi.

Kırk Birinci Duruşma: Hukuki Süreç ve Değerlendirmeler

Kırk birinci duruşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında verilen önceki kararın ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin devam ettiğini belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönler içerdiğini savunarak gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca, sürecin üst yargı mercileri ve uluslararası hukuk boyutları açısından değerlendirileceği, gerekli başvuruların gündeme alınabileceği dile getirildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargılama süreci içerisinde usule ve esasa uygun şekilde tesis edildiğini savunarak, mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu ve yerinde bir hüküm teşkil ettiğini belirtti.

Duruşmada ayrıca kararın kamuoyu üzerindeki etkileri ve siyasi tartışmalara yansımaları da gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan değerlendirmelerin yargı sürecinden bağımsız ele alınması gerektiğini vurguladı.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari ve teknik işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağı bilgisini paylaşarak duruşmayı sona erdirdi.

Kırkıncı Duruşma: Sürecin Resmî Olarak Tamamlandığı Açıklandı

Kırkıncı duruşma, dava sürecine ilişkin tüm yargısal ve idari işlemlerin tamamlandığı oturum olarak kayıtlara geçti.

Mahkeme heyeti, dosyanın ulusal hukuk süreci bakımından sonuçlandığını belirterek gerekli resmî işlemlerin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, hukuki değerlendirmelerin süreceğini ifade ederken, iddia makamı verilen kararın kesin hüküm niteliği taşıdığını savundu.

Böylece dava dosyası, uzun süren yargı sürecinin ardından resmî olarak kapanmış oldu.

Otuz Dokuzuncu Duruşma: Dosyada Son İncelemeler Yapıldı

Otuz dokuzuncu duruşmada mahkeme heyeti, dosyadaki son usul işlemlerinin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, sürecin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, iddia makamı mevcut kararın hukuki geçerliliğini koruduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyanın işlem yönünden tamamlanma aşamasına geldiğini belirtti.

Otuz Sekizinci Duruşma: Sürecin Toplumsal Etkileri Tartışıldı

Otuz sekizinci duruşmada davanın kamuoyunda oluşturduğu etkiler ve siyasi yansımaları öne çıktı.

Savunma tarafı, kararın yalnızca hukuki değil toplumsal sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı yargı bağımsızlığı vurgusu yaptı.

Mahkeme heyeti, duruşmada yapılan açıklamaların dosya kapsamına ekleneceğini bildirdi.

Otuz Yedinci Duruşma: Yeni Başvuru Hazırlıkları Gündeme Geldi

Otuz yedinci duruşmada savunma tarafı, uluslararası hukuk kurumlarına yapılabilecek olası başvurulara ilişkin hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.

İddia makamı ise mevcut kararın bağlayıcı olduğunu ve yeni girişimlerin hukuki sonucu değiştirmeyeceğini savundu.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını kayıt altına aldı.

Otuz Altıncı Duruşma: Hukuki Sürecin Sonuçları Ele Alındı

Otuz altıncı duruşmada taraflar, verilen kararın hukuki sonuçlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Savunma tarafı, kararın ilerleyen süreçte farklı hukuki tartışmalara yol açabileceğini belirtirken, iddia makamı kararın kesinleşme sürecinin tamamlandığını ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyada yeni bir işlem bulunmadığını belirterek oturumu kapattı.

Otuz Beşinci Duruşma: Kamuoyundaki Tartışmalar Duruşmaya Yansıdı

Otuz beşinci duruşmada dava sürecine ilişkin kamuoyunda yapılan değerlendirmeler ve siyasi tartışmalar gündeme geldi.

Savunma avukatları, dava sürecinin toplumsal etkilerine dikkat çekerken, iddia makamı yargı sürecinin kamuoyu tartışmalarından bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, yargılamanın yalnızca hukuki çerçevede ele alınacağını vurguladı.

Otuz Dördüncü Duruşma: Dosyadaki Yeni Talepler Değerlendirildi

Otuz dördüncü duruşmada taraf avukatlarının dosyaya sunduğu ek değerlendirmeler ve yeni talepler ele alındı.

Savunma tarafı, bazı delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı mevcut kararın yeterli hukuki zemine dayandığını savundu.

Mahkeme heyeti, taleplerin incelenmesine ilişkin sürecin devam edeceğini açıkladı.

Otuz Üçüncü Duruşma: Uluslararası Başvuru İhtimali Tartışıldı

Otuz üçüncü duruşmada savunma tarafı, iç hukuk yollarının büyük ölçüde tüketildiğini belirterek uluslararası hukuk mekanizmalarının gündeme gelebileceğini ifade etti.

İddia makamı ise yargı sürecinin şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü savunarak yeni başvuru girişimlerinin sonucu değiştirmeyeceğini öne sürdü.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını dosyaya geçirerek oturumu tamamladı.

Otuz İkinci Duruşma: Gerekçeli Karar Süreci Gündeme Geldi

Otuz ikinci duruşmada, yüksek yargı tarafından açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Taraf avukatları, kararın ayrıntılı incelenmesi için ek süre talebinde bulundu.

Savunma tarafı, gerekçeli kararın bazı bölümlerinde hukuki çelişkiler bulunduğunu savunurken, iddia makamı kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini kayıt altına alarak sürecin yasal prosedür çerçevesinde devam edeceğini belirtti.

Otuz Birinci Duruşma: Kararın Ardından Hukuki Süreç Tartışıldı

Otuz birinci duruşma, yüksek yargı kararının ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin sürdüğünü belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönleri bulunduğunu savunarak, gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca sürecin uluslararası hukuk boyutunun da değerlendirileceği ve gerekli başvuruların gündeme alınabileceği belirtildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargı süreci içerisinde hukuka uygun şekilde oluştuğunu savunarak, mahkeme kararının yerinde olduğunu dile getirdi.

Duruşmada ayrıca, kararın siyasi ve toplumsal etkilerine ilişkin değerlendirmeler de gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan tartışmaların yargı sürecinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağını belirterek oturumu sonlandırdı.

Otuzuncu Duruşma: Yüksek Yargı Kararının Açıklandığı Son Oturum

Otuzuncu duruşma, temyiz sürecinin tamamlandığı ve yüksek yargı kararının açıklandığı nihai oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin tüm incelemelerin tamamlandığını belirterek kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte taraflar, sürecin hukuki değerlendirmesini yapacaklarını ifade etti. Savunma tarafı, kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde inceleyeceklerini ve gerekli görülmesi halinde uluslararası yargı yollarına başvurabileceklerini dile getirdi.

İddia makamı ise verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek sürecin tamamlandığını savundu.

Böylece dosya, ulusal yargı süreci bakımından sonuçlanırken, kararın etkileri ve olası yeni başvuru yolları kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Yirmi Dokuzuncu Duruşma: Temyiz İncelemesinde Son Aşamaya Gelindi

Yirmi dokuzuncu duruşma, temyiz incelemesinin son aşamasına yaklaşıldığını gösteren önemli bir oturum olarak kayıtlara geçti. Üst mahkemenin dosyaya ilişkin değerlendirmelerini büyük ölçüde tamamladığı ve karar aşamasına geldiği belirtildi.

Savunma tarafı, son beyanlarında bir kez daha adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyada yer alan çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal etkileri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiği dile getirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını yineleyerek, temyiz başvurusunun reddedilmesi ve alt derece mahkemelerinin kararlarının onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Duruşma sonunda, nihai kararın bir sonraki oturumda açıklanacağı belirtildi.

Yirmi Sekizinci Duruşma: Dosyanın Yüksek Yargı Gündemine Alınması

Yirmi sekizinci duruşma, dosyanın temyiz incelemesine alınması sürecine ilişkin gelişmelerin ele alındığı oturum oldu. Üst mahkeme tarafından yapılan ön incelemenin ardından dosyanın esastan incelenmesine karar verildiği bilgisi paylaşıldı.

Savunma tarafı, temyiz dilekçesinde yer alan hususları ayrıntılandırarak, özellikle hukuki değerlendirme hatalarına ve delil takdirine ilişkin itirazlarını yineledi. Ayrıca, dosyanın yalnızca teknik değil, temel haklar açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, yerel mahkeme ve istinaf kararlarının hukuka uygun olduğunu savundu.

Mahkeme sürecin bundan sonraki aşamasının tamamen yüksek yargı incelemesine bağlı olduğunu belirterek, tarafları gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Yirmi Yedinci Duruşma: Temyiz Sürecinin Başlatıldığı Oturum

Yirmi yedinci duruşma, istinaf kararının ardından dosyanın bir üst yargı merciine taşınması sürecinin resmen başladığı oturum olarak kayda geçti. Kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından savunma tarafı, daha önce işaret ettiği hukuki eksiklikleri detaylandırarak temyiz başvurusunu mahkemeye sundu.

Savunma, gerekçeli kararda yer alan değerlendirmelerin maddi gerçeği yansıtmadığını, delillerin yorumlanmasında hatalar bulunduğunu ve yargılama sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, dosyanın üst mahkeme tarafından yeniden incelenmesi talep edildi.

İddia makamı ise istinaf kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, temyiz başvurusunun reddi yönündeki görüşünü dile getirdi.

Mahkeme heyeti, temyiz başvurusunun usulüne uygun olduğunu belirterek dosyanın ilgili yüksek yargı merciine gönderilmesine karar verdi. Böylece yargılama süreci yeni bir aşamaya taşındı.

Yirmi Altıncı Duruşma: İstinaf Kararının Açıklandığı Kritik Oturum

Yirmi altıncı duruşma, istinaf sürecinin en belirleyici aşaması olarak kayda geçti. Daha önceki oturumlarda tamamlanan incelemeler, taraf beyanları ve ek raporların ardından mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin nihai kararını açıkladı.

Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, dosyanın tüm yönleriyle değerlendirildiğini ve hukuki incelemelerin tamamlandığını belirtti. Ardından, istinaf başvurularına ilişkin karar okunmaya başlandı.

Savunma tarafı, karar öncesinde son kez söz alarak önceki itirazlarını yineledi; dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini, delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve hukuki eksikliklerin sürdüğünü ifade etti. Sanıklar adına beraat talebi bir kez daha vurgulandı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son sözlerinde adil yargılanma ilkesine dikkat çekerek, verilecek kararın yalnızca mevcut delillere değil, hukukun evrensel ilkelerine de uygun olması gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını tekrar ederek, dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirtti. Bu doğrultuda, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, yapılan değerlendirmeler sonucunda istinaf başvurularına ilişkin kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte duruşma salonunda dikkat çekici bir sessizlik oluşurken, taraflar kararı hukuki çerçevede değerlendireceklerini belirtti. Savunma tarafının, kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından dosyayı temyiz yoluyla üst yargıya taşıyabileceği ifade edildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda geniş yankı uyandıran kararın, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir dönüm noktası olduğu değerlendirildi. Özellikle temyiz sürecinin açık olması, dosyanın yüksek yargı mercileri tarafından yeniden incelenmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi altıncı duruşma, böylece istinaf sürecinin sona erdiği ve yargılamanın yeni bir aşamaya taşınabileceğinin netleştiği kritik bir oturum olarak kayıtlara geçti.

Yirmi Beşinci Duruşma: Nihai Karar Aşamasında Kritik Oturum

Yirmi beşinci duruşma, istinaf sürecinde artık kararın açıklanmasının beklendiği ve yargılamanın en kritik eşiğine gelindiğini gösteren bir oturum olarak kayda geçti. Önceki duruşmalarda tamamlanan incelemeler, sunulan ek raporlar ve taraf beyanları çerçevesinde mahkeme heyeti dosyayı son kez değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki tüm itirazlarını tekrar ederek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve hukuki eksikliklerin devam ettiğini ileri sürdü. Ek raporların da bu çelişkileri ortadan kaldırmadığı vurgulanarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi talebi yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak, kararın yalnızca mevcut deliller değil, hukukun temel ilkeleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirterek, istinaf başvurularının reddi ile kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada değerlendirmelerin tamamlandığını ve karar aşamasına gelindiğini belirtti. Ancak nihai kararın yazımı ve son incelemelerin tamamlanması için ek süreye ihtiyaç duyulduğu ifade edilerek, kararın bir sonraki duruşmada açıklanacağı yönünde güçlü bir işaret verilerek oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti en üst seviyeye ulaşırken, açıklanacak istinaf kararının davanın geleceğini doğrudan belirleyeceği değerlendirildi. Kararın ardından temyiz yolunun açık olması, sürecin yüksek yargıya taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Dördüncü Duruşma: Karar Öncesi Son Değerlendirmeler

Yirmi dördüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına artık çok yaklaşıldığı bir oturum olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda istenen ek incelemeler ve tamamlanan raporlar üzerinden dosyayı kapsamlı şekilde değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki beyanlarını tekrar ederek dosyada yer alan usul ve esas yönünden eksikliklerin giderilmediğini savundu. Özellikle yeni gelen ek raporların da çelişkileri ortadan kaldırmadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve beraat yönünde hüküm kurulması talebi bir kez daha yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında yargılamanın adil ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak, dosyanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukuki bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise mevcut delil durumu ve ek raporlar ışığında ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada gelinen aşamada değerlendirmelerin büyük ölçüde tamamlandığını, taraf beyanları ve ek raporların nihai karar sürecine dahil edildiğini belirtti. Kararın açıklanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü ifade edilirken, bir sonraki duruşmanın kritik önem taşıyacağına işaret edildi ve oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklentinin daha da arttığı gözlemlenirken, istinaf mahkemesinden çıkacak kararın davanın seyri açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması, yargılamanın üst yargı aşamasına taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.