Türkiye, Rusya Ve İran’dan Doha’da “Suriye” Görüşmesi

Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 22’nci Doha Forum’u marjında, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’de gerilimi dindirmek ve soruna siyasi bir çözüm bulmak amacıyla bir araya geldi.

Suriye’de silahlı grupları destekleyen Türkiye ile Suriye yönetimi destekçileri Rusya ve İran arasındaki görüş ayrılıkları ile muhalif grupların sahadaki kazanımlarının devam ediyor olması, soruna hemen bir çözüm bulunmasını zorlaştıran bir durum olarak değerlendiriliyor.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, görüşmeyi yapıcı olarak nitelendirdi. Görüşmede sahadaki durumun ele alındığını aktaran kaynaklar, siyasi sürecin yeniden başlatılmasının önemine değinildiğini belirtti. Görüşmede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca hareket edilmesi gerektiğinin vurgulandığını ifade eden Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine destek beyan edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, üçlü görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu. Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları olarak Suriye’deki silahlı çatışmaların bir an önce sonlandırılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardıklarını söyleyen Lavrov, Moskova’nın Suriye’de “meşru muhalefet” olarak tanımladığı gruplarla Esad rejimi arasında diyalog kurulmasından yana olduğunu belirtti.

Silahlı gruplardan Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) ise ismini ne şekilde değiştirirse değiştirsin “terörist” olarak kalacağını ifade eden Lavrov, “terörist grupların” Suriye topraklarını kontrol etmesine izin verilmesinin “kabul edilemez” olduğunu söyledi. Lavrov, Suriye’deki gelişmelerin ne yönde ilerleyebileceğine ve bu ülkedeki Rus askeri üslerine ne olacağına dair soruya ise “tahminler” üzerine konuşmayacağını belirterek yanıt verdi.

Lavrov’la benzer açıklamalarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Erakçi de üçlü toplantıda Suriye’deki çatışmaların derhal durdurulması gerektiği konusunda fikir birliğine vardıklarını belirtti. Açıklamaları İran devlet medyası tarafından aktarılan Erakçi, “En önemlisi, Suriye hükümeti ve meşru muhalif gruplar arasındaki siyasi görüşmeleri başlatmak” dedi.

Astana süreci nedir?

Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de barışı konu edinen Astana toplantıları kapsamında Suriye’nin geleceği konusunda üçlü formatta düzenli görüşmeler gerçekleştiriyor.

Astana toplantıları, 2017 yılında Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde başladı. Süreç, adını ilk toplantıların düzenlendiği Kazakistan’ın başkenti Astana’dan (günümüzde Nur-Sultan olarak da biliniyor) aldı.

Bu zamana kadar toplamda 22 kez düzenlenen toplantılarından sonuncusu ise Suriye’de muhalif militanların yeniden saldırıya geçmesinden iki hafta önce Astana’da düzenlenmişti.

Bakan Fidan, 2 Aralık’ta İranlı mevkidaşı Arakçi ile Ankara’da bir araya gelmiş ve ardından düzenlenen ortak basın toplantısında İran ile koordinasyonu sürdüreceklerine vurgu yapmıştı.

Türkiye: Derin görüş ayrılıkları var

Türkiye, Rusya ve İran’ın son gelişmelere ilişkin derin görüş ayrılıkları dikkat çeken bir duruma işaret ediyor. Türkiye, olayların bu hale gelmesinin nedeni olarak Esad yönetiminin son 5 senede sağlanan çatışmasızlık ortamını muhalefetle uzlaşma sağlamak için kullanmaması ve Ankara’nın ilişkileri normalleştirme çağrılarına yanıt vermemesi olarak görüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Aralık’ta gazetecilerin sorularına yanıt verirken, Esad’a yaptığı çağrılara yanıt alamadığını bir kez daha anımsattı ve Türkiye’nin liderliğini Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) yaptığı saldırıları desteklediğini ima etti.

Erdoğan, “İdlib, Hama, Humus ve hedef tabii Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü devam ediyor. Temennimiz kazasız belasız bir şekilde Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin,” ifadelerini kullandı. Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, son saldırılar bağlamında Suriye sahasındaki statükonun değiştiği ve yeni bir uzlaşıya varılacaksa bu yeni gerçeklik üzerine inşa edilmesi düşüncesi ön plana çıkıyor.

HTŞ ve diğer muhalif grupların başlattığı sürece müdahil olmadığını, ancak Halkın Savunma Birlikleri’nin (YPG) karmaşadan yararlanıp Türkiye’ye dönük tehdit oluşturmasına izin vermeyeceğini belirten Ankara, önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması kapsamında bir siyasi çözüm olduğunu kaydediyor.

Rusya ise Türkiye’nin süreçteki etkisine vurgu yapıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde, Ankara’nın bölgedeki kapasitesine dikkat çekti ve olayların durdurulması çağrısında bulundu.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ise doğrudan Türkiye’nin rolünden bahsetmek yerine İdlib’te çatışmasızlık bölgesinin oluşmasına yol açan 2019 ve 2020 anlaşmalarını anımsattı ve bu bölgede kontrolün Türkiye’de olduğunu kaydetti.

İran ise sahadaki gelişmelerden ABD ve İsrail yönetimini sorumlu tutuyor ve Türkiye gibi bölge ülkelerine dolaylı uyarıda bulunuyor. İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Fidan ile Ankara’da yaptığı görüşmede, Suriye sahasında yaşanan son olayların komşu ülkelerin istikrarını da tehlikeye atacak türde gelişmeler olduğu uyarısında bulundu.

Rusya’ya oranla Esad yönetimine desteğini daha güçlü ifadelerle yansıtan Tahran yönetimi, Şam’a askeri olarak da destekte bulunacağını açıkladı. Suriye’de İran’a bağlı önemli sayıda milis gücü bulunuyor ancak bu grupların sahadaki mevcut çatışmaların seyrini ne kadar değiştirebileceği bilinmiyor.

İran’ın Astana Süreci toplantısında, muhalif grupların geri çekilmesi çağrısında bulunması ve mevcut Suriye yönetiminin egemenliğine saygı duyulması çağrısını yinelemesi bekleniyor.

Lavrov, görüşmede Türkiye ile Rusya arasında geçen yıllarda varılan İdlib anlaşmalarının kesin olarak uygulanması konusunu ele alacaklarını, “Çünkü Halep’i ele geçiren teröristler İdlib çatışmasızlık bölgesinden geldiler,” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Suriye’de Çöküşün Temelleri

Suriye’de Halep, Hama, Dera, Suveyda ve Kuneytra’da kontrolü ele geçiren silahlı gruplar, başkent Şam ve Humus’a doğru ilerliyor. Foreign Policy ise konuya ilişkin dikkat çeken bir analiz yayınladı.

Suriye’de çöküşün nedenlerine değinilen analizde, “Şam yönetimi ekonomik kriz, organize suçların yayılması, uluslararası ilginin azalması ve muhalefetin yeniden canlanmasıyla birleşen çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya. Hükümetin şu anki durumda bu zorlukların üstesinden gelebilmesi neredeyse imkânsız görünüyor. Bu koşullar altında, Suriye’nin geleceği her zamankinden daha belirsiz” ifadelerine yer verildi.

ABD’nin önde gelen dış politika organlarından Foreign Policy’de yer alan analizde, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) olmak üzere hükümet karşıtı silahlı grupların son bir haftadır Suriye’de kaydettikleri hızlı ilerlemenin nedenleri hem ülke içi dengeler hem de İran ve Rusya gibi yabancı müttefiklerin pozisyonları açısından değerlendirildi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre analizde öne çıkan bölümler şöyle: “Başta HTŞ olmak üzere Suriye’deki silahlı muhalif gruplardan oluşan bir koalisyon, Suriye’nin kuzeyinden kapsamlı bir harekat başlatarak Humus şehrine ulaştı ve yaklaşık 250 şehir, kasaba ve köyü kontrol altına aldı. Silahlı gruplar, yaklaşık 1 hafta içerisinde kontrol ettikleri toprakları iki katına çıkardı. Bu saldırılar sonucunda, Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep yalnızca 24 saat içinde düştü.

Bugün, Esad’ın pozisyonu her zamankinden daha kırılgan bir noktada. Müttefikleri Rusya ve İran, hükümet güçlerinin dağılmasını önlemek için ellerinden geleni yapmaya çalışsa da sahadaki gerçekler karşısında etkisiz kaldılar. Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) ekim ortasında duyurulan saldırı planları ve buna karşılık Türkiye’nin müdahalesi ve Rusya’nın hava saldırıları göz önünde bulundurulursa, bu saldırının bir sürpriz olmadığı anlaşılıyor.

Rusya’nın, son sekiz yılda Suriye ordusunu yeniden inşa etme çabalarının işe yaramadığı açıkça görüldü. Rusya’nın özel birlikler (örneğin, 25. Özel Görev Tümeni) oluşturma çabalarına rağmen, Suriye ordusu genel olarak disiplinsiz, koordinasyonsuz ve zayıf durumda. Hükümet güçlerinin askeri yapısı hem içten hem de dışarıdan parçalanmış vaziyette. Milis gruparın komutanları, rejim ordusundan daha etkili bir askeri gücü temsil eder halde. Rusya’nın orduya sağladığı tek ciddi yenilik, intihar dronları olsa da, bu teknoloji HTŞ’nin “Kataib Shaheen” (Şahin Tugayı) dron birimi tarafından etkisiz hale getirildi.

HTŞ, 2020’den bu yana askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Özellikle Asaib el-Hamra (Kızıl Birlikler) gibi özel kuvvetler benzeri birimler ve gece operasyonlarında etkili olan Saraya el-Harari (Termal Tugay) dikkat çekti. HTŞ tarafından kullanılan seyir füzeleri ve patlayıcılar, Suriye rejiminin ağır silahlarını etkisiz hale getirdi. Silahlı gruplar, keşif dronları ile rejimin savunmasını alt etti.

HTŞ taarruzu, hükümet güçlerinin Hama merkezindeki iki ayrı cepheden hızla geri çekilmesine yol açtı. Ülke genelinde, Şam yönetimine yönelik direniş yeniden başlarken, güneyde Dera, merkezde Humus ve doğuda Deyrizor gibi yerlerde hükümet güçleri büyük zorluklarla karşı karşıya. Esad’ın daha önce 2015’te yaşadığı benzer bir durum, Rusya’nın askeri müdahalesiyle çözülmüştü. Ancak bu kez, Esad’ı kurtaracak bir dış destek mevcut değil.

Çöküşün temelleri

Uluslararası toplum, yıllarca Suriye krizinin “donmuş” bir durumda olduğunu varsayarak Esad’ın zaferini kaçınılmaz görmüştü. Bu nedenle, Suriye’ye olan ilgi azaldı, diplomasi sona erdi ve kaynaklar başka küresel meselelere yönlendirildi. Arap ülkeleri, 2023’te Esad ile normalleşmeye başladı ve bazı Avrupa ülkeleri, Suriye’ye yönelik politikalarını yeniden gözden geçirdi.

Ancak Suriye’nin ekonomisi yıllardır çökmüş durumda. 2020’deki ateşkesten bu yana Suriye lirası hızla değer kaybetti; 2020’de 1 ABD doları 1,150 Suriye lirası iken, bugün 17,500 seviyelerine çıktı. İnsanlar yoksulluk sınırının altına düştü, devlet yardımları kesildi ve organize suç gelirleri halka fayda sağlamadı.

Ayrıca Suriye şu anda, dünyanın en büyük uyuşturucu üretim merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu ticaret, ülkenin güvenlik yapısını derinden etkilerken, suç ağları ve savaş lordları, meşru hükümet içindeki son birliktelik unsurlarını da yok etti.

Rusya’nın Ukrayna savaşı ve İsrail’in Ekim 2023’te İran ve vekil gruplarına yönelik saldırıları, hem Rusya’nın hem de İran’ın dikkatini Suriye’den uzaklaştırdı. 27 Kasım’da başlayan muhalefet saldırısı sırasında, Rusya, İran ve Hizbullah sahada varlık gösterse de ağır kayıplar verdi.

Şam yönetimi ekonomik kriz, organize suçların yayılması, uluslararası ilginin azalması ve muhalefetin yeniden canlanmasıyla birleşen çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya. Hükümetin şu anki durumda bu zorlukların üstesinden gelebilmesi neredeyse imkânsız görünüyor. Bu koşullar altında, Suriye’nin geleceği her zamankinden daha belirsiz.

Paylaşın

“Beşar Esad, Suriye’yi Terk Etti” İddialarına Yalanlama

Silahlı grupların başkent Şam’a yaklaşması üzerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkeyi terk ettiğine dair iddialar yalanlandı. Esad’ın Şam’da “işlerini, ulusal ve anayasal görevlerini” sürdürdüğü bildirildi.

Haber Merkezi / Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın çalışmalarını, ulusal ve anayasal görevlerini başkent Şam’da sürdürdüğünü vurguladı. Cumhurbaşkanlığından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Bazı yabancı medya organları, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Şam’dan ayrıldığı ya da şu ya da bu ülkeye yıldırım ziyaretleri yaptığı yönünde söylentiler ve yalan haberler yayınlıyor.’’

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında ayrıca, “Aslında bu araçlar daha önce de savaşın son yıllarında Suriye devletini ve toplumunu yanıltmaya ve etkilemeye yönelik girişimler modelini izlemişti’’ ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı açıklamasının devamına, ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı da Sayın Cumhurbaşkanımızın çalışmalarını, ulusal ve anayasal görevlerini başkent Şam’dan sürdürdüğünü teyit ediyor ve Cumhurbaşkanı Esad’a ilişkin tüm haber, faaliyet ve pozisyonların Cumhurbaşkanlığı platformlarından ve Suriye ulusal medyasından verildiğini vurgular’’ ifadelerini ekledi.

Suriye ordusu Humus, Dera ve Deyrizor’da kontrolü kaybetti

Öte yandan silahlı grupların Humus kentine girdiğini bildirdi. Ülkenin üçüncü büyük şehri Humus ile başkent Şam arası yaklaşık 160 kilometre. Humus’un düşmesi, Esad’a desteğin güçlü olduğu ülkenin doğu kıyısı ile Şam arasındaki bağlantının kesilmesi anlamına geliyor.

Humus, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılında Beşar Esad karşıtı büyük gösterilerin düzenlendiği kentlerden biriydi. Silahlı gruplar bu kenti “devrimin başkenti” olarak tanımlıyordu.

Silahlı grupların ayrıca, ülkenin en güneyindeki Dera bölgesinin büyük kısmında da kontrolü ele geçirdiği bildirildi. Şam’ın çeperindeki bazı mahallelerde silahlı grupların kontrolü ele aldığı haberleri geliyor. Beşar Esad’ın doğduğu Dera, 2011’de isyanın başladığı bölge olarak sembolik önem taşıyor.

Suriye ordusunun Dera’dan kısa süre önce Suriye’nin doğusundaki Deyrizor kentinde de kontrolü kaybettiği ve kentin ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolüne geçtiği bildirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen de Suriye’deki durumun “her dakika değiştiğini” söyledi. BM’nin “kritik görevlerde olmayan” personelinin Suriye’den tahliye edildiği bildirildi.

Suriye İçişleri Bakanı Muhammed El Rahmoun devlet televizyonuna açıklama yaparak, Şam çevresinde güvenlik güçlerinin “çok güçlü bir askeri hat” inşa ettiğini ve kimsenin bu hattı geçemeyeceğini söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM), yeniden başlayan iç savaşta yaklaşık 300 bin kişinin evlerini terk ettiğini duyurdu.

Paylaşın

Rusya’dan “HTŞ” Açıklaması: Kimin Desteklediği Konusunda Bilgimiz Var

ABD’li siyasi tolkşov sunucusu Tucker Carlson’a mülakat veren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’deki silahlı grupları kimin desteklediği konusunda “bazı bilgileri olduğunu” söyledi ancak detay vermedi.

Sergey Lavrov, Suriye’deki karışıklığın arkasında ABD ve İngiltere’nin olabileceğini ayrıca İsrail’in de bundan fayda sağladığını iddia etti. “Bazıları Gazze bu kadar gündemde olmasın diye İsrail’in durumu kötüleştirdiğini söylüyor. Karışık bir oyun, çok fazla aktör dahil oldu” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk ve İranlı mevkidaşlarıyla Doha’da yapacağı Suriye konulu toplantı öncesinde ABD’li siyasi tolkşov sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.

Lavrov, daha önce yapılan anlaşmaların Türkiye’ye İdlib’deki durumu kontrol altına alma ödevi verdiğini söyledi, Doha’daki toplantıda durumu netleştirmeyi umduklarını ifade etti. Halep’e yönelik saldırının başlamasının ardından Türkiye ve İran dışişleri bakanları Hakan Fidan ve Abbas Erakçi ile bir telefon görüşmesi yaptığını ve bir araya gelmeyi kararlaştırdıklarını belirtti.

Rus Bakan, “Umarım Doha’da bir araya geleceğiz. İdlib bölgesiyle ilgili anlaşmaların sıkı şekilde uygulanması için gerekenleri tartışacağız çünkü teröristlerin Halep’e doğru harekete geçtikleri yer İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ydi” dedi.

Geçmişte yapılan anlaşmaların bu bölgede sorumluluğu Türkiye’ye bıraktığını hatırlatan Lavrov şöyle konuştu:

“2019 ve 2020’de varılan anlaşmalar, Türk dostlarımızın İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde durumu kontrol etmelerini ve Heyet Tahrir Şam’ı terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhalefetten ayırmalarını öngörüyordu. Bir diğer anlaşma ise Şam’dan Halep’e uzanan M5 güzergâhının açılmasıydı, ancak şimdi burası da tamamen teröristlerin kontrolünde.”

Lavrov üç ülkenin dışişleri bakanları olarak bu konuyu ele almayı planladıklarını ayrıca Rusya, İran ve Türkiye’den askeri yetkililerin halihazırda birbirleriyle iletişim halinde olduğunu belirtti.

“İsrail dikkat dağıtmak istiyor olabilir”

Carlson’ın terör örgütü Heyet Tahrir Şam (HTŞ) militanlarını kimin desteklediği sorusuna Lavrov, “Bazı bilgilerimiz var. Ortaklarımızla bu gruplara silah ve finansman sağlama kanallarını kesmenin yollarını ele alacağız” yanıtını verdi.

Bakan Suriye’deki karışıklığın arkasında ABD ve İngiltere’nin olabileceğini ayrıca İsrail’in de bundan fayda sağladığını iddia etti. “Bazıları Gazze bu kadar gündemde olmasın diye İsrail’in durumu kötüleştirdiğini söylüyor. Karışık bir oyun, çok fazla aktör dahil oldu” dedi.

Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının 7 Aralık’ta Astana formatı kapsamında Doha’da bir araya gelmeleri bekleniyor. Bakanların, aynı tarihte düzenlenen 22. Doha Forumu’na katılmak üzere Katar’ın başkentinde olmaları planlanmıştı. Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla Suriye konulu ilk üçlü zirve 23 Ocak 2017’de Kazakistan’ın Astana kentinde yapılmıştı, bu nedenle izleyen toplantılar da “Astana formatı” olarak adlandırıldı.

Halep’in ardından daha güneydeki Hama kentini de ele geçiren muhalifler, başkent Şam’a giden yol üzerindeki son büyük yerleşim yeri Humus’a doğru ilerleyişini sürdürüyor. Amerikan CNN yayınına katılan HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani hedeflerinin “Beşar Esad yönetimini devirmek olduğunu” söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye Ordusu Çekildi; Silahlı Gruplar Hama’da

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı gruplar Suriye yönetiminin kontrolündeki Hama kentine girdiklerini duyurdu. Hama daha güneydeki bir diğer önemli kent olan Humus’a uzanan yol üzerinde.

Haber Merkezi / Suriye ordusundan yapılan açıklamada, “Son birkaç saat içinde, askerlerimiz ve terörist gruplar arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasıyla… bu gruplar şehirdeki bazı eksenleri aşarak şehre girmeyi başardılar” denildi. Kentte konuşlu askeri birliklerin şehir dışına yeniden konuşlandırıldığı belirtildi.

Silahlı gruplar “Hama’ya girdik” açıklamasından önce Suriye devlet medyası “ordunun isyancıları püskürttüğünü” aktarmıştı.

Silahlı gruplar, 27 Kasım’da başlattıkları saldırılarla birlikte hızla ilerleyerek Suriye’nin ikinci büyük kenti ve ekonomik başkenti Halep’in kontrolünü büyük ölçüde ele geçirmişti.

Birleşmiş Milletler (BM), İdlib ve Halep’in kuzeyindeki son çatışmalar nedeniyle 115 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), hem devlet yanlısı hem de silahlı unsurların sivillere karşı ciddi insan hakları ihlalleri yapabileceği uyarısında bulundu.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ), 2011 yılında El Kaide’ye doğrudan bağlı olarak Nusra Cephesi adı altında kuruldu. IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) lideri Ebu Bekir el-Bağdadi de kuruluşunda yer aldı.

Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı savaşan silahlı gruplar arasında en etkililerden biri olarak görülüyordu. Ancak cihatçı ideolojisi nedeniyle o zamanlar Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altındaki ana isyancı koalisyonla anlaşmazlık halindeydi.

2016’da grubun lideri Ebu Muhammed Colani, El Kaide ile saflarını açıkça ayırdı, Nusra Cephesi’ni feshetti ve bir yıl sonra benzer birkaç grupla birleşerek Heyet Tahrir Şam adını alan yeni bir örgüt kurdu.

Paylaşın

Suriye’de “Tarih Tekerrür Edebilir” Uyarısı

Suriye’deki son gelişmeleri değerlendiren Uluslararası Kriz Grubu (ICC) kıdemli analisti Nanar Hawach, “tarih tekerrür edebilir” uyarısında bulundu. Türkiye İslamcı muhalifleri desteklerken ABD, SDG’yi destekliyor. Esad rejiminin en büyük destekçileri ise Rusya ve İran.

Silahlı grupların Suriye’nin en büyük ikinci kenti olan Halep’i ele geçirmelerinin yankıları sürüyor. 2016 yılından bu yana muhalif grupların rejime karşı başlattıkları en büyük saldırının Suriye iç savaşını yeniden alevlendirdiği, isyancıların Halep’ten sonra yöneldikleri Hama ve Tel Rıfat’ta çatışmaların sürdüğü, silahlı muhaliflerin bir sonraki durağının Şam olabileceği bildiriliyor.

Güvenlik uzmanları, Esad rejiminin karşı saldırı hazırlıkları yaptığına dikkat çekerek önümüzdeki günlerde çatışmaların daha da şiddetlenebileceği öngörüsünde bulunurken gelişmelerin Türkiye’nin de müdahil olduğu bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyebileceği endişesini dile getiriyorlar.

Suriye, 13 yıldır çok farklı silahlı grupların güç mücadelesine sahne oluyor. Bunlar arasında radikal cihatçı gruplar, Batı medyasında “Erdoğan’ın müttefiki” olarak adlandırılan İslamcılar ve ayrıca ABD destekli, ana omurgasını PKK’nın Suriye uzantısı olarak görülen YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gibi oluşumlar bulunuyor.

Suriye’nin geleceğine dair tasavvurları çok farklı olsa da bu gruplar ortak bir hedefi paylaşıyor, Beşar Esad diktatörlüğünün sona ermesini istiyorlar.

Bu nedenle muhalif grupların oluşturduğu ve Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) öncülük ettiği ittifakın geçen hafta başlattığı saldırılarda Halep’i ele geçirmesi, son yıllarda gücünü yeniden konsolide ettiği ve uluslararası meşruiyetini de yeniden tesis etmekte olduğu düşünülen Beşar Esad üzerinde adeta darbe etkisi yarattı.

İran ve Rusya’nın desteği sayesinde 13 yıldır Esad rejiminin yıkılmasını önleyen Suriye ordusu, muhalif grupların saldırılarına hazırlıksız yakalanmış görünüyor.

Beşar Esad’a meydan okuyan ittifaka öncülük eden HTŞ kim?

El Kaide kökenli HTŞ, yaklaşık 30 bin savaşçısıyla bölgedeki en etkili silahlı güç konumunda ve cihatçı bir yapı olarak Suriye topraklarındaki hakimiyetini genişletmesi endişelere yol açıyor. İlk ismi El Nusra Cephesi olan bu yapı, El Kaide’nin Suriye kolu olarak Ebu Muhammed Colani tarafından kuruldu.

IŞİD ile kıyasıya bir rekabet içine girerek bölgede güçlenen, daha sonra Esad’a yardıma yetişen İran ve Rusya’nın bu yapıyı hedef alması sonucunda İdlib’e çekilmek zorunda kalan bu yapının lideri Ebu Muhammed Colani, 2016 yılında El Kaide ile ilişkilerini sonlandırdıklarını açıkladı, 2017 yılında da HTŞ’yi kurduğunu ilan etti.

HTŞ, Suriye’nin “son muhalif kalesi” haline gelen İdlib bölgesini kontrol ediyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre bu bölge iç savaştan kaçan, yerinden edilmiş yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Hem ABD hem Türkiye’nin terör örgütleri listesinde yer alan HTŞ, son yıllarda cihatçı örgüt imajını daha ılımlı bir çizgiye dönüştürme çabasında.

HTŞ, El Kaide’nin küresel cihatçı yönelimi yerine odağının Suriye olduğunu, Suriye’de İslami bir yönetim istediğini ancak diğer dinlere de saygılı olduğunu savunuyor. Hatta Halep’i ele geçirdikten sonra HTŞ, kentteki kiliseler de dahil olmak üzere kültürel ve dini mekanları koruyacaklarını, diğer dinlere mensup olan kent halkına saygılı olunacağını duyurdu.

Esad rejiminin, İran ve Rusya’nın desteğini alarak HTŞ’nin Halep hamlesine İdlib’i yoğun bir karşı saldırı ile hedef alma ihtimali, sadece Türkiye için değil AB içinde endişe oluşturuyor. Bunun bu bölgede yaşayan milyonlarca yerinden edilmiş Suriyelileri harekete geçirerek Türkiye’ye ve daha sonra da Avrupa’ya yeni bir mülteci dalgasını tetiklemesinden endişe ediliyor.

Türkiye, Rusya ve İran arasındaki Astana Süreci uyarınca aslında Ankara İdlib’i silahsızlandırma sorumluluğunu üstlenmişti. Ancak mevcut gelişmeler, HTŞ’nin son yıllarda İdlib’deki hakimiyetini muhalif güçleri Esad’a yeni bir isyana hazır hale getirmek için kullandığı izlenimini güçlendirdi.

Halep’in ele geçirilmiş olunması, HTŞ’ye Suriyeli muhalifler nezdinde “kurtarıcı” ünvanını kazandırdı. Ancak uzmanlara göre bundan sonra ilerleme kaydedip kaydetmeyeceği büyük ölçüde öncülük ettiği ittifakın muhafazasına bağlı.

Suriye Milli Ordusu (SMO), büyük ölçüde Türkiye tarafından desteklenen farkı İslami ve İslamcı milisin oluşturduğu gevşek bir koalisyon olarak nitelendiriliyor. Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları geçmişte SMO savaşçılarını Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgelerde yargısız infaz, dayak, tecavüz, adam kaçırma ve yağmalama gibi ihlallerde bulunmakla suçlamıştı.

Türk hükümeti, Türkiye’nin Halep’te yaşanan çatışmalara taraf olmadığını söylese de Türk basınında Halep Kalesi’nde asılan Türk bayrağı için “Tarih tekerrür etti: Halep Kalesi’nde Türk bayrağı dalgalandı” ve “Halep Kalesi’nde 76 yıl sonra Türk bayrağı” gibi başlıkların atılması dikkat çekti.

Uluslararası basın, SMO’nun Halep operasyonuna katıldığı, hatta SMO’nun Halep’teki bir askeri havalimanını ele geçirdiği bilgisinin Türk basını tarafından duyurulduğuna dikkat çekmekle birlikte, Türkiye destekli bu yapının asıl hedefinin Şam’daki Esad rejimi değil, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olduğuna işaret ediyor.

SMO’nun, Halep saldırısıyla eşgüdümlü olarak SDG’nin kontrolü altındaki Tel Rıfat’ı hedef aldığı, operasyonun adının da “Özgürlük Şafağı” olduğu bildiriliyor.

Ankara’ya göre muhaliflerin Halep operasyonuyla birlikte Esad rejimi SDG’den destek istedi, kendi kontrolü altındaki belli bölgeleri bu yapıya devretmeye başladı, SMO ise “Özgürlük Şafağı operasyonuyla bu planı bozdu”, Tel Rıfat’ın ilçe merkezini kontrolü altına aldı. SDG ise SMO’nun operasyonunun arkasında olduğunu iddia ettiği Türkiye’yi “tüm Suriye’yi işgal etmeyi hedeflemekle” suçluyor.

Kürtler, Suriye iç savaşının kazananı olarak görülüyor, PKK da Suriye uzantısı PYD ve askeri kolu YPG sayesinde Suriye’nin kuzeydoğusunu kontrolü altına almayı başaran aktör olarak nitelendiriliyor.

Aslında PKK sadece Türkiye tarafından değil, AB ve ABD tarafından da terör örgütü olarak sınıflandırılıyor. Ancak YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG, IŞİD ile mücadelede sergilediği işbirliği sayesinde ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki haline geldi ve bu yapı Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol ediyor.

Türkiye ise bu SDG’nin sınırlarındaki varlığını ulusal güvenliğine bir tehdit olarak algıladığını söylüyor.

SDG’nin Esad rejimi ile işbirliği yaptığı iddiaları gündemdeki yerini koruyor. Uzmanlar, HTŞ’nin ilerleyişini sürdürmesi halinde bir gün Türkiye destekli SMO ile birlikte SDG’yi hedef alma ihtimalinin dışlanamayacağına dikkat çekiyor. SDG’nin bu endişe nedeniyle Esad rejimi ile diyaloğunu koparmadığı, kazanımlarını kaybetmemeye odaklandığı belirtiliyor.

Uluslararası Kriz Grubu (ICC) kıdemli analisti Nanar Hawach, Suriye’deki son gelişmeleri değerlendirirken “tarih tekerrür edebilir” uyarısında bulundu.

Suriye’de demokrasi yanlısı güçlerin 2011 yılında mücadelelerini başlattıklarında önce ilerleme kaydettiklerini, ancak daha sonra Rusya ve İran’ın Esad güçlerine desteğini artırmasının ardından rejimin Hama’daki saldırıyı durdurmayı başardığını anımsatan Hawach, bunu izleyen yıllarda Esad’ın muhalifleri hedef aldığı sayısız hava saldırıları sonucunda rejim birliklerinin ülkenin yaklaşık yüzde 75’inde kontrolü yeniden ele geçirdiğini söyledi.

DW Türkçe’ye konuşan Hawach, “Pazar günü, Hama’ya yoğun hükümet destek takviyesi ulaştı ve HTŞ’yi kuzeye doğru itmeye, bazı kasaba ve köyleri geri almaya başladılar” dedi. ICC kıdemli uzmanına göre Esad rejimi büyük bir karşı saldırı başlatmak üzere ve önümüzdeki birkaç hafta ya da ay boyunca Suriye’de yüksek yoğunluklu bir iç savaş yeniden başlayacak.

BM kuruluşlarına danışmanlık yapan Ortadoğu analisti Lorenzo Trombetta ise “Suriye’deki Türkiye yanlısı cihatçı isyancıların İsrail ile Hizbullah arasında ateşkesin yürürlüğe girmesinin hemen ardından saldırıya geçmesi tesadüf değil” diyor.

Bölge ülkelerinde Türkiye İslamcı muhalifleri desteklerken ABD, SDG’yi destekliyor. Esad rejiminin en büyük destekçileri ise Rusya ve İran.

Aralarında ABD ve Almanya’nın da bulunduğu birçok ülke tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan, Avrupa Birliği’nin (AB) ise silahlı kanadını terörist grup olarak sınıflandırdığı Hizbullah, İran tarafından finanse ediliyor, donatılıyor ve eğitiliyor. Ancak Lübnan’da İsrail ile çatışmalar nedeniyle Hizbullah zayıflamış durumda. Bu nedenle Esad’a desteği de zayıfladı.

Yine İran’ın savunması da son zamanlarda İsrail tarafından zayıflatıldı. Ayrıca İsrail Suriye içindeki İran üslerine yönelik saldırılarını arttırdı ve Lübnan ile Suriye arasındaki ikmal yollarını kesti. Bu arada Suriye’nin diğer kilit müttefiki Rusya da Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşla meşgul. Ancak Rusya, Ukrayna savaşına rağmen Suriye’yi desteklemeye devam edeceğini duyurdu.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov bir basın toplantısında “Rusya’nın elbette Beşar Esad’ı desteklemeye devam edeceğini” söyledi, Moskova’nın “durumu istikrara kavuşturmak için neyin gerekli olduğuna dair bir pozisyon belirleyeceğini” de sözlerine ekledi.

İran da Kremlin gibi Esad’a destek açıkladı. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan telefonda görüştüğü Esad’a isyanı bastırmak için gerekti desteği verme güvencesini verdi.

Paylaşın

Esad’dan Yeni Açıklama: Bölge Haritası Yeniden Çizilmek İsteniyor

Silahlı grupların başlattığı saldırıları değerlendiren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “Terörist tırmandırma, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor” dedi.

Kaide’nin Suriye kolu Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların İdlib’den hızla ilerleyerek Halep’i ele geçirmesinin, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun da bu süreçte Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat’ı ana omurgasını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) almasının yankıları sürüyor.

Saldırıların başlamasından bu yana bir dizi diplomatik temasta bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, son olarak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la telefonda görüştü.

Beşar Esad, Pezeşkiyan’la görüşmesinde şu ifadeleri kullandı: “Terörist tırmandırma, bölgeyi bölme, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor.”

Esad’ın görüşmede, “bu durumun, Suriye ile ordusunun ülkenin bütün topraklarında terörizme karşı koyup ortadan kaldırma kararlığını kesinlikle etkilemeyeceğini” vurguladığı belirtildi.

Pezeşkiyan ise Suriye’nin birliğini ve istikrarını hedef alma amaçlı tüm girişimleri reddettiğini söyledi; Suriye’nin istikrarının hedef alınmasının bölgenin istikrarını da etkilediğinin altını çizdi.

İran Cumhurbaşkanı, “ABD’nin ve Siyonistlerin bölge ülkeleri ve halklarını hedef alma konusundaki amaçlarının açık olduğunu” belirterek, “İran’ın, terörü ortadan kaldırmak ve destekçilerinin hedeflerini engellemek için Suriye’ye her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu” vurguladı.

Rusya: Esat’ı hala destekliyoruz

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Beşar Esat’ı desteklemeye devam ediyoruz. Temaslar uygun seviyelerde devam ediyor” dedi. Peskov, “Durumu analiz ediyoruz ve durumu istikrara kavuşturmak için nelerin gerekli olduğu konusunda bir pozisyon oluşturulacak” ifadesini kullandı.

Fransa, İngiltere, Almanya ve ABD hükümetleri, 27 Kasım’dan bu yana çatışmaların sürdüğü Suriye’deki duruma ilişkin ortak bir yazılı açıklama yaptı.

Suriye’deki gelişmelerin yakından izlendiği belirtilen açıklamada, sivil halkın yeniden yerinden edilmesinin ve insani yardımların aksamasının önlenmesi için tüm taraflara gerginliğin düşürülmesi ve sivillerle altyapıların korunması çağrısı yapıldı.

Suriye’deki tırmanışın, çatışmaya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararına uygun olarak Suriye’nin liderliğinde siyasi bir çözüm getirilmesinin aciliyetini vurguladığı da belirtildi.

İran destekli Iraklı milislerin, Suriye’de Halep’i ele geçiren silahlı grupların sürpriz ilerleyişine karşı hükümetin karşı saldırısına destek vermek üzere Suriye’de konuşlandıkları bildirildi.

İsminin açıklanmasını istemeyen Iraklı bir milis yetkilisi, şu anda Suriye’de bulunan Tahran destekli Iraklı milislerin harekete geçtiğini, ayrıca ilave güçlerin Esat hükümeti ve ordusunu desteklemek üzere sınırı geçtiğini söyledi.

İngiltere merkezli muhalif savaş gözlemcisi Suriye İnsan Hakları İzleme örgütüne göre, 200 kadar Iraklı milis pikaplarla gece boyunca stratejik Bou Kamal sınır kapısından Suriye’ye girdi.

Örgüt, bu milislerin Suriye ordusunun silahlı gruplara karşı yürüttüğü geri püskürtme harekatına destek vermek üzere Halep’te konuşlanmalarının beklendiğini kaydetti.

Suriyeli Kürtlerin durumu zor

Muhaliflerin başarılı operasyonu ile birlikte Türkiye tarafından desteklenen gruplar, Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgelere egemen olan, derin bir düşmanlık besledikleri Kürtlere karşı da saldırıya geçti.

Halep’in 30 kilometre kuzeyinde, Türkiye sınırına oldukça yakın bir bölgede yer alan Tel Rıfat kasabasının, Pazar günü yaşanan ağır çatışmaların ardından Türkiye yanlısı milislerin kontrolüne geçtiği bildiriliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Tel Rıfat ile birlikte iki yerleşim yerinin daha söz konusu milisler tarafından ele geçirildiğini ve bölgede yaşayan yaklaşık 200 bin Kürdün kendilerine katliam yapılacağı korkusu içinde olduklarını öne sürdü.

Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeyinde büyük bir bölgeyi hâkimiyetinde bulunduruyor.

Ankara ise sınırındaki söz konusu Kürt silahlı gruplarının etkisini uzun süredir azaltmaya çalışıyor. ABD, YPG’yi IŞİD’e karşı mücadelede müttefik olarak görürken Türkiye söz konusu örgütü terörist olarak nitelendiriyor.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Suriye” Uyarısı

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı.

Geir Pedersen, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Suriye’nin kuzeyinde Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve müttefiki silahlı grupların Halep’te kontrolü sağladığının bildirilmesinin ardından kentin güneyine doğru ilerleyişi uluslararası düzeyde kaygıyı artırdı.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’de barışın sağlanması için gereken çabanın gösterilememesi nedeniyle bölgede şiddetin yeniden tırmandığını kaydetti. Pedersen yaptığı yazılı açıklamada, bugün Suriye’de görülen durumun bölgede siyasi sürecin başlatılması konusunda “kolektif başarısızlığın bir göstergesi” olduğunu vurguladı.

Geçmişte gerginliğin tırmanabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlatan Pedersen, “Yaklaşık 14 yıldır savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkede yaşanan son gelişmeler siviller için ciddi riskler oluşturmakta, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi sonuçlar barındırmaktadır” ifadelerini kullandı. Norveçli diplomat, Suriye’de savaşan taraflara müzakere masasına oturma çağrısı yaptı.

Öte yandan Türkiye de Suriye’deki gelişmelere ilişkin diplomatik temaslarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde de Suriye’deki gelişmeler ele alındı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgilere göre, Bakan Fidan görüşmede, “Türkiye’nin bölgede istikrarsızlığı artıracak her türlü gelişmeye karşı olduğunu bu çerçevede Suriye’deki gerginliğin azaltılmasından yana” olduğunu söyledi. “Suriye’de barış ve huzurun tesisi için rejim ile muhalefet arasındaki siyasi sürecin sonuçlanması gerektiğini” ifade eden Bakan Fidan, Türkiye’ye ve Suriyeli sivillere dönük “terör faaliyetlerine” asla izin vermeyeceğini vurguladı.

Bakan Fidan dün de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Lübnan Başbakanı Necip Mikati ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirmiş, Dışişleri kaynakları görüşmelerde Suriye’deki durumun ele alındığını belirtmişti.

“Esad’a bağlı güçler Halep’in kontrolünü kaybetti”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Beşar Esad hükümetine bağlı güçlerin Halep’te kontrolü tamamen kaybettiğini bildirdi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdül Rahman, “Kürt güçlerin kontrolündeki mahalleler hariç, Heyet Tahrir Şam ve müttefiki cihatçı isyancıların Halep’te kontrolü sağladığını” belirtti. Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Rahman, bölgede çatışmaların başladığı 2012 yılından bu yana ilk kez rejime bağlı güçlerin Halep’in kontrolünü kaybettiğini ifade etti.

Suriye ordusunun pazar günü takviye kuvvet göndererek, HTŞ ve müttefiki isyancıların Hama’nın kuzeyinde daha fazla ilerlemesini engellediği belirtiliyor. Devlete bağlı haber ajansı Sana’nın aktardığına göre, Esad Pazar günü yaptığı açıklamada isyancılara karşı güçlü bir askeri yanıt verileceğini bildirdi. Esad, ordusunun “terörizmi ezeceğini ve yok edeceğini” belirtti.

Silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren, yaygın olarak Beyaz Baretliler adıyla bilinen “Suriye Sivil Savunması” kuruluşunun verdiği bilgilere göre Suriye ordusu dün gece Hama vilayeti ile Halep’in 65 kilometre güneydoğusundaki bölgeye hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda, dört sivilin öldüğü, 54 kişinin de yaralandığı kaydedildi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de hükümete bağlı takviye birliklerin Hama’nın kuzeyindeki bölgelerde “güçlü bir savunma hattı” oluşturduğunu belirtti. Gözlemevi ile Suriye devlet televizyonu El İkbariye ise bölgede Rusya’nın da hem İdlib’de hem Hama’da hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Gözlemevi, gece boyunca ve pazar sabahı Rus hava kuvvetlerine ait uçakların bölgede düzenlediği saldırılarda en az bir kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını aktardı. İran da Esad’a desteğini bildirdi. Pazar günü başkent Şam’da temaslarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Suriye ordusunun “terörist grupları yeniden yeneceğine” emin olduğunu belirtti.

HTŞ ile birlikte müttefiki silahlı güçler 27 Kasım Çarşamba günü Suriye hükümetine bağlı birliklere karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmıştı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verdiği bilgilere göre, 2020 yılından bu yana bölgede yaşanan en şiddetli çatışmalarda aralarında 44 sivilin de bulunduğu 320’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’te, 2012 yılından 2016’ya kadar Beşar Esad hükümetine bağlı birlikler, aralarında İslamcıların da bulunduğu silahlı gruplar ve IŞİD arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Hükümete bağlı güçler 2016 yılında Rusya’nın havadan verdiği bombardıman desteği ile Halep’te kontrolü yeniden sağlamıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye Devlet Başkanı Esad: Teröristleri Ve Destekçilerini Yeneceğiz

Halep’in büyük bölümünün isyancıların eline geçmesinin ardından açıklama yapan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesinin “tüm teröristleri ve destekçilerini” yenebileceğini söyledi.

Haber Merkezi / Beşar Esad’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed el Nahyan’la yaptığı telefon görüşmesi sonrası bürosundan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Suriye, tüm teröristler ve destekçileri karşısında istikrarını ve toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmektedir. Müttefiklerinin ve dostlarının yardımıyla terör saldırıları ne kadar yoğun olursa olsun onları yenme ve ortadan kaldırma kapasitesine sahiptir.”

Suriye ordusu, Halep şehrinde silahlı gruplar karşısında verilen kayıpların ardından şehirden çekildi. Suriyeli yetkililer, ordunun büyük bir saldırıya hazırlanmak üzere geri çekildiğini ifade ediyor.

Suriye ordusundan yapılan açıklamada, silahlı grupların çok sayıda ve farklı yönlerden saldırdığı belirtilerek, “silahlı kuvvetlerimiz saldırıyı püskürtmek, sivillerin ve askerlerin hayatını korumak ve karşı saldırıya hazırlanmak için savunma hatlarını güçlendirmeyi amaçlayan bir yeniden konuşlanma operasyonu gerçekleştirdi” denildi.

Hayat Tahrir El Şam grubunun öncülük ettiği beklenmedik saldırı, Suriye iç savaşının 2020’den bu yana büyük ölçüde sakin olan cephelerini sarsarak parçalanmış ülkenin, Türkiye sınırına yakın bir köşesindeki çatışmaları yeniden alevlendirdi. Suriye ordusu, devlet otoritesini yeniden tesis etmek için karşı saldırıya hazırlandığını açıkladı.

Silahlı grupların ilerleyişini doğrulayan Suriye ordu komutanlığı, isyancıların Rusya ve İran destekli hükümet güçlerinin sekiz yıl önce isyancıları sürmesinden bu yana tam devlet kontrolü altında olan Halep şehrinin büyük bölümüne girdiğini duyurdu.

Halep’ten gelen görüntülerde bir grup gece şehre girdikten sonra şehrin Saadallah el-Cabiri Meydanı’nda toplandığı görülüyor. Bir başka grubun da şehrin merkezindeki Esad ailesine ait bir heykeli yıktıkları görüldü.

Buna karşın Suriye ordusu, bombardımanın silahlı grupların sabit mevziler kurmasını engellediğini söyledi. Açıklamada, silahlı grupları kovma ve tüm şehir ve kırsalında rejimin kontrolünü yeniden sağlama sözü verildi.

İki kaynaksa, silahlı grupların İdlib vilayetindeki Meraat El Numan kentini de ele geçirerek tüm vilayeti kontrolleri altına aldıklarını ve bunun Suriye lider Beşar Esad’a önemli bir darbe daha vuracağını ileri sürdü. Suriyeli iki askeri kaynak da Rus ve Suriye savaş uçaklarının Halep’in bir banliyösünde silahlı grupları hedef aldığını söyledi.

Rusya, Türkiye ve İran devrede

Suriye’nin önemli destekçilerinden Moskova’dan yapılan açıklamada Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Suriye’deki durumla ilgili İran ve Türkiye dışişleri bakanları ile telefonda görüştüğü bildirildi. Rusya Dışişleri, Lavrov’un görüşmelerde Suriye’deki çatışmaların “tehlikeli bir şekilde tırmanmasından” duyduğu endişeyi dile getirdiğini aktardı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yanı sıra Lübnan Başbakanı Necip Mikati ve Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el Sani ile de ayrı ayrı telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Suriye’nin diğer önemli destekçisi İran da Suriye’deki son gelişmeler dikkatle izleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Pazar günü Şam’a bir ziyaret gerçekleştireceğini açıkladı. Arakçi’nin Pazartesi günü de Türkiye’yi ziyaret edeceği bildirildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 2 Aralık 2024 tarihinde ülkemize bir ziyaret gerçekleşecektir” ifadeleri kullanıldı.

Halep’i hangi silahlı grup ele geçiriyor?

Halep, 2016’da Suriye hükümet güçlerinin Rusya, İran ve müttefiklerinin desteğiyle zorlu bir harekata girişmesinin ardından silahlı grupların doğu mahallelerinden çıkarmasından bu yana çatışmaya sahne olmamıştı.

Bu haftaki çatışmalar, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların son yıllardaki en büyük ilerlemesi oldu. Aynı zamanda hükümet güçlerinin daha önce muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri ele geçirdiği 2020’den bu yana Kuzeybatı Suriye’deki en yoğun çatışma niteliğinde.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşmiş Milletler (BM), Halep saldırısını yöneten HTŞ’yi uzun zamandır terör örgütü olarak tanımlıyor. HTŞ’nin lideri Ebu Muhammed Golani, 2011’de başlayan Suriye savaşının ilk aylarında El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra cephesinin lideriydi.

IŞİD’in lideri Ebu Bekir El Bağdadi’ye yakınlığıyla bilinen Golani, El Nusra’nın IŞİD’e bağlanmasını kabul etmemişti. Daha sonra 2015’te Rusya-İran-Türkiye arasında yapılan Astana görüşmelerinden faydalanarak El Kaide ve IŞİD’den tamamen kopmuş, İdlib’de kendi emirliğini kurmuştu.

2017’de diğer silahlı gruplarla birleşerek gücünü artıran örgüt, İdlib’in kontrolünü ele geçirmişti. Golani burada ekonomik ve siyasi bir düzen kurmaya çalışırken, bölgedeki bazı aşırılıkçı gruplara da baskı yapmış ve giderek kendisini diğer dinlerin koruyucusu olarak göstermeye çalışmıştı. Buna geçen yıl İdlib şehrinde yıllar sonra yapılan ilk Hristiyan ayinine izin verilmesi de dahil.

AP haber ajansına konuşan araştırmacı Aaron Zelin, Golani ve HTŞ’nin son yıllarda kendini yeniden inşa etmeye çalıştığını, bölgelerinde sivil yönetimi ve askeri eylemi teşvik etmeye odaklandığını belirtiyor.

HTŞ liderliğindeki son saldırı İdlib’de başladı ve Halep’in güneyinde ve batısındaki köy ve kasabalara ilerledi. Lübnan’dan militanları ve Irak ile İranlı komutanları da içeren hükümet güçleri dağılmış gibi görünürken, geride tanklar, insansız hava araçları (İHA) ve uçaksavar sistemleri gibi silahlar bıraktı.

Semafor’a konuşan Suriye uzmanı Charles Lister’a göre, Golani’nin militanları DA gece görüş dürbünleri ve İHA’larla donatılmıştı. Yayınlanan bir videoda Golani’nin bir komuta merkezinden operasyonları denetlediği görüldü. Golani’nin talimatları İngilizce ve Arapça yayınlandı.

Halep’in içinden canlı yayın yapan Suriyeli muhalif bir kanalın aktardığına göre, ilerlemenin hızı Halep sakinleri için bir şok etkisi yarattı ve hatta HTŞ militanları bile “şaşkına döndü.” Yorumcular, HTŞ militanlarının artık daha iyi eğitimli, daha iyi silahlanmış olduğunu ve daha koordineli hareket ettiklerini söylüyor.

Syria Direct’e göre son saldırılarda dikkat çeken bir diğer unsur, silahlı grupların daha önce kontrol ettikleri ve kaybettikleri bölgelerin sınırlarında durmaması. Militanlar, 2016’daki Halep savaşında veya 2020’deki Rusya destekli operasyonlarda kaybettikleri bölgelerin de ötesine geçti.

Militanlar, Halep’in batı mahalleleri de dahil olmak üzere, daha önce hiçbir zaman kontrol edemedikleri bölgeleri ele geçirdiklerini söylüyor.

Paylaşın

Suriye Ordusu, Karşı Saldırıya Hazırlanmak İçin Halep’ten Çekildi

Suriye ordusu, karşı saldırı hazırlamak amacıyla Halep’teki birliklerin “geçici olarak çekileceğini” duyurdu. Ordu, son birkaç günde Halep ve İdlib’de yaşanan şiddetli çatışmalarda onlarca askerin öldürüldüğünü veya yaralandığını ekledi.

Haber Merkezi / İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), muhalif cihatçı grup Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve müttefiklerinin ülkenin ikinci büyük şehri Halep’in “büyük bölümünün” kontrolünü sağladığını öne sürdü.

SOHR, Rusya’nın 2016’dan bu yana ilk kez Cumartesi gecesi Halep’in bazı bölgelerine hava saldırıları düzenlediğini de kaydetti. Gözlemci grup, 29 Kasım’da muhalif güçlerin Halep’e bubi tuzaklı iki arabayı patlatarak girdiğini bildirmişti.

SOHR, bu güçlerin Cuma günü 50’den fazla kasaba ve köyün kontrolünü ele geçirdiğini aktarmıştı.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon (OCHA) Suriye Ofisi, 14 bin kişinin yerinden edildiğini belirterek, “durumun giderek kötüleştiğini”  vurguladı. Sivil kayıplar olduğu, ancak sayının bilinmediği bildirilirken, altyapı hasarı ve güvenlik endişeleri nedeniyle bazı insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerini geçici olarak askıya aldığı da kaydedildi.

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep, cihatçı grupların kalesi olan İdlib kentine sınır ve İdlib’in büyük  kısmı HTŞ tarafından kontrol ediliyor. Ayrıca sınır bölgedeki Hama ve Lazkiye de HTŞ’nin kontrolü altında bulunuyor.

Halep 2016’da dönüm noktası

2016’daki Halep savaşı, 2011’de Beşar Esat yönetimine karşı başlayan protestoların tam kapsamlı bir savaşa dönüşmesinden bu yana Suriye hükümet güçleri ile muhalif savaşçılar arasındaki savaşta bir dönüm noktası olmuştu.

Rusya, İran ve müttefikleri, o yıl Suriye hükümet güçlerinin haftalarca süren zorlu bir askeri harekat ve kuşatmanın ardından Halep’in tamamının kontrolünü geri almasına yardımcı olmuştu.

Bazı muhalif güçlerin başlıca destekçisi olan Türkiye, kuzeybatı Suriye’nin bazı bölgelerinde askeri varlığa sahip. Ayrıca büyük ölçüde Suriye’nin doğusunda ABD, IŞİD militanlarıyla savaşan Suriye Kürt güçlerini destekliyor.

İç savaşta en az 500 bin kişi hayatını kaybetti

2011 yılında, hükümete karşı düzenlenen protestoların, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılmasının ardından başlayan iç savaşta bugüne dek 500 binden fazla kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de göç etmek zorunda kaldı. Aralarında Esad’ın müttefiki olan Rusya, İran ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da bulunduğu pek çok yabancı güç de savaşa fiilen katıldı.

El Kaide terör ağına bağlı HTŞ, Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında, aralarında İdlib ve Halep’in de bulunduğu pek çok bölgeyi kontrolü altında tutuyor.

Türkiye ile Rusya’nın arabuluculuğunda, 2020’de İdlib’de sağlanan ateşkese, bugüne dek zaman zaman ihlal edilmiş olsa da, taraflarca büyük oranda uyulmuştu. 2015 yılında Suriye İç Savaşı’na müdahale eden Rusya, savaşın seyrini Beşar Esad yönetimi lehine değiştirmişti.

Türkiye’den açıklama

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Cuma günü sosyal medya platformu sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. “Sınırımızın sıfır noktasında bulunan İdlip ve mücavir bölgede sükunetin muhafazası ülkemiz açısından öncelikli bir meseledir” diyen Keçeli, “2017 yılından bu yana, İdlip Gerginliği Azaltma Bölgesi’yle ilgili bazı mutabakatlar tesis edilmiştir. Türkiye, taraf olduğu mutabakatların gereğini hassasiyetle yerine getirmektedir” ifadesini kullandı.

Yaşanan çatışmaların bölgede gerginliğin istenmeyen şekilde artmasına sebep olduğunu belirten Keçeli, “İdlip’e yönelik son dönemdeki saldırıların, Astana mutabakatlarının ruhuna ve işleyişine zarar verecek boyuta ulaştığı ve ciddi sivil kayıplara yol açtığı konusunda gerekli uyarıları çeşitli uluslararası platformlarda yapmış ve bu saldırıların durdurulması gerektiğini kayda geçirmiştik” dedi.

Sivil halkın zarar görmemesi ve yeni istikrarsızlıklara yol açılmamasının Türkiye için büyük önem teşkil ettiğini ifade eden Keçeli, “Diğer taraftan, mevcut istikrarsızlık ortamından istifade etmeye çalışan Tel Rıfat ve Münbiç’teki terör gruplarının sivil halkı ve Türkiye’yi hedef alan saldırılarındaki artışı da dikkatle izliyoruz” ifadelerini kullandı.

Rusya’dan Beşar Esat’a çağrı

Kremlin Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin Halep bölgesinde yıllar sonra ilk kez muhaliflerin düzenlediği saldırıların ardından bölgede anayasal düzeni en kısa sürede yeniden tesis etmesini istediğini söyledi.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın sadık müttefiki olan Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Ortadoğu’daki en büyük müdahalesini gerçekleştirerek 2015 yılında Esat’ın yanında isyancılara karşı askeri müdahalede bulunmuştu. Rusya ayrıca Suriye’de bir hava üssü ile deniz üssü bulunduruyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Moskova’nın isyancı saldırısını Suriye’nin egemenliğinin ihlali olarak gördüğünü ve yetkililerin kontrolü yeniden sağlamak için hızlı bir şekilde harekete geçmesini istediğini söyledi.

Peskov, “Halep çevresindeki durum Suriye egemenliğine yönelik bir saldırıdır ve biz Suriye yetkililerinin bölgeye düzen getirmesinden ve en kısa zamanda anayasal düzeni yeniden tesis etmesinden yanayız” dedi.

Peskov, Esat’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere Moskova’ya uçtuğu yönündeki doğrulanmamış Rus Telegram haberleri sorulduğunda, konuyla ilgili “söyleyecek bir şeyinin olmadığını” belirtti.

Çatışmalar ne zaman ve nasıl başladı?

27 Kasım Çarşamba günü başlayan çatışmaların ardından Rusya ve Suriye hava kuvvetleri, HTŞ liderliğindeki güçlerin Suriye’nin kuzeyindeki mevzilerine saldırılar düzenledi. Saldırılar, bu grupların Suriye devletinin kontrolündeki Halep’in kuzeybatısında bazı köy ve kasabaların kontrolünü ele geçirmesinin ardından yapıldı.

Ankara kaynakları ise Suriye ordusunun bölgeye saldırılarının son dönemde arttığını, “Suriyeli muhalif grupların” buna yanıt olarak Halep istikametinde sınırlı bir operasyon başlattığını söyledi. İstihbarat kaynakları, sınırlı planlanan bu operasyonun, “rejim unsurlarının bulundukları bölgelerden kaçmaya başlamaları ile genişlediğini” ifade etti.

HTŞ liderliğindeki güçler de son haftalarda Rus ve Suriye hava kuvvetlerinin güney İdlib’deki sivillere yönelik artan saldırılarına yanıt verdiklerini söyledi. HTŞ, kendi mevzilerinin yakınına asker yığan Suriye ordusunun olası bir saldırısını önlemeyi amaçladığını da belirtti.

Suriye ordusunun konuyla ilgili açıklamasında, “geniş bir cephede büyük bir saldırı” başlatan “teröristlerin” ağır kayıplar verdiği belirtildi. Suriye ordusu toprak kazanmak ve çatışmayı bastırmak için Rusya ve ismi açıklanmayan “dost güçlerle” işbirliği yaptığını söyledi.

Saldırılar, Rus ve İran basınında nasıl yankılandı?

İran’da, Devrim Muhafızlarına yakın medya saldırıların amacının Hizbullah’ı zayıflatmak olduğu yorumunu yaptı. Saldırılarla ilgili İsrail ve ABD’yi suçladı. Rusya’da ise Kremlin yanlısı bazı Telegram kanalları Türkiye’yi isyanı kışkırtmakla suçladı.

Devlet yanlısı bazı Rus yorumcular, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçmenine sunmak üzere “küçük, muzaffer bir savaş” başlatmayı amaçladığını, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki varlığını sınırlamayı hedeflediğini söyledi.

Yorumcular Moskova’nın “Ukrayna’ya odaklandığını ve mevcut koşullar altında Türkiye ile karşı karşıya gelmesinin pek olası olmadığı” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın