Yerel Seçimler: Cumhur İttifakı’nda Denge Siyaseti İzlenecek

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça partilerin ve ittifakların seçim stratejileri de belli olmaya başladı. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri AK Parti ve MHP’nin işbirliği yapacağı yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceğinin ip uçları kulislere yansıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 30 büyükşehirden bazılarında AK Parti’nin adayı desteklenecekse, o şehirlerin ilçe belediye başkanlıklarının güç dengesine göre bölüşülmesini talep ediyor.

AK Parti’nin, MHP ile Mart 2024’teki yerel seçimlerde yürütülecek işbirliğinde “2019 yılındaki işbirliğini ön plana çıkardığı” belirtiliyor. Ancak MHP kanadı, “Mart 2024’teki yürütülecek işbirliği koşullarının 2019 yılındaki koşullardan çok farklı olduğuna” işaret ediyor.

Yerel seçimlerdeki işbirliğinde bu kez “denge politikasının gözetilmesi gerektiğine” de işaret ediliyor. MHP kanadı, işbirliğinde sağlanacak dengedeki kastı “Ne eksik ne fazla. MHP’nin hakkı neyse o” sözleriyle açıklıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun aktardığına göre: AK Parti’nin 7 Ekim’deki olağanüstü kongresi öncesinde Cumhur İttifakı kanadı yerel seçimlerde yapılacak işbirliği için kolları sıvadı. AK Parti’nin, genel başkanvekili Efkan Ala başkanlığında heyet ile MHP’nin, Genel başkan yardımcıları Sadir Durmaz ve Feti Yıldız’dan oluşturduğu heyet, çalışmalarına da 7 Ekim’de başlayacak. Ancak her iki partinin heyetleri öncelikle kendi partilerinde bir çalışma yürütüyor.

AK Parti, daha önce yürüttüğü çalışmalarda özellikle 14 ve 28 Mayıs’taki seçimlerde hangi illerde, hangi nedenlerle oy kaybının yaşandığını masaya yatırmıştı. Aynı süreç MHP’de de işledi. MHP de belediye başkanlıklarının olduğu illerdeki oy durumunu ve diğer illerde ne kadar oy kaybının yaşandığı üzerinde çalıştı. AK Parti’nin, MHP ile Mart 2024’teki yerel seçimlerde yürütülecek işbirliğinde “2019 yılındaki işbirliğini ön plana çıkardığı” belirtiliyor.

Ancak MHP kanadı, “Mart 2024’teki yürütülecek işbirliği koşullarının 2019 yılındaki koşullardan çok farklı olduğuna” işaret ediyor. Buna göre MHP kanadı, 2019 yılı seçim döneminde Ankara ve İstanbul gibi iki metropol ilin o dönem “AK Parti’nin yönetiminde olduğuna” dikkat çekerek şimdi her iki belediye başkanlığının da “CHP yönetiminde olduğuna” dikkat çekiliyor.

O nedenle her iki parti arasında Mart 2024’teki seçimler için yapılacak işbirliğinin çok daha fazla önem taşıdığına vurgu yapılıyor.

Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, pek çok kez “2024’teki seçimlerde merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin uyum içinde olması gerektiği” vurgusunu yaptıklarına dikkat çekilirken “Ankara ve İstanbul başta olmak üzere pek çok büyükşehrin yönetimi Cumhur İttifakı’na geçmeli” değerlendirmeleri de yapılıyor. Ancak yerel seçimlerdeki işbirliğinde bu kez “denge politikasının gözetilmesi gerektiğine” de işaret ediliyor. MHP kanadı, işbirliğinde sağlanacak dengeki kastı “Ne eksik ne fazla. MHP’nin hakkı neyse o” sözleriyle açıklıyor.

AK Parti ve MHP’nin yürüteceği işbirliği ile ilgili örnekler  veriliyor. MHP’nin Ankara’da, Etimesgut, Gölbaşı ve Polatlı ilçe belediye başkanlıkları bulunuyor. 2024 yılındaki seçimlerde ise MHP, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe belediye başkanlıklarındaki sayıyı artırmayı hedefliyor. İşbirliği kapsamında AK Parti’nin, örneğin Ankara’da, Etimesgut, Gölbaşı ve Polatlı dışındaki bazı ilçe belediye başkanlıklarında da “MHP’nin adayına destek vereceği” konuşuluyor. Ankara’daki benzer durumun, diğer büyükşehir belediye başkanlıkları ve ilçelerinde de yaşanacağı ileri sürülüyor.

İllerde ise her iki partinin de “güç dengesine bakılacağı” konuşuluyor. MHP’nin İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerdeki seçmen yapısının güçlü olduğu belirtiliyor.

“Tek bir adayla seçime girme”

AK Parti ve MHP, İç Anadolu Bölgesi’ndeki iller bazında da Kırşehir’i örnek gösteriyor. 2019 yılında Kırşehir’de hem AK Parti’nin hem de MHP’nin ayrı adaylarla seçime girdikleri ve her iki parti arasından “CHP’nin adayının seçimi göğüslediği” vurgulanırken, bu nedenle her iki partinin bu kez “ayrı ayrı adaylarla seçime girmek yerine tek bir adayla seçime gireceğinin” altı çiziliyor. Ancak Kırşehir gibi illerde bu kez “MHP’nin, AK Parti’den MHP’nin adayını desteklemesini isteyeceği” de konuşuluyor.

Paylaşın

Kişi Başına Düşen Doktor Sayısı: Türkiye Avrupa’da Son Sırada

2021 yılı verilerine göre Avrupa’da kişi başına düşen doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de 100 bin kişiye 218 doktor düşüyor. Zirvede ise 629 doktor ile Yunanistan var.

Diğer bazı ülkelerde 100 bin kişiye düşen doktor sayısı ise şöyle: Portekiz 562, Norveç 516, Almanya 453, İtalya 411, Hollanda 390, Belçika 325 ve Fransa 318.

Türkiye’de doktorlar başta olmak üzere sağlık görevlileri sık sık şiddet mağduru oluyor. Türkiye’den yurt dışına giden doktor sayısı da son yıllarda giderek artıyor. Türk doktorların ilk tercihi Almanya oluyor.

2021 yılı verilerine göre Türk vatandaşları senede ortalama 8 defa muayene olmak için doktora gidiyor. Türkiye bu alanda Avrupa ülkeleri içinde üst sıralarda yer alıyor.

Ülkedeki toplam hekim sayısı açısından Türkiye yine üst sıralarda yer almasına rağmen nüfus dikkate alındığında durum tam tersi. Kişi başına düşen doktor sayısı açısından Türkiye Avrupa’da son sırada yer alıyor.

Yıllık doktora gitme sayısı ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteriyor. AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın açıkladığı 2021 yılı verilerine göre bu sayı 2 ile 11 arasında değişiyor.

İlk sırada 11 defa ile Slovakya bulunurken İsveç 2,3 defa ile son sırada. Türkiye’de ise bir kişi yılda ortalama 8 defa doktora gidiyor.

Türkiye bu alanda 29 Avrupa ülkesi içinde beşinci sırada yer alıyor. Almanya 9,6 kere ile ikinci olurken ardından Macaristan (9,4 defa) ve Hollanda (8,6 defa) geliyor. Bu sayı Fransa’da 5,5 olurken Yunanistan’da 2,7.

Öte yandan COVID-19 salgını döneminde muayene sayısında bir düşüş yaşandı. Salgın öncesi 2019 yılında Türkiye’de bir kişi senede ortalama 9,8 defa doktora gidiyordu. Bazı ülkelerde ise çok daha keskin düşüşler yaşandı. Örneğin İtalya’da 2019’da 10,4 olan muayene sayısı 2021’de 5,3’e düştü.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre muayene sayısında ülkeler arasında bu kadar fark olmasının çeşitli sebepleri olabilir. Bunların başında bazı ülkelerde hemşire ve diğer sağlık görevlilerin önemli rol üstlenmesi. İsveç ve Finlandiya buna bir örnek. Bu durum doktora ihtiyaç oranını düşürüyor.

Doktorların baktıkları hasta başına ücret aldıkları ülkelerde ise bu sayı daha yüksek. Buna örnek Slovakya ve Çekya.

Eurostat verilerine göre 2021 yılında Türkiye’de bulunan toplam hekim sayısı 183 bin 569 oldu. Zirvede ise 377 bin hekim ile Almanya yer alıyor. Türkiye doktor sayısında Almanya, İtalya (243 bin), Fransa (216 bin) ve İspanya’nın (213 bin) ardından beşinci sırada bulunuyor.

Türkiye Avrupa’da son sırada

Ülkelerin nüfusu birbirinden oldukça farklı. Bundan dolayı asıl olan kişi başına düşen doktor sayısı. 2021 yılı verilerine göre Avrupa’da kişi başına düşen doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de 100 bin kişiye 218 doktor düşüyor. Zirvede ise 629 doktor ile Yunanistan var.

Diğer bazı ülkelerde 100 bin kişiye düşen doktor sayısı ise şöyle: Portekiz 562, Norveç 516, Almanya 453, İtalya 411, Hollanda 390, Belçika 325 ve Fransa 318.

Türkiye’de doktorlar başta olmak üzere sağlık görevlileri sık sık şiddet mağduru oluyor. Türkiye’den yurt dışına giden doktor sayısı da son yıllarda giderek artıyor. Türk doktorların ilk tercihi Almanya oluyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’den “Sağ Destek” Eleştirisi

CHP Manisa İl Kongresi’nde konuşan genel başkan adayı Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özgür Özel, “Özgür biz sana inanıyor ve güveniyoruz, geç takımın başına” diyorsanız, ben bu takımı şampiyon yaparım” dedi. Seçimlerin ardından partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmende büyük bir duygusal kopuşa neden olduğunu kaydeden Özel, “Öyle bir şeyi görüyorum ki eğer biz sağlıklı bir itirazı, sağlıklı bir öz eleştiriyi, yeni bir yol yürüyüşü sağlamazsak, hep birlikte önümüzdeki yerel seçimlerde büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

CHP Grup Başkanı ve Genel Başkanı adayı Özgür Özel, partisinin Manisa İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

CHP’nin nasıl bir siyaset izlememesi gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunun yerine kendi pozisyonunu doğru tarif eden, doğru yerde duran ve kendinden emin olan, geri kalan bütün siyasetin ona göre şekilleneceği ilkeli, özgüvenli ve cesaretli bir siyaset için yola çıkmış durumdayız.”

“Bunu yaparken Türkiye’de bize dayatılan siyasete itiraz ediyoruz” diyen Özgür Özel, “Ne diyor? Recep Tayyip Erdoğan’ın meşhur anlayışı; kimlik siyaseti, dikine kesen siyaset; bir farklılığı bulalım, üzerinde tepinelim, bir tarafı şeytanlaştıralım, kendi arkamızı kalabalıklaştıralım. Bunun yerine enine kesen bir siyaset; AK Partili’nin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, HDP’linin de yoksuluna dokunan, işsizine dokunan, geleceğine kaygılı olanlarına dokunan ve hepsine dokunurken alt tarafı koruyan, alınterinden alınan vergi ile bir krema tabakasının sürekli mutlu olmasına itiraz eden, gerçek anlamda halkçı, sendikaların güçlenmesini savunan, sivil toplumla dayanışma içinde, meslek örgütünü güçlendiren ve meslek örgütünden, sendikadan, sol-sosyal demokratlardan güç alan ve kendini yeniden tarif eden bir anlayışla ‘Değişimin Yüzyılı, Yüzyılın Değişimi’ diyoruz.”

Bülent Ecevit’in adaylık sürecinin hatırlatan Özel, “11 yıldır Meclis’teyim evet, dur derseniz dururum ancak 1957’de milletvekili olan Ecevit’in 15 sene sonra 1972’de ortanın solu hareketini ete kemiğe büründürmesiyle 5 yıl süren bir tartışmayı bir noktaya getirmesiyle yola çıktığını bilelim” dedi.

”Siyaset söz ile yapılır”

“Bu partiye bir genel başkan gelecekse tombaladan çıkmayacak, meteorla düşmeyecek, laboratuvarda üretilmeyecek ancak sizin kefaletiniz, sizin yüreğiniz, sizin desteğinizle bu partinin bir evladı olacak” diyen Özel, şunları kaydetti:

“Siyaset söz ile yapılır. Söz ile yapılan her iş hataya açıktır. Siyasete girdiğim ilk günden bugüne kadar kalp kırmış mıyımdır? Kırmışımdır. Burada mahsur yok, gözün içine baka baka özür dilerim. Kırdığımdan, üzdüğümden, varsa hakkının yenmesine sebep olduğumdan bunlardan büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Beni çok kıran oldu, üzen oldu. Benden yana olan ne kadar hak varsa helal olsun. Bu salondan dışarıya hiçbir kırgınlık, küskünlük çıkarmıyorum. Size şunu soruyorum; üyelerimiz Atatürk’ün baba ocağının gerçek sahipleri, bu evladınıza ‘Özgür arkandayız’ diyorsanız ben yola çıkıyorum.”

Paylaşın

Davutoğlu: Ekonomik Krizin Arkasında Dış Mihrak Falan Yok

Partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuşan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Davutoğlu, konuşmasının devamında yerel seçimler ittifak ihtimaline ilişkin, “İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz… Bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç Kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuştu. ANKA’nın aktardığına göre Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:

“Bütün bunların arkasındaki faktör ne? Seçimden önce Türkiye’deki ekonomik krizlerin hepsine ne diyorlardı? ‘Türkiye yüzyılını engellemeye çalışan dış mihraklar’ diyorlardı. Ortada dış mihrak kaldı mı? Son bir dış mihrak kalmıştı İsrail Başbakanı Netanyahu. Yani Mavi Marmara’da 10 kardeşimizi şehit eden Netanyahu… Mescid-i Aksa’nın işgalci çizmesiyle çiğnenmesine teşvik eden Netanyahu’nun elini Sayın Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de, New York’ta sıktı. Hem de tebessüm ederek sıktı.

Kimdi dış mihrak? ABD Başkanı Biden’dı. G-20’de Biden’e ne kadar mesaj gittiğini tahmin edemezsiniz? Onunla da el sıkıştı… Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız.

Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Şimdi burada bakanların isimlerini sorsam, üç veya dört bakan biliriz değil mi? Ama size son dönemde kendisine operasyon yapılan, sosyal medyada birtakım ifşaatlarda bulunan ya da sokak ortalarında çatışan mafya liderlerini sayın desem bakanlardan daha çok isimler aklınıza gelir. Saymayayım isimlerini, reklamını yapmayayım bu çetelerin. 2016’da biz ayrıldığımızda tek bir çete var mıydı sokaklarda?

Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı bütün ekibiyle tasfiye ediliyor. Allah aşkına gören de der ki, ‘Herhalde bu parti iktidardan gitti yerine yeni bir Cumhurbaşkanı geldi.’ İçişleri Bakanı eski İçişleri Bakanı ile ilgili ne varsa tasfiye diyor. İyi yapıyor mu, yapıyor. Peki ama daha önce onlara kim izin verdi. Süleyman Soylu’yu bu ülkenin en güçlü adamı haline kim getirdi? Onun etrafında çeteleşmelere kim izin verdi?

Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasını iyi takip edin. Geçen dedi ki, ‘Mülakatı mülakat gibi yapacağız.’ Ne demek bu biliyor musunuz? Bir önceki bakan mülakatı mülakat gibi yapmamış demek ki. Torpillileri almış geri kalanı almamış.

Dünde dedi ki, ‘Kul hakkına girmeyeceğiz’ demek ki bir ilerleme var. Demek ki mülakatta birilerini eleyip kendi damadını yakınlarını çocuklarını kadroya almak kul hakkıymış öyle mi? Yeni mi öğrendin ey Bakan bunu, yeni mi öğrendin. Sen o bakanlıkta müsteşarlık yaptın. Hepiniz bu işin içindeydiniz. Neden bizim damatlarımız çocuklarımız kimse tarafından bilinmez de sizinkiler bütün hayat hikayeleriyle her an kamuoyundadır.

Liseli bir öğrencinin elindeki Atatürk fotoğrafıyla uygunsuz hareketlerine ilişkin ise Davutoğlu, “Türkiye’nin en seçkin kurumlarından birinde bir gencimiz bunu yapıyor. İktidarın iki şeyi sorması gerekir. Bu kurumlar bu hale nasıl düştü? Nasıl en seçkin öğrenci diye getirdiğimiz ve yeni bir nesil yetiştireceğiz dediğimiz yere bu geldi.

Çünkü Sayın Erdoğan bir toplantıda ‘Biz kindar nesil, kinine sahip çıkan nesil yetiştireceğiz’ demişti. Problem bu… Bizimle görüşmekten korkan İmam hatiplerle ilgili dernek yöneticilerinin, vakıf yöneticilerinin şimdi bir düşünmesi lazım. Neden bu çocuk tutuklandı da o çocuğu bu hale getiren sistem tartışılmıyor. Neden bu çocuk tutuklandı? Bir sebebi de ne biliyor musunuz? Çünkü aynı yaşta Cumhurbaşkanı’na hakaret eden çocuklar da tutuklandı. Biz bunları karşımıza alıp konuşacağız, eğiteceğiz.

Ben de bir eğitimciyim… Tek bir çocuğun kaybı insanlığın kaybıdır…. Birçok iktidara yakın isim benim bu mesajı göndermemden sonra doğrudan dolaylı mesaj gönderip teşekkür ettiler. Ama bana teşekkür edeceklerine şimdiye kadar görüşmekten korktukları eski başbakanım dedikleri birine teşekkür edeceklerine sayın Erdoğan’a ve bugün Milli Eğitim’i yönetenlere sorular sorsunlar. İktidara, sahiplerine soru sormaya cesareti olmayanların bize teşekkür etmeye hakları, yetkileri yoktur. O hale gelmiş olan bütün gençlerimiz için yüreğim yanıyor.

“Bütün partilere kapımız açık”

Biz iktidarı cezalandırmak, insanları cezalandırmak için siyaset yapmıyoruz. İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz. Karne bozulursa, sonuna kadar mücadele ederiz… Parti yönetimimizde aldığımız karar mucibince Türkiye’nin her yerinde ittifak ihtimalleri mahfuz tutulmak üzere kendi logomuzla seçime girmeye hazır hale geleceğiz. Ama bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz.”

Paylaşın

Cevdet Yılmaz’dan Dikkat Çeken “Enflasyon” Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Enflasyonun yönünü tekrar aşağı doğru çevirmesi ne zaman mümkün olacak?” sorusuna, “Şu anda bir geçiş sürecindeyiz, politikalarda birtakım güncellemeler oldu. Yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele de bu dönemin hakikaten en temel önceliklerinden bir tanesi. Geçici olarak enflasyonda bir yükseliş var bu geçiş döneminin şartlarından kaynaklanan” şeklinde cevap verdi ve ekledi:

“Kurda ciddi bir hareketlilik oldu biliyorsunuz. Maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Diğer taraftan enerji fiyatlarında dünyada beklentilerin aksine bir yükseliş gerçekleşti. O da doğrudan zaten biliyorsunuz etkiliyor birtakım kalemleri. Bunun dışında bütçe açığını aşağı çekebilmek için birtakım tedbirler aldık doğrusu onların da enflasyona geçici olarak olumsuz yansımaları da oldu. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Ama bir taraftan da güncellenmiş bir politikalar, kararlı uygulamalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız.

Dolayısıyla bir süre sonra bu geçici yükseliş yerini düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başlarında bu aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Çünkü bir baz etkisi oluştu. Bu temmuz, ağustosta ciddi bir yükseliş oldu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz doğrusu.”

Yılmaz, “Seneye bu vakitler kaç olur mesela enflasyon?” sorusuna, “Tam bu vakitleri söyleyemem ama ortalama bir hesabımız var yüzde 33 olarak ve bu da gerçekleştirilebilir bir rakam diye düşünüyorum.” karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kanal 7 canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çeşitli konularda makro tahminlerinizi, planlamalarınızı bütünlük içinde ortaya koyduğunuz doküman. Siyasi belirsizlikler ortadan kalktı. Biz OVP’de ne yapmış oldu. Siyasi istikrar ve güven iklimini teknik öngörülebilirliği sağlayarak desteklemiş olduk.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat katılması bu programa desteğini ortaya koyması çok önemli. Cumhurbaşkanımızın tam desteği önemliydi. Bu programı hazırlarken ilgili tüm kesimlerle istişare yaptık. İşçi kesimleri ile, iş dünyası ile, özel kesimden sendikalarla, finans kesimleriyle bütün kesimlerle istişareler yaptık.

Geçiş sürecindeyiz, politikalarda güncellemeler oldu, yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele bu dönemin en temel önceliklerinden bir tanesi. Şu an itibarıyla enflasyon bağlamında şunu ifade edebilirim. Geçici olarak enflasyonda yükseliş var. Kurda ciddi hareketlilik oldu, maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Enerji fiyatları kalemleri etkiliyor. Bütçe açığını aşağı çekebilmek için tedbirler aldık, bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Güncellenmiş politikalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız. Bir süre sonra geçici yükseliş yönünü düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başında aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Temmuz ağustosta baz etkisi oluştu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz.

Aylık bazda daha düşük temmuz ağustosa göre düşük bir rakam bekliyoruz. Yıllık bazda etkiyi daha çok 2024’ün ortalarına doğru görmüş olacağız. Baz etkisi dediğimiz bu yıl yaşanan artışın gelecek yıla farklı bir etkisi olacak. Gelecek yıl dezenflasyon sürecinin hızlandığını göreceğiz. Burada beklentileri kırmak çok önemli.

Son 3 aya baktığımız zaman cari açığımız olduğu halde rezervlerin artmaya başladığını görüyoruz. Geçen hafta itibarıyla 22 milyar dolar rezervlerde net artış oldu. Son 3 ayda 22 milyar dolar rezerv artışı gerçekleşti. Bu çok önemli bir rakam diye düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemde daha fazla kaynak girişi olacak. Cari açığımızı düşüreceğiz. Bunu çok rahat bir şekilde finansa edeceğiz bir taraftan rezervlerimizi artıracağız.  CDS’ler 400’ün altına gelmiş oldu. Risk algısı azalıyor. Şu anda algı belli bir seviyeye gelmiş durumda. Önümüzdeki dönemlerde daha da aşağılara doğru gittiğini göreceğiz.

Ciddi adımlar attık. EYT düzenlemesinden ücret artışlarına, asgari ücret düzenlemesine varıncaya kadar. Hakikaten güçlü sosyal politika izlediğimizi ifade edebilirim. Bu süreçte deprem yaşadık. Depreme rağmen EYT’de diğer politikalarda Türkiye devam etti.

Son dönemde 2023 yılında enflasyonun üstüne artışlar yaptık. Asgari ücrette, memur maaşlarında, emekli maaşlarında enflasyonun üzerinde artış yapıldı. Bir dönemde enflasyon artışın üstüne çıktıysa telafi edici mekanizmalarımız var. 6 ayda bir enflasyon verdiğimiz artışın üzerindeyse telafi ediyoruz. Önümüzdeki dönemde şöyle bir tablo var. Yılbaşından itibaren memurlarda seyyanen artış yapılmıştı. Yılbaşında enflasyon farkı oldukça yüksek olacak. Bu da memur emeklilerine yansıyacak. Geriye işçi ve Bağkur emeklilerimiz kalıyor. Orada da oransal artışlar, enflasyon farkı olacak. Memurunki biraz daha farklı, bu kesimlere dönük dengeleyici bir çalışmayı sürdürüyoruz.

En düşük maaşı alanlarda bu yıl yüzde 114 artırdık. Asgari emekli ücretinde nisan ayında en büyük artışı yaptık. Temmuzda bir şey yapılmadı diye söylem oldu bir algı oluştu. Daha fazla imkanlarımızı zorlayarak bütün dünyadaki sıkıntılara rağmen bütün imkanlarımızı zorlayarak emeklilerimize elimizden gelen en iyi desteği vermeye çalışacağız. İnşallah yıl sonuna kadar çalışmayı tamamlayarak emeklimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Düşük alanları destekleyici bir yaklaşımımız olacak. “

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Öymen: 13 Yılda 12 Seçim Kaybedildi

Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde girilen 13 yıldaki tüm seçimlerin kaybedildiğini ifade eden CHP genel başkan adayı Örsan Öymen, “Bu bir olgu. 13 yılda 12 seçim kaybedildi. 5 milletvekilliği, 3 cumhurbaşkanlığı, 2 belediye seçimi, 2 referandum” dedi ve ekledi:

“Belediye seçimlerinde, İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya’da başarı elde edildi ama Türkiye genelinde ne yazık ki partimiz birinci olamamıştır. Biz bilhassa yenilgiye alıştırılmış bir ruh hali içerisine girmiş durumdayız ne yazık ki. Böyle birkaç kent kazandığımız zaman bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Onu bir başarı olarak yorumlamak istiyoruz. Belki psikolojik bir ihtiyaç da olabilir bu.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel başkanlığına adaylığını açıklayan isimlerden Prof. Dr. Örsan Öymen, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen CHP Eskişehir İl Başkanlığı 38. Olağan Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; CHP’de genel başkana veya yönetim kademesinde olanlara yönelik eleştirilerin partinin kendisine yönelik eleştiri olmadığını kaydeden Öymen, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni daha ileri bir noktaya götürmek için, bu yüzyıllık çınarda bir yaprak dökümünün yaşanmaması için, Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmak için, genel başkan da dahil olmak üzere yönetim kademesindeki herkes eleştirilebilir. Bizim bu feodal anlayıştan kurtulmamız gerekiyor. Öncelik budur” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde girilen 13 yıldaki tüm seçimlerin kaybedildiğini ifade eden Öymen, “Bu bir olgu. 13 yılda 12 seçim kaybedildi. 5 milletvekilliği, 3 cumhurbaşkanlığı, 2 belediye seçimi, 2 referandum. Belediye seçimlerinde, İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya’da başarı elde edildi ama Türkiye genelinde ne yazık ki partimiz birinci olamamıştır.

Biz bilhassa yenilgiye alıştırılmış bir ruh hali içerisine girmiş durumdayız ne yazık ki. Böyle birkaç kent kazandığımız zaman bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Onu bir başarı olarak yorumlamak istiyoruz. Belki psikolojik bir ihtiyaç da olabilir bu” değerlendirmesinde bulundu.

CHP’nin başka bir sorununun, partinin oyunun yüzde 22-26 bandı arasına sıkışması olduğunu söyleyen Öymen, “2003 ve 2008 yılları arasında 5 yıl 3 dönem Parti Meclisi üyesi olarak görev aldım Sayın Deniz Baykal döneminde. Ne yazık ki bugün burada aktaracağım eleştirileri, o zaman da kendisine ve yönetimine yöneltmek durumunda kalmıştım. Temelde parti içi demokrasi, seçim yenilgilerindeki nedenler ilkelerle ilgili sorunlar gibi konularda dolayısıyla yeni bir şey söylemiyorum. Ne yazık ki kişiler değişti ama partimizde sorunlar değişmedi” dedi.

Öymen, 1957 seçimlerinde CHP’de İsmet İnönü’nün genel başkan olduğu dönemde partinin oyunun yüzde 41, 1977 seçimlerinde Bülent Ecevit’in genel başkan olduğu dönemde partinin oyunun yine yüzde 40’ların üzerinde olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “13 yılda değişmeyen şey ne olacak da 14’üncü yılda değişecek ve biz belediye seçimlerini kazanacağız? İstanbul’u, Ankara’yı yeniden kazanacağız. Bursa’yı kazanacağız. Diğer önemli kentleri, merkezleri kazanacağız. Eskişehir’i nasıl kazanacağız? Bütün bunların üzerinde düşünmek gerekiyor.”

Anket önerisi

İttifaklarla ilgili sorun yaşandığını ve genel başkanlık dahil yönetim değişikliği olmadığı zaman başarının sağlanması konusunda şüphelerini ifade eden Öymen, “Genel merkeze şunu öneriyorum. Bilimsel bir araştırma yapılsın. 40 ilde, 60 ilde 10-15 bin kişiyle bir araştırma yapılsın. Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce olduğu gibi 20 ilde 30 ilde 2-3 bin kişiyle değil kapsamlı bilimsel bir araştırma yapılsın, güvenilir.

Mevcut yönetimin, yönetimin devam etmesi durumunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin adaylığına vatandaşımız oy verecek mi? Çok basit bir soru. Halkın içinde yaşayan, halkla iletişim halinde olan herkes aslında gerçekleri görüyor. Madem bizim burada söylediklerimiz dikkate alınmıyor. Benim söylediğimi bir kenara atın. Genel merkezi sadece bilime, akla davet ediyorum” çağrısı yaptı.

Seçim yenilgilerinin temelinde birçok neden olduğuna dikkati çeken ve bu sorunlardan bir tanesinin de parti içi demokrasi sorunu olduğunu vurgulayan Öymen, şöyle konuştu:

“Bunlardan bir tanesi de parti organlarının çalıştırılmamış olması. Oligarşik bir yapının 5 kişi, 10 kişi, 15 kişi bilemiyorum. Danışmanlar, Bazı MKYK üyeleri vesaire kararları vermesi. İlçe ve il örgütlerine bu konularda kritik konularda bir şey danışılmamış olması, parti meclisinin yeterince çalıştırılmamış olması ve bunun sonucunda da lojistik, stratejik ve ideolojik hataların yapılmış olması. Sadece çok sık gündeme geldiği için değinmek istiyorum. Milletvekili listeleri konusu.

Oy oranı yüzde 1-2 en fazla 3 olan 4 partiye 38-39 milletvekilinin hediye edilmiş olması. Bu her şeyden önce temsiliyet ilkesine, halkın egemenliği ilkesine aykırı bir durumdur. Oy oranıyla orantısız bir sayıda milletvekilinin verilmiş olması. İttifak elbette yapılabilir. Ama şöyle denenebilirdi, seçilebilecek yerlerden 10-15 kişilik kontenjan, ittifak içindeki partilere verilebilirdi ve milletvekilleri de ön seçim yapılması yoluyla belirlenebilirdi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha fazla sayılı milletvekili bugün mecliste olabilirdi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde daha güçlü bir şekilde temsil edilebilirdik.”

Paylaşın

YSP Kongrede İsim Değiştirmeye Hazırlanıyor: DHP, HEDEP

Yeşil Sol Parti (YSP), 15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongrede isim değişikliğine gidecek. Edinilen bilgiye göre partiye en çok “Demokratik Halklar Partisi” önerisi geldi ve bu isim ağırlık kazandı.

İkinci alternatif olarak ise “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi” önerildi. Ancak, yasal bir engel olmaması halinde Yeşil Sol Parti’nin yeni isminin Demokratik Halklar Partisi olması görüşü ağırlık kazandı.

Yeşil Sol Parti (YSP), kongrede, isim değişikliğinin yanı sıra, eş genel başkanları kapsayacak şekilde parti yönetimi ve politikalarında önemli değişikliğe gidecek.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın edindiği bilgiye göre eş başkanlık için Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan ile Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç’un isimleri öne çıktı. Kongre sonrasında yerel seçim sürecine yoğunlaşacak olan parti, yerel seçimlerde sadece muhalefete değil, iktidar partisine de “müzakere” kapılarını açık tutacak.

Yeni dönemde, Kürt sorununun çözümü için kampanya başlatılması, bu kapsamda parti yönetici ve milletvekillerinin, 1 Ekim’de Meclis’te, yeni anayasa çağrısı yapan AKP’yle masaya oturmak için, Abdullah Öcalan’a tecride (görüş yasağı) ve kayyım uygulamasına son verilmesi koşulunu da içeren “deklarasyon” açıklaması planlanıyor.

Kapatma davası nedeniyle Halkların Demokratik Partisi’nden ayrılanların çatısı altında buluştuğu Yeşil Sol Parti, 15 Ekim’de Olağanüstü Kongresini Atatürk Spor Salonu’da yapacak. Kongre gündeminde ise partinin isim, yönetim ve eş genel başkan değişikliği olacak.

Kongreden sonra ise yerel seçim stratejisinin belirlenmesi için bir “Yerel Yönetimler Konferansı” düzenlenecek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı “yeni anayasa” çağrısına ilişkin politikalar belirlenecek.

Yeşil Sol Parti yönetimi, yaz başından bu yana, parti örgütleri ve bileşenlerden yeni isim önerilerini aldı. İsim değişikliğinde, parti tabanından gelen, Kürt siyasi hareketinin temsil edildiği siyasi partilerle benzer bir isim değişikliğine gidilmesi talebi etkili oldu.

Anayasaya göre kapatılan siyasi partiler, aynı isimle yeniden faaliyet gösteremediği için, benzer isimler için öneriler alındı. Edinilen bilgiye göre partiye en çok “Demokratik Halklar Partisi” önerisi geldi ve bu isim ağırlık kazandı. İkinci alternatif olarak ise “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi” önerildi.

Ancak, yasal bir engel olmaması halinde Yeşil Sol Parti’nin yeni isminin Demokratik Halklar Partisi olması görüşü ağırlık kazandı. Yeşil Sol Parti’nin halen 100 asil 40 yedek üyeden oluşan Parti Meclisi’nin üye sayısı da azaltılacak. Kesinleşmemekle birlikte asil üye sayısının 70’e indirilebileceği belirtiliyor.

Partinin logosunun aynı kalması, ancak, oy pusulasında beyaz zeminin görünür olmaması nedeniyle, zeminin renklendirilmesi planlanıyor. Kongre sonrası genel merkez olarak şu anda HDP’nin kullandığı bina kullanılmaya devam edecek, Demokratik Bölgeler Partisi’nin kullandığı bina ise “parti okulu” haline getirilecek.

HDP’de olduğu gibi Yeşil Sol Parti’de de eş başkan adayları, mutabakat komisyonları tarafından belirleniyor. Eş başkan adaylarını belirlemek için toplantılarına başlayan komisyonlara, parti tabanından en fazla önerilen isimler, kendini fesheden Demokratik Halk Partisi’nin (DEHAP) genel başkanlığını da yapan, eski Siirt Belediye Başkanı ve halen bu ilin milletvekili olan Tuncer Bakırhan ile bileşen siyasi partileri temsilen Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç oldu.

Partide, mutabakat komisyonlarından, iki ismin eş genel başkan adayı olarak çıkması yüksek olasılık olarak görülüyor. Parti kulislerinde Bakırhan tercihinde, DEHAP’tan bu yana Kürt siyasi hareketi içinde tanınan ve taban tarafından benimsenen bir isim olması; Hatimoğulları Oruç’un da deneyimli bir siyasetçi ve milletvekili olması etkili oldu.

“Kayyıma son verilsin”

Kongrenin ardından ise hızla yerel seçim için hazırlıkların başlatılması planlanıyor. Bu kapsamda, 2024 yerel seçimlerine ilişkin politikaları belirlemek üzere Kasım ayı başında geniş katılımlı bir yerel yönetimler konferansı toplanması kararlaştırıldı.

2019 yerel seçimlerinde Batı’da, özellikle İstanbul, Adana, Mersin gibi illerde CHP adaylarını destekleyen partinin yeni yönetiminin, 2024 seçimleri için ise köklü politika değişikliğine gitmesi ve iktidara da seçim işbirliği için “müzakere” çağrısı yapılması tartışılıyor.

Parti kaynakları, yerel seçimlerde sadece muhalefetle değil, koşullarının kabul edilmesi halinde iktidar partisiyle de hem yerel seçim işbirliği hem de “yeni anayasa” konusunda müzakereye açık olunacağını ifade ediyorlar.

Bu konudaki koşullarının Abdullah Öcalan’a görüşme yasağının (tecrit) kaldırılması ve partili belediyelere “kayyım” atamalarının son bulması, haklarında göreve iade kararı bulunan belediye başkanlarının görevlerine yeniden atanmasının olacağı ifade ediliyor.

Yerel seçimler: Adaylar önseçimle belirlenecek

Yeşil Sol Parti bir yandan da seçimlere “tek başına” girecek şekilde çalışma yürütecek. Bu kapsamda, belediye başkan adayları, parti tabanı, kanaat önderleri, sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınarak önseçimle belirlenecek.

Buna göre önseçimde sadece üyeler değil, halkın en geniş katılımının sağlandığı bir sistem devreye sokulacak. Adayların önseçime girmesi için yeni dönemde açılacak olan parti okulunda eğitim görmeleri koşulu aranacak.

Yeşil Sol Parti, kongreden sonra, yerel seçimlere yönelik politikaların yanı sıra, Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda da kampanya başlatacak. Bu kapsamda, muhalefet partilerinin yanı sıra iktidardaki AKP’yle de görüşme yolları aranacak.

Bu girişimin ilk ve en önemli adımı, TBMM’nin yeni yasama yılına başlayacağı 1 Ekim’de atılacak. Parti yöneticileri ve milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni yasama yılı açılış konuşması öncesinde, yeni anayasa masasına oturmak için koşulları içeren bir deklarasyon açıklayacak.

Deklarasyonda da Öcalan’a tecridin kaldırılması ve kayyım uygulamasına son verilmesi koşullarının yer alacağını belirten bir parti yöneticisi, “Tecridin kalkmadığı bir koşulda silahsızlanma, barış, müzakere tartışılamaz” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın

Özdağ’dan Eray Ertürk’ün Tutuklanmasına Tepki: Suriyeliler İçin Türkler Tutuklanıyor

“Suriyeliler Suriye’ye Platformu” Başkanı Eray Ertürk’ün tutuklanmasına tepki gösteren Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ, “Suriyelileri memnun etmek için Türkler TUTUKLANIYOR” dedi ve ekledi:

“Verilen mesaj 13 milyon sığınmacı kaçak konusunda konuşmayacaksınız, yenilerinin gelmesine itiraz etmeyeceksiniz. Atatürk’ün izinde vatanımızı ve ailemizi savunacağız.”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Aykırı Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak, Haber Report ve Ajans Muhbir hesaplarının yöneticilerinin, Zafer Partisi kurucusu, “Suriyeliler Suriye’ye Platformu” Başkanı Eray Ertürk’ün tutuklanması sonrası açıklama yaptı.

“Suriyelileri memnun etmek için Türkler TUTUKLANIYOR” diyen Özdağ açıklamasında şunları kaydetti:

Sınırları kaçak akımına kapatmayanlar, Türk kızlarının sokaklarda taciz edilmesini engellemeyenler, Türk gençlerinin dövülmesini, yaralanmasını, öldürülmesini durduramayanlar, bu olayların haber yapılmasını ve eleştirilmesini engellemek için Ergenekon kumpası yöntemleri ile Türkleri susturmak için gazetecileri ve sosyal medyacıları hapse kapatıyorlar.

Önce savcı değişiyor. Yeni savcı ne tesadüf mülteci hukuku konusunda kitap yazmış ve sığınmacıları korumak bizim tarihi geleneğimiz diyen bir savcı. Siber suçlar dairesi yaptıkları incelemelerde hiç bir suç tespit etmemişler. Raporlar böyle. Gözaltına alınanların avukatları “Bizden neyi savunmamızı istiyorsunuz? diye sormak zorunda kalıyorlar. Polis ifadelerinden sonra savcı ifade BİLE ALMADAN polis ifadesi ile hakime tutuklanma isteği ile sevk ediyor.

Suriyelileri memnun etmek için Türkler TUTUKLANIYOR. Verilen mesaj 13 milyon sığınmacı kaçak konusunda konuşmayacaksınız, yenilerinin gelmesine itiraz etmeyeceksiniz. Atatürk’ün izinde vatanımızı ve ailemizi savunacağız.”

Ne olmuştu?

‘Sığınmacı karşıtı’ haberlerde kin ve nefreti yayma gerekçesiyle gözaltına alınan Aykırı Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak, Haber Report ve Ajans Muhbir hesaplarının yöneticileri polisteki sorgularının ardından çıkartıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Tutuklananlar arasında Zafer Partisi kurucusu, “Suriyeliler Suriye’ye Platformu” Başkanı Eray Ertürk de yer aldı. Toplamda 8 kişinin tutuklandığı öğrenildi.

Paylaşın

Örsan Öymen: CHP Kimliksiz Bir Konuma Sokulmuştur

CHP Ankara İl Kongresi’nde konuşan genel başkan adayı Örsan Öymen, “CHP ben demokratik bir partiyim, Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi? CHP kimliksiz bir konuma sokulmuştur. İlkelerimizden uzaklaştık, başta laiklik olmak için ilkelerimizi rafa kaldırdık. Pragmatik bir açıdan bile bakılsa bunun bir sonuç vermediği ortaya çıkmıştır” dedi ve ekledi:

“Bugün Türkiye’de AKP iktidarı monarşik, oligarşik, ümmetçi, statükocu, muhafazakar, serbest piyasacı, özelleştirmeci bir düzen kurdu. Bunun panzehri altı oktur, altı ok 1920-1930’larda kaldı demek karşı devrime hizmet etmek demektir. Bu konuda bilinçlenmemiz, ilkelerime sahip çıkıp bunu halkımıza anlatmamız gerekiyor. Her alanda ilkelerimizle uyumlu projelerimizi üyelerimize anlatmak, üyelerimizin bunu vatandaşlarımıza anlatması gerekiyor.”

CHP Genel Başkanlığı aday adayı Örsan Öymen, Ankara İl Kongresi’nde konuştu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Öymen şunları söyledi:

“Genel Başkanımızın öncülüğünde girilen tüm seçimler ne yazık ki 13 yıldaki 12 seçimin tamamı kaybedilmiştir. 1989 yılında SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün öncülüğünde belediye seçimlerinde birinci olmuştuk, öyle bir başarıyı uzun bir süredir yaşayamadık. 14. yılda neyin değişeceğini, ya da değişecekse hangi temellerle bunu açıklayacağımızı çok iyi düşünmemiz lazım. CHP’nin oyu yüzde 22-26 arasına sıkışıp kalmıştır. Bu önceki yönetim döneminde de böyleydi. Bu 22-26 arasına sıkışmışlık durumunu bizim aşmamız ve bunu bir kader olarak kabul etmememiz gerekiyor.

Kaderci, determinist ve karamsar bir anlayışı terk edip yeniden o koşulları sağlamamız lazım. Siyasetçi, lider, konjonktüre göre siyaset yapmaz, konjonktürü değiştiren kişidir. Bu koşulları değiştirmek için stratejik planlamalar yapmalıyız. Yüzde 48 çok değerli bir oy fakat daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet partilerinin gösterdikleri adayların oy toplamı yine yüzde 48 idi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde girilen bu seçimle yüzde 48 oranı aşılamamıştır. Bunun bir çok nedeni var. AKP hükümetinin uyguladığı baskılar da bu nedenlerden birisidir fakat bazı nedenler bizim ortadan kaldırabileceğimiz nedenlerdi, o konuda gerekli olan şeyler yapılamadı.

Parti içi demokrasi süreci çalıştırılmadığı için bir çok lojistik, stratejik ve ideolojik hata yapılmıştır. Milletvekili listeleri konusu… Oyu en fazla yüzde 3 olan siyasi partilere 38-39 milletvekilliğinin verilmiş olması, bu temsiliyet, halkın egemenli ilkesinin ortadan kaldırılmasıdır. 10-15 milletvekili diğer ittifak içindeki partilere verilebilirdi ve CHP’nin kendi adayları da ön seçimle belirlenebilirdi. Ön seçimin olmadığı yerde parti içi demokrasiden söz etmek mümkün değil. Bir genel merkez kontenjanı olabilir yüzde 5 fakat tüm diğer milletvekili adaylar ön seçimle belirlenmeli. Kongrelerde, kurultayda birden fazla adaya imza verilebilmeli, herkes kürsüde konuşabilmeli. Çarşaf listeyle seçimlere gidilmesi mahallede başlamak üzere kolaylaştırılmalı blok listeyle seçime gidilmesi zorlaştırılmalı.

“CHP Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi?”

İki genel seçimi üst üste kaybeden bir genel başkanın bir daha genel başkan adayı olmasının engellenmesi, bunun tüzüğe bağlanması gerekiyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Demokratik ülkelerde bir veya iki seçim kaybedildiğinde genel başkan istifa eder veya bir daha aday olmayacağını açıklar. CHP ben demokratik bir partiyim, Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi? CHP kimliksiz bir konuma sokulmuştur. İlkelerimizden uzaklaştık, başta laiklik olmak için ilkelerimizi rafa kaldırdık. Pragmatik bir açıdan bile bakılsa bunun bir sonuç vermediği ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye’de AKP iktidarı monarşik, oligarşik, ümmetçi, statükocu, muhafazakar, serbest piyasacı, özelleştirmeci bir düzen kurdu. Bunun panzehri altı oktur, altı ok 1920-1930’larda kaldı demek karşı devrime hizmet etmek demektir. Bu konuda bilinçlenmemiz, ilkelerime sahip çıkıp bunu halkımıza anlatmamız gerekiyor. Her alanda ilkelerimizle uyumlu projelerimizi üyelerimize anlatmak, üyelerimizin bunu vatandaşlarımıza anlatması gerekiyor.”

Paylaşın

ABB Başkanı Yavaş: Hedefimiz Yüzde 60

CHP Ankara İl Kongresi’nde konuşan ABB Başkanı Mansur Yavaş, “2018 Referandumunda yüzde 50’den fazla hayır dedi. 2019 yılında yine yüzde 50’den fazla oy vermek suretiyle bizi göreve getirdi” dedi ve ekledi:

“En son 2023 seçiminde de yüzde 52, sayın Genel Başkanımıza oy vermek suretiyle muhalif kimliğini devam ettirdi. Bizler 4 milyon 200 bin seçmenin tamamının oyuna talip olacağız ve hedefimiz en az yüzde 60 ve Belediye Meclisi’nde çoğunluktur.”

Ankara’daki halk otobüslerinin Ankaralı yolcuları mağdur ettiğini de ifade eden Yavaş, halk otobüslerini işletenlere seslendi ve “Otobüslerin hepsini ya bize satın ya da gidip başka iş yapın. Bu halka zulüm etmeye kimsenin hakkı yoktur” dedi.

Mansur Yavaş, “Seçim yaklaştıkça karalamalara başladılar. Biz bunlara karşı efsunluyuz, vız gelir tırıs giderler. Attıkları iftiralar kendilerine bulaşacaktır” ifadelerini kullandı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

Ankara’daki halk otobüslerinin Ankaralı yolcuları mağdur ettiğini de ifade eden Yavaş, halk otobüslerinden belediye desteğinin çekilmesinin bu destek için istenen kredinin belediye meclisi tarafından bekletilmesi olduğunu söyledi. Kredi çıkmayınca otobüslere indirimli binme hakkı olan yolcuların kanuna aykırı biçimde taşınmadığını kaydeden Yavaş, halk otobüslerini işletenlere seslendi ve “Otobüslerin hepsini ya bize satın ya da gidip başka iş yapın. Bu halka zulüm etmeye kimsenin hakkı yoktur” dedi.

“Biz göreve geldiğimizden itibaren Ankara’da kirli siyaseti ortadan kaldırdık” diyen Yavaş, “Ama şimdi seçim yaklaştıkça karalamalara başladılar. Biz bunlara karşı efsunluyuz, vız gelir tırıs giderler. Attıkları iftiralar kendilerine bulaşacaktır” diye konuştu.

“Ankara, üç dönemdir muhalif kimliğini korudu”

“Ankara, üç dönemdir muhalif kimliğini korudu” diyen Yavaş, “2018 Referandumunda yüzde 50’den fazla hayır dedi. 2019 yılında yine yüzde 50’den fazla oy vermek suretiyle bizi göreve getirdi. En son 2023 seçiminde de yüzde 52, sayın Genel Başkanımıza oy vermek suretiyle muhalif kimliğini devam ettirdi. Bizler 4 milyon 200 bin seçmenin tamamının oyuna talip olacağız ve hedefimiz en az yüzde 60 ve Belediye Meclisi’nde çoğunluktur” ifadelerini kullandı.

Paylaşın