Erdoğan’dan “Tek Haneli Enflasyon” Mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’ne gönderdiği mesajda, “6 Şubat depremlerinin yol açtığı tahribatı ortadan kaldırırken, sağlıklı ve kaliteli bir ekonomik büyümeyle istihdamı artırmayı, enflasyonu yeniden tek haneye düşürerek, gelir dağılımını iyileştirmeyi amaçlıyoruz. Bu anlayışla bürokratik ve hukuki öngörülebilirliği daha da güçlendirerek, doğrudan yabancı yatırımları ülkemize çekmeyi planlıyoruz” dedi ve ekledi:

“Yine bu dönemde uzun süredir üzerinde çalıştığımız İstanbul Finans Merkezi projemizin de meyvelerini toplamaya başlayacağız. İstanbul Finans Merkezi ile ülkemizi finans alanında da bir merkez haline getirmeyi istiyoruz. Son 21 yılda toplam 255 milyar dolar uluslararası yatırım çekmiş bir ülke olarak, önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarımızın daha da derinleştirilmesine ve tabana yayılmasına özel önem ve öncelik vereceğiz. Otomatik Katılım Sistemi’ne ek olarak, ikincil bir emeklilik sisteminden halka arzların artırılmasına, Türk lirası cinsi ürünlerin cazibesinin ve çeşitliliğinin artırılmasına kadar geniş bir yelpazede adımlar planladık.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl 7’ncisi düzenlenen Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’ne gönderdiği mesajda, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “Güçlü Sermaye Piyasaları; Güçlü Türkiye” ana temasıyla düzenlenen kongrenin, tüm yatırımcılar için hayırlı olmasını diledi.

Sputnik Türkçe’de yer alan habere göre; Cumhuriyet’in yüzüncü yılında daha güçlü, daha güvenli ve daha müreffeh bir Türkiye hedefiyle çıktıkları yolda durmadan, dinlenmeden yürüdüklerini vurgulayan Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nın yol haritası mahiyetinde olan Orta Vadeli Program’ı, eylül ayı başında kamuoyu ve iş dünyasıyla paylaştıklarını anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyüme ve ticaretten fiyat istikrarına, finansal istikrardan beşeri sermaye ve istihdama, yeşil ve dijital dönüşümden afet yönetimine, kamu maliyesinden iş ve yatırım ortamına kadar tüm temel başlıklarda gerçekçi, uygulanabilir ve Türkiye’nin potansiyeliyle uyumlu hedefler belirlediklerini kaydetti.

Milletin de desteğiyle bu hedefleri gerçekleştireceklerine inandıklarını belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: 6 Şubat depremlerinin yol açtığı tahribatı ortadan kaldırırken, sağlıklı ve kaliteli bir ekonomik büyümeyle istihdamı artırmayı, enflasyonu yeniden tek haneye düşürerek, gelir dağılımını iyileştirmeyi amaçlıyoruz. Bu anlayışla bürokratik ve hukuki öngörülebilirliği daha da güçlendirerek, doğrudan yabancı yatırımları ülkemize çekmeyi planlıyoruz. Yine bu dönemde uzun süredir üzerinde çalıştığımız İstanbul Finans Merkezi projemizin de meyvelerini toplamaya başlayacağız.

İstanbul Finans Merkezi ile ülkemizi finans alanında da bir merkez haline getirmeyi istiyoruz. Son 21 yılda toplam 255 milyar dolar uluslararası yatırım çekmiş bir ülke olarak, önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarımızın daha da derinleştirilmesine ve tabana yayılmasına özel önem ve öncelik vereceğiz. Otomatik Katılım Sistemi’ne ek olarak, ikincil bir emeklilik sisteminden halka arzların artırılmasına, Türk lirası cinsi ürünlerin cazibesinin ve çeşitliliğinin artırılmasına kadar geniş bir yelpazede adımlar planladık.

Erdoğan, seçkin isimlerin katılımıyla düzenlenen Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nin, bu gayretlerinde yol gösterici olacağına inandığını aktardı. Türkiye’ye güvenen, ülkeye yatırım yapan, Türk ekonomisinin aydınlık geleceğine itimat eden tüm yatırımcılara kapılarının da gönüllerinin de açık olduğunu vurgulayan Erdoğan, kongrenin başarılı geçmesini diledi ve icrasında görev alanlara teşekkür etti.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Suriye’den Dikkat Çeken Açıklama

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin Suriye’den dikkat çeken bir açıklama geldi.  Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Bessam Sabbah, Ankara-Şam arasında diplomatik normalleşme için Türkiye askerinin Suriye’den çekilmesi şartını yineledi:

“Türkiye askeri güçlerini geri çekmek zorunda. Diğer konularda elbette onlarla görüşmeye açık olacağız ama bunu yapmamak ve kalmakta ısrar etmek yasadışı işgaldir.”

“Çok kutuplu dünya düzenine ne zaman varılacağını” tam olarak tahmin etmenin zor olduğu belirten Bessam Sabbah, “Ancak olumlu olan şey sürecin çoktan başlamış olması. Zaman alacağından eminim ama artık bu süreci tersine çevirmenin bir yolunu da görmüyorum” dedi.

Sputnik’e açıklamasında Suriye’ye uygulanan tek taraflı yaptırımlara da değinen diplomat, yaptırımların yasa dışı ve ahlaka aykırı olduğunu vurgularken, Şam’ın BM dahil her türlü platformda tek taraflı yaptırımların derhal kaldırılması çağrısında bulunduğuna dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Tek taraflı yaptırımlar Suriye’de büyük acılara neden oluyor ve insani durumu daha da kötüleştiriyor. Yaptırımların Suriye’deki her sektörü etkilediğini ve her vatandaşı etkilediğini söyleyebilirim. Sadece ülke içinde değil, yurt dışında da kendisini hissettiriyor. Suriyeliyseniz ve yurtdışında yaşıyorsanız banka hesabı açmanız dahi zor. Yaptırımların sonuçlarından biri de bu.”

Suriye ile normalleşme adımları Rusya ve İran’ın da katılımıyla yapılan dörtlü zirvelerle devam ederken, son olarak Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 4 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, Türkiye ile ilişkilere de değinmiş ve “Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgali bitecek ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkileri eski durumuna döndürmenin tek yolunun bu işgalden çekilmek olduğunu biliyor” açıklamasında bulunmuştu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da ağustosta verdiği bir röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası görüşmesine değinerek, “Hedefimiz Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, Erdoğan’ın hedefi ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini meşru kılmak” ifadelerini kullanmış, “Neden Erdoğan’la buluşacakmışım? Bir şeyler içmek için mi?” diye sormuştu. Esad, “Suriye’deki terör Türkiye’den kaynaklanıyor” demişti. Tamamı yayınlanmadan bir gün önce bir kısmı yayınlanan söyleşide Esad’ın Erdoğan ile görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandığı aktarılmıştı: “Görüşme Erdoğan’ın sunduğu koşullar altında gerçekleşemez.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’da 1 Eylül’de bir açıklama yaparak, “Türkiye ve Suriye’ye Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdik” demişti. Ankara-Şam normalleşmesine ilişkin yol haritası taslağına değinen Lavrov, “Yol haritası taslağını bu yılın haziran ayında tüm meslektaşlarımıza ilettik. Şu anda değerlendiriliyor, bu taslağın onaylanabileceği, genel kabul edilebilir duruma getirilmesi için temaslar sürüyor” demişti.

Rusya’nın Türkiye ve Suriye’ye 1998 yılında imzaladıkları Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdiğini anlatan Lavrov, şöyle devam etmişti: “Bu anlaşma, terör tehdidinin bulunduğunu ve bu tehdidin ortadan kaldırılmasını, Türkiye’nin Şam’ın onayıyla terörle mücadele yapılarını Suriye topraklarının belirli bir derinliğine kadar gönderme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Bu anlaşma yürürlüğünü sürdürüyor, kimse onu feshetmedi.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

CHP’li Tanrıkulu’nun “Dokunulmazlık” Fezlekesi TBMM’de

Aralarında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun da bulunduğu 4 vekilin dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezleke Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) ulaştı.

Haber Merkezi / Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığınca Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

CHP’de Dikkat Çeken Gelişme: Özgür Özel, Grup Başkanlığını Fiilen Bıraktı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme gerçekleştirdiğini anlatan CHP Grup Başkanı Özgür Özel, kurultaya kadar grup başkanlığını resmi olarak sürdüreceğini ama fiili olarak bu görevi yapmayacağını söyledi.

Özgür Özel, kurultay sürecinde yapacağı il ziyaretlerinde de grup başkanı olması dolayısıyla tahsis edilen makam aracını kullanmayacağını söyledi.

Haber Global’de yer alan habere göre CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklayan Grup Başkanı Özgür Özel, “Grup Başkanlığı için resmi istifayı kongre sonrasına bırakıyoruz. Bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile anlaştık.” dedi. Özel, Meclis’te gazetecilere yaptığı açıklamada, CHP Genel Başkanlığına adaylığı söz konusu olduktan sonra grup başkanının kim olacağının tartışma konusu olduğunu söyledi.

Grup Başkanlığı konusunu kurultay tarihi kesinleştikten sonra değerlendireceklerini belirten Özel, “Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık. Bugün de bu konuyu Genel Başkan ile birlikte baş başa görüştük. Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir mutabakata vardık.” ifadesini kullandı.

Kurultaya kadar CHP Grup Başkanlığı görevinden resmi olarak istifa etmeyeceğini bildiren Özel, şunları kaydetti:

“Görevimi resmen bırakmıyorum ama fiilen Grup Başkanlığı yapmayacağım. Bundan sonra salı günleri grup toplantılarına katılmayacağım. Grup Başkanı olarak benim yapmam gereken görevlerde, zaten benim olmadığım yerde grup başkanvekillerimiz yetkili. 3 grup başkanvekilimiz görevine devam edecek. Kurultay’ı yapacağız.

Kurultay bittikten sonra eğer ben genel başkan seçilirsem zaten bir grup başkanı seçimi olmayacak. Otomatikman hem genel başkan hem de grup başkanıyım. Sayın Genel Başkan seçildiği takdirde o gün yeni grup başkanının seçilmesi için gerekli seçimin yapılması için adımı atacağız. Kurultayda eğer Sayın Genel Başkan seçilir ve bir grup başkanı seçilmesine gerek olursa seçimi o günden sonra yapacağız.”

Bundan sonra sadece kendisine ihtiyaç duyulduğu zamanlarda Meclis’e geleceğini anlatan Özel, “Çok ekstra bir durum olursa, bir içtüzük değişikliğinde benim partimin ihtiyaç duyduğu deneyimime ihtiyaç duyulursa elbette onu esirgemeyeceğiz. Zaten Genel Başkan ve Grup başkanvekilleriyle temas halinde olacağız. Partinin ihtiyaç duyduğu alanlarda, İçtüzük ve anayasa değişikliği önerisinde ihtiyaç duyulan noktada katkı sağlarım.” açıklamasında bulundu.

Özel, kararı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte aldıklarını aktararak, “Genel Başkandan randevu aldım. Biraz önce bir araya geldik. Ben durumu anlattım. ‘Bu duruma nasıl bir çözüm bulalım?’ diye konuştuk. Birlikte fikir birliğine vardık. Biz grup başkanlığı seçimini kurultay sonrasına bırakıyoruz. İhtiyaç olursa kurultaydan sonra seçilecek. Kurultaya kadar Özgür Özel Anadolu’da, illerde olacak. Fiilen görevi yürütmeyecek.” diye konuştu.

Özgür Özel, TBMM tarafından kendisine tahsis edilen makam aracını da kurultay sürecinde kullanmayacağını dile getirdi. CHP Grup Başkanı Özel, “Seçimlerden önce Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı, Engin Altay TBMM Başkan adayı, Engin Özkoç da İçişleri Bakanı adayıydı, Siz de CHP TBMM Grup Başkanı adayıydınız ve tek kazanan siz oldunuz. Ama şimdi de bu görevden fiilen çekiliyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine, şu görüşleri paylaştı:

“Geri adım atmıyoruz, grup başkanlığı duruyor zaten. Eğer kurultayı kazanırsam da makamı bırakmadan devam ederiz. Kurultayda Genel Başkanla yarıştık ve diyelim ki ben kazandım. O zaman zaten grup başkanlığı görevim devam ediyor. Ola ki kaybedersek artık yeni bir grup başkanı seçilmesi doğru olur. Kurultayı kurultayda bırakırız ve biz de yeni grup başkanımıza destek veririz. Ama ben kazanacağımı ve Grup Başkanlığı görevimi sürdürme yetkisini delegelerden alacağımı düşünüyorum. Ancak tersi olursa yeni grup başkanı seçilir.”

Özgür Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda resmi bir istifa yok, sadece fiilen görevi bırakıyorum. Çok özel bir durum olmadıktan sonra MYK’ya da PM’ye de grup toplantılarına da katılmayacağım. Zaten Anadolu’da, Trakya’da olacağım. Grup Başkanlığı için resmi istifayı kongre sonrasına bırakıyoruz. Bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile anlaştık.

Genel Başkanla başka ne konuştunuz?” sorusuna ise Özel, “Görüşmemizde ‘kurultayları birlikte takip ediyoruz. Sizin, beni uyarmak ya da konuşmak istediğiniz bir husus var mı?’ dedim. O da “Yok, takip ediyorum, gayet iyi gidiyor’ dedi. ‘Bundan sonra da kongrelerde eğer ki diğer tarafı rahatsız eden bir durum olursa direkt birbirimizle görüşmeye devam edelim, diyalog içinde olalım’ dedik.” yanıtını verdi.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Yeni Anayasa’ çağrısına Kılıçdaroğlu’ndan Tek Cümlelik Yanıt

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısına, “Çağrı yapanların önce anayasaya uyması lazım” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; ‘Seçim meydanlarında söylediğimiz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz, mülakat konusunda özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım” açıklamasını yaptı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı. Genel Kurula CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’den ayrılırken basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasa çağrısı sorulan Kılıçdaroğlu, “Çağrı yapanların önce anayasaya uyması lazım” cevabını verdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; ‘Seçim meydanlarında söylediğimiz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz, mülakat konusunda özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım” açıklamasını yaptı.

Kılıçdaroğlu ayrıca, kendisini ziyarete gelen Saadet Partisi lideri Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ile görüştü. Genel başkanlar, yeni yasama yılının hayırlı olması temennisinde bulundu.

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” çağrısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı konuşmasında, Anayasa çalışmalarıyla ilgili mesajlar da verdi. Türkiye’de halen var olan Anayasa’nın 2023 Türkiye’sini taşıyamadığı ve 41 yıllık tarihinde irili ufaklı değişiklikle “yamalı bohçaya döndüğünü” savunan Erdoğan, Cumhur İttifakı olarak bu konuda 2021’de kendi hazırlıklarını yaptıklarını belirtti.

Akabinde diğer siyasi partilerin de hazırlık sürecine davet edildiğini belirten Erdoğan, “Davetimiz maalesef karşılık bulmadı. Sürekli darbe anayasasından şikayet edenler, iş somut adım atmaya gelince konfor alanlarının dışına çıkmak istemediler. Buna rağmen ümidimizi kaybetmedik” ifadeleri ile muhalefeti eleştirdi.

Tüm partileri ve vekillerini, toplumsal kesimleri yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağrılarına katılmaya davet de eden Erdoğan, “milli, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkesin bu çağrının muhatabı” olduğunu kaydetti. Ülkenin kırmızı çizgilerine uygun şekilde yaklaşan herkesle birlikte konuşup, tartışarak hareket edilebileceğini belirten Erdoğan, Anayasa’nın yapılmasının tüm konuların üstesinden gelmeye sağlayacak bir adım olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhuriyetin 100’üncü yılını yeni anayasa ile taçlandıralım” dedi.

Paylaşın

TBMM’de Yeni Yasama Yılı Başladı: Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı konuşmasında, Anayasa çalışmalarıyla ilgili mesajlar da verdi. Türkiye’de halen var olan Anayasa’nın 2023 Türkiye’sini taşıyamadığı ve 41 yıllık tarihinde irili ufaklı değişiklikle “yamalı bohçaya döndüğünü” savunan Erdoğan, Cumhur İttifakı olarak bu konuda 2021’de kendi hazırlıklarını yaptıklarını belirtti.

Haber Merkezi / Akabinde diğer siyasi partilerin de hazırlık sürecine davet edildiğini belirten Erdoğan, “Davetimiz maalesef karşılık bulmadı. Sürekli darbe anayasasından şikayet edenler, iş somut adım atmaya gelince konfor alanlarının dışına çıkmak istemediler. Buna rağmen ümidimizi kaybetmedik” ifadeleri ile muhalefeti eleştirdi.

Tüm partileri ve vekillerini, toplumsal kesimleri yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağrılarına katılmaya davet de eden Erdoğan, “milli, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkesin bu çağrının muhatabı” olduğunu kaydetti. Ülkenin kırmızı çizgilerine uygun şekilde yaklaşan herkesle birlikte konuşup, tartışarak hareket edilebileceğini belirten Erdoğan, Anayasa’nın yapılmasının tüm konuların üstesinden gelmeye sağlayacak bir adım olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhuriyetin 100’üncü yılını yeni anayasa ile taçlandıralım” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 28. Dönem 2. Yasama Yılı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genel kurulda yaptığı konuşma ile başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. Dönem 2. Yasama Yılı’nın, milletvekillerimizle birlikte ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Sözlerimin hemen başında 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde iradelerini sandığa özgürce yansıtarak demokrasimizin gücüne güç katan tüm vatandaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, millî iradenin temsilcisi olarak Meclis’teki yerlerini alan 28. Dönem Milletvekillerimizi bir kez daha tebrik ediyorum.

Meclisimizin faaliyete geçtiği 23 Nisan 1920’den günümüze kadar, bu yüce çatı altında ülkemize hizmet eden milletvekillerimizin her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Meclisimizde görev yapmış milletvekillerimizden vefat edenlere Mevla’dan rahmet niyaz ediyorum.

Büyük Millet Meclisimizin ilk Başkanı, millî iradenin özellikle ilk kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyorum. Hangi ünvanla olursa olsun, Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, güçlenmesi için emek veren, ter döken herkese, milletim adına teşekkür ediyorum.

Vatan topraklarının müdafaası, milletimizin birliği, ülkemizin bütünlüğü, devletimizin bekası uğrunda bin yıldır canları pahasına mücadele eden şehitlerimizi ve gazilerimizi tazimle yâd ediyorum. Rabbim tüm şehitlerimizin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin.

Meclisimizin her açılışında, 103 yıl önceki heyecanı tekrar yaşıyoruz. Yeni yasama yılında; teklifleriyle, muvafık-muhalif görüşleriyle, temsilcisi oldukları milletle olan yakın irtibatlarıyla, millî iradenin üstünlüğü ilkesine bağlılıklarıyla bu çatı altında ülkemize, milletimize, şehirlerimize hizmet edecek, katkı verecek tüm milletvekillerimize başarılar diliyorum. Sizlerden millî ülkümüz olan Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır fikri ve fiili eserler bekliyoruz.

Maziden atiye kurduğumuz köprüyü ne kadar sağlam tutarsak, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirme azmimiz de o kadar güçlü olacaktır. Bunun için, topyekûn millet ve onun temsilcileri olarak, farklılıklarımızı zenginlik hâline dönüştürerek, ortak hedeflerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız.

Geçtiğimiz 21 yılda ülkemizin kalkınma ve demokrasi altyapısının eksiklerini tamamlayarak, bu doğrultuda atılacak daha büyük adımların zeminini hazırladık. Hamdolsun artık Meclis’in kapısına kilit vurulduğu, milletvekillerinin istiskale maruz bırakıldığı, Başbakanların ve bakanların idam sehpasına gönderildiği, vesayetin millî iradeyi hiçe saydığı dönemler geride kalmıştır. Meclisimiz ve milletimizle omuz omuza vererek hep birlikte yazdığımız 15 Temmuz Destanı, bu bakımdan bir dönüm noktasıdır.

İki asırlık yönetim sistemi arayışlarımızın zirvesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçişin, tarihimizde ilk defa siyasetin, Meclis’in ve milletin ortak kararıyla gerçekleşmesi de aştığımız bir diğer önemli eşiktir.

Şimdi önümüzde yeni bir görev ve yeni bir fırsat var. Bu da ülkemizi, Cumhuriyetin ilk yıllarının ardından tekrar yeni ve sivil bir anayasaya kavuşturmaktır.

Genel Kurul salonumuzdaki Başkanlık kürsüsünün hemen arkasında yazan ‘Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir’ ilkesinin hakkını, ancak bu şekilde verebiliriz. Türkiye’yi, 12 Eylül darbe yönetiminin 41 yıl önce milletimizin sırtına sardığı mevcut anayasa kamburundan kurtarmak, hepimizin en öncelikli sorumluluğudur.

41 yıllık tarihinde uğradığı irili ufaklı 20’den fazla değişiklikle adeta yamalı bohçaya dönen bu anayasanın 2023’ün Türkiye’sini taşıyamadığı açıktır. Bu gerçeğe ekonomiden diplomasiye, adaletten hak ve özgürlüklere çok geniş bir yelpazede farklı vesilelerle şahit oluyoruz.

Her anayasanın ayrı bir hikâyesi vardır. Türkiye; 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarıyla, dönemlerinin olağanüstü şartları içinde tanıştı. Bugün ülkemizin şartlarının, ilk defa demokratik sistemin kendi tabii işleyişi içinde bir anayasayı hazırlamaya ve milletin takdirine sunmaya uygun olduğuna inanıyoruz. Türk demokrasisinin ulaştığı olgunluk seviyesi, anayasa meselesinde, 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan kötü geleneği tamamen sona erdirmeye fazlasıyla yeterlidir.

Elbette anayasanın başarısı, her siyasi partinin, her toplumsal kesimin, her bireyin kendini içinde bulacağı ve ‘benim’ diyerek sahipleneceği kapsayıcı bir metin olmasıyla orantılıdır.

Devletin ve milletin ortak geçmişini ve ortak geleceğini kuşatmayan bir anayasa ülkeye fayda getirmez.

Cumhurbaşkanı olarak şahsım ve Cumhur İttifakı partileri olarak; grubu olsun olmasın tüm partileri, tüm milletvekillerini, tüm toplumsal kesimleri, bu konuda sözü ve teklifi olan herkesi, yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağırımıza katılmaya davet ediyoruz. Darbecilerin direktifi olarak değil, gerçekten millî, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkes bu çağrının muhatabıdır.

Anayasa metninin kısa veya uzun olacağı, hangi konuları içerip hangilerini alt düzenlemelere bırakacağı, milletin her bir ferdinin ortak manifestosu niteliğini nasıl taşıyacağı, bütün bunların tamamını hep birlikte konuşup, tartışıp, kararlaştırabiliriz.

Yeter ki meseleye, ülkenin ve milletin temel değerlerine, kırmızı çizgilerine, Türkiye Yüzyılı hedefimize uygun şekilde hüsnü niyetle ve uzlaşmaya açık şekilde yaklaşabilelim. Bunu başardığımızda diğer tüm konuların üstesinden geleceğimizden asla şüphe duymuyorum.

Türkiye, milletimizin hayali olan böyle bir anayasayı hak ediyor. Türkiye, ülkenin ve toplumun gerisinde kalan değil, önünü açan, aydınlatan, ufkunu genişleten bir anayasayı hak ediyor. 15 Temmuz gecesi darbecilerin ölüm kusan silahlarına meydan okuyan bu necip millet, demokrasi mücadelesini sivil anayasayla taçlandırmayı fazlasıyla hak ediyor. Biz de diyoruz ki, bu özlemi daha fazla geciktirmeyelim. Cumhuriyetimizin 100. yılını yeni anayasayla taçlandıralım.

Toplumlar, sadece ortak zaferlerle değil, ortak acılarla da yoğrularak millet olur, devlet olur. Türkiye, 6 Şubat’ta işte böyle bir ortak acıyla güne uyandı. Ülkemizin 11 şehrindeki 14 milyon insanı etkileyen, 50 binin üzerinde can kaybına ve 850 bin bağımsız birimin kullanılamaz hâle gelmesine yol açan bu deprem, yakın tarihimizin en büyük felaketlerinden biridir.

Dünyada böylesine büyük bir alanda, bu kadar çok insanı etkileyen bir afet karşısında, bu derece hızlı toparlanıp önce arama kurtarma, ardından acil yardım ve barınma hizmeti sağlayabilen başka devlet örneği yoktur. Buna rağmen elbette kimi aksaklıklar, eksiklikler, gecikmeler olmuştur, belki hâlâ da vardır. Ancak milletimizin bu felaket karşısında gösterdiği birlik, beraberlik ve dayanışma asırlar boyunca hayırla yâd edilecek, tüm insanlığa örnek gösterilecektir. Devlet olarak imkânlarımızın tamamını bölgenin en hızlı şekilde ihyasına hasretmiş durumdayız.

Yakında inşası tamamlanan deprem konutlarının hak sahiplerine teslimine başlıyoruz. Bu yılki ek bütçeyle bölgeye 762 milyar lira tahsis etmiştik, 2024’te bu rakam 1 trilyon lirayı geçecek.

Eylül’ün ilk haftası açıkladığımız Orta Vadeli Program’daki önceliklerimizin başında da deprem bölgesindeki yaraların sarılması yer alıyor. Depremin ülkemize toplam maliyetinin 105 milyar doları bulacağı hesaplanıyor. Böyle bir meblağ, gelişmiş ülkeler dâhil tüm ekonomiler için çok büyük bir yüktür.

Dünya genelinde enflasyon oranları son 60-70 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Gıdadan enerjiye, ticaretten istihdama kadar her alanda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Gelişmiş ülkeler dâhil hemen hiç kimse önünü net bir şekilde göremiyor. Türkiye olarak biz de ister istemez bu olumsuzluklardan etkileniyoruz.

Seçimlerin ardından, hem mevcut küresel ekonomik görünümü, hem de önümüzdeki dönemde karşılaşabileceğimiz muhtemel tehditleri dikkate alan bir politikaya yöneldik. Amacımız, bu hassas dönemden ülkemizi en az kayıpla ve şayet arzu ettiğimiz neticeleri alabilirsek en büyük kazançla çıkarmaktır.

Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme stratejimiz, ekonomi politikamızın omurgası olmaya devam ediyor. Milletimizin canını yakan hayat pahalılığını ortadan kaldırmak, deprem başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerini çözmek, ülkemizi büyütmeyi sürdürmek için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız.

Ülkemize 40 yıldır çok ağır insani ve ekonomik bedeller ödeten bölücü terör meselesini, sınırlarımız içinde büyük ölçüde çözdük. Terör örgütünün sınırlarımız dışındaki varlığını da ortadan kaldırarak, emperyalistlerin bölge halkının başına musallat ettiği bu belayı, ülkemiz için bir tehdit kaynağı olmaktan tamamen çıkartmak istiyoruz. Bu çerçevede son yıllarda elde ettiğimiz tarihî, siyasi ve askerî başarıları, yeni kazanımlarla daha da ileriye taşımak için hazırlıklarımızı yapıyoruz. İçeride veya dışarıda son terörist de bertaraf edilene kadar, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Terör örgütünün siyaseti yönlendirmesine ve ülkemizin kutlu yürüyüşünü engellemesine müsaade etmeyeceğiz. Bu sabah, emniyet birimlerimizin vakitli müdahalesi neticesinde iki caninin etkisiz hale getirildiği eylem, terörün son çırpınışlarıdır. Vatandaşın huzuruna ve güvenliğine kast eden alçaklar, emellerine ulaşamamıştır, asla da ulaşamayacaktır. Olaya müdahale esnasında yaralanan polislerimize Allah’tan acil şifalar diliyor, Ankaralı kardeşlerimize geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum.

Güney sınırlarımızın tamamını en az 30 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridiyle koruma, onun ötesindeki faaliyetleri de mutlak denetim altında tutma stratejimiz bakidir. Atacağımız yeni adımlar sadece hazırlık, zaman ve ortam meselesidir. Bunun için, ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ sözü, kulaklardan hiç eksik olmasın, diyoruz.

“Açık ve net konuşuyorum”

FETÖ ihanet şebekesinin, bilhassa yurt dışında yuvalanan militanları vasıtasıyla yaymaya çalıştığı ‘yıkılmadık, ayaktayız’ havası, bir çeşit mezarlıkta ıslık çalma gayretidir. Açık ve net konuşuyorum… Bu ülkede bir daha asla FETÖ yeniden dirilemeyeceği gibi, benzer örgütlerin de yeni ihanetler sergileyebilmesi mümkün değildir. Ne devletimiz ne milletimiz ne de siyaset kurumu böyle bir durumun ortaya çıkmasına izin verecektir.

Biz Avrupa Birliği’ne verdiğimiz her sözü tuttuk, ama onlar bize verdikleri sözlerin neredeyse hiçbirini yerine getirmediler. Yönetimler değişse de, Avrupa Birliği’nin ülkemize yönelik adaletsiz ve ahde vefa ilkesiyle bağdaşmayan tarafgir tutumunda bir değişiklik olmadı. Kâğıt üzerinde ortaya koydukları ilkeleri, kuralları, süreçleri hiçe sayan bir yaklaşımla ülkemize haksızlık üzerine haksızlık yapıyorlar. Türkiye olarak, 60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği’nden herhangi bir beklentimiz yok.

Şayet, bize karşı örtülü bir yaptırım gibi kullandıkları vize dayatması başta olmak üzere haksızlıklarından geri dönerlerse, kendi yanlışlarını düzeltmiş olurlar. Yapmazlarsa; siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî olarak bizden herhangi bir beklentiye girme hakkını tümüyle kaybederler. Eğer, artık iyice lafta kalan tam üyelik sürecini sonlandırmak gibi bir niyetleri varsa, işin o tarafı da kendi bilecekleri bir iştir.

Biz, demokrasi, adalet ve özgürlükler noktasında Kopenhag Kriterleri’ni gerekirse Ankara Kriterleri yapar, yine yolumuza devam ederiz. Son 21 yılda hak ve özgürlükler konusunda hayata geçirdiğimiz, ‘sessiz devrim’ olarak nitelenen tüm reformları, birileri istediği için değil, milletimiz en iyisine, en ilerisine layık olduğu için yaptık. Avrupa Birliği’ne rağmen sabırla bugünlere getirdiğimiz tam üyelik sürecimizde yeni dayatmalara, yeni şartlara tahammülümüzün kalmadığını burada tekrar ifade etmek istiyorum.”

Paylaşın

Yeni Yasama Yılında TBMM’nin Gündeminde Hangi Konular Var?

TBMM, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasıyla, 28’inci dönem ikinci yasama yılına başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündeminde yeni Anayasa’dan İsveç’in NATO üyeliğine, emekli maaşlarından fezlekelere kadar birçok kritik başlık var.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; TBMM, 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler nedeniyle Şubat ayı ortalarında çalışmalarına ara verecek. Seçim arasına kadar birçok düzenlemenin Meclis’te kabul edilmesi hedefleniyor.

İsveç’in NATO üyeliği: Meclis’in gündemindeki özellikle Batı ülkelerince yakından takip edilen en önemli başlıklarından biri İsveç’in NATO üyeliğinin oylanması olacak.

Türkiye, Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO zirvesinde sağlanan mutabakatın ardından İsveç’in üyeliğine itirazı kaldırmıştı. Mutabakat metninde NATO desteği karşılığında İsveç’in oluşturulacak Güvenlik Paktı çerçevesinde terörle mücadele konusunda Türkiye’ye güvence verdiği belirtilmişti.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini yeni yasama döneminde oylamaya sunması bekleniyor. Ancak AK Parti kurmaylarına göre burada süreç hızlı işletilmeyecek. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yeni F-16’ların Türkiye’ye satışını İsveç’in NATO üyeliği şartına bağlamasına yönelik yorumlar nedeniyle bu sürecin biraz sarkabileceği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan dönüşü gazetecilerin soruları üzerine “İsveç’i F-16 ile bağlı hale getiriyorlar. Yani diyorlar ki bunu halledin. Kanada, Amerika aynı şeyi yapıyor. Biz de diyoruz ki, ‘sizin Kongreniz varsa bizim de parlamentomuz var.’ Biz parlamentomuzu geri plana atamayız ki” açıklaması yapmıştı.

AK Parti kurmaylarına göre “NATO üyeliğine karşı F-16” şartı konuşulması doğru bir adım değil. Ancak ABD’nin bu konudaki tavrını sürdürmesi durumunda NATO’ya onay sürecinin Ekim ayı içerisinde gerçekleşmeyebileceği ifade ediliyor.

Bir diğer iddiaya göre de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Aralık ayında Washington’da görüşmesine dair hazırlıklar yürütülüyor. Bu görüşmenin gerçekleşmesinin de İsveç’in NATO üyelik sürecine etki edecek bir konu olarak görülüyor.

AK Parti’nin tek başına “evet  demesi de İsveç’in NATO üyeliği için yeterli değil. İsveç’in NATO üyeliğinin Meclis’te onaylanabilmesi için Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin ya da muhalefetin destek vermesi de gerekiyor.

Yeni Anayasa: Geçen yasama döneminde Mayıs ayındaki seçimlerden önce komisyon aşaması tamamlanan, ancak muhalefetin destek vermemesi nedeniyle Genel Kurul’da görüşülemeyen başörtüsü düzenlemesine ilişkin Anayasa teklifi de yeniden Meclis gündemine gelecek.

AK Parti ve MHP, başörtüsüne anayasal güvence getirilmesini öngören ve ailenin yeniden tanımlandığı Anayasa değişikliği teklifini 9 Aralık 2022’de Meclis’e sunmuştu. Teklife göre Anayasa’nın 24’üncü ve 41’inci maddelerinde değişiklik öngörülüyor.

Teklifi AK Parti, “seçim vaadi” olduğu gerekçesiyle gündeme almaktan yana. AK Parti kurmayları bu iki maddelik düzenlemeye İYİ Parti, Saadet, Gelecek ve DEVA partilerinden de destek bulacağı görüşünde. Anayasa değişikliği teklifinin Meclis’te kabul edilebilmesi için 400 evet oyu gerekiyor. Cumhur İttifakı ile Meclis’e giren AK Parti, MHP, Yeniden Refah, HÜDA PAR, DSP’nin vekil sayısı 323. İYİ Parti, Saadet, Gelecek, DEVA partilerinin vekilleri de dahil edildiğinde bu rakam 402’ye ulaşıyor. Bu nedenle muhalefetin destek verip vermeyeceği kritik önemde.

TBMM’de ayrıca yeni bir Anayasa süreci başlatılması hedefleniyor. Erdoğan’ın yeni yasama yılı açılış konuşmasında da ana çerçevenin yeni anayasa olacağı ifade ediliyor. Yeni Anayasa için “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” kurulması yönünde AK Parti içerisinde bir görüş hâkim. Bu konuda 2011 yılında yapılan çalışmanın dikkate alınabileceği belirtiliyor. 2011 yılında bir buçuk yıllık çalışma sonrasında Uzlaşma Komisyonu, 60 maddede tam mutabakat sağlarken 112 maddede ise şerhli olarak anlaşmıştı. Komisyon kurulması öncesi AK Parti Meclis yönetiminin diğer partilere Ekim ayından itibaren ziyaretler gerçekleştirmesi planlanıyor. AK Parti kurmayları İYİ Parti, Gelecek, DEVA ve Saadet Partileri ile de görüşmeler yapılacağını belirtirken uzlaşma beklentisinin yüksek olduğunu dile getiriyorlar.

Anayasanın yanı sıra Meclis İçtüzüğü’ne dair çalışmalar da yapılması planlanıyor. AK Parti’nin bu yönde taslak için çalışmalara başladığı, çalışmaları Anayasa süreci ile eş zamanlı olarak yürütmeyi planladığı kaydediliyor. Muhalefet cephesinde ise Meclis İçtüzüğü’ne müdahaleye olumlu bakılmıyor. AK Parti’nin “muhalefetin sesini kesme” çalışmalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Ancak muhalefetin gelecek tekliflerden sonra tavır belirlemesi bekleniyor.

Emekli maaşına zam ve ekonomi: Meclis’in açılmasının ardından dikkat çeken ilk toplantı 3 Ekim’de Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleşecek. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan, milletvekilleri ile ilk kez bir araya gelerek bir sunum yapacak. Erkan, Türkiye ekonomisi, enflasyon ve para politikası çerçevesinde soruları da yanıtlayacak.

Meclis’in gündemine gelecek bir diğer konu ise emekli maaşlarına yapılması beklenen ek zam. Temmuz ayında memur ve emekli maaşlarına zam yapılırken bu zam emeklilerin kök aylıklarına uygulanmıştı. Buna göre kök aylığı 6 bin lira ve altında kalanların emekli aylıkları Temmuz ayından sonra da 7 bin 500 lira olarak ödenmeye devam etti. Milyonlarca emekli bu nedenle ek zam talep ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan zam için yıl sonunu işaret etmişti. Emekli maaşlarına zam planlarının, Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Plan’daki hedeflerle birlikte bir torba kanun ile Meclis gündemine gelmesi bekleniyor.

Meclis’in gündemine gelecek bir diğer konu ise yeni evlenen çiftlere faizsiz kredi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Eylül’deki kabine toplantısı sonrasında yeni evlenen çiftlere faizsiz kredi için Meclis’e yasal düzenleme getirileceğini açıklamıştı. 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli 150 bin lira faizsiz olması beklenen kredi Aile ve Gençlik Bankası tarafından verilecek. Bu sistemin kurulmasına ilişkin yasal düzenleme de Meclis’e gelecek.

Hükümet, ayrıca yüksek kiralar ve araç stokçuluğuna karşı önlemler almayı hedefliyor. Ev kiralarındaki fahiş artış ile sıfır araçların stoklanarak belli yerlere satılmasına karşı hapis cezasını da içeren bir düzenleme yapılacağı belirtiliyor.

Meclis’in ekonomi gündemi Kasım ve Aralık aylarında da yoğun olacak. Yeni ekonomi yönetiminin hazırlayacağı 2024 bütçesi Meclis’te görüşülecek. Bütçe içerisinde deprem yatırımları önemli bir yer tutacak. Deprem bölgelerindeki yeniden imar çalışmalarına teşvik konusunda Meclis’e bir düzenleme paketi gelmesi de gündemde.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın çalışmalarını yürüttüğü “kentsel dönüşümün hızlandırılması”na dair yasal çalışmaların da Meclis’e getirilmesi bekleniyor.

Sezgin Tanrıkulu fezlekesi: CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına dair fezleke de Meclis Genel Kurul gündemine gelecek.

Tanrıkulu 8 Eylül tarihinde katıldığı TV100 canlı yayınında, “Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) değil mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla sabit hale gelen… Biz eleştirel yaklaşırız. Soru sorarız, doğru olup olmadığını sorgularız, TSK üzerinden bu tür şaibelerin kalkması amacıyla bunu sorarız. 40 yılda her şeyi doğru yapsaydı Türkiye bu durumda olmazdı. AİHM kararı orada, 15 tane köylü, kim attı? Bu kadar köyü yaktı?” diye konuşmuştu.

Bu sözler üzerine AK Parti ve MHP’nin yanı sıra kendi partisi CHP’nin bazı yöneticileri tarafından tepki gören Tanrıkulu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatıldı. Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılması için hazırlanan fezleke Meclis’e iletilmek üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderildi. Bu fezlekenin Meclis’e gelmesinden sonra Anayasa ve Adalet komisyonlarından oluşan Karma Komisyon gündemine gelecek. Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hem komisyondaki hem de genel kuruldaki oylamanın muhalefeti de bölebileceği belirtiliyor. İYİ Parti’nin Tanrıkulu’nun dokunulmazlığının kaldırılması oylamasında nasıl tavır alacağı merak edilirken, CHP içerisinden de “dokunulmazlık kaldırılsın” diyenlerin olabileceği ifade ediliyor.

TİP Milletvekili Can Atalay: Gezi Davası’nda Yargıtay’ın cezasını onadığı beş isim arasında yer alan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki karar TBMM Başkanlığı’na gelecek. Bu kararın Meclis Genel Kurulu’nda okunmasıyla birlikte Atalay’ın milletvekilliği de düşecek. Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin olası bir ihlal kararı vermesi durumunda Atalay’ın milletvekilliğine dönüşü mümkün olabilecek. Aksi bir kararda ise dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınacak.

Tezkereler: Meclis gündemine Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına asker göndermesine yönelik tezkerelerin de gelmesi bekleniyor. Ekim ayı içerisinde Türk askerinin operasyonlarını sürdürdüğü Suriye-Irak ve Lübnan tezkereleri görüşülecek. Bu tezkerelerin yanı sıra Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki harekâtına katılım için gereken tezkerenin de Ekim ayı içerisinde Meclis’ten geçmesi gerekiyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Cezaevinde Uyuşturucu Baronu Göremezsiniz

Şanlıurfa’da partisinin yerel yönetim çalıştayında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, uyuşturucu sorununa değinerek, “Uyuşturucu nedeniyle gençliğimizi kaybedebiliriz. Bu artık bir milli güvenlik sorunudur. Cezaevinde bir tane bile uyuşturucu baronu göremezsiniz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu ayrıca, siyasi iktidar için en önemli konunun ‘ahlaki ve siyasi meşruiyeti’ olduğunu dile getirerek, “Eğer montaj videolar yapıyorsanız ahlaki ve siyasî meşruiyetiniz tartışılır hale gelir. Milletin seçtiği belediye başkanı yerine kayyum atarsanız, siyasî meşruiyete gölge düşürür. Bu millet niye oy kullanıyor? Bunun adı demokrasi olur mu? Bu tam bir felakettir” ifadelerini kullandı.

Eğitim sorununa değinen Kılıçdaroğlu, “Eğitim tam bir felaket. 60-70 kişilik sınıflarda bir öğretmen öğrenciyle nasıl ilişki kuracak? Derslik için de söz veriyoruz. Büyükşehir belediye başkanlığını bize vereceksiniz, 5 bin derslik kuracağız. Eğer Şanlıurfalı kardeşim çocuğunun iyi bir eğitim almasını istiyorsa, en az 100 kreşin Urfa’da olmasını istiyorsa CHP’nin adayına oy verecek, beraber takip edeceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Şanlıurfa’da düzenlediği yerel yönetim çalıştayında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Eğer montaj videolar yapıyorsanız ahlaki ve siyasî meşruiyetiniz tartışılır hale gelir. Milletin seçtiği belediye başkanı yerine kayyum atarsanız, siyasî meşruiyete gölge düşürür. Bu millet niye oy kullanıyor? Bunun adı demokrasi olur mu? Bu tam bir felakettir.

Eğitim tam bir felaket. 60-70 kişilik sınıflarda bir öğretmen öğrenciyle nasıl ilişki kuracak? Derslik için de söz veriyoruz. Büyükşehir belediye başkanlığını bize vereceksiniz, 5 bin derslik kuracağız. Eğer Şanlıurfalı kardeşim çocuğunun iyi bir eğitim almasını istiyorsa, en az 100 kreşin Urfa’da olmasını istiyorsa CHP’nin adayına oy verecek, beraber takip edeceğiz.

Eskişehir hafta sonu turist kaynıyor. Eskişehir bir çöl gibiydi, vahaya döndü. Kim yaptı? CHP. Şanlıurfa’da çok daha fazla şey var ama vizyon lazım. Zenginleşmek için siyaseti kullanırsanız toplum yoksul kalır. Şanlıurfa bir Kudüs, bir İstanbul olabilir.

Uyuşturucu nedeniyle gençliğimizi kaybedebiliriz. Bu artık bir milli güvenlik sorunudur. Cezaevinde bir tane bile uyuşturucu baronu göremezsiniz.”

“Emine Şenyaşar neredeyse suçlu ilan edildi”

Konuşmasının sonunda, 2 oğlu ve eşi 2018’de AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınları tarafından katledilen Emine Şenyaşar’dan da bahseden Kılıçdaroğlu, hastanedeki saldırının görüntülerinin kaybedildiğini hatırlattı.

Emine Şenyaşar’ın neredeyse suçlu ilan edildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “8 savcı iddianame hazırlamaya korktu. Oraya arkadaşlarımız geldi. Kimse sahipsiz değildir bu memlekette. Dava açıldı, takip ediyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Yerel Seçimler; Babacan: Kendi Adaylarımızla Gireceğiz

Partisinin  Tüzük Kongresi’nde ‘yerel seçimde ittifak’ tartışmalarına ilişkin açıklama yapan Ali Babacan, “DEVA Partisi önümüzdeki yerel seçimlerde, tüm ülke sathında kendi ismiyle, kendi amblemiyle, kendi adaylarıyla seçime girme kararı almıştır. Kararımız ülkemiz için, partimiz için hayırlı olsun.” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Tüzük Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

DEVA Lideri Babacan, kaybedilen seçimlere ilişkin, “Talihsiz tartışmalar, tekil hırslar ve anlamsız kavgalar yüzünden vatandaşlarımız; Millet İttifakı’nın bu ülkeyi uyumlu bir şekilde yönetebileceğine ikna olmadı” yorumunu yaparken seçim sonrası büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını söyledi.

Ali Babacan, şöyle devam etti: “O yüzden bugün işimiz daha zor. Ama biz, demokrasiyi bir ‘müsabaka’ gibi görenlerden, ‘iktidarın nimetlerini paylaşma yarışı’ sananlardan değiliz.”

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde, kendi adaylarını çıkaracaklarını duyuran Babacan açıklamasının ilgili bölümünde şunları kaydetti:

“DEVA Partisi önümüzdeki yerel seçimlerde, tüm ülke sathında kendi ismiyle, kendi amblemiyle, kendi adaylarıyla seçime girme kararı almıştır. Kararımız ülkemiz için, partimiz için hayırlı olsun.”

DEVA Partisi

9 Mart 2020 tarihinde Ali Babacan liderliğinde kurulan Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi,  TBMM’de 15 milletvekili ile temsil edilmektedir.

Parti, dünya görüşünü “politikalarını gerçekleştirerek kuvvetler ayrılığı prensibine ve hukukun üstünlüğüne dayanan, tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemiyle hukuk güvenliğini en üst düzeyde sağlayan, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye önem veren olarak” tanımlar.

Üçüncü taraf kaynaklar genellikle partiyi liberal muhafazakârlık, Pro-Avrupacılık ve sosyal liberalizm ideolojilerini benimseyen ve merkez sağa yaslanan bir parti olarak tanımlamıştır Parti siyasi yelpazede kendisini yelpazenin tam ortasında her ideolojiden insanı barındırmayı amaçlayan ‘ana akım’ parti olarak tanımlamaktadır.

Bazı yorumcular, partinin 2002’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) anımsattığını belirtmektedir. Eleştirmenlere göre, parti stratejisini AK Parti tabanı içindeki iki gruptan destek almaya dayandırdı: orta sınıf ve dindar Kürt seçmenler.

Eleştirmenler AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ittifak halinde olması ve Kürtlere güvenlikçi bir yaklaşım benimsemesi nedeniyle, dindar Kürt seçmenlerin gerçekten yeni bir parti arayışı içinde olduğunu belirterek partinin bu seçmenlere alternatif oluşturduğunu düşünmektedir.

Ayrıca Anavatan Partisi’nin (ANAP) devamı olduğu da iddia edilmiştir. Parti gireceği ilk seçimler olan 2023 genel seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden 24 adayla, İYİ Parti listelerinden 1 adayla seçimlere katıldı ve bu adaylardan 15’i seçildi.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı: Neden Bu Tahammülsüzlük

Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapmak isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları önce ablukaya daha sonra da gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Neden bu tahammülsüzlük, bu işkence?” ifadeleri kullanıldı.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri 966. hafta basın açıklaması yine engellendi. Cumartesi Anneleri/İnsanları, iki noktada önce engellendi, sonra gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Yine polis ablukasındayız” denildi.

Ayrıca yine X hesabından şu paylaşım yapıldı:

“Kayıplarımız nerede?” diye sormak için çıktığımız Galatasaray Meydanı’nda “Beni Bul Anne” şarkısı eşliğinde fiziksel şiddet uygulanarak gözaltına alındık. Neden bu tahammülsüzlük, bu işkence?”

Anayasa Mahkemesi kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın