Vural Uzundağ kimdir? Hayatı, Eserleri

19.08.1986 yılında Aydın’da dünyaya gelen Vural Uzundağ, ilk ve ortaöğrenimini bu şehirde tamamladı. Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü’nü bitirdikten sonra, İstanbul MSM’de Sinema-TV Bölümünde öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Uzun zamandır sinemanın yanında şiirle de ilgilenen Uzundağ’ın ilk şiiri 2004 yılında Varlık Dergisi’nde yayınlandı. Daha sonra; Ünlem, Agora, Lacivert, Bireylikler, Yaratım, Yazılıkaya, Gediz, Akatalpa, Gard, Edebiyat Ortamı gibi dergilerde şiir ve şiir üzerinde yazdıklarıyla görüldü. 2005 yılında Karşıyaka CUMOK 5. Uğur Mumcu Şiir Ödülü’nü aldı.

2009 yılında Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali’ne davet edildi. “Sağanak, Şimdi!” adlı ilk şiir dosyası 2010 yılında Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali Sevda Ergin Genç Şair Ödülü’nü alarak Artshop Yayınları’nca kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içinde Edebiyat Ortamı Dergisi Şiir Ödülü, Jüri Özel Ödülü aldı ve 15. Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü kapsamında dikkate değer bulundu.  Çeşitli edebiyat dergilerinde söyleşileri yayınlandı. (Edebiyat Ortamı Dergisi, Vural Uzundağ ile Söyleşi, Söyleşen: Muhammed Safa, Mart-Nisan 2011 Sayısı Gediz Edebiyat ve Sanat Dergisi, Vural Uzundağ ile “Sağanak, Şimdi!” üzerine, Söyleşen: Ahmet Çınar, Kış 2011 Sayısı *Yazılıkaya Şiir Yaprağı Dergisi, Sevda Ergin Genç Şair Ödülü üzerine söyleşi, Söyleşen: Duygu Ergun, Temmuz-Ağustos 2010 Sayısı) Şiirleri çeşitli yıllıklara alındı.

Yaklaşık yedi yıldır Dizi Filmlerde ve Sinema filmlerinde yönetmen yardımcılığı yapmaktadır. Son olarak Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” adlı projesinde 2. Yönetmen Yardımcısı olarak görev aldı. Çekimler tamamlandıktan sonra 19. Saraybosna Film Festivali Talent Campus programına Kabul edildi.

“Eza”

geceye düşürdüğün onca yaprak ve
ay gölgelerinden yaptığın kuklaların yaşamı
ne acı, eskimiş bir rüzgârı biriktiriyoruz tenimizde
sabaha koşan çocuklar dilinde o yaprakların

mevsimler döner gibi göğe elleri açık
döner gibi toprak, evler; mabedi yarasız acının
kömür sobaları, bacalar, anne babalar ahraz!
oyunları çalınmış kaldırımlar yapraksız

şimdi banliyö trenleri geçer küflü raylardan
hatırasını unutmuş bir kuş geçer boydan boya şehri
kana bulaşmış bir gerçeklik şiirin ve şehirlerin üstleri

ne acı, en bakir kalan yanısın hâlâ kalbimin!

“Hanımeli”

kaçış/tı tüm adsız mektuplar, kilitsiz
zemberek kaldı bir uzağa imrenen, filmler siyah-beyaz

faili meçhul gazel yakmıştık ecel terleriyle
yıkanarak, o tekrar çıkılacak yokuşa eksik
bahçelerden zambak ölüleri taşırdı gök./yüzü
olmayan kristal fotoğrafta unutmuş yüzünü
çınladı ses: çıngırakk!

pustan bir sağanak yağıyor kente, sığınak
yok. hanımeli, beyeli, bilmem kimin eli değmiş
oyunlarımıza, meleklerin süzgecinden geçen zamanın
pıhtılaşmış solgun hüznüne boşalan yazdan
ki; damladıkça kanıyor mürekkep, adı konmamış zarfların

döküntü mahzenlerin yasaklarıdır hayal, ten kadar
yakın ipin dansına, parçala duyularını aşka susarak

sarhoşluğa kıyılardan gidilir, gece uzun/
dur gitme daha masallar senin olsun

sonbahar gözlerinden düşmekteyim şimdi, ilk defa.