Veysi Erdoğan kimdir? Hayatı, Eserleri

1982 yılında Diyarbakır‘da dünyaya gelen Veysi Erdoğan, ilk ve orta öğreniminden sonra, Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde Türkçe öğretmenliği yapmaktadır. Bu okulda “Kalem Arkadaşları” adlı bir dergi çıkarmaktadır.

Haber Merkezi / Bir süre Yom Sanat dergisinin editörlüğünü yaptı. Şiir ve şiir üzerine yazıları Varlık, Kitap-lık, Yasakmeyve, Yaratım, Pitoresk, Tigris, Mühür, Yazılıkaya, Mor Taka gibi dergilerde yayımlandı. Şimdi Terk Edin Çadırımı (2008) adlı dosyası ile 2008 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Erdoğan’ın şiirinin kaynağını, Doğu’da yaşananlar, Doğu’nun edebî, kültürel kaynakları oluşturur.

Doğu mitolojisinin sembollerini işlediği Aklın Azabı: Birhan Keskin Şiirinde Hatıra Medeniyeti (2012 ) adlı inceleme kitabında, şair Birhan Keskin’in hayatından daha çok şiirlerini, şiir anlayışını detaylı olarak ele alır. Aklın Azabı eseri Yediler Kırbacı, Yediler Evi, Yediler Kuyusu, Yediler Aşkı’na başlıklı dört bölümden oluşur. Esrâri, Hafıza, Mağlûp, Ayna ve Tabut, Kılıç ve Kuyu, Şamdan ve Şuâra gibi. Sadece şiir isimleri bile onun şiir dili hakkında ipuçları vermektedir.

“Eksik”

herkes bir mum ile kapıma geldiğinden beridir
elem yüklü o yeşil evde bir ölüye pervaneyim

dönerim levhaya susan yüzümün esrarında, perde!
anlarım ki o kusur tende ben dilimin eksiğiyim

galib’in nefesinden gül okusa bana şeyh’im
duyamam! vezirim öldü her söze kötü bir vecizeyim

bileyin beni kalplerin sınandığı o vedâ suyunda
kör edin! ben ki kaf’ın kamburunda unutulan yetimim

gittim kendimi ölülerle terbiye edip geldim
kadife bir kılıca verdim tenimi işte ben dedim!

herkesin günahını bıraktığı bir lekeyim bu yerde
levhaya susmuş eksik bir beden ile kime geldim?

nerde dilin, nerde tenin, gözlerin nerdedir deme!
çıkamam kendimden ey şüphe aynalara giderim!

“Leke”

herkesin herkese kırbaç olduğu zamanlardı ki onlar
yarasını aynalarda büyüten bir lekeden geldilerdi

güzeldiler gül teninden tac yaparken dünyaya
yalan vezniyle varılan bir zamana indilerdi

baktılar her yer çamur her şey toz içinde yaradır
gittiler, keder kokan bir gövdede bekledilerdi

istediler mümkün olsun bu çağı kuyusuz kapatmak
hüzün suyuna susan o kör mendil inlemesin istedilerdi

gördüler herkes ötekinin sesiyle kapatıyor perdesini
olmaz’ın bahçesinden gitmek gömleğini giyindilerdi

kimbilir nerdeler şimdi, hangi mevsimdeler?
kimbilir hangi çağın peçesiyle örtündülerdi?

dünyayı söyleyen suların rengindeydi oysa onlar
gümüş bir gülden gelip siyah bir güle dönüştülerdi