Altın, Euro, Sterlin, Yen: Hepsi Birden Neden Düşüyor?

Avrupa Birliği’nin parası Euro, dolar karşısında 1’in altına gerileyerek son 20 yılın en düşük seviyesine indi. İngiliz parası Sterlin de eriyor, dolar karşısında 1985 yılından bu yana en düşük seviyesine geriledi. Japon parası Yen de dolar karşısında son 24 yılın en düşük seviyesinde. Bu arada ons altın da Mart ayında gördüğü 2070 dolar seviyesinden 1700 dolara düştü.

Halk Tv yazarı Barış Soydan, bugünkü yazasında Euro, Sterlin, altın ve Yen’in düşüşünün arkasındaki ana sebebin, Amerikan Merkez Bankası FED’in faiz artırımları olduğunu yazdı. “Ama sadece bu değil. Hepsinin kendi dertleri de var” diyen Soydan şöyle devam etti:”

“Pandemide dünyanın her yerinde merkez bankaları ekonomileri desteklemek için gevşek para politikası uygulamıştı. Bunun için politika faizini 0’a, hattan 0’ın da altına indirdiler, bu arada ekonomilerine para pompaladılar.

Ama gevşek para politikasının bir yan etkisi var: Enflasyon. Enflasyon geçen yıl bütün dünyada yükselişe geçti. Amerika ve Avrupa’da son 40 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Merkez bankaları enflasyonu bastırabilmek için faiz artırımlarına gittiler. (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dışında.)

Faiz artırımında en cesur davranan Amerikan Merkez Bankası FED’di. Mart’ta 25 baz puanlık (0.25) faiz artırımıyla başladı, daha sonra bir tane 50 (0.50), iki tane 75 (0.75) baz puanlık artırım yaptı. Bu ay 75 baz puanlık bir artırım daha yapacak. Ondan sonra da durmayacak, Kasım’da büyük ihtimalle bir 50 baz puanlık artırım daha gelecek.

FED faizi bu kadar çok artırınca geçmişte yüksek getiri peşinde başka varlıklara yönelen küresel sermayenin bir kısmı dolara geçti. Bu arada FED’in faiz artırımları sonrasında Amerikan devlet tahvillerinin getirilerinde de sert artışlar yaşandı. Bu da dolara yönelimi güçlendirdi.

Buna karşılık Avrupa Merkez Bankası ilk faiz artırımını ancak bu yaz yapabildi. Temmuzdaki artırım oranı hepi topu 50 baz puandı. Dün 75 baz puanlık bir artırım daha yaptı ama toplamda FED’in ciddi oranda gerisinde kalmış durumda.

Avrupa Merkez Bankası’nın ürkek davranmasının sebebi, AB’nin derin bir ekonomik durgunluğun eşiğinde bulunması. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa ekonomisine ağır darbe oldu. Rusya gazı kesince Avrupa’da bazı fabrikalar üretime ara vermek zorunda kaldı. Bu koşullarda faizi çok fazla artırmak Avrupa ülkelerindeki ekonomik durgunluğu daha da derinleştirmek demek. Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına ne kadar devam edebileceği tartışmalı.

Ayrıca bir para birimi sadece faiz politikasından değil, ödemeler dengesi, geleceğe dair beklentiler, siyasi ve ekonomik istikrar veya istikrarsızlık gibi faktörlerden de etkilenir. Avrupa’da bunların hepsi baş aşağı gidiyor. Geleceğe dair beklentiler karamsar, ihracat rekortmeni Almanya bile cari açık vermeye başladı ve İtalya, Portekiz gibi ülkelerin dev ölçülerde kamu borçları var. Bunların üzerine popülist ve aşırı sağ partilerin yükselişiyle gelen siyasi istikrarsızlığı da ekleyin… Euro’nın dolar karşısında son 20 yılın en düşük seviyesine inmesinde şaşıracak bir şey yok.

Aynı şey İngiliz Sterlini için de geçerli. İngiltere aynı anda hem yüksek enflasyonu hem ekonomik daralmayı yaşıyor. Sterlin’deki sert değer kaybı da sürpriz değil.

Japon parası Yen’in dertleri daha eskiye uzanıyor. Japonya 1990’lı yıllardan bu yana bir türlü içinden çıkamadığı inatçı bir ekonomik durgunluğun pençesinde. Japon Merkez Bankası ekonomiyi canlandırabilmek için çok uzun zamandır ultra gevşek para politikası uyguluyor. (Ama kâr etmiyor.) Bu politika Yen’i zayıflatıyor.

Altına gelince… Onun hikayesi biraz farklı. Normalde enflasyonun yükseldiği, jeopolitik ve siyasi istikrarsızlığın arttığı dönemlerde ons altının yükselmesi gerekir. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşının patladığı günlerde tarihi zirvesi olan 2070 dolara çıkmıştı. Ama altının bir rakibi var: Dolar. İkisi de riskli dönemlerde tasarruf sahiplerine ve yatırımcılara güvenli bir liman sunuyorlar. Ama doların bir artısı var: Faiz veriyor. Doların güçlendiği, Amerikan devlet tahvillerinin getirisinin yükseldiği dönemlerde ons altında durmaya devam edenler faiz getirisinden oluyorlar. Bu yıl altında yaşanan sert düşüşün sebebi işte bu. FED’in faiz artırımları doları güçlendirince küresel sermayenin bir kısmı altından çıkıp Amerika’ya yöneldi.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Dış Ticaret Açığı Rekora Koşuyor!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) son dönemde politika faizini düşürmeye devam ederken, Türk Lirası’nın değer kaybı sürüyor. Türkiye’nin ihracatı artmasına rağmen dış ticaret açığı rekora koşuyor. Çünkü Türkiye’nin ithalatı rekor seviyede artış gösteriyor. Bu yılın Ocak-Temmuz döneminde dış ticaret açığı son 10 yıldaki en yüksek seviyeyi gördü.

Türkiye’nin ihracatı Ocak-Temmuz döneminde 144 milyar Amerikan Doları’nı aşarak son 10 yıldaki en yüksek seviyeye yükseldi. Aynı dönemde ithalat ise 206 milyar doları geçti. Böylece Türkiye’nin dış ticaret açığı yılın ilk yedi ayında 62 milyar 177 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret açığı 2021 yılının aynı döneminde 25 milyar 510 milyon dolar idi. Peki, Türkiye’nin dış ticaret açığı yıllar içinde nasıl değişti? AK Parti döneminde dış ticaret açığı ne oldu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre “yeni ekonomi modeli”ne geçtikten sonra Türkiye’nin dış ticaret açığı hızla artıyor. Ocak-Temmuz döneminde dış ticaret açığı yüzde 144 artarak 25 milyar 510 milyon dolardan, 62 milyar 177 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2021 Ocak-Temmuz döneminde yüzde 83 iken, 2022 yılının aynı döneminde yüzde 70’e geriledi. Genel Ticaret Sistemi verilerinin tutulduğu 2013 yılından bu yana son 10 senede dış ticaret açığının en yüksek olduğu yıl 2022 oldu.

Ocak-Temmuz dönemlerinde dış ticaret açığı 2013 yılında 60,5 milyar dolar iken 2016’da 31,9 milyar dolar; 2019’da ise 17,1 milyar dolar idi. Pandemi öncesi dönem ile kıyas edildiğinde açık katlanarak artmış durumda.

Yılın tamamına bakıldığında ise 2013’teki dış ticaret açığı 99,3 milyar dolar olmuştu. 2021 yılının tamamındaki açık 46,2 milyar dolar idi. Bu yılın ilk yedi ayında açığın 62 milyar doları aşması sene sonunda en yüksek seviyenin görülebileceği yorumlarını beraberinde getirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ısrarla faizin düşmesi gerektiğini savunuyor. Ancak Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği yeni ekonomi modelinden sonra Türk lirası Amerikan doları karşısında eridi. TCMB verilerine göre Kasım 2021’de 1 dolar 10,5 TL iken Eylül 2022’de 18 lirayı aşmış durumda.

Yeni ekonomi modeli: Faizler düştü

TCMB 24 Eylül 2021’de politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürerek yeni bir dönemin yolunu açmıştı. Merkez Bankası 22 Ekim 2021’de politika faizini yüzde 16’ya, 19 Kasım 2021’de yüzde 15’e ve 17 Aralık 2021’de ise yüzde 14’e kadar düşürdü. TCMB son olarak 19 Ağustos 2022’de faizi yüzde 13’e çekti.

İktidar faizin düşmesi ve Türk lirasının değer kaybetmesiyle ihracatın artmasını bekliyordu. İhracat beklendiği şekilde arttı; ancak aynı dönemde ithalat da yükseldiği için dış ticaret açığı hızla yükseldi.

Dolar kuru fırladı

AK Parti’nin iktidara geldiği Kasım 2002’de 1 dolar 1,61 TL idi. Dolar ilk kez Ağustos 2018’de 5 TL bandını aştı. Yeni ekonomi modeline kadar 10 lira seviyesini görmeyen dolar kuru Kasım 2021’de 10,5 TL oldu. Dolar kuru Ağustos 2022’de ise 18,03 TL gerçekleşti.

Dış ticaret açığı 2002’de 15,5 milyar dolardı

AK Parti iktidarı başladığında Türkiye’nin dış ticaret açığı Özel Ticaret Sistemine göre 15,5 milyar dolar idi. Açık 2011 yılında 105,9 milyar dolar çıkarken 2019’da 31,2 milyar dolara kadar gerilemişti.

Dış ticaret açığı büyürken tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) Temmuz ayı itibariyle yüzde 80’e varması ülkede satın alma gücünü ciddi şekilde etkiledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Dolar, 2022’nin Rekorunu Kırdı

Dolar/TL kuru, güne yükselişle başlamasının ardından 18,23’ü aşarak yılın rekorunu kırdı. Euro 18,15 TL, İngiliz sterlini ise 21 TL seviyesinde işlem görüyor. TL’nin bu yıl dolar karşısındaki değeri yüzde 27’den fazla geriledi.

Reuters dün, Merkez Bankası’nın net rezervinin 26 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 1,26 milyar dolara azalarak 12,6 milyar dolara gerilediğini aktarmıştı. Böylece iki haftadaki düşüş 3 milyar doları aştı.

Net rezervler Temmuz ayında 6 milyar dolar ile en düşük seviyeyi görmüş, ardından Ağustos’ta yükselişe geçmişti.

Ajansa bilgi veren bankacılar, son haftalarda Merkez Bankası rezervlerine başka bir ülkenin merkez bankasından 1-2 milyar dolarlık bir para aktarıldığını belirtmişti.

Derecelendirme kuruluşu Fitch, TL’deki değer kaybının 2024 kadar sürmesini beklediklerini açıklamıştı.

Derecelendirme kuruluşu Fitch, Körfez ülkelerinden bankaların Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle zarara girdiğini belirtti.

Türkiye’deki koşulların gittikçe kötüleştiğini söyleyen Fitch, Türk Lirası’nın değer kaybının bu bankaları etkilediğini vurguladı.

Fitch’e göre Türkiye’de şubesi olan Körfez bankalarının 2022’nin ilk yarısındaki net zararı 950 milyon dolar oldu.

En fazla zarar eden bankaların Birleşik Arap Emirlikleri’nden NBD ve KFH olduğu açıklandı.

Kuruluşa göre bu iki bankanın yanı sıra Burgan Bank’ın da Türkiye’deki zararı, toplam kârlarının yüzde 15’inden fazlasını oluşturdu.

Fitch Türkiye’de 2022’nin ikinci yarısı ve 2023’te enflasyonun yavaşça azalmasıyla birlikte bu bankaların zararlarında da benzer bir azalma görmeyi beklediklerini belirtti.

Kuruluş TL’nin en az 2024’e kadar değer kaybedeceğini fakat bu zorluklara rağmen Körfez bankalarının Türk pazarından çıkmayacağını tahmin ediyor.

Merkez Bankası’ndan Yeni ‘Dolar’ Hamlesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) TL mevduatları düşük bankaların yabancı para zorunlu karşılıklarından komisyon alınması kararlaştırıldı. Merkez Bankası’ndan konuya ilişkin açıklama yapılmadı.

Merkez Bankası’ndan bankalara gönderilen ve Bloomberg tarafından doğrulanan karara göre, tüzel ve gerçek kişilerde TL mevduatları yüzde 50’nin üzerinde olan bankalar hariç, yabancı para zorunlu karşılıklardan yıllık yüzde 3 komisyon alınacak.

Öte yandan dün yapılan düzenleme değişikliği ile gerçek kişi dönüşüm oranının yanı sıra tüzel kişi dönüşüm oranı da hedef koşul olarak eklendi. Yapılan değişiklik ile gerçek ve tüzel kişi dönüşüm oranlarından düşük olanı; yüzde 10’un altında olan bankalar 5 puan yüzde 10 ile 20 arasında olan bankalar 3 puan ilave yabancı para zorunlu karşılık tesis edecek.

Dolarda yeni zirve

Öte yandan Türk Lirası’nın Mayıs başından bu yana devam eden değer kaybı bu hafta hız kazandı. Mayıs’ta 14,70 seviyesinde olan Dolar/TL kuru bugün 18,21’i aşarak 18,2157’ye ulaştı. Bu, yıl içinde görülen en yüksek kur oldu.

Euro/TL kuru 18,28; Sterlin/TL kuru da 21,14’ten işlem görüyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 18 Ağustos günü politika faizini 100 baz puanlık indirimle yüzde 13’e düşürmüştü.

Hazine 130,5 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, eylül-kasım dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı.

Buna göre, eylülde 30.2 milyar liralık iç borç servisine karşılık 50 milyar liralık, ekimde 61.7 milyar liralık iç borç servisine karşılık 50 milyar liralık, kasımda da 30,1 milyar liralık iç borç servisine karşılık 30.5 iç borçlanma yapılması öngörülüyor.

HSBC, Yıl Sonu Dolar/TL Tahminini 19,5’e Yükseltti

HSBC, dolar/TL için yıl sonu tahminini 17,5’ten 19,5’e yükseltti. Kurumun notunda, “Mevsimsel turizm gelirlerinin daha az destekleyici olması ve Avrupa’da resesyon baskısı ile ihracatın zayıflamaya devam etmesiyle Türk lirasının sonbaharda daha belirgin şekilde değer kaybedeceğine inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

HSBC, son çeyrekte turizm gelirlerinin desteğinin azalmasıyla cari açığın daha da genişleyebileceğine işaret ederek, Dolar/TL tahminini 2022 yıl sonu için 17,5’ten 19,5’e, 2023 ikinci çeyrek sonu için de 18,2’den 21’e yükseltti.

Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kur Stratejisti Murat Toprak imzalı notta, Türk lirasının son aylarda yükselen enflasyonun reel faizleri daha da baskılaması, liralaşma stratejisinin ilk çoşkusunun kalmaması ve cari açığın genişlemesiyle birlikte değer kaybettiğine işaret edildi.

Para politikası duruşunda önümüzdeki dönemde değişiklik olacağına dair bir işaret bulunmadığı belirtilen notta, kur korumalı mevduatın yurt içi yerleşiklerin büyük Döviz alımlarını önlemede rol oynamaya devam ettiği değerlendirmesi yapıldı.

Notta, “Tabii ki destekleyici para politikası ile dolarizasyon arasındaki etkileşim Türk lirası için risk faktörü olmayı sürdürecek ama en azından şimdilik bize göre ana endişe kaynağı değil. Bize göre, Türk lirası için temel makro risk, bozulmanın beklentilerin üzerinde gerçekleştiği ödemeler dengesi dinamikleri ile ilgili.

Rekor seviyelere yakın olan dış ticaret açığı, cari açığı, turizm sektörünün en güçlü olması gereken bir dönemde dahi genişletiyor. Mevsimsel turizm gelirlerinin daha az destekleyici olması ve Avrupa’da resesyon baskısı ile ihracatın zayıflamaya devam etmesiyle Türk lirasının sonbaharda daha belirgin şekilde değer kaybedeceğine inanıyoruz” denildi.

Dünyanın En Fakir Ülkelerinin Parası TL Karşısında Yüzde 100 Değer Kazandı

Türk lirasının (TL) değer kaybı devam ederken bir yandan dolar endeksi de son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Türk lirası dolar, Euro, Sterlin dışındaki diğer para birimleri karşısında da değer yitirdi. Öyle ki dünyanın en fakir üç ülkesinin para birimleri TL değer kaybedince iki kata kadar değerlendi. 

Cumhuriyet’ten Bora Erdin’in haberine göre; enflasyon baskısı ile birlikte 2003 yılındaki 100 TL’nin gücü bugün 9 TL’ye geldi. Dünyanın en fakir ülkesi Burundi Frangı bir yılda TL karşısında yüzde 90 değer kazandı. TL halen Burundi Frangı karşısında değerli bir pozisyonda konumlanıyor. 11 milyon nüfusa sahip Burindi’de kişi başına sadece 275 dolar düşüyor.

n fakir ikinci ülke de yüzde 63 değer kazandı

Geçen yıl 9 Temmuz’da 0,0044 olan Burundi Frangı bir yılda yüzde 93 değerlenerek 0,0085 seviyesine geldi. Dünyanın en fakir ikinci ülkesi konumunda olan Orta Afrika Cumhuriyeti’nin para birimi de ‘Frank’. Milli geliri 1,5 milyar dolar olan ülkede kişi başı gelir 306 dolar seviyelerinde seyrediyor.

Ülkenin para birimi son 5 yılda neredeyse tüm para birimleri karşısında zayıflarken son bir yılda TL karşısında değerlenmeye başladı. Ülkenin para birimi hala TL’den değersiz. Ancak TL’nin en düşük seviyede olduğu 20 Aralık 2021’de 0,028 seviyesine yükselen Orta Afrika Frangı 9 Temmuz 2022’de 0,027’ye ulaştı. Ülkenin para birimi halen TL karşısında değersiz ancak bir  yılda TL karşından yüzde 63 değer kaydetti ve 0,016’dan 0,027’ye geldi.

Somali şilini yüzde 115 değerlendi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin son on yılda 1 milyar dolardan fazla yardım yaptığını duyurduğu Somali şilini de bir yılda TL karşısında yüzde 115 değer kazandı. Yönetim şekli cumhuriyet olan ülkede milli gelir 5,95 milyar dolar seviyesinde ve ülkenin nüfusu yaklaşık 11 milyon.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Dolardaki Düşüşe İlişkin Dikkat Çeken İddia

Ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, BDDK’nin ticari kredi kullanımına getirdiği yeni koşullara ilişkin haber akışı sonrası düşüşe geçen dolar/TL kuruna ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de şirketlerin bankalardaki döviz mevduatlarını satmalarına yönelik baskılara bir yenisi eklendi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) akşam saatlerinde, bankada altın veya döviz cinsinden varlığı 15 milyon TL’yi aşan ve yıllık cirosu 150 milyon liranın altında olan şirketlere TL kredi verilmeyeceğini duyurdu. Karar sonrası uzun süre dar bantta hareket eden dolar/TL 16.47’ye kadar geriledi.

“Rezervden satışla sağlanan düşüş”

Dolardaki beklenmeyen düşüş gündemde önemli bir yer edinirken İş insanı Şemsettin Bozkurt Twitter’dan Eğilmez’i etiketleyerek “Dövizdeki bu sert düşüşü neye yormalıyız sevgili hocam? Dolar: 16,56 TL Euro: 17,52 TL” sorusunu sordu.

Eğilmez, Bozkurt’un sorusunu “BDDK’nin kararı: 15 milyon TL’nin üzerinde döviz mevduatı olana kredi yok. Ama piyasa kapandığı için bu tamamen rezervden satışla sağlanan düşüş gibi görünüyor” diyerek yanıtladı.

TL’deki Kayıplara Karşı Korunmanın Maliyeti Rekor Kırdı

Türkiye’de yükselen enflasyona karşın para politikasında değişikliğe gidilmeyeceği beklentisi Türk lirasında düşüş yönündeki pozisyonların rekor seviyeye yükselmesine neden oldu.

Bloomberg HT’nin haberine göre; dolar/TL ’de 3 aylık satım opsiyonlarının primi ile alım opsiyonlarının primi arasında, “25 Delta risk reversal” olarak bilinen fark bu ay 16 yüzde puanın üzerine tırmandı ve o zamandan bu yana bu seviyeye yakın seyrediyor.

Bu, Bloomberg’in söz konusu verileri derlemeye başladığı 2005’ten bu yana en yüksek farka işaret ediyor.

Dolar/TL Haziran ayında TL’deki değer kaybı ile sonuçlanan sert yükselişlerin ardından rekor tazelemişti. 20 Aralık günü görülen 18,36 tarihi zirvenin ardından en yüksek seviyeye çıkan kur 10 Haziran günü 17,50 TL’nin üzerini görmüştü. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın duyurusuyla önce 16,70’e gerileyen dolar, ardından tekrar 17,50 üzerine çıkmıştı.

Bakanlıktan gelen duyuruda, spekülasyonlarla serbest piyasa ilkelerinin sorgulanmasının hedeflendiğine dikkat çekilmiş, enflasyon ile döviz kurunun yükselişine Yeni Ekonomi Modeli ile müdahale edileceği açıklanmıştı. Ayrıca, ortak kurumlarla birlikte hızlı adımlar atılacağı belirtilmişti.

Bakan Nebati “20 Aralık’tan bu yana uygulamakta olduğumuz KKM’ye ilaveten GES’in ihraç edileceğini açıkladık. GES’ler bireysel yatırımcılara yönelik. 15 Haziran’dan itibaren talep toplanacak. Yıllık bileşik getiri yüzde 23,04 olacak. GES’lere konu olan KİT’lere aktarılan hasılat performansı beklenenin üzerinde geldiğinde yatırımcılara ilave getiri sağlayacak” dedi.

Ekonomistler TL’deki Değer Kaybı Hakkında Ne Söylüyor?

Türk Lirasının Mayıs başından bu yana devam eden değer kaybı bu hafta hız kazandı. Mayıs’ta 14,7 seviyesinde olan dolar/TL kuru bugünün ilk saatlerinde 16,92’ye kadar yükseldi.

Reuters’ın hesaplamasına göre TL bu yıl değerinin yüzde 22’sini yitirdi. Twitter hesaplarından paylaşımda bulunan Türkiye ve dünyadan ekonomistler TL’nin değer kaybını Türkiye’nin düşük faiz politikasına ve CDS risk priminin rekor seviyeye yükselmesine bağladı.

ABD’li ekonomist Mohamed El-Erian, TL’nin dünkü değer kaybının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizlerin artmayacağı, hatta düşebileceği yorumunun ardından geldiğini hatırlattı.

Allianz ve Barclays’te yöneticilerinden El-Erian “Ekonomi açısından, yaşananlar ekonominin temel bir yasasının yok sayıldığı bir deneyin devamı” ifadelerini kullandı.

Bloomberg ve Financial Times’ta köşe yazarlığı da yapan El-Erian “Türkiye’nin para birimi zayıflamaya devam ediyor” dedi.

Türkiye’nin beş yıllık CDS primi (devlet tahvillerinin temerrüde karşı sigorta primi) dün 740 puanla 2008 krizinden beri en yüksek seviyeye çıktı.

Bunun ardından dolar/TL kuru akşam ve gece saatlerinde yükselmeye devam etti.

Ekonomist Atilla Yeşilada bunun dolar/TL için kritik bir gece olduğunu söyledi ve ekledi:

“TCMB bu gece NYC-Asya seansında müdahale etmek zorunda, yoksa Aralık 2021 yeniden yaşanabilir.”

Türk lirası Aralık 2021’de tarihinin en değersiz seviyesine düşmüş, dolar/TL kuru 18,36’ya yükselmişti.

Finansal piyasalar yöneticisi İris Cibre de CDS priminin 14 yılın zirvesine çıktığını belirterek “Dolar borçlanma maliyetimiz yaklaşık yüzde 10,9 yükselmiş durumda, hayırlı olsun” dedi ve ekledi:

“Dövizde tekrar parabolik hareketlere neden olmasından korkuyorum.”

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) Baş Ekonomisti Robin Brooks da Türkiye’nin CDS priminin geçmişte Brezilya ve Güney Afrika gibi gelişmekte olan ülkelere paralel hareket ettiğini fakat 2018’den bu yana uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle ayrıştığını yazdı.

Brooks “Tekrarlanan kredi teşvikleri, büyük cari açık ve devalüasyon Türkiye’nin risk primini çok daha yüksek bir seviyeye taşıdı” dedi.

Brooks bu üç ülkenin 2017’den günümüze CDS primi değişiminin grafiğini de paylaştı:

‘Tekrar büyük bir değer kaybı kaçınılmaz’

IIF Baş Ekonomist Vekili Sergei Lanau da “Geçen Kasım’daki [TL’nin] büyük değer kaybına rağmen Türkiye’nin dış ticaret açığı büyüdü. Petrol ve altın harici ithalatta bile kayda değer bir düşüş yok” dedi ve ekledi:

“Merkez Bankası rezervlerinin düşük seviyesi ve dışardan gelen paranın az miktarda olması göz önünde bulundurulunca TL’nin tekrar büyük bir değer kaybı yaşaması kaçınılmaz gözüküyor.”

‘Son sürat raydan çıkma’

ABD’li yatırım fonu yöneticisi Will Slaugher ise “Erdoğan’ın rezervi bitti ve yakında liranın kontrolünü kaybedecek. Yıl sonuna kadar Türk lirası büyük ihtimalle olağanüstü değer kaybedecek ve Türkiye’nin temerrüde düşmesi de mümkün” ifadelerini kullandı.

Slaughter “Temerrüdü sermaye kontrolü ve vatandaşların dövizlerine el koyarak önlemeleri mümkün” dediği paylaşımına şöyle devam etti:

“Fakat ne olursa olsun Türkiye makroekonomik olarak son sürat raydan çıkmaya doğru ilerliyor.

“Erdoğan ve çevresindeki zır cahil dalkavuk zümresi iktidardan düşmediği müddetçe Türkiye için işler iyiye gitmeyecek.”

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan gelişmekte olan ülkeler ve para birimleri uzmanı Paul McNamara ise temerrüt ihtimali görmediğini fakat yorumların geri kalan kısmına katıldığını söyledi.

Slaughter’ın paylaşımını alıntılayan bir diğer ekonomist olan Renaissance Capital Baş Ekonomisti Charlie Robertson, “Türkiye için işler iyi gitmiyor. Fakat turist otelleri için umut ışığı olabilir” dedi.

İngiltere’de tüketicilerin kıyafet harcamalarını kıstığını ve bunun Asya’daki Bangladeş, Sri Lanka, Vietnam ve Türkiye gibi tekstil ihracatçılarını etkileyebileceğini yazan Robertson Bangladeş takasının da dolar karşısında değer kaybettiğini, Nisan başında 86 civarında olan kurun 92,3’e yükseldiğini aktardı.

Merkez Bankası Eski Baş Ekonomisti Hakan Kara ise Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin yaptığı açıklamalar hakkında “Ekonomi yönetimi büyüme için enflasyona göz yumulduğunu ima etmiş. Yani bu politikaların enflasyona yol açacağı önceden biliniyormuş diye anlıyorum” dedi ve ekledi:

“Eğer öyle ise “enflasyon görünümündeki bozulma geçici” denilirken bilinçli şekilde yalan mı söylenmiş?”

Dünya Bankası’ndan stagflasyon uyarısı

Öte yandan Dünya Bankası da dün küresel ekonominin 1970’lerdekine benzer bir stagflasyon, yani enflasyonla eş zamanlı ekonomik küçülme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Yıllık büyüme tahminini yüzde 4,1’den 2,9’a çeken Dünya Bankası, dünyanın büyük kısmında yatırımların düşük seviyede seyrettiğini ve bunun da önümüzdeki 10 yıldaki ekonomik büyümenin potansiyelinin altında seyretmesine yol açacağını belirtti.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass, stagflasyonun düşük ve orta gelirli ülkelerde siyasi istikrarsızlığa da yol açabileceğini söyledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Dolarizasyon Yüzde 72’ye Ulaştı!

Dolardaki hızlı yükselişin önüne geçmek ve düşük faiz politikası nedeniyle tercih edilmeyen TL mevduatı daha cazip hale getirip döviz talebini azaltmak için devreye alınan kur korumalı TL mevduat hesabı bankacılık sektöründe mevduatta dolarizasyonu arttırdı.

KKM devreye girdiği ilk hafta TL mevduatın KKM hariç toplam mevduat içindeki payı 37,35 seviyesinde iken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 27 Mayıs haftası verisinde KKM hariç TL mevduatın payı yüzde 28,15’e geriledi. KKM dövizdeki değişime duyarlı olduğu ve mevduat getirisi kurdaki değişime göre mudilere sunulduğu için dövize endeksli olarak değerlendiriliyor. Döviz mevduatının payı ise KKM devreye girdiği ilk hafta KKM ile birlikte yüzde 62,05 seviyesinde iken 27 Mayıs itibariyle KKM ile birlikte döviz mevduatının toplam mevduat içindeki payı yüzde 71,84’e çıktı. Yani KKM’nin devreye girdiği ilk haftadan bu yana TL mevduatın payı 9.2 puan azalırken dövize endeksli mevduatın payı 9 2 puan artmış oldu.

KKM ile Rusya Ukrayna savaşının başladığı şubat ayı sonuna kadar döviz kurlarında bir stabilizasyon sağlanmış ve dolar/ TL 13.5-14 lira seviyesinde kalmıştı. Özellikle şirketlere sağlanan vergi avantajı ile dövizden KKM’ye dönüş hızlanmıştı. Ancak son dönemde kurlardaki hızlı yükseliş ve şirketlerin maliyetler nedeniyle artan döviz ihtiyacı KKM’ye geçişlerin ivme kaybetmesine neden oldu.

KKM’nin payı yüzde 13,68’e yükseldi

Dünya’dan Şebnem Turhan’ın haberine göre; KKM her ne kadar TL mevduat olarak adlandırılsa da vade sonu getirisi döviz kurlarındaki değişime göre belirlendiği için analistler dövize endeksli mevduat olarak değerlendirilmesini daha uygun görüyor. KKM ilk olarak 20 Aralık’ta devreye alındı ve ilk veriyi 24 Aralık 2021 haftasında karşıladık. İlk haftasında 29 milyon lira giriş sağlanırken 24 Aralık haftasında KKM’nin toplam mevduattaki payı yüzde 0,6, KKM hariç TL mevduatın toplam bankacılık sektörü mevduatındaki payı yüzde 37,35, döviz mevduatının payı yüzde 62,05, KKM ile beraber dövize endeksli mevduatın payı ise yüzde 62,64 seviyesindeydi. KKM’ye katılım arttıkça KKM hariç TL mevduatın toplam mevduattaki payı düşüş eğilimine girdi. 27 Mayıs haftasında KKM’nin payı toplam mevduatta yüzde 13,68’e çıkarken KKM hariç TL mevduatın payı da yüzde 28,15’e indi. KKM ile birlikte döviz mevduatının payı da yüzde 71,84’e yükseldi. Analistler KKM’nin her ne kadar döviz talebini azaltmayı hedefl ese ve liralaşma stratejisinin bir parçası olsa da dövize endeksli olması nedeniyle yine dolarizasyonu artırıcı yönde etki yaptığına dikkat çekti.

KKM’nin Merkez Bankası’na olan yükü veriler açıklanmadığı için bilinmiyor. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçe sonuçlarında KKM dönüşleri için ne kadar ödediğini açıklıyor. Buna göre mart ve nisan aylarında KKM dönüşleri için 16,3 milyar lira ödendi.