Milleti İttifakı İktidara Gelirse Kim, Hangi Koltuğa Oturacak?

Gazeteci Barış Pehlivan, son yazısında, Millet İttifakı’nda kimlerin hangi koltuğa oturacağının şimdiden belirlendiğini yazdı. Pehlivan, yazısında, oy oranının, koltukların dağılımında etkili olacağını da belirtti.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşe yazısında çarpıcı ifadeler kullandı. “Tam uyumak üzereyken geldi mesaj: “Acaba ilk kararnamede kimler olacak?”” diyen Pehlivan “Neymiş, Millet İttifakı iktidara gelirse kimlerin hangi koltuğa oturacağı şimdiden belirleniyormuş. “Birinci kararname yazılmaya başlanmış bile” diyordu bir bilen.” sözlerin israf etti.

Duyduğu bilginin doğru sayıldığını söyleyen Pehlivan “Altılı masanın oluşturduğu yapılardan en kritiği Kurumsal Reformlar Komisyonu. Bu komisyon AKP iktidarının çürüttüğü devletin yeniden yapılandırılması için yol haritasını belirliyor. Alınan karara göre, seçim sonrası Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması birinci hedef. Yani olası ilk kararnamede bu teşkilatın ilanını göreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bürokraside kimler görevlendirilecek? 

Pehlivan, yazısının devamında “Deniyor ki Millet İttifakı’nda devletin önemli kurumlarına kimlerin atanacağına dair bir plan var. Başta CHP olmak üzere muhalefet cephesinde liste hazırlığı yapanlar bulunuyor.” diyerek şunları aktardı:

Yani Merkez Bankası’ndan TRT’ye, hangi kuruma kimin getirileceğine dair olası isimler tartışılıyor. Hatta bunun için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onurlu bürokrat” dediği ve devlette şu an görev yapan bazı kişilerle görüşmeler de yapılıyor. AKP döneminde suça bulaşmamış, hükümetin değil devletin adamı olmuş isimlerin deneyimlerinden nasıl yararlanılabileceği üzerinde çalışılıyor. Belki haberleri yok ama onların seçim sonrası oluşturulacak yeni yapılanmada görevlerine devam etmesi de planlanıyor.

Dahası, çürüyen devletin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağına dair, bizzat çürümeye tanık olan yani devlette aktif olarak çalışan bazı isimlerden destek de alınıyor. Yani Millet İttifakı iktidara gelirse çıkarılacak kanunlar için “içeriden” öneriler geliyor. Kim onlar, diye sorduğumda “Ağırlıklı olarak ekonomi bürokrasisindeki yöneticiler” deniyor.

Kuşku yok ki altılı masadan bir iktidar çıkması kadar hangi partinin ne kadar oy alacağı da önem arz ediyor. Buna göre, seçmenden alınan güç, koltukların dağılımında kimin görüşünün ağırlık kazanacağını da belirleyecek.

Son olarak…

Yüzlerce kişilik değişimden bahsediyorum.

Bir CHP kurmayı, “Biz kazandığımız anda kimin devlette hangi koltuğa oturacağı önceden belirlenecek, yani kaos olmayacak” dedi. Ağırlıklı görüş o isimlerin seçim sonrası açıklanması olsa da Demokrat Parti, “Bazı kritik kadroların seçimden önce ilan edilmesi gerek” diye düşünüyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Karamollaoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarın yeni ekonomi modeli için yıl başından sonra göstergelerin iyileşeceğine yönelik açıklamalarına atıfta bulunarak, “Süre bir hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti” dedi.

Karamollaoğlu, Kızılay’daki Somalilere ait restoranın açılışı sırasında DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ile polis arasında yaşananlar değindi. Karamollaoğlu, “polisin parmak sallayarak Yeneroğlu’nu adeta tehdit etmesini kabullenmelerinin mümkün olmadığını” söyledi.

Ekonomik gelişmeleri değerlendiren Karamollaoğlu, “Yılbaşında ‘6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak’ diye tarih verenlerin süresi neredeyse 1 hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyorlar.” diye konuştu.

Karamollaoğlu, vatandaşın genelde temel tüketim maddelerine ulaşmakta zorluk çektiğini belirterek, “Halkın yüzde 65.,8’i yani her 3 kişiden 2’si temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Fiyatlar el yakıyor çünkü. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının küresel açlık verilerine göre, 9 Haziran 2022 itibarıyla Türkiye’nin yüzde 18’i yeterli beslenemiyor.” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarımsal girdi maliyetlerinin rekor kırarak yıllık bazda yüzde 117,31 arttığını dile getiren Karamollaoğlu, gübre fiyatlarındaki yıllık yüzde 242 artış nedeniyle bazı çiftçilerin arazilerinde gübre kullanmamasının verimi düşürdüğünü kaydetti.

Hükümetin gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi kiralamayı planladığını söyleyen Karamollaoğlu, “Kendi memleketimizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor. Ama vatandaşımızın derdine derman olmak için 10 ülkede arazi kiralama peşine düştük. Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimiz elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, maalesef yüzünü başka ülkelere dönmüş, güya milletin derdine çare arıyor.” diye konuştu.

Hükümetin 2022 yılı için Meclise ek bütçe teklifi getirdiğine işaret eden Karamollaoğlu, “Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini artık net bir şekilde ortaya koyuyor. Talep edilen ek bütçeyle 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi gelecek. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclisten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 800 milyarlık bir ek bütçe. Hükümet giderleri yüzde 48’lik gelirleri de yüzde 72’lik bir artışla bunu sağlayacak. Bu teklif gösteriyor ki hükümetin yılbaşında hazırladığı bütçe kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok net, hükümet bu ekonomiyi 1 yıl bile taşıyamadı, götüremedi. Devlet bile yıl sonunu getiremezken vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin diye düşünmekten kendimizi tutamıyoruz.” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Öncelikle, ülkemizin manevi önderlerinden Mahmut Efendi Hazretlerinin vefatını dün, büyük bir üzüntüyle öğrendim. Cenab-ı Hak’tan kendisine rahmet temenni ediyorum. Sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah makamını âli eylesin.

Ayrıca dün gece haberlerde gördüğümüz; Afganistan’da meydana gelen ve görünüşe bakılırsa binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği bir depremden de bahsetmek istiyorum. Deprem aslında ülkemizdeki şiddetiyle mukayese edildiğinde çok yüksek değil. Fakat belli ki Afganistan’daki binaların yapı şartlarından dolayı çok büyük bir yıkıma sebep olmuş, bu kadar fazla insan hayatını kaybetmiş. Afette yaralananlara şifa, hayatını kaybedenlere Cenab-ı Hak’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı niyaz ediyorum.

Tabii ülkemizde de yaz ayları geldi, sıcaklar artıyor. Yangın tehlikesi özellikle ormanlarımızda bizi endişelendiriyordu. Maalesef Marmaris’te meydana gelen yangın bütün çabalara rağmen hâlâ söndürülemedi. Efendim işte gece görüşlü uçaklar alındı mı, uçağımız var mı, yok mu ben şu anda o münakaşanın içine girmeyi doğru bulmuyorum. Elbette görevliler üzerlerine düşeni yerine getirebilmek için büyük bir çabanın içine girecekler ama mühim olan netice alabilmektir. Bu sıcaklarda meydana gelen yangınları söndürmek kolay olmuyor, bu tüm dünyada böyle. Bu yüzden çok farklı tedbirlere ihtiyaç var. Tabii bu, bugün halledilecek bir mesele değil. Uzun vadeli ele alınması icap eden bir yangın başladığında onun yayılmasını da önleyebilecek birtakım tedbirlere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Onu da ifade etmeden geçemeyeceğim.

“Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor”

Yine bir başka haber daha… Bendeniz basın toplantıma başlamadan önce bunları tek tek sıralama ihtiyacını duyuyorum. Bazıları üzüntü verici, bazıları bizi sevindiren hadiseler. Sevindiren hangisi 15 Temmuz kalkışmasında Harbiyeli öğrencilerimiz tutuklanmışlardı. Bugüne kadar uzun bir süredir tutuklu kalmışlar, ömür boyu hapse mahkum edilmişlerdi. Ne olduysa bir gecede her şey değişti ve bu öğrencilerimizin bir kısmı serbest bırakıldı, diğerlerinin de serbest bırakılacağı kanaati hakim oldu herkeste. O zaman dile getirmiştik öğrenci ihtilal planlayamaz. Öğrenci, emir komuta içinde kendisine verilen emri yerine getirebilmek için çaba sarf etmek mecburiyetindedir. Bundan dolayı da Harbiyeli öğrencileri bu kalkışmanın sanki ana unsuruymuş gibi değerlendirip, arkasından da hepsini ömür boyu hapse mahkum edecek kadar akıldışı bir yaklaşım olamaz. Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor. Bazı gerçekleri görüyor. 6 yıl bu gençlerin hapis yatmasına gerek yoktu ki. Yine de en azından böyle bir yanlıştan dönülmüş olmasını olumlu bir adım olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçen hafta sonunu bazı arkadaşlarımızla birlikte İzmir’de geçirdik. Muhtarlarımızla, STK temsilcilerimiz ve iş insanlarımızla ve İzmir Platformu Başkanlar Kurulu ile bir araya geldik… Esnafımızı ziyaret edip, vatandaşlarımızla buluştuk. Konak İlçe Kongremizi heyecan ve coşkuyla gerçekleştirdik. İzmir ziyareti sırasında insanımızın bize gösterdiği ilgi ve alakaya şahit olmak; bugünlerde yaşadıklarından dolayı yeni bir arayış içinde olmalarını görmek, iştiyaklarına şahit olmak; bizi ümitlendirdi. Aynı zamanda CHP Lideri Sn. Kemal Kılıçdaroğlu da benzer çalışmaları yapmak için İzmir’de bulunuyordu. Kendisiyle de bir kafede çay molası vererek bir araya gelme, kısaca da olsa görüşme fırsatını bulduk. Bundan dolayı da memnuniyetimi arz ediyorum.

Esnafımızın, muhtarlarımızın, iş insanlarımızın ve vatandaşlarımızın problemlerini bizzat kendilerinden dinledik, talep ve beklentilerini tek tek not aldık… İnşallah seçimlerde milletimizin teveccühüyle iktidara geldiğimizde; hem İzmir özelinde hem de Türkiye genelinde atacağımız adımlarla çok kısa sürede bu problemleri gidereceğimize gönülden inanıyorum. Problemler ne kadar ağır olursa olsun; yaklaşım müspetse, aklıselimle yapılırsa, önyargılar olmazsa, geçmiş hatalar tekrar edilmezse çözülebileceğine, hatta tahminlerden daha kısa zamanda çözülebileceğine inanıyorum. İzmir’imiz; tarımıyla, sanayisiyle, turizm potansiyeliyle, limanlarıyla ve stratejik konumuyla büyük imkan, kaynak ve fırsatlara sahip… Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu imkan ve kaynaklar doğru ve verimli kullanıldığı takdirde İzmir, Türkiye’deki değişimin öncü ve örnek şehirlerinden biri olacaktır. Bu düşüncelerle dolu dolu geçen İzmir ziyaretimiz için teşkilat mensuplarımıza ve misafirperverlikleri için de tüm İzmir halkına bir kez daha teşekkür ediyorum.

“İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır”

Maalesef dünyamızdaki mülteci sayısı giderek artıyor. Fakir, mağdur olan ülkelerden; kalkınmış, gelişmiş, daha huzur içinde olan ülkelere doğru bir akım var. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle de ülkemizde de gerçekleştirildi- bu hafta çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi, mülteci krizine sebep olanlar tarafından da epey süslü cümleler de kuruldu. Bu konuda denilecek çok şey var fakat bu hafta sadece Ankara-Kızılay’da Somalili ve Etiyopyalı iki göçmenin işlettiği SAAB CAFE isimli mekanın önünde yaşanan vahim olaylara değinmekle yetineceğim.

Her fırsatta kürsülerden sığınmacılar ve mülteciler üzerine hamasi nutuklar çeken ve bu konuda birinciliği kimseye bırakmayan İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır. Kafe sahiplerine yapılan baskılardan tutun da bazı emniyet mensuplarının hadsiz, haksız ve hukuksuz davranışlarına ve olayın ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya varıncaya dek hepsi birbirinden vahim. Özellikle de hadiseler esnasında bir milletvekili arkadaşımızın gayretleri karşısında bir polisin parmak sallayarak adeta kendisini tehdit etmesini kabul etmemiz mümkün değil.

Burası demokratik bir ülke. Milletvekillerinin de kendilerine mahsus elbette sorumlulukları var. Bu sorumlulukları yerine getirirken emniyet güçlerinin onları tehdit edecek bir tavrın içine girmesini kabullenmemiz mümkün değil. Buradan uyarıyoruz kalıcı hale gelen yoksulluk ve adaletsizlikten mağdur olan kalabalıklara, sığınmacıları hedef göstererek kimse kendi yanlışlarının üzerini örtebileceğini zannetmesin. İktidarda bulunanlar artık aklını başına alsın, bu meseleye oy hesabı üzerinden yaklaşmasın. Bu tavrın; daha vahim hadiselere sebep olacağını kimse unutmamalı.

Yıl başında 6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak diye tarih veren iktidarın süresi bir hafta sonra doluyor. Tarih verdiler 6 ay sonra her şey düzelecek. Fakat bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar daha da ağırlaştı ve kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek daha da ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyor. Mahalleli bakkala, bakkal toptancıya, toptancı fabrikaya borçlu… Gençler devlete, hane halkı bankalara borçlu… Asgari ücretliler, memurlar, emekliler, borç döndürerek ay sonunu getirmeye çalışıyorlar. Ülkemizde her 2 kişiden 1’i maalesef borçlu şekilde yaşıyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre; 2018’de 567 milyon lira seviyesinde olan hane halkı borçları, 2021’de 1 trilyon lirayı aştı; yani iki misline çıktı. Borçların neredeyse tamamını krediler oluşturuyor.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre; bireysel kredileri kullanan kişi sayısı son bir yılda 1,6 milyon kişi arttı ve 36,1 milyon kişi oldu. BDDK verilerine göre ise nisan 2022 itibarıyla takipteki tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı 26 milyar 794 milyon lira seviyesinde ulaşmış durumda. Yani ortalama olarak her hane halkı başına yarım milyon lira borç düşüyor. Hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı ise %43. Bu şu demek, yani her 100 liralık gelirin 43 lirası borca gidiyor. Ülkemizin kısa vadeli dış borcu da Nisan’da rekor tazeleyerek 182,4 milyar dolara yükseldi.

Ülkemizin kredi risk primi ise 800’ü geçti. Bu oran, ülkemizin dışarıdan borçlanırken diğer ülkelere göre daha pahalıya, yani daha yüksek faizle borçlanması demek maalesef. Görüldüğü gibi Sayın Erdoğan’ın düzeleceğini söylediği şartlar, düzelmek şöyle dursun; ülkemizi daha da fazla borca esir ediyor; ülkemizi küresel ve yerel faiz lobilerine de mahkum hale getiriyor. Son 20 yıldır kürsülerde başka, icraatlerinde bambaşka bir iktidarın sebep olduğu ağır bedeller ödüyoruz hepimiz. Lafla peynir gemisi yürümüyor.

İnsanımız borçlu olmasının yanında aynı zamanda işsiz bırakılmış durumda. Üniversite mezunu gençlerimiz iş bulamıyorlar. Resmi rakamlarla gayri resmi rakamlar birbirini tutmuyor. Resmi rakam dediğim ne? Sayın Cumhurbaşkanını memnun edebilmek için belli resmi müesseselerin ortaya koyduğu rakamlar. Maalesef herkes görüyor, bu rakamlar kasti bir şekilde memnuniyet ifade edebilmek için üretiliyor. Ama öbür tarafta bağımsız kurumlar gerçekleri milletimize gösterebilmek veya kendileri bunu görebilmek için çalışmalar yapıyor. Resmi rakamlara göre her 5 gençten birisi işsiz. Ama fiiliyatta her 3, en fazla 4 gençten birisi işsiz! İçinde yaşadığımız şartları görmüyor değil insanımız.

“Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar”

Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki 2 milyon 959 bin genç ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor! Bu rakamlarla Avrupa ülkeleri arasında ilk, OECD ülkeleri içinde ise ikinci sırada yer alıyoruz. İktidar aynı zamanda insanları aç bırakıyor. Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar. Halkın %65,8’i, yani her üç kişiden ikisi temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın küresel açlık sistemine göre; 9 Haziran 2022 tarihi itibarıyla Türkiye’nin %18’i yeterli beslenemiyor. İşte bu rakamlar “yoksulluğu bitireceğiz” diye yola çıkan bir iktidarın, yoksulluğu geniş kesimlere yaydığının açık ispatıdır.

Son açıklanan TÜİK verilerine göre, tarımsal girdi maliyetleri yeni bir rekor kırarak yıllık bazda %117,31 artmış. Nisan ayı verilerine göre en yüksek artış; yılda yaklaşık % 242 ile gübre fiyatlarında gerçekleşti. Onun içinde mecburen gübre atmıyor bazı insanlar, verim böylece düşüyor. Tam bir yıl önce; 2021 yılının Nisan ayında yıllık artış, sadece %22,15’ti. Şimdi tarım üretiminde böylesine ciddi bir problem ortada çözülmeyi bekliyorken hükümet, gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi almayı planlıyor. Gel de sık sık tekrarladığım bir cümleyi burada tekrarlama; Allah akıl, fikir versin bunlara. Kendi ülkemizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor, ama on ülkede biz arazi kiralama derdine düştük, vatandaşımızın derdine derman olabilmek için… Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimizin elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, yüzünü başka ülkelere dönmüş; güya milletin derdine çare arıyor. Güney Amerika’da, Rusya’da… Taşıma suyla değirmen bile dönmezken, taşıma toprakla milletin karnını doyurabileceğini sananlar; ne çiftçinin yüzünü güldürebilir ne de çarşı pazardaki fiyatların düşmesini sağlayabilir.

İktidar, muhalefetle uğraşıp kavga ortamı oluşturarak seçimi kazanmak için kırk dereden su getireceğine önünde duran enflasyon sorununu çözmeye odaklansın. 30 lirayı aştığı için çiftçinin alamadığı mazotu, artan fiyatlarıyla toprağına dökemediği gübreyi düşünsün. Biz bunu teklif ediyoruz. Hakikaten düşünmek çok önemli bir şey. İstişare etmek de düşünceyi harekete geçirebilmek için çok ama çok önemli bir yaklaşım ama bu iktidar hiçbir konuyu müzakereye yanaşmıyor. Müzakere etmek demek; bir konuda farklı hatta birbiriyle çelişen fikirleri dinleyip sonunda makul bir karara gelebilmek demektir. Farklı fikirleri dinlemeden doğru kararı vermek mümkün değildir. Bugünkü iktidarın en büyük zaafı işte söylediğim bu noktada düğümleniyor.

Yönetme kabiliyetini yitiren iktidarın çiftçiye verdiği zarar yüzünden çiftçimiz her gün isyan ediyor. “Üretirken tükeniyoruz” diyor çiftçilerimiz. Milleti öğüten, üreticiyi tüketen, gençlerimizi sömüren bu çarkı durdurmak zorundayız. Biz milletimizle birlikte bu çarkı kırıp, yerine “insanca yaşam”ın mümkün olduğu adil bir düzeni inşa edeceğiz. Üreteni tüketmeyeceğiz. Çiftçimizin artan girdi maliyetlerine yönelik bütçe ayıracağız. Yap-İşlet-Devlet projelerine ve geçiş garantili projelere ayrılan bütçeyi, israfa ve yolsuzluğa akıtılan parayı; çiftçimize vereceğiz. Çiftçimizi kalkındırıp, topraklarımızı yeniden yeşerteceğiz. Vatandaşı borca esir edip, rant çevrelerinin çıkarına çalışan bu düzeni değiştireceğiz. Enflasyonu artıran sebepleri ortadan kaldırıp, vatandaşlarımızı temel ihtiyaçları için bile kredi çekmeye mecbur eden bu ekonomi modelini değiştireceğiz.

2022 yılı için hükümet tarafından Meclis’e sunulan ve kabul edilen bütçedeki hedeflerin tutmadığını bundan önceki basın toplantılarımızda dile getirmiştik. Hükümet 2021 yılı sonunda hazırladığı bütçe hedefini tutturamadığı için Meclis’e yeni ek bütçe paketi getirdi. Normal şartlarda deprem, sel gibi doğal afetlerin yaşandığı olağanüstü durumlarda gündeme gelen ek bütçe ne hikmetse, hükümete göre hiçbir sorunun yaşanmadığı bu ortamda gündeme geliyor. Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini gösteriyor. Talep edilen ek bütçe ile 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi geliri toplanacak. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclis’ten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 880 milyarlık bir ek bütçe… Hükümet giderlerinde %48’lik, gelirlerinde de %72’lik bir artış öngörüyor.

“İnsanımıza rahat bir nefes aldıracağız”

İşte bu teklif gösteriyor ki, hükümetin bütçesi kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok nettir: Hükümet bu ekonomiye 1 yıl bile dayanamayacak. Ayrıca devlet bile yıl sonunu getiremezken, vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin? Bütçe hedefi sadece 6 ay içinde patlak veren bir iktidar, şimdi bu milletten 5 yıl daha ülkeyi yönetmek için yetki istiyor. Sadece 1 yılda enflasyonu %20’lerden %70’lere çıkaran bir iktidarın 5 yılda ülkeyi ne hale getireceğini düşünmek hiç de zor değil. Bir de bu resmi rakam. Bu rakamın gerçekte %100’lere dayandığını hepimiz biliyoruz. Biz, milletimizin verdiği güçle bu hoyrat iktidarı ülkemize daha fazla vermeden durduracak ve yanlışlarını en kısa zamanda düzelteceğiz. Öngörülemezlik dönemine son verecek, yarın neye uyanacağını bilemez hale gelen insanımıza rahat bir nefes aldıracağız.

Tarımı ihracattan gelen parayla değerlendiren, her gün bir başka yerde yanan buğday tarlaları için kılını bile kıpırdatmayan bir iktidar yüzünden bugün ekmek 5 lira oldu. Eğitimi binayla değerlendiren bir iktidar yüzünden bugün gençlerimiz diplomalı işsiz haline geldi. Sağlık alanında sadece hastane binası yaparak çağ atladığını zanneden, doktorlarımıza giderseniz gidin diyen bir iktidar yüzünden bugün insanlar randevu bile alamıyor 3-4 hafta sonrasına bile razı oluyor ama günlerce sonra dahi muayene olamıyor. Bir iktidar bunu kendine dert etmeyecekse başka neyi dert edinecek.

Hukuku adliye sarayları yapmaya indirgeyen bir iktidar yüzünden bugün her bir başka insanımız mağduriyet yaşıyor. Biraz önce Harbiyeli öğrencilerimizle ilgili söylediğim; hem sevindirici, hem üzüntü verici… Bu kadar zikzak müebbet hapisten, serbetsliğe… Bu durumun ülkemizde adaletin olmadığına işaret ettiği kanaatindeyim.

Yol yaptık, havalimanı yaptık diye övünen bir iktidar döneminde, mazot 30 lirayı, otobüs bileti fiyatları 400-500 liraları, uçak biletleri de 1000 lirayı aştı; vatandaş evinden dışarıya adım atamıyor… Tüm bu yanlışlarını örtmek için ise her zaman olduğu gibi iktidar problemi çözeceğine hâlâ muhalefetle uğraşıyor, algı üretme peşine düşüyor.

Biz Saadet Partisi olarak, olan bitenleri gayet iyi okuyor ve aklıselimle değerlendiriyoruz. Dönen dolapların da kurulan tuzakların da farkındayız. Biz birilerinin ciğerlerini bile biliriz, emin olun. Onlar da bizim onları ne kadar iyi bildiğimizi bilirler… Birileri olmadık işlere tevessül etseler de biz asla helal ve dürüst siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gerçekleri kimseyi rencide etmeden olduğu gibi söyleyeceğiz. Ama gerçeklerden gocunan olursa onun da müsebbibi biz değiliz.

Bugüne kadar hiçbir zaman süte su katanlardan olmadık, bundan sonra da asla olmayacağız. Ve biz biliyoruz ki yanlış işlere bulaşanlar var. Fakat onlardan daha da fazla bu memleketin tertemiz evlatları var. İktidarın ve yetkililerin hukuksuz talimatlarına rağmen hukukun dışına çıkmamak için direnen, bu keyfi yönetim anlayışına karşı devlet geleneğini unutmamış memurlarımız, bürokratlarımız var.

Tam da bu sebeple tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’yi yeniden normalleştirmeye dönük umutlarımızı hep diri tutuyoruz. İktidarın tüm baskılarına rağmen dürüst ve ahlaklı kalmaya devam eden bürokratlara, kamu görevlilerimize özellikle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Bürokratların da kamu görevlilerinin de hatta yeri geldiğinde iktidar mensupları arasında bile bu gerçekleri görenler var. Sesleri yüksek çıkmıyor, ayrı konu. Tasfiye ediliyorlar; o da gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Bunca olumsuzluğa rağmen hala umut varsa, bu umudu ayakta tutan ve ülkemizin daha fazla bataklığa düşmesine engel olan sizlersiniz. Bizler süte su katmayanlarla yeni dönemde yolumuza devam edecek, bu ülke için hep birlikte güzel, doğru ve iyi işler yapacağız. Yozlaştırılan bütün kurumlarımızı derleyip toparlayacak, artık adeta kurumsallaşan yolsuzluklara son verecek, kronikleşen problemlerimize hızlı ve kalıcı çözümler üreteceğiz.”

Karamollaoğlu’ndan ‘CHP’yle İttifak’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin Konak İlçe Kongresi’nde konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, altı muhalefet partisinin genel başkanlarının bir araya geldiği altılı masa görüşmeleriyle ilgili “CHP’yle ittifak” eleştirilerine yanıt verdi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, “Bugün bazen arkadaşlarımız çıkıyor, ‘Bu altılı masada ne işiniz var? CHP’yle bir araya nasıl gelirsiniz? Erbakan Hoca hayatta olsaydı sizi lanetlerdi’ diyor. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun sen böyle bir gerçeği? Biz prensiplerimizden taviz vermeyiz. Ama uzlaşmayı da biliriz. Her iş adım adım gerçekleşir” dedi.

Bülent Ecevit’in genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi ile Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi tarafından 1974’te koalisyon hükümeti kurulduğunu hatırlatarak bu sözleri kullandı. Saadet Partisi lideri, söylemlerinin bugünkü koşullara göre değiştiğini ancak prensiplerinin kalıcı olduğunu belirtti:

“Biz farklıyız. Biz 50 yıldır çok idealist prensiplere sahibiz. O gün neyi düşünüyorsak bugün aynı şeyleri düşünüyor, aynı ideallerle hareket ediyoruz. Biz şimdi yeni bir çalışmanın ve hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Ama yerine göre söylemlerimizde bugünkü şartları dikkate alarak birtakım değişiklikler yaptık. Bu, prensipleri değiştirdiğimiz anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”

SP Lideri Karamollaoğlu iktidara gelirlerse yapacaklarını, “Biz bütün israfı, yolsuzluğu, rüşveti ve gereksiz yatırımları ortadan kaldırır, üretime dönük yatırımlara bütün gücümüzle destek verir ve Türkiye’yi birkaç sene içinde en güçlü ülkelerden biri haline getiririz” şeklinde açıkladı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İzmir’de partisinin Konak ilçe kongresine katıldı. Burada yaptığı konuşmada ekonomiden altılı masaya kadar gündemi değerlendiren Karamollaoğlu, “CHP’yle ittifak” eleştirilerine de yanıt verdi. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“O kadar sorun var ki içinden geçtiğimiz süreçte. 19 yılı aşan bir süredir Türkiye’yi yöneten bir iktidar var. 19 yıl önce, 15 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanı ve arkadaşlarının bir ülkenin yönetimi ile ilgili prensipleri ne idi dinleyelim, bugün söyledikleriyle ne kadar çeliştiğini görelim. İnsanlar, bu kadar çelişkinin içine girdiğinde pusulayı kaybetmişler demektir. Prensipleri kalmamış.

Bir hedefleri var; ne pahasına olsun iktidarda kalabilme. Başka bir şey düşünmüyorlar. Milletin refahı, problemleri çözmesi, dünyaya örnek bir medeniyet inşa etmek, bu arkadaşların gündeminde yok. Sadece düşmanlaştırarak kendilerini güçlendirme politikaları var. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanına bundan 19, 15 sene önce söylediklerini dinlemelerini ifade ediyorum. O zaman belki uyanırlar.

Erbakan hocamız 1968 yılında büyük bir hamle başlattı. Bağımsızlar Hareketi olarak kendisi gibi düşünen 19 arkadaşı ile seçimlere girildi. Sadece kendisi Konya’dan milletvekili seçilebildi. Milli Nizam Partisi hemen kapatıldı. Sonra Milli Selamet Partisi kuruldu. Kendisi üye bile olmadı, geçmiş partisinin devamı mahiyetinde bir ithamla karşılaşmamak için. Seçimlere gidildi, bizim listemizde bağımsız vekil olarak kazandı. Meclis’e girdikten sonra genel başkan oldu hocamız.

İktidar ortağı olabilmek için girişimlerde bulundu. Sonunda Ecevit ile koalisyon kuruldu, pazarlık yapıldı. Ecevit’in takip ettiği yolla Erbakan Hoca’mızın iddiaları örtüşmüyordu. Sonunda Ecevit’e şu sözü söyletti: ‘Biz, bu insanlarla oturulup konuşulamaz dedik ama tarihi bir yanılgı içindeymişiz.’ Şimdi, ‘CHP ile bir araya nasıl gelirsiniz, Erbakan Hoca hayatta olsa sizi lanetlerdi’ diyorlar. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun bunu? Biz, prensiplerimizden taviz vermeyiz ama uzlaşmayı da biliriz. Bir dağa tırmanıyorsanız zorluk vardır. Sizinle beraber birileri varsa elbette destek verirsiniz. Bu yol çetrefilli, kolay bir yol değil. Bütün çalışmalarımızda Erbakan Hoca’mızın bu süreçte yaşadığı sıkıntıları, engelleri hatırlamak mecburiyetindeyiz.

Biz, yeni bir hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Yerine göre elbette söylemlerimizde, bugünkü şartları dikkate alarak değişiklikler oldu. Bunu ‘prensipler değişti’ diye yorumlayamazsınız. Biz, çok açık bir şekilde yaşanabilir bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Herkesin ister bizimle aynı duyguları paylaşsın isterse muhalif olsun herkesin mesut ve bahtiyar olduğu, adaletin tesis edildiği, dışarıdan gelecek baskıya karşı ayakta durabilen bir ülke, yaşanabilir bir Türkiye kurmak bizim idealimiz. Biz bunu gerçekleştirdiğimizde Türkiye, geçmişte olduğu gibi yeniden büyük Türkiye konumuna gelecek. Bütün dünyaya nizam verecek, haksızlıklara müdahale edecek.

Demokrasi, insan hakları, adaletin üstün tutulmasını benimseyen bir anlayışa sahibiz. Benim söylediğim, Erbakan hocamızın hayatı boyunca gerçekleştirmek istediği gayeydi. Biz, bunu nasıl yapacağız? Elbette kendi memleketimizde yaşanabilir bir ülkeyi kurarken hedeflerimizi yine belirleyeceğiz. Erbakan Hoca’mız, bir ilim adamı ve siyasetçi; hedeflerimizi önümüze koyarken somut ve güzel tarifler kullandı. Şunu her zaman benimsedi. Bizim siyasi hayatımız boyunca en çok önem verdiğimiz konu, ahlaki ve manevi değerlerimizin ihyasıydı. Siz baskıcı bir düzen kurarsanız orada huzur olmaz. Adaleti ortadan kaldırırsanız, siz de huzur bulamazsınız. Arazilerimizi, meralarımızı, madenlerimizi, sularımızı bu milletin hizmetine verecek tarzda bir ekonomi politikası uygulamak mecburiyetindeyiz. Güçleneceğiz.

Halimize bakmadan ‘Biz uzaya adam göndereceğiz’ diyorlar. Kaç para bu? Suudi prensleri gitti. Bu marifet değil ki. ‘Vay canına ya şu adamlara bak be. Uzaya bile gitmemize müsaade etmiyorlar’. Arkadaş, sen ciddi bir uzay programı koy, ben destek veririm. Böyle sahte olmaz. Uzay elbisesi giydirmekle ‘uzay programımız var’ diyemeyiz. Bugün ilacımızı dışarıdan alıyoruz. Nerede ilaç tesislerimiz? Bütün enerjimizi dışarıdan alıyoruz. ‘Karadeniz’de doğal gaz bulduk’. Hadi oradan be! Bu kadar basit mi zannediyorsun? Milyonlarca dolarlık bizden çok daha fazla yataklara sahip olanlar hangi noktadalar. O kadar kolay mı bu iş?

Bilmemek, çok önemli bir eksiklik. Daha önemlisi, bilmediğini bilmemek. ‘Ben ekonomiyi bilirim’ deyip ekonomiyi bilmemek bir gaflettir. ‘Birkaç ay içinde problemleri nasıl çözeceğim, bu işin erbabıyım’ dediler. Ne oldu? Türkiye, böyle bir duruma tarihinde düşmedi. Merkez Bankası’nın kasası delindi. Açığı kapatamıyorlar. Hiçbir şeye güçleri yetmiyor.”

CHP’den Altılı Masa Açıklaması: Kritik Konularda Anlaştık

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Kurumsal Reformlar Komisyonu, hafta başında iktidar olmaları halinde ekonomide izleyecekleri politikaları açıklayan dört maddelik bir programı paylaştı.

Komisyonda yer alan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, çalışmalarını Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a anlattı. Öztrak, komisyonun bundan sonraki süreçte yeni çalışmalar yapabileceğini söyledi.

Öztrak, 6’lı masa olarak hafta başında ekonomi alanında açıkladıkları dört başlıklı programa ilişkin, “Ekonomiyi bir gömleğe benzetirsek, bütün bu tedbirler 6’lı masanın gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemekteki kararlılığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda ‘Bir türlü anlaşamazlar’ demelerine rağmen en kritik konularda bile anlaştığımızı göstermiştir” dedi. Bu önlemlerin uygulanabilmesi için bir an önce seçim yapılması gerektiğini vurgulayan Öztrak, “Milletin önüne sandık getirilmeli” dedi.

Açıklanan başlıklar arasında yer alan Hasar Tespit Komitesi’ne (HTK) ilişkin bilgi veren Öztrak, “Duyurduğumuz tedbirlere baktığınız zaman bu ülkenin başına bela olan tek kişilik karar alma süreçlerini katılımcılığa çeviren, Merkez Bankası’na müdahaleyi ortadan kaldıran ve enflasyonla mücadelede etkinliğini artıran bir yaklaşım görüyoruz. Bunların arasında en önemlilerinden bir tanesi de HTK. Şu anda bu hükümet yönetiminde birçok şey halının altına süpürülmüş vaziyette. Bu kapsamda verilerin gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve kamu maliyesine güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bunu da HTK sağlayacak. Orada 128 milyar dolar ne oldu? 20 Aralık 2021 gecesi ne oldu? Bunların hepsine de bakılacak” diye konuştu.

“Kadroyu gösterdik”

Pazartesi yaptıkları açıklamayla 6’lı masanın kadrolarını da tanıtmış olduklarını söyleyen Öztrak, “O masada iki eski bakan, iki eski Hazine müsteşarı, bir dış ticaret müsteşarı ve bir eski Merkez Bankası başkanı oturuyordu. Orada oturan kadroyu en başta Nebati olmak üzere iktidarın kadrosuyla karşılaştırmak lazım” dedi.

Karamollaoğlu: Koalisyon Protokolü Hazırlanıyor

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Önümüzdeki ay başında İYİ Parti’nin ev sahipliğinde bir toplantı yapacağız. Daha önceki seçimlerde görüştüğümüz konular orada bir defa daha gündeme gelecek” dedi.

Temel Karamollaoğlu, “Arkasından daha sonra yapılması icap eden konuları belirleyeceğiz, komisyonlar kuracağız. Komisyonların yapacağı çalışmalar neticesinde de 6’lı masa başkanları olarak karar vereceğiz. Yani seçime giderken bir bakıma koalisyon protokolü hazırlanıyor diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Tv42 ve TV5 ekranlarına konuk oldu. Karamollaoğlu, 6’lı masaya ilişkin şu açıklamalarda bulundu.

“Seçime giderken her parti kendi amblemiyle seçime gidiyor. Çıkaracağı kadar milletvekilini çıkarıyor. Sonra mecliste bir araya geliyorlar, tek başına eğer bir parti hükümet kuramıyorsa bu sefer hükümet kuracak çoğunluğu temin eden partiler bir araya gelip, hükümet kuruyorlar. Hükümeti kurarken de bir protokol imzalıyorlar.

Hangi bakanlıkları hangi parti alacak ve ne yapacaklar? Vatandaşa bir vaadde bulunuyorlar. Şimdi artık seçimden sonra bunun yapılması zaman kaybına sebep olacağı için seçim öncesi bu ittifakın kurulma ihtiyacı doğdu. Bundan dolayı da 6 parti bir araya geliyor. Her ay meseleleri görüşüyor. Çeşitli sektörlerde konuları uyuştukları, ittifak ettikleri konuları belirliyor ve bunları kamuoyuna duyurmaya çalışıyor.

Önümüzdeki ay başında İYİ Parti’nin ev sahipliğinde bir toplantı yapacağız. Daha önceki seçimlerde görüştüğümüz konular orada bir defa daha gündeme gelecek. Arkasından daha sonra yapılması icap eden konuları belirleyeceğiz, komisyonlar kuracağız. Komisyonların yapacağı çalışmalar neticesinde de 6’lı masa başkanları olarak karar vereceğiz. Yani seçime giderken bir bakıma koalisyon protokolü hazırlanıyor diyebiliriz.”

Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’ın Adaylığı Hakkında Yorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Seçimler zamanında yapılacak, ben de adayım” dediğini ifade eden SP Lideri Karamollaoğlu, “Kusura bakmasın, seçimler tam zamanında yapılırsa Sayın Cumhurbaşkanı aday olamaz. Anayasa Mahkemesi müdahale eder. Çünkü çok açık ve net, bir kişi iki dönemden fazla aday olamaz. Olabilir ama bir şartla, Meclis karar verirse ve seçimi öne alırsa” dedi.

Haber Merkezi / Temel Karamollaoğlu, kendi Cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin de “Net olarak, hukuken seçim tarihi belirlendikten sonra, altılı masa veya muhalefet olarak bizler bir araya gelip Cumhurbaşkanı adayını açıklarız. Ama henüz seçim tarihi kesinleşmeden böyle bir adayın şimdiden açıklanması ihtiyacını da duymuyoruz. Gereği de yok” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Bugün aynı zamanda tarihi bir günün de yıl dönümü. D-8, bundan tam 25 yıl önce kurulmuştu. D-8; Türkiye’nin daveti üzerine, 15 Haziran 1997’de İstanbul-Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen ve İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla resmen kurulmuştu.

D-8’in 25. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, hafta sonu Çırağan Sarayı’nda 54. Hükümet’te yer alan değerli bakan arkadaşlarımız ile üye ülkelerin ve siyasi partilerimizin kıymetli temsilcilerinin de katılımıyla anlamlı bir toplantıyı gerçekleştirdik. Üzerinden geçen çeyrek asra ve D-8’in imkan ve potansiyelinin doğru kullanılmamasına rağmen; D-8’lere olan ihtiyacımız bugün 25 yıl öncesinden çok ama çok daha fazladır. D-8’in şu temel prensiplerinin ilke edinilmesi ve hayata geçirilmesi için gayret gösterilmesi bugünün dünyasında artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Savaş değil, barış. Çatışma değil, diyalog. Çifte standart değil, adalet. Üstünlük değil, eşitlik. Sömürü değil, âdil paylaşım. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları.

Bugün dünyamız maalesef bir kaos ortamına sürüklenmiş bulunmaktadır. Neredeyse topyekun bir savaşa doğru iteleniyoruz. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal teşebbüsünden sonra tam bir kutuplaşma meydana geldi. Bu süreç böyle devam ederse, dünyamız kimsenin arzu etmediği gelişmelere şahit olabilir. Ama D-8’in bu prensipleri uluslararası sahada benimsenmiş olsaydı, bugün aynı endişeleri taşımıyor olurduk. D-8’lerin prensiplerini benimseyen ülkelerin sayısının artmasını D-18 ve daha büyük rakamlara ulaşılmasını biz arzu ederiz. D-8’lerin yarınlarda, yeniden kuruluşundaki heyecan ve kararlılıkla birlikte dünya siyasetinde etkin rol oynayacağına olan inancımızı vurguluyor; D-8’lerin kuruluşuna imza atan liderlerden ve emeği geçenlerden hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara ise sağlık ve afiyet diliyorum. Ve hassaten, bu oluşumun hayata geçmesinde en büyük emek ve pay sahibi olan merhum Necmettin Erbakan Hocamızı da bir kez daha rahmet, şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Maalesef bugünkü Erdoğan iktidarı, 20 yıllık süreçte D-8’lerin hayat bulabilmesi için kılını bile kıpırdatmamıştır! İki dönem başkanlık görevini üstlendiler ama D-8’lerin hayata geçirilmesi için hiçbir adım atmadılar. Hangi atımları atmalarını bekliyoruz? Ekonomik olarak ilişkileri ve ticaretlerini artıracaklardı. Ülkeler de böylelikle hem birbirlerine yakınlaşacaklar hem de her biri güçleneceklerdi. Hakikaten böyle bir adımın atılmamasını anlamak mümkün değil. Böyle anlaşmalar zamanında yapılmış fakat arkasından, ülkemizi ve bölgemizi kalkındaracağını iddia eden bir iktidar, 20 yıl boyunca kılını dahi kıpırdatmamış! Şimdi yeniden iktidara gelmek arzusundalar, Allah akıl fikir versin.

Erdoğan, bütün yetki kendisinde. Hükümet dediğimiz zaman artık sadece Erdoğan akla geliyor, Bakanlar Kurulunun ve Meclis’in hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmadı! Tek kişi. Diktatörlüklerde, krallıklarda, padişahlıklarda bundan daha ileri bir yetki hiçbir zaman olmadı. O zaman sistemi oturmuş kurumlar vardı, bugün yok; kimse Cumhurbaşkanının kararlarını  sorgulayamıyor. Bundan dolayı da bugün başımız dertten kurtulmuyor.

Her ne kadar sayın Erdoğan, ekonomideki başarısızlıklarını mücbir sebepler diyerek açıklamaya çalışsa da, bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Mücbir sebepler başka ülkeleri 1 şiddetinde etkilerken, neden bizim ülkemizde bu 10 şiddetinde yaşanıyor? Neden enflasyon ABD’de ve Avrupa ülkelerinde en fazla %6-7 iken, savaş ve kriz olan ülkelerde dahi %20’leri geçmezken biz de bu oran %60-70’leri geçip üç haneleri rakamları buldu?

Hangi yanlış adımları atıp, hangi akla hayale gelmedik politikaları uyguladınız da bu mücbir sebepler en çok ülkemizi etkiledi? Bilinmelidir ki bugün Türkiye’nin yaşadığı krizlerin mücbir sebebi sadece Ak Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanının kurduğu sistemdir. Başka türlü bunu açıklamak mümkün değil.

Tek kişilik bir sistem ve tek kişinin her konuda karar vermesi şu anda bizim yaşadığımız en büyük problemdir. Neden? Çünkü tek kişilik kuruluşlarda konular müzakere edilemez. Hep benlik hakimdir. Ben ne dediysem o olur, sen kimsin de benim karşıma çıkıyorsun? Problemlerimiz muhakeme edilemediği için bu haldeyiz. Konuşamıyorlar! Farklı fikir söyleyenler hemen uzaklaştırılıyor.

“Devlet kurumları böyle olursa, iktidarın doğru karar verme ihtimali olmaz”

Hangi rakamı, hangi veriyi, hangi istatistiği ele alırsak alalım bu iktidarın her alanda sınıfta kaldığını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Ve bunun sıkıntısını iktidar değil milletimiz çekiyor, biz çekiyoruz, bu ülkede yaşayan herkes çekiyor. Eğer bu sıkıntıları iktidar çekiyor olsa umurumda bile olmaz derim şahsen… Kendi düşen ağlamaz deriz ama öyle değil ki. Aldıkları kararlar sebebiyle ülkemiz bugün bu sıkıntılarla karşı karşıya…

TÜİK’e göre bile, bile diyorum, sırf resmi rakamları kullanırken bile edatını kullanmak zorunda kalışımız dahi iktidar adına utanç verici… Devlet kurumları böyle olursa, iktidarın doğru karar verme ihtimali olmaz. Çünkü gerçekleri görmüyor hatta görmemek için çaba sarf ediyorlar.

Bakınız TÜİK’e göre, %67’ye düşen Tüketici Güven Endeksi, hesaplandığı 2004 yılından bugüne en düşük seviyesinde. 2021 yılına ait “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”nın verilerine göre; en yüksek gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirin %47’sini alırken, en düşük gelire sahip %20’lik kesimin payı %6! Gelir dağılımındaki dengeyi ifade eden Gini katsayısı bugüne kadar hiç olmadığı kadar bozuldu. Borçluluk oranı da sürekli artıyor, her 10 kişiden 7’si borçlarını ödemekte güçlük çekiyor. Hanelerin %60’ı “evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını”, %38’i “iki günde bir et, tavuk veya balık içeren yemek masrafını”, %20’si “evin ısınma ihtiyacını”, %63’ü de eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamadığını beyan ediyor.

Yani dehşet verici bir adaletsizlik, yoksulluk ve yoksunluk ile karşı karşıyayız. En temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi insanımız. Maalesef, bu ekonomik şartlar gençlerimizi ise çok daha derinden etkilemektedir. KYK, kredilerin ödeme tutarını 30 Haziran’da açıklayacak fakat kredi hesaplama uygulamalarından yapılan hesaplar aşağı-yukarı gelecek tsunaminin habercisi adeta. Üniversite hayatı boyunca toplamda 25 bin lira alan bir gencimiz yaklaşık 75 bin lira, 30 bin lira alanlar ise ortalama 100 bin lira borç ödeyecek. El insaf! Bu vicdansızlıktır! Kürsülerde faize karşıyız diyenler bu rakamlara ne diyecekler? Gençlerimizin çoğu zaten üniversiteden mezun olunca iş bulamıyor, bulanlar ise çok düşük maaşlarla çalışmaya başlıyor, bu kadar borcu nasıl ödeyecekler? Medyayı satın almak için yandaş holdinglere Ziraat Bankası’ndan kredi tahsis ediliyor, milyonlarca dolarlık kredi borçları siliniyor ve bunun için de para bulunabiliyorsa; gençlerimiz için de bu kaynak bulunabilir ve de bulunmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, karşısına kimin aday çıkacağını çok merak ediyor olacak ki ısrarla o ismi öğrenmek istiyor. Kendisi çıktı; seçimler tam zamanında yapılacak ve ben adayım. dedi. Kusura bakmasın. Adaylar tam zamanında yapıldığı takdirde Sayın Erdoğan aday olamaz. Anayasa Mahkemesi iptal eder. Çünkü Anayasa’da çok açık ve net bir kişi ikiden fazla aday olamaz hükmü var. Aday olabilir mi? Olabilir ama bir şartla… Meclis karar verir, seçimi öne alırsa… Peki ne kadar öne alırsa olur? 1 hafta, 10-15 gün bile öne alınsa Anayasa’daki durumdan dolayı Cumhurbaşkanı Meclis tarafından aday gösterilebilir. Ben adayım diye kendisi kesinlikle dayatamaz… Onun için bu meseleyi bilmemiz lazım. Sn. Erdoğan’ın “ben adayım.” demesi, parti grubuna ve ittifak ortağına aday olabilmesi için gerekli kararlı almaları için bir mesajdır.

“Altılı Masa olarak bir araya gelir, cumhurbaşkanı adayımızı açıklarız”

Şimdilik aday olma niyetini belirtmiş oldu, Meclis’ten destek bekliyor anlaşılan… Ama o tarihe kadar adaylıktan vaz geçer mi, onu bilemeyiz, zaman gösterecek. Veya seçim zamanında olacak denilmesine rağmen, seçimlerin erkene alınma ihtimali var mı? Bugüne kadar ben şahsen hep zamanında yapılacağı kanaatindeydim, ama son 15-20 gündür geldiğim kanaat o ki, seçim bu sene sonunda da yapılabilir. Ama kararı biz muhalefet partileri vermeyecek, doğrudan doğruya Sn. Erdoğan ve onun kontrolünde olan partisi ve Meclis çoğunluğu verecek. Seçim tarihini açıklasınlar, seçim takvimi belli olduğunda bu meraklarını hemen giderelim. Altılı Masa olarak bir araya gelir, cumhurbaşkanı adayımızı açıklarız. Seçim tarihi belli olmadan şimdiden adayımız açıklama ihtiyacı duymuyoruz, gereği de yok… Neden ısrarla aday belli olsun, aday belli olsun, aday belli olsun… Sabret. Belli olacak bir gün…

Ayrıca ben kendisine şu anda daha Cumhurbaşkanı olarak daha öncelikli sorumluluklarının olduğunu hatırlatmak isterim. Yükselen enflasyon ve hayat pahalılığına bir an önce çare bulmak Cumhurbaşkanı olarak Sayın Erdoğan’ın bir numaralı görevidir. Vatandaşlarımız artık evinden dışarı adım atmaya korkar hale geldi. Çünkü her şey ateş pahası… Asgari ücretlinin saatlik mesasi 1,3 Dolara geriledi…. İnsanımız, koca bir gün çalışmasının karşılığında bir kilo et alamıyor. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir anlayış. Cumhurbaşkanı olan bitene gözünü, kulağını kapamış, 6 ay sonra düzelecek, seneye düzelecek diye her gün bir başka tarih veriyor. 6 ay güzel bir rakam olarak bulundu bunlar tarafında. 6 ay sonra düzelecek 6 ay geçiyor bu kez bir 6 ay sonrası için yine düzelecek.

“Ülke böyle yönetilmez arkadaşlar”

Fakat artık milletimizin karnı buna doydu. Çözemez ki. Çözemiyor zaten. 5 sene daha kalsa ne olacak? Bugünkü mantıkla gittiği takdirde Türkiye’nin problemlerini çözemez. Aksine daha büyük problemlerin içine sokar ülkeyi. Neden çözemiyor? Çünkü az önce de ifade ettiğim gibi müzakereye açık değil. Yanlışlarını müzakere etmek istemiyor. Ülke böyle yönetilmez arkadaşlar! Ve bu millet, artık geçmişte düştüğü hataya bir daha düşmeyecek. Ben bilirim diyen bugün Cumhurbaşkanı, olağan şartlarda, bu ülkede bir daha Cumhurbaşkanı seçilmez. Şartları öyle bir değiştirirler ve bu şartlarda seçimi ertelemeye kalkarlarsa, bu da ülkemize yapılacak en büyük ihanet olur.

Sayın Cumhurbaşkanı, durum böyleyken; seçimlerde karşınıza kimin çıkacağını bir kenara bırakın da “ben vatandaşın karşısına nasıl çıkarım” diye kafa yorun. Ocak ayında 84 lira olan Ankara-İstanbul YHT bilet ücretleri sadece 6 ayda %132 zamlandı ve bugün 195 lira oldu; bu fahiş fiyat artışını milletimize nasıl açıklayacaksınız, ona kafa yorun. Biz sizin karşınıza çıkacak adayı zamanı geldiğinde açıklayacağız, ancak siz zaman aleyhinize işlediği halde milletimizin karşısına çıkamıyorsunuz. Çünkü, milletimizi yoksulluğa, sefalete mahkum ettiniz. Çünkü, “dar gelirliler hariç herkesin çarkı dönüyor” diyerek milletin %95’ini görmezden geldiniz. Çünkü kiracıyı ev sahibine, babaları çocuklarına, esnafı mahalledeki komşusuna, emeklileri torunlarına mahçup ettiniz. Çünkü, 4 yıl önce “bu kardeşinize yetkiyi verin; enflasyonla, kurla nasıl mücadele edilir göreceksiniz” diye istediğiniz yetkiyi kötüye kullanarak başarısız oldunuz ve başarısızlığınızda ısrar etmeye devam ediyorsunuz.

İktidar olağanüstü koşullar arıyor

2015’ten bu yana hiçbir seçimi olağan koşullarda geçirmedik maalesef. Şimdi iktidar, bu seçimde de benzer koşulları aramanın ve bulamayınca da oluşturmanın gayreti içerisinde. Ekonomik krizle birlikte halk desteğini kaybetmekte olduğunu anlayan Erdoğan iktidarı ve ortakları, yeniden “beka” söylemine sarılabilmek için fırsat arıyorlar. Görünen o ki Cumhur ittifakı, Suriye ve Yunanistan üzerinden “olağanüstü durumlar” meydana getirmek istiyor. Açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum; hiç kimse kendi ikbali ve iktidarı için ülkemizi bu zor günlerinde böylesine tehlikeli yollara sokma gafletinde bulunmasın. Türkiye, iktidarın külhanbeyi rolleri, sürekli değişen “dostum-küstüm” hitapları nedeniyle çok bedel ödedi. Bu bedeli artırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Biz, terörle başarılı ve etkin bir şekilde mücadele edilmesini sonuna kadar destekliyor, bu konunun siyasi malzeme yapılmasına sonuna kadar karşı çıkıyoruz. Şahsiyetli bir dış politikaya evet, dış politika konularının seçimlere alet edilmesine hayır diyoruz.

Ülke olarak tarihimizin en önemli seçimine yaklaşıyoruz. İktidarın son yıllarda attığı adımlar ve benimsediği siyaset tarzıyla birlikte geçmiş seçimlerdeki tecrübelerimiz, bu seçimin nasıl bir atmosferde geçeceği konusunda bizlere ipucu veriyor. Bu nedenle, Türkiye’yi sıkıştırılmak istenilen bu dar ve tekinsiz yoldan çıkarmak isteyen 6 muhalefet partisi olarak üzerinde ciddiyetle durduğumuz konuların başında seçim güvenliği geliyor. Bu seçimlerde bir vatandaşımızın dahi oyunun zayi olmaması için ciddi bir çalışma içerisindeyiz. Herkes şundan emin olsun, sandıklara sonuna kadar sahip çıkarak millet iradesinin eksiksiz ve doğru şekilde tecelli etmesini sağlayacağız. Bir kez daha bunun altını önemle çizmek istiyorum. Biz muhalefet olarak üzerimize düşeni yapacağız ancak iktidardan da üzerine düşen görevi yapmasını bekliyoruz. Gelin bu seçimi önceki seçimlerin aksine her yönüyle adil şartlarda geçirelim.

Seçim adil olsun

Seçimin daha adil ve eşit şartlarda geçmesi için bazı hususları ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki seçim sürecinde; Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim çalışmalarında devletin imkanlarını, Cumhurbaşkanlığı forsunu kullanmamalıdır. Anadolu Ajansı ve TRT, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi muhalefet partilerine ambargo uygulamaktan vazgeçmelidir. Özellikle seçim döneminde Ak Parti lehine izledikleri yayın politikalarından vazgeçmelidirler.

İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanları tıpkı 2017 öncesinde olduğu gibi seçimlerden 3 ay önce istifa etmelidir. Valiler, kaymakamlar, bürokratlar, il emniyet müdürlükleri ve iktidara bağlı yerel yönetimler muhalif partilerin seçim çalışmalarına yönelik çifte standart uygulamamalıdır. Pankart, bayrak, afiş asmak isteyen muhalif parti mensuplarını engellememelidir.

RTÜK, iktidarın medya üzerindeki kontrol ve baskı aparatı olmamalıdır. Kamu kuruluşları ve bankaları üzerinden iktidara yakın medya kuruluşlarına kaynak aktarımı yapılmamalıdır. İktidar partisi, kamu görevlilerini ve belediye çalışanlarını seçim çalışmalarına katılmaları için zorlamamalıdır.

En önemlisi de, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli olmak üzere; iktidar kanadı toplumumuzu kutuplaştıracak, huzurumuza kast edecek söylemlerde kesinlikle bulunmamalıdırlar. İktidar ve ortakları, seçimleri kazanmak için her yolun mübah olmadığını bilsinler. Bu seçimi kazanmak için atacakları her adımın mesuliyeti büyük olacaktır; bunun bilinciyle hareket etmelerini ümit ediyorum.”

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

Altılı Masa 128 Milyar Doları Araştıracak

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmalarını sürdüren altı muhalefet partisinin kurduğu Kurumsal Reformlar Komisyonu, ilk çalışmasını büyük ölçüde tamamladı. Komisyon, ilk raporunu pazartesi açıklayacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre komisyon, seçim sonrası TÜİK verileri, altın rezervi gibi konular ile 128 milyar dolar iddialarına ilişkin araştırma yapılması için anlaşmaya vardı. Merkez Bankası’nın Ankara’ya taşınması konusunda da mutabakat sağlandı.

Altılı masa tarafından kurulan Kurumsal Reformlar Komisyonu’nda eski Hazine Müsteşarı CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, eski Merkez Bankası Başkanı İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz, eski Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, eski Devlet Bakanı Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir, eski Ulaştırma Müsteşarı Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feridun Bilgin ile eski Hazine Müsteşarı DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı yer alıyor. Ekonomi alanında kamuda üst düzey görevlerde bulunmuş isimlerden oluşan komisyon, hazırladığı sekiz sayfalık raporu pazartesi günü saat 11.00’de açıklayacak.

128 milyar dolar nerede sorusuna yanıt aranacak

Edinilen bilgiye göre seçim sonrası ekonomi alanında yol haritasını belirleyecek olan ilke ve esasları içeren rapor dört başlıktan oluşacak. Komisyon, ilk olarak seçim sonrasında Özel İnceleme Ekibi kurulmasını kararlaştırdı. 10 civarında bakanlığın yanı sıra Sayıştay ve Devlet Denetleme Kurulu’ndan da yetkililerin yer alacağı ekip, en fazla tartışılan konuların başında yer alan 128 milyar dolar iddiasını araştıracak.

Merkez Bankası’nın 2019 yılı Mart ayından itibaren faizleri düşük tutmak amacıyla rezervlerden 128 milyar dolar harcadığı iddiaları gündeme gelmişti. CHP de “128 milyar dolar nerede?” kampanyası başlatmıştı. Özel İnceleme Ekibi, aynı zamanda verilere yönelik duyulan güvensizliği de araştıracak. Bu kapsamda TÜİK verileri, Merkez Bankası’nın altın rezervi gibi başlıklarda da çalışmalar yapılacak.

KÖİ projeleri mercek altına alınacak

Komisyonun gündeminde olan bir diğer başlık da Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması olacak. Konseyin faaliyete geçirilmesi, nasıl işleyeceği, hangi konularda çalışacağı ve hangi sıklıkla toplanacağına yönelik ilke ve esaslar raporda yer alacak.

Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılarak özel sektörün kamu karar alma mekanizmalarına katılımı sağlanacak. Komisyon raporunda Strateji ve Planlama Teşkilatı’na ilişkin ilkeler de yer alacak. Varılan mutabakata göre Strateji ve Planlama Teşkilatı, özellikle müteahhitlere garanti ödemeleri içeren Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile ilgili çalışma yapacak.

Komisyonun açıklayacağı rapordaki diğer başlık da Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sağlanmasına yönelik ilkeler olacak. Buna göre Merkez Bankası’nın kurumsal yapısı güçlendirilecek ve bağımsızlığı teminat altına alınacak. Raporda Merkez Bankası Başkanı’nın nasıl göreve geleceği, nasıl görevden alınacağı ve niteliklerine ilişkin ilkelere yer verilecek. Öte yandan seçim sonrasında Merkez Bankası Ankara’ya taşınacak.

CHP’de Kılıçdaroğlu Kulisleri: Parti Rozetini Çıkaracak, Yetkilerini Paylaşacak

AK Parti ve MHP liderlerinin “cumhurbaşkanı adayını açıkla” baskısına karşın, altılı masada yer alan muhalefet partilerinin seçim sürecini bekleme tutumunda şimdilik değişiklik yok.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, ancak muhalefetin adayının Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmasına “yüksek ihtimal” gözüyle bakılan CHP’de, hesaplar da büyük ölçüde buna göre yapılıyor.

CHP kulislerinde seslendirilen görüşe göre altılı masadan aday olarak çıkması halinde Kılıçdaroğlu, genel başkanlık rozetini çıkarıp yerine bir vekil atayacak, seçimi kazanması halinde de parti görevinden istifa edecek ve partide kurultay süreci başlayacak.

Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde geçiş süreci boyunca birçok yetkisini parlamenter sistem ilkelerine göre paylaşacak.

Siyasi kulislerde en çok konuşulan konuların başında, muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı geliyor.

Altılı masada yaygın görüş, adayın CHP’li bir ismin olacağı yönünde.

CHP ise hesaplarını Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına göre yapıyor.

Hatta Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve cumhurbaşkanı seçilmesi halinde atılacak adımlara ilişkin strateji üzerinde çalışılıyor.

‘Parti rozetini çıkaracak, yerine vekil atayacak’

CHP kulislerinde aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun yapacağı ilk işinin parti rozetini çıkarmak olacağı ifade ediliyor.

Parti içinde bazı yöneticiler, partinin seçim sürecinde genel başkansız kalmaması ve seçimden hemen sonra kurultay telaşı yaşanmaması için 5-6 ay gibi görevde kalabileceğini savunsa da ağırlıklı görüş, aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun parti rozetini hemen çıkaracağı yönünde.

Kılıçdaroğlu’nun bu konuda son derece hassas olduğuna dikkat çeken bazı parti yöneticileri, 2018 seçimlerinde partinin adayı Muharrem İnce’nin de parti rozetini çıkardığını anımsatıyorlar.

Ancak İnce’den farklı olarak Kılıçdaroğlu genel başkan olduğu için, genel başkan vekilliği formülü düşünülüyor.

CHP tüzüğü, genel başkanın yokluğunda Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinden birisini yerine vekaleten atamasına ve genel başkanın yetkilerini kullanmasına olanak tanıyor.

Bu çerçevede, seçim sürecinde partinin genel başkansız kalmaması ve bir kurultay zorunluluğu doğmaması için Kılıçdaroğlu’nun aday olduktan sonra yerine genel başkan vekili atayacağı aynı zamanda genel sekretere de, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlıktan istifa edeceğine ilişkin bir dilekçe verebileceği ifade ediliyor.

Bu hesaba göre Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlık istifa edecek ve genel başkanvekili partiyi tüzükte öngörülen süreler içinde kurultaya götürecek.

Yetki kullanımına dört kriter

Güçlendirilmiş parlamenter sistem taahhüdüyle seçime gidecek olan altılı masada yer alan partilerin temsilcilerinden oluşan komisyon, geçiş süreci planlaması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ancak masada yer alan partilerde ortak görüş, fiili parlamenter sistem uygulanması ve bu çerçevede mevcut sisteme göre seçilecek cumhurbaşkanın yetkilerinin de buna göre dizayn edilmesi yönünde.

CHP kulislerinde cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin dört temel kriter dile getiriliyor.

Bunlar;

  • Kullanabileceği yetkiler,
  • Anayasa ve yasalarda olmasına karşın kullanmayacağı yetkiler,
  • Hükümet ile müştereken kullanacağı yetkiler
  • Ve Cumhurbaşkanı’nın yerine kullanılacak yetkiler olarak ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanının kullanmayacağı yetkilerle ilgili “Mesela, partisinin il başkanını atamayacak veya kayyum atamayacak” değerlendirmesi yapılırken, “yerine kullanılacak yetkiler” kapsamında da rektör ataması gösteriliyor.

Seçilecek cumhurbaşkanının rektör atama yetkisi bulunmasına karşın, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin seçimi doğrultusunda atama yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Müştereken kullanacağı yetkilere de hükümette görev alacak cumhurbaşkanı yardımcısı ve kabine üyelerinin atanması veya eşgüdümü gibi parlamenter sistemde kullanılan yetkiler örnek gösteriliyor.

Karamollaoğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na Destek

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik, “Alevi kimliği Sünniler için endişe” sözlerine tepki gösterdi.

Haber Merkezi / SP Lideri Karamollaoğlu, “Aday belirleme kriterlerinde liyakatin değil de ırkın veya mezhebin aranması; ülkemize, insanımıza ve geleceğimize yapılabilecek en büyük kötülüktür” dedi. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Karamollaoğlu şu ifadeleri kullandı:

”Sayın Kılıçdaroğlu ve Alevi vatandaşlarımıza yönelik sarf edilen ayrıştırıcı ve ötekileştirici ifadelerden dolayı üzüntümü belirtmek isterim.

Yöneticide aranan vasıf mezhep değil; dürüstlük, adalet, ehliyet ve liyakat olmalıdır. Aday belirleme kriterlerinde liyakatin değil de ırkın veya mezhebin aranması; ülkemize, insanımıza ve geleceğimize yapılabilecek en büyük kötülüktür.”

Ne olmuştu?

İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral, Kılıçdaroğlu’na ilişkin “Alevi olması benim açımdan bir engel değil, çünkü ben tanıyorum, ilkelerini biliyorum. Ancak siyasette maksat kazanmaktır. Türkiye’deki genel objektif açısından baktığımda bir çekince görürüm. Türkiye’nin yüzde 65’i yüzde 70’i muhafazakâr profil çiziyorsa, ona hitap edebilen, farklı bir isimle çıkılır” demişti. İYİ Parti, Ankara Milletvekili Halil İbrahim Oral’ı disiplin kuruluna sevk etti.

Akşener, Kılıçdaroğlu ve Alevilerden özür diledi

Sakarya ziyaretinde halka seslenen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İbrahim Halil Oral’ın Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığı ile ilgili sözlerini değerlendirdi.

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, üzülen her bir kardeşimden İYİ Parti Genel Başkanı olarak özür diliyorum” diyen Akşener konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi sizinle bir başka üzüntümü paylaşacağım. Ankara milletvekilimiz Halil İbrahim Oral, bir YouTube kanalında bir konuşma yaptı. Ben başkalarının yaptıklarını bizlerin yapmasını kesinlikle tasvip etmiyorum. Alevilik üzerinden yapılan her türlü tarifi, kim üzerinden olursa olsun şiddetle reddediyorum.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, üzülen her bir kardeşimden İYİ Parti Genel Başkanı olarak özür diliyorum. Bizim gibi ailelerin her birinin evinde mutlaka Ali, Hüseyin, Hasan vardır. Ali merttir, Ali cesurdur. Ali zor zamanımızda ‘Medet Ya Ali’ dediğimiz bir büyüğümüzdür. Dolayısıyla Hz. Ali’yi sevenlerin üzülmesine, incinmesine müsaade etmeyeceğim gibi çok üzüldüğümü ifade ediyor ve her bir kardeşimden ayrı ayrı özür diliyorum.”