Selahattin Demirtaş: Çözümün Adresi TBMM’dir

Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununu HDP’yle çözebiliriz” şeklindeki açıklaması siyasetin sıcak gündem başlığı olmaya devam ediyor. Konu hakkında bir açıklama yapan Demirtaş, “HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Çözümün adresi de doğal olarak TBMM’dir” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorununu HDP’yle çözebiliriz” şeklindeki açıklamasına HDP Milletvekili Sezai Temelli, “Çözümün adresi İmralı’dır” yanıtını vermişti.

Tartışmaya, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da katıldı.  Demirtaş’ın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlarda şöyle denildi:

“Benim bildiğim HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır. Çözümün adresi de doğal olarak TBMM’dir.

Tabii ki HDP, Kürt sorununun çözümünde tüm tarafların ve her kesimin, açık ve şeffaf katılımını, muhataplığını bilecek siyasi birikime ve deneyime sahiptir. Faydasız ve çoktan tükenmiş tartışmalar gündeme getirmek çözüme katkı sunmaz.”

Bakan Gül’e “Demirtaş Neden Serbest Bırakılmıyor?” Sorusu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş’ın neden serbest bırakılmadığını ve serbest bırakılmamasının yasal dayanağını Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sordu.

Haber Merkezi / Soru önergesinde, “Bugün iç hukuk uygulamalarında AİHM kararlarının taraflı uygulandığına veya hiç uygulanmadığına dair çok sayıda örnek yaşamaktayız. Bunun en çarpıcı ve somut örneğini, önceki dönem eş genel başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında AİHM’in “derhal tahliye edilmesine” yönelik kararının uygulanmamasında görmekteyiz” diyen Beştaş, Erdoğan’ın, “AİHM’nin verdiği kararlar bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” ifadesini hatırlattı.

Önergesinde “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Bakanlar Komitesine verilen süre içinde sunulacak eylem planının uygulanması ve Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekmektedir” diyen Beştaş, Bakan Gül’ün yanıtlaması istemiyle 9 soru yöneltti.

Soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:

Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit GÜL tarafından Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 99. maddesi gereğince yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesine göre Sözleşmeye taraf tüm devletler AİHM kararlarına uymaya mecburlardır. Bu açıdan AİHM kararları, üye devletler için bağlayıcıdır ve infazı zorunludur. AİHS 44. maddeye göre de AİHM Büyük Dairesinin kararları kesindir ve AİHS’nin tarafı olan ülkeler, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler. Yine Anayasa’nın 90.Maddesine göre; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

“Demirtaş hakkındaki ihlaller silsilesine devam edilmiştir”

Ancak ne yazık ki bugün iç hukuk uygulamalarında AİHM kararlarının taraflı uygulandığına veya hiç uygulanmadığına dair çok sayıda örnek yaşamaktayız. Bunun en çarpıcı ve somut örneğini, önceki dönem eş genel başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında AİHM’in “derhal tahliye edilmesine” yönelik kararının uygulanmamasında görmekteyiz.4 Kasım 2016 tarihinden bu yana tutuklu olan Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun devamı ile ilgili olarak AİHM 20 Kasım 2018 tarihli kararında, Demirtaş’ın tutukluluk halinin sürmesini kişi özgürlüğünün ihlali olarak kabul etmiştir. Aynı zamanda AİHM kararında seçme ve seçilme hakkının da ihlal edildiğine karar vermiştir. Yine Türkiye’ye karşı verdiği bir kararda ilk kez Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlal edildiğine, yani Demirtaş’ın hukuki değil siyasi gerekçeyle tutuklandığına karar vermiştir. Ancak cumhurbaşkanının “AİHM’nin verdiği kararlar bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” şeklindeki açıklamalarından sonra bu kararın gereği yerine getirilmemiş ve Demirtaş hakkındaki ihlaller silsilesine devam edilmiştir.

AİHM’in daha önce verdiği ve Demirtaş’ın hapsedilmesinin siyasi saikle olduğuna dair tespitini, AİHM Büyük Daire de 22 Aralık 2020’de verdiği kararla tekrarlamıştır. Büyük Daire, 20 Eylül 2019 tarihli ikinci tutuklamanın, Demirtaş’ın 4 Kasım 2016 tarihli ilk tutukluluğunun devamı niteliğinde olduğunu vurgulayarak, halen bu nedenle tutuklu olan Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiştir.

AİHM Büyük Dairesinin kararından sonra, son olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 17 Eylül 2021 tarihli kararında Demirtaş’ın bir an önce serbest bırakılmasını istemiştir. Demirtaş ve Kavala’nınderhal serbest bırakılması gerektiğine yönelik bir kez daha uyarıda bulunan Komite, Aralık oturumuna kadar Kavala’nın serbest bırakılmasını bekleme kararı almış; Demirtaş için eylem planınısunması için de Türkiye’ye 30 Eylül’e kadar süre vermiştir. Komitenin, Demirtaş ile ilgili kararında “Propaganda suçundan verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasının, Demirtaş’ı cezaevinde tutma ve seçimlere katılmasını engelleme amacı taşıdığı” belirtilirken, “Başta Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava ve Yargıtay’ın onama kararı olmak üzere, Demirtaş’ın yasama dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaları nedeniyle uygulanan bütün olumsuz yaptırımların sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiği” hatırlatılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Bakanlar Komitesine verilen süre içinde sunulacak eylem planının uygulanması ve Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

Bu bağlamda;

1- Selahattin Demirtaş hakkındaki 20 Kasım 2018 tarihli AİHM kararına, 22 Aralık 2020 tarihli AİHM Büyük Daire kararına ve 17 Eylül 2021 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararına rağmen neden hala tahliye edilmemiştir?

2- Hem 2018’deki AİHM Daire hem de 2020’deki AİHM Büyük Daire kararından sonra Demirtaş’ın serbest kalmasının önüne geçilmesi için çözüm sürecinin başladığının duyurulduğu 2013 Newroz’unda yaptığı bir konuşma sebebiyle ona verilen bir hapis cezası önce İstinaf’ta, sonra yapılan değişiklikle Yargıtay’da onaylanmıştır. Dolayısıyla Demirtaş şu anda 20 Eylül 2019 tarihinde ikinci kere tutuklandığı dosyadan tutuklu ve Yargıtay’ın verdiği kararla birlikte başka bir dosyadan da hükümlü bulunmaktadır. Bu dosya ifade özgürlüğü kapsamında olduğu halde, serbest bırakılmamasının yasal dayanağı nedir?

3- AİHM Büyük Daire’nin kararı üzerine Avrupa Komitesi Bakanlar Komitesi’nin verdiği karar sonucu; Ankara 22 Ağır Ceza Mahkemesi’nin Demirtaş’ın tutukluluğuna derhal son vermemesinin ve Anayasa Mahkemesi’nin de 4 yıl 8 aylık hapis cezası ile ilgili başvuruyu inceleyip, hükmün kaldırılmasının önünü açmamasının gerekçesi nedir?

4- Demirtaş ve Kavala davalarının dışında başka davalarda da yerel mahkemelerinsiyasi sebeplerle, Anayasa Mahkemesi dâhil olmak üzere başvurucuların cezaevinde tutulması için bir çaba içinde olduğu bilinmektedir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili bu hak ihlallerini önlemeye yönelik herhangi bir girişiminiz olacak mıdır?

5- Selahattin Demirtaş hakkında TCK’nin 314. maddesinde düzenlenen örgüt üyeliği suçunun kanuni olarak öngörülemez olduğu; çok açık ve geniş olarak yorumlandığı tespiti karşısında herhangi bir kanun değişikliği yapılması hazırlığı var mıdır?

6- Komitenin önüne herhangi bir dosya geldikten sonra taraf devletin tespit edilen ihlal ile ilgili altı ay içinde eylem planı hazırlaması gerekmektedir. Komite, AİHM’in arasında yargı bağımsızlığının da olduğu tespitlerini hatırlatarak Türkiye’de özellikle siyasi tutuklulukla ilgili olarak yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için atılacak adımları da içerecek şekilde eylem planı sunulmasını talep etmektedir. Bu kapsamda hazırlığı yapılan bir eylem planı var mıdır? Yok ise, gerekçesi nedir?

7- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin üye devletlerin üyeliğini askıya alma ve üye devletleri üyelikten atma yetkisine sahip olduğu göz önüne alındığında bu karara uyulmaması halinde meydana gelecek sonuçların sorumluluğu kime ait olacaktır?

8- AİHM kararlarına uymamanın yaptırımı Avrupa Konseyi’nden çıkmak olduğu halde, neden bu yaptırım ve yaratacağı ağır sonuçlar göze alınmaktadır?

9- Cumhurbaşkanının “AİHM’nin verdiği kararlar bizi bağlamaz” şeklindeki ifadesinden sonra yaşanan hukuksuzluklar silsilesi, cumhurbaşkanının yargıya müdahale ettiğinin ve mahkemelerin de talimatla karar verdiğinin kanıtı değil midir? Şayet öyle ise mahkemelerin “bağımsız” olduğundan söz edebilir miyiz?

Demirtaş’tan 6 Kitap Tavsiyesi

Halen Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 6 kitap tavsiyesinde bulundu.

Haber Merkezi / “Herkese merhabalar. Hepinizin iyi olduğunu umuyorum. Sizlerle bazı kitaplar paylaşmak istiyorum” sözleriyle kitap önerilerinde bulunan Demirtaş, kitap almak için bütçe ayıramayanlar içinde “Kitap alamıyorsanız bana yazın, dayanışmayla buluruz bir çaresini.” ifadelerini kullandı.

Demiratş’ın önerdiği kitaplar şöyle;

  • Burhan Sönmez: Taş ve Gölge
  • Hasan Hayri Ateş: Şer Zamanıydı
  • Bülent Emrah Parlak: Kertenkele Savunması
  • Yeniden İnşa Et
  • Behçet Çelik: Patikaların İyi Yanı
  • Muharrem Erbey: Babam Aharon Usta

 

 

Demirtaş: Seçimin Kaderini Kürt Seçmen Belirleyecek

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye’de olası bir seçimin kaderini ve ağırlıklı olarak da Kürt seçmenin belirleyeceğini söyleyip “Bu bir gerçeklik ve çok şükür ki HDP ve Kürtler demokrasiden yana. İşte bu durum Türkiye için, cumhuriyetin demokratikleşmesi için bir şanstır.” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomi açısından da Türkiye’de mevcut durumun vahim olduğunu ve muhalefetin umut yaratamadığını belirten Demirtaş, “Bu tabloda, halkta üzüntü dışında bir de umutsuzluk var. Çünkü doğal ve ekonomik afetlerle kızılca kıyamet koparken iktidar kendi koltuğu dışında hiçbir şeyi dert etmiyor. Bu da halkı iyiden iyiye öfke ve umutsuzluğa sürüklüyor. Muhalefet ise yeterince umut yaratıp somut bir iktidar alternatifine dönüşemedi henüz. Çaba sarf ediliyor ama siyasette yeni bir kırılma yaratamıyorlar” ifadelerini kullandı.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, iktidarın yeni bir çözüm süreci başlatmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığını söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yüksek Dairesi ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına karşın yaklaşık beş yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevlerindeki koronavirüs kısıtlamalarına ilişkin “Mart 2020’den bu yana tüm kısıtlamalar hiç esnetilmeden, olduğu gibi devam ediyor. Aile ve avukat görüşleri ile sosyal faaliyetlerin tamamında ciddi kısıtlamalar var. Dışarıda her şey güya normalleşip tedbirler kaldırılırken cezaevlerindeki tedbirlerin esnetilmemesi tam bir fırsatçılık ve açık hak gaspıdır” dedi.

“HDP ve Kürtler demokrasiden yana”

Demirtaş, Türkiye’de olası bir seçimin kaderini ve ağırlıklı olarak da Kürt seçmenin belirleyeceğini söyleyip “Bu bir gerçeklik ve çok şükür ki HDP ve Kürtler demokrasiden yana. İşte bu durum Türkiye için, cumhuriyetin demokratikleşmesi için bir şanstır. Kürtler, HDP dahil hiçbir partinin -tabiri caizse- tapulu malı değil. Kürtler’i kazanmak isteyen her parti kendi siyasi programını sunar, ikna ederse de kazanır. Fakat unutulmasın ki Kürtler çok politik Dahası, Türkiye seçmeninin çoğu çok bilinçli” ifadelerini kullandı.

HDP’nin Erdoğan ile masaya oturup oturmayacağının cevabını eş genel başkanlarımız verdiler zaten. Bir yandan, biz binlerce HDP’li hapisteyiz ve hapishanede oturacak bir masa yoktur. Demokratik siyasette olan kişiler açısından masa hapishanede olamaz. Masa, ancak özgür koşullarda olabilir. Hapishaneler bizim açımızdan ancak direnme alanları olabilir, pazarlık malzemesi olamaz.

“Halk her geçen gün fakirleşiyor”

Demirtaş, son günlerde yaşanan orman yangınlarına ve sellere ilişkin de “Maalesef felaketler peş peşe geldi ve zaten perişan durumda olan halkı adeta yıktı geçti. Olanlardan dolayı tüm toplum gibi biz de çok üzgünüz” dedi ve şöyle devam etti:

Bir de ekonomik bir afet var ülkede. Bunu Karadenizli de, Doğulu da, Batılı da herkes yaşıyor. Enflasyon aldı başını gidiyor. Ev fiyatları, araba fiyatları, marketlerdeki fiyatlar uçtu. Kiralık ev fiyatlarının hali ortada. Buna karşılık emekliye ve çalışanlara resmî enflasyonun bile altında maaş artışı veriliyor. Halk her geçen gün fakirleşiyor. Emekliler, açlık sınırı altında maaş alıyor. Öğretmenler, memurlar, işçiler yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. İktidar ise insanlara çay atmaktan başka bir şey yapmıyor. Oysa çay karın doyurmuyor. Bu tabloda, halkta üzüntü dışında bir de umutsuzluk var. Çünkü doğal ve ekonomik afetlerle kızılca kıyamet koparken iktidar kendi koltuğu dışında hiçbir şeyi dert etmiyor. Bu da halkı iyiden iyiye öfke ve umutsuzluğa sürüklüyor. Muhalefet ise yeterince umut yaratıp somut bir iktidar alternatifine dönüşemedi henüz. Çaba sarf ediliyor ama siyasette yeni bir kırılma yaratamıyorlar.

“Somut çözüm projeleri ortaya konulmalı”

“Bugün artık AKP’yi eleştirmek üzerine siyaset yapmak bataklığa taş atmak gibidir” diyen Demirtaş, “Çünkü eleştiri, bunların umurunda bile değil. Bence bataklığı kurutacak ciddi, kararlı ve kesintisiz bir siyasi hamle sürecine girilmeli. Kapsamlı sistem eleştirileriyle birlikte somut çözüm projeleri ortaya konulmalı. O zaman halk da bundan heyecan duyar, halkın umudu yeşerir ve ayağa kalkar. Erken seçim ancak toplumsal talebin iyice görünür hale gelmesiyle mümkün olabilir. Yoksa AKP’ye kalsa seçimi 2073’te yapmak isterler” değerlendirmesini yaptı.

“Kaybedecek fazla bir şeyimiz yok”

Demirtaş, Kobanî Davası’nın da HDP’ye kapatma davasının da hukukla ilgisi olmadığını belirtip “Bu davalarda rehinelikler, cezalandırma veya parti kapatma olursa bu kez de davaların sonuçları siyasi gelişmelere yön verecektir. Açıkça söylemem gerekirse Kobani davasını da diğer davalardan tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin bu durumları biraz daha sürdürülür ve/veya HDP kapatılırsa siyasi yelpazede durum netleşmiş olur. Böyle bir durumda AKP’nin kaybedeceği de yüzde 100 kesinleşmiş olur. Bizim artık kaybedecek fazla bir şeyimiz yok. Güçlü ve avantajlı konumda olan biziz çünkü direndik, ezilmedik, yenilmedik ve kazandık. Ötesini, kaybedecek şeyi çok olanlar düşünsün” dedi.

Demirtaş’tan ‘Erkan Oğur’ tepkisi: Kimse üstünü çizemez

Edirne F Tipi Cezaevi’nde Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘Erkan Oğur ile hapishane anım’ başlığıyla yayımlanan yazısında, kimsenin Erkan Oğur gibi bir sanatçının üstünü çizemeyeceğini belirterek “Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız. Zaten bu mümkün de değildir” ifadesini kullandı.

Haber Merkezi / Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın seslendirdiği türküde kopuz çaldığı için eleştirilen müzisyen Erkan Oğur’la ilgili bir yazı kaleme aldı.

Demirtaş, Artı Gerçek’te ‘Erkan Oğur ile hapishane anım’ başlığıyla yayımlanan yazısında “İbrahim Kalın’ın sözcülüğünü yaptığı otoriter rejim, bizi türlü kumpaslarla, yalanlarla, iftiralarla bu satırları yazdığım 12 metre karelik hücreye attı diye onlara boyun eğecek halimiz yok. Yanımızda milyonlarca insanın desteği, duası, dayanışması varken, eh bir de arada Erkan Oğur dinleme fırsatı bulmuşken moralimizi bozacak değiliz” dedi.

‘Tüm ezilenler için, daha güzel yarınlar için direneceklerini’ söyleyen Demirtaş, son bir yılda yüzden fazla müzisyenin işsizlik nedeniyle hayatına son verdiğini belirtti. Demirtaş, şunları kaydetti:

“Bu sömürü düzenine karşı direnmeyip de ne yapacağız? Bu ülkenin çeşitli kimliklerden ve inançlardan binlerce onurlu sanatçısı var. Sanatın muhalif duruşunu hakkıyla başarıyla temsil eden binlerce haysiyetli evladı var. Sadece onlar mı, direnen on milyonlar var. Ne diye moralimizi bozalım ki? Nereye baksak umut var, cesaret var. Ezilenlerin, direnenlerin görkemli dayanışması var.”

‘Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız’

Demirtaş, ‘baskı dönemlerinde sanatçının, aydının duruşunun çok önemli olduğunu’ vurgulayarak “Halkına öncülük yapamasa bile zulmün değirmenine su taşımamalıdır kanımca. Niyetten bağımsız olarak ortaya çıkan sonuç, bazen can sıkıcı olabiliyor. Ben, sadece sitem ve eleştiri hakkımızı kullanarak düşüncelerimizi aktarıyorum” diye yazdı.

Demirtaş, şöyle devam etti:

“Buradan yola çıkarak kimse Erkan Oğur gibi bir sanatçının üstünü çizemez. Ömrünü sanata adamış insanları öyle bir çırpıda silip atamazsınız. Zaten bu mümkün de değildir.

Erkan Oğur’u, biz burada duvarları yıkan sesiyle biliriz, severiz. Hep öyle olsun, onunla güzel anılarınız hep güzel kalsın isteriz. Onu dinlerken Kalın İbrahim’i değil, İnce Erkan’ı hissetmeyi tercih ederiz. Dinleyicileri olarak bu kadarına hakkımız vardır sanırım.”

Demirtaş’tan ‘yeni ittifak’ açıklaması: HDP, üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına değinen Selahattin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığı ile Medyascope’tan Ferit Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, Montrö Bildirisi’ni imzaladıktan sonra haklarında hukuki süreç başlatılan 104 amiralve ‘yeni ittifak’ tartışmalarına değindi.

‘Yeni ittifak’ tartışmalarına ilişkin Demirtaş, “Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.” dedi.

104 amirale ilişkin açıklamalarda bulunan Demirtaş, “Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı” ifadelerini kullandı.

HDP’li Demirtaş, sorulara böyle yanıt verdi:

103 amiralin bildirisi ile yeniden bir darbe tartışması yaşandı ve soruşturma başlatıldı, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümet bu bildiriden önceden haberdarmış zaten. İsteseler bildirinin yayınlanmasını engelleyebilirlerdi. Fakat yayınlanmasını özellikle istediler çünkü buradan bir güç gösterisi yaparak toplumsal baskıyı artırmak gibi bir hedefleri vardı. Ama bu plan tutmadı. Çünkü toplum, artık hükümetin hiçbir yalanına inanmıyor, hiçbir politikasına güvenmiyor. AKP’nin hiçbir entrikası seçmen desteğine dönüşmüyor. AKP vazosu kırıldı ve büyü bozuldu. Bunun geri dönüşü yok artık.

Bazı çevreler iktidara “mağduriyet yaratacak” malzeme verilmemesini isterken, bazı kesimler ise tam tersini düşünüyor, bu konudaki fikriniz nedir?

Muhalefet ne yaparsa yapsın AKP her halükarda oradan bir mağduriyet çıkarmaya çalışıyor. Dolayısıyla muhalefetin böyle bir kaygıyla hareket etmesi doğru olmaz. Bununla birlikte, tabii ki gereksiz ve politik olarak faydasız konuların üzerine fazladan düşerek AKP’ye istismar alanları sağlamamak da gerekir. Muhalefet, halkın beklentilerini ve halkın gündemini esas alırsa hata yapmaktan da kurtulmuş olur.

Yaklaşık beş yıldır cezaevindesiniz ve sizin hakkınızda televizyonlarda sürekli her türlü şey söyleniyor (hakaretler, terörist yakıştırması) ama sizin dört duvar arasındaki mesajlarınız da televizyonlarda tartışılıyor, gündem haline getiriliyor. Bunun neye bağlıyorsunuz?

Çünkü ben tek başıma bir birey değilim, Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin uzun süre yöneticiliğini yaptım, şimdi de üyesiyim ve ayrıca büyük bir halk kitlesinin gönülden desteğini ve sevgisini yanımda hissediyorum. Gücümü de tüm bunlardan alıyorum.

Bana hakaret etme yarışına girenlerin söylemleri, örneğin bana yönelik “terörist” ithamları ve hakaretleri, kendi ahlaki seviyelerini ve siyasi pespayeliklerini gösteriyor. Bu hakaretleri, yapanlara iade ediyorum ama çok da umurumda değil zaten.

Üçüncü ittifak öneriniz ciddi bir tartışmaya neden oldu. Bunu biraz daha açar mısınız? HDP’nin öncülüğündeki bir ittifakın oluşma ihtimalini nasıl görüyorsunuz mevcut durumda?

HDP zaten kurumsal olarak demokrasi ittifakını uzun süre savundu. Bu siyasi bir modeldir, seçim ittifakı önerisi değildir. Daha ziyade, toplumsal mücadeleyi büyütmek ve siyasi işbirliklerini hayata geçirebilmek amacıyla mücadele ortaklığı kurmaktır. Yani demokrasi için birlikte mücadele etme iradesidir. Bunun bir seçim ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğine, seçim sürecinde duruma bakılarak karar verilir.

Eğer bugünkü muhalif ittifak bileşenleri, demokrasi mücadelesinde HDP ile yan yana durmaktan çekinirlerse HDP demokrasi mücadelesinden vazgeçecek değildir. Tek başına da kalsa ilkeleri doğrultusunda mücadele yürütmeye devam eder. Bunu yaparken de nicel durumuna bakmaksızın birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütüyle görüşerek üçüncü bir ittifakı harekete geçirebilir. Seçim zamanı gelince de demokrasi ittifakı olarak diğer ittifaklarla ilkeler çerçevesinde görüşmeler, işbirlikleri yapılabilir.

HDP herhangi bir ittifaka dahil değil diye mecburen ve kerhen başka bir ittifakı desteklemek zorunda değildir. HDP seçmeni ancak görüşmeler, ilkesel uzlaşmalar ve ahlaki bir zeminde kurulacak işbirlikleriyle harekete geçecektir. HDP’yi yok sayan, HDP kitlesine, seçmenine her gün hakaret eden kişi ve gruplar bizzat HDP seçmeni eliyle asla iktidar olamazlar. Bununla birlikte demokrasiyi savunan, barış ve özgürlüklerden yana olan, HDP’yi eleştirse de HDP’ye ve kitlesine saygılı yaklaşan herkesle işbirliği yapılabilir.

Tabii bunlar tümüyle benim kişisel düşüncelerimdir, kurumsal olarak HDP’yi bağlamaz. Ben fikrimi ifade ederim, elbette HDP yönetimi tüm düşünceleri, önerileri olduğu gibi benimkileri de tartışır ve alacakları karar ben dahil tüm HDP’lileri bağlar. Bizdeki demokrasi bu şekilde işliyor ve hepimiz buna saygılı yaklaştığımız için HDP kendi bütünlüğünü ve gücünü korumaya devam ediyor.

Bir gazeteci (Abdülkadir Selvi) üçüncü ittifak çıkışınızın siyasette karşılık bulduğunu ancak HDP ve Kandil’in bundan memnun olmadığını, sizde eksik olan tek şeyin yeteri kadar cesur olmamanız olduğunu yazdı. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Gerçekten bir şeyler söylemek isterdim ama adını andığınız kişiye cevap vererek kıymetli kelimelerimi ziyan etmek istemiyorum.

Bugüne kadar mahkemelerde hiç tahliye talebinde bulunmadınız. Bu tavrınız böyle devam edecek mi? Cezaevinden çıkmanıza halkın karar vereceğini söylüyorsunuz, bunu yakın zamanda olası görüyor musunuz?

Evet, şimdiye kadar hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Belki iktidar bizleri bu şekilde içeride tutabilir ama kendisi de bunun bedelini halk desteğini kaybederek siyaseten ödüyor. Dolayısıyla hapisliğimiz boşuna çekilen zulümler değil. İktidar eriyor, halkın iradesi büyüyor. Bizleri özgür kılacak olan da işte halkın bu iradesidir.

Biz kimseden merhamet dilenmiyoruz, mahkemelerden sadece adalet bekliyoruz. Adalet yok diye de ağlayıp sızlanmıyoruz. Mücadele ediyor, direniyoruz.

Bizleri içeride tutanlar son yerel seçimlerden ders çıkarmamışlarsa yapacak bir şey yok. Biz direnmeye devam edeceğiz. Yani dewamke 🙂

Selahattin Demirtaş’tan HDP’ye kapatma davasına sert tepki

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’ye kapatma davası açılmasına tepki göstererek, “Bu sadece ahlaksızlığın dibi değil, aynı zamanda ağır bir anayasal suçtur. Susarak ya da kararın altına imza atarak buna ortak olanları asla unutmayacağız.” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’ye kapatma davası açılmasına kendisi adına yönetilen sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

Açıklamasında “Önümüzdeki seçimlerin sonucunu HDP binası değil, HDP’liler belirleyecek.” ifadelerini kullanan Demirtaş, şunları söyledi;

1- Bugüne kadar partileri ya darbeciler ya da statükocular kapattılar. İlk kez, bir partinin seçim kazanması için bir başka partiye kapatma davası açılıyor.

2- Bu sadece ahlaksızlığın dibi değil, aynı zamanda ağır bir anayasal suçtur. Susarak ya da kararın altına imza atarak buna ortak olanları asla unutmayacağız.

3- Kapatmak istedikleri HDP budur:

4- Hiç kimsenin kapatmaya gücünün yetmeyeceği HDP ise budur:

5- Ve hiç kimse unutmasın ki, önümüzdeki seçimlerin sonucunu HDP binası değil, HDP’liler belirleyecek. Bu da HDP’lilerin, zalimleri gömeceği yerdir:

6- Sonuç ne olursa olsun, demokrasi ve barış yolundan asla sapmayacağız. Mücadelemizi hukuk içinde sürdürecek ve mutlaka kazanacağız.

7- Son olarak belirtmek isterim ki, Ömer Faruk Gergerlioğlu her daim halkın vekilidir ve onurumuzdur.

Demirtaş: Türkiye’de hukuk sistemi siyasallaştı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevinden videokonferans yöntemiyle bağlandığı Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin bu dosya hakkında “hak ihlali” kararı verdiğini, mahkemenin bu karar doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini… Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in kararlarının bağlayıcı olduğunu… Türkiye’deki hukuk sisteminin siyasallaştığını mahkeme heyetinin de bunun uygulayıcısı olduğu…” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Demirtaş’ın, “terör örgütü yöneticiliği”, “terör örgütü propagandası yapmak”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “halkı kanunlara uymamaya tahrik”, “suç işlemeye tahrik”, “suçu ve suçluyu övme” suçlarından yargılandığı davaya Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Demirtaş ile cezaevinden videokonferans yöntemiyle bağlantı kurulurken, avukatları salonda hazır bulundu.

Mahkeme Başkanı Murat İlhan, Van 4. Ağır Ceza ile Ankara 17. Ağır Ceza mahkemelerinden dava dosyasıyla birleştirilen sanık hakkındaki iddianamelerin özetini okudu. Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin bu dosya hakkında “hak ihlali” kararı verdiğini, mahkemenin bu karar doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini belirtti.

Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in kararlarının bağlayıcı olduğunu, Türkiye’deki hukuk sisteminin siyasallaştığını mahkeme heyetinin de bunun uygulayıcısı olduğu ifade eden Demirtaş, mahkemenin siyasi saiklerle hükümetin politikaları doğrultusunda yargılama yaptığını savunarak, mahkeme heyetinin duruşmadan çekilmesi gerektiğini belirtti.

Demirtaş’ın mahkemede yaptığı savunma:

Öncelikle salondaki bütün avukat arkadaşlarıma, milletvekillerimize, gazeteci arkadaşlara teşekkürlerimi, selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Bütün arkadaşlarımın sağlığının, moralinin iyi olduğunu umuyor ve diliyorum. Aynı zamanda zaman hücre arkadaşımın da selamlarını iletmiş olayım. Mahkemenizi de cesaretinden dolayı kutluyor, tebrik ediyorum. Bugüne kadar göstermiş olduğunuz yargısal faaliyet adı altında yaptığınız siyasi çalışmalar 20 yıllık siyasi hayatımda benim bile cesaret edemediğim son derece başarılı bir siyasi faaliyetti. AİHM de bunu tescil ettiği için artık bunu rahatça konuşabiliriz. Siyasi kimliklerimiz belliydi başından beri. Biz HDP’liydik. Partinin eş genel başkanlarıydık. Açık siyasi kimlikle siyaset yürüttük. Açık siyasi kimlikle mahkemede yargılandık. Kendimizi gizlemedik. Siz de siyasi faaliyet yürüttünüz. Birlikte burada siyaset yürüttük. Ama gizleme gereği durdunuz.

Şimdi AİHM de 18. Madde ihlali ile birlikte sizin siyasi saiklerle yargılama ve tutuklama yaptığınızı kesinleştirdi. Dolayısı ile avukatım Mahsuni Bey’in dikkat çekmek istediği husus buydu. Bu bir yıl süre zarfında duruşmaya çıkamadım. Daha doğrusu sağlık nedeniyle çıkamadım. Uzadı bir yıldır. İlk defa sizlerle karşı karşıya geliyoruz. Bu bir yıllık süre zarfında Anayasa Mahkemesi Haziran 2020’de sizin faaliyetinizle ilgili bir hak ihlali kararı verdi. Aralık 2020’de ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Büyük Dairesi bugüne kadar Türkiye ile ilgili verilmiş en ağır hak ihlali kararını verdi. Dolayısıyla avukatımın dikkat çekmek istediği nokta oydu. Ancak siz sanki bu süre zarfında hiçbir şey olmamış, dosyaya birtakım evraklar girmiş gibi iddianame vs. okuyalım, savunmanıza devam edin kaldığımız yerden, bugüne kadar yürüttüğümüz faaliyet neyse burada o faaliyetleri yürütelim demeye getiriyorsunuz. Ama bu bizim açımızdan artık mümkün değil. Ortada biri uluslararası biri ulusal iki yüksek mahkemenin vermiş olduğu çok ağır hak ihlali kararları var. Dolayısıyla mahkemenizin o iki mahkeme kararını kayda geçerek başlamasını beklemek bizim hakkımızdır. Çünkü bu ihlaller sizinle ilgili.

Anayasa Mahkemesi’nin hangi ihlal kararı verdiğini, AİHM’nin hangi ihlal kararı verdiğini duruşmada açıklayarak, izah ederek ve bunları giderme konusunda yani ortaya çıkmış hak ihlallerini giderme konusunda mahkemenizin ne tür tedbirler aldığını, alacağını madde madde saymasını beklerdik. Normal bir hukuk işleyişinde ne olur; yargısal bir denetime tabi tutulmuş mahkeme kararı eğer ihlalle karşılaşmışsa mahkemenin bu ihlalleri gidermesi beklenir. Başka kim giderecek? Tabii ki bu mahkeme. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AYM doğrudan bir yargısal faaliyet ile ilgili bir karar verdiğine göre bunun muhatabı mahkemelerdir. Bizatihi ihlali gerçekleştirmiş olan mahkemedir.

Türkiye’ye son derece ağır bir hak ihlali kazandırdığınız, bu başarınızı tırnak içinde ayrıca kutlamak gerekir

Ama yine de başlayım savunmama. Çünkü siz yapamazsınız. Çünkü genel başkanınız şunu söyledi. “Yargıya müdahale etmem ama, yargının işine müdahale haddime değil ama Demirtaş gibi bir teröristin hakkını koruyacak da değiliz.” Bunu genel başkanınız söyledi, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı açıkladığında sizin de siyaseten bizzat telkinlerine ve siyasi amaçlarına çıkarlarına uyma konusunda 4 yıldır hassasiyet gösterdiğiniz Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan hakkımın korunmayacağını ilan etti. Siz de duruşmaya başlarken bu tedbirler doğrultusunda hareket edeceğinizi ilan ederek başladınız. Sayın Mahsuni Karaman’ın, avukatımın dikkat çekmek istediği husus buydu. Dolayısıyla evet sizi tebrik ediyorum. Bu açık, aleni ihlal kararınızdan dolayı cesaretinizden dolayı kutluyorum. Ben bu kadarına cesaret edemem. Siz çok cesursunuz. Tebrik ederek başlamak isterim. Hayırlı, uğurlu olsun. Türkiye’ye son derece ağır bir hak ihlali kazandırdığınız için de bu başarınızı tırnak içinde ayrıca kutlamak gerekir.

Bütün ara kararlarınızı siyasetin telkin, yönlendirme, talep ve beklentileri doğrultusunda verdiniz

Benim ne tür haklarım var sanık olarak az önce ifade ettiniz: “Avukat tutma hakkın var, delilleri toplama hakkın var, mahkemeye savunmanı bildirmeye hakkın var”. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bilmem kaçıncı maddesi gereğince masumiyet karinesi var, şu var bu var dediniz ama adam diyor ki; “Demirtaş gibi bir teröristin hakkını koruyacak değiliz”. Şimdi hakkımı koruyacak olan kim? Siz. Bizatihi siz. Fakat bu adam diyor ki hakkını koruyacak değiliz. Hangi sıfatla söylüyor. Mahkeme Başkanı mı?  Yargı kurumunun başkanı mı?  Yok. Bir partinin genel başkanı. Hasbelkader bir seçimde de cumhurbaşkanı seçilmiş, bir partinin genel başkanı. Yani benim partimin rakibi olan bir partinin genel başkanı diyor ki; “Bu teröristin hakkını koruyacak değiliz”. Daha önceki celselerde de ifade etmiştim. Eğer ki siyaset kurumunun, yürütme organının bu ve benzeri açıklamalarına mahkemelerinizin kararlarıyla gösterdiği refleks tersi olsaydı ben mahkemenize sonsuz saygı duyardım. Ama şu anda sizin bir mahkeme sıfatınız, bağımsız tarafsız bir mahkeme sıfatınız var mı yok mu bu tartışmalı hale geldi. Çünkü bütün ara kararlarınızda siyasetin telkin, yönlendirme, talep ve beklentileri doğrultusunda kararlar verdiniz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Ankara’da olduğunuz için Ankara’dan örnek vereyim. Atakule var Ankara’da. Siz üçünüz, heyetin üç hakim üyesi ve bizler avukatlarımla birlikte sanık olarak, ben bizzat Atakule’nin altında şu an oturmuşuz. “Atakule var mıdır yok mudur”u tartışıyoruz. Biz diyoruz ki Atakule vardır siz diyorsunuz ki hayır Atakule yoktur. İspatlayın. Bu tartışmayı da Atakule’nin altında yapıyoruz.

Siz siyasi faaliyet yürüttünüz, bu bir iddia değil AİHM Büyük Dairesi’nin kesinleşmiş kararı

Dolayısıyla mahkemenizin kararlarıyla, bugüne kadar yürüttüğü yargı faaliyeti tarzı, yöntemi, usulsüzlükleriyle bizi aptal yerine koymasına izin vermeyiz! Atakule var. Yani şunu demek istiyorum. Siz siyasi faaliyet yürüttünüz, siyasi saikle yargılama tutuklama yaptınız. Bu bir iddia değil. AHİM Büyük Dairesi’nin kesinleşmiş kararına dayanarak söylüyorum artık.  Hatırlarsanız 2 yıl önce duruşma salonunda, burada elimde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2. Dairesi’nin kararı vardı. Kararı sallıyordum diyordum ki “Bakın ağır hak ihlali yaptınız. 18. Madde siyasi saikle tutuklandığıma hükmetti ve 5 bağlantılı, yani haksız tutuklama bağlantılı verdi”. Bu karar kesinleşmemiş dediniz. Bizi bağlamaz dediniz. Ara kararınızda bunu söylediniz.

AİHM Daire Kararı kesinleşmediği için bizi bağlamaz dediniz. Peki, size bağlayıcı, kesinleşmiş kararı getirelim dedik. Orada avukatlarımla birlikte bu sözü verdik ve itiraz ettik o karara. Ve Büyük Dairede avukatlarımız gitti savunma yaptılar. Hükümet adına da Almanya’dan bir profesör yüz binlerce para ödenerek getirildi. T.C. Hükümetini orada savundu ve bir karar çıktı. 17 üye hakimin huzurunda yapılan duruşmada sizin yargısal faaliyetleriniz tek tek orada masaya yatırıldı. 5 ayrı maddeden ihlale yol açtığınız kararına varıldı. Artı bütün bu bağlantılı ihlalleri özellikle ifade özgürlüğü ve 5. Madde bağlantılı ihlallerle ilgili siyasi saikle hareket ettiğinize karar verildi. Üstelik Anayasa Mahkemesi bu AHİM kararından sadece birkaç ay önce uzun tutukluluğa yol açarak cumhurbaşkanı seçimi döneminde benim adaylığımı ve milletvekili pozisyonumu gözetmeden, bu konuya hiç değinmeden her seferinde şablon şeklinde tutuklama devam kararı verdiğinizi tespit etti ve buna da ihlal kararı verdi.

Mahkemeniz AİHM kararı yok gibi davranıyor, kararın çevirisini bile istemiyor

Şimdi, bakın bu iki mahkeme kararı yokmuş gibi davranıyorsunuz. “Bu kararlarda acaba biz ne tür ihlallere yol açtık? Türkiye’nin en önemli siyasi davalarından birinde biz yargılamayı yaparken, yargısal faaliyetimiz denetime tabii tutuldu daha hükümet değişmeden daha yargılama bitmeden, ne demişler orada, bunları nasıl gidereceğiz” demiyorsunuz. Sanki AİHM; Bahçeli, Soylu ve Tayyip Erdoğan’ı bağlayan bir karar vermiş gibi siz hiç umursamıyorsunuz. Mesela dosyada henüz AİHM’nin kararının çevirisini istediğinize dair bir şey görmedim. Böyle bir karar yokmuş gibi davranıyorsunuz.

Peki, Anayasa’nın 90. Maddesini okuyayım. Anayasayı sanırım biliyorsunuz, anlatmama gerek yok. Hukukçu olduğunuza göre Anayasanın ne demek olduğunu bilmeniz lazım. Doğrudan maddeyi okuyayım, 90. Madde son fıkra: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir…” İzah edeyim affınıza sığınarak. Sizler Ağır Ceza üyesisiniz ama ben de 20 yıllık hukukçuyum. Belki unutmuşsunuzdur. Bu şu demektir yani: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini tanıyan kanun; usulüne göre yürürlüğe konulmuşsa kanun hükmündedir” diyor. Devam ediyor: “…Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz…” Bu kadar bağlayıcıdır yani. Devam ediyor:  “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin…” Yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini de kast ederek, diyor ki: “… Kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” Yani iç kanunla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve bağlantılı olarak tabii ki mahkemesinin, herhangi bir hükmü çatışırsa, çelişirse hakime adil hüküm şeklinde Anayasaya elver diyor. Diyor ki iç hukuktaki kanunu değil, uluslararası sözleşmedeki kanunu esas alacaksın.

Bu yargılamada şu saatten sonra Ceza Mahkemeleri Kanunu CMK’yı değil Seçim Kanunu uygulayalım

Peki ,kanun koyucu bu Anayasayı yaparken sizi bağlamayacaksa, Tayyip Erdoğan’ı bağlamayacaksa, sulh yargıcını bağlamayacaksa, başsavcıyı, savcıyı bağlamayacaksa, kimi bağlasın diye yapmış? Siz de hukuk fakültesi okuduğunuza göre Anayasa Hukuku almışsınızdır. Anayasalar tarihini, Anayasanın sosyolojisini, anlamını, felsefesini az buçuk öğrenmişsinizdir. Toplumsal Sözleşme; hem devletle toplum arasında hem bireyle devlet arasında hem bireyle birey arasında uyumu sağlamak, toplumsal yaşamı, kamusal yaşamı düzen halinde sürdürülebilir kılmak adına bir sözleşmedir. Siz bunu tanımıyorsanız, Anayasa’nın 90. Maddesi benim umurumda değil deyip, uyduruk bir Kanun Hükmünde Kararnamenin maddesini ana kararınıza yazabiliyorsanız, CMK’nın bilmem hangi maddesi, onu niye yazıyorsunuz o zaman? Hiyerarşik olarak bunu tanımayan, hiçbir kanun maddesini tanımamalı. Bari bu konuda tutarlı davranın. Deyin ki “Biz herhangi bir CMK, HMK, TCK, TMK çerçevesinde faaliyet yürütmüyoruz”. Açık olalım. Ben 3 üyeye de açık sesleniyorum: Bu yargılamada şu saatten sonra Ceza Mahkemeleri Kanunu CMK’yı değil Seçim Kanunu uygulayalım. Çünkü siyasi faaliyet yürütüyoruz. Siz de seçime hazırlanıyorsunuz biz de. Biz siyasi partiysek hangi seçime hazırlanacağız? Sizde desteklediğiniz partilerin yeniden iktidara gelebilmesi için aleni bir seçim faaliyeti yürütüyorsunuz. O halde CMK’yı değil Siyasi Partiler ve Seçim Kanununu bu duruşmada uygulayın.

TBMM’nin iradesine müdahale ettiniz, tek adam rejiminin, diktatörlüğün kurulmasına yardımcı oldunuz

Bütün taraflara toplanma hakkı tanıyın. Siz de propaganda yapın. AKP ve MHP’nin politikalarının neden bu ülkeyi kurtarabileceğine inandığınızı açık anlatın. Beni tutuklayarak, efendim tutukluluğumu sürdürerek AKP’ye ve Erdoğan’a nasıl kazanma fırsatı verildiği, Türkiye’ye nasıl yararlı olduğunu anlatın. Siz de ikna edin kamuoyunu. Çünkü açık bir siyasi faaliyet yürüttünüz, seçime müdahale ettiniz. TBMM’nin iradesine müdahale ettiniz. Sistemin değişmesine yardımcı oldunuz. Tek adam rejiminin, diktatörlüğün kurulmasına yardımcı oldunuz. Peki, bunları yaptığınıza göre inanarak yapmışsınızdır.

Adamın 12 uçağı var, benim yurttaşım “çocuklarım aç” diye kendini yakıyor, işte mahkemeniz bu suça ortak oldu

Ben üçünüzün herhangi bir kişisel menfaatle hareket ettiğini düşünmüyorum. Böyle bir iddiam da yok. İşte FETÖ dosyalarında rüşvet iddiaları çok döndü, konuşuldu. Ortaya da çıktı bazı şeyler, tutuklanan hakimler de oldu. Rüşvete bulaşan yargıçlar da oldu. Ama üçünüzün böyle bir şeye girmediğini de rahatlıkla söyleyebilirim. Demek ki dava uğruna bunu yaptınız. İnandığınız bir siyaset var. O yüzden Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu hükümlerini burada uygulayın. Siz de açıkça savunun, ara kararlarınızı da yazın deyin ki “Başkanlık Sistemi Türkiye’yi kurtaracak sistemdir. Biz bu nedenle Selahattin Demirtaş’ı Başkanlık Sistemine alenen karşı, dışarı çıktığında da buna karşı propaganda yürütüp bu sistemin zafiyetlerini ortaya çıkaracak veya seçim sonuçlarını etkileyecek bir siyasi aktör olduğundan hareketle ve bunu da Türkiye’nin beka sorunu olarak gördüğümüzden dolayı içeride tutmak zorunda kaldık. Aksi takdirde 1920’de TBMM, 1923’de Cumhuriyetin ilanından beri toparlanmaya gitmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti bölünürdü, parçalanırdı, zafiyete uğrardı”. Bunları söyleyin. Bakın bunlara inanıyorsunuz. Ama size şunu göstereyim. (Demirtaş “Çocuklarım aç diyen yurttaş kendisini yaktı” yazılı haberi gösterdi.) Savunduğunuz sistemin sonucu bu. Bu sistem ayakta kalsın diye, Tayyip Erdoğan ve şürekası devleti rahatlıkla ele geçirip istediğini yapsın diye belki de sizi inandırarak ve bütün iyi niyetinizle ve hiç art niyet gütmeden “ya bu sistem oturmazsa devlet, millet tehlikeye girer” diyerek desteklediğiniz sistemin sonucu bu. Adamın 12 uçağı var, benim yurttaşım “çocuklarım aç” diye kendini yakıyor ve siz üçünüz bu suça ortak oldunuz. Tam 4 yıldır yaptığınız siyasi faaliyet nedeniyle.

Şimdi, peki ihlalleri hani bugüne kadar yaptınız da ya AİHM bir karar verdi, AYM bir karar verdi. “Kardeşim bunu aydınlatmadan, bu kararlar doğrultusunda faaliyet yürütelim” demenizi bir ihtimal beklerdim ya! Ama yok. Doğrudan iddianameyi okumaya başladınız. Ek iddianameleri, birleşim iddianamelerini… Oysa AİHM bir tespitinde ve ihlal maddelerinden birinin gerekçesinde diyor ki: “Hayretle karşılıyorum” diyor. Bakın kullandığı kavram bu. Avukatlarım orada uzun uzun izah edecektir mahkemeye. Diyor ki AİHM: “Hayretle karşılıyorum ki başvurucu ve avukatları yargılamanın bütün aşamalarında Anayasanın 83/1’ine düzenlenen sorumsuzluk maddesini hatırlatmışlar ve hayretle karşılıyorum ki hiçbir yargı mercisi Anayasa Mahkemesi dahil bunu dikkate almamış.” 17 Hakim, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin 17 hakimi sizi hayretle karşılamış. İnanamamışlar. Kararda aynen öyle yazıyor. Okuyayım 83/1’i. Anayasayı biliyorsunuz değil mi? Tekrardan söyleyeyim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. Normalde hiyerarşik olarak en üstte olan kanun. Unutmuş olabilirsiniz diye. Çünkü uzun süredir aklınıza gelmiyor belli ki.

Hala 4 yıl önce başladığınız noktadasınız, diyorsunuz ki biz Anayasayı, AİHM’, AİHS’i tanımıyoruz

Diyor ki 83/1; “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Meclis’te ileri sürdükleri düşüncelerinden o oturumdaki oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar”. Son iki kelimeyi tekrar okuyorum: “Sorumlu tutulamazlar”. Hatırlarsınız 3 yıl önce, bir yıl hiç hakim önüne çıkarılmadan hapiste tutuldum. 3 yıl önce ilk defa duruşma salonunda karşınıza çıktım. Yanlış hatırlamıyorsam yine 3 üyeydiniz, Cengiz Bey yoktu.

Uzun uzun anlattım size. Dedim ki bakın, 83/1 milletvekili olarak bana geniş bir koruma alanı sağlıyor. Diyor ki, Meclis’te yaptığı konuşmalardan ve dışarıda bunları tekrarlamaktan sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla önce Meclis’teki konuşmalarımı isteyin, iddianamedeki konuşmalarla karşılaştırın bir ayıklama yapın, Anayasa 83/1 kapsamında kalanları ayıklayın, geri kalanları yüzüme okuyun. Çünkü, Anayasa hükmü açık, diyor ki sorumlu tutulamaz. Yani “sen bundan sorumlusun, savunma yap” diyemezsiniz. Birleştirilen 5 davadan 4’ü konuşmalarımdan ibaret, bir tanesi fotoğraf sadece. Meclis’te KCK yetkilileriyle fotoğraf çektirmediğimize göre, 83/1 kapsamına girmez. Onu “Biz başka şekilde değerlendireceğiz” diyebilirsiniz. Peki diğer konuşmalarım? 83/1 kapsamında değerlendirmeden neden yüzüme okudunuz. Çünkü halen 4 yıl önce başladığınız noktadasınız. Diyorsunuz ki biz Anayasayı tanımıyoruz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairenin kararını tanımıyoruz, takmıyoruz. Bizi bağlamaz, yok hükmündedir diyorsunuz ama bunu tabii ki kararınıza böyle yazmıyorsunuz. Sizin siyasi sözcüleriniz bunu söylüyor. Bahçeli, Erdoğan, Soylu… Onlar söylüyor sizin adınıza. Siz de bunun gereğini yapıyorsunuz.

Şu anda beni ve birçok arkadaşımı tutuklayan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, bunun gereğini yapıyor. Huzurunuzda yaptığım bir savunmadan dolayı, Yüksel Kocaman hakkımda suç duyurusunda bulundu. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi bunun gereğini yapıyor. Ve birçok yerde Asliye Ceza Mahkemeleri bunun gereğini yapıyor. Tek birinin ara kararında şunu görmedik; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Sözleşmesi, mahkememiz açısından bağlayıcıdır. Orada tespit edilen ihlalleri gidermek mahkememizin görev, sorumluluk ve yetkisi kapsamındadır. Heyetimiz, işte 150 sayfalık kararı incelemeye almıştır. Oradaki tespitler ve nihayetinde başvurucunun, sanığın hangi haklarının ihlal edildiğinden yola çıkarak, mahkememiz bu ihlaller konusunda ara kararlar tespit edecektir”. Bunu deseydiniz mesela, gerçekten bağımsız mahkeme, yargı gibi davranmış olacaktınız. Ama yok, yine iddianameyi okuyorsunuz bana ve “Buyurun sen bundan sorumlusun, söyleyeceklerini söyle bakalım, nerde kalmıştık” diyorsunuz.

Yargı yanlış yaptı, zarar verdi Türkiye’ye

Bakın 4 buçuk yıl oldu, Türkiye nereden nereye geldi. Duruşma salonunda sizden defalarca rica ettim, kendi adıma değil. Sizin de evlatlarınız var. Allah bağışlasın. Hepimizin çocukları var. Çocuklarımızın geleceği için, kendim için bir şey istemiyorum. Sizden hiç tahliye talep etmedim. Hatırlıyorsunuz değil mi? Hiç, sıfır. Ama bu şekilde yaptıkça ülkeyi batıracaksınız, ülkenin batışına, çöküşüne istemeden de olsa yardımcı olacaksınız. Lütfen hukuku uygulayın, lütfen adil davranın. Mevzu ben değilim. Ben sadece sembolik olarak bu mahkemede bulunan bir siyasetçiyim ama sizin aldığınız tek karar; Türkiye’de siyaset-yargı ilişkisini kirletecek, yargı üzerine siyaset gölgesi düşürecek, ekonomiyi tarumar edecek, kutuplaşmayı derinleştirecek, devlet içindeki çeteleşmeyi güçlendirecek. Gizli faaliyetler, yolsuzluk, rüşvet gırla gidecek. Yürütmenin ve hükümet adına hareket eden kurumların yargıya hesap vermesi imkansız hale gelecek. Hepiniz milliyetçisiniz, ben milliyetçi de değilim. Ne Kürt milliyetçisiyim ne de başka bir milliyetçi. Kürdüm, anavatanım Kürdistan’dır defalarca huzurunuzda söyledim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bütün bu kimliklerimle de barışığım. Milliyetçi de değilim ben. Öyle benim milletim, ırkım başkasından üstündür veya bir Kürt Jüpiter’e bedeldir filan da demiyorum ben. Ama siz milliyetçisiniz. Peki, milletini sevmek bu mudur? Allah billâh aşkına milletini sevmek bu mudur? Ama siz yanlış yaptınız, zarar verdiniz Türkiye’ye. Bütün bunları sanki üçünüz yaptınız gibi de söylemiyorum. Siz yargısal faaliyetlerinizle buna katkı sundunuz.

Adalet mülkün temeli olmaktan çıktı, mülk de devlet de kalmadı, yürütme her şeye el koydu

Elbette ki, baş sorumlusu siyasetçilerdir ama yargıdan beklentimiz şuydu: Ben de siyasetçiyim, onlar da siyasetçi, siz tarafsız kalın. Çünkü siz taraflı olursanız, tuz kokar. Şu arkanızda yazılı olan büst yıkılır. Adalet mülkün temeli olmaktan çıkarsa, ortada mülk kalmaz. Bakın kalmadı, şu anda devlet yok. Kurumlar işlemiyor, bürokrasi çöktü. Bir kaymakam bile tek başına karar alamaz hale geldi. Rektörler, valiler, bakanlar, bakan yardımcıları, müsteşarlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi, başkanından milletvekiline karar alamıyor. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi karar alamıyor. Çünkü yürütme her şeye el koydu. Ortada devlet diye bir şey kalmadı. İyi kötü işleyen bir demokrasimiz vardı. Mücadele yürütüyorduk, daha iyi daha güzel olsun diye fikirlerimizi ortaya koyuyorduk.  Peki, biz siyasetçiler olarak bozulursak, biz siyasetçiler olarak kokarsak tabiri caizse tuz kimdir? Tuz sizsiniz.

Defalarca yapmayın dedim. Milliyetçi olun, MHP’li olun, AKP’li olun saygı duyarım. Tabii ki, bir siyasi kimliğiniz olacak, insansınız. Gidip oy verirsiniz, siyasi düşüncelerinizi aile içinde veya mesleki durumunuzu zora sokmayacak şekilde açıklarsınız, sıkıntı değil bu. MHP’li olsanız ben bundan gocunmam ama adaletli olun. Ya bir MHP’li, AKP’li, milliyetçi adaletli olamaz mı? Olur, olmalı. Milletini sevmekle olur bence. Vatanını sevmekle olur. Ben ülkemde adaletsizlik yaparsam, ülkem zarar görür, milletim zarar görür. Bu kadar basit. Bunu sizden istedim. Aynı fikirde değiliz, aynı siyasi görüşte değiliz ama aynı ülkenin evlatlarıyız. Düşman gibi bakmayın bize dedik. Defalarca anlatmaya çalıştım.

Davamda göstereceğiniz adil bir tutumla Türkiye’de yargı adına umudu koruyabilirdiniz ama bunu yapmadınız

Dedim ki; benim, partim HDP’nin görüşleri sizi rahatsız ediyor, bazı söylemlerimiz sizi irite ediyor, tepki duyuyorsunuz. Bazen nefret ediyorsunuz. Olabilir ama biz, bu ülkenin evlatlarıyız. Bu da bizim fikirlerimiz. Birbirimizi bir şekilde ikna edeceğiz. Birlikte mücadele etmenin yolunu bulacağız, barışı sağlayacağız. Ama siz hakemsiniz, hakimsiniz, taraf olmayın. Taraf olursanız sonu kötüye gider. Bakın, siyaset kirlenmiş zaten, siz bari temiz kalın. Bunu sizden istemiştim. Rica ettim, defalarca. Bakın ben tahliye talep etmiyorum dedim defalarca. Ama öyle bir adaletli davranın ki, ben Selahattin Demirtaş olarak kamuoyuna şu mesajları vereyim. Diyeyim ki, “Evet yargı çöktü, sistem dağıldı diyorsunuz ama beni yargılayan bir mahkeme var, ilk günden beri adil davranıyor. En küçük bir tarafgirlik hissetmedim. Benim haklarımı koruyor. Siyasi baskılara göğüs geriyor. Siyasi talimatlara kulaklarını tıkıyor. Tayyip Erdoğan’ın ‘Biz bu teröristin haklarını korumayız’ demesine rağmen, ara kararlarında haklarımı koruyarak, cevabını veriyor. Adaletten yana olduğunu gösteriyor”. İşte bunları diyebilseydim ne güzel olurdu. Üç kişi. Bir, iki, üç hakim bunu yapsaydı, benim nezdimde Türkiye’de yargı adına bir umudu korumuş olurdunuz.

Ankara Adliyesi’nde ne döndüğünü, neyin ne olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz

Ben de gece gündüz bunu gururla, övünçle her yerde söylerdim. Durun derdim, o kadar da değil, halen hakimler var Ankara’da. Üç kişi, önemli değil, bir kişi de olsa yeter. Tuz kokmamış kardeşim. Ancak şu aşamada bunu diyemiyorum. Şu an anca sizin buraya kadar getirdiğiniz kumpası bayrak yarışı gibi devraldık, aynı dalgaya şimdi önümüzdeki ay onlarla başlayacağız. Muhtemelen görüşüyorsunuz zaten. Hakimler kendi aralarında muhtemelen konuşuyor, görüşüyor. Neyin ne olduğundan zaten haberiniz var. O iddianameyi bile istememişsiniz. Orada ne var, mahkememizle bağlantılı mı, ne oluyor? Yani ara kararlar bazen isteyebilir, o istemiş sizden, siz istememişsiniz. Bir de şu husus ne olacak, benim dosyamdaki iddialarla oradakiler aynı mı, bağlantılı mı, değil mi, çok iyi biliyorsunuz. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Biz aptal değiliz. Geri zekalı yerine konulmaya da asla tahammül göstermeyiz. Siz neyin ne olduğunu benden daha iyi biliyorsunuz, Ankara Adliyesi’nde ne dönüyor? Benden daha iyi biliyorsunuz. Ama biz de biliyoruz bazı şeyleri. Emin olun, biliyoruz. Delillerimizi topluyoruz, biriktiriyoruz, sabırlıyız. Kim, kiminle, nerede, ne görüştü, ne konuştu, daha önce de söyledik.

Siyasi iktidarlar uğruna bürokrasinin, hele yargı bürokrasisinin bu şekilde kendisini feda etmesi doğru değil

Bu kadar yargılama yaptınız, bu kadar delil dosyası incelediniz. İşte savcı da orada, sizler artık deneyimli hakimlersiniz. Büyük darbe dosyalarının yargılamalarını yapıp karara bağladınız. Hiç mi tanımadınız bu devleti? Hiç mi tanımadınız? Devletin kendi içini oyanların bir gün sigaya çekileceğini, bu devletin bunu affetmeyeceğini hiç mi düşünmediniz? Neden düşünmüyorsunuz? Yani 4 yıldır konuşa konuşa aramızda, tabir-i caizse biraz empati-sempati de oluştu. Kişi olarak da ben sizi korumaya çalıştım defalarca, dedim ki “Yapmayın bakın, devlet benim kara kaşım kara gözüm için değil, kendisi için bunun hesabını sorar, soracak. Hepsini yargı önüne çıkaracak. Sen vakti zamanında devlet adına o kürsüde otururken bunu nasıl yaptın diye soracak. Kimin için yaptın diyecek. Çağırdığı herkes diyecek ki bana filankes söyledi, öbürü diyecek ki bana filankes söyledi.” Şu anda bile bunlar var, anlatmaya çalışıyorum size anlayın diye. Şu anda bile bunlar var. Devlette devamlılık esastır, hükümetlerde değil. Devlet kendi bilgisini toplar, istihbaratını yapar, hazırlığını yapar. Siyasi iktidar değişir, hemen dosyalar açılır, kim kiminle nerede görüştü, ne yaptı, ne konuştu, talimatlar nasıl geldi nasıl gitti… Yapmayın. Siyasi iktidarlar uğruna bürokrasinin, hele yargı bürokrasisinin bu şekilde kendisini feda etmesi doğru değil. Devletiniz için feda edin, milletiniz için edin, saygı duyarım. İnsan için kendinizi feda edin, saygı duyarım. Ama bir siyasi parti, bir siyasi iktidar için yapmayın. Değişiyor çünkü kesin değişecek. Bu seçim, olmadı bir sonraki seçimde, ama %99 bu seçimde değişecek.

Gün gelecek milliyetçi partinin genel başkan yardımcıları Ankara Adliyesi’nde cirit atamayacak

E ne olacak? TBMM’de araştırma komisyonu kurulacak. Bütün bu yargısal süreçler orada, soruşturma araştırma komisyonunda araştırılacak. Çağrılacaksınız Meclis’e. Ant içiyorum ki çağrılacaksınız. Çünkü avukatlarım suç duyurusunu hazırlıyor TBMM’ne meclis grubumuz sunuyor. Bu dönem sunuyor, belki muhalefetin gücü yetmiyor ama bir sonraki parlamentoda olan muhalefetin gücü yetecek. Size sorulacak: “Şu dosyada şöyle, şu gün şöyle bir ara karar vermişsiniz. Sonra hakkınızda ihlal kararı verilecek. Seçimlere müdahale anlamına gelecek tutuklama kararları, devam kararları vermişsiniz. Devam kararında sanığın cumhurbaşkanı adayı olduğuna atıf bile yapmamışsınız”. Bunları niye söylüyorum, sizi tehdit etmek için değil, bakın tüm samimiyetimle, beni tanıdınız artık, korumak için söylüyorum. Ben zaten tutukluyum, sizden de tutuklu değilim. Yapmayın. Meclis bunun hesabını soracak. Cevap vermek zorunda kalacaksınız. Siz cevap vermezseniz başka biri cevap verecek. Başkaları çağıracak sizi. HSK, yeni oluşacak HSK’da milliyetçi partinin genel başkanının avukatı olmayacak. Milliyetçi partinin genel başkan yardımcıları, hukukçu genel başkan yardımcıları Ankara Adliyesi’nde cirit atamayacak. Avukatları gelip oda oda dolaşamayacak. Bağımsız, tarafsız bir HSK olacak. Adalet Bakanlığı müfettişleri olacak. Bunlar soruşturulacak. Çünkü bunlar basit hak ihlalleri değil. Daha önce de belirttim, AİHM, örneğin 10. maddeyle ilgili bir ihlal verildi, ki bu ifade özgürlüğü ihlalidir. Burada şunu tartışabilirsiniz. Diyebilirsiniz ki, hakim mevcut yasa ve sözleşme hükmü ile vakayı karşılaştırırken yanlış yorum yaptı. Yani dedi ki bence bu ifade özgürlüğü değil, bu hakimin yorumu, takdir hakkı. Hakim yanlış takdirde de bulunabilir. O da bir insan sonuçta. Ama bu suç işlediği anlamına gelmez tabii ki. Ama 18. maddeyi ihlal etti. Bir yorum hatasından bahsetmiyoruz. Kaç kez siyasi tutuklamadan söz ediyoruz. Yani size burayı yanlış yorumladınız demiyor. Bilerek, isteyerek, kasten yapılabilecek bir ihlalden söz ediyor. Bir yanlışlık sonucu ortaya çıkmaz 18. madde ihlali. Aleni bir şekilde diyor ki siz, Türkiye’deki çoğulcu demokratik düzeni değiştirecek şekilde siyasete müdahale ettiniz.

Söz veriyorum, hukuk önünde bana ve arkadaşlarıma yapılan her şeyin hesabını soracağım

Bu karar çıkmasın diye size defalarca size burada anlattım. Yine beni bırakmayın, ama dikkatli olun. Bak, böyle böyle şeyler olacak. Anlattım size. Biraz vicdanınız varsa bu konuda benim hakkımı verirsiniz. Dersiniz ki “Vallahi Demirtaş bize anlattı” Sizinle kişisel husumetim yok, düşmanlığım yok. Çoluğunuz çocuğunuz var, mesleğiniz var, işiniz var. Hepsine saygı duyarak söyledim. Ben de hukukçuyum, siyasetçiyim. Hukukçuyum, sizinle meslektaş sayılırım. Çünkü aramızdaki bir problem değil bu. Bizimle siyasetçiler arasında bir problem, ama yok, siz ille de “Biz taraf olacağız” diyorsunuz. E olun, tamam. Ant olsun, söz veriyorum, yargı önünde, hukuk önünde bana yapılan her şeyin hesabını soracağım. TBMM’de, komisyonlarda, HSYK’da, soruşturmalarda, Adalet Bakanlığı’nda açılacak müfettiş soruşturmalarında ilk gözaltına alındığım andan bu yargısal faaliyetlerim bitene kadar benim kararlarımın altında hakeza Figen Yüksekdağ, hakeza İdris Baluken’in ve diğer arkadaşlarımın hukuksuz kararlarının altında kimin imzası varsa bu dünyada da davacıyım, öbür dünyada da. Hakkımı helal etmiyorum. Halk adına, millet adına hakkımı helal etmiyorum. Çok kötü sonuçlar doğurmasına yol açtınız, şu insanlar adına hakkımı helal etmiyorum, şu insanlar adına. Çocukları aç kaç yurttaş kendini yaktı, bu durum adına hakkımı helal etmiyorum. Bakın, siz de takip etmişsinizdir, ben gazeteden okudum. “Yargıyı karıştıran mektup” diye siz hakimlerin kendi arasında bir kapalı yazışma durumu varmış, yani sadece hakimlerin görebileceği bir durum bu, kendi aralarında bir kapalı yazışma grubu varmış, kendi aralarında paylaşımlar yapıyorlar. Oraya bir hakim bir mektup atmış, ben bunu Karar Gazetesi’nin bir yıl önceki bir nüshasında gördüm, kestim, size okumak açısından sakladım. Doğrudan benim savunmama bakan insan hakları mahkemesinin kararıyla da bağlantılı olduğu için tutanaklara geçsin istiyorum, bakın ne diyor meslektaşımız, belki de sizlerden biri, ismi belli değil, ne diyor bakın:

Bu ülkede yargı kadar içeriden birbirine düşürülmüş bir başka kurul var mı acaba?

“20 küsur yıllık meslek hayatımda hiç bu kadar umutsuz olmamıştım. Nice HSYK’lar, nice bakanlar, nice iktidarlar gördüm. Ancak yargının üzerinde bu kadar ağır bir yük ve bu kadar yoğun kara bulutlar görmemiştim. Zaten ayakta zor durmaya çalışan ve yamalı bohça gibi dikiş tutmayan bir teşkilatımız vardı. Ancak geldiğimiz noktada o günler bize hayal oldu.

Son yıllarda artık vidaları tamamen gevşemiş, sindirim sistemi bozulmuş bir adalet mekanizmasının türbedarı haline geldik. Ne yapacağımızı bilemiyoruz; susmak, kaçmak, düzene uymak, üç maymunu ya da dört maymunu oynamak, isyan bayrağını çekmek vs. Ayrılmak çare olsa bir günde ayrılırız. Feleğin cilvesine bak ki ya kırk katır ya kırk satır isteniyor bizden. Ne ayrılırken rahat ediyoruz meslekte ne de görev yaparken. Adaletin derdi ile dertlenen bir hâkimsen geçmiş olsun. Ya itaat ya ya ölüm. Ya çocuklarınla veya çocuklarından uzağa sürgün. Merak ediyorum bu ülkede yargı kadar içeriden birbirine düşürülmüş bir başka kurul var mı acaba? Bazen diyorum ki Rusya’da veya bir Afrika ülkesinde hâkim olsaydım acaba bu kadar umutsuzluk çeker miydim? Son dönemde mesleğe alınanlar ise ayrı bir sosyolojik vaka. Vali ile tanışırken ‘sayın valim ben A Partisinin B İlçe Başkanı Hâkim bilmem kim’ şeklinde tanıtarak aslında mesleğe ihanet ettiğinin farkına bile varmayan bir güruha teslim olmuş durumdayız.

Kendi içinde savrulan dışarıdan dost durarak meslektaşını gammazlayan ve makam elde etmek için taklalar atan hâkim, savcılar için şimdi söyleyecek bir sözümüz yok. Önceden trafik kontrollerinde mesleki kimliği görünce saygısını açıkça gösteren kolluk görevlileri artık GBT taraması yapmaya kalkıyor ise artık terk-i diyar etmenin vakti gelmiş demektir. Bu teşkilata yapılan en büyük kötülük ise toplumun, kurumların ve devletin gözünde yozlaştırılan onur ve itibarıdır. Zira olması gereken saygın bakış açısının eski haline gelmesine bizim ömrümüz artık vefa etmez. 20 yıllık bir hâkimim, çok trajik, çok çok üzücü. Eminim siz de üzülürsünüz, durum bu.”

Behramoğlu’nun yazısı: Vicdanınız sızlamıyor mu, aklınız sizi rahatsız etmiyor mu?

Yargıdaki duruma dair bir başka yazı vardı. Siyasi yargılamalarla doğrudan bağlantılı olduğu için onu da okumak istiyorum. 29 Nisan 2020 Cumhuriyet Gazetesi’nden Ataol Behramoğlu’nun “kötülük” başlıklı uzun bir yazısı var ama onun yargı ile ilgili üç paragraf var onu okuyacağım:

“Kötülüğe alet olan hukukçuya, savcıya, yargıca, yine açıkça ve somut olarak soruyorum: Caniler serbest bırakılırken aydınları içeride tutan kararları imzaladığınız elleriniz titremiyor mu, vicdanınız sızlamıyor mu, aklınız sizi rahatsız etmiyor mu? Kötülüğün de bir ölçüsü, bir derecesi vardır, bu kadarı fazla diye düşündüğünüz olmuyor mu? Kendinizi nasıl aldatıyor, vicdanınızı nasıl susturuyorsunuz? Yoksa sadece insanda değil hayvan dünyasında bile belli ölçülerde bulunan akıl, vicdan, adalet ölçülerinden tümüyle yoksun musunuz?” diye Ataol Behramoğlu isyan ediyor artık. Bu da ülkemizin değerli şairlerinden, aydınlarından.

Ben sizden tahliye istemiyorum çünkü…

Şimdi neden istemiyorum biliyor musunuz? “Hapisten çıktı, dehşet saçtı” o günlerde bunlar oluyordu. Sizlerin ısrarla bizi içeride tuttuğunuz dönemlerde İnfaz Yasasında değişiklik yapıldı, örtülü af çıkarıldı; katil, tecavüzcü, mafya, aşağılık suçlar işlemiş ne kadar güruh varsa dışarı salındı. Ne yapmış çıkar çıkmaz? Bunun gibi yüzlercesi yaşandı, burada okumayacağım, bir tane okuyorum. Cinayet, kasten yaralama, tehdit, hakaret, ruhsatsız silah taşıma suçlarından sabıkalı olduğu anlaşılan kişi tahliye olur olmaz eşini ve annesini öldürdü. Bunları dışarı bıraktınız. O yüzden ben sizden tahliye istemiyorum. Diyorum ki onları da bırakıyorsunuz bizi niye bırakacaksınız ki? Neden isyan ediyor o hakim de Ataol Behramoğlu biliyor musunuz? Müebbet hapis alan iki mahkûm tahliye edildi. Skandallar bitmiyor, işte Adana Ceyhan’dan son örnek: İsmail ve Murat Yetik, üç yıl önce 72 yaşındaki Kudret Yener’i boğazını keserek öldürdü ve altınlarını çaldı. Ceyhan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamada ağırlaştırılmış müebbet aldılar. Mahkeme iyi halden cezalarını müebbete indirdi sonra da tahliye etti. Tutuklulukları üç yıl. Dedi ki bunlar mağdur olur, uzun tutukluluk olur, üç yıl. 72 yaşındaki kadının boğazını kesip altınlarını çalan 2 kişi. Tuz koktu derken bunları anlatmaya çalışıyorum.

Adalet Bakanı karar verin, kimseye bakmayın diyor; MHP’liler savcı tehdit ediyor

Peki, ben mi kokuttum bu tuzu? Yok, işte tuzu kokutan bir tane rahmetli. Türkiye’de hâkimleri arayan ilk siyasetçi ben değilim. Rahmetli Burhan Kuzu. Tuzu kokutanlar, Saray’daki Tayyip Erdoğan’ın hukuk işleri bilmem ne sorumlusu başkanı: Türkiye’de hâkimi arayan ilk siyasetçi ben değilim ki diyor, kendisini böyle savundu bu adam. Yani diyor ki, “Bu suçu herkes işliyor, niye benim üstüme geliyorsunuz” haklıydı ayrıca. Niye Burhan Kuzu’nun üstüne bu kadar gidildi ki, Zindaşti meselesinden dolayı ortaya çıkmıştı. Hâkim, savcıyı aramayan siyasetçi mi var? AKP, MHP ilçe başkanı dahi artık ilçedeki hâkimi, savcıyı telefonla arıyor, ziyaret ediyor, dosya kovalıyor. Hâkim, savcı çekiniyor, çünkü güvencesi yok. İnsan Hakları reform belgeleri açıklanıyor, Adalet Bakanı size sesleniyor. “Siz karar verin adalet doğrultusunda kimin ne dediğine bakmayın” diye çırpınıyor Adalet Bakanı. Muhtemelen iyi niyetinden bir şeyler yapmaya çalışıyor. Fakat milliyetçi bir partinin milletvekili çıkıp Ankara Başsavcı Yardımcısını alenen tehdit ediyor, Selçuk Özdağ’ın dövüldüğü vakada. Başsavcı Yardımcısını sosyal medyadan aleni tehdit ettiler, kimsenin gıkı çıkmadı. Ama huzurunuzda yaptığım bir savunmadan dolayı Ankara Başsavcısı hakkımda dava açtı, şimdi iki hafta sonra duruşması var, karar çıkacak. Ne demişim: “Yargının önünde hesap vereceksiniz”. “Teröre hedef gösterme”ymiş falan ben yargılanıyorum. Durum bu. Bu iyi bir durum değil.

12 yaşında katledilen Helin’in dayısı yok, Burhan Kuzusu yok, hakkını gözeten yargıç yok

Bakın katiller, tecavüzcüler tahliye edilirken, Diyarbakır’da zırhlı araçtan açılan ateş sonucu ölen 12 yaşındaki Helin’in davasında polis hala dinlenemedi, SEGBİS’e dahi çıkmadı. Tutuksuz çünkü zaten 5 yılla yargılandı. Helin Türk, Diyarbakırlı bir Kürt kızı ve 12 yaşında, arkasında bir hâkim, savcı yok, Burhan Kuzu yok, dayısı yok, babası yok, onun hakkını gözetecek bir yargıç yok. Çünkü Genel Başkanınız diyor ki, “Terörist Demirtaş’ın hakkını koruyacak değiliz.” “Terörist Demirtaş” dediği Helin’dir. Terörist dediği kişi ben değilim çünkü biliyor ki biz milyonlarca kişinin iradesini temsil ediyoruz. O böyle deyince, Helin’in hâkimi yargılama yapmıyor. 6 yıldır polisin ifadesi alınmamış. Çok üzücü şeyler.

Bütün bunları düzelteceğiz, ülke düze çıkacak

Ama tüm bunları düzelteceğiz. Bu bir siyasi, hukuki mücadeledir, ülke düze çıkacaktır. Buna katkı sunar mısınız? İsterim, çok iyi olur. Nasıl katkı sunarsınız? AİHM kararlarını uzun uzun avukatlarım size izah etsinler, çünkü avukatlarımın bir kısmı da Strazburg’da savunma yaptılar, onlar size izah edeceklerdir.

Ben duruşma tarihimi bilmiyorum Bahçeli biliyor ve size onun üzerinden fırça atıyor

Ülkenin koalisyon partisinin genel başkanı Bahçeli, doğrudan mahkemenizi hedef alarak dedi ki “Demirtaş duruşması niye 16 Mart’a ertelenmiş”. AİHM kararı çıkmadan hemen önce. Duydular AİHM kararını, muhtemelen AİHM’deki Türk yargıç karar daha çıkmadan Türkiye’ye sızdırdı. Daha AİHM kararını açıklamadan Erdoğan ve Bahçeli bana saldırmaya başladılar. Size de fırça attılar o sırada. Dediler ki Demirtaş’ın duruşması niye ta 16 Mart’a ertelendi. Bir an önce karar verin bitirin. Ben bilmiyorum duruşma günümü ya! Ben bilmiyorum Bahçeli biliyor ve size kızıyor. Niye o kadar uzun taluk attınız, bir an önce bitirin diyor. 2021 son diyor, size süre veriyor. 2021’de bu terör dosyaları bitecek diyor.

“Ağır hak ihlallerine sebep olduk” deyip yargılamadan çekilin

İşte size düzeltebilirsiniz derken şunu demek istiyorum. Birkaç seçenek var önünüzde. Bunları aynı zamanda talep olarak da ifade edeceğim için şu anda talep sıralaması değil hatırlatma açısından söylüyorum. 1) Özel bir karar çıkarırsınız dersiniz ki mahkememiz yürüttüğü yargısal faaliyet nedeniyle ağır hak ihlallerine yol açmıştır. Siyasi saiklerle hareket ettiği AİHM kararıyla tespit edilmiş ve kesinleşmiştir. Bu saatten sonra biz bağımsız ve tarafsız yargılama yapamayız. Bizim açımızdan dosya siyasileşmiştir. AİHM kararı öncesi ve sonrasında siyasetçilerin müdahale anlamına gelen açıklamaları mahkememizi baskı altına almak anlamına gelen açıklamalar da üstüne eklenince yargılama yapmamızı imkansız hale gelmiştir. Dolayısıyla yargılamadan çekiliyoruz. Selahattin Demirtaş’ı bugüne kadar adil yargılayamadık. Bundan sonra da adil yargılama şansımız yoktur diyerek Türkiye’ye hukukun üstünlüğü konusunda hiç olmazsa bundan sonrası için nefes aldırır şans tanırsanız, kendinize de en azından bu süre zarfında işlediğiniz hak ihlalleri konusunda düzeltme konusunda bir şans vermiş olursunuz.

“Bu koşullarda yargılama yapamayız” deyip yargılamayı 2023 sonrasına erteleyin

Yok, bunları yapmazsınız; olduğu gibi, hiçbir şey olmamış gibi bu kadar konuşma bu kadar mahkeme kararı, Anayasa hükmü, siyasi parti genel başkanlarının mahkemenize açık müdahaleleri, alttan gelen müdahaleleri, adam göndermeleri, Ankara Adliyesinde kurulan Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve şimdi yeni kurulan Kobanî dosyası masasını, arada gel-gitmeleri… Tüm bunlar olmamış gibi, bunların belgesi yokmuş gibi, olmayacak gibi zannederek devam edip biz de bunlar hiç olmamış ve bugüne kadar bu bahsettiğimiz gibi hiçbir şey değişmemiş gibi savunma yaparız diye düşünüyorsanız yanılırsınız. Birinci ara kararı alamıyorsanız, şu ikinci ara kararı almalısınız. Demelisiniz ki, “Bugünkü siyasi atmosferde bu yargılamayı tarafsız, bağımsız sürdürme şansımız yok. Heyetimiz bu konuda irade gösteriyor ama bu atmosfer ve imkan yok. Dolayısıyla biz bu yargılamayı durduruyoruz. Ne zamana kadar seçimlere kadar. Seçimlerden sonra ancak tarafsız ve bağımsız yargılama yapabiliriz. Hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilince, yargıçlar olarak bizim güvencemiz sağlanınca ancak o zaman Selahattin Demirtaş’ı yargılayabiliriz. Bu koşullarda yargılamamız mümkün değil biz davadan da çekilmiyoruz, Demirtaş’ın haklarını korumak mahkememizin sorumluluğundadır. Yargılamayı durduruyor, Temmuz 2023’e duruşma günü veriyoruz. Yani seçimden bir ay sonra”.

Bu da bir seçenek, bakın dünya tarihine geçersiniz. İddia ediyorum hakkınız da tezler hazırlanır. Türkiye’de 3 yargıç adaletin yeniden tesisi konusunda ve kendi ülkelerinde yargı bağımsızlığının sağlanması konusunda her şeyi göze alarak mücadele etti derler. Şimdiye kadar başka bir şeyle tarihe geçtiniz, tez konusu oldunuz, o ayrı. Hukuk fakültelerinde anlatılacaktır, Demirtaş Türkiye kararında, Büyük Daire kararında ne dediler. İsminiz geçmeyecek ama sizin faaliyetleriniz tarihe geçti. Ben istiyorum ki olumlu anlamda tarihe geçin.

Adil karar verirseniz kim bilir belki ileride Adalet Bakanı olursunuz

Hadi bu kararı da vermediniz, şunu diyebilirsiniz: “Demirtaş hakkında verilen tutukluluk kararı bizim verdiğimiz tutuklama kararının devamıdır. AİHM Büyük Daire de bunu söylüyor zaten. Dolayısıyla biz Selahattin Demirtaş’ı o dosyadan tahliye olmadan savunmasını almayacağız. Çünkü sağlık sorunları nedeniyle yargılama salonuna gelemiyor, cezaevindeki karantina nedeniyle yanında avukatı olamıyor. Avukatlarıyla kapalı görüş yapma zorunluluğu nedeniyle sağlıklı bir avukat görüşü bir yıldır gerçekleştirilemiyor. Bunun ne zaman olacağı belli değil. Demirtaş haksız bir şekilde tutukludur, derhal serbest bırakılması gerekirken bırakılmamış. Mahkememiz AİHM kararını tanımış ama tahliye kararını uygulaması gereken mahkeme bunu uygulamadığı için bu durum bizim yargılamamızı da olumsuz etkilemiştir. Dosyamızın sanığı Demirtaş tahliye olana kadar, yargılamayı durduruyoruz. Neden çünkü biz Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlardan seslendiği gibi düşünmüyoruz. Bize göre Demirtaş terörist değil masumiyet karinesi gereği sadece sanıktır ve onun haklarını korumak bizim görevimizdir” derseniz böylece siyasetin verdiği talimatları ve telkinleri takmadığınızı, tanımadığınızı, bağımsız yargıç olduğunuzu, Allahtan başka kimseden korkunuzun olmadığını gösterirsiniz. Biz de sizi alkışlarız tarihe geçersiniz. Kim bilir belki ileride Adalet Bakanı olursunuz.

Örgüt üyeliği ve yöneticiliği maddesinin iptali için AYM’ye başvurun

Ya da şunu dersiniz: “AİHM kararını inceledik. Bir defa Demirtaş’ın yargılandığı 314’üncü madde yani örgüt üyeliği ve örgüt yöneticiliği maddesi AİHM kararında öngörülemez olarak belirtilmiş. Bu da ülkemize bir sorumluluk yükler. AİHM öngörülemez diyorsa bir yasa maddemize, o yasa maddesinin gözden geçirilmesi lazım”. Bu durumda da iki ara karar alabilirsiniz. 1) TCK 314’üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı ve son Demirtaş Türkiye AİHM Büyük Dairesi kararına dayanarak iptali için AYM’ye başvuru yaparsınız. Böylece AİHM kararını dikkate aldığınızı gösterir benimle ilgili de bekletici mesele nedeniyle durma kararı verirsiniz. Aynı başvuruda şunu da yapabilirsiniz. Demirtaş AİHM Türkiye başvuru kararında dokunulmazlıkların da Anayasaya aykırı kaldırıldığı tespit edilmiş. Dolayısıyla bu kişiyi yargılarken meğerse kesinleşmiş AİHM kararına göre yasama dokunulmazlığı vardır. Ki defalarca size bunu belirtmiştim o zaman, Anayasaya aykırı kaldırıldı gönderin AYM’ye diye ama siz göndermediniz. Şunu yapın, deyin ki “Mayıs 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasına vesile edilen Anayasa Geçici 20’inci Maddesi kanun hükmündedir, olağan bir anayasa değişikliği değildir. Olağan bir dokunulmazlıkların kaldırılması usulü ve yöntemi değildir, AİHM de bunu ihlal olarak tespit etmiştir. Dolayısıyla Anayasanın Geçici 20’inci Maddesinin iptalini talep ediyorum”. Bu da dokunulmazlığımın olduğu ve sizin yargılama faaliyeti yürüttüğünüz o dönem zarfında yapılan bütün işlemlerin tekrarlanmasını gerektirir. Tamamının yok sayılarak tekrarlanmasını gerektirir. Çünkü AİHM, sözleşmenin 46’ncı maddesi gereğince size yargılamada bütün ihlallerin tümden giderilmesi yolunda bir bağlayıcı karar kuruyor. Bunlar yapılmadığı sürece, devam eden hak ihlali ve devam eden bir suç söz konusu olacak. Yani şu anda ihlaller bitmiş değil, ihlalin 5’i de devam ediyor. Tek biri düzeltilmiş değil. Bunların düzeltilmesi için tek bir açıklama ve ara karar alınmış değil.

Mehmet Uçum diye bir adam var Saray’da size talimat yağdırıyor ve siz onun talimatları doğrultusunda işlem yapıyorsunuz: Ben olsam utanırdım

Mehmet Uçum diye benim de milletvekili iken tanıdığım, meslekten tanıdığım hukuk fakültesi mezunu bir arkadaş var Saray’da. O da size bol bol talimat verdi. Özellikle 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi Mehmet Uçum’un neredeyse sözlerini alıp ara karara yazdı bire bir. Siz de izlemişsiniz heyet olarak en genç üyeniz dahil olmak üzere. Diyelim ki üye kıdemli hakimdir başkanla birlikte. En genç üye bile Mehmet Uçum’un hukuk bilgisini cebinden çıkarır. Adam Saray’da hukuk işleri bilmem ne başkanı, size talimat yağdırıyor ve siz onun talimatları doğrultusunda, perspektifi doğrultusunda işlem tesis ediyorsunuz. Ben olsam utanırdım. Mehmet Uçum sen kimsin ya! Ne yetkin var ne bu konuda sorumluluğun var, kimsin sen ya! Bir danışmansın ve gece gündüz bize oradan talimat yağdırıyorsun. AİHM kararı bağlayıcı değil, AYM bağlayıcı değil, ikincildir, dördüncüldür öbürü bilmem nedir diyor. Cahilin teki adam ya! Hukuk cahili. Mehmet’i tanıdığım için söylüyorum bizim arkadaşımız aynı zamanda.

Sen kimsin Mehmet Uçum sağa sola talimat yağdırıyorsun

Buradan ona seslenmek istiyorum: Mehmet sen ne zaman hukuk öğrendin de Saray’dan bize talimat yağdırıyorsun! Önce git hukuku öğren. Benim avukatlarım yazdığı makalelerle -ki muhtemelen birazdan sunumunu yapacaklar-  Mehmet Uçum’a hukuk dersi verirler. Dediğim gibi en genç üye ona hukuk dersi verir. Ama siz onun talimatları doğrultusunda hareket ediyorsunuz. Neden, siyasi erk olduğu için. Mehmet şu anda Saray’da yargı üzerinde siyasi gücün kontrolü için var. Mehmet beni gördüğünde önünü iliklerdi. Ben eş genel başkandım o AKP’de milletvekiliydi. Saygıda, hürmetten dolayı, ben de önümü iliklerdim, milletvekiliydi. Birbirimizi öyle selamlardık Meclis’te, uçakta, şurada burada karşılaştığımızda. Defalarca beni odamda ziyaret etmiş Meclis’te. Kişi olarak severiz sayarız o günden beri ama hukukçu kimliği berbattır. Ama siz Saray’ın başdanışmanı size talimat verdi diye gereğini yaptınız. Sadece sizi kastetmiyorum özellikle 22’inci Ağır Ceza. Siz de AİHM’in kararının bağlayıcı olmadığından yola çıkarak muhtemelen kararı dosyaya almadınız bile. Yahu bu karar kiminle ilgili verildi. Ankara İcra Daireleri mi bu kararı verdi.

Siyasi amaçlarınız deşifre oldu bu yargılamadan çekilmeniz gerekiyor

Daha ötesinde siyasi saiklerle hareket ettiğiniz kesinleşmiş, siyasi kimliğiniz deşifre olmuştur. Siyasi amaçlarınız deşifre olmuştur. Bu saatten sonra adil yargılama yapamayacağınız, bağımsız tarafsız hakim ve mahkeme sıfatıyla yargılama yapamayacağınız kesinleştiğinden, mahkemenizin bu hususu gözeterek yargılamadan çekilmesini talep ediyorum. İkinci talebim: Eğer siz çekilmezseniz ortaya çıkan bu yeni mahkeme kararı doğrultusunda reddi hakim talebinde bulunuyorum. Her 3 üyeyi de reddediyorum bağımsız, tarafsız yargılama yapamayacağınız kesinleştiği için.

Ya çekilmeli ya da reddi hakim talebimizi kabul etmelisiniz

Geçen yıldan bu yana verilen iki mahkeme kararı yeni vakadır, bu durumda mahkemeniz hiçbir şey olmamış gibi davranamaz. Ya çekilmeli ya da reddi hakim talebimizi kabul etmelidir. Kabul etmiyorsa da bir üst mahkemeye gönderip buna imkan ve fırsat sunmalıdır. 3’üncü talebim, mahkemeniz adil yargılama yapacağına dair güven içerisinde değil ise, o özgüvene sahip değil ise duruşmanın 2023’e bırakılmasıdır, Türkiye’deki olağanüstü koşulların son bulma ihtimalinin olacağı seçimden sonrasına bırakılmasıdır. Bu süre zarfında mahkemenizin her türlü delili zaten toplamış olduğu gözetilerek ve zaten örgüt üyeliği kadar tutuklulukta infaz süremin geçtiği gözetilerek yargılamanın 2,5 yıl sonrasına bırakılmasıdır. Yani ne kamu vicdanında ne de dosyamızda hiçbir menfi sonuca yol açmayacağı gözetilerek ve de AİHM ve AYM kararları dikkate alınarak seçim sonucuna bırakılmasıdır. Bir diğer talebim. Şu anda savunma hakkımın, avukatlarla temas hakkımın, yanımda avukat bulundurma hakkımın mümkün olmayacağı, ayrıca Anayasa 83/1 sorumsuzluk açısından Meclis’teki konuşmalarımın tamamının çözümünün yapılıp iddianamedeki konuşmalarla karşılaştırılması yapılmadan bana yeni soru sorulamayacağı, bana yeni suçlama yöneltilemeyeceği için hangi konuda savunma yapıp yapmayacağım netleşmeden, hakkımın bu açıdan kabulü ve tespiti gerçekleşmeden savunmalarıma ara verilmesini, mahkemenin bunu karar altına alınmasına karar verilmesini talep ediyorum.

Tabii ki diğer taleplerim kabul edilmezse şunu istiyorum. Dokunulmazlıkların kaldırılması Anayasaya aykırı olduğundan ve Anayasa Geçici 20’nci Maddesinin Mayıs 2016’daki değişikliğinin Anayasaya açıkça aykırılığı AİHM kararında tespit edildiğinden bu maddenin iptali için AYM’ye başvurmanızı, bunu bekletici sorun yaparak da benim davamın durdurulmasını talep ediyorum. Hakeza TCK 314’üncü maddesinin AİHM Büyük Daire kararıyla öngörülemezliğinin kesinleştiği için, TBMM Başkanlığına AİHM kararının ilgili kısmı da eklenerek yasada değişiklik yapılması gerektiğini bunun TBMM’ye bir sorumluluk yüklediğini bildirmenizi, aynı maddenin iptali için AYM’ye başvurmanızı, gerekçe olarak da AİHM’in ihlal kararını göstermenizi, bu süre zarfında da davanızda durma kararı vererek bekletici meseleyi dikkate almanızı talep ediyorum.

Taleplerimi kabul etmezseniz de gidin bari seçim çalışmanızı dışarıda yürütün, siz de biz de uğraşmayalım

Son haliyle “Hayır biz bunların hiçbirini yapmıyoruz, umursamıyoruz, sen konuşuyorsun ama biz siyasi motivasyon açısından oldukça rahatız, kilitlenmiş durumdayız seçime, biz de 2023 seçimine hazırlanıyoruz” diyorsanız da size bir öneride bulunayım: Dosyadan kurtulun veya 22’nci Ceza Mahkemesindeki dosyayı isteyin birleştirin buradan daha güçlü bir seçim atmosferini birlikte yaratalım. Dolayısıyla 22’nci Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyamın tetkik edilerek mahkemenizde birleştirilmesine karar verin. Eğer bunların hiçbirini yapmayacaksanız;  yasayı, Anayasayı, AİHM’i, savunma hakkını, hukuku tanımayacaksanız, hiçbir talebimizi dikkate almadan ve AİHM kararını da emredici hükümdeki o ihlalleri gidermeme yönünde devam edecekseniz, savcı bir kol mesafesi yakınınızda dosyayı savcılığa gönderin, mütalaayı çıkarın akşama kadar da dosyayı bitirelim. Ne siz bizi uğraştırın ne biz sizi. Çünkü sizin de işiniz var bizim de.

Seçime kaldı en fazla 2,5 yıl, kapı kapı dolaşın oy toplayın, çünkü AKP kaybederse vallahi ülke düze çıkacak ama bazıları hukuk önünde hesap verecek. Gidin bari seçim çalışmasını dışarıda yürütün, siz de biz de uğraşmayalım. Biz de seçim çalışmasını cezaevinden de dışarıdan da zaten yapacağız. Halkın iradesini, adaleti yeniden tesis etmek için sandıktan güçlü bir irade çıkarmaya çalışacağız. Siz ne karar verirseniz verin sonuç böyle olacak. Bu iş seçimle düzelecek, halkın iradesi milli irade sandıkta bu işi düzeltecek. Eğer dosyayı bitirmek istiyorsanız, bizim için mesele bitmiştir. “Sen savunma yapsan da umurumuzda değil, delil toplasak da umurumuzda değil, AİHM, AYM kararları da umurumuzda değil” diyorsanız bunları ara kararlara yazarak söyleyin. Mütalaayı verin akşama kadar dosyayı bitirelim. Ben de avukatlarım da hiç umursamayız. Dediğim gibi 142 yıl olarak mı hesaplanmıştı? 141 yıl verirseniz hatırım kalır. Takdir sizindir. Ben ahlaken, vicdanen tüm iyi niyetimle sandıkta çıkan bu ülkenin bir evladı olarak size empati yaparak anlatmaya çalıştım. Hakikatim bu, duygum bu, düşüncem budur.

Demirtaş, yerel seçimlerin en önemli sonucunu açıkladı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, yerel seçimlerin en önemli sonucunun ‘toplumun kamplaşma değil birlikten yanalığını göstermesi olduğunu’ söyledi.

HDP seçmenlerinin Batı kentlerinde sandığa gitmiş olmasının çok sevindirici olduğunu da kaydeden Demirtaş, “CHP’li belediyelerin bize diyet borcu değil; halkın tamamına eşit, adil, şeffaf, demokratik hizmet borcu vardır” yorumunu yaptı.

Doğu ve Güneydoğu’da ‘Kürtlerin tüm baskılara rağmen HDP’nin etrafında kenetlendiğini’ söyleyen Demirtaş, partinin bazı eksikliklerinin olduğunu kabul ettiğini, bunlardan ders çıkarılacağını söyledi.

Abdullah Gül’ün ‘ülkedeki hukuksuzluklara karşı daha açık bir tutum sergilemesinin Türkiye demokrasisinin hayrına olacağı kanaatinde olduğunu’ söyleyen Demirtaş, Ahmet Davutoğlu’nun siyasi eleştirileri konusundaysa ‘İşe samimi özeleştiri ve özürle başlamak yerine akıl dağıtmakla başlarsa kimsenin o sicili bozuk aklı alacağını sanmıyorum’ yorumunu yaptı.

Selahattin Demirtaş, avukatları vasıtasıyla BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici’nin sorularını yanıtladı.

Genel anlamda soracak olursak 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yetkilerin tümünü tek adamda toplayan yeni yönetim sisteminin başarısı toplumun kutuplaştırılmasına bağlıydı. AKP ve MHP ittifakı da bu seçimde olabildiğince kirli bir propagandayla bu kutuplaştırmayı derinleştirerek kazanmayı hedefledi. Ama istedikleri başarıyı elde edemediler.

Tek adam rejiminden tedirginlik duyanlar da karşı blokta kümelenince AKP çok önemli belediyeleri kaybetti. Bu seçimin en önemli sonucu toplumun demokrasiden yana olduğunu, kamplaşma yerine birlikten yana olduğunu göstermiş olmasıdır.

Tabii AKP açısından da oy oranlarının yüzde 30’lara düşmüş olması gerçeği var.

Ayrıca bu seçimle birlikte Kürt seçmenlerin gücü ve demokrasiden yana tavırlarının da siyasette belirleyici olduğu net bir şekilde görüldü. Yine Kürtleri terörize etmenin, dışlamanın kimseye yarar sağlamayacağı da anlaşılmış oldu. Kürtler tüm baskı ve tehditlere rağmen HDP etrafında kenetlenmekten vazgeçmediklerini ortaya koydu.

Bundan sonra siyasetin nasıl evrileceği hem Erdoğan’ın tutumuna hem de muhalefetin demokrasi ilkeleri etrafında ortak mücadeleyi sürdürüp sürdürmeyeceğine bağlıdır.

Erdoğan baskıya ve otoriterizme dayalı politikalarında ısrar ederse toplumsal desteği yitirmeye hızla devam edecektir.

Demokratik reformlara yönelir ve baskılardan vazgeçerse bir ihtimal toparlayabilir kendi tabanını. Aksi takdirde ekonomik krizin de derinleşmesi gibi daha vahim bir tabloyla karşılaşabiliriz.

HDP Batı kentlerinde muhalefetin adaylarını destekledi. Seçimler öncesi sizin yaptığınız oy çağrısının da, HDP seçmeninin Batı’da CHP adaylarına oy vermekle ilgili çekincelerinin azalmasında etkili olduğu düşünülüyor. Bu stratejiden ve çıkan sonuçtan memnun musunuz?

Seçmenlerimiz elbette kolay ikna olmadılar. Bu da bizim açımızdan sevindiricidir. Sorgulamayan bir seçmen kitlesindense sorgulayan, eleştiren ve zor ikna olan seçmenler demokrasi açısından büyük bir güvencedir.

Seçmenlerimizin HDP’nin kararına sahip çıkma iradesini göstermiş olması sevindirici, umutları artıran bir tutum olmuştur. Bütün seçmenlerimize teşekkür ediyoruz.

Sosyal medyada yer yer HDP seçmenlerinden; HDP tabanının Batı’da CHP’ye desteğine rağmen CHP’nin teşekkür açıklamalarında buna yeteri kadar değinilmediği, yeterli oranda teşekkür edilmediği eleştirileri geliyor. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

Seçmenlerimiz CHP’den teşekkür almak için değil; demokrasi ve barışa şans yaratmak için sandığa gitmiştir. CHP’li belediyelerin bize diyet borcu değil; halkın tamamına eşit, adil, şeffaf, demokratik hizmet borcu vardır.

Ama CHP Genel Merkezi sosyal demokrat kimliğine uygun olarak demokrasi ve barış adına cesur politikalar, çözüm önerileri geliştirmek durumundadır.

Sadece HDP’lilerin değil tüm toplumun en acil beklentisi ve ihtiyacı budur. Bunu geliştirmekte tereddütlü davranırlarsa elbette seçmen bunu göz önünde bulunduracaktır.

YSK son kararını henüz vermiş değil ancak İstanbul seçimlerinin yenilenmesi ve CHP’nin de seçimlere katılması durumunda 31 Mart öncesindeki çağrınızı tekrar yapacak mısınız?

Böyle bir YSK kararı ortada yokken spekülasyon yapmak doğru olmaz. Ancak biz ilkeli bir partiyiz. Yeri ve zamanı geldiğinde ilkelerimiz doğrultusunda bir değerlendirme yapacaktır HDP Genel Merkezi. Bunu da kendi seçmenine danışarak gerçekleştirecektir.

Hem seçim sonuçları hem de oy tartışmaları nedeniyle 31 Mart seçimleri sonrasında Ekrem İmamoğlu ismi öne çıktı. İmamoğlu’nun siyasi çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kucaklayıcı dil siyasette önemli ve anlamlıdır. Farklılıklara saygı duyarak siyaset yapmak tüm ülkeye kazandırır, toplumun tamamı bundan fayda görür. Ancak bunu sözde yapmak yetmez, pratikte de gerçekleştirmek gerekir.

Sayın İmamoğlu’nun kutuplaştıran, ötekileştiren baskılara, şantajlara boyun eğmeden demokrasi içerisinde birlik siyasetinde ısrarcı olmasını diliyorum. Bu çerçevede başarılı olmasını temenni ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Doğu ve Güneydoğu’da oylarını yükseltmesini, özellikle de ilçe bazında önemli bir yükseliş sağlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Yerel seçimlerin dinamikleri genel seçimlerden farklı olabiliyor. AKP birçok yerde taşıma güvenlik personeli veya tehditlerle oyunu artırırken bazı yerlerde de HDP’nin hatalarından yararlanmış olabilir.

Devletin tüm gücünü seçimler için sınırsızca ve hukuksuzca kullanan bir devlet partisine karşı seçim kazanabilmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Sanki adil ve eşit bir seçim yarışı varmış gibi değerlendirmek doğru olmaz.

HDP’li yetkililer bölgede kimi yerlerde oyların düşmesinin “devletin baskı politikalarından kaynaklandığını’ öne sürdü. Sizce bu sonucun temel nedeni nedir? HDP’nin eksikleri olduğunu düşünüyor musunuz?

AKP’nin baskısı açıktı zaten, gizleme gereği bile duymadılar. Az önce belirttiğim gibi demokratik bir seçim ortamı yoktu. Bizler dahil beş binden fazla HDP yöneticisi ve üyesi hapishanelere atılmışken bu seçimler yapıldı, bunu da göz ardı etmemek lazım.

Ama HDP’nin de eksikleri mutlaka olmuştur. Partimiz bunu büyük bir özgüvenle ortaya koyuyor, koyacaktır ve gereken dersleri çıkarıp tedbirlerini de özeleştiri çerçevesinde alacaktır mutlaka.

‘Hendek savaşları’ diye anılan sürecin seçim sonuçlarında HDP’ye olumsuz etkisi olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Bu yorumlara katılıyor musunuz?

Sokağa çıkma yasaklarında hükümet eliyle ve talimatıyla yapılan hukuksuz yıkımların, katliamların sorumlusunun da, hendek ve barikatın sorumlusunun da HDP olmadığını halk biliyor. Zaten bu yerlerde oy düşüşü yaşanmamıştır.

Halkımız neyin ne olduğunun farkındadır. Fakat o döneme dair birçok hukuksuzluk ve trajik gerçekler geniş kamuoyunca henüz bilinmiyor. Daha çok da HDP seçmenleri ve oralarda yaşayan Kürtler bunun farkında.

Bu nedenle yerel seçimlerde seçmenler HDP’yi bundan sorumlu tutmamıştır, AKP’nin asıl sorumlu olduğunun farkındadır.

HDP’nin daha önce elinde tuttuğu belediyelerde iyi yerel yönetim modelleri yaratamadığına dair eleştiriler var. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

Bu eleştirilerde haklılık payı var. Teoride en iyi modele sahip olan HDP’dir ama bunu pratikleştirmede aynı başarı ortaya konulamamıştır halen. Ancak en dürüst, en şeffaf belediyeler yine de HDP belediyeleridir.

Henüz model ortaya konulamamış olsa da fedakarca ve samimiyetle halk belediyeciliği konusunda mesafe kat ediyor arkadaşlarımız.

HDP’nin bazı yerellerde en uygun adayları belirlemediğine dair de eleştiriler var…

Her yerde ön seçim yapılabilseydi bu tür tartışmalar olmazdı. Neden her yerde yapılmadığını tam olarak bilemiyorum. Belki koşulları yaratılamadı.

Ama bundan sonra hiçbir mazerete sığınmadan tüm adaylarımızın ön seçimle belirlenmesinin altyapısını oluşturmak mecburiyetindeyiz. Emimin HDP bu yönlü eleştirileri ciddiyetle ele alacaktır.

HDP milletvekili Leyla Güven ve yüzlerce kişinin açlık grevi sürüyor. Bu eyleme desteğiniz sürüyor mu? Sizce bu eylemler sonlanmalı mı?

Açlık grevi eylemine değil ama taleplerine desteğim sürüyor elbette. Sayın Öcalan’la görüşülmesini, tecridin kaldırılmasını istemek barış için yapılmış bir girişimdir aynı zamanda.

Ben açlık grevcilerin eylemlerinin sürdürmesini bekleyemem, isteyemem bu ahlaki olmaz. Ama bitirmeleri için baskı da yapamam bu da sonuç alıcı olmaz. Taleplerinin gerçekleşmesi yoluyla bir an önce eylemlerini bitirmelerini istemek ve bunun için çaba sarf etmek daha gerçekçidir.

Bir an önce ve başkaca da bir ölüm olmadan seslerinin, taleplerinin duyulmasını, açlık grevi eyleminin bu vesileyle hemen son bulmasını tüm kalbimle istiyorum.

Seçimlerin ardından sizin de aktif siyaset döneminizde görevde olan Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’ndan iktidara yönelik yapılan eleştiriler arttı. Kendilerinin bu eleştirel tutumlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Gül uzun süre cumhurbaşkanlığı yaptı. Ben de o sıralarda partimin eş başkanlarındandım. Birçok konuda düşüncemiz uyuşmasa da diyaloga açık uyumlu tarzıyla, kendi yetkilerini ve sınırlarını dikkate alan tutumuyla saygın bir yönetim anlayışı vardı.

Kendi beyanlarına göre aktif siyasette yer almayı düşünmüyormuş. Ama ülkedeki dehşet boyutlarına ulaşan hukuksuzluklara karşı daha açık bir tutum sergilemesinin Türkiye demokrasisinin hayrına olacağı kanaatindeyim.

Sayın Davutoğlu ise bugün ülke içinde ve Suriye’de yaşanan birçok facianın mimarlarındandır.

Siyasete aktif olarak dahil olur mu olmaz mı kendi bileceği iştir. Ama işe samimi özeleştiri ve özürle başlamak yerine akıl dağıtmakla başlarsa kimsenin o sicili bozuk aklı alacağını sanmıyorum. Sayın Davutoğlu’nun eleştirmeye değil özeleştiri vermeye daha yakın olması gerekir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta yapılan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir burun sürtme, ölümü gösterip sıtmaya razı etme, bedel ödetme operasyonu olduğu aşikar. Bu türden linç eylemleri devlet içinden göz yumma, destek olma gibi yaklaşımlar olmadan gerçekleştirilemez. Kimse kimseyi kandırmasın açık bir tehdit operasyonudur.

Ancak toplumdaki fay hatlarını tetikleme potansiyeli de taşıyan tehlikeli adımlardır bunlar. Kimsenin bu türden provokasyonlara alet olmaması, galeyana gelerek kirli amaçlara hizmet etmemesi gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Hakkari’de yaşanan çatışmayı ve gerçekleşen ölümleri nasıl yorumluyorsunuz?

Şiddeti, silahı biz hiçbir zaman yöntem olarak benimsemedik, desteklemedik, doğru bulmadık.

40 yıla yaklaşan ve büyük acılara sebep olan silahlı çatışmaların, operasyonların veya silahlı eylemlerin nihai olarak son bulması için de defalarca barış girişimlerinde bulunduk.

Hakkari’de yaşanan saldırı sonrasında 4 askerin yaşamını yitirmiş olmasından elbette büyük bir üzüntü duyuyorum, şiddeti asla kabul etmiyor, onaylamıyorum. Askerlerin ailelerine taziyelerimi, başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Toplumun bir kısmının yalan propagandalar nedeniyle bize karşı önyargılı olduğunu ve suçlayıcı bir tutum sergilediklerini de biliyorum ama herkes şundan emin olsun ki evlatlarımız, kardeşlerimiz yaşamını yitirmesin diye bizler barış için çok çalıştık, samimiyetle ve fedakarca çalıştık. Maalesef başaramadık, bundan dolayı da çok üzgünüm.

Şimdi 2,5 yıldır suçsuz yere hapisteyiz ama ‘barış, barış, barış’ demekten de asla vazgeçmedik.

Demirtaş: HDP’liler ve Kürtler her zaman barışa hazır olacak

Halen Edirne F Tipiş Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, Amerikan Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında 31 Mart yerel seçiminin sonuçlarını değerlendirdi.

Selahattin Demirtaş, yazısında, seçim sonuçlarını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “küçük düşürücü bir yenilgi” olarak nitelendirdi.

Erdoğan’ın eleştirileri dikkate almadığını belirten Demirtaş, “Şu anda kibrinden dolayı ağır bir siyasi faturayla karşı karşıya” ifadelerini kullandı.

Selahattin Demirtaş’ın Washington Post’ta yayınlanan yazısı şöyle:

Selahattin Demirtaş, Türkiye Büyük Millet Meclisi eski milletvekili ve Halkların Demokratik Partisi’nin eski eş başkanı. Halen Edirne Yüksek Güvenlik Cezaevinde tutulmaktadır.

31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimler, Erdoğan başta olmak üzere bütün yönetim eliti için önemli mesajlar içeriyor. Seçimleri haklı olarak bir referandum olarak gören Erdoğan, küçük düşürücü bir yenilgiye uğradı. Partisi, ülkesinde siyasi kariyerine başladığı, kendi şehri olan İstanbul dahil olmak üzere, ülkedeki en önemli beş büyükşehir belediyesinde kontrolünü kaybetti.

“Yolsuzluk, adaletsizlik ve tiranlık eleştirilerine kulak tıkadı”

Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) son yıllarda yalnızca demokrasiden değil, aynı zamanda gerçek İslami değerler ve ahlaktan da uzaklaştı. Cumhurbaşkanı, partisiyle ilişkilendirilen yolsuzluk, adaletsizlik ve tiranlık eleştirilerine kulak tıkadı. Şu anda kibrinden dolayı ağır bir siyasi faturayla karşı karşıya.

Ben de dahil olmak üzere, siyasette yer alması gereken binlerce Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyesi şu anda siyasi gerekçelerle cezaevinde. Güvenlik güçleri, partimizin cezaevinde olmayan üyelerini taciz etmeye ve engellemeye devam ediyor. Birçoğumuz iktidar yetkilileri tarafından kriminalize edilip “terörist” olarak ilan edildik. Yine de yıllarca eş başkanlık yaptığım partim, bu son seçimlerde gücünü gösterdi.

Karşısına çıkan bütün engellere rağmen, HDP’nin seçim başarısı dikkat çekicidir. Bu başarı, HDP ve birçok Kürt’ün, devletin baskıcı önlemlerine boyun eğmediğini göstermektedir. HDP’liler bir kez daha; özgür, eşit, demokratik ve barışçıl bir Türkiye’de birlikte yaşama kararlılıklarını gösterdiler.

Orta Doğu’daki (ve özellikle Suriye’deki) mevcut gelişmeler, Türkiye’nin hangi yolu izlemesi gerektiğini açıkça göstermektedir: birlik ve toplumsal bütünlük için çaba göstermeliyiz. Bunu ancak barış ve demokrasi ilkeleri etrafında toplanarak başarabiliriz.

Halihazırda devam eden ekonomik krizin ([AA1] özellikle de işsizliğin ve artan enflasyonun) önüne geçmenin yegane yolu, acilen demokratik ve politik reform uygulamaktır. Ancak Erdoğan’ın merkezinde durduğu mevcut siyasi yapının sicili, bunun için gerekli irade, kapasite veya cesarete sahip olmadığını gösteriyor.

“Kürtlerin büyük çoğunluğu diğer halklarla barış içinde yaşamak istiyor”

Erdoğan’ın muhaliflere ve özellikle de Kürt halkına yönelik ayrıştırıcı politikaları, toplumun kutuplaşmasını artırıyor. Kürtlerin büyük çoğunluğu diğer halklarla barış içinde yaşamak istiyor; şiddet ve savaştan usandılar. Evet, Kürtlerin daha fazla demokrasiye ihtiyaç duyduğu, bir dizi politik, toplumsal ve kültürel talepleri olduğu doğrudur. Muhalefetteki bizler bu amaçların yerine getirilmesi için çalışmaya söz verdik. Ancak, bu taleplerin sağlanamamasının ana sorumlusu Cumhurbaşkanı ve iktidar partisidir.

Aralarında milletvekilimiz Leyla Güven’in de olduğu, Türkiye cezaevlerinde ve cezaevleri dışında olan birçok aktivist açlık grevindedir. Açlık grevcilerinin yegane talebi, Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecride son verilmesidir. Öcalan, yirmi yıldır ağır tecrit koşullarında avukat ve aile ziyaretleri engellenerek İmrali Adasındaki bir hapishanede tutulmaktadır.

Açlık grevcileri, Öcalan’ın Türkiye’deki Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünde belirleyici bir rol oynadığını biliyor. Öcalan’ın Türkiye ve Suriye’deki Kürtler arasında önemli bir etkisi olduğu iyi bilinmektedir. Ayrıca, yeniden gündeme gelebilecek olan bir barış görüşmesinde, PKK’nin Öcalan dışında hiç kimseyi dikkate almayacağı da biliniyor.

Öcalan’ın dahil olmadığı hiçbir barış sürecinin sonuçta başarılı olamayacağını ve hatta Erdoğan’ın, birkaç yıl önce PKK lideriyle barışı, bu sebeple değerlendirdiğini söylemek doğru olur. Kürt halkının önemli bir kısmı Öcalan’ı hayati bir muhatap olarak görüyor.

Dahası, seçimlerin sonuçları, sadece partimizin değil tüm Türkiye halklarının barış içinde ve demokratik bir şekilde birlikte yaşamak istediklerini onaylamaktadır. Otoriterliğe ve tek kişilik yönetime karşı çıkıyorlar. Erdoğan’ın bunu anladığını umuyoruz. Bunu yapmazsa, bir sonraki seçimler ona son darbeyi vurabilir.

“HDP’liler ve Kürtler her zaman barışa hazır olacak”

Partimizin tüm üyeleri, hapishanede olanlar da dahil olmak üzere, demokratik ve barışçıl direnişe olan inancımızı yitirmeden çalışmaya devam edecektir. Türkiye için aydınlık ve demokratik bir geleceğe inanıyoruz. Bu seçimlerin yol gösterdiğine inanıyoruz. Hükümet otoriter seyrini sürdürürse daha derin siyasi ve ekonomik krizlerin yaşanacağından endişe ediyorum.

Uluslararası toplumu, Türkiye’yi demokrasi ve barış yolunu seçmeye teşvik etmeye çağırıyoruz. Biz Türkiye halkları olarak, birçok farklılığımıza rağmen sorunlarımızı tartışarak çözebileceğimizi gösterebilmeliyiz. Anadolu ve Mezopotamya tarihi bize çoğulculuk içinde birçok birlik örneği göstermektedir.

HDP’liler ve Kürtler her zaman barışa hazır olacak. Başarılı olacağımıza inanıyorum. Toplumumuzun tüm kesimlerini bir araya getirerek, güçlü bir demokrasiye ve ekonomiye sahip bir ülke yaratacağız. 31 Mart seçimleri bize yolu gösterdi.