Şanlıurfa: Çimdin (Çemdin) Kalesi

Çimdin (Çemdin) Kalesi; Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Soğmatar’ın 50 km. kuzeydoğusundaki bu tarihi kaleye Soğmatar’dan ulaşılabileceği gibi, Urfa-Mardin karayolunun 61. km.’sinden güneye sapan şose yol ile 9 km. sonra ulaşmak mümkündür.

Büyük bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan Çimdin Kale’nin yüksek kemerli anıtsal kapısı batıya bakmaktadır. Dar ve yüksek bir eyvan şeklindeki bu kapının kuzey yan duvarı aşağısında oldukça silik 3 satırlık Arapça kitabede “Allahu la ilahe illa hu……”, “el-Melik el Kuddusi…”, “La ilahe illallah Muhammeden resulallah” okunabilmektedir. Ayrıca anıtsal kapının çıkıntılı yan duvarının kuzeye bakan cephesi yukarılarındaki bir taş üzerinde “el Mali lillah (?)” yazılıdır.

Çimdinkale’nin; 1182-1239 yılları arasında bölgeyi ellerinde tutan Eyyûbiler zamanında savunma ve konaklama amaçlı “Ribat” olarak inşa edildiği tahmin edilmektedir. Şanlıurfa kalesi gibi dört tarafı kayadan oyma derin savunma hendeğiyle çevrili Çimdin Kale’nin batıdaki girişi altında yer alan büyük mağaralar ahır olarak kullanılmış olmalıdır. Kale üzerinde çeşitli yapı kalıntıları ve bir su kuyusu yer almaktadır.

Kalenin burç ve duvarlarının önemli bir kısmının Urfa bölgesine 1272-1394, 1404-1505 ve ….-1517 tarihleri arasında üç kez hakim olan Memluklar döneminde restore edildiği anlaşılmaktadır. Zira Urfa kalesi ve Birecik şehir surlarındaki Memluk restorasyonlarının bariz işareti sayılan, çevrelerinin 5 cm.’lik bölümleri düzlenmiş, bunun ortasında kalan alan kabarık bırakılmış taşlardan oluşan duvarların Çimdin Kale’de görülmesi bu görüşü güçlendiren önemli işaretlerdir.

Şanlıurfa: Harran, Ulu Camii

Ulu Camii; Şanlıurfa’nın Harran İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Harran höyüğünün kuzey doğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Anadolu’nun ilk anıtsal camii, ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı camii, en zengin taş süslemeli camii olma gibi daha birçok önemli özelliklere sahiptir. Çeşitli kaynaklarda “Cami el-Firdevs (Cennet Camii) veya “Cuma Camii” adlarıyla geçen Harran Ulu Camii ile ilgili en eski bilgileri, İbni Cübeyr bizlere şu cümlelerle aktarmaktadır. “Cami ağaç direklerle ve kemerlerle tavanlanmıştır. Direklerin uzunluğu 15 adım tutar ve mermer döşemenin üstünde boydan boya uzanır. Bu camiden daha geniş kemerli olan cami görmedim. Camiye giriş sahnının duvarlarının her tarafından kapılar açılmıştır. Bunlardan dokuzu ana kapının sağında, dokuzu solundadır. Ondokuzuncu kapı olan ana kapı ortada olup büyük kemerlidir. Bu kapı sanki şehir kapıları gibi heybetli ve güzeldir. Bu caminin kapılarının hepsi ağaçtan olup son derece süslü ve ustaca yapılmış kilitleri vardır. Bu caminin yapısında ve ona bitişen çarşıların planlanmasında şehirde nadir görülen bir güzellik ve intizam gördük”.

İbni Şeddad, caminin esasının Sabiilerin büyük Ay Mabedi (Sin Tapınağı) olduğunu, Hz. Ömer zamanında İslâm orduları komutanlarından İyaz b. Ganem 640 yılında şehri alınca bu mabedi camiye çevirdiğini, Sabiilere kendi mabedlerini yapmaları için başka bir yer verdiğini söylemektedir. Rice tarafından caminin üç avlu kapısının girişinde bulunan ve Babil Kralı Nabonid dönemine tarihlenen (M.Ö. V. yüzyıl) biri Ay Tanrısı Sin, diğeri Güneş Tanrısı Şamaş’ı temsil eden (üçüncünün mahiyeti bilinmiyor) üç stele dayanarak İbni Şeddad’ın bu görüşüne itibar etmek mümkündür. İbni Şeddad ayrıca, caminin Nureddin Mahmud b. Zengi tarafından XII. asrın ortalarında restore edilip genişletildiğini ve süslendiğini bildirmektedir. Bu tamirle ilgili olarak, caminin doğu cephesinde yer alan kitabe, İbni Şeddad’ı doğrular mahiyettedir.

H. 114 (m. 732) yılında Halife olan Hişam b. Abdülmelik; el-Cezire, Doğu Anadolu ve Azerbaycan bölgesine vali olarak II. Mervan’ı tayin edince Harran Mervan’ın vilayet merkezi oldu. Mervan daha sonra halife olduğunda (744-750) Harran’ı Emevi Devleti’nin başkenti yaptı ve İbni Şeddad’ın İyaz b. Ganem zamanında inşa edildiğini belirttiği caminin yerine, daha büyük ölçüde bugün kalıntıları mevcut olan Ulu Cami’yi inşa ettirdi. Başta Rice ve Dr. Nurettin Yardımcı olmak üzere birçok araştırmacı Harran Ulu Cami’nin II. Mervan tarafından inşa edildiğini kabul etmektedir.

Başta da belirttiğimiz üzere Anadolu’da inşa edilen ilk anıtsal cami, en büyük cami, ilk revaklı avlulu cami ve en zengin taş süslemeli cami olma ve daha birçok mimari özelliğe sahip olan Harran Ulu Camii’nin Anadolu cami mimarisi içerisinde çok önemli bir yeri vardır. Tüm bu önemli özelliklere rağmen Türkçe sanat tarihi kitaplarında yer verilmeyen bu camiden K.A.C.Creswell (1932), Seton Lloyd-W.C.Brice (1951), Vakıflar Genel Müdürlüğü (1976’da küçük bir sondaj) ve Dr. Nurettin Yardımcı (1983’de başlamış, halen devam ediyor) dışında ilgilenen olmamıştır.

Harran Ulu Camii ile ilgili ilk ciddi araştırma, Creswell tarafından yapılmış ve bu araştırma onun “Early Muslim Architecture” adlı eserinde geniş biçimde yayınlanmıştır. Cami, Rice’nin yaptığı ölçümlere göre 103×103 m., Dr. Nurettin Yardımcı’nın ölçümlerine göre 104×107 m. boyutlarındadır. Her iki ölçümde de cami harimi ve avlusu birlikte ele alınmıştır. Caminin harim kısmı 104×40 m., avlu kısmı ise 100×65 m. boyutundadır.

Creswell tarafından 1930’larda ilk defa çizilen plan, Dr. Nurettin Yardımcı’nın son yıllarda yaptığı kazılar neticesinde daha da netlik kazanmış ve caminin mihrap duvarı boyunca uzanan dört sahınlı bir plana sahip olduğu anlaşılmıştır. Mihrap önünden başlamak üzere, birinci ve ikinci sahınlar paye ve sütun sıralarıyla üslûp bütünlüğü göstermektedir. Üçüncü sahın sadece payelerle, giriş cephesindeki dördüncü sahın, dikdörtgen payeler önüne konulmuş sütunların oluşturduğu paye-sütun sıralarıyla ayrılmış, böylece caminin ön cephesinde oluşan 19 kemer aralığının her birine, İbni Şeddad’ın sözünü ettiği kapı fonksiyonu verilmiştir. Bu kapılardan sadece en geniş olan orta kapının kemeri, günümüze kadar gelebilmiştir.

Sahınları ayıran paye ve sütunların mihrap önündeki ilk iki sahında üslûp bütünlüğü, diğer iki sahnın her birinde farklılıklar göstermesi, 1950’li yıllarda burada kazılar yapan Rice’nin kafasında bazı sorular doğurmuş ve bu araştırmacı caminin ilk şeklinin iki sahınlı olduğunu, diğer iki sahnın daha geç devirlerde eklendiği fikrini edinmiştir.

Creswell’in caminin doğu cephesini gösteren 1930 tarihli rölövesi dikkatle incelendiğinde, gerçekten de caminin üç aşamada inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu rölevedeki duvar örgü izleri incelendiğinde caminin önce II. Mervan zamanında mihrap duvarına paralel iki sahınlı olarak inşa edildiği daha sonraki bir dönemde buna üçüncü sahnın, daha geç bir dönemde ise dördüncü sahnın ilave edildiği anlaşılmaktadır. Yine Creswell’in rölövesine bakıldığında, ilk iki sahnın çatılarının yüksek tutulduğu görülmektedir. Birinci ve ikinci sahnı ayıran bölümde, Emevi süsleme sanatının özelliklerini yansıtan asma dalı ve üzüm salkımlarıyla süslü sütunlara rastlanılmış olması, bu sahınların Emevi devrinde inşa edilmiş olabileceği fikrini güçlendirmektedir. Asma dalı süslemeli bu sütunlar Urfa Müzesi’nde teşhir edilmektedir.

Dördüncü sahın, doğu cephedeki kitabede geçen ve İbni Şeddad’ın da sözünü ettiği h. 570 (m. 1174) tarihinde Nureddin Mahmut b. Zengi tarafından ilave edilmiş olmalıdır. Bu sahnın yıkıntıları arasında yer alan insitu durumundaki kemerler ve sütun başlıklarındaki zengin süslemelerin XII. yüzyıl Türk süsleme sanatı özelliklerini yansıtması, bu görüşü doğrulamaktadır. Camide gerek Emevi devrinden kalma ve gerekse XII. yüzyıldan kalma taş süslemeler Türk-İslâm taş süsleme sanatının şaheser örnekleri arasındadır.

Caminin mihrabı orta eksenden batıya kaymış durumdadır. Harran Ulu Camii’nde en ilgi çeken hususlardan biri, kıble duvarı arkasındaki sokaktan mihraba inen merdivenli yol ve bu yol ile bağlantılı içiçe geçen iki küçük odadır. Creswell, Lloyd ve Brice’ın görmediği, Dr. Nurettin Yardımcı’nın kazılarında ortaya çıkartılan bu merdiven ve odalar, Anadolu camilerinde tek örnek olması açısından önem taşımaktadır. İmamın bu kısa yoldan mihraba inerek namaz kıldırdığı ve mihrap üzerindeki iki küçük odayı elbise değiştirme amacıyla kullandığı tahmin edilmektedir. Sokaktan gelen bu kısa yolun cami planına dahil edilmesinin diğer önemli bir nedeni de, Sultanı’ın kısa ve emniyetli bir yoldan camiye inmesini sağlamak olmalıdır. Ayrıca mihrap üzerindeki küçük odanın mimber olarak kullanılma ihtimalini de gözardı etmemek gerekir.

Cami harimine giriş, İbni Şeddad’ın belirttiği avlu cephesindeki 19 kapıdan, güneydeki sokaktan mihraba inen merdivenli kapıdan, doğu duvardaki küçük kapıdan ve yine Dr. Nurettin Yardımcı’nın kazılarda ortaya çıkardığı güney batı köşedeki “görkemli kapı”dan olmaktadır. Bu kapıdan harime giriş, kuzeye doğru inen ve camiye yarım dönüş yapan 15 basamaklı merdivenle olmaktadır. Bu merdivenin yapımında, sütun kaideleri ve antik bazalt taşlar devşirme olarak kullanılmıştır.

Harran Ulu Camiinin örtü sisteminin nasıl olduğu sorusuna İbni Şeddad: “Cami, 15 adım uzunluğunda ağaç direklerle ve kemerlerle tavanlanmıştır” cümlesiyle açıklık getirmektedir. Dr. Nurettin Yardımcı’nın kazılarında, kubbe ya da tonoz örtüsünde kullanılan taş-tuğla malzemeye rastlanılmayışına karşılık, yanmış vaziyette süslemeli ağaç elemanlara rastlanılmış olması İbni Şeddad’ı doğrulamaktadır.

Yaklaşık 100×65 m. boyutlarındaki revaklı avlunun ortasında kesme taşlardan içe doğru basamaklı olarak yapılmış, fıskiyesi zarif işçilikli bir havuz (şadırvan) yer almaktadır. Şadırvana su getiren kanallar ile tahliye kanalları günümüze kadar gelmiştir. Avlunun kuzey batı tarafında, geniş ve derin bir kuyu bulunmaktadır.

Avluya giriş; doğu, batı ve kuzey cephelerindeki kapılardan olmaktadır. Bu kapılardan at nalı kemerli ve Nureddin Mahmud’un h. 570 (m. 1174) tarihli onarımı ile ilgili kitabeli doğu kapısı sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Diğer iki kapının sadece basamakları günümüze ulaşmıştır. Avlunun doğu ve kuzey duvarı dışında yeralan ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün 1976 yılı kazılarında; ortaya çıkartılan tuğla duvarlı küçük hücrelerin, medresenin öğrenci odaları olduğu tahmin edilmektedir.

Avlunun kuzey duvarının doğu kesiminde minare yer almaktadır. Dr. Nurettin Yardımcı’nın ölçümlerine göre 5.20×5.20 m. boyutundaki kare gövdeli minarenin yüksekliği 33.30 m.dir. Bunun 22 m.’lik kısmı düzgün kesme taşlardan, geri kalan kısmı tuğladan inşa edilmiştir. Tuğlalı kısmın h. 508 (m. 1114) ve h. 522 (m. 1128) depremlerinden sonra inşa edilmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Minarenin ahşap merdivenleri günümüze ulaşmamıştır. Merdivenler; Dr. Yardımcı’nın restorasyon çalışmaları sırasında, orijinaline uygun bir biçimde ve çok güzel bir şekilde yeniden yapılmıştır. Üst kısmı yıkılmış olan minarenin şerefesinin ne şekil olduğu konusunda bilgi bulunmamaktadır.

Şanlıurfa: Eyyüp Nebi Peygamber Türbeleri

Eyyüp Nebi Peygamber Türbeleri; Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi, Eyyüp Nebi Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Eyyup Nebi Köyü’nde Eyyup Peygamber, Eyyup Peygamber’in hanımı Rahime Hatun ve Elyesa’ Peygamber’in mezarları bulunmaktadır. Bu köyün 400 yıldan beri Eyyup Nebi Köyü adıyla anıldığı vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Eyyup Nebi Köyü’ndeki peygamber türbeleri yüzyıllardan beri kutsal günlerde ve bayramlarda, yöredeki binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu önemli inanç merkezinde, son yıllarda Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Okutmanlarından Mehmet Oymak’ın danışmanlığında, Turizm Bakanlığı ve Şanlıurfa Valiliği’nce geniş ölçekli bir çevre düzenlemesi ve türbe restorasyonları gerçekleştirilmiş; her üç türbe arasında yaya yollarıyla bağlantı sağlanarak türbeler alanı ihata duvarlarıyla köy yerleşmesinden ayrılmış ve ağaçlandırılmıştır. Eyyup Peygamber türbesinin batı yakınında bulunan ve O’nun otururken yaslandığına inanılan büyük bazalt taş, bu proje içerisinde korumaya alınmıştır.

EYYUP PEYGAMBER TÜRBESİ

Mevcut inanca göre, Yüce Allah, Şanlıurfa’da yaşayan ve çok zengin olan Eyyup Peygamber’i imtihan etmek için önce mallarını ve çocuklarını elinden aldı ve daha sonra kendisine ağır bir hastalık verdi. Tüm bunlara sabır ve şükür gösteren Hz. Eyyup, Cebaril (a.s.)’in getirdiği vahiy gereği ayağını yere vurdu ve yerden su fışkırdı. Bu su ile yıkanan Hz. Eyyup, vücudunu kaplayan yaralardan hemen kurduldu.

Daha sonra içtiği bu kutsal su, içindeki bütün dertlerini de yok etti. Bunun üzerine Allah, Hz. Eyyup’a, hem çocuklarının hem de mallarının iki katını verdi. Bunun için Hz. Eyyup, sabır timsali bir peygamber olarak tanınmaktadır. Eyyup Peygamber’in hastalık çektiği mağara, yıkanarak ve suyundan içerek şifa bulduğu kuyu Şanlıurfa’nın Eyyûbiye Mahallesi’nde bulunmaktadır.

Şanlıurfa’ya 100 km. mesafede, Viranşehir ilçe sınırları içerisindeki Eyyup Nebi Köyü’nde bulunan Eyyup Peygamber’in türbesi, köyün kuzey yönündeki höyüğün güney eteğinde, kendi adıyla anılan caminin doğusundaki mezarlık içerisindedir. Oldukça harap bir durumda olan türbe, son yıllarda Şanlıurfa Valiliği’nce tek kubbeli, beşgözlü revaklı ve revakların üzeri üç kubbe ile örtülü olarak yeniden inşa edilmiştir. H. 1336 (m. 1918) tarihli Diyarbakır Vilâyet Salnâmesi’nde, türbenin kubbesinin çinko ile kaplandığı ve hademesine maaş bağlandığı kayıtlıdır.

RAHİME HATUN TÜRBESİ

Eyyup Peygamber’in ağır hastalığı ve uğradığı musibetler sırasında O’na büyük bir şefkat ve sabırla bakan hanımı Rahime Hatun’un mezarı Eyyup Peygamber türbesinin yaklaşık 500 m. kuzeybatısındadır. Kare planlı, tek kubbeli bu mütevazi mezar anıtı köydeki diğer türbeler gibi, geçtiğimiz yıllarda Şanlıurfa Valiliği’nce restore edilmiştir.

ELYASA PEYGAMBER TÜRBESİ

Yine mevcut inanca göre, Eyyup Peygamberi ziyaret etmek isteyen Elyesa’ Peygamber, uzun yıllar süren zorlu bir yolculuktan sonra O’nun bulunduğu köye ulaşır. Ancak kendisi bunu bilmemektedir. Karşısına insan kılığına girmiş Şeytan çıkar ve Hz. Eyyub’un daha çok uzaklarda olduğunu söyler.

Yaşlı ve yorgun olan, artık yürüyecek mecali kalmayan Elyesa’ Peygamber umutsuzluğa düşer ve Allah’a dua ederek ruhunu almasını diler. Bunun üzerine hemen orada vefat eder ve köy içerisine gömülür. Eyyup Peygamber türbesinin 500 m. güneybatısında yer alan ve oldukça harap bir durumda olan Elyesa’ Peygamber türbesi, Şanlıurfa Valiliği’nce yeniden yaptırılmıştır.

Şanlıurfa: Siverek Kalesi

Siverek Kalesi; Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi, Kale Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Geçmişi Assurlulara dönemine kadar uzanan kale büyük kesme taşlarla inşa edilmiştir. Yerden 30-35 metre yükseklikteki bu kalenin altında, bulunan sığınaklar, kale eteklerinde yapılan evlerin temel kazıları sırasında ortaya çıkan dehlizlerin varlığından anlaşılmıştır.

Siverek, Bizanslıların eline geçtiğinde, kale Arap saldırılarına karşı tamir edilerek tekrar kullanıldı. Kale, daha sonra Osmanlı tarafından da tamir edilmiştir.

Yığma bir tepe üzerine kurulan kale Asurlular tarafından yapılmıştır. Eski Konttopolis(Siverek) şehrini koruma amaçlı yapılan kalenin surları, Roma döneminde sağlamlaştırılmıştır. Tarihçi Batlamyus’a göre; kalenin surları Mezopotamya’dan gelecek Arap akınlarına karşı daha da güçlendirilmiştir.

Şanlıurfa: İnik Mağaraları

İnik Mağaraları; Şanlıurfa’nın Hilvan İlçesi, Höyüklü Garoz ya da Büyük Garoz Köyü sınırları arasında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

İnik Mağaraları görenleri şaşırtacak kadar muhteşem bir güzellikte. Kaya mezarların ve insan yaşam izlerinin yer aldığı mağaralar 3 kattan oluşmaktadır. Yerden yaklaşık olarak 30 metre yükseklikte yer alan mağaralar derin bir vadinin içinde bulunuyor.

Tenha bir yerde bulunan mağaralara varmadan su kuyusu, doğal su kaynağı ve etrafa dağılmış bir şekilde sunaklar bulunuyor.

Mağaraların en üst katında yine yumuşak kayaya eşilmiş su sarnıçları ve sunaklar yer alıyor. Birbirine geçişli olan İnik Mağaraların içinde yerlere ve duvarlara yapılmış ve ne amaçla yapıldığı bilinmeyen ancak zamanın ihtiyacına göre yapıldığı düşünülen ilginç oymalar bulunmakta.

Dünyanın ilk üniversitesi: Harran

Tarih boyunca çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan; ismi, Sümerce ve Akatça “Seyahat-Kervan” anlamındaki “Harran-u” dan gelen Harran, tarihteki ilk üniversiteye ev sahipliği yapmıştır.

İlk Çağ’dan beri varlığı bilinen ve miladi 718-913 tarihleri arasında (İslâmi dönem) bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan Harran Okulu’nun (Üniversite) İslâm öncesi ve İslâmi dönemdeki yeri, bugünkü kalıntılar arasında tespit edilememiştir. Halk arasında ve kaynaklara dayanmayan bazı yayınlarda büyük bir yanlışlıkla Emevi dönemine ait Ulu Cami’nin kalıntıları Üniversitesi olarak gösterilmekte ve caminin minaresi rasat kulesi olarak tanıtılmaktadır.

Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1976 yılı kazılarında, caminin doğu ve kuzey cephelerinde bitişik olarak ortaya çıkan küçük hücrelerin İslâmi dönem üniversitesinde (medrese) ait olduğu tahmin edilmektedir. Devam etmekte olan kazılardan elde edilecek bulgular, bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır.

ULU CAMİİ

Tarihi Harran Üniversitesi’nin kuruluşu hakkında elimizde yeterli kaynak bulunmamaktadır. Assur ve Babil dönemlerinden (M.Ö. II. bin) İslâmi döneme kadar (M.S. VII. yy) devam eden ve gezegenleri temsil eden gelişmiş bir Tanrılar Kültü’nün Harran’da yaşamış olması, M.Ö. II. binde buradan astronomi biliminin ileri bir düzeyde olduğunu göstermekte ve bu bilimin ancak bir okulda sistematik bir şekilde öğretilmiş olabileceğini akla getirmektedir. Bu görüşe dayanarak, Harran Okulu’nun temellerinin Assur ve Babil dönemlerinde atıldığını söylemek mümkündür.

M.S. II. ve III. yüzyıllarda Antik dünyanın eğitim merkezi sayılan İskenderiye ve Atina okullarından ikincisinin 529 yılında Justinianus tarafından kapatılması üzerine, bu okulun hocalarının Roma-İran arasında yer alan Elcezire bölgesindeki okullara dağıldıkları ve bu hocalardan Simplicius’un Harran’da kalarak Harran Okulu’na çeki düzen verdiği bilinmektedir. Ancak Harran Okulu’nun bu tarihten önceki durumu ve alimleri hakkındaki bilgiler henüz karanlıktadır.

ULU CAMİİ

Ömer b. Abdülaziz’in 634-644 yılları arasındaki halifeliği döneminde, Antakya ve Harran okulları ilmi araştırmaların merkezi yapılmıştır. M.S. 718 yılında İskenderiye Okulu da kapatılınca, buradaki hocalar Antakya ve Harran okullarına gitmişlerdir. Emeviler devrinde (660-750) Elcezire bölgesindeki okullar ve bilhassa Harran Okulu, büyük bir gelişme göstermiş ve VII. yüzyılın ortaları ile VIII. yüzyılın ilk yarısında Harran’da çeviri çalışmaları hızlanmıştır.

Bu dönemde Harran Okulu’nda Paganist, Sabii, Hıristiyan ve Müslüman alimler rahat bir ortamda serbestçe çalışıyorlar ve ilkçağ Yunan aydınlarının çoğu Anadolu’da bulunan eski yazmalarını ve Süryani yazmalarını Arapça’ya çeviriyorlardı. Bu çeviriler arasında ilkçağ bilgin ve bilgelerinden Öklid, Thales, Pisagor ve Arşimed’in eserleri de yer alıyordu.

Bilindiği kadarıyla düşünce ve bilim tarihinde önemli bir dönemi ve evreyi teşkil eden İskenderiye’den Harran’a uzanan öğretim merkezleri zinciri içerisinde öncelik İskenderiye’ye aitti. Öğretim merkezi olma durumu İskenderiye’den Antakya’ya, oradan Harran’a, Harran’dan Bağdat’a geçmiştir. Harran Okulu’nda yetişmiş alimlerle ilgili bilgiler, VIII. yüzyıldan itibaren bize ulaşmakta, daha öncekiler hakkında yeterli kaynak bulunmamaktadır.

 

Şanlıurfa: Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi

Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi; Şanlıurfa’nın Halfeti İlçesi, Gürkuyu Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır.

Gürkuyu Köyü’ne şehir içi ulaşım araçlarıyla, oradan da Kilisenin bulunduğu alana yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Kilisenin günümüze ulaşan bölümü incelendiğinde, yapının düzgün kesme taştan inşaa edildiği görülmektedir. Kilisenin duvar taşları zamanla sökülerek tahrip edilmiş durumda.

Gerekli restorasyon çalışmaları yapıldığı taktirde ilçenin tarih ve inanç turizmi için son derece önemli olabilecek bu yapı, 5. yüzyılda (Bizans döneminde) yapıldığı tahmin edilmektedir.

Gürkuyu (Nuhrut) Kilisesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak koruma altına alınmıştır.

Şanlıurfa: Birecik Kalesi

Birecik Kalesi; Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi, Hoca Şerif Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Birecik Kalesi Asurlar zamanında yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımdan geçmiştir. Büyük kesme taşlardan yapılmış yüksekliği 30-40 m’ yi bulan duvarları üstünde 12 burç bulunmaktadır. Kalenin ilk inşa tarihi hakkında farklı görüşler vardır.

Üzerinde inşa edildiği beyaz kalker tepeden dolayı Beyaz Kale (Kal’etül Beyza/ Beyda) denilen yapı 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Birecik kalesi Romalılar,(MÖ.30- MS 395) Franklar(MS 1098- 1150) ve Memlükler Dönemi (1277-1484) olmak üzere üç defa onarım görmüştür.

Birecik ilçe merkezini çevreleyen surlar, büyük bir tahribata uğramış, günümüze ancak bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısıyla gelebilmiştir.

Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen surların iki kapısı, bir burcu ve bir duvarında kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelere dayanarak 1483 yılına, Memlüklü Dönemine tarihlenmektedir. Bağlar Kapısı ve Meydan Kapısı olarak da bilinen Birecik Surları’nın günümüzde ayakta kalan iki kapısı bulunmaktadır. Bunlar Urfa Kapı ve Meçan Kapıdır.

Şanlıurfa: Mağara Camii

Mağara Camii; Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Caminin inşaa kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Yöre halkı tarafından kilise olduğu söylenen yapı, daha sonra bilinmeyen bir tarihte camiye dönüştürülmüştür.

Aynı dönemde caminin kuzey cephesinde yapıdan bağımsız minare eklenmiştir. Mağara Camii’nin kuzeyine minarenin güneyine Yeni Mağara Camii inşaa edilmiştir.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2019 yılında restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları tamamlanan ‘Mağara Camii’ ziyaretçilerini bekliyor.

Şanlıurfa: Birecik Köprüsü

Birecik Köprüsü; Şanlıurfa’nın Birecik İlçe Merkezi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Fırat Nehri üzerinde olup Şanlıurfa-Gaziantep yolunu bağlamaktadır. 10 Nisan 1956 tarihinde ulaşıma açılmıştır. Uzunluğu 720 metredir.

Daimi su üzerinde bulunan ve 57 metre açıklığında 5 kemeri, sağ kıyıda 26′ şar metre aralıklı 14 düz ayağı mevcut olan köprünün yapımında 44 bin ton çimento, 921 ton demir kullanılmıştır.

Cumhuriyet döneminin ilk ve en önemli bayındırlık eseri olması nediniyle Şanlıurfa Kültür ve Tabiat varlıkları Koruma Kurulu tarafından “Korunması gerekli Kültür Varlığı” olarak tescil edilmiştir.