Salgın Döneminde Çocuklara Karşı İşlenen Cinsel Suçlar Arttı

İzmir Barosu, çocukların maruz kaldığı cinsel suçlara ilişkin 2020-2021 verilerini açıkladı. Buna göre 2021’de bir önceki yıla göre kent genelinde cinsel suç mağduru çocukların sayısı arttı. 1 Ocak 2020-31 Aralık 2021 tarihleri arasını kapsayan verilere göre, kent genelinde ‘çocuğun cinsel istismarı suçu’ 1078’den 1874’e, ‘reşit olmayanla cinsel ilişki suçu’ 336’dan 340’a, ‘cinsel taciz suçu’ 336’dan 359’a çıktı. Veriler, cinsel suç̧ mağduru çocuklar için Baro tarafından yapılan zorunlu avukat görevlendirmelerinin sayısından derlendi.

Verileri derleyen İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden Avukat Zerrin Şenyıl Kale, Corona virüsü salgınında kısıtlamalar nedeniyle eve kapanmanın çocuklara karşı işlenen cinsel suçların artışına neden olduğunu kaydetti. VOA Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Kale, “Ev içi ortamlar çocuklar için her zaman güvenli olamıyor. (Salgında) çocuklar destek mekanizmalarına ulaşamadılar. Özellikle İzmir ilimizde rehber öğretmenlerimizin bu konudaki rolü çok büyük. Çocuklar genelde ya arkadaşlarına ya öğretmenlerine ya da ailede çok güvendikleri birine bunu anlatabiliyorlar. Çünkü cinsel istismarı dile getirmek çok zor bir olay. Rehber öğretmenlerimiz bu konuda eğitimli. Okulda farklı nedenlerle öğretmenlerine başvuran çocuklar konuştuklarında öğretmenler bunu açığa çıkarabiliyor. Öğretmenlerin bildirim yükümlülüğü var. Corona’da bu da mümkün olmadı. Okulların kapalı kalması, kısıtlamalar, çocukların sokağa çıkamaması yüzünden çocuklara erişmekle yükümlü olan kişiler de çocuklara erişemedi. Çocuklar sağlık ve eğitim hakkından mahrum kaldı. Bunlar beraberinde aile içi ve yakın çevreden gördükleri, maruz kaldıkları istismar sayılarını artırdı” dedi.

“Ne yazık ki devletin böyle bir veri tabanı yok”

Devletin bu kapsamdaki suç verilerini toplamadığı için bu sayıların en az olduğuna dikkat çeken Kale, “Gerçekten de bu istatistikler bize durumun son derece vahim olduğunu ortaya koydu. Bu sadece İzmir iline özgü bir istatistik. Neredeyse iki katına çıkan bir sayı sözkonusu. Ne yazık ki devletin böyle bir veri tabanı yok. Çocuklara yönelik şiddet suçlarıyla ilgili olarak ulusal bir veri tabanı oluşturulması gerekiyor. Böyle bir veri tabanı olmadığı için de olayın vahameti anlaşılamıyor” dedi.

Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin bu suçlar kapsamında veri toplanmasını zorunlu kıldığını dile getiren Kale, “Aslında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Lanzarote Sözleşmesi gibi tarafı olduğumuz bütün uluslararası sözleşmeler ve bunların ek protokolleri devlete bu konuda veri toplama yükümlülüğü yüklemektedir. Ancak ne yazık ki biz 2017’den beri bu konuda sağlıklı verilere ulaşamıyoruz” sözlerini kullandı. Kale, çocuklara karşı cinsel suçları önlemek için ulusal eylem planı oluşturulabilmesi amacıyla ülke genelinde bu verilerin mutlaka çıkarılması gerektiğini de söyledi.

“Gerek jandarma gerek emniyet kendi içinde bir suç tanımlaması yapıyor”

Adalet Bakanlığı’nın en son 2020 yılına ait açıkladığı Adalet İstatistikleri ’ne göre, 2020 yılında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) cinsel dokunulmazlığa karşı suçları hüküm altına alan maddelerinden TCK ve özel kanunlar uyarınca ceza mahkemelerine acılan davalarda işlenen suç sayısı toplamda 40 bin 819. Bu sayı hem çocuklara hem de yetişkinlere karşı işlenen cinsel suçları kapsıyor. İstatistiklerde çocukların cinsel istismarı suçu 17 bin 948, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu 1211 ve yetişkinleri de kapsayan cinsel taciz suçu 14 bin 107 kez işlenmiş görünüyor. Ancak Kale, Bakanlığın sanıklara ait uyruk, yaş grubu ve cinsiyete göre kamuoyuyla paylaştığı bu istatistikler üzerinden, işlenen suçların ne kadarının kovuşturma aşamasına yansıdığını ne kadarının soruşturma aşamasında kaldığının bilinemediğini belirtti.

Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlara devlet kurumlarının yaklaşımında da sıkıntı olduğu için verilere yansımadığını söyleyen Kale, “Gerek Jandarma Genel Komutanlığı gerek Emniyet Müdürlüğü kendi içinde bir suç tanımlaması yapıyor. Örneğin ‘aile düzenine karşı suçlar’ diyor. Aile düzenine karşı suçların aslında altında yatan çocuğun cinsel istismarı da olabiliyor. Örneğin İzmir’de zorla evlendirilmek istenen bir kız çocuğu 2017’de emniyet birimlerine başvurmuştu. Ama sonuçta o anne baba, aile düzenine karşı suçlar bölümünde yer alan ‘aile yükümlülüğünü yerine getirmemek’ suçundan ceza aldı. Biz erken yaşta zorla evlendirmelerin bir cinsel istismar olduğunu biliyoruz. Yani eğer bu çocuk güvenlik birimlerine başvurmamış olsaydı, bu çocuk cinsel istismara maruz bırakılmış olacaktı” dedi.

“Koruyucu, önleyici mekanizmalar kurulması bizim için ivedi”

Çocuklara yönelik cinsel istismar suçunun bir şiddet suçu olduğunu söyleyen Kale, “Aslında cinsel istismar küresel bir sorun ama önlenebilir bir toplumsal sorun. Bunun temelinde şiddetin olduğunu gözden uzak tutmamamız gerekiyor. Hak temelli politikalar geliştirilmemesi bunun artış nedenlerinden birisi. Toplumdaki yanlış çocuk algısı yani çocuklarla yetişkinler arasında hiyerarşiye ve güce dayalı bir ilişki kurulmuş olması, çocukların katılma haklarına saygı duyulmaması bunun nedenlerinden bazıları. Çocukların fikri sorulmuyor. Çocukların susması bekleniyor, itaat etmesi bekleniyor. Bu anlamda, yapılan çalışmalar, cinsel istismarın yüzde 70’inin, çocukların yakın çevresinden, güvendiği kişilerden geldiğini ortaya çıkarıyor. Çocukların güven ilişkisi duyduğu kişiler tarafından istismara maruz bırakılması, söyleyememelerine de yol açıyor” diye konuştu.

Türkiye’nin cinsel istismar suçunda dünyada üçüncü sırada geldiğini öne süren Kale, cinsel istismarın yaşanmadan önlenebilmesi için koruyucu mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kale, “Koruyucu, önleyici mekanizmalar kurulması, harekete geçirilmesi bizim için ivedi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Lanzarote Sözleşmesi zaten bunu önceler. Öncelikle koruma ve önleme. Bunun için çok etkin mekanizmaların kurulması gerekiyor. Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın koordineli bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Örneğin mahallelerde çocukların kolay erişebildikleri sosyal destek birimleri, başvuru mekanizmaları kurulabilir. Bu hiç zor değil. Oralarda psikologlar görevlendirilebilir” dedi.

Çocuk Bakanlığı kurulması için çağrıda bulunan Kale, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yeterli olmadığını söyledi. Çocukların ulaşabileceği acil çağrı hattı kurulması gerektiğini de belirten Kale, siber zorbalığa karşı ise Türkiye’de henüz mevzuat oluşturulmadığını kaydederek bir an önce harekete geçilmesini istedi.

“Sorun mevzuatta değil uygulamada”

Türkiye’de yargı aşamasında ise sorunun mevzuatta değil uygulamada olduğunun altını çizen Kale, “Aslında yasalarımız çok iyi, yasalarımızda sorun yok. Yargı aşamasında soruşturmanın etkin sürdürülememesi, mevzuata uygun bir şekilde çocukların lehine delillerin toplanmaması sıkıntı. Yani orada sanık odaklı hareket ediliyor ne yazık ki. Çocuk adalet sisteminde çocuk odaklı hareket etmek zorundayız. Cezasızlık politikası ne yazık ki Türkiye’de son yıllarda kamu vicdanını yaralayan bir hale dönüşmüş durumda. Özelikle bu aflarla, sık sık dile getirilen infaz yasalarıyla ve iyi hal indirimleriyle çeşitli şekillerde cezalarda indirim sağlanıyor. ‘Nasıl olsa, yargılama sonucunda çok az bir cezaya mahkum oldu. Ben söylesem ne olacak?’ denmesini de beraberinde getiriyor” dedi.

Bu suçlar kapsamında yargılama sırasında çocuklara yönelik koruma politikalarının olmadığını da sözlerine ekleyen Kale, “Çocukların cinsel istismarı soruşturma ve kovuşturma aşamasına girdiği andan itibaren korumanın başlaması gerekiyor” dedi. Kale, bu konudaki haberlerde çocuğun kimliğinin hiçbir şekilde açığa çıkarılmaması ve fail odaklı habercilik yapılması için medya kuruluşlarını da uyardı.

(Kaynak: Amerika’nın Sesi)

Salgın (pandemi) nedir? Yakın zamandaki salgınlar

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), salgını (pandemi) “yeni bir hastalığın dünya çapında yayılması” olarak tanımlar. Yeni bir hastalık ortaya çıktığında, çoğumuz onunla savaşacak doğal bağışıklığa sahip değilizdir. Bu, hastalığın insanlar arasında bazen yavaş bazen hızlı bir şekilde yayılmasına neden olabilir.

Genellikle veba, grip veya ebola gibi bulaşıcı hastalıkları ifade etmekle birlikte, kanser, obezite ve hatta bağımlılık gibi diğer sağlık koşullarına atıfta bulunmak için de kullanılır. DSÖ, yeni bir pandeminin ortaya çıkışını duyurmaktan sorumludur.

Pandeminin aşamaları;

  • 1. aşama; Hayvan popülasyonları arasında dolaşan virüslerin insanlara bulaştığı gösterilmemiştir. Tehdit olarak kabul edilmezler ve çok az salgın riski vardır
  • 2. aşama; Hayvan popülasyonları arasında dolaşan yeni bir hayvan virüsünün insanlara bulaştığı gösterilmiştir. Bu yeni virüs bir tehdit olarak kabul ediliyor ve potansiyel bir pandemi riskini işaret ediyor
  • 3. aşama; Hayvan virüsü, hayvandan insana bulaşma yoluyla belirli bir insan popülasyonunda hastalığa neden olmuştur. Bununla birlikte, insandan insana bulaşma riski çok düşüktür. Bu, virüsün insanları riske attığı, ancak bir pandemiye neden olma ihtimalinin düşük olduğu anlamına gelir
  • 4. aşama; Yeni virüsün, geniş çaplı bir salgınlarına yol açmaya yetecek kadar insana bulaşmıştır. İnsanlar arasında bu tür bir bulaşma, yüksek bir pandemi gelişme riskine işaret ediyor
  • 5. aşama; Yeni virüsün en az iki ülkede bulaşması olmuştur. Yeni virüsten yalnızca iki ülke etkilenmiş olsa da küresel bir pandemi kaçınılmazdır
  • 6. aşama; Yeni virüs, DSÖ bölgesi içinde en az bir ek ülkede bulaşmıştır. Bu, pandemi aşaması olarak bilinir ve şu anda küresel bir pandeminin meydana geldiğine işaret eder

Aşamalardanda anlaşılacağı gibi, pandemiler büyüme hızıyla değil, hastalığın yayılmasıyla tanımlanır. Bununla birlikte, bir pandeminin yayılma oranını anlamak sağlık görevlilerinin salgına hazırlanmasına yardımcı olabilir.

Halk sağlığı yetkilileri bir hastalığın ne kadar hızlı yayıldığını bildiğinde, bu yayılmayı yavaşlatmak için ne kadar hızlı hareket etmemiz gerektiğini belirlemelerine yardımcı olabilir.

Yakın zamandaki salgın hastalıklar;

1918’den beri COVID-19 gibi yedi önemli salgın yaşadık. Bu salgınların hepsinin bir şekilde insan nüfusu üzerinde ciddi etkileri oldu.

1918 grip salgını (H1N1 virüsü) (1918-1920); 1918’deki grip salgını, dünya çapında 50 ila 100 milyon insan hayatını kaybetti. “İspanyol Gribi” olarak ta bilinen H1N1 virüsü kuşlardan insanlara sıçradı. Virüs, daha çok 5 yaş ve altı, 20 ila 40 ve 65 yaş ve üstü insanları etkiledi.

1957 grip salgını (H2N2 virüsü) (1957–1958); 1957’deki grip salgını, dünya genelinde kabaca kabaca 1,1 milyon can aldı. Kuşlardan insanlara yayılan bir H2N2 virüsünden kaynaklandı. Vakaların çoğu küçük çocuklar ve gençler olmasına rağmen 5 ile 39 yaş aralığındaki kişileri etkiledi

1968 grip salgını (H3N2 virüsü) (1968–1969); 1968’deki grip salgınında dünya çapında 1 milyon insan hayatını kaybetti. “Hong Kong Gribi” olarak ta adlandırılan H3N2 virüsü, daha çok yaşlıları etkiledi.

SARS-CoV (2002–2003); 2002’deki SARS koronavirüs salgını, dünya çapında 770’den fazla kişinin hayatını alan viral bir pnömoni salgınıydı. SARS salgını, bulaşma kaynağı bilinmeyen yeni bir tür koronavirüsten kaynaklandı. Salgın Çin’de başladı ancak dünyada geneline yayıldı.

Domuz Gribi (H1N1pdm09 virüsü) (2009); 2009’daki Domuz Gribi salgını, ölümlere neden olan bir sonraki grip salgınıydı. Dünya genelinde 151.700 ile 575.400 arasında insan yaşamını yitirdi. 60 yaş ve üstü kişilerin bir kısmının, önceki grip salgınlarından bu virüse karşı antikorlara sahip olduğu keşfedildi. Bu, çocuklarda ve genç yetişkinlerde daha yüksek bir enfeksiyon yüzdesine yol açtı.

MERS-CoV (2012–2013); 2012’deki MERS koronavirüsü, ciddi solunum yolu hastalığı ile karakterize edilen bir hastalığa neden oldu. Başta Arap Yarımadası olmak üzere 858 kişinin hayatına mal oldu. MERS salgını, önceki koronavirüs salgınından çok daha yüksek bir ölüm oranına sahipti.

Ebola (2014–2016);  2014’deki Ebola salgını, dünya genelinde 11,300 kişinin hayatına mal oldu. Salgın özellikle Batı Afrika’da etkili oldu.

COVID-19 (SARS-CoV-2); COVID-19 salgını viral bir salgındır. Bu, daha önce bilinmeyen bir koronavirüs olan SARS-CoV-2’nin neden olduğu yeni bir hastalıktır.