Rüştü Onur Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Ağustos 1920 yılında Zonguldak’ın Devrek İlçesinde dünyaya gelen Rüştü Onur, 2 Aralık 1942 yılında hayatını kaybetti. Rüştü Onur, ilkokulu Devrek’te bitirdi. Kastamonu’da başladığı ortaöğrenimini Zonguldak’ta tamamladı. Daha sonra yakın arkadaş ve yazgıdaş olacağı Muzaffer Tayyip Uslu ve Kemal Uluser ile bu sırada tanıştı.

Haber Merkezi / Hayatını çok erken yaşta kaybetmesine sebep olan verem hastalığına bu sıralarda, 1938 yılında yakalandı. Bu yüzden öğrenimine bir yıl ara vermek zorunda kaldı. 1939’da okula döndü ise de okuldan uzak geçirdiği bir yılda yaşadığı rahatlık onu öğrencilikten soğuttu ve lise öğrenimini bıraktı. Aynı yıl Zonguldak’ta Maliye Varidat (Gelirler) Müdürlüğünde aday memur olarak çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra hastalığı nüksetti.

1941’de üç ay boyunca Zonguldak’ta hastanede yattı. Başvurusuna uzun süre cevap beklediği İstanbul Heybeliada Sanatoryumundan gelen kabul yazısıyla birlikte İstanbul’a gitti. Aralık 1941-Şubat 1942 arasında üç ay tedavi görüp iyileşti; öyle ki, bu sürede yedi kilo aldı. Taburcu olduktan sonra Zonguldak’a döndü. Dönüş yolunda, gemide Mediha Sessiz adlı tifo hastası bir genç kızla tanıştı. Zonguldak’ta, Eti Kömür Şirketinde muhasebeci olarak çalışmaya başladı.

Karabük’te memur olarak görevli Mediha ile mektuplaşmaya başlayan Rüştü Onur, genç kıza âşık oldu. 1942 Nisan’ının ilk günlerinde yeniden hastalandı. Dört ay sanatoryumda yattı ve 14 Temmuz 1942’de taburcu oldu. 5 Ağustos 1942 tarihinde nişanlandılar. Mediha aynı ay İstanbul’a gitti. Rüştü Onur da kısa bir süre sonra İstanbul’a giderek nişanlısının ailesiyle birlikte yaşadığı Beşiktaş Şair Leyla Sokağı’ndaki eve yerleşti. Aynı sokakta sebze satarak geçimini sağladı. 15 Ekim 1942’de evlendi. Bu tarihten yirmi yedi gün sonra Mediha Onur vefat etti. Eşinin ölümü Rüştü Onur’u çok sarstı. Sürekli içmeye başladı. 2 Aralık 1942’nin ilk saatlerinde ciğerlerinden gelen kanla boğularak öldü. Ortaköy Mezarlığında yatan eşinin yanına defnedildi.

Rüştü Onur, 1937 yılında Ankara’da başlayan Garip hareketinin izleyicileri arasında yer almaktadır. Şair, 22 yıllık ömrünün sadece üç yılında (1939-1942) toplam 72 şiir kaleme almıştır. İlk ürünleri, günlük konuşma dilinin söz dağarcığıyla, kısa, kafiyeyi dışlamayan şiirlerdir. Ayrıca bu ilk örneklerin kimisi hece vezniyle kaleme alınmıştır. Dolayısıyla, Rüştü Onur’un ilk şiirlerinde, dönemin başat biçim ögeleriyle yeni başlamış olan Garip şiirinin biçim ögelerini birleştiren bir anlayış hâkimdir.

1940 yılından itibaren hece veznini ve kafiyeyi bırakıp tamamen Garip şiirinin kapsamına katıldı. Gündelik yaşamın küçük duygularını, anlarını, insanlarını bu serbest şiirin temel içerik ögesi olarak işledi. Mediha’ya yazdığı bir mektubundaki “Ne felsefeden ne ruhiyattan anlarım. Yalnız kelimeleri yan yana getirip bir şeyler yaratmakta belki hünerim vardır.” (Mektubun Avcumda, 123) sözleri, onun şiire biçtiği biçim ve içerik yalınlığının sembolü konumundadır. Zonguldak’ta yaşamakla birlikte ismini İstanbul’da da duyurdu. Şiirleri Gündüz, Varlık, Ses, Yeni İnsanlık, Servetifünun gibi dönemin önemli dergilerinde yayımlandı. Şiirlerini sağlığında bir kitapta toplayamadı. Bütün şiirleri ilk kez 1956 yılında Salah Birsel tarafından kitaplaştırıldı. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)